Adana Karaisalı

Adana Karaisalı

Bayrampaşa kervansarayı, Kapıkaya kanyonu ve Alman köprüsü gibi tarihi özellik taşıyan yerler ile öne çıkan bir yöredir. Özellikle Varda (Alman) köprüsü görülmeye değerdir. 

ULAŞIM

İl merkezine 47 km. uzaklıktadır. Denizden ise 93 km uzaklıktadır. 

Adana Karaisalı

GENEL

Seyhan nehri ilçenin doğu sınırını oluşturur. Deniz seviyesinden yükseklik 241 metredir. Engebeli arazinin bittiği, Toros dağlarının başladığı yerde kurulmuştur. Ovaya tepeden bakan, engebe ile dağ arasında köprü vazifesi gören bir yerleşim yeridir. Akdeniz iklimi özellikleri görülür, buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Özellikle yaz mevsiminde hava sıcak ve nemlidir. 

Adana Karaisalı

TARİHİ

Tarihi, Roma dönemine kadar uzanan ilçenin, o dönemdeki adı: Midilli’dir. Midilli olarak isimlendirilen şehrin kalıntıları, Karaisalı’nın güneyindedir. Midilli şehrinde, bir zamanlar 70 bin kişinin yaşadığı biliniyor. 

Selçuklular yöreyi ele geçirdikten sonra, şehrin adı “Çecenli” olur. İlçenin günümüzdeki ismi, Ramazanoğullarından Kara İsa Beye atfen verilmiştir. 1360 yılında Adana, Ramazan Bey tarafından ele geçirildi. Ramazan Bey’in en sadık adamları: Kusun, Kara İsa, Özer, Gündü, Kuştemur idi. 

Kara İsa Bey: Annahşa kalesini çok zorlu bir mücadeleden sonra ele geçirdi, Midilli kasabasını kışlık yurt yeri yaptı. Kızıldağ ve civarını ise yayla yeri olarak kullandı. Karaisalı, 1835 yılında kaza oldu. 

Karaisalı, Adana’nın işgal görmemiş tek ilçesidir. Kurtuluş savaşı öncesinde işgalden kaçanlar, burada toplanmıştır. O yıllarda yani 1 Nisan 1920 tarihinde, bizzat, Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle, Milli Mücadele, buradan başlatılmıştır.

 

GEZİLECEK YERLER

Adana Karaisalı Milvan Kalesi

MİLVAN KALESİ

Karakılıç köyü yakınlarında bulunmaktadır. Çakıt nehri kıyısında, dağlara arkasını vermiştir. Önünden, kervan yolu geçer. Roma dönemine aittir. Karaisalı yöresinde, Adana Valisi Mustafa Paşa’nın Menemenci aşiretinden “haraç alma” isteğinden dolayı, 1815 yılında, Milvan kale’de, 7 ay süren savaş çıktı. Menemenci aşiret beyleri, Vali’ye haraç vermedi ve kendilerini savundular. Menemenci’nin önde gelen kavgacıları, kale eteklerinde çok sayıda, Osmanlı askerini öldürdü.

Adana Karaisalı Kesire Hanı

KESİRE HANI

Altınova köyü yakınlarındaki tarihi ipek yolu üzerinde bulunmaktadır. Bayrampaşa kervansarayı olarak da anılır. Çakıt ırmağının kıyısında ve bahar mevsimiyle birlikte boy atarak yeşeren buğday tarlalarının arasında görülen duvarları ile, kare şeklini andıran tarihi yapıya bakanlar, onun için “Kesrik Han” ismini vermişlerdir. Eski İran hükümdarlarından Kisra’nın ismine atfen yaptırılan muhteşem bir anıtsal yapı olduğu düşünülüyor.

Ancak: tarihi han’ın adı “Bayrampaşa Kervansarayı” veya belgelerdeki ismiyle “Çakıt Hanı” dır. Osmanlı Padişahı, 4.Murat; İran’a hükmeden Sefavi hükümdarlarının, Osmanlıya bağlı Bağdat şehrini ele geçirmeleri üzerine, sefere karar verir. İstanbul’dan yola çıkan ordunun, Eskişehir-Konya üzerinden, Toros geçitlerine varması ve oradan da Gülek Boğazını aşarak, Adana’ya ulaşması sırasında, konaklama yerlerine ihtiyaç duyulur.

Karaisalı sınırları içinde kalan, Çakıt suyu kıyısındaki araziye, ordunun konaklaması için: bölgedeki ustalardan ve Çakıt çevresindeki taş, toprak ve kereste gibi malzemeden yararlanarak kervansaray yaptırılmasına başlanır. Osmanlı ordusu, menzillerde dura-kalka, Gülek Boğazına ulaşır. Daha sonra ise, yeni yaptırılan kervansaraya ulaşılır.

Adana Karaisalı Kesire Hanı

 

Sadrazam Bayram Paşa, kendi servetini de ortaya koyarak, 1637 yılında kervansarayı tamamlattırır. Hatta, Sadrazam Bayram Paşa’nın servetinden “artan” yani “kesret bulan” kısmını harcayarak bu hanı yaptırması nedeniyle, hanın isminin “Kesiri” veya “Kesrik Han” olduğu da söylenir. 

Ordu, kervansarayda durakladıktan sonra, oradan ayrılarak Çukurova’ya ve Adana’ya ulaşır. Bayram Paşa’da, Padişah ile birlikte sefere katılmaktadır. Ancak: Urfa yakınlarında Colab mevkiinde 1638 yılında vefat eder. 

Bu arada dikkat çekici bir husus var. Uydu görüntüleri, kervansarayın matematikteki kesir şekline uygun olarak kare veya dikdörtgen olarak yapıldığını göstermektedir. Kesir görünümünden dolayı da bu isim verilmiştir.

