Artvin Arhavi

Artvin Arhavi

Karadeniz kıyısında, şirin bir ilçe.

Artvin Arhavi

ULAŞIM

Arhavi-Hopa arası uzaklık: 11 km. Batısındaki Fındıklı ile arasındaki uzaklık ise, 15 km. İl merkezi, Artvin’e uzaklık ise: 86 km. Rize il merkezine uzaklık ise: 100 km.

Karadeniz sahil otoyolu üzerinde bulunuyor.

Artvin Arhavi

TARİHİ

Yörede: MÖ.831 yılından itibaren, Urartu egemenliği görülür. MÖ.200-150 yılları arasında: Roma imparatorluğu, yöreyi, Armanya krallığı adı altında kendisine bağlar. Bu durum: MS.532 yılına kadar sürer.

Bu dönemde: Doğu Romalılar bölgede egemen olmasına rağmen, Türkmen İlbeyleri de, etkinliklerini sürdürmüşlerdir.

625-630 yılları arasında: Hazar Türklerinin egemenlikleri görülür. 1050 yılından sonra ise, yörede Selçuklu ve Osmanlı egemenlikleri görülür.

1471 yılında, Fatih Sultan Mehmet, Trabzon’daki Pontus İmparatorluğunu ortadan kaldırınca, bu topraklar, Osmanlı devletine kalır. 1915 yılında, Ruslar bölgeyi işgal ederler.

Ancak, Çarlık Rusya’sının iç işlerinin karışması nedeniyle, Rus kuvvetleri, 1918 yılında bölgeden çekilirler. 12 Mart 1918 tarihinde, Arhavi kurtulur.

İlçe, 1954 yılında, ilçe statüsü kazanmıştır.

İsim öyküsü: Arhavi ismi: Arkabi isminden türemiş ve günümüze Arhavi olarak gelmiştir.

Artvin Arhavi

GENEL

İlçe, Kamilet ve Derecik olmak üzere, iki vadi üzerinde kurulmuştur.

İlçenin arazi yapısı: genel olarak dağlıktır. İlçe merkezi: köylerin aksine, genel olarak düz bir araziye sahiptir. Bu düz arazide: iskan ve tarıma elverişlidir.

İlçede: irili-ufaklı çok sayıda buzul gölü var. Bunlar: Nogadid, Sarıgöl, Alacagöl, Büyük Agara ve Küçük Agara gölleridir.

İlçede iklim: yazları ılık, kışları serin geçen bir iklim yapısı hakimdir. Her mevsimde bol yağış görülür ve bunun sonucunda nem oranı yüksektir. Bu iklim şartları sonucu: tarımda, çay, fındık, mısır ve turunçgil yetiştiriciliği öne çıkar. İlçede: 1 kamu ve 2 özel sektöre ait çay fabrikası bulunur. Bu fabrikalar, yöre halkının istihdamının  sağlanmasında önemli katkı sağlarlar.

Burası: Artvin ilinin diğer ilçelerine göre, daha az göç veren bir yerleşim birimidir.

İlçe ekonomisi: çay ve fındık tarımı üzerine kurulmuştur.

Ayrıca: yoğun olarak, kivi üretimi yapılmaktadır. Yıllık ortalama: 50 ton kivi üretimi yapılıyor. Son olarak: ilçe, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından: “Kafkas arı “ ırkı yetiştiriciliği açısından, izole bölge kapsamına alınmıştır. Sanayi tesisi olarak ise, ARSAN Silah Fabrikası bulunuyor.

Turizm olarak değerlendirildiğinde: yörenin sahillerinde, denizin çok temiz olmasına rağmen, düzenli plaj ve turizm sezonu bulunmaması, havaların çok yağışlı olması, turizmi engelleyen en büyük etkenler. Ayrıca: eski eser ve ören yeri olan kültür değerlerinin ulaşım sorunu çözülememiş, bu da yörenin turizmini olumsuz etkileyen en büyük etken.

Artvin Arhavi Atmaca Avcılığı

Atmaca Avcılığı

Arhavi yöresinde büyük önem taşır. İlçe genelinde yapılır. Ağustos ayında başlayarak, Ekim ayı sonuna kadar süren atmaca avında: yakalanan ve evcilleştirilen atmacalar, bıldırcın avında kullanılır ve av mevsimi bitince, tekrar doğaya bırakılırlar.

ARHAVİ KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

Arhavi yöresine gidecekseniz, gidiş tarihinizi festival tarihine denk getirmenizde yarar var. Çünkü: burada, Ağustos ayının ikinci yarısı başında, güzel bir festival düzenleniyor. Bu festivalde: ünlü sanatçılar konserler veriyor, yerli ve birçok yabancı halk oyunları topluluğu; gösteriler sergiliyorlar.

Bunların dışında, sportif etkinlikler var. Bunlar: yamaç paraşütü, rafting-cross, su sporları, atletizm, bisiklet, plaj voleybolu, basketbol, futbol, tenis ve masa tenisi. Ayrıca: yöreye özgü yarışmalar düzenleniyor.

Bunlar ise: dik hızarda tahta biçme, aykırı hızarda odun kesme, dibekte mısır ayıklama, fındık ayıklama, çay toplama, en iyi hamsili ekmek ve lazböreği yapma, halat çekme, bilek güreşi ve amatör ses yarışmaları.

Yazının başında da  söylediğim gibi, güzel etkinlikler var, mutlaka ilginizi çekecektir

ARTVİN FOKLÖR

İlin yüksek bölümlerindeki köylerde oynanan bir oyun var, çok meşhur bu oyunun adı: Tirilido Nanida. Bu oyunun bir de hikayesi bulunuyor. Şöyle: Eski günlerde, Arhavi’li bir genç, çalışmak için Batum şehrine gider.

Orada: Borçkalılar ile tanışır ve çok samimi olurlar. Birlikte gezerler, birlikte eğlenirler. Cilvelo oyununu çok sever ve her fırsatta bu oyunu oynar ve iyice öğrenir. Sonunda, bir gün Arhavi’ye döner. Memleketinde, eş-dost düğünlerinde, eğlencelerde bu oyunu oynar.

Ancak, oyun biraz değişmiştir. Aklında kaldığınca, müzik ve oyunu çevresindeki kişilere öğretmeye başlar. Ama, biraz önce de söylediğim gibi, oyun ve müzik, değişerek yörenin tüm eğlencelerinin başlıca oyunu haline gelir.

Yani: Arhavi yöresinde oynanan bu oyunun aslında, Borçka yöresinin Cilvelo oyunu olduğunu da savunanlar çoğunluktadır. Evet, bu oyun maalesef günümüzde unutulmaya yüz tutmuş ve çok az kişi tarafından bilinip oynanıyor. Kadın ve erkek birlikte oynanan oyunun, değişik sözleri de bulunuyor.

Artvin Arhavi Ne Yenir

NE YENİR

Yörede: hamsinin yeri bir başka. Hamsi her alana girmiş. Hamsi tavasının yanında, hamsili ekmek, hamsi kuşu, hamsi köftesi, sebzeli hamsi, hamsi çorbası, hamsi buğulaması gibi. Bunun dışında birçok yemekte de, hamsi, temel madde olarak kullanılıyor.

