Elazığ Palu

Elazığ Palu

Elazığ Palu, Elazığ arası uzaklık 77 km. dir. Palu, Kovancılar arası uzaklık: 8 km. Palu, Bingöl arası uzaklık: 100 km. Palu, Tunceli arası uzaklık: 98 km.

TARİHİ

Palu, ilk çağlardan beri, bölgenin önemli bir yerleşim yeri olmuştur. MÖ 5000 yıllarına ait bölgede yerleşim bulguları vardır. Palu kalesinin çevresindeki kalıntılara göre, yerleşim yeri, üç kere değişmiştir.

İlk yerleşim yeri, günümüzdeki ilçenin 1.5 km kadar doğusundaki kale içindedir. Daha sonra genişleyerek, kale eteklerine yayılan Palu, yangın ve heyelan nedeniyle iki kere daha yer değiştirmiştir. Palu, Cumhuriyetin ilanına kadar Diyarbakır iline bağlı bir yerdir. 1953-1954 yılları arasında ise bugünkü yerine yerleşmiştir.

Elazığ Palu

GENEL

İlçenin ortasından Murat nehri geçmektedir. Çukur bir sahada yer alır. Murat nehrinin sağ sahilinde, vadi tabanı düzlüğü ile demiryolu çevresinde kurulmuştur. İlçe merkezi yüksek tepelerle çevrilidir. Deniz seviyesinden ortalama 844 metre yüksekliktedir.

Elazığ Palu

GEZİLECEK YERLER

Elazığ Palu Şemşat Kalesi

PALU (ŞEMŞAT) KALESİ

Palu ilçesinin 1 km doğusunda yer alan Gökdere Dağı’nın güneybatı uzantısını oluşturan, kuzeydoğu-güneybatı yönünde kalkar bir kayalık üzerinde kuruludur. Toprak bir tepe üzerindedir. Keban baraj gölünün içine uzanan, iki tepelik bir uzantının üzerinde kuruludur. Dolayısıyla günümüzde kalenin üç tarafı, Kaban baraj gölünün sularıyla çevrilidir. 

Kayalığın; kuzey, kuzeybatı ve doğu kısmı sarp bir uçurumla sonlanır. 

Güney kısmı ise Murat Nehri’ne doğru kademeli şekilde azalan dik bir eğime sahiptir. Bu kısımda doğal şekilde oluştuğu anlaşılan iki teras vardır. Kale halk dilinde “Karalar Kalesi” diye isimlendirilir. 

 

ANTİK DÖNEM SEYYAHLARININ NOTLARI:

Hac yolculuğu anılarını anlatan Polonyalı Simeon, 1613 yılında Palu’ya uğrar. Palu kalesini yüksek ve sivri olarak betimler. Burada bulunan kaya mezarlarını ise Surb Masrop’a adanan mabet olarak tanımlar. 

Çivi yazılı yazıttan ise Yahudilerin kutsal sandukalarına benzeyen kitabeli taş olarak bahseder. 

Yine Anadolu coğrafyasını gezen erken dönem seyyahlarından Tozer, Palu’daki yazıtı görünüş olarak betimleyerek iki bölümlü olarak tanımlar. 

Palu I ve II mezarlarını ise benzer yana oda dizilimine sahip karanlık odalar olduğundan ve Palu III nolu mezara basamaklarla inildiğinden bahseder. 

Bu mezarların krallar için yapıldığını ileri sürülür, hem çivi yazılı yazıtı hem de kaya mezarlarını Van kalesiyle ilişkilendirir. 

1890 yılında Palu’ya uğrayan Lynch, buradaki yazıt ve kalıntıları Menua dönemine tarihler. 

1900’lü yıllarda Van’da kazılar yapan Lehmann-Haupt, bölgedeki kaleleri gezerken Palu’ya da uğrar.

Kalede yer alan kaya mezarları, basamaklı tüneller ve daha çok Urartuca yazıt ilgisini çeker. 