Zaman içinde, Bayrampaşa kervansarayına: hac ve tüccar kervanları uğrar. 1638 yılından 1912 yılına kadar 274 yıl han birçok yolcuya hizmet eder. Ancak; 1.Dünya Savaşı öncesinde, Gülek Boğazına uzanan şose/toprak yolun açılması ve yine aynı yıllarda, Almanların Toros tünellerinin yapımına başlaması sonucu, kervan devri de sona erer ve Bayrampaşa kervansarayı, terk edilir, kendi haline bırakılır. Taşları sökülür, ev yapımında kullanılır. O kadar görkemli bir bina idi ki, ne kadar taş alınırsa alınsın, bitecek gibi değildi.

Şimdi, yolunuz, Karaisalı sınırları içinde kalan Çakıt suyunun geçtiği, Altınova köyüne uğrarsa; birden bire, karşınıza çıkacak olan bir zamanların Bayrampaşa kervansarayının, ayakta kalma savaşı veren haline bakarak, burada bir tarihin yaşandığını düşünebilirsiniz. Bence buralara yolunuz düşerse, mutlaka burayı, bu hanı ziyaret edin.

Adana Karaisalı Keçi Kalesi

KEÇİ KALESİ

İlçenin, 40 km. kuzeydoğusunda, Etekli köyünde bulunmaktadır. Adana’dan buraya ulaşım yaklaşık 1.5 saat sürer. Etekli köyünden 7 km yürüyüş ve ardından zorlu bir tırmanıştan sonra önce Tereli Yaylası ve ardından Keçi kalesine çıkılır. Kale, Tereli yaylasından 4 km uzaktadır. 

Evet, kaleye çıkmak oldukça zordur, uzun bir tırmanış gerektirir. Bu yüzden, yaklaşık 3 saatlik bir tırmanış gerektiren kaleye çıkmadan önce, mutlaka iyi düşünün, genellikle profesyonel dağcıların çıkabileceği kadar zor bir parkur var. Kaleyi Romalıların yaptığı tahmin edilmektedir.

Çevresinde zindan, yanık kale ve tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Kaleye çıkarken ve kalenin içinde serbestçe dolaşan, yabani keçiler görülüyor. Bu kadar sarp ve yüksek bir kayalığın üstüne, kayalar düzgün işlenerek nasıl sur duvarları yapıldığı hayret uyandırıyor. Kaleye çıktığınızda, her tarafın delik-deşik olduğunu göreceksiniz, çünkü her yerde define aranmış, kazılmış, öylece bırakılmıştır. Hatta, kalede 40 deve yükü altın bulunduğu şeklinde saçma sapan bir rivayet te vardır. 

Adana Karaisalı Keçi Kalesi

Kalenin önündeki düzlükte bulunan kuyunun, Kapuzdan akan akarsuya kadar indiğine inanılmaktadır. Hatta bu kuyunun: Keçi kalesinin aşağısındaki akarsuyun kenarında ve Barakdağı Köyü tarafından bulunan Yanıkkale ile yer altından bağlantılı bir yol olarak da kullanıldığı söylenir.

Evet birçok benzeri yerde olduğu gibi, burada da Keçi kalesi hakkında, niye buraya keçi isminin verildiği hakkında çeşitli efsaneler var. İşte bunlardan bir kaçı:

Bir gün düşman, kaleye saldırmaya karar verir. Kalenin çevresi kuşatılır, askerler gündüzleri saldırı düzenleyip geceleri beklerler. Bir zaman sonra, kaledeki halkın erzakları azalır ve bir gece keçilerin boynuzlarına mumlar ve kandiller bağlayıp kale dışına salarlar. Bütün sürüyü doğruca kuşatan düşman askerleri karargahına sürerler ve düşman bozguna uğrayarak bölgeden kaçar.

Bir zamanlar Selçuk yöresinde yaşayan bir kral vardır. Bu kral karısı ölünce bütün sevgisini kızına yöneltir. Onu korumak için, bulduğu en yüksek tepeye bir kale yaptırır ve kızı ile birlikte o kaleye yerleşir. Ancak civardaki düzlüklerde koyunlarını otlatan bir çoban, kralın kızını hiç görmemiş olmasına rağmen ona aşık olur, ona ulaşmanın yollarını arar.

Bir gün, gölgesinde oturduğu ağaca bir güvercin konar. Çoban, güvercinle arkadaş olur, güvercin çobana yardım etmeyi kabul eder ve çobanın kral kızına yazdığı mektubu, kral kızına taşır. Kız, penceresine konan güvercini görünce çok sevinir ve mektubu görüp okur.

Çobanı hiç tanımamasına rağmen yazdıklarından etkilenir ve ona aşık olur. Uzun süre böyle mektuplaşırlar, sonra çobanın aklına bir fikir gelir, sürüsündeki keçilerin tepelerine mum yerleştirir ve sürüsünü kaleye doğru sürer, kaleyi koruyan askerler kendilerine doğru yaklaşan kalabalığı görünce, korkup kaçarlar ve çoban, kral kızına kavuşur.

 

YANIK KALE

Barakdağı ve Keçi kalesi arasında kalan vadi içindeki bu kale, Roma döneminde yapılmış bir gözetleme kalesidir. Hakkında ayrıntılı bilgi yoktur ve kaderine terk edilmiştir. Buraya gitmek isterseniz: 15 kilometrelik bir doğa yürüyüşü yapmak gerekiyor. Bu doğa yürüyüşü Fındıklı mevkiinden başlar, Eğlence ırmağından su geçişleriyle devam eder ve vadi dibinde inşa edilmiş Yanık kaleye ulaşılır.

Adana Karaisalı Varda (Alman) köprüsü

VARDA (ALMAN) KÖPRÜSÜ

Hacıkırı Kiralan köyü yakınlarındadır. Hacıkırı istasyonu ile Karaisalı bucağı istasyonu arasındaki derin vadiyi birbirine bağlayan mimari bir sanat eseridir. Adana il merkezine 63 km uzaklıktadır.