Artvin Arhavi Ne Satın Alınır

NE SATIN ALINIR

Arhavi’den, yine birçok çay fabrikası bulunması nedeniyle, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hediyelik çay alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Artvin Arhavi Özgürlük Anıtı

ÖZGÜRLÜK ANITI

Atatürk ve Gençlik Parkı içindedir. Anıtta iki tane figür var, bunlar kolunda atmaca tutan Karadeniz uşağı ve zeytin dalı tutan Karadeniz kızıdır. Atmacanın bağımsız olarak kolda oturtulmasıyla dostluk ve güven teması işlenmiştir. Vahşi kuşun bile sevgi ile nasıl uysallaştığı anlatılmaya çalışılmıştır.

Erkek ile el ele tutuşmuş Laz kadınının zorluklara karşı eşiyle birlikteliğini ve bu beraberliğin en temel göstergesi olan sevgi ve sadakat duygusu anlatılmıştır. Karadeniz kızı, çay yapraklarından oluşan demeti, zeytin dalı misali sol eliyle yukarıda tutmasıyla barışı, sevgiyi ve aynı zamanda da yöre ekonomisini temsil ettiği anlatılmaktadır.

Artvin Arhavi Ciha Dağı ve Kalesi

CİHA DAĞI VE KALESİ 

Ciha dağının silüeti: Arhavi ilçesinin logosu olarak kullanılıyor. Ancak: herhangi bir onarım veya restorasyon görmemesi nedeniyle, bugün harap durumda. Özellikle: Ciha dağı; 1970 li yıllarda Milli Park’a dönüştürülmek istenmiş, ancak tasarı yürümemiş.

Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmesi de, Cenevizliler zamanından kaldığı sanılıyor. Arhavi’nin hemen üstünde, bir heykel gibi duruyor. Ancak: kalenin çevresi, geçilemeyecek şekilde orman ağaçlarıyla kaplanmış. Ana kaya üzerinde bulunan kalenin, günümüze yalnızca sur kalıntıları kalabilmiş. Doğaseverler, buraya yürüyüş  düzenliyorlar.

ORTACALAR MERKEZ CAMİSİ

Kapının üzerinde bulunan kitabesine göre: 1757 yılında yapıldığı görülmektedir. 1908 yılında ise, ahşap tavan ile birlikte, ahşap minberi yapılmıştır. 1955 yılında, minaresi eklenmiştir. Kısmen onarım geçiren cami, ibadete açıktır.

Artvin Arhavi Ortacalar Çifte Kemer Köprüsü

ORTACALAR ÇİFTE KEMER KÖPRÜSÜ

Ortacalar, bucak merkezine 25 km. kala, Arılı-Küçükköy yol ayrımındadır. Buraya giderken takip edeceğiniz yol boyunca, maalesef eşsiz orman güzelliklerini baltalayan taş ocakları ile çirkinleştirilmiş. Tam yeşillikleri görmeye alıştığınızda, birden bire ortam değişiyor.

Evet, köprüye ulaştığınızda: birbirine dik gelecek şekilde planlanan, iki köprüden meydana gelmektedir. Her ikisi de, tek gözlü ve yolunun eğimli olduğu  taş köprüler gurubuna girmektedir. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, tahminen 250 yıllık olduğu düşünülmektedir. Osmanlılar tarafından yapıldığı biliniyor. Göze hitap eden, harika bir estetiği olan taş köprü, görülmeye değer tarihi eser.

Karayolları tarafından onarılmış ve günümüze sağlam olarak gelmiştir. Ama onarımda kullanılan taşlar, hemen sırıtıyor, keşke biraz daha aslına uygun onarım yapılabilseymiş. Buram buram tarih kokan köprü, adeta üzerinden gelip geçenlere tarih dersi okutur gibi.

METRUK KİLİSE

Bu kilise yapısı: Cumhuriyet döneminde sinema olarak kullanılmış. İsmi: iyi sinema. Ama daha sonra yanmış. Yanan bu iyi sinema, yani Rum kilisesi daha sonra kullanılmamış.

Artvin Arhavi Mençuna Şelalesi

MENÇUNA ŞELALESİ

Önce, çifte köprüye 15 km. lik asfalt bir yolla gidiliyor ve sonra 3 km. stabilize bir yol ile kamilet vadisine gidiliyor. Bu yol: Kamilet vadisinin muhteşem görüntüsü eşliğinde, yaklaşık iki saatlik bir yürüyüş sonunda, Mençuna şelalesine tırmanmak üzere, tahta köprüden vadinin öbür yanına geçiliyor.

Sonra, yokuş bir dağ yolu ve tadına doyum olmayan bir yürüyüşten sonra, şelaleye varılıyor. Yani, yaklaşık 3.5 saatlik bir yürüyüş gerekiyor.

Karadeniz yöresinin en yüksek ve su yönünden en büyük şelalesidir. Yüksekliği: ortalama 100 metre. Şelalenin düştüğü yerde: göl var. Bu gölde yüzmek mümkün. Suda: kırmızı benekli alabalık yetişiyor.

Amasya Merzifon

Amasya Merzifon

Eşek mi, keşkek mi? Ben Merzifon’da eşek görmedim, sadece sanayi de bir fabrika bahçesinde eşek anıtı vardı. Ama, burada, keşkek bol. Zaten, mutlaka bulun ve “keşkek” yiyin.

Peki, Merzifon denilince, “eşek” bu kadar ünlü de, nerede bu eşekler. Bir kısım diyor ki, “ İlçenin kurulduğu dağdan, ilçenin görünümü eşek gibiymiş”, diğer bir kısım ise şöyle diyor “Osmanlı Padişahlarından birine, bu bölgeden biri tarafından eşek armağan edilmiş”.

Bir başka kısım ise şöyle diyor “Osmanlı döneminde, yörede meşhur cirit oyunu, Amasya-Merzifon arasında oynanırmış ve eşek, Merzifon bölgesinin bir simgesi olarak kullanılırmış”. Artık hangisine inanırsınız bilmiyorum ama tek bir gerçek, Merzifon’da eşek yok.

Ancak; göremeyeceğiniz bu eşek ile ilgili olarak, bazı bilgiler mevcut. Merzifon eşeğinin semerinin, özellikle Çorum-İskilip bölgesinde yapıldığı bildiriliyor. Merzifon eşeklerinin, nispeten yüksek  rakımda bulunmaları nedeniyle, sert sesle anırdıkları ve bu şekilde meşhur oldukları da bildiriliyor.

Amasya Merzifon

ULAŞIM

Merzifon: Samsun-Ankara karayolu üzerindedir. Merzifon-Samsun arası uzaklık: 109 km. Merzifon-Çorum arasındaki uzaklık; 61 km. Merzifon-Amasya arasındaki uzaklık: 45 km. Merzifon-Ankara arasındaki uzaklık: 311 km. Merzifon-İstanbul arasındaki uzaklık: 600 km.

Amasya Merzifon

TARİHİ

MÖ.700 yıllarında, bugünkü yerleşim yerinin 4 km. doğusunda, günümüzde “Marınca” diye bilinen köyün bulunduğu yerde, bu bölgede vali olarak görev yapan Barseviç tarafından, kendi adını taşıyan yeni bir yerleşim yeri yaptırılır. Bu yerleşim yerinin “Marseviç” olan ismi, zamanla değişerek, günümüze “Mersuvan” ve “Merzifon” olarak gelmiştir.

Tarihi süreç içinde, Karadeniz sahiline ve Orta Anadolu’ya giden yollar, Merzifon’da kesişmektedir. Bu yüzden, ünlü coğrafyacı yazar Strabon, yazılarında, bu bölgeyi “Bin köy” bölgesi olarak tanımlamıştır.

Zaten, yakın zamanlarda yapılan arkeolojik araştırmalarda, bölgede yüzlerce höyük ve yerleşim yeri bulunmuştur. Bu höyüklerde elde edilen bulgulara göre, Merzifon bölgesindeki ilk yerleşimin, MÖ.5500 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir.

Takip eden dönemde, bölgedeki “Oymaağaç” köyü, önemli bir Hitit yerleşimi olarak öne çıkıyor. Bu dönemde: Merzifon şehrinin ilk yerleşimi olan, bir kale inşa edilmiştir. Daha sonra ise, Frigler, yine Hititler tarafından yapılan bu kaleyi onararak, bölgede yerleşmişlerdir.

MÖ.6. ve 4. yüzyıllarda ise,

Pers hakimiyeti görülüyor. MÖ.333 yılında ise, Pers hakimiyeti biter. Başkenti Amasya olan Pontos devleti döneminde ise, Merzifon önemli bir ticaret merkezi olarak öne çıkıyor. MÖ.47 yılında ise, Romalılar, bölgede egemenliği ele geçirirler.

Roma döneminde: günümüzdeki “Karşıyaka” köyünde “Zeus Stratios” adına bir tapınak inşa ettirilir. Bu tapınağa ait: sütun başlıkları ve sunak yazıtı, halen Amasya Müzesinde sergileniyor. Roma’nın devamında, Bizans döneminde de, bölge önemli bir kültür merkezi olmuştur. 8.yüzyıldan sonra ise, bölgede Arap akınları görülmeye başlanır.

11.yüzyılda: Danişmentliler, bölgede hakimiyeti ele geçirirler. Şehrin, İslam hakimiyetine girmesiyle, burada bulunan bir kısım Bizans eserleri de, cami ve medreseye dönüştürülür. 12-14.yüzyıllar arasında, bölgede, İlhanlılar hakim olurlar. 1353-1396 yılları arasında ise, Türkmen Beylerinden Taşanoğulları, hakimiyeti ele geçirirler. 1393 yılında ise, Yıldırım Beyazıt ile birlikte, bölgede, Osmanlı hakimiyeti başlar.

1919 yılında, Merzifon, İngilizler tarafından işgal edilir. Aynı yılın sonlarında, yaklaşık 6 aylık bir süre sonunda, işgalci birlikler, Merzifon’dan çekilirler.

Amasya Merzifon

Tarih denilince,

Merzifon Amerikan Kolejlinden söz etmeden olmaz. 1876 yılında kurulan okul; ilçe merkezinin kuzeyinde ve en yüksek noktasında, yaklaşık 30-40 dekarlık bir alan üzerinde bulunan irili-ufaklı bir kısım yapıdan oluşmuştur. Amerikan Misyoner Cemiyeti tarafından kurulan okulda: bir hastane, kız ve erkeklere ait okul, zengin kütüphane, müze, eczane, laboratuvar, marangoz atölyesi, sinema ve rasathane bulunuyormuş.

1904 yılında, Merzifon Amerikan Kolejlinde, gizli olarak Rumlar tarafından “Pontus Cemiyeti” kurulur. 1921 yılında yapılan baskında, Pontusçuluk Teşkilatına ait, birçok gizli ve zararlı belge ele geçirilir. Takip eden dönemde, İstiklal Savaşı sonrasında: burası, yalnız kız öğrencilere yönelik, ilkokul düzeyinde ve  sınırlı kadro ile eğitim verilen bir yer olarak öne çıkmıştır.

Ancak, 1938 yılında, tüm binalar, Devlet tarafından satın alınarak, Milli Savunma Bakanlığı emrine tahsis edilmiştir. Bu yapılar: bir süre, 8. Kolordu Karargah merkezi ve bir süre de, Kara Astsubay Okulu olarak kullanılmıştır.

Amasya Merzifon
Amasya Merzifon
Amasya Merzifon

 

GENEL

Merzifon denilince, ülkemizdeki insanların genelinin bildiği üzere, burada “eşek” meşhur. Ama, bu sözüme bakıp ta, buraya yolunuz düşerse “eşek” aramayın, bulamazsınız. Ama: İlçeyi bir baştan bir başa geçen “Cumhuriyet Caddesi” mutlaka karşınıza çıkacaktır. Çünkü: şehrin tüm yerleşik halkı, burada bir aşağı-bir yukarı, zaman geçiriyorlar. Hatta, bu cadde, o kadar  kalabalık ki, rahat yürümek bile mümkün olmaz.

Yörede: yazlar kurak ve kışlar yağışlı geçen bir iklim hakimdir. Kışları çok soğuktur.

İlçe topraklarının: % 51’i tarım arazisidir ve bunun tamamında tarla bitkileri ekilidir. Arazinin, % 23’lük bölümü ise, orman arazisidir. İlçe merkezinin ortalama rakımı: 700 metredir.

Halkın geçim kaynağı: tarım. Özellikle: soğan üretimi başta geliyor.

İlçe merkezinde: Polis Eğitim Merkezi bulunuyor. POMEM ismi ile hizmet verilen merkez; 2006 yılında kurulmuştur. Burada, Üniversite mezunları, polislik eğitimi almaktadırlar.

Amasya Merzifon Merzifonlu Kara Mustafa Paşa

MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA

Bu Osmanlı devlet adamı: Osmanlı Padişahı Avcı Mehmet zamanında, 1676-1683 yılları arasındaki, 7 yıllık sürede, Sadrazamlık yapmıştır. Bu dönemde, kendisinin tarih sayfalarına yazılmasına neden olan olay ise: II. Viyana kuşatmasıdır. Ancak, kuşatmanın hüsranla sonuçlanması üzerine, idam edilmiştir.

Ancak: 173.000 kişilik bir orduyu, İstanbul’dan alıp, Viyana şehri önlerine kadar götürmek ve şehri  kuşatmak, aslında bir güçtür. Daha önce, I. Viyana kuşatmasını yapan, Kanuni Sultan Süleyman’da, başarılı olamamıştır.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın en büyük suçu: şehri kuşatmış ve saldırıda gecikmiş olmasıdır. Çünkü: şehrin teslim olmasını ve böylece, şehrin hazinelerinin devlet eline geçmesini beklemiştir. Şehre saldırıp, ele geçirseydi, şehrin hazineleri, yeniçeriler tarafından yağma edilecekti.

Amasya Merzifon Gül Baba

GÜL BABA

Bu satırları okuyan siz okuyucularım arasında, Macaristan-Budapeşte şehrine gidenler varsa, burada, mutlaka “Gül Baba” isimli şahsın türbesini ve heykelini görmüşlerdir. Evet, Gül Baba isimli o şahıs Merzifonludur.

Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte, Avrupa fetihlerine katılan Gül Baba, bir elinde “gül” ve diğer elinde “tahta kılıcı” eksik olmamış, ancak, Budapeşte’nin fethinde ölmüş ve türbesi ile heykeli, günümüzde, şehirde bulunmaktadır.

MERZİFON HAVA ALANI

İlçe merkezine, 6 km. uzaklıktadır. Yıllık; 120.000 yolcu kapasitelidir.

Burası, 2008 yılında, sivil hava trafiğine açılmış, aslında askeri amaçlar için yapılmış bir havaalanıdır. Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı 5.Ana Jet Üs Komutanlığı burada konuşludur. Dolayısıyla, Merzifon merkezinde, çok sayıda askeri personel de bulunmaktadır. Ayrıca: Askeri Hastane de bulunuyor.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Merzifon’da, mutlaka “keşkek” yemelisiniz. Ayrıca: haşhaşlı çörek ve kuşburnu marmelatı da önerebilirim.

Amasya Merzifon

GEZİLECEK YERLER

Amasya Merzifon Paşa Hamamı

PAŞA HAMAMI

İlçe merkezindedir. Kitabesine göre, Sadrazam Kara Mustafa Paşa tarafından, 1678 yılında yaptırılmıştır. Güzel ve değişik bir mimari tarzı var. Osmanlı mimari özelliklerini taşıyor. Kubbeli soyunmalığı, uzun-dikdörtgen soğukluğu ve kubbe ile örtülü sıcaklığı bulunuyor. 1971 yılında, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarım görmüştür. Yapının duvarlarında: düzgün kesme ve kaba yontu taş ve tuğla malzeme kullanılmıştır.

Amasya Merzifon Bedesten

BEDESTEN

Bedesten yapısı: Merzifon’un Osmanlı dönemindeki en önemli yapılarından biridir. Günümüze gelirken, uzun süre, dokuma atölyesi olarak kullanılmıştır. Ancak, bu dönemde, bedesten, önemli tahribata uğramıştır. Yapının, orijinalliği bozulmuş. Daha sonra ise, yapı, uzun süre, Tekel deposu olarak kullanılmış.

2000 yılında ise, iç kısımda, onarım çalışmaları yapılmış ve zemin düzeltilerek, halı dokuma tezgahları yerleştirilmiştir. Ancak, takip eden süreçte, bina, özel bir tekstil firması tarafından üretim yeri olarak kullanılmaya başlanmıştır. 2006 yılında, yine bir restorasyon çalışması yapılır. Ancak, bu sefer, yapı, orijinaline uygun olarak restorasyona sokulur.

Evet, bedesten yapısı: 30 x 28 metre boyutlarında, dikdörtgen şekildedir. İçten dükkan bölüntüsü bulunmamaktadır ve dıştan dükkanlıdır.

Amasya Merzifon Taşhan

TAŞHAN

İlçe merkezinde; Kara Mustafa Paşa Camisi yanındadır.

17.yüzyılda inşa edilmiştir. Dikdörtgen planlı ve iki katlıdır. İç kısmı, kesme taşlardan yapılmıştır. Kubbeli odalar bulunmaktadır. Kitabesi bulunmadığından, kim tarafından ve hangi yıl yaptırıldığı belli değildir.

Han: dikdörtgen planlıdır. Güney cephesinde, yarım kemerli, büyük bir kapısı vardır. İki katlı olan yapının alt katında: dükkanlar sıralanır. Birinci katı oluşturan dükkanların üzerindeki duvarlar, üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taş kullanılarak yapılmıştır. İç orta kısımda, avlu var. Kuzey cephesinde, revakların önüne yapılmış, iki çeşme bulunuyor.

Amasya Merzifon Abide Hatun Camisi

ABİDE HATUN CAMİSİ

Narince köyündedir. Sadrazam Merfizonlu Kara Mustafa Paşa’nın annesi, Abide Hatun tarafından, 1680 yılında  yaptırılmıştır.

Ahşap üzerine, kalem işi tekniğiyle yapılmış uygulamalar muhteşem, görülmeye değer. Sade olmasına rağmen, eğimli bir tepe üzerinde bulunmasından dolayı, heybetli bir görünüme sahiptir. Ancak, yapı, geçirdiği depremler sonrasındaki onarımlarda, esas planını bozmayacak şekilde değişimlere uğramıştır. Cami, günümüzde halen kullanıma açıktır.

Amasya Merzifon Kara Mustafa Paşa Camisi

KARA MUSTAFA PAŞA CAMİSİ

1666 yılında yapılmış olan cami, Gazi Manbup Mahallesindedir. Dış cephe, kesme taştan yapılmıştır. İbadet mekanının üstü, büyük ve tek bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin şadırvanının, 1900’lü yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. Şadırvandaki kalem süslemeleri, Zileli Emin tarafından yapılmış, süslemelerde eski İstanbul tanımlanmıştır.

Amasya Merzifon Çelebi Mehmet Medresesi ve Saat Kulesi

ÇELEBİ MEHMET MEDRESESİ VE SAAT KULESİ

1414 yılında, Yıldırım Beyazıt’ın oğlu, Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Mimari yapı: Selçuklu tarzıdır. Giriş kapısı üzerindeki “Saat Kulesi” ise, Amasya Valisi Ziya Paşa tarafından, 1865 yılında ilave edilmiştir. Aslında: burası bir minare.

Biraz önce söylediğim gibi, yapıldığı yıllarda: Sultan Abdülmecit tarafından, her ile, bir saat kulesi kazandırılması fermanı doğrultusunda, ilçenin merkezi yerine, bu minareye, köşeleri prizma şeklinde olduğu için, her bir yüzüne, birer saat yerleştirilmiştir. Kule yapısı: yakın zamana kadar öğrenci yurdu olarak kullanılıyor iken, günümüzde, burada bir kafeterya var ve bu kafeterya da, eski Merzifon resimleri yoğunlukta bulunuyor.

Adana Feke

Adana Feke


Adana’nın en eski ilçelerinden biridir. Gerek tarih ve gerekse tabiat ve doğa severler için uygun yerler bulunur, buranın toprakları Karadeniz bölgesine benzer, her yan yemyeşildir.

ULAŞIM

Feke, Adana il merkezine 122 km. uzaklıktadır. Feke-Kayseri arası 230 km ve Feke-Kozan arası ise 48 km uzaklıktadır.

Adana Feke

GENEL

Feke, yurdumuzun güneyinde İç Toroslara doğru uzantısı olan bir bölgede kurulmuştur. İlçe engebeli bir arazidedir. Sarp dağlar çoğunluktadır, geniş bir ormanlık alan vardır. İlçe merkezinin denizden yüksekliği 620 metredir.

Karasal iklim görülür, kışlar yağışlı, yazları yarı kurak ve serin geçer. Akşamları serindir, bu yüzden Adanalılar sıcak yaz günlerinde burayı tercih ederler.

Feke, Adana’nın en eski ve turizme açık ilçelerinden birisidir. Seyhan nehrini oluşturan kolları tarafından yarılmış derin vadilere sahiptir.

Adana Feke


Rafting için ülkemizin en elverişli ırmaklarından olan, Göksu, bu ilçededir. Rafting sporuna gönül verenler, burada, bu sporu yapabiliyorlar.

NE YENİR

Feke’de başlıca yöresel lezzetler, şunlardır: Kabak Yaprağı ve Çiçek Dolması, Toparlan (Ekşili Köfte) çorbası, Dövmeli Kızılkabak Yemeği, Menengiç (Çıtımık) çorbası sayılabilir.
Bunun dışında: yörede, çok sayıda alabalık tesisi bulunmakta. Severseniz, alabalık yemek de mümkündür.