 

PALU SİTADELİ/KALESİ:

Palu sitadeli, kayalığın yerleşmeye müsait yaklaşık 3.80 hektarlık alanını kaplamaktadır. Urartu döneminde bu alanın tümünün iskan edilip edilmediği bilinmez. Urartu kalıntılarının sitadelin sadece kuzey bölümünde bulunmasından dolayı, Urartu döneminde kayalığın sadece 2-3 hektarlık kuzey bölümünün kullanıldığı söylenebilir. 

Kayalığın üst kısmında bulunan sitadel alanına ulaşım, kayalığın batı kısmından mümkündür. Bu kısım diğer yerlere göre nispeten daha müsaittir. Bu alan aynı zamanda kalenin ilk doğal terasını oluşturur. 

 

YAPILAŞMA SÜRECİ:

Palu kalesinde Ortaçağ’da yoğun bir yapılaşma süreci vardır. 

Kalenin Urartu kralı Manaus (MÖ 9-10’ncu yüzyıl) yapıldığı tahmin edilmektedir. İç kale Urartular tarafından, dış kale ise Selçuklular tarafından yapılıştır. Çünkü Murat nehrinin iki yakasını birleştiren köprünün korunması amaçlanmıştır.

Evet, devam edelim, bu sürece yani Ortaçağ dönemine ait harçlı sur duvarları ve kemerli yapılara ait kalıntılar sitadelin tamamına yayılmıştır. 

Yine erken dönem fotoğraflarında sitadelin batı ve güney teraslarında yapılaşmanın olduğu görülür. 

Palu’da Ortaçağ’a ait yapılaşmanın Urartu dönemi mimarisini tahrip ettiği söylenebilir. Bu nedenle, Urartu döneminden günümüze sadece kaya mezarları, ana kaya üzerinde yazıt, harçsız sur duvarları, sur temel yatakları, kaya işaretleri kalır. 

Kale dikdörtgeni andırır. Doğu ucu, su seviyesinden yaklaşık 50 m kadar yükselir. İç alanın kuzeybatı ucu, takriben 100 m yükseklikte, askeri bölge olarak düzenlenmiştir. Çünkü burası hem sur yönünden hem de yükseklik bakımından önemlidir. 

Kalenin kapısı yıkıldığı için yeri ve şekli bilinmez. Ancak girişin güney yönünde olduğu tahmin edilmektedir. 

Dış kalenin hem içinde hem de dışında bulunan ev temelleri, kireçli duvar taşlarından anlaşılır. 

SUR DUVARLARI:

Urartu dönemine tarihlenen harçsız sur duvarları, sitadelin sadece doğusunda aralıklarla görülür. 

Bu kısımda yer alan harçsız duvarlardan günümüze 3 sıra halinde 3-4 m uzunluğundaki bir kısım kalmıştır. 

Kalenin dış surlarından büyük bölümü, temel kalıntısı olarak göl sularının altında kalmıştır. 

Dış surların batı duvarı, yaklaşık 1 m yükseklikte ve varlığını sürdürmektedir. Dış surlar, düz alandaki şehri çevreler, iç kale ise tepenin üzerindedir. 

İç surların bulunduğu yerde, kalenin batı ucundaki askeri yerleşim yeri üzerinde daha yüksek bir yerde kale sarayı kalıntıları vardır. Sarayın duvarlarındaki şekilsiz taşlar, kireçle kaynatılmıştır. 

URARTUCA YAZIT:

Kalenin kuzeybatı köşesindedir. Bir oyuk içinde, iki bölümden oluşur. Palu’da Urartu varlığının en somut örneklerinden biri ana kaya üzerindeki Urartuca yazıttır. 

Yazıt için kayalığın yüzü 3.40 x 1.50 m boyutlarında tıraşlanarak 30 cm derinliğinde, dikdörtgen bir niş yapılmıştır. Kalınlık 30 cm dir. Yazıt, nişin içerisine, üst kısımda 28, alt kısımda 7 satır olmak üzere iki kısımda çivi yazısı ile yazılmıştır. 