Özel araçlarla 1 veya 1,5 saatte gidilebilir. Ancak yollar çok dar, bazı yerlerde iki araba yan yana zor geçiyor, yani biraz zahmetli ama inanın gitmeye değer. Köprü, Karaisalı ilçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Yöre halkı tarafından “Koca Köprü” diye de isimlendirilir. Köprü taş yapı olduğu için “Taş Köprü” diye de isimlendirilir. 

Adana Karaisalı Varda (Alman) köprüsü

Sultan 2’nci Abdülhamit ve Alman kralı Kaizer Wilhelm arasında, İstanbul Haydarpaşa’dan başlayan Bağdat-Halep-Şam’a kadar uzanan demiryolu hattı yapılması için anlaşma imzalanır. Köprünün Osmanlı açısından önemli asker, yolcu ve eşya taşınmasıdır. Almanlar açısından önemi ise, petrol kaynaklarına ulaşım kolaylığıdır. 

Hattın yapımına 1905 yılında başlanır ve toplam 22 tünel açılır. Bu tünellerin inşası sırasında da bölgede bir şantiye ve hastane binası yapılır. Projenin en görkemli yapısı ise, Varda köprüsüdür. 

Adana Karaisalı Varda (Alman) köprüsü

Köprü: 1907-1912 yılları arasında 5 yıllık sürede Almanlar ve Avusturyalılar tarafından yapılmıştır. Köprünün mühendis ve teknisyenleri, Almanya’dan gelmiş, işçileri ise bu bölgenin köylerinden temin edilmiştir. 

Bölgenin zemin yapısının çok sert olması nedeniyle, yapı taşlarının elde edilmesinde ve yerine konmasında, dönemin imkansızlıklarından dolayı çok zor şartlar altında çalışılmış, meydana gelen kazalarda bazı mühendis ve işçiler yaşamını yitirmiştir. 5 yıllık yapım sürecinde, 1 Alman mühendis ve 21 işçi ölmüştür. 

Yöre: yöre halkı ve demir yolu çalışanlarının, bu viyadüğe “Varda Köprüsü” ismini vermelerinin sebebi, rivayete göre: köprü üstünde çalışan işçilerin, palangalar ile 75 metre aşağıya malzeme indirirken, yukarıdaki işçi aşağıya bağırır, “malzeme aşağıya vardı mı” ve aşağıdaki işçi yukarıya bağırır “var daha indir”, evet “var daha” ünlemini kullanmaları, zamanla bu ünlem kısaltılarak “var da” sözcüğüne çevrilmesindendir. 

Bir diğer rivayet şöyledir: köprüde çalışırken bizim işçiler yüksekliğinde anlaşamazlar, biri diğerine “sen aşağıya in, bende buradan taş atayım ve saymaya başlayayım” der ve bir işçi aşağıya iner. Diğeri taşı atar ve saymaya başlar, “düştü mü” diye sorar. Diğeri “var daha” der. Köprünün ismi bu şekilde “Vardaha” köprüsü olmuştur.

Adana Karaisalı Varda (Alman) köprüsü

 Köprünün sayısal bilgileri

Kagir köprü türünde, 3 ana açıklık, 4 ana ayak üzerine kuruludur. Köprü ayaklarının bakımı için, 4 ayağın içinde, bakım merdivenleri bulunur. Köprü yaklaşık 100 metre yüksekliktedir. Köprünün toplam uzunluğu 172 metredir. Yerden, orta ayak yüksekliği 99 metredir. Dingil basıncı 20 ton ve demir yolu kurp yarıçapı 1220 metredir. 

Köprü ayakları: çelik mesnet türü olup dış kaplaması, taş örme tekniğiyle yapılmıştır. Varda köprüsü ayaklarından, kapıkaya kanyonuna 12 km lik yürüyüş yapabilirsiniz. Buraya yolunuz düşerse, köprünün yanında açılan işletme alanındaki kafede özellikle kahvaltı yapmanızı öneririm. James Bond filmlerinden bir tanesi burada çekilmiştir. James Bond serisinin “Skyfall” filminin aksiyon sahneleri burada çekilmiştir.

Adana Karaisalı Kapıkaya Kanyonu-Çakıt Kanyonu
Adana Karaisalı Kapıkaya Kanyonu-Çakıt Kanyonu
Adana Karaisalı Kapıkaya Kanyonu-Çakıt Kanyonu

 

KAPIKAYA KANYONU-ÇAKIT KANYONU

Şehir merkezine 70 km yani 1 saat uzaklıktadır. Karaisalı ilçe merkezine ise 4 km uzaklıktadır. Arabanızla kanyon girişinin hemen yanına kadar gelebilirsiniz.

Burada yürüyüş için yaklaşık 3 saat zaman ayırmak gerekiyor. Yürüyüş yolunun uzunluğu 7.5 km. dir. Bebekli ve çocuklu aileler için uygun değil, ayrıca mevsime takip edin, aşırı yağışlı aylarda gidilmemesi önerilir, çünkü kanyonun ortasından Niğde-Ulukışla’dan doğan Çakıt Çayı geçiyor.

Kanyonda iki parkur var, bunlardan bir tanesi Varda köprüsüne, diğeri ise Yerköprü piknik alanına çıkıyor. Varda köprüsü 7 km uzaklıktadır.

Evet, kanyon “Çakıt deresi” nin yıllar içinde kayaları yararak açtığı bir kanyondur. Bu yüzden, buraya “Çakıt Kanyonu” da deniliyor. Çevresinde herhangi bir tesis yok, yaklaşık 4-5 km yakınlarında bir köy bulunuyor.

Özel kamp alanı var, isterseniz kamp yapabilirsiniz. Ancak kamp için düşünmelisiniz, çünkü nem ve sinek çok fazla, ayrıca kamp yapmak isteyenlerin Karaisalı’da park alanında polisten kimlik kontrolü yapılarak izin almaları gerekiyor, kamp alanında içki yasak, bekçi var.

Ayrıca: kanyon girişinde çay içip gözleme yenebilecek bir tesis bulunuyor.

Kanyon boyunca yürümek isterseniz: yanınıza mutlaka su alın, rahat ayakkabılar giyin, girişte tuvalet ihtiyacınızı giderin. Çünkü yürüyüşe başladığınız zaman, saatler boyunca tuvalet ve su yok. Yürüyüş parkuru boyunca, tellerle önlem alınmış, yanlara korkuluk ve tahta yürüyüş merdivenleri ve köprüler yapılmıştır.

Ancak tahta yürüyüş yeri bitince, suyun içinden yürümek gerekiyor, ama suyun seviyesi alçak. Kanyon ortasından Çakıt deresi geçiyor. Suyun seviyesi düşük dedim ancak mevsime ve yağışlara göre suyun seviyesi yükseliyor, bazen oldukça vahşice akıyor.

Adana Karaisalı Kızıldağ Yaylası

KIZILDAĞ YAYLASI

İlçe merkezine 27 km uzaklıktadır. İlçe halkı burayı yoğun olarak ziyaret eder. Burada: kır kahveleri, kır lokantaları, fırınlar, kasaplar, bakkallar vardır. Yaylada kamp kurarak Kızıldağ’a yürüyüş yapılabilir.

 

Artvin Arhavi

Artvin Arhavi

Karadeniz kıyısında, şirin bir ilçe.

Artvin Arhavi

ULAŞIM

Arhavi-Hopa arası uzaklık: 11 km. Batısındaki Fındıklı ile arasındaki uzaklık ise, 15 km. İl merkezi, Artvin’e uzaklık ise: 86 km. Rize il merkezine uzaklık ise: 100 km.

Karadeniz sahil otoyolu üzerinde bulunuyor.

Artvin Arhavi

TARİHİ

Yörede: MÖ.831 yılından itibaren, Urartu egemenliği görülür. MÖ.200-150 yılları arasında: Roma imparatorluğu, yöreyi, Armanya krallığı adı altında kendisine bağlar. Bu durum: MS.532 yılına kadar sürer.

Bu dönemde: Doğu Romalılar bölgede egemen olmasına rağmen, Türkmen İlbeyleri de, etkinliklerini sürdürmüşlerdir.

625-630 yılları arasında: Hazar Türklerinin egemenlikleri görülür. 1050 yılından sonra ise, yörede Selçuklu ve Osmanlı egemenlikleri görülür.

1471 yılında, Fatih Sultan Mehmet, Trabzon’daki Pontus İmparatorluğunu ortadan kaldırınca, bu topraklar, Osmanlı devletine kalır. 1915 yılında, Ruslar bölgeyi işgal ederler.

Ancak, Çarlık Rusya’sının iç işlerinin karışması nedeniyle, Rus kuvvetleri, 1918 yılında bölgeden çekilirler. 12 Mart 1918 tarihinde, Arhavi kurtulur.

İlçe, 1954 yılında, ilçe statüsü kazanmıştır.

İsim öyküsü: Arhavi ismi: Arkabi isminden türemiş ve günümüze Arhavi olarak gelmiştir.

Artvin Arhavi

GENEL

İlçe, Kamilet ve Derecik olmak üzere, iki vadi üzerinde kurulmuştur.

İlçenin arazi yapısı: genel olarak dağlıktır. İlçe merkezi: köylerin aksine, genel olarak düz bir araziye sahiptir. Bu düz arazide: iskan ve tarıma elverişlidir.

İlçede: irili-ufaklı çok sayıda buzul gölü var. Bunlar: Nogadid, Sarıgöl, Alacagöl, Büyük Agara ve Küçük Agara gölleridir.

İlçede iklim: yazları ılık, kışları serin geçen bir iklim yapısı hakimdir. Her mevsimde bol yağış görülür ve bunun sonucunda nem oranı yüksektir. Bu iklim şartları sonucu: tarımda, çay, fındık, mısır ve turunçgil yetiştiriciliği öne çıkar. İlçede: 1 kamu ve 2 özel sektöre ait çay fabrikası bulunur. Bu fabrikalar, yöre halkının istihdamının  sağlanmasında önemli katkı sağlarlar.

Burası: Artvin ilinin diğer ilçelerine göre, daha az göç veren bir yerleşim birimidir.

İlçe ekonomisi: çay ve fındık tarımı üzerine kurulmuştur.

Ayrıca: yoğun olarak, kivi üretimi yapılmaktadır. Yıllık ortalama: 50 ton kivi üretimi yapılıyor. Son olarak: ilçe, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından: “Kafkas arı “ ırkı yetiştiriciliği açısından, izole bölge kapsamına alınmıştır. Sanayi tesisi olarak ise, ARSAN Silah Fabrikası bulunuyor.

Turizm olarak değerlendirildiğinde: yörenin sahillerinde, denizin çok temiz olmasına rağmen, düzenli plaj ve turizm sezonu bulunmaması, havaların çok yağışlı olması, turizmi engelleyen en büyük etkenler. Ayrıca: eski eser ve ören yeri olan kültür değerlerinin ulaşım sorunu çözülememiş, bu da yörenin turizmini olumsuz etkileyen en büyük etken.

Artvin Arhavi Atmaca Avcılığı

Atmaca Avcılığı

Arhavi yöresinde büyük önem taşır. İlçe genelinde yapılır. Ağustos ayında başlayarak, Ekim ayı sonuna kadar süren atmaca avında: yakalanan ve evcilleştirilen atmacalar, bıldırcın avında kullanılır ve av mevsimi bitince, tekrar doğaya bırakılırlar.