Adana Feke

TARİHÇE

Feke, ilk çağlardan günümüze kadar, birçok kavim ve devletlere yerleşim alanı olmuştur. İlçenin, tarihi süreçte: MÖ.16’ncı yüzyılda, Hititlerin hakim olduğu bir federasyon bölgesinde kurulduğu rivayet edilmektedir.

Feke: MÖ.6’ncı yüzyılda Perslere, MÖ.333 yılında ise Persleri yenen Büyük İskender’in eline geçmiştir. İskender’den sonra, MÖ.1’nci yüzyıl sonlarına doğru, Roma imparatorluğuna ve daha sonra ise Bizanslıların ellerine geçmiştir. 1097 yılında, Ruben’in oğlu Konstantin I, Feke kale şehrini Bizanslılardan alır ve Ermeni krallığının başkenti yapar. Ardından Toros I, 1111 yılında kaleyi geliştirerek saray, 1173 yılında Sis şehrine taşınacak olan piskoposluk merkezini ve yeni binaları inşa eder. I. Toros’un Kapadokya bölgesinden elde ettiği ganimetleri, Feke’de sakladığı bilinmektedir.

1375 yılında, Mısır Memluklarının işgali ile, Ermeni hakimiyetine son verilir. 1517 yılında ise, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı devleti tarafından fethedilir. Sonraki yıllarda, Yüreğil, Türkmen Beylerinden Ramazanoğlu ailesinin idaresine girer.

I. Dünya Savaşı sırasında, Fransızların Maraş-Antep ve Adana’yı işgalini fırsat bilen, Haçin ve Feke Ermenileri, buralarda bulunan Türklere, Fransızların tahrikiyle, akla hayale gelmedik işkenceler yaparlar. Ermenilerin bu hareketlerini önlemek için Kaymakam Şeref Bey, şehir halkını silahlandırarak bunlarla mücadele başlatır. 1920 yılının Mart ayında, Arap Ali komutasındaki kuvvetler tarafından Feke kurtarılır.

Adana Feke Karacaoğlan Kültür ve Sanat Şenliği

Fekeliler, her yıl 22 Mart tarihini kurtuluş günü olarak kutlar. İlçe merkezi Eski Feke’den 1943 yılında bugünkü yerine nakledilir. Feke, Ermeniler tarafından Vahga, Bizanslılar tarafından Baka, Araplar tarafından ise Bahgai olarak isimlendirilir. Feke Belediyesi 1895 yılında kurulmuştur. İlçede 28.03.1980 tarihinde büyük bir sel felaketi yaşanır.

Adana Feke Karacaoğlan Kültür ve Sanat Şenliği

KARACAOĞLAN KÜLTÜR VE SANAT ŞENLİĞİ

Karacaoğlan, Feke ilçesine bağlı Gökçeli’de 1606 yılında doğmuştur. Asıl adı Hasan’dır. Çok esmer olduğu için ona Karacaoğlan denmiştir. Feke çayının tek geçit verdiği Kanlıgeçit’ten geçerek Feke’yi terk eder ve Kozan’a gider. Orada Sis valisi tarafından beğenilen, düğünlerin ve şenliklerin söz ve saz ustası kabul edilen ozan, valinin eşinin tehdidi sonucu oradan Maraş’a gider, bir zaman sonra memleketine dönerek yavuklusu Zeynep ile evlenir. Kozanoğlu Beyinin konağında türkü söylemiştir. Eşiyle ve Kozanoğlu Beyi ile yaşananlar yüzünden, bir daha dönmemek üzere Feke’den ayrılır. Ancak şiirlerinde doğduğu yerlerden, özlemlerinden sıkça söz etmiştir.

Her yıl 15 Ekim tarihinde Feke’de uluslararası düzeyde Karacaoğlan Kültür ve Sanat Haftası kutlamaları yapılır. İlk Karacaoğlan festivali, 1974 yılında yapılmıştır. 1990 yılında ise uluslararası düzeyde festival yapılır. Bu festivaller Kültür Bakanlığı kanalı ile düzenlenir. İlçe merkezinde bulunan Karacaoğlan heykeli de Kültür Bakanlığı tarafından 5 Kasım 1993 tarihinde dikilmiştir. İlçede birçok tesise Karacaoğlan ismi verilmiştir. Sosyal ve kültürel etkinlikler ve yarışmalar, Karacaoğlan adı ile düzenlenir. Karacaoğlan festivali, ilçede İndere Yaylasında yapılmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

İlçe sınırları içinde, 6 kale ve 15 kilise kalıntısı vardır.

Adana Feke Kalesi

FEKE KALESİ

İlçe merkezine 6 km uzaklıkta Eski Feke bölgesindedir.

Buradan geçen kervan yolunu kontrol etmek için, 12’nci yüzyılda 315 metre yüksekliğe yapılmıştır. Ermeni kaleleri genelde yükseklere yapılmıştır. Bunun sebebi: düşmanın kuşatma sırasında lağım atmasını önlemek ve savunmayı kolaylaştırmaktır. Kayadan oluşturulmuş duvarlar, uçurumlar ve dağ sırtları savunma aracı olarak kullanılmıştır. Bu yüzden hendeğe ihtiyaç duyulmamıştır.

Feke kalesi, Kilikya Ermeni krallığının ilk kalelerinden biridir. Hatta Ermeni krallığının kurulduğu yer ve Ermenilerin en erken tarihli askeri yapısı olarak kabul edilir. Kalede kim tarafından ve ne zaman yapıldığına dair bir yazıt yoktur, ayrıca Ermeni kaynaklarında da bir tarih ve kimin yaptırdığı hakkında kayıt yoktur. Ancak yapılan incelemeler sonucuna göre, kalenin dört dönemde yapıldığı düşünülür.

Adana Feke Kalesi
Adana Feke Kalesi

  
Binli yıllarda ise, Kilikya Ermenistan’ın da yer almış ve son 150 yıla kadar yerleşim görmüştür. Kale, 1270 metre yükseklikteki bir tepe üzerindedir. Diğer Ermeni kalelerinden farklı olarak, iki mimari uygulamasıyla dikkat çeker.

Birincisi: giriş kapısından hemen sonra başlayan ve yılan gibi kıvrılan kalenin içine ulaşan tonoz örtülü, merdivenli tüneldir.

İkincisi ise: Ermeni kalelerinin hepsinde bulunan şapelin Feke kalesinde bulunmamasıdır.

Feke kalesinin tarihindeki en önemli olay, 1138 yılında Bizanslılar tarafından kuşatılmasıdır. Feke kalesi, ovadaki kaleler gibi çabuk teslim olmamış, üç hafta süren kuşatma sonuç vermemiştir. Bunun üzerine, iki tarafın en iyi iki savaşçısının galibinin sonucu belirlemesine karar verilmiştir. Kale, bu iki savaşçının mücadelesinde Bizanslının üstün gelmesi sonucu, Bizanslılara teslim edilmiştir. Bir-iki yıl sonra, Danişmend Beyi Muhammed bin Gazi, kaleyi Bizanslılardan almıştır.

1145 yılında ise, Levon oğlu II. Toros, kaleyi Danişmentlilerden geri almıştır. II. Toros, Feke’yi atalarının yaptığı gibi aşağı Kilikyanın fethinde merkez üs olarak kullanmıştır. 1275 yılında Sis (Kozan) Patriği, Memlük saldırılarından korunmak için Feke’ye sığınır. Ermeniler 1920’lere kadar bu bölgede yaşamlarını sürdürmüştür. Evet kalenin tarihi geçmişi hakkında bilgi verdikten sonra, şimdi mimari özelliklerine bakalım.

Adana Feke Kalesi

  

Mimari özellikleri

2 katlı kale mimari olarak inanılmaz teknik özellikler kullanılmıştır. 8 burcu ve 1 gözetleme kulesi vardır. Günümüzde bu burçların yarıdan fazlası toprağa gömülü durumdadır. Feke kalesi, tepede kuzey-güney doğrultusunda yılan gibi kıvrılan beden duvarlarıyla kendini gösterir. Ulaşılması güç olan kalenin beden duvarları, genellikle istinat duvarına benzer. Doğu beden duvarının altındaki uçurumun derinliği 18-60 metre arasındadır. Güneye doğru gittikçe uçurumun derinliği azalır. Güneybatı bölümde girişin bulunduğu bölüme ulaşılır. Kalenin girişine ulaşmak için yapılmış merdivenin, kalenin dışındaki bölümü, kuzey-güney doğrultusundadır. Merdiven beden duvarı ile korunur durumdadır. Sonrasında sert bir dönüş yaparak giriş bölümüne yönelir. En yaygın düzenlemelerden birisi, doğru yolu bulmak için 90 derecelik dönüşler gerektiren dönemeçli olanıdır. Bu tür girişler: Anavarza, Yılanlı, Tamrun, gibi kalelerde de görülür. Buradaki kalede ise, dönemeçli düzenlemenin ucuna, yılankavi, tonozlu merdiven eklenerek girişler daha da karmaşık hale getirilmiştir. Evet, giriş bölümü içinde de devam eden merdiven, daha sonra iyi korunmuş tonozlu bir tünel içinde kıvrılarak, yukarıya kalenin içine ulaşır.

Giriş kulesinden sonra, kalenin en önemli savunma bölümü olan batı beden duvarına ulaşılır. Tepenin kuzey ucunda, büyük boyutlu ve yuvarlak planlı burç, kalenin en etkili ve güçlü savunma elemanıdır. Kalenin uçurumların, kayaların üstüne inşa edilmiş olan doğu beden duvarının çok küçük bir bölümü, parçalar halinde günümüze gelmiştir. Güney uçtaki burç ve onun devamı olan yaklaşık 27 metrelik bölüm görülür. Diğer bölüm ise, güneyde kayaya oyularak yapılmış giriş bölümü merdivenlerinin bittiği yerdedir. Kalenin duvarları moloz taş olup, dıştan ve içten kesme taşlarla kaplanmıştır. Taş işçiliği muazzam güzeldir. Kalenin güney kısmının bir bölümü yıkılmış, batı kısmında ise yuvarlak kulelerden bir tanesi, yıldırım düşmesi sonucu tahrip olmuştur. Günümüzde kale burçlarının bir kısmı toprağa gömülü durumdadır.

Adana Feke Kalesi

 

Kalenin içi

Kalenin giriş kısmı güneybatıdan olup, yuvarlak kemerli kapıdandır. Giriş kısmının büyük bölümü tahrip olmuş, diğer kale duvarları yer yer sağlam ve ayakta kalabilmiştir. Kalenin orta kısmı geniş, kuzey ve güney kısımları ise dardır. Kalenin iç kısmında tahrip olmuş bina komplekslerinin duvarları bulunmaktadır. Kalenin içinde en önemli eleman olan büyük boyutlu bir sarnıç bulunur. Sarnıç derinliği 8 metredir. Kısmen kayaya oyulmuş sarnıç, itinalı bir işçilikle yapılmıştır. Tepesindeki tonozun üstünde 7 tane havalandırma deliği vardır. Ayrıca çeşitli işlevler için planlanmış mekanlar bulunur. Ancak, diğer Ermeni kalelerinden ayrı olarak burada şapel yoktur. Bu durum, kaleye 1 km uzaklıktaki sağlam Bizans kilisesinin kullanılmış olduğunu akla getirir.

Evet, kalenin gerek insan ve gerekse tabiat olayları ile daha fazla tahrip olmaması için onarılarak koruma altına alınmasında yarar vardır. Siz bu yöreye yolunuz düşerse, mutlaka gidip Feke kalesini gezin görün, özellikle giriş kısmındaki merdivenleri özellikle inceleyin, sarnıcı görün, ilginç bir kale, gezilmeye görülmeye değerdir.

Adana Feke Kara Kilise-Manastır-Surp Nişan Ermeni Kilisesi
Adana Feke Kara Kilise-Manastır-Surp Nişan Ermeni Kilisesi

 

KARA KİLİSE-MANASTIR-SURP NİŞAN ERMENİ KİLİSESİ

Feke-Saimbeyli karayolunun solunda, eski Feke yerleşim alanı içinde, Feke kalesinin güneyinde, Feke kalesine çıkan yol üstündedir.

Manastırın hemen kuzeyinde tarım yapılıyor. Köy yerleşimiyle iç içe olması nedeniyle taşları kullanılmış, kaçak kazılarla yapı tahrip edilmiştir. Manastırın Geç Roma veya Erken Bizans döneminde (5 veya 6’ncı yüzyıllarda) inşa edildiği düşünülüyor. Ancak bazı kaynaklarda, 11 ve 12’nci yüzyıllara ait Ermeni kaynaklarında, burada Feke kalesinin hemen yakınında Kastalawn veya Vakha isimli bir manastır olduğu ve Kilikya Ermeni Krallığının önemli bir dini merkezi Anazarbos (Anavarza) Piskoposunun bu manastırda ikamet ettiği belirtilmektedir.

Adana Feke Kara Kilise-Manastır-Surp Nişan Ermeni Kilisesi

 

Yapıldığı dönemde 14 kilisenin buraya bağlı olduğu söyleniyor. Evet, manastırın dış duvarlarından kuzey yönündeki ayaktadır. Ayrıca manastır müştemilatı olduğu ve kapı üstünde kitabesi bulunan kapalı ve yer altında mekanları bulunmaktadır. Manastırın kilisesinin apsisi yıkılmış, ancak sağ ve sol duvarlar ayakta durmaktadır. Yapı kesme taştan, bindirme tekniğiyle yapılmıştır. Ancak geç devirde onarılarak kullanıldığını belgeleyen moloz ve yer yer poligonal örgüler vardır. Kilisenin içinde manastır dış duvarında insan eliyle yapılmış büyük tahribat vardır.