Yazıtta:

Urartuların batı seferleri hakkında bilgiler yazılıdır. Kitabede Palu’nun ismi “Sebeteria” olarak geçer. Kral Menua yazıtta: “Asurluların elinde bulunan Alzi yurdunu ele geçirdiğini, Hatti ülkesinin sınırlarına ulaştığını ve Sebeteria’da bir tapınak yaptırdığını anlatmıştır. Ayrıca Urartu kralı, Melid kralının hayatını haraç alma koşuluyla bağışladığını belirtir. 

Şebeteria (bugünkü Palu) şehrinde Tanrı Haldi adına bir tapınak inşa ettirir. Kral Menua’nın; Tanrı Haldi adına tapınak yaptırması ve yazıt yazdırması, krallığın bölgede devlet hakimiyetini gösterme çabası olarak düşünülür. 

Evet, bu yazıtı önemli hale getiren durum, Van kalesinde bulunan Urartu yazıtlarının tahribat nedeniyle okunamaz, halbuki buradaki yazıt okunmaktadır ve önem kazanmaktadır.

 

Haldi Tapınağı:

Palu’da yazıtta bahsedilen Haldi Tapınağına ait net bir kalıntı yoktur. Çünkü daha önce bahsedildiği gibi sitadelde Ortaçağ kalıntıları yoğundur. Fakat sitadelin kuzeydoğu kısmında anakaya yapı temeli olabilecek şekilde düzleştirilmiştir. Bu alan araştırmacılar tarafından kutsal alan olarak adlandırılır.

Alanın bulunduğu konum, aynı zamanda sitadele hakim bir noktadadır. Alanın hem sitadel içerisinde konumu hem de anakaya üzerinde yer alan temel izleri, burada bir tapınak veya bazı dini yapıların olabileceği izlenimi verir. 

 

KAYA MEZARLARI:

Palu’da eyalet valilerine ait kaya mezarları, sitadelin bulunduğu kayalığın kuzeybatı kısmındadır. 

Palu I Nolu kaya mezarı:

Bir ana oda ve bu odanın güney ve batı duvarına açılan kapılarla ulaşılan üç ayrı odadan oluşur. 

Mezara ulaşım yukarıda Menua’ya ait yazıtın solundan başlayarak II nolu mezar girişine kadar uzanan dar bir patikayla sağlanır. 

Kaya mezarının giriş kısmı, üzeri kemerli silmelerle önünden geçen patikadan bir miktar geri çekilmiştir. Böylece giriş kapısının önünde yaklaşık 4 metre kare boyutunda bir platform oluşturulur. 

Mezara dikdörtgen planlı tek silmeli 0.95 x 1.50 m boyutlarında bir kapıyla girilir. Kapının üst kısmının sol sonraki dönemlerde genişletildiği görülür. 

Ana oda dikdörtgen planlıdır. Tavanı düz şekilde biçimlendirilmiş odanın tavan yüksekliği 2.45 m dir. 

Oda 2’ye ana odanın güney duvarından dikdörtgen bir kapıyla geçilir. Odanın güney duvarında, dikdörtgen planlı bir niş vardır. Benzer büyüklükteki nişlere, aynı bölgede bulunan Mazgirt/Kaleköy ve Anbar kaya mezarlarında da rastlanır. 

Üçüncü odaya, ikinci odada olduğu gibi ana odanın güney duvarından açılmış dikdörtgen bir kapıyla geçilir. Oda kare planlıdır. Diğer odalarda olduğu gibi, tavanı düz şekilde biçimlendirilmiştir. 

Evet, kaya mezarları konusunda daha fazla ayrıntıya girmeden burada bitiriyorum.

 

URARTU KAYA İŞARETLERİ:

Palu kalesi, Urartu Kaya işareti bulunan en batıdaki Urartu yerleşmesