Ağrı Doğubayazıt

doğubayazıt.ishakpaşa sarayı.1
Ağrı Doğubayazıt

Birkaç kez gittiğim ve kaldığım bu şirin beldede: evlerin bulunduğu yerden açtığınız her pencereden, sanki Ağrı Dağı üzerinize yıkılacakmış gibi, bütün haşmeti ile görünür.

Niye? Çünkü: Ağrı dağı; dümdüz bir arazide birden yükselen bir dağ. Bu yüzden: görüntüsü çok muhteşem. Sanki bir duvar gibi yükseliyor.

Yalnızca: İshakpaşa sarayında, sarayı yaptıranlar, bu dağı görmekten sanırım o kadar bıkmışlar ki, koca sarayın hiçbir penceresinden, hemen dibinde bulunan Ağrı dağı görünmüyor, sanki inadına bir tutum.

Evet: sizde, bu beldede bulunduğunuz sürede, her daim Ağrı dağını görecek ve bu muhteşem manzaraya alışamayacaksınız.

Bunun yanında: Doğubayazıt elbette yalnızca bunlardan ibaret bir yer değil. Doğubayazıt’ta: gezip, alışveriş yapabileceğiniz, vitrinlerinde birçok yabancı orjinli ve değişik malları bulabileceğiniz dükkanların bulunduğu pasajlar var.

Bu pasajlarda: özellikle, yurt dışı kökenli, çok değişik objeler görebilirsiniz ve satın alabilirsiniz. Tabii fiyatları bilmeniz ve malın kalitesini iyi yorumlamanız lazım, malum günümüzde artık bu tür dış menşeili mallar her yerde satılıyor.

ULAŞIM

Doğubayazıt: Ağrı il merkezine; 97 km. uzaklıktadır. Aradaki bu yol, gayet düzgün ve geniş. Çünkü: burası, aynı zamanda; yani bu yol: Türkiye-İran transit karayolu.
Evet: Doğubayazıt’ın diğer yerlere uzaklıkları şöyledir. Doğubayazıt-Van arası uzaklık: 175 km. Doğubayazıt-Iğdır arası uzaklık: 45 km. ve Doğubayazıt-Erzurum arası uzaklık: 295 km. dir.

ağrı.ağrı dağı.2
Ağrı Doğubayazıt

GENEL

Ağrının, en eski, tarihi ve gelişmiş ilçesidir. Kendi adını taşıyan ovanın güney doğusunda kurulmuştur. Denizden yüksekliği: 1900 metredir. İlçe: Iğdır gibi, Doğu Anadolu’nun iklim adacığıdır. Yazları: sıcak ve kurak, kışları ılık ve az kar yağışlıdır. Yağmur mevsimi: ilkbahar ve sonbahardır.

doğubayazıt.genel.1
Ağrı Doğubayazıt

TARİHİ

İlçe, uzun süre Urartuların egemenliğinde kalmıştır. Ancak: 625 yılında, Aras kıyılarına gelen, Hazar Türkleri, bölgedeki egemenliği ele geçirirler. MÖ.250 yıllarında ise: Persler ve Romalılar arasında; egemenlik çatışmaları görülür.

1064 yılında: Ağrı ve çevresi ile birlikte: Beyazıt’ta, Bizanslılardan alınarak, Selçuklulara bağlı, Anışedatları Beyliğine verilir. 1231 yılında, Timur istilası görülür. 1239 yılında ise, Cengiz han egemenliği görülür.

1374 yılında: Celayırlı Şehzade Beyazıt Han: bölgeye gelerek, Aras boyuna saldıran Karakoyunlu hükümdarı Bayram Hoca ordusuna karşı; günümüzdeki Beyazıt Kalesini yaptırır. İlçenin isminin, Beyazıt Han’dan geldiği sanılmaktadır.

Yavuz Sultan Selim; Çaldıran’da, Kanuni Sultan Süleyman Tebriz’de ve 4.Murat: İran’a giderken: Beyazıt’tan geçerler. Çaldıran Savaşından sonra; Osmanlı yönetimine geçen Beyazıt, daha sonra İran baskısına uğrar.

Ancak: daha sonraki dönemde, bölge yine Osmanlı egemenliğine girer. 1744 yılından sonra, Erzurum eyaletine bağlanır ve eyaletin 4. sancağı olur.

Bu dönemde: bölge, İstanbul’dan atanan sancak beyleri tarafından yönetilir. Bunların en ünlüsü ise: İshak Paşa’dır.

İshak Paşa: 1776-1798 yılları arasında, Beyazıt’ta, Sancak beyi beyliği yapar. Şehrin doğusundaki bir tepeyi yontma taş ile çevirterek, içine İshak Paşa camisi, saray, hamam, külliye medresesi ve diğer bölümleri yaptırır.

1805 yılında: Napoleon Bonaparte tarafından, elçi olarak, İran’a gönderilen “Amedee Jaurbert” bu sarayla, aylarca hapis kalır.

Takip eden tarihi süreçte: Ruslar; ilk olarak, 1828 yılında, Beyazıt’ı ele geçirirler. Ancak: 1878 tarihinde Berlin Antlaşması ile, Beyazıt’tan çıkarlar ve bölge, yeniden Osmanlı egemenliğine girer.

doğubayazıt.genel.2
Ağrı Doğubayazıt

NE YENİR

Burada: Türkiye’de, başka bir yerde, benzerini bulamayacağınız bir lezzet var. İsmi: Abdigör köftesi. İri bir portakal büyüklüğündeki bu leziz köftelerden mutlaka tadın.

doğubayazıt.keşiş bahçesi.1
Ağrı Doğubayazıt

KEREM İLE ASLI EFSANESİ-KEŞİŞ BAHÇESİ

Kerem ile Aslı’nın: birbirini görüp aşık olmaları, Doğubayazıt ile İshak Paşa Sarayı arasındaki Keşiş Bahçesinde olmuştur.

Ayrı dinlerden oldukları için evlenemeyen iki gencin aşkı: acı sonla biter. Burası: vaha görünümlü, büyük bir konaklama yeridir.

Aslı’ya kavuşamayan Kerem; çektiği bir “Ah” ile tutuşup; kül olur: Bu külün başında: günlerce bekleyen Aslı’da: külü; saçı ile süpürürken, tutuşup yanar ve külleri birbirine kavuşur.

doğubayazıt.ağrı dağı.3
Ağrı Doğubayazıt Ağrı Dağı

AĞRI DAĞI

Dağ: küçük tepeler meydana getirmeyip, aniden yeryüzünden gökyüzüne doğru yükseldiğinden: muhteşem bir görünüme sahiptir. İnsanın karşısında, heybetle durması ona doğal bir güzellik kazandırır, bu tabiat harikasını doyulmaz bir manzara yapar.

Ama: gözlerimizi zirvesine diktiğimiz ama bayrağımızı zirvesine bir türlü dikemediğimiz, uzun bir aradan sonra dikmeyi becerebildiğimiz bir dağ. Tabii, yabancılar, bunu birden yüzyıl önce başarmışlar. Sonra: biz gidip, zirveyi geri almışız.

Evet: Ağrı dağı: Ağrı il merkezine, 115 km. uzaklıkta ve Doğubayazıt ilçe merkezine ise: 15 km. uzaklıktadır.  Volkanik bir dağdır. 5137 metre yüksekliği ile, Avrupa’nın ve Türkiye’nin en yüksek dağıdır.

Nuh Tufanından sonra, Nuh’un gemisine ev sahipliği yapmasından dolayı, efsanevi özelliği olan bir dağdır. Dağ: İran’ın 16 km. batısından, Ermenistan’ın ise 32 km. güneyindedir.

Dağın çevresi: 128 km. dir. Yüzölçümü ise: 1188 km. karedir. Geniş bir taban üzerine oturmuştur. Aslında:  dağ, iki koni biçimindedir.

Büyük Ağrı dağı: 5137 metre iken, Küçük Ağrı dağı: 3896 metre yüksekliktedir. Bu iki kütle; birbirinden, 2700 metre yükseklikteki, Serdarbulak geçidinde ayrılır.

Dağ

Bir sünger gibi, kendi suyunu kendi içine çekerek emer. Dağın emdiği suların bir kısmı: Serdarbulak, Yakup, Örtülü ve Topçatan kaynakları ile dışarı çıkar. Ancak: yarık bulamayan kar suları, dağın eteklerine doğru akar.

Dağın zirvesinde, Ağustos ayında bile, ısı:  eksi 6 dereceden aşağı düşmez. Yaz mevsiminde, sıcak günlerde, normal ısı, sıfırın altında  6 ile 10  derece arasında olur.

Ağrı dağında: 4000 metre rakımdan itibaren, sürekli kar başlar. Dağın, doruk kesimini de, bu buzul takkesi kaplar. Genişliği 12 km. kareye varan buzul, aynı zamanda Türkiye’de mevcut az sayıdaki buzullar arasında, en büyük olanıdır.

Eteklerinde: yaban keçisi, geyik, ayı, domuz, kurt, tilki, sansar, kunduz, samur, tavşan, keklik ve sayısız av kuşları bulunur.

Ağrı dağı: çok taşlık, kayalık ve saklanası ve çevreyi gözetlemesi kolay olduğundan: bazen de kaçak ve asilerin sığınma yeri olmuştur.

doğubayazıt.ağrı dağı.1
Ağrı Doğubayazıt  Ağrı Dağı

AĞRI DAĞININ ÖNEMİ

Ağrı dağının: Türk ve dünya kültüründe, özel bir yeri vardır. Ermeniler burayı kendi ülkelerinin merkezi olduğunu iddia ederler.

Yahudi kutsal metinlerinde ve Hıristiyanlıktaki Nuh’un gemisinin, bu dağa indiği inancı: Ağrı dağının gerek siyasi ve gerekse dini yönden önemini arttırmaktadır.

Ağrı dağına verilen isimler şöyledir: Türkler tarafından: Eğri dağ, Ağrı dağı. Kire dağı.

İranlılar tarafından: Küh-i Nuh. Araplar tarafından: Cebel al-haris (Büyük Ağrı), Ermeniler tarafından: Masik, Ararat. Batılılar tarafından: Ararat.

doğubayazıt.ağrı  dağı tırmanışı.1
Ağrı Doğubayazıt Ağrı Dağına Tırmanma/Çıkış

AĞRI DAĞINA TIRMANMA/ÇIKIŞ

Ağrı dağına ilk çıkış: Nuh’un gemisini araştırmak üzere: 9 Ekim 1829 tarihinde, Frederic Von Parot tarafından yapılır.

Ağrı dağına tırmanış derken: bizim ülkemizde, dağ tırmanışı uzun yıllar ilgi çekmemiş. Bu işi de: hep yabancıların gerisinden izlemişiz.