ARHAVİ KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

Arhavi yöresine gidecekseniz, gidiş tarihinizi festival tarihine denk getirmenizde yarar var. Çünkü: burada, Ağustos ayının ikinci yarısı başında, güzel bir festival düzenleniyor. Bu festivalde: ünlü sanatçılar konserler veriyor, yerli ve birçok yabancı halk oyunları topluluğu; gösteriler sergiliyorlar.

Bunların dışında, sportif etkinlikler var. Bunlar: yamaç paraşütü, rafting-cross, su sporları, atletizm, bisiklet, plaj voleybolu, basketbol, futbol, tenis ve masa tenisi. Ayrıca: yöreye özgü yarışmalar düzenleniyor.

Bunlar ise: dik hızarda tahta biçme, aykırı hızarda odun kesme, dibekte mısır ayıklama, fındık ayıklama, çay toplama, en iyi hamsili ekmek ve lazböreği yapma, halat çekme, bilek güreşi ve amatör ses yarışmaları.

Yazının başında da  söylediğim gibi, güzel etkinlikler var, mutlaka ilginizi çekecektir

ARTVİN FOKLÖR

İlin yüksek bölümlerindeki köylerde oynanan bir oyun var, çok meşhur bu oyunun adı: Tirilido Nanida. Bu oyunun bir de hikayesi bulunuyor. Şöyle: Eski günlerde, Arhavi’li bir genç, çalışmak için Batum şehrine gider.

Orada: Borçkalılar ile tanışır ve çok samimi olurlar. Birlikte gezerler, birlikte eğlenirler. Cilvelo oyununu çok sever ve her fırsatta bu oyunu oynar ve iyice öğrenir. Sonunda, bir gün Arhavi’ye döner. Memleketinde, eş-dost düğünlerinde, eğlencelerde bu oyunu oynar.

Ancak, oyun biraz değişmiştir. Aklında kaldığınca, müzik ve oyunu çevresindeki kişilere öğretmeye başlar. Ama, biraz önce de söylediğim gibi, oyun ve müzik, değişerek yörenin tüm eğlencelerinin başlıca oyunu haline gelir.

Yani: Arhavi yöresinde oynanan bu oyunun aslında, Borçka yöresinin Cilvelo oyunu olduğunu da savunanlar çoğunluktadır. Evet, bu oyun maalesef günümüzde unutulmaya yüz tutmuş ve çok az kişi tarafından bilinip oynanıyor. Kadın ve erkek birlikte oynanan oyunun, değişik sözleri de bulunuyor.

Artvin Arhavi Ne Yenir

NE YENİR

Yörede: hamsinin yeri bir başka. Hamsi her alana girmiş. Hamsi tavasının yanında, hamsili ekmek, hamsi kuşu, hamsi köftesi, sebzeli hamsi, hamsi çorbası, hamsi buğulaması gibi. Bunun dışında birçok yemekte de, hamsi, temel madde olarak kullanılıyor.

Artvin Arhavi Ne Satın Alınır

NE SATIN ALINIR

Arhavi’den, yine birçok çay fabrikası bulunması nedeniyle, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hediyelik çay alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Artvin Arhavi Özgürlük Anıtı

ÖZGÜRLÜK ANITI

Atatürk ve Gençlik Parkı içindedir. Anıtta iki tane figür var, bunlar kolunda atmaca tutan Karadeniz uşağı ve zeytin dalı tutan Karadeniz kızıdır. Atmacanın bağımsız olarak kolda oturtulmasıyla dostluk ve güven teması işlenmiştir. Vahşi kuşun bile sevgi ile nasıl uysallaştığı anlatılmaya çalışılmıştır.

Erkek ile el ele tutuşmuş Laz kadınının zorluklara karşı eşiyle birlikteliğini ve bu beraberliğin en temel göstergesi olan sevgi ve sadakat duygusu anlatılmıştır. Karadeniz kızı, çay yapraklarından oluşan demeti, zeytin dalı misali sol eliyle yukarıda tutmasıyla barışı, sevgiyi ve aynı zamanda da yöre ekonomisini temsil ettiği anlatılmaktadır.

Artvin Arhavi Ciha Dağı ve Kalesi

CİHA DAĞI VE KALESİ 

Ciha dağının silüeti: Arhavi ilçesinin logosu olarak kullanılıyor. Ancak: herhangi bir onarım veya restorasyon görmemesi nedeniyle, bugün harap durumda. Özellikle: Ciha dağı; 1970 li yıllarda Milli Park’a dönüştürülmek istenmiş, ancak tasarı yürümemiş.

Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmesi de, Cenevizliler zamanından kaldığı sanılıyor. Arhavi’nin hemen üstünde, bir heykel gibi duruyor. Ancak: kalenin çevresi, geçilemeyecek şekilde orman ağaçlarıyla kaplanmış. Ana kaya üzerinde bulunan kalenin, günümüze yalnızca sur kalıntıları kalabilmiş. Doğaseverler, buraya yürüyüş  düzenliyorlar.

ORTACALAR MERKEZ CAMİSİ

Kapının üzerinde bulunan kitabesine göre: 1757 yılında yapıldığı görülmektedir. 1908 yılında ise, ahşap tavan ile birlikte, ahşap minberi yapılmıştır. 1955 yılında, minaresi eklenmiştir. Kısmen onarım geçiren cami, ibadete açıktır.

Artvin Arhavi Ortacalar Çifte Kemer Köprüsü

ORTACALAR ÇİFTE KEMER KÖPRÜSÜ

Ortacalar, bucak merkezine 25 km. kala, Arılı-Küçükköy yol ayrımındadır. Buraya giderken takip edeceğiniz yol boyunca, maalesef eşsiz orman güzelliklerini baltalayan taş ocakları ile çirkinleştirilmiş. Tam yeşillikleri görmeye alıştığınızda, birden bire ortam değişiyor.

Evet, köprüye ulaştığınızda: birbirine dik gelecek şekilde planlanan, iki köprüden meydana gelmektedir. Her ikisi de, tek gözlü ve yolunun eğimli olduğu  taş köprüler gurubuna girmektedir. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, tahminen 250 yıllık olduğu düşünülmektedir. Osmanlılar tarafından yapıldığı biliniyor. Göze hitap eden, harika bir estetiği olan taş köprü, görülmeye değer tarihi eser.

Karayolları tarafından onarılmış ve günümüze sağlam olarak gelmiştir. Ama onarımda kullanılan taşlar, hemen sırıtıyor, keşke biraz daha aslına uygun onarım yapılabilseymiş. Buram buram tarih kokan köprü, adeta üzerinden gelip geçenlere tarih dersi okutur gibi.

METRUK KİLİSE

Bu kilise yapısı: Cumhuriyet döneminde sinema olarak kullanılmış. İsmi: iyi sinema. Ama daha sonra yanmış. Yanan bu iyi sinema, yani Rum kilisesi daha sonra kullanılmamış.

Artvin Arhavi Mençuna Şelalesi

MENÇUNA ŞELALESİ

Önce, çifte köprüye 15 km. lik asfalt bir yolla gidiliyor ve sonra 3 km. stabilize bir yol ile kamilet vadisine gidiliyor. Bu yol: Kamilet vadisinin muhteşem görüntüsü eşliğinde, yaklaşık iki saatlik bir yürüyüş sonunda, Mençuna şelalesine tırmanmak üzere, tahta köprüden vadinin öbür yanına geçiliyor.

Sonra, yokuş bir dağ yolu ve tadına doyum olmayan bir yürüyüşten sonra, şelaleye varılıyor. Yani, yaklaşık 3.5 saatlik bir yürüyüş gerekiyor.

Karadeniz yöresinin en yüksek ve su yönünden en büyük şelalesidir. Yüksekliği: ortalama 100 metre. Şelalenin düştüğü yerde: göl var. Bu gölde yüzmek mümkün. Suda: kırmızı benekli alabalık yetişiyor.

Amasya Merzifon

Amasya Merzifon

Eşek mi, keşkek mi? Ben Merzifon’da eşek görmedim, sadece sanayi de bir fabrika bahçesinde eşek anıtı vardı. Ama, burada, keşkek bol. Zaten, mutlaka bulun ve “keşkek” yiyin.

Peki, Merzifon denilince, “eşek” bu kadar ünlü de, nerede bu eşekler. Bir kısım diyor ki, “ İlçenin kurulduğu dağdan, ilçenin görünümü eşek gibiymiş”, diğer bir kısım ise şöyle diyor “Osmanlı Padişahlarından birine, bu bölgeden biri tarafından eşek armağan edilmiş”.

Bir başka kısım ise şöyle diyor “Osmanlı döneminde, yörede meşhur cirit oyunu, Amasya-Merzifon arasında oynanırmış ve eşek, Merzifon bölgesinin bir simgesi olarak kullanılırmış”. Artık hangisine inanırsınız bilmiyorum ama tek bir gerçek, Merzifon’da eşek yok.

Ancak; göremeyeceğiniz bu eşek ile ilgili olarak, bazı bilgiler mevcut. Merzifon eşeğinin semerinin, özellikle Çorum-İskilip bölgesinde yapıldığı bildiriliyor. Merzifon eşeklerinin, nispeten yüksek  rakımda bulunmaları nedeniyle, sert sesle anırdıkları ve bu şekilde meşhur oldukları da bildiriliyor.

Amasya Merzifon

ULAŞIM

Merzifon: Samsun-Ankara karayolu üzerindedir. Merzifon-Samsun arası uzaklık: 109 km. Merzifon-Çorum arasındaki uzaklık; 61 km. Merzifon-Amasya arasındaki uzaklık: 45 km. Merzifon-Ankara arasındaki uzaklık: 311 km. Merzifon-İstanbul arasındaki uzaklık: 600 km.

Amasya Merzifon

TARİHİ

MÖ.700 yıllarında, bugünkü yerleşim yerinin 4 km. doğusunda, günümüzde “Marınca” diye bilinen köyün bulunduğu yerde, bu bölgede vali olarak görev yapan Barseviç tarafından, kendi adını taşıyan yeni bir yerleşim yeri yaptırılır. Bu yerleşim yerinin “Marseviç” olan ismi, zamanla değişerek, günümüze “Mersuvan” ve “Merzifon” olarak gelmiştir.

Tarihi süreç içinde, Karadeniz sahiline ve Orta Anadolu’ya giden yollar, Merzifon’da kesişmektedir. Bu yüzden, ünlü coğrafyacı yazar Strabon, yazılarında, bu bölgeyi “Bin köy” bölgesi olarak tanımlamıştır.

Zaten, yakın zamanlarda yapılan arkeolojik araştırmalarda, bölgede yüzlerce höyük ve yerleşim yeri bulunmuştur. Bu höyüklerde elde edilen bulgulara göre, Merzifon bölgesindeki ilk yerleşimin, MÖ.5500 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir.

Takip eden dönemde, bölgedeki “Oymaağaç” köyü, önemli bir Hitit yerleşimi olarak öne çıkıyor. Bu dönemde: Merzifon şehrinin ilk yerleşimi olan, bir kale inşa edilmiştir. Daha sonra ise, Frigler, yine Hititler tarafından yapılan bu kaleyi onararak, bölgede yerleşmişlerdir.

MÖ.6. ve 4. yüzyıllarda ise,

Pers hakimiyeti görülüyor. MÖ.333 yılında ise, Pers hakimiyeti biter. Başkenti Amasya olan Pontos devleti döneminde ise, Merzifon önemli bir ticaret merkezi olarak öne çıkıyor. MÖ.47 yılında ise, Romalılar, bölgede egemenliği ele geçirirler.

Roma döneminde: günümüzdeki “Karşıyaka” köyünde “Zeus Stratios” adına bir tapınak inşa ettirilir. Bu tapınağa ait: sütun başlıkları ve sunak yazıtı, halen Amasya Müzesinde sergileniyor. Roma’nın devamında, Bizans döneminde de, bölge önemli bir kültür merkezi olmuştur. 8.yüzyıldan sonra ise, bölgede Arap akınları görülmeye başlanır.

11.yüzyılda: Danişmentliler, bölgede hakimiyeti ele geçirirler. Şehrin, İslam hakimiyetine girmesiyle, burada bulunan bir kısım Bizans eserleri de, cami ve medreseye dönüştürülür. 12-14.yüzyıllar arasında, bölgede, İlhanlılar hakim olurlar. 1353-1396 yılları arasında ise, Türkmen Beylerinden Taşanoğulları, hakimiyeti ele geçirirler. 1393 yılında ise, Yıldırım Beyazıt ile birlikte, bölgede, Osmanlı hakimiyeti başlar.

1919 yılında, Merzifon, İngilizler tarafından işgal edilir. Aynı yılın sonlarında, yaklaşık 6 aylık bir süre sonunda, işgalci birlikler, Merzifon’dan çekilirler.

Amasya Merzifon

Tarih denilince,

Merzifon Amerikan Kolejlinden söz etmeden olmaz. 1876 yılında kurulan okul; ilçe merkezinin kuzeyinde ve en yüksek noktasında, yaklaşık 30-40 dekarlık bir alan üzerinde bulunan irili-ufaklı bir kısım yapıdan oluşmuştur. Amerikan Misyoner Cemiyeti tarafından kurulan okulda: bir hastane, kız ve erkeklere ait okul, zengin kütüphane, müze, eczane, laboratuvar, marangoz atölyesi, sinema ve rasathane bulunuyormuş.

1904 yılında, Merzifon Amerikan Kolejlinde, gizli olarak Rumlar tarafından “Pontus Cemiyeti” kurulur. 1921 yılında yapılan baskında, Pontusçuluk Teşkilatına ait, birçok gizli ve zararlı belge ele geçirilir. Takip eden dönemde, İstiklal Savaşı sonrasında: burası, yalnız kız öğrencilere yönelik, ilkokul düzeyinde ve  sınırlı kadro ile eğitim verilen bir yer olarak öne çıkmıştır.

Ancak, 1938 yılında, tüm binalar, Devlet tarafından satın alınarak, Milli Savunma Bakanlığı emrine tahsis edilmiştir. Bu yapılar: bir süre, 8. Kolordu Karargah merkezi ve bir süre de, Kara Astsubay Okulu olarak kullanılmıştır.

Amasya Merzifon

Amasya Merzifon

Amasya Merzifon

 

GENEL

Merzifon denilince, ülkemizdeki insanların genelinin bildiği üzere, burada “eşek” meşhur. Ama, bu sözüme bakıp ta, buraya yolunuz düşerse “eşek” aramayın, bulamazsınız. Ama: İlçeyi bir baştan bir başa geçen “Cumhuriyet Caddesi” mutlaka karşınıza çıkacaktır. Çünkü: şehrin tüm yerleşik halkı, burada bir aşağı-bir yukarı, zaman geçiriyorlar. Hatta, bu cadde, o kadar  kalabalık ki, rahat yürümek bile mümkün olmaz.

Yörede: yazlar kurak ve kışlar yağışlı geçen bir iklim hakimdir. Kışları çok soğuktur.

İlçe topraklarının: % 51’i tarım arazisidir ve bunun tamamında tarla bitkileri ekilidir. Arazinin, % 23’lük bölümü ise, orman arazisidir. İlçe merkezinin ortalama rakımı: 700 metredir.

Halkın geçim kaynağı: tarım. Özellikle: soğan üretimi başta geliyor.

İlçe merkezinde: Polis Eğitim Merkezi bulunuyor. POMEM ismi ile hizmet verilen merkez; 2006 yılında kurulmuştur. Burada, Üniversite mezunları, polislik eğitimi almaktadırlar.

Amasya Merzifon Merzifonlu Kara Mustafa Paşa

MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA

Bu Osmanlı devlet adamı: Osmanlı Padişahı Avcı Mehmet zamanında, 1676-1683 yılları arasındaki, 7 yıllık sürede, Sadrazamlık yapmıştır. Bu dönemde, kendisinin tarih sayfalarına yazılmasına neden olan olay ise: II. Viyana kuşatmasıdır. Ancak, kuşatmanın hüsranla sonuçlanması üzerine, idam edilmiştir.

Ancak: 173.000 kişilik bir orduyu, İstanbul’dan alıp, Viyana şehri önlerine kadar götürmek ve şehri  kuşatmak, aslında bir güçtür. Daha önce, I. Viyana kuşatmasını yapan, Kanuni Sultan Süleyman’da, başarılı olamamıştır.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın en büyük suçu: şehri kuşatmış ve saldırıda gecikmiş olmasıdır. Çünkü: şehrin teslim olmasını ve böylece, şehrin hazinelerinin devlet eline geçmesini beklemiştir. Şehre saldırıp, ele geçirseydi, şehrin hazineleri, yeniçeriler tarafından yağma edilecekti.

Amasya Merzifon Gül Baba

GÜL BABA

Bu satırları okuyan siz okuyucularım arasında, Macaristan-Budapeşte şehrine gidenler varsa, burada, mutlaka “Gül Baba” isimli şahsın türbesini ve heykelini görmüşlerdir. Evet, Gül Baba isimli o şahıs Merzifonludur.

Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte, Avrupa fetihlerine katılan Gül Baba, bir elinde “gül” ve diğer elinde “tahta kılıcı” eksik olmamış, ancak, Budapeşte’nin fethinde ölmüş ve türbesi ile heykeli, günümüzde, şehirde bulunmaktadır.

MERZİFON HAVA ALANI

İlçe merkezine, 6 km. uzaklıktadır. Yıllık; 120.000 yolcu kapasitelidir.

Burası, 2008 yılında, sivil hava trafiğine açılmış, aslında askeri amaçlar için yapılmış bir havaalanıdır. Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı 5.Ana Jet Üs Komutanlığı burada konuşludur. Dolayısıyla, Merzifon merkezinde, çok sayıda askeri personel de bulunmaktadır. Ayrıca: Askeri Hastane de bulunuyor.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Merzifon’da, mutlaka “keşkek” yemelisiniz. Ayrıca: haşhaşlı çörek ve kuşburnu marmelatı da önerebilirim.

Amasya Merzifon

GEZİLECEK YERLER

Amasya Merzifon Paşa Hamamı

PAŞA HAMAMI

İlçe merkezindedir. Kitabesine göre, Sadrazam Kara Mustafa Paşa tarafından, 1678 yılında yaptırılmıştır. Güzel ve değişik bir mimari tarzı var. Osmanlı mimari özelliklerini taşıyor. Kubbeli soyunmalığı, uzun-dikdörtgen soğukluğu ve kubbe ile örtülü sıcaklığı bulunuyor. 1971 yılında, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarım görmüştür. Yapının duvarlarında: düzgün kesme ve kaba yontu taş ve tuğla malzeme kullanılmıştır.

Amasya Merzifon Bedesten

BEDESTEN

Bedesten yapısı: Merzifon’un Osmanlı dönemindeki en önemli yapılarından biridir. Günümüze gelirken, uzun süre, dokuma atölyesi olarak kullanılmıştır. Ancak, bu dönemde, bedesten, önemli tahribata uğramıştır. Yapının, orijinalliği bozulmuş. Daha sonra ise, yapı, uzun süre, Tekel deposu olarak kullanılmış.

2000 yılında ise, iç kısımda, onarım çalışmaları yapılmış ve zemin düzeltilerek, halı dokuma tezgahları yerleştirilmiştir. Ancak, takip eden süreçte, bina, özel bir tekstil firması tarafından üretim yeri olarak kullanılmaya başlanmıştır. 2006 yılında, yine bir restorasyon çalışması yapılır. Ancak, bu sefer, yapı, orijinaline uygun olarak restorasyona sokulur.

Evet, bedesten yapısı: 30 x 28 metre boyutlarında, dikdörtgen şekildedir. İçten dükkan bölüntüsü bulunmamaktadır ve dıştan dükkanlıdır.

Amasya Merzifon Taşhan

TAŞHAN

İlçe merkezinde; Kara Mustafa Paşa Camisi yanındadır.

17.yüzyılda inşa edilmiştir. Dikdörtgen planlı ve iki katlıdır. İç kısmı, kesme taşlardan yapılmıştır. Kubbeli odalar bulunmaktadır. Kitabesi bulunmadığından, kim tarafından ve hangi yıl yaptırıldığı belli değildir.

Han: dikdörtgen planlıdır. Güney cephesinde, yarım kemerli, büyük bir kapısı vardır. İki katlı olan yapının alt katında: dükkanlar sıralanır. Birinci katı oluşturan dükkanların üzerindeki duvarlar, üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taş kullanılarak yapılmıştır. İç orta kısımda, avlu var. Kuzey cephesinde, revakların önüne yapılmış, iki çeşme bulunuyor.

Amasya Merzifon Abide Hatun Camisi

ABİDE HATUN CAMİSİ

Narince köyündedir. Sadrazam Merfizonlu Kara Mustafa Paşa’nın annesi, Abide Hatun tarafından, 1680 yılında  yaptırılmıştır.

Ahşap üzerine, kalem işi tekniğiyle yapılmış uygulamalar muhteşem, görülmeye değer. Sade olmasına rağmen, eğimli bir tepe üzerinde bulunmasından dolayı, heybetli bir görünüme sahiptir. Ancak, yapı, geçirdiği depremler sonrasındaki onarımlarda, esas planını bozmayacak şekilde değişimlere uğramıştır. Cami, günümüzde halen kullanıma açıktır.

Amasya Merzifon Kara Mustafa Paşa Camisi

KARA MUSTAFA PAŞA CAMİSİ

1666 yılında yapılmış olan cami, Gazi Manbup Mahallesindedir. Dış cephe, kesme taştan yapılmıştır. İbadet mekanının üstü, büyük ve tek bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin şadırvanının, 1900’lü yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. Şadırvandaki kalem süslemeleri, Zileli Emin tarafından yapılmış, süslemelerde eski İstanbul tanımlanmıştır.

Amasya Merzifon Çelebi Mehmet Medresesi ve Saat Kulesi

ÇELEBİ MEHMET MEDRESESİ VE SAAT KULESİ

1414 yılında, Yıldırım Beyazıt’ın oğlu, Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Mimari yapı: Selçuklu tarzıdır. Giriş kapısı üzerindeki “Saat Kulesi” ise, Amasya Valisi Ziya Paşa tarafından, 1865 yılında ilave edilmiştir. Aslında: burası bir minare.

Biraz önce söylediğim gibi, yapıldığı yıllarda: Sultan Abdülmecit tarafından, her ile, bir saat kulesi kazandırılması fermanı doğrultusunda, ilçenin merkezi yerine, bu minareye, köşeleri prizma şeklinde olduğu için, her bir yüzüne, birer saat yerleştirilmiştir. Kule yapısı: yakın zamana kadar öğrenci yurdu olarak kullanılıyor iken, günümüzde, burada bir kafeterya var ve bu kafeterya da, eski Merzifon resimleri yoğunlukta bulunuyor.