Adana Feke Uğurlubağ (Hefkereyebakan) Kalesi

UĞURLUBAĞ (HEFKEREYEBAKAN) KALESİ

İlçe merkezinin güneydoğusunda bulunan Uğurlubağ köyündedir. Uğurlubağ köyü, kalenin batısında yer alır. Ortaçağ döneminden kalmadır. Çevredeki yolların kontrolü için yapılmıştır. Yani jeopolitik açıdan oldukça önemli bir konumdadır. 1012 metre rakımlı tepede, yoldan yüksekte, sarp ve dik uçurumlarla çevrili bir kaledir. Kuzeyinde ve doğusunda yüksek uçurumlar bulunur. Taş işçiliği Kozan kalesindeki işçiliğe benzer. Horasan harçlı, kesme ve moloz taş örgülü savunma duvarlarına sahip küçük hacimli bir kaledir. Girişi güney yönündedir.  Batı yönünde, üzeri kemerli 6 adet, bir üst kademede ise 3 adet mazgal açıklığı bulunur. Kalenin uçuruma bakan doğu kısmında, duvar izi kalıntıları yer alır. Kuzey-güney uzunluğu 25 metre, doğu batı uzunluğu 27 metredir. İç mekandaki kod farkından dolayı plan veren bir yapı kalıntısı izine rastlanmamıştır.

Adana Feke Maran Kalesi

 

MARAN KALESİ

Feke-Mansurluköyü karayolunun 21’nci kilometresindedir. İlçe merkezine 16 km uzaklıktadır. Kalede herhangi bir kitabe olmadığından, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

Ulaşılması hayli zor, Maran yaylasında 1410 rakımlı bir tepenin üzerine inşa edilmiştir. Bulunduğu tepenin şekline uydurularak, kuzey-güney doğrultusunda uzunlamasına bir plan gösterir. Kalenin dört bir tarafı çam ormanlarıyla kaplı ve vadilerle çevrilidir. Kale; Feke’den gelip İnderesi ve Yahyalı üzerinden Kayseri’ye ulaşan eski kervan yolunu kontrol ediyordu. Ayrıca: Feke kalesiyle arasında bulunan 22 kilometrelik mesafenin büyük bölümünü koruyordu. Kalenin erişilmesi güç doğu tarafında: sadece ulaşılmaya müsait kısımlar ve kayalıkların araları sur duvarı ile örtülmüştür. Saldırıya açık batı tarafı ise, tamamıyla sur duvarıyla örtülmüş, kulelerle çevrilmiştir. Dar olan kuzey ve güney tarafları ise, sadece savunma ve gözetleme amaçlı kulelerle tahkim edilmiştir. Kalenin uzunluğu 205 metre, genişliği ise en geniş yerde 48 metredir. En dar noktada ise 8 metredir. Batı sur duvarlarının yüksekliği 5 ile 7 metredir. İç tarafta ise en yüksek noktada sur duvarı yüksekliği 3 metredir. Girişi güneybatı yönündedir. Kesme ve moloz taş örgüsüne sahip olan kale yapısında Horasan harcı kullanılmıştır. Kalede kullanılan taşlar tamamen bulunduğu kalker tepeden sağlanmıştır.

Kalenin içindeki bütün mekanlar, 48 metre genişlikte olan güney kısımda yoğunlaşmıştır. Burada askeri amaçlı mekanlar bulunur. Ayrıca su sarnıcı ve şapel vardır. Su sarnıcı, giriş kapısının bitişiğinde, kule burcu şeklinde dışarıya çıkıntılı olarak doğal kayalara oyularak inşa edilmiştir. Sarnıcın üstü sivri bir tonozla örtülüdür. Tonoz örtünün bacasının da bulunduğu batı uç tarafı, kısmen yıkılmıştır. 6 metre derinliğindeki sarnıcın uzunluğu 14.30 metredir. Kalın ve özel bir sıva ile kaplanan iç taraf, inşa edildiği kayalığın şeklini aldığından simetrik değildir. Şapel kalıntısı, doğu batı yönündedir. Su sarnıcının güneydoğusunda birbiriyle bağlantılı iki odadan oluşan, üzerleri tonoz örtülü mekanlar bulunur. Günümüzde büyük oranda yıkılmış olan şapelden, geriye yüksekliği 1.40 metreyi geçmeyen duvarlar ve apsis kısmı kalmıştır. Kale içinde, bağımsız bir mekan olarak inşa edilen şapel, 8 x 4.5 metre ölçülerinde ve doğu-batı doğrultusunda inşa edilmiştir. Şapelin sadece giriş kapıları ve nişlerinde düzgün kesme taş kullanılmışken, diğer yerlerinde kaba yontma taş kullanılmıştır. Şapelde 1.10 metre kalınlığındaki duvar, harçla yoğrulmuş moloz taş dolguludur. Kalan izlerden şapelin iki kapısı olduğu anlaşılır. Batı ve güneyde yer alan kapılardan, güney kapısı tamamıyla tahrip olmuşken, batı kapısı kısmen ayaktadır. Kalan izler, batı kapısının düzgün kesme taşlardan ve 1.30 metre genişlikte inşa edildiği anlaşılmaktadır. Kapının günümüzdeki yüksekliği ise 0.90 metre olarak ölçülür. Şapelin iç tarafında yer alan birkaç nişten, sadece kuzey duvarındaki niş sağlam olarak günümüze gelmiştir. Yuvarlak kemerli niş, düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Kalan izler, şapelin apsisinde bir mazgal penceresinin bulunduğunu kanıtlar. Şapelin apsis kısmının kuzey ve güneyinden başlayan duvarlar, her iki tarafta da kayalıklarda son bulur.

Kalenin dış duvarları üzerinde 9 adet irili ufaklı burç vardır. Batı yönünde, kalenin oturduğu tepe boyunca devam eden güçlü duvarlar, doğu yönündeki kayalıktan yararlanarak sadece birkaç noktada kullanılmıştır. İç mekanlar oldukça iyi korunmuş, ancak define kazıları sonucu bazı yerler tahrip olmuştur. Kalenin doğusunda bulunan uzun vadide, moloz yığınları ve temel izlerine bakılarak sivil bir yerleşim bulunduğu tahmin edilmektedir.

Adana Feke Kaleyüzü Gözetleme Kulesi

 

KALEYÜZÜ GÖZETLEME KULESİ

Feke ilçe merkezinin batısında, Feke-Mansurlu karayolu üzerindedir.

Ortaçağ kalesidir. Duvarları, Horasan harçlı moloztaş örgülü, kaba yontulu kesme taş kaplamalıdır. Tamamen ayakta kalmış olan asıl burç, tepenin güney yönündedir. Yuvarlak planlı ve kubbe örtülüdür. Bu mekanın girişi, yine güney yönünden, dışarıdan dikdörtgen, içten kemerli bir kapıdır. Burcun güneybatısından bağlayan dış sur izleri, batı yönünden güneye kadar inerek doğu yönündeki doğal kayalığa kadar ilerler. Surların bittiği bu noktada, dörtgen planlı bir yapı izi vardır.

Güney yönündeki burçtan kuzeye doğru yaklaştıkça 3.40 metre eninde bir moloz taş örgü duvarla, 6.5 metre çapında önemli bir bölümü yıkılmış, sadece temel seviyesinde görülebilen ve arazinin kuzey, doğu ve batısına hakim bir yapı kalıntısı daha vardır. Gözetleme kulesi olarak adlandırılan bu yapıda, yoğun ortaçağ seramik buluntusu bulunmuştur.

Adana Feke Sülemişli Şapeli

   

SÜLEMİŞLİ ŞAPELİ

İlçe merkezine bağlı Sülemişli mevkiindedir.

Meskun mahalden çıkıp, ormanlık alan ile birleştiği yerde, yerleşim yerine hakim bir konumdadır. Yolun yaklaşık 20 metre güneyinde, bir adet betonarme su deposu, su deposunun da 15 metre güneyinde, yola 35 metre mesafede, bir yapı kalıntısı görülür. Bu yapı kalıntısı: yaklaşık 10 metre boyunda, 6 metre eninde bir alana oturan, üst örtüsü yıkılmış, tek mekanlı, dikdörtgen bir yapı kalıntısıdır. Doğu batı uzantılı yapı, dıştan dikdörtgen bir yapıya sahiptir. İçeriden bakıldığında, doğu duvarının içten yarım dairesel bir yapıda olduğu görülür. Bu haliyle bir şapel kalıntısı olduğu anlaşılmıştır. Küçük ölçekli kilise (İslam mimarisindeki karşılığı mescit) olarak tanımlanabilen şapellerde nef-narteks-transept gibi kilise mimarisinin ayırtedici özellikleri bulunmaz.

Moloz taş malzeme ile kireç harç kullanılarak inşa edildiği anlaşılan şapelin giriş kapısının, güney duvarında yer aldığı ve kemerli bir formda olduğu anlaşılmıştır. Yapı kalıntısının batı duvarı, tamamen yıkılmış olup, diğer duvarları kısmen ayaktadır. Ancak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı belli değildir.

Adana Feke Süphandede Köyü Türbesi

SÜPHANDEDE KÖYÜ TÜRBESİ

İlçe merkezine yaklaşık 25 km uzaklıktaki Süphandede köyünde Feke çayı kenarındadır.

12-14’ncü yüzyıl erken dönem yapısıdır. Bu döneme ait Anadolu mimarisiyle oldukça benzerlik taşır. Türbenin giriş bölümü, basık sivri kemerli bir açıklıktan oluşur. Enine dikdörtgen planlı yapı, kubbe tonozla örtülüdür. Yapı içinde, kapağı bulunmayan bir taş sanduka bulunur. Üst örtü biçimi, Kozan kalesi kulelerinde görülen kubbe tonozlarla oldukça benzer özellikler taşır. Basık sivri kemerli bölümünde kireç taşından kaba yontu, düzgün kesme taş, cephelerde granit doğal taşlar kullanılmıştır. Kubbe oldukça tahrip olmuş duvarlarla çevrilidir. Dikdörtgene yakın plan yapısı sergileyen duvarlar yer yer 2 metreye yakın yükseklik sergilemektedir. Türbenin ön kapısı açık olup bu kısmın güneyinde de bir mezar yer alır. Ayrıca ön kısmında bir de kuyu bulunmaktadır. Hayatı hakkında fazla bir bilgiye sahip olunmayan Süphan Dede’nin yaşadığı dönem hakkında da bilgi yoktur. Sadece başı; kesilen yerden yuvarlanarak bugün türbenin bulunduğu yere geldiği rivayet edilmektedir. Türbenin önünde bulunan kuyudaki suyun tuzlu buharının akıl hastalığına iyi geldiği rivayet edilir. Halk; Süphan Dede’ye akıl ve ruh hastalıklarından medet ummak amacıyla gelmektedir. Türbenin yanından çıkan suyun buharından teneffüs eden akıl hastalarının şifa bulacağına inanılır. Süphandede olarak bilinen yerin, eskiden kervanların geçiş yaptığı bir bölge olduğu, Süphan Dede adındaki şahsında bir kervanının olduğu, yine başında bulunduğu kervanla bölgeden geçerken kervanını eşkıyaların çevirdiğini, eşkıyalara direnen Süphan Dede’nin başının onlardan birinin kılıç darbesiyle kesildiği, kesilen başın “Süphanallah Süphanallah” diyerek mezarın olduğu yere kadar yuvarlanarak geldiği ve kesik başın durduğu yere bir türbe yapıldığı rivayet edilmektedir.

Adana Feke Güzpınarı-Kisenit Kalesi

GÜZPINARI-KİSENİT KALESİ

İlçe merkezinin Güzpınarı mahallesindedir.

Kale, köy mezarlığının da yer aldığı doğal tepelik bir alan üzerindedir. Bu tepelik, ayrıca iki tane çayın birleşiminden önceki kayalık yapının üzerinde oturmaktadır. Her tarafı yüksek dağlarla çevrili bölgede, oldukça alçak bir kotta yer alan kalenin yapılış amacının akarsular boyunca yer aldığı anlaşılan güzergahı kontrol etmek içindir. Kareye yakın bir formda inşa edilmiş olan kalenin her köşesinde dairesel burçların varlığı görülür. Kalenin duvar uzunlukları sırasıyla 10-14.5-9,5-12.5 metredir. Yapının dört köşesinde dairesel burçlar vardır. Güney cephesinde ise kaleye girişi sağlayan kapıya ait olabilecek bir örgü izi görülür. Ayrıca güneydoğu burcuna bitişik dış yüzeyde, yine bir dönem eski olan ikinci bir yarım dairesel mekan görülür. Yapının inşa malzemesi olarak yer yer kesme ve moloz taş kullanılmıştır. Kesme taş duvarın içerisinde moloz taş dolgu yapıldığı ve bağlayıcı malzeme olarak da kireç bazlı bir harç kullanıldığı görülmüştür. Duvar kalınlığı ortalama 140 cm dir. Kalenin güney cephesini oluşturan duvar, diğer duvarlara göre daha iyi korunmuştur. Kalenin içerisinde çevredeki bahçelerin su ihtiyacının karşılanmasında kullanıldığı anlaşılan 4 metre çapında bir havuz bulunmaktadır. Kalenin içerisinde ve yakın çevresinde yapılan yüzey gözlemlerinde çok miktarda pişmiş toprak seramik parçası bulunmuştur. Bunların tamamı sırsız parçalardır. Seramik parçalarının çoğu büyük pithos ağız ve gövde kısımlarına ait olabilecek türdendir. Alanda sadece bir parça sırlı seramik görülmüştür. Sık dokulu ve açık nerkli hamur üzerine yeşil sır çekilmiş bir parça, herhangi bir bezeme öğesine sahip değildir.

Güzpınarı camisinin duvarında kaleden söküldüğü anlaşılan taşların bulunması ve caminin 16’ncı yüzyıla tarihlenmesi, caminin inşası sırasında kalenin işlevsiz kaldığı ve yıkılmaya yüz tuttuğunu gösterir. Bu durumla beraber alanda bulunan seramik parçaları göz önüne alındığında kalenin 11’nci yüzyıl ile en geç 14’ncü yüzyıl arasına tarihlenmesi mümkündür.

Adana Feke Göksu Irmağı

GÖKSU IRMAĞI

Seyhan Nehrinin en gür kollarından biridir. Kaynağını: Tufanbeyli dolaylarında, Tahtalı dağlarından alır. Sarız Çayı ile birleşerek, Saimbeyli sınırından Feke ilçesi sınırlarına giren Seyhan Nehrinin kolu olan Göksu ırmağı, Feke’de uzun seyreden akarsudur.
Her mevsim, bol sulu olan debisi fazladır. İlçeyi, dar ve derin vadilerle geçerek, Karsantı (Aladağ) ilçesi yakınlarında, Zamantı Suyu ile birleşerek, Seyhan Nehrini oluşturur. Irmak üzerinde, rafting sporu yapılabilmektedir.

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.