Ama, yine de dağcılık yapan, ilk tırmanışı gerçekleştiren biri var.

Hem de, 30 Temmuz 1902 gibi, bayağı eski bir tarihte.

Bu tarihte; Prof.Ali Vehbi Türküstün; Fransız arkadaşları ile, Alp Dağlarında, Mont-Blacak tepesine tırmanmış ve bayrağımızı, tepelerin zirvesine dikmiş. İşte: ilk tırmanış, ilk dağcımız.

Evet, biz yine Ağrı dağına dönelim. 1916 yılında bir Rus pilotu olan Viladimir Roskovski: dağın kuzey doğusunda, gemi kalıntısı gördüğünü Rus çarına iletir.

Rus çarı da, bunun üzerine, bir heyet gönderir, ekibin çektiği resimler ve bulunan parçalar: daha sonra kaybolmuştur.

1936 yılında; Yeni Zelandalı dağcı H. Knight, dikdörtgen kalas parçaları gördüğünü söyler.

doğubayazıt.ağrı dağı tırmanışı.2
Ağrı Doğubayazıt

Cumhuriyet dönemine kadar

Ağrı dağına çıkanlar arasında, Türk ismine rastlanmaz. İlk kez: 1934 yılında: Ağrı civarında bulunan: Hudut Dağcılık Tugayımız, Ağustos ayında dağa çıkmayı başarmıştır. 1940 yılında, dağa eğitim amacıyla çıkan Tugayımız: Atatürk’ün büstünü ve bayrağımızı: 5156 rakımlı tepeye dikmiştir. 1937 yılında: o tarihte, Ağrı’da binbaşı olarak görev yapan Cevdet Sunay (5.Cumhurbaşkanı) ile 15 subay ve 15 er; tepeye çıkmayı başarmışlardır.

Takip eden dönemde: 29 Temmuz 1968 yılında: Albay Turhan Selçuk başkanlığında, 18 subay, 16 astsubay ve 113 erden oluşan: Dağ Taburu, Ağrı dağının doruğuna tırmanmıştır.

Dağa çıkış için, en uygun zaman: Ağustos ve Eylül aylarıdır. Çıkış ve iniş, asgari 4 gün sürer. 2000 yılında, kısmen de olsa, turizme açılan Ağrı dağını, birçok yerli ve yabancı turist tırmanış gerçekleştirmiştir. Bu tırmanışların programı hakkında: kısa bilgi vermek istiyorum.

Önce: Ağrı’ya varış ve Doğubayazıt’a geçiş. Burada: geceleme. İkinci gün: erkenden, dağa hareket. Hedeflenen ilk kamp yüksekliği: 3200 metrede. Dağın bu bölümü: az eğimli ve çok derin karlı alanları içeriyor.

Üçüncü gün: hedef 4200 metre yükseklikteki kamp alanına ulaşmak. Dördüncü gün: hava koşullarına göre, zirveyi denemek söz konusu olabilir. Ancak: koşullara göre, 4750 metre yükseklikte, üçüncü bir ara kamp yapmak da mümkün. Bunu hava raporlarına göre planlamakta yarar var.

Evet: beşinci gün, zirve denemesi için, yedek gün. Eğer zirve yapılırsa, ara kamp: 4750 metrede. Altıncı gün: olumsuz hava koşullarına bağlı olarak yedek ayrılan bir gün. Yedinci gün: 1700 metreye iniş ve Doğubayazıt’a dönüş.

Yani: Ağrı dağı tırmanışı: asgari dört gün, azami yedi günde tamamlanabilir.

Yalnız: daha önce söylediğim gibi, Ağrı Dağına tırmanışı, politik hale getirenler var. Bir gurup Amerikalı öğrenci, 2006 yılında, Ağrı Dağına yaptıkları tırmanışta: zirveye vardıklarında; Ermeni bayrağı açıyorlar. Sanırım: Ermenistan’da, böyle bir durum olsa, Türk Bayrağı açılsa, bayrağı açanları da, bayrağı da paramparça ederler.

Bizimkiler ne yapmış?

Hiç, yalnızca,  dağa çıkışlara kısıtlama getirilmiş, daha doğrusu dağa çıkış için “Mit” oluru alınması şart koşulmuş.

Yani: Milli İstihbarat Teşkilatı: dağa çıkmak isteyenlere, temiz kağıdı veriyor.

Niye? Çünkü: Ağrı Dağına tırmanmak isteyen yabancı kökenlilerin yoğunluğunu Ermeniler oluşturuyor.

doğubayazıt.ishakpaşa sarayı.2
Ağrı Doğubayazıt İshak Paşa Sarayı

İSHAK PAŞA SARAYI

Bir yıl içinde: 120.000 turist tarafından ziyaret edilen bir yer. Bu nedenle: özellikle bahar ve yaz dönemlerinde: Doğubayazıt’ın her cadde ve sokağında; yerli ve yabancı turist görmek mümkün. İstanbul Topkapı Sarayından sonra, son dönemlerde yapılmış teşkilatlı sarayların, en ünlüsüdür.

Yani: Osmanlı imparatorluğunun, Lale devrindeki son büyük anıt yapısıdır. 18.yüzyıl, Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. Sarayın Harem Dairesindeki kitabesine göre: yapılış tarihi: 1784 yılıdır.

Sarayı yaptıran: Çıldır oğullarından, II. İshak Paşa’dır. Aslında: yapının yapımına: 1685 yılında: Doğubayazıt Sancak Beyi Çolak Abdi Bey zamanında başlanmışsa da, son şekli: 1784 yılında: oğlu İshak Paşa döneminde verilmiştir. Yani: Saray yapımı: 99 yılda tamamlanmıştır. Mimarı: Ahıskalı ustalardır. Yerden ısıtmalı sistemiyle, dünyada bir ilktir. Ayrıca: su ve kanalizasyon sistemleri de bulunmaktadır.

Ağrı dağının yakınında, Doğubayazıt’ın 5 km. güneydoğusundadır. I. Dünya Savaşına kadar, Beyazıt Sancağı, bu saraydan yönetilir. Ruslar, bölgeyi işgal ettiklerinde: bu sarayı, karargah ve kışla olarak kullanmışlar ve dönüşlerinde, sarayın değerli tüm eşyalarını çalmışlardır. Ayrıca: Sarayın tüm önemli yerleri, kasten tahrip edilmiştir.

Sarp kayalar üzerinde

7600 m. karelik (115 x 50 metre) bir alan üzerine kurulmuştur. Yapının: üç tarafı (kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Yalnızca: doğu tarafından, müsait bir düzlük vardır.

Sarayın giriş kapısı da buradadır. Burası: aynı zamanda, sarayın er dar cephesidir. Kesme taştan yapılmıştır.

Kartal yuvasını andıran 116 odalı bu saray, aslında türbesi, camisi, surları, iç ve dış avluları, divan ve harem salonları, koğuşları ile bir bey kalesidir. Ancak: kalelerin özelliklerini kaybettiği, ateşli silahların bulunduğu bir dönemde yapılmış olması nedeniyle, özellikle doğu yönündeki tepelere karşı: korumasızdır.

Özellikle: cümle kapısı, en korumasız yerdir. Ancak: bu kapı bölümü: taş işçiliği ve oymacılığı açısından, muazzamdır. Bu süslemeler: Selçuklu sanatının özelliklerini yansıtır.

Saray: 2 avlu ve bu avlularda bulunan yapılardan oluşur.

Birinci avlu: buradaki yapıların bazıları yıkılmıştır.

İkinci avlu: dört tarafı, yapılarla çevrilidir ve dikdörtgen planlıdır. Girişe göre: sağ tarafta: selamlık ve onun arkasında: haremlik bölümleri var. Bunların sonunda: cami ve türbe var. Türbe: Selçuklu kümbet mimarisi üslubunda yapılmış.

Saray bölümü: 2 kattan oluşuyor. 366 oda da, bu iki kat içinde bulunuyor. Her odada: taştan yapılmış ocaklar ve dolap yerleri var. Taş duvarlardaki boşluklar: bütün yapının merkezi bir ısıtma sistemine sahip olduğunu gösteriyor.

doğubayazıt.ishak paşa sarayı giriş kapısı.1

CÜMLE KAPISI

İshak Paşa Sarayının; en gösterişli yeridir. 11. sütunludur. Cümle kapısında: süs unsuru olarak, taban oyuğu üzerinde, kabartma yapraklarla süslü madalyonlar var. Kapının iç cephesi, bir tarafında çeşme ve diğer tarafında kapıcının oturduğu kulübe ile avluya açılır. Klasik Türk çeşmelerinden olan bu çeşme, halen akmaktadır.

Ancak: gittiğinizde göreceğiniz üzere: halen Sarayın kapısı yok. Kapının bulunduğu yer var, ama orijinal kapı yok. Duyduğuma göre: bu orijinal kapı: o kadar muhteşem bir sanat eseri imiş ki; işgal yıllarında; Ruslar tarafından çalınarak, kendi ülkelerine götürülmüş.

Kim bilir hangi müzenin deposundadır şu an. Truva’dan çalınan hazine gibi, gün gelir, bir Müzede sergilemeye başlarlar, bizim geri verin seslerimize ise, asla ve asla kulak asmazlar. Çaldıkları eserlerin asıl sahipleri gibi hareket etmeye alışıktırlar. Evet: 13 x 6.5 metre ebatlarında olduğu bilinen, som altından yapılan kapının: St. Petersburg’daki Hermitage Müzesinde bulunduğunu öğrendim.

doğubayazıt.ishak paşa sarayı.3
Ağrı Doğubayazıt Saray Camii

SARAY CAMİİ

Harem ile selamlık arasındadır. Camiye: Selamlık bölümünden, büyük bir ustalıkla yapılmış, sanat eseri sayılabilecek bir kapıdan giriliyor. Manevi bir korkudan olsa gerek: Sarayı tahrip edenler, camiye dokunmamışlar. Ama: kurşun ve madeni çemberlerini söküp götürmek maksadıyla, caminin son cemaat yerindeki ve harem kısmındaki iki direği yıkmışlar. Kimin yıktığını sanırım tahmin edebiliyorsunuz, Ermeniler.

Caminin içinde bulunan mihrap: derin bir niş teşkil ediyor. Mihrabın yanında: minbere çıkılıyor. Caminin kubbesi: içten sıvalı, ayrıca üst kısmında, oldukça yüksek bir tanbur var. İçten: kubbenin sıvaları üstüne: ağaç ve çiçek tasvir eden, rokoko tarzı, işlemeler görülüyor. Caminin kubbesi çok muhteşemdir. Kubbenin çevresinde, rahatça dolaşmaya müsait bir de teras bulunuyor.

Cami minaresi: başlı başına bir anıt görünümündedir. Yapılış tarzı: tamamen Türk üslubu olup, kaidesi kare planlıdır. Alttan, üste doğru, sekiz köşeli bir durumdan, yuvarlak bir gövdeye geçiliyor. Açık krem ve kırmızı ahlat taşla örtülmüş petek petek şerefe olup, şerefe korkuluğunun inceliği minarenin kalın olan havasını değiştiriyor. Taş örgülü külah üzerine tunç bir amblem bulunuyor. Minareye: içten: 92 basamak ile çıkılıyor.

HAMAM

Hamam: iki gözlüdür. Bunlardan birisi yıkanma yeri, diğeri ise giyinme yeridir. Her ikisinin de üstü kubbelidir. Kubbenin orta tavanları çökmüştür.

doğubayazıt.ishak paşa sarayı.iç kısım.1
Ağrı Doğubayazıt Selamlık Dairesi

SELAMLIK DAİRESİ

Bu bölümün, çok az kısmı günümüze ulaşmıştır. İkinci avlunun sağ tarafında bulunan cami ile bitişik, harap bölgeler kalmış. Bu bölüme: avlunun sağ tarafında bulunan güzel bir kapıdan giriliyor. Yedi basamaklı bir merdiven ile çıkıldıktan sonra: üzeri tonozlu, uzunca bir hole geliniyor.

Buradaki: salonun uzunluğu: 18 metre. Bu dairenin en ilginç kısmı: cumbalı köşkün bulunduğu yer. Bu kapıdan kalabilmiş ve yerinde bulunan, 4 ahşap konsol: Urartulardan kalma kalıntılara bakacak bir şekilde yerleştirilmiş. Bu konsolların üst kısmında: bir kartal tasviri, alt tarafında bir insan baş ve gövdesi, ortasında ise: bir aslan var.

Ahşap konsolların bulunduğu yer itibarıyla: Tanrının, tüm yeryüzü ve gökyüzünün sorumluluğunu, insana yüklediği düşüncesinin yanı sıra, figürlerden, insan: aklın üstünlüğünü, aslan: gücü, kartal ise: yırtıcılığı ve hava hakimiyetini simgeliyor.

MERASİM VE EĞLENCE SALONU

Dikdörtgen planlıdır. Üç kısma bölünmüştür. Çevre duvarları: süslü nişlerle kaplıdır. Nişlerin üstünde: saray ahalisini öven kitabeler var. Salon: ışığını, tavandan alıyor. Burası: aynı zamanda, Paşa’nın kabul salonu. Bu salonda: plan ve mimari olarak: Barok ekolunun özellikle kullanılmış.

Divan salonu: 20 x 3 metre boyutlarında. Duvarları ve tabanı: taş. Duvarları: Türk hat sanatının örnekleriyle, sülüsle yazılmış ayet ve beyitlerle süslü. Burada bulunan “İshak meram üzerine kerem kıldı cihanı-Bin yüz doksan dokuz buna oldu tarih” beytinden, sarayın 1784 yılında tamamlandığı anlaşılıyor.

TÜRBE

Sarayın ikinci avlusunda, caminin, kıble duvarının dışındadır. Türbenin: İshakpaşa’nın: anne ve babasına ait olduğu söylenir. Diğer bir söylentiye göre: Çolak Abdi Paşa ve İshak Paşanın ve yakınlarının da burada yattığı söylenir. Türbenin: en ilginç yanı: mezar odasına girişi sağlayan sahanın üstündeki kümbettir. Kümbet: az da olsa Selçuklu kümbetlerini andırır.

Kaidesi: kesme, siyah taştan olup, diğer kısımları krem rengi kalker taşındandır. Cephe: Barok sitildendir. Süslü kitabelerin yanı sıra, oyuk içlerinde, vazolardan çıkan çiçekli dallar, zengin ve gösterişli bir görünüm vermektedir. Dik bir merdivenle, türbenin mezar odasına inilir.

AŞEVİ-MUTFAK (DARUZZİYAFET)

100 metre karelik bir yerde kuruludur. Çatı örtüsü: dört büyük kemerin karşılıklı kurulması ile oluşmuştur. Geniş saha içinde: güneye bakan iki pencere var. Diğer yönlerdeki duvarlarda ise: kapılar ve bir yemek ocağı bulunuyor. Aşevinin yanında, haremin banyoları, buradan da haremin salon ve odalarına geçiliyor.

doğubayazıt.ishak paşa sarayı.harem dairesi.1
Ağrı Doğubayazıt Harem Dairesi

HAREM  DAİRESİ

Sarayın: kuzeyden bir kısmının ve batı kısmının tamamını kapsayacak şekilde, harem odaları sıralanır. Odalar: günümüzde, kalıntıları ile, 2 katlı bir görünüm gösterir. Ancak: iç kısmı fazlaca yıkık olduğundan  dolayı, zemin kattaki bölümler görülebilir. 12 odanın hemen hepsi aynı biçimdedir. Her birinin: dış manzaraya bakan iki penceresi ve bunların arasında, birer şömine var.

Son olarak: bu kültür hazinemizin korunması için: gerekli çabaların gösterildiğine tanık olmak gerçekten çok güzel. İshak Paşa Sarayının üstü: 7000 metre çapında, temperli camla kaplanmış. Sarayı: kışın kardan ve yazın güneşten koruyacak bu örtüyü yapanları; tebrik etmek gerek.

Sarayda: günümüzde, çeşitli kültürel etkinlikler de düzenleniyor. Örneğin: 23 Haziran tarihinde, ünlü filozof “Ahmed-i Hani” anılmış. Ayrıca: İbrahim Çeçen Üniversitesi tarafından düzenlenen “Ahmed-i Hani” paneline: TBMM Başkanı, bakanlar ve bölge milletvekilleri katılmış. 7 Ağustos tarihinde ise: Ağrı Dağı Uluslar arası Kültür ve Sanat Günleri düzenlenmiş. Bu etkinlikte: 42 kişilik sanatçı topluluğu ve 12 kişilik koro ile: Carl Off’un ünlü eseri “Carmina Buruno” sahnelenmiş.

doğubayazıt.kale.1
Ağrı Doğubayazıt Kalesi

DOĞUBAYAZIT KALESİ

Kale, Doğubayazıt ilçesinin 5 km güneydoğusunda, İshak Paşa sarayının 300 m doğusunda bulunur. Eski Bayazıt’ın kuzey doğusundaki Belleburç denilen yerdedir.

Kale, kuzey-güney yönünde uzanan dağlık yükseltinin batı kısmında kuruludur. 

Kalenin üzerinde bulunan kayalığın doğu, kuzey ve güney kısımları dik bir şekilde sonlanır. 

Kaleye ulaşım, günümüzde de kullanılan batı yönünden kaleye doğru uzanan doğal bir rampayla sağlanır. 

Doğubayazıt ovası, konum olarak Orta Aras Havzasından Van gölü havzasına ulaşan yol üzerindedir. 

Urartu döneminde de kullanılan ana yol güzergahının ovadan geçtiğini varsayarak, Doğubayazıt kalesiyle yol arasında yaklaşık 5 km mesafe olduğu anlaşılmaktadır. 

Dolayısıyla Doğubayazıt kalesini bir ana yol güzergahıyla ilişkilendirmek oldukça zordur. 

Doğubayazıt’ın üzerinde bulunduğu kayalık alan Ortaçağ’da yoğun yapılaşma görmüştür. 

Bu döneme ait harçlı duvarlarla yapılmış surlar, kayalık boyunca uzanır.

Urartu döneminde kalenin kayalığın ne kadarlık kısmını kapladığı tam olarak belli değildir. 

Fakat kayalık üzerindeki Urartu dönemine ait kalıntılar göz önünde bulundurulduğunda kalenin yaklaşık 0.10 h alana sahip olduğu söylenebilir. 

Doğubayazıt kaya mezarlarının girişindeki rölyef nedeniyle, erken dönemden itibaren seyyah ve araştırmacıların ilgisini çekmiştir. 

Kalede Urartu dönemine tarihlenen arkeolojik bulgular, kaya mezarı, mezarın girişinde bulunan rölyef ve mekanların temellerine ait olabilecek kaya işçiliğidir. 

Urartu kaya işçiliği, kaya mezarının kuzeybatı kısmında görülür.

Bu kısımda yan yana inşa edilmiş 3 ayrı mekana ait olabilecek temel izleri bulunmaktadır. 

Doğubayazıt kaya mezarı, üst katta ana kapının açıldığı bir oda ve bu odanın altına açılmış ikinci katta U planlı mekan ve buradan ulaşılan küçük bir odadan oluşmaktadır. 

Mezarın giriş kapısı, zeminden yaklaşık 8 m yüksektedir.

Mezar girişine ulaşan anakayaya oyulmuş basamakların tahrip edildiği anlaşılmaktadır. 

Kaya mezarının üst odası 2.37 x 4.28 x 1.90 m ölçülerindedir.

Dikdörtgen planlıdır.

Tavan düz şekilde biçimlendirilmiştir. 

Odanın kuzeybatı duvarında ve girişin hemen solunda birer niş vardır. 

Alt kattaki ikinci odaya odanın kuzeybatı kısmında bulunan dikdörtgen planlı bir açıklıkla inilir.

Oda U planlıdır. 

Bu odanın güneydoğu duvarından açılmış bir kapı ile yaklaşık 2 m çapında oval planlı odaya geçilir. 

Alt katın zemini moloz dolu olduğundan tabandaki muhtemel mezar donanımları anlaşılamaz.

 

MEZAR KABARTMASI

Doğubayazıt kaya mezarı, 2 katlı olması ve cephesinde kabartma bulunması nedeniyle Urartu kaya mezarları arasında tek örnektir. 

Kabartma için mezarın bulunduğu kaya bloğunun ön yüzü düz şekilde tıraşlanmıştır.

Bu yüze mezar sahibiyle ilgisi olduğu anlaşılan bir kabartma işlenmiştir.

Yüksek kabartma tekniğiyle yapılan rölyefte 3 figür vardır. 

Mezar girişinin sol kısmında ellerini dua veya sunu şeklinde tutan, sakalsız bir insan yer alır. 

Üzerinde ayak bileklerine kadar uzanan elbise vardır. 

Elinde bir keçiyi sunar şekilde betimlenmiştir.

Girişin solunda ise elinde asa olan boynuzlu tanrı ya da başında miğfer bulunan mezar sahibi bey yer alır. 

Araştırmacı Salvini, bu kişiyi kral, soldaki figürü ise ölenin ardılı olduğunu belirtir.

Ortalarındaki keçinin kurban anlamı taşıdığına ise katılmaz.

Yakın zamanda mezar ve kabartmayı çalışan Araştırmacı Konyar, madalyon ve tunç levhalar üzerindeki kompozisyonlarla kabartmayı karşılaştırır.

Girişin solundaki sakalsız figürü kadın olarak tanımlar.

Doğubayazıt kalesi ovadan geçen yola hakim bir konumda değildir.

Bu nedenle kalenin yol istasyonu veya yol denetleyen bir karakol almadığı söylenebilir.

Ayrıca kalenin yakın çevresinde fiziki açıdan engebeli, verimsiz ve çorak bir arazi vardır, fakat yaklaşık 5 km kuzeybatısında günümüzde modern Doğubayazıt’ın kurulduğu yerde Doğubayazıt Ovası bulunur.

Ova bölgenin en büyük düzlük alanını oluşturmasına rağmen, toprağın tuzlu ve kireçli olması tarım yapmayı zorlaştırır.

Bu nedenle günümüzde de ova sadece otlak amacıyla kullanılır.

Dolayısıyla Doğubayazıt kalesini inşa edenlerin hayvancılıkla uğraştığı söylenebilir. 

Doğubayazıt kalesi boyut olarak küçüklüğü ve konum olarak izole bir yerde olması nedeniyle diğer aşiret merkezleriyle benzerlik taşımaktadır. 

Kalede bulunan kaya mezarı ve mezar girişinde bulunan rölyef kalede ayrıcalıklı bir sınıfın olduğuna işaret etmektedir.

Dolayısıyla Doğubayazıt kalesinin bölgede siyasi açıdan sözü geçen aşiretlerden birine ait olduğunu söylemek mümkündür.

Günümüzde görülen kale:

Günümüzde görülen kale yapısı, 1358-1382 yılları arasında bölgede egemenlik kuran Celayir Devletinin ikiye bölünmesi üzerine Doğubayazıt yöresinin kendisine verildiği, Şehzade Beyazıt tarafından 1374 yılında, Karakoyunlu hükümdarı Bayram Hoca’nın saldırılarına karşı koyabilmek için restore ettirilir. Bunun üzerine eski kaleye “Bayazıt Kalesi” adı verilir. 

 

BAYAZIT ESKİ CAMİSİ

Kalenin güney eteğindedir. Padişah I. Selim tarafından yaptırılmıştır. Caminin yer aldığı vadi yamacı  düzeltilerek, duvar örülmek suretiyle bir teras oluşturulmuş ve üzerine bu cami yapılmıştır.

Kesme taştan yapılan cami:  15 x 15 metre boyutlarında, kare planlı ve tek kubbelidir. Kubbe: 11.50 metre çapındadır. Sonradan yıkılan, beş gözlü cemaat yeri ve bir minaresi vardır.

doğubayazıt.ahmedi hani türbesi.1
Ağrı Doğubayazıt Ahmedi Hani Türbesi

AHMEDİ HANİ TÜRBESİ

Caminin, 200 metre yukarısındadır. Doğubayazıt merkezine: 8 km. uzaklıktadır. Mistik bir havası vardır. Bölgede en çok ziyaret edilen türbedir.

Peki: Ahmedi Hani kimdir?

Ahmedi Hani, Ağrı yöresinin çok önemli; şair ve filozoflarındandır. 1651 yılında doğmuştur. Doğu Anadolu’nun birçok bölgesini dolaşarak, Arapça, belagat ve dini ilimleri okumuş, ayrıca astronomi ile ilgilenmiştir. İshak Paşa Sarayı Camisinde dersler verdiği söylenir. Aynı zamanda: İshak Paşa’nın katibi olarak da bilinir.

Halk arasında: “veli” olarak kabul edilen Ahmedi Hani’nin, Doğubayazıt’ta, İshak Paşa Sarayının yanında bulunan türbesi, halen ziyaret edilmektedir. Doğubayazıt’ta: onun adına yeminler edilir.

BUZ MAĞARASI

Küçük Ağrı Dağının: güney eteğindeki, Hallaç köyünün, yaklaşık 3 km. kuzey doğusundadır. Doğal bir anıt mağaradır. Uzun eksenli ve elips biçiminde, yaklaşık 100 metre uzunluğunda, 50 metre genişliğinde ve 8 metre derinliğinde, elips biçimli bir çukurdur.

Mağaranın ağzı: esas çukura göre, biraz yukarıda kalır. İçinde: bazalt lavlar, kayalar ve bu kayaların üzerinde saf ve temiz suların donmasıyla oluşmuş, buz tabakaları var. Kayaların üzerinde, renk renk görünen temiz buz tabakaları, sarkıt ve dikitleri olan buz mağarası, mevsimlere göre, değişken bir havaya sahiptir.

Kışın: fazla soğuk olmayan buz mağarası: hava akımının etkisiyle, yukarıdan damlayan suları dondurarak, buza çevirir. Doğubayazıt ilçesinin en sıcak bölgesinde, böylesine geniş bir çukurda, dışarıdaki havadan tam bir zıtlık oluşturan mağara içinde, buzdan sarkıt ve dikitler, insanı hayrete düşürüyor. Mağara ağzından süzülen güneş ışığı, mağara içindeki buzlar üzerinde ışık oyunları yaratıyor.

Mağara içinde: kuşların yuva yapması, şimdiye kadar mağara içinde kimsenin etkilenmemesi ve devamlı buzlu su alınması, hava bileşiminin zehirsiz olduğunu göstermektedir.

Yöre halkının buzluk olarak adlandırdığı bu mağara: çevresindeki yerleşimlerin su ihtiyacını karşılamaktadır. Işık tutulduğunda: kristal gibi parlayan ve renkten renge giren buz parçaları, görenleri hayretler içinde bırakıyor.

Mağaranın en önemli özelliklerinden biri de: yazın soğuk, kışın sıcak olmasıdır. Kapısında: sürekli sıcak ve soğuk hava akımı bulunuyor.

ağrı.nuhun gemisi.1
Ağrı Doğubayazıt Nuh’un Gemisi

NUH’UN GEMİSİ

Ağrı dağının, güney karşısındaki Şürbahar (Telçeker) ile Üzengili (Meşar) köyleri arasında: doğal bir anıttır. Aslında bu anıt: gemi biçimli bir şekil (silüet) dir. Türkiye-İran transit yoluna 3.5 km. uzaklıktadır.

11 Eylül 1959 günü, Harita Yüzbaşı İhsan Durupınar: doğu bölgesinin, havadan çekilmiş foto-metrik haritalarını incelerken, ilginç bir resim bulur. Resim, bütün dünyayı ilgilendirmektedir. Bunun: Nuh’un gemisi olma ihtimali vardır. Bu tarihten sonra, Ağrı dağı ve Telçeker köyü üstünde, gemi aramaları hızlandırılır.

Aslında burası heyelan bölgesidir. Sonuçta, resimde görülen görüntünün: Nuh’un gemisinin karaya oturduğu yer mi, yoksa heyelanın etkisiyle böyle bir görüntünün oluştuğumu olduğu hakkında, net karar verilememiştir. Şekil: Nuh’un gemisi olması kadar ilginç olması yanında, doğal bir anıt niteliğindedir.

Yerkabuğunun bir oyunu sonucu oluşsa da, yerbilimi açısından çok ilgi çekicidir. Bu şekil hakkında: öne çıkan özellikler şunlardır:

Gemi kütlesi: sürekli heyelan olan ve akıntının bütün şiddetiyle devam ettiği yamaçta olduğu halde, yerinde sabit kalmış ve şekli bozulmamıştır.

O kütlenin biçimi: insanoğlunun yaptığı ilk gemilere benzerlik gösteriyor.

Baş tarafı çok dar, ortası genişçe ve arka kısmı ortaya göre daralmış haldedir.

Boyut olarak: 165 x 50 x 13 metre ölçülerindedir.

Bu rakamlar

Kutsal kitaplarda belirtilen ölçülere uymaktadır.  Çevresini oluşturan toprak malzemeye kıyasla: gemi kütlesinin malzemesi: kuvvetli bir fiziksel mukavemete sahiptir.

Gemi içinde ve yüzeyinde: üç ayrı seviye dizilmiş, eşit aralıklarla dağılmış ve fiziksel farklılıklar gösteren bölümler mevcuttur. Geminin muhtelif yerlerinde: gemi direklerini andıran, simetrik boşluk ve tümsekler vardır.

Evet: kalıntı çevresindeki toprak, yıllardır heyelan ile Telçeker köyüne kaydığı halde, geminin oturduğu toprak kütlesi, aynen kalmaktadır.

Nuh Tufanı sonucunda, karaya oturan geminin burada kaldığı öne sürülmektedir. 1983 yılından itibaren, kutsal geminin kalıntılarını arama çalışmaları hızlandırılmıştır.

Başta: James İrwin olmak üzere, Amerikalı araştırmacılar, burayı çok yönlü incelemişlerdir. Türk bilim adamları da, bu oluşumu bilimsel yönden incelemişlerdir. 1987 yılında, bölge SİT alanı ilan edilerek, koruma altına alınmıştır.

Geminin kalıntısı, kuş bakışı görecek bir yerde, turistik nitelikli bir kafeterya yapılmıştır. Evet: siz, bu kafeteryanın bulunduğu yere kadar araç ile gidebiliyorsunuz ve geminin kalıntısının bulunduğu söylenen, boş araziye, her türlü dikkatinizi vererek bakıyorsunuz, ama ilk anda kesinlikle bir gemi kalıntısı göremiyorsunuz.

Kafeterya açık ise, içeri giriyorsunuz ve duvarlardaki panolarda: resimler, yazılar, haberler ve fotoğraflar görüyorsunuz,  dışarı çıkıyorsunuz, bakıyorsunuz ve hayır yine, herhangi bir gemi kalıntısı yok.

Derken: hemen kafeteryanın aşağısındaki bir köy evinden: bir kişi geliyor. Bu kişi: bu bölgede yaşayan ve uzun yıllardır gelenlere; Nuh’un gemisinin kalıntısı hakkında bilgi veriyor.

O size: geminin bulunduğu yeri, geminin baş-kıç bölümleri ve konumunu başlıyor anlatmaya ve biraz önce boş gözlerle baktığınız bölgede, gözlerinizin önünde, aniden bir gemi silüeti beliriyor.

Ama nasıl, baş bölümü, arka bölümü, aynen sanki bir gemi gövdesinin yere oturtulmuş hali, gözlerinizin önünde canlanıyor. Evet; gerçekten, dikkatli ve bilinçli baktığınızda, açık ve engebeli arazide, aynen bir gemi gövdesi kalıntısı, öylece duruyor.

FOSİL AVCILARI

Evet, Nuh’un gemisinin bulunduğu söylenen bu bölgenin öne çıkan bir özelliği daha var. Şöyle ki: Merkezi Amerika’da olan bağımsız bir kuruluşun açıklamalarına göre, Amerikalı fosil avcıları: Ağrı Dağı eteklerindeki bir yataktan, yıllardır çıkardıkları fosilleri, ülkelerine taşımışlar.

Doğubayazıt’ta bulunan fosil yataklarında: deniz yıldızları ve ender bulunan kabuklu deniz hayvanları fosillerinin bulunduğu, bu tür fosillerin müzelerce kapışıldığı söyleniyor.

Dünyanın birçok bölgesinden toplanan fosiller gibi, buradan toplanan fosiller de: internette pazarlanıyormuş. Ağrı Dağının bulunduğu bölgenin, on binlerce yıl önce, sular altında bulunduğu, bu yüzden, bölgede önemli sayıda, deniz hayvanı fosillerinin bulunduğu belirtiliyor.

Evet, ülkem, taşı toprağı altın diye ben buna derim.

METEOR ÇUKURU

Doğubayazıt’ın 35 km. doğusunda, küçük Ağrı dağının eteğinin bittiği yerdedir. İran sınırına 2 km. uzaklıkta, Gürbulak sınır kapısı ile Sarıçavuş köyü arasındadır. 1892 yılında, gökten düştüğü sanılan büyük bir parçanın, meydana getirdiği çukur, dünyada büyüklük ve derinlik olarak, Alaska’dakinden sonra, ikinci büyük meteor çukurudur.

Söylenenlere göre: bu silindirik doğal kuyu, Tersiyer kalkerlerini örten, kalın ve çatlaklı bazaltlar içinde: 100 yıl önce (1880-1885) geceleyin birden açılmış, o gecenin sabahında Gülveren Köyünün kaynak suları bulanık olarak akmıştır.

Çukurun açılması sırasında meydana gelen sarsıntı, geniş bir alanda hissedilmiştir. Çukurun iç kenarlarının: düzenli şekilde kesilmiş oluşu ve iç yüzeylerin kopma çizgileri taşıması, kuvvetli basınca bağlı bir deformasyon olduğunu ifade etmektedir.

Buna karşılık: bazı kaynaklar tarafından ise: bu çukurun: Doğubayazıt-İran transit karayolunun, İran sınır kesimine yakın bölümde; yol ile Gülveren köyü arasındaki bazalt lavlar ve bazaltlar içinde açılmış bir çöküntü çukuru (bazalt dolini) olduğu da söylenmektedir.

Ancak: yalnızca temel yapının kalker oluşunu esas alarak hareket eden bu görüşe; bütünüyle katılmak pek mümkün görülmüyor. Çünkü: bazaltik kayaçların kalınlığı yöreyi ilgilendiren stratigrafik dikme kesitlerde, 120 metreden daha kalın gözükmektedir.

Diğer yandan

Bazaltik lavların, doğal direnci, bu çaptaki dairesel çökmelere izin vermeyecek özelliktedir. Ayrıca, yöre halkının da, aynı konuda, tarihi kayıtlara geçmiş gözlemleri vardır.

Belirtilen tarihte meydana gelen yer sarsıntısının, yakın çevrede, şiddetli bir şekilde hissedilmesi bile, küçük bir bazalt dolininin, bu ölçüde sarsıntı oluşturmayacağını vurgulamaktadır.

Evet; çukurun genişliği; 35 metre, derinliği 60 metredir. Toprağa gömülü göktaşının üzeri, iç duvarlardan çöken toprak tabakasıyla örtülüdür.

Buraya gittiğinizde: çukurun kenarlarına lütfen fazla yaklaşmayın. Aslında: tel örgülerle güvenlik önlemi almışlar ama yine de, bu tellere güvenmek pek sağlıklı değil.

Evet: burada en dikkatimi çeken şey: çukurun kenarlarındaki kaya/taş bloklarının sanki bıçakla-jiletle kesilmiş gibi olması idi. Evet: çok büyük bir kütle, gökyüzünden gelmiş ve burada, taş ve kaya bloklarını sanki jiletle keser gibi, araziye gömülmüş.

Keşke: burası turistik bir alan olarak daha bilgi ve ilgi sahası olsa. Gittiğinizde göreceğiniz üzere; burada insan gören askerler; doğal olarak, güvenlik görevlerini akıllarına getirip (turizm akla gelmiyor) hemen yanınıza gelip, kim olduğunuzu inceliyorlar.

Ama; diğer yönden, burası, gerçekten görülmeye değer, hatta, göktaşı olduğu söylenen ve üzeri toprakla örtülü nesnenin üzeri temizlense, inanın böyle bir şey, yabancıların elinde olsa, bırakın burayı temizlemeyi, temizleyip, buraya özel turistik geziler düzenleyip bir güzel satarlar.

Ama, bizim ülkede, başka yazılarda da sözünü ettiğim gibi, taşlara ilgi gösterilmiyor. Bakış açısı: yalnızca: Taş. Çukur alanında: gerek toprak ve gerekse çöplerin en kısa zamanda temizlenmesi, çevreye çekilen emniyet şeridinin daha düzenli ve güzel hale getirilmesini diliyorum.

doğubayazıt.gürbulak.1
Ağrı Doğubayazıt Gürbulak Gümrük Kapısı

GÜRBULAK GÜMRÜK KAPISI

Gürbulak gümrük kapısı: Ağrı iline 129 km. ve Doğubayazıt ilçesine ise: 34 km. uzaklıktadır. Meteor çukuruna gittiğinizde, Gürbulak Gümrük Kapısına da gidebilirsiniz. Bu yol üzerinde: belki de kilometrelerce uzunlukta “TIR Kamyonları” kuyrukları görebileceksiniz.

Gümrük bölgesine gittiğinizde: gerek Tır şoförlerinin yaşam tarzını görme şansınız olacak ve gerekse, gümrük mağazalarını gezme şansınız olacak. Bu arada: biraz ileride ki İran gümrük kapısını da görebileceksiniz.

 

Ağrı şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Erzincan Tercan

Erzincan Tercan: Saltukoğulları Beyliğine hükümdarlık yapmış, Mamahatun külliyesiyle öne çıkan bir yerleşim yerimizdir.

ULAŞIM

Tercan, il merkezi olan Erzincan’a 88 km. uzaklıktadır. Tercan-Erzurum arasındaki uzaklık: 168 km. Tercan-Bayburt arasındaki uzaklık: 108 km. Tercan-Aşkale arasındaki uzaklık: 39 km.

TARİHİ

Tercan yöresinde, ilk yerleşimcilerin: Hititler ve Ururtular ve Asurlular olduğu düşünülüyor. Takip eden tarihi süreçte ise, bölgede egemenlik kuranlar: Medler, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılardır.

Malazgirt Savaşından sonra, bölgede Mengücek Beyliği ve Eretna Beyliği hakimiyet kurarlar. Daha sonra ise, Akkoyunlular, bölgede uzun süre egemenliği elde bulundururlar.

Otlukbeli savaşından sonra, bölge Osmanlıların eline geçer.

GENEL

İlçenin ekonomisi: tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Başlıca tarım ürünleri: hububat ve şeker pancarıdır. Sanayi kuruluşu olarak ise: Sümer Holding bünyesindeki ayakkabı fabrikası bulunmaktadır.

İlçeye has bir taş var. Tercan taşı olarak isimlendirilen bu taş; dış dekorasyon malzemesi olarak, inşaat sektöründe tercih edilmektedir.

KONAKLAMA

Öğretmenevi               19 yataklıdır.              Kervansaray caddesi              446-4413084

GEZİLECEK YERLER

ABRENK KİLİSESİ

İlçe merkezine bağlı, Üçpınar köyünde: Vank dağının güneydoğusundadır.

Kilisenin kapısı üzerinde, yapılış yılı olarak: 1855 yılı yazılıdır.

Kilisenin hemen yanında: bir şapel ve iki tane de dikili taş görülüyor. Bu taşlar: Selçuklu prensi Nasurettin dönemine ait kitabeler taşıyorlar.

Erzincan Tercan Mamahatun Kervansarayı

MAMAHATUN KERVANSARAYI

Saltukoğulları hükümdarı II. İzzettin’in kızı Mama hatun adına yaptırılmıştır. Çünkü: Mama Hatun: 1191 yılında, Saltukoğulları Beyliğinin hükümdarı olmuştur. Hatta: Eyyübiler, Ahlat’ı kuşattıklarında: ordusuyla birlikte Ahlat’a yardıma gittiği bilinmektedir.

Hükümdarlığı yaklaşık on yıl sürmüş ve bu sürede, sürekli olarak ve özellikle yeğenleriyle iktidar mücadelesi sürdürmüştür. On yıllık iktidar süresi sonunda ise, siyasi yaşamdan ayrılmış olup, daha  sonraki dönemde nasıl, nerede ve kaç yaşına kadar yaşadığı bilinmemektedir. Ancak: hayatının son yıllarını Tercan yöresinde geçirmiş ve buradaki türbesine defnedilmiştir. Hatta, Tercan yöresi, bir süre onun ismiyle de anılmıştır.

Ortaçağ Türk mimarisinin en önemli özelliklerini yansıtması açısından önem kazanmaktadır. Külliye içinde: kervansaray, hamam, mescit ve türbe bulunmaktadır. Türbe: 1192 yılında yaptırılmıştır. Mimarı: Ahlatlı Ebul-nemadır. Dairesel planlı türbe: bu mimari özelliğiyle, Anadolu türbe mimarisinde özgün bir eser olarak dikkati çekmektedir. Yapı: sarım renkli, kesme taştan yapılmıştır. 2 bölümlüdür. Ortada yükselen kümbet ise, 2 katlıdır. Kümbetin altında, mezar odası bulunuyor. Üst kattaki mescide: 7 basamaklı merdivenle çıkılıyor.

Külliye içinde bulunan Kervansaraya gelince: türbenin yaklaşık 30 metre doğusunda olduğu görülen bu yapının da kitabesi yok. Ancak 13’ncü yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Ancak, onarımlar nedeniyle, özgün yapısını yitirmiştir. Hatta, yakın bir geçmişte tekrar restorasyonu yapılmıştır. Genel olarak: Osmanlı hanlarına benzemektedir. Türbe gibi, sarı renkli, kesme taşlardan yapılmıştır. Girişin sağ ve solunda: dikdörtgen planlı mekanlar bulunmakta olup, ortada ise, üstü açık bir avlu ve güneyinde yük hayvanları için uzun ahırlar görülüyor.

 

PEKERİÇ

Pekeriç kalesi, Tercan ilçesinin 15 km kuzeybatısında bulunan Çadırkaya (Pekeriç) köyünün kuzey bitişiğindedir. 

Karasu çayının 6 km doğusunda bulunan kale, kabaca oval plan gösteren bir kayalık alan üzerine kuruludur. 

Kalenin güneyi boyunca Pekeriç ovası uzanır. Bu durum Pekeriç’i diğer Urartu merkezlerinden farklı kılmaktadır. 

Pekeriç hakkındaki erken dönem bilgileri, İngiltere’nin Diyarbakır başkonsolosluğunu yapan J. G. Taylor’un bölgeye yapmış olduğu geziler sırasında aldığı notlardan anlaşılır. Taylor, 1866 yılı gezisinde Pekeriç’e uğrar ve kalede bulunan basamaklı tünel ve kaya işçiliğini Ermeni Krallığı ile ilişkilendirir. 

Kaleden gönümüze kalanlar:

Kaleden günümüze sur temel izleri, basamaklı tünel, çok odalı ve tek odalı kaya mezarları, sarnıç ve kaya işaretleri kalmıştır. Kayalığın üzerinde olması muhtemel sur duvarları günümüze ulaşmadığından, kalenin planı anlaşılmaz. Fakat doğu ve güney yamaçlarda surlara ait olabilecek bazı temel izleri, anakaya üzerinde mevcuttur. Bu izler göz önünde bulundurulduğunda, kaleyi çevreleyen sur duvarlarının kayalık alanın topoğrafyasına uygun bir şekilde kayalığın etrafı boyunca dolandığı anlaşılır. Dolayısıyla temel izlerinden yola çıkılarak yapılan hesaplamalarda, kalenin yaklaşık 2 hektar boyutunda olduğu söylenebilir. 

Basamaklı tünel:

Kayalığın güney kesiminde bulunur. Doğu ve batı yönünde açılmış olan tünel, zemine doğru dik bir şekilde iner. 25-30 m sonra tünelin sonu kayalık zeminde sonlanır. Basamaklı tünelin girişinin hemen solunda kayaya oyulmuş kanala benzer bir oyuk bulunur. Benzer şekilde tünelin 7-8 m kuzey üst tarafında tünel girişine doğru uzanan anakayaya oyulmuş kanallar görülür. Muhtemelen bu kanallar sayesinde kayalık üzerinde biriken sular tünelin içine akıtılmaktaydı. 

Sarnıç:

Kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın güneydoğusunda sarnıç bulunmaktadır. Şişe formunda olan sarnıcın giriş çapı yaklaşık 120 cm dir. Mevcut derinliği 2.50 m olan sarnıcın zemini moloz doludur. Batı duvarları düz şekilde tıraşlanmıştır. İçerisinde dikdörtgen bir  kapıyla geçilen 1-1.5 m boyutunda oda benzeri açıklık bulunmaktadır. Odanın tavanı oval şekilde biçimlendirilmiştir. Sarnıç içinde bulunan açıklığın benzeri değerlendirilen kalelerin hiçbirinde yoktur. Pekeriç’te bulunan basamaklı tünel ve sarnıç, kalede Urartu sonrasında yerleşim olduğunu göstermektedir. 

Kaya Mezarları:

Pekeriç’te 3 ayrı kaya mezarı bulunmaktadır. Bu mezarlardan biri iki odalı diğer ikisi tek odalıdır. Her 3 mezarda, kalenin doğu kısmındadır. 

Pekeriç-I:

Bu kaya mezarı 2 odalıdır. Mezarın girişinde kabaca dikdörtgen biçimde kayaya oyulmuş, üzeri açık bir platform bulunmaktadır. 2 x 2.3 m ölçülerindeki zemini moloz dolu olan bu platformun üzerinin kapatılıp kapatılmadığı belli değildir. Muhtemelen alanın üzeri açık olmamalıdır. Aksi durumda kayaya oyulan bu kısımda biriken suların mezarın ana kapısından mezarın içine basma ihtimali vardır. Benzer şekilde mezar girişlerine Yoğunhasan ve Tatvan kaya mezarlarında rastlanmaktadır. 

Kaya mezarlarının ana kapısı 1.10 x1.30 m boyutlarında olup üzeri kemerli şekilde biçimlendirilmiştir. Ana oda 3.40 x 3.60 m ölçülerindedir. Kabaca dikdörtgen bir plana sahiptir. Tavanı düzdür. Odanın yüksekliği yaklaşık 1.90 m dir. İkinci oda ana odanın kuzeyindedir. 60 cm genişliğinde, 90 cm yüksekliğinde, 30 cm kalınlığında kemerli bir kapıyla odaya ulaşılır. Kapının sağ tarafı tahrip olmuştur. Odanın zemini ana odadan yaklaşık 50 cm daha yüksektir. Boyutları 2.30 x 2.30 m dir. Yüksekliği 2.10 cm olan odanın duvar köşeleri oval şekilde biçimlendirilmiştir. 

Pekeriç-II:

Kayaya oyulmuş, dikdörtgen planlı üzeri açık bir alan ve bu alandan dikdörtgen bir kapı ile geçilen mezar odasından oluşur. Odanın duvar köşeleri oval şekilde birleştirilmiştir.

Pekeriç-III:

Pekeriç-II kaya mezarı ile şekil açısından benzerlik gösterir. Kayaya oyulmuş, üstü açık bir giriş ve girişin hemen kuzeyine açılmış, dikdörtgen bir odadan oluşmaktadır.

Kaya işaretleri:

Pekeriç’te iki odalı kaya mezarından sonra krallığın etkisini gösteren en belirgin maddi kültür kalıntısı kaya işaretleridir. Bu işaretler kayalığın doğu ve güney yamaçlarında bulunur. Kaynaklarda toplam 11 adet kaya işaretinden bahsedilir. Günümüzde 10 kaya işareti yerinde görülür durumdadır. Güney yamaçtaki oval şekildeki kaya işaretin çapı 120 cm dir. Diğer 9 kaya işareti bir gurup halinde kayalığın doğu yamacındadır. 

Sonuç:

Kalede bulunan çok odalı kaya mezarı, kaya işaretleri ve sur temel izleri Urartu dönemine aittir. Basamaklı tünel ve sarnıç ise Urartu dönemi sonrasında yapılmış olmalıdır. 

Pekeriç’e yakın merkez yaklaşık 36.5 km uzaklıkta olan Şirinlikale’dir. Pekeriç’in eyalet merkezi olan Altıntepe’ye uzaklığı ise yaklaşık 52 km dir. Başkent Van kalesine uzaklığı ise Erzurum-Pasinler-Horasan-Ağrı-Patnos-Erciş üzerinden 490 km dir. 

Pekeriç konumu nedeniyle aynı bölgede bulunan Taşbulak ve Şirinkale’den farklıdır. Diğer merkezlerin çevresinde tarım yapmaya müsait düzlük alanlar bulunmaz iken, Pekeriç güneyi boyunca uzanan bir ovanın kenarında kuruludur. Fakat kale içerisinde tapınak, saray ve büyük depo yapılarının olmaması, buranın sadece küçük bir merkez olarak değerlendirilmesine neden olur. 

 

ŞİRİNKALE:

Tercan ilçesinin 19 km güneybatısında Esenevler Köyünün 3 km batısındadır. 

Kale, Toros dağlarının yükseltilerini oluşturan kuzey-güney doğrultusunda uzanan kayalık alan üzerindedir. Dört tarafı sarp kayalıklarla çevrili kalenin doğu ve güneyini Şıhköy deresi sınırlar. Kuzey kısmında ise 1600 m yüksekliği sahip otlaklar uzanmaktadır. 

Şirinkale, ilk olarak 1987 yılında bulunur. 

Günümüze ulaşan kalıntılar:

Şirinkale’de sur temel yatakları, harçlı duvarlar, sarnıç/depolama alanları, tek ve çok odalı kaya mezarları ve basamaklı tüneller bulunur. 

 

Sur temel yatakları:

Kalenin doğu ve güney kesiminde anakaya üzerinde görülür. Bu kesim, aynı zamanda kayalığın diğer yerlerine göre daha sarp kısmını oluşturur. Ortaçağ’a tarihlenen harçlı sur duvarları, kayalığın kuzey ve doğu kısımlarında yer yer ayaktadır. Günümüzde kuzey kısmında yıkılan harçlı sur duvarlarının bloklar halinde yamaçlara dağıldığı görülür. Kalenin doğusunda dereye bakan kısımda, kaya mezarlarına paralel olarak uzanan yarı bir duvar kalıntısı vardır. Harçlı biçimde inşa edilen duvarın aşağıda sözünü edeceğim basamaklı kaya tünelleriyle ilişkisi olduğu anlaşılır. 

 

Basamaklı kaya tünelleri:

Şirinkale’de 2 tane basamaklı kaya tüneli vardır. 

Tünel-I:

Kayalığın Şıhköy deresine bakan doğu kısmındadır. Tünel girişi kemerli şekildedir. Sarmal şekilde devam eden tünelin sonu kapalıdır. 

Tünel-II:

Diğer tünel gibi kayalığın doğu  yüzündedir. Tünel kuzey-güney doğrultusunda, dik bir şekilde 30 m kadar indikten sonra tünelin sonu kayalık bir zeminle son bulur. Bu  tünelin en yakın benzeri Pekeriç’te bulunmaktadır. 

 

Sarnıç:

Kayalığın kuzey üst bölümündedir. 0.70 x 0.80 m ölçülerinde oval girişi vardır. Girişin çevresinde muhtemelen kapağın oturması için yapıldığı anlaşılan silme bulunur. Sarnıcın içi moloz doludur. Fakat şişe biçiminde yapıldığı anlaşılır. Sarnıcın batısında sarnıç ile aynı doğrultuda, ana kayaya oyulmuş dibek vardır. Dibeğin çevresinde kayaya oyulmuş bir kanal bulunur. Muhtemelen bu kanal, dibeğin içerisine, muhtemel su sızıntısını engellemek için yapılmıştır. 

 

Kaya Mezarı:

Urartu dönemine tarihlenen kaya mezarı, kayalığın doğu kesimindedir. Mezar bir oda ve bu odanın batısına açılmış yan odadan oluşur. Doğu-batı doğrultusunda açılan mezara kuzey kısmından bir patikayla ulaşılır. Kaya mezarının önünde 3.10 x 3 m ölçülerinde bir platform vardır. 

Mezarın ana kapısı dikdörtgendir. Yüksekliği 1.23 m dir. Kapı içeriden ve dışarıdan kalın bir silmeyle çevrelenir. Birinci oda dikdörtgen planlıdır. Duvarların köşeleri dik şekilde kesilmiştir. Tavanı düz şekilde biçimlendirilen odanın yüksekliği 2.10 m dir. Odanın güney duvarında 6 oyuk bulunur. 

İki odalı kaya mezarının 10-15 k güneyinde ikinci bir mezar daha bulunmaktadır. Tek odalı olduğu anlaşılan mezar doğu-batı doğrultusunda açılmıştır. Ana kapının sağ tarafı tahrip olmuştur. Ana kayaya oyulmuş iki basamak ile mezar odasına girilir. Odanın tavan yüksekliği 2.15 m dir. Odanın batı duvarında tek basamakla ulaşılan geniş bir niş bulunur. Nişin önünde bulunan basamağın sağ tarafında bir oyuk ve nişin arka duvarında sıralı şekilde 14 adet oyuk bulunur. 

Sonuç:

Şirinkale’de çok odalı kaya mezarı ve kaya işçiliği Urartu dönemine tarihlenir. Harçlı duvarlar, bu duvarlarla ilişkili tüneller, tek odalı kaya mezarı ve sarnıç, Urartu sonrasına aittir. Kalenin kuzeybatı kısmındaki düzlük alanda çok sayıda defineci çukuru bulunmaktadır. Bu çukurlar içerisinde görünen değirmen taşı Şirinkale’de Urartu sonrasına ait yerleşim olduğu net şekilde görülür. 

Şirinkale’ye en yakın merkez Pekeriç’tir. İki merkezin birbirine uzaklığı yaklaşık 36.5 km dir. Altıntepe’ye olan uzaklık ise yaklaşık 76 km dir. 

Evet Şirinkale, konum olarak kalenin ana yolların uzağında izole bir yerde olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki bulunduğu yer ana yol güzergahına yaklaşık 25 km uzaklıktadır. Çevresinde en az 1600 m yüksekliğe sahip plato özelliği gösteren çok geniş olmayan düzlük alanlar bulunur. Fakat günümüz koşullarında bile bu alanlarda tarım yapmak oldukça güçtür. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşkale tanıtımı.

Erzincan tanıtımı.

Erzurum tanıtımı.

 

Diyarbakır Ergani

Diyarbakır Ergani


Diyarbakır-Elazığ karayolu üzerindedir ve bu nedenle, genellikle birçok kişi tarafından bilinen bir yerdir. Ergani’nin diğer bir özelliği de, burada bulunan sanayi tesisleridir ki, bunların başında, Çimento Fabrikası gelmektedir. Bu çimento fabrikası, ilçenin üzerinde sürekli bir bulut, daha doğrusu toz bulutu bulunmasına neden olur.

Amerika’da, betonarme yapı çok az görülür, çünkü beton ana maddesi olan çimento çok pahalıdır. Çünkü: Amerika’da çimento fabrikası bulunmaz, çimentoyu yurt dışından alırlar. Çünkü: çimento fabrikaları, bulundukları mahalde, en büyük çevre kirliliği yaratan sanayi tesisleridir.

Ayrıca, Ergani denilince “Bakır” madeni de bilinir. Murgul ve Küre ile birlikte, ülkemizde en çok “bakır” madeni çıkarılan yerdir. Ancak: bakır madenleri, Ergani ilçesine 25 km. uzaklıktaki Elazığ şehrinin Maden ilçesindedir, ama bu bakır madenlerinin ismi, gariptir ki Ergani Bakır İşletmeleridir.

Bunun yanında, ülkemiz sınırları içinde en kaliteli petrolün buradan çıktığı söyleniyor. İlçe merkezinde, 5-6 metrelik derinlikten su ve 50-60 metre derinlikten ise, kaliteli petrol çıktığı söyleniyor.
Giriş için son bir not: Ergani gerçekten büyük bir yerleşim yeridir ve 100 bin nüfuslu bu ilçenin il yapılması için, TBMM ne, kanun teklifi verilmiştir.

ULAŞIM

Ergani ilçe merkezinin Diyarbakır il merkezine olan uzaklığı, 55 km. dir. Ergani-Elazığ arasındaki uzaklık: 100 km. Ergani: Ankara arasındaki uzaklık: 885 km. Ergani-İstanbul arasındaki uzaklık: 1323 km. dir.
İlçeye ulaşım, demir yolu ile de yapılabilmektedir.
Dicle, Çermik ve Çüngüş gibi ilçelerin, çevre il ve ilçeleriyle olan bağlantıları, yalnızca Ergani üzerinden sağlanabilmektedir. Bu durum, ilçenin, çevrede stratejik önemini arttırmıştır.

TARİHİ

Burası, tarihte insanlığın yerleşik yaşama geçtiği ilk yerlerden birisidir. Özellikle, Çayönü ören yerindeki arkeolojik kazılar, uzun yıllardır sürdürülmekte ve burada, çok eski tarihlere dayanan medeniyetlerin izlerine rastlanmaktadır. Burada, insanın yerleşik düzene geçişinin izleri görülmektedir.

Neolitik çağa ait, örme yuvarlak evler, basit kulübe kalıntıları bulunmuştur. Özellikle, yine burada bulunan “Saltaşlı yapı” olarak isimlendirilen, 10 metre genişliğinde, yüzeyleri düzleştirilerek parlatılmış, iri kalker bloklarından oluşan anıtsal yapı ilgi çekmektedir.

Malazgirt savaşından sonra ise, 1240 yılında, Selçuklular, yörede egemenliği ele geçirirler. Takip eden dönemde, bir süre, Akkoyunlulara başkentlik yapan ilçe, daha sonra, 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

İlçenin tarihi süreç içindeki: Akranya, Erkenin, Erkanikana, Yanari, Zülkarneyn, Urhana, Aşat olan isimleri, Cumhuriyet döneminden sonra “Osmani” olarak ve daha sonra ise “Ergani” olarak değiştirilmiştir.

19’ncu yüzyıl sonlarında, burada, günümüzdeki yerleşim yerinin bulunduğu yerde “Osmaniye” isimli bir yerleşim kurulmuş, ancak buranın isminin çeşitli karışıklıklara neden olması nedeniyle, Cumhuriyetin ilanından sonra, yeniden “Ergani” ismi kullanılmaya başlamıştır.

GENEL

Diyarbakır ilinin en büyük ilçesidir.
İlçe merkezi, Ergani ovası kenarında, Zültüfil dağının eteklerinde: derin bir sel yatağına bakan güneydoğu yamacında kurulmuştur. İlçe merkezinin denizden yüksekliği, 955 metredir.
Dicle ırmağı, ilçe merkezinin 10 km. kuzeyinden geçer.
İlçenin ekonomisi: tarım, hayvancılık, madencilik ve ticaret ağırlıklıdır. Özellikle: şaraplık üzüm yetiştiriciliği önem kazanmaktadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Ergani denilince, benim ilk aklıma gelenler: şehir merkezindeki “Elif Lokantası” ve şehir merkezinin biraz uzağında, Elazığ yolu üzerindeki “Cuma’nın yeri” düşünülebilir. Özellikle, Cumanın yerinde, ciğer yemeniz önerilir.

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Ergani Çayönü Ören Yeri
Diyarbakır Ergani Çayönü Ören Yeri

 

ÇAYÖNÜ ÖREN YERİ

Çayönü: Güneydoğu Anadolu bölgesinde Diyarbakır’ın 60 k m kuzeyinde, Dicle ırmağının Toros Dağlarının etekleri boyunca akan bir kolu üzerinde yer alır. Yani ilçe merkezinin 7 km güneyindedir. 

Buradaki kazılar, 1964-1991 yılları arasında yapılmıştır. Kazı alanı, Yakındoğu’daki neolitik kazı alanlarının en büyüğüdür. (8000 metre kare) 

Burada görülen, farklı materyallere sahip evler, kamusal binalar ve farklı biçimlerde düzenlenmiş açık alanlardır.

Çayönü, neolitik dönemde muhtemel kasaba planlarının geniş bir yelpazesini sunmaktadır. 

Yaklaşık 9000 yıl öncesine kadar giden bir geçmiş söz konusudur. Bir anlamda, cilalı taş devri söz konusudur. İlk yerleşim, günümüzden 9500 yıl önce, yani MÖ 7500 yıllarında kurulmuş ve aralıksız olarak MÖ 5000 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, aralıklı olarak iskan görmüştür. 

Bölgede MÖ 2000’li yıllarda, Mitanni halkına, Hitit-Hurri ilişkilerine rastlanır. Özellikle, Anadolu’nun en eski halklarından oldukları kabul edilen “Hurriler” in bu yörede Subartu denilen yerde, yani bu yörede yerleştikleri görülmektedir. 

Evet gelelim ayrıntılara:
Evre-1:

Her biri tipik mimari tarza göre adlandırılmış, 6 alt evreden meydana gelir. En çarpıcı olanlar, alt evre 2,5 ve 6 dır. 

Alt evre-1:

yuvarlak yapı alt evresinde köyde çamur, saman veya ot ve belki de tezekle kaplanmış dallardan oluşan sağlam bir dal örgüden yapılmış yuvarlak veya oval evler bulunuyordu. Zeminler, yer yüzeyinin altındaydı.

 

Alt Evre-2:

Izgara plan alt evresinde, paralel taş duvarlardan oluşan ızgarayı andıran biçimde temellere sahip dikdörtgen evler vardı. Bu temellerin üzerine kaplanan zemin kireç ve kille kaplı dallardan meydana geliyordu. Üst yapı, dal örgüden yapılmaya devam etti. Bu planda evlerin üç kısmı vardı. Bir yaşam alanı (temellerin üzerinde), kapalı bir avlu ve küçük bir depolama alanıdır. Boy, plan ve yön olarak birbirine benzeyen evler bir dama tahtası biçiminde dizilmiştir. Bu düzenlilik herkesin uyduğu, açıkça tanımlanmış mimari kuralların varlığını akla getiriyor. 

 

Alt Evre-3:

Ev temelleri büyük ölçüde doldurularak yalnızca su akış kanallarına yer bırakılmıştır. Köy, alan olarak genişlemişti, ama evler daha büyük aralıklarda dağıtılmıştı. Yerleşim doğu ucunda kazıcılarca “Plaza” adı verilen, özenle açık bırakılmış bir kült alanı kurulmuştu. Bu alt evrede, kil zeminin üzerine iki sıra halinde, geniş dikili taşlar yerleştirilmişti. 

 

Alt Evre-4:

Kaldırım taşı döşeli yapı alt evresinde, evler yeraltı sularından kanallar yerine çakıl dolgu ile korunmuştu. Plaza önceki haliyle devam etti.

 

Alt Evre-5:

Hücre yapı alt evresinde, evler eskisinden çok daha genişti. Tüm alt evrelerde olduğu gibi, daha eski binalar bilinçli şekilde terk edilmiş ve yeni türden binalar bunların üstüne örgütlü bir yenileme projesi kapsamında inşa edilerek doldurulmuştu. Taş temellerin, belki de depo odaları olarak kullanılan hücre benzeri bölgelere bölünmesi, bu dönemdeki mimarinin tipik özelliğiydi. Üst yapılar, dal örgü yerine kerpiçte yapılmıştı. Evlerin plan ve boyları çeşitlilik gösteriyor ve bazen geniş avlular da içeriyordu. Plaza’nın artık yerleşim yerindeki en büyük evlerce çevrelenmesi bu alanın önemini gösteriyordu. Dahası, evlerin içindeki buluntular da çeşitlilik gösteriyordu. Alt evre-2’nin aksine ev planları ve içeriklerindeki böylesi farklar, işleyişte toplumsal ayrımları akla getiriyor. 

Alt Evreler 1-5:

Dört çarpıcı topluluk yapısı vardı. Son üçü ayırıcı mimari özellikleri ve içerikleri nedeniyle kült merkezi olarak belirlenmiştir. Mimari alt evrelerdeki kesin konumları belli değildir, çünkü kazı alanının kenarlarında kendi terasları üzerine inşa edilmiş ve çeşitli inşa hareketleri boyunca var olmuşlardı. Yine de inşaat sıralaması şöyle gibi görünüyor: ilki geniş yuvarlak bir yapıydı. Bir sonraki geniş saltaşlı yapı, 2 m uzunluğunda cilalanmış kireçtaşından bir zemine sahipti. Zemine büyük taşlar dikilmişti.

Skull Building-Kafatası Binası:

Üçüncüsü, en az altı kere tekrar inşa edilmiş olan Kafataslı Yapı, her zaman insan iskeletleri veya parçalarını barındırmıştı. Bina ilk kazıldığında, 70 insan kafatası bulunmuştur. Kemikler, 450’den fazla bireyin kalıntılarını içeriyordu. Bu yapı muhtemelen ikinci derece cenazeler için bir kemik eviydi. Belki de, atalara ibadetin bir başka çeşidi olan, ölülerin anılması için de bir odak işlevi görüyordu. 

Bir  zamanlar buraya yolculuk yapan Polonyalı gezgin Simcon, buradan mucize yaratan bir mabet olarak söz eder. 

Dördüncü ve sonuncusuna ise “Terazzo Yapı” adı verilmiştir. Çok sert, 40 cm kalınlığında cilalanmış çakıl taşları ve kireçtaşını yakarak yapılmış pembemsi kireçten meydana gelen, çok özenle hazırlanmış bir zemini bulunan büyük tek bir odadan oluşuyordu. Yere yerleştirilmiş beyaz taşlarla doğrusal desenler çizilmişti. Böyle “terrazo” zeminler başka yerlerde de bulunmuştur, ama bu dönemden sonra 5 bin yıl boyunca, demir çağına kadar bu teknik unutulmuştu. 

Alt evre- 6: 

Büyük Odalı Yapı alt evresinde, köyün karakteri dramatik şekilde değişiyordu. Yerleşim küçüldü. Topluluk yapıları yoktu ve Plaza bir çöp atık yeri olarak kullanılıyordu. Evler sadece bir veya iki geniş odadan oluşuyordu. Çayönün’de önemli bir toplumsal değişim olduğu açıktı. Ekonomik veriler de değişim yönünde kanıtlar getirmişti.

Çömlekli Neolitik (Evre II):

Yaklaşık MÖ 6000-5000, çömlekçiliğin ani ortaya çıkışıyla tanımlanır. Arada başlangıç, deneysel evreler belirlenmemiş olduğundan bu tekniğin dışarıdan geldiği varsayılır. Yerleşim dramatik bir boşluk olmadan önceki halinden devam eder, ama artık Izgara Plan alt evresinde (Alt evre-2) yerleştirilen düzgün yapı düzeninin yerini dar sokaklar boyunca düzensiz biçimli ev öbekleri almıştır. Topluluk yapıları hala yoktur. 

Ekonomi;

Kazılar, köy ekonomisinin yerleşimin aralıksız devam ettiği bu 3.000 yıllık dönemde, besin toplayıcılığından besin üretimine doğru evrimini belgelemiştir. 

Alt evreler 1-5 süresince, köylüler yabani bitkilerin toplanması ve yabani hayvanların avlanmasına bağlıydılar. Beslenme: baklagiller, mercimek, fiğ yetiştiriciliği ve daha sonraları bunlara eklenen Einkorn buğdayı ile destekleniyordu. Alt evre-5’de bu kalıp değişmeye başladı. Çok sayıda evcilleştirilmiş koyun ve keçi ortala çıkarak beslenmenin düzenli bir parçası oldu. Yabani hayvanların avlanması kayda değer derecede azaldı. 

 

Erken Metalurji:

Yakınlarda bulunan bakır ve bakırtaşı Alt evre-2’de işlenmiştir. Alt evre-3 ve 4’te metal işçiliği artarken bundan sonra düşüşe geçmiştir. İğne, kanca ve matkap uçları gibi aletler yapmak için cevher ısıtılmadan dövülüyordu. Bu daha sonraları çok önem kazanacak bir teknolojiye basit bir başlangıçtı. Daha kolay biçimlendirmek için bakır öbeklerinin eritilmeden ısıtılması, yani tavlama da yapılıyordu. Çayönündeki buluntular, Yakındoğu da bilinen ilk metal kullanımları arasındadır. 

 

Boncuk yapımı ve dokuma:

Boncuk yapımı ve dokuma gibi başka zanaatlar da icra ediliyordu. Ev yapımı bir keten kumaş izi Yakındoğu da dokuma zanaatının ilk kanıtlarından biridir. Alet ve süslemelerde kullanılan obsidiyen ve deniz kabuklarının varlığı, uzun mesafeli ticaretin göstergesidir. Çayönündeki zanaatkarların bunları tam zamanlı olarak icra edip etmedikleri bilinmiyor.

 

Ölü gömme:

Yörede ölü gömme biçimleri, anne karnındaki gibi ölünün katlanıp, sağa yatırılarak, yüzleri toprağa dönük olarak gömülmeleri şeklindedir. MÖ 6500 yılına kadar, ev içine gömme teknikleri kullanılmıştır. Daha sonra ise, ölülerin gömülmesi için yerleşim yerlerinden farklı mekanlar yapılmıştır. 

 

Sonuç olarak:

Çayönündeki kazılar göstermiştir ki, neolitik dönem boyunca toplumsal yaşamın nihayetinde MÖ 4’ncü bin yıl sonları ile 3’ncü bin yılın kentlerine dönüşecek olan belli özelliklerinin yavaş yavaş ortaya çıktığıdır. Buradan çıkarılan çakmak  taşı, öğütme taşları, kemikler, bakır gibi madenlerden yapılan çeşitli aletler, günümüzde Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. 

 

GRİKİHACİYAN TEPESİ

Burada, MÖ.5000 yıllarının başında, gelişkin köy yerleşim evresi görülmektedir ve bu nedenle önemlidir. Buranın bir diğer özelliği ise: Kuzey Irak, Suriye ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görülen “yuvarlak planlı ve kubbeli” evler ve zengin boya süslemeli “çanak-çömlek” tir.

Diyarbakır Ergani Zülkifil Dağı-Makamı

ZÜLKİFİL DAĞI-MAKAMI

İlçe merkezine 5 km. uzaklıktadır.
Burada, Zülkifil Peygamberin mezarının bulunduğu söylenmektedir. Bu nedenle, buraya, yöre halkı tarafından “makam” ismi de verilmektedir. Dağın en üst yamacında, yani zirvesinde, Zülkilif Peygambere ait olduğu söylenen bir türbe bulunmaktadır ve türbe, yılın büyük bölümünde, çevreden gelen insanlar tarafından ziyaret edilmektedir.

Özellikle, Cuma günleri: çocuğu olmayan kadınlar ve kısmetinin açılmasını isteyen kızlar, işleri kötüye gidenler, burayı ziyaret etmektedirler.

Buranın bir diğer özelliği ise, yalnızca burada yetişen makam çiçeğidir. Söylentiye göre: “Zülkilif Peygamberin gözyaşının düştüğü her yerde, bu çiçek açmış ve açmaktadır” Başka bir söylentiye göre: Hz. Ali’nin atının ter damlattığı yerlerde, bu çiçeklerin açtığı ve o günden sonra, buranın “Ali dağı” ve “Zülküf dağı” olarak isimlendirildiğidir.

Diyarbakır Ergani Hilar Mağaraları

HİLAR MAĞARALARI

İlçe merkezine, 7 km. uzaklıkta; güneybatıda, Sesverenpınar köyündeki, çağlarönü höyüğüne komşudur ve Anadolu bölgesindeki en eski mağara yerleşimi burada kurulmuştur.

Mağaranın bulunduğu kayalıklarda, bir kısım kalıntılar bulunmaktadır. Kayalığın çevresinde, çok sayıda mezar odası görülüyor. Mezar odalarının dış cephelerinde: Roma dönemini anımsatan kabartmalar, Sami yazıları, İran üslubunu yansıtan figürler görülüyor.

Kayalığın güneydoğu bölümünde, en yüksek tepede: Akropol var.
Günümüzdeki Hilar köyünün güneyindeki dik kayalık bölümde ise: kale var.
Kayalığın doğu bölümünde: bir kervansaray görülüyor. Kervansaray yapısının girişinde, eski bir mezar odası ve ayrıca mescit olarak kullanılan bir oda görülüyor. Kaya mezarları, dikdörtgen plana sahiptir.

Mezar odaları içinde, yarım ay formda sedirler-kanepeler bulunmaktadır. Bu sedirlerin yanı sıra, bazı mezar odalarında, tekne mezar ve bazılarında ise kemik çukurları görülmektedir. Bazı mezarlarda ise, Süryanice yazıtlar bulunmaktadır.

Evet, gelelim mağaraların özelliklerine: Bu mağaraların, hemen kuzeyinde, Neolitik dönemde, insanların: göçebe-avcılıktan, yerleşik düzene geçtikleri anlaşılmıştır. Çünkü, burada tarihteki ilk tarımsal üretim gerçekleştirilmiş ve I. Derece Arkeolojik Sit alanı” ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Her ne kadar ayrıntılı arkeolojik araştırmalar yapılmamış olsa da, bölgede bu güne kadar yapılan yüzey araştırmalarında: Roma, Bizans, Artuklu dönemlerine ait: sikkeler, lahitler ve insan kemikleri bulunmuştur.

HZ. MERYEM KİLİSESİ

Günümüze kadar sağlam olarak gelebilen tarihi eserlerden birisidir. Zülküf dağının zirvesinin doğusunda, Dicle ırmağına bakan büyük bir kayalık üzerindedir.
1960’lı yıllara kadar, Ermeniler, burada, baharın başlangıcında büyük şenlikler düzenlerler ve kilisede ibadet ederlermiş, hatta bir gece kilisede kalındığı da söylenir.

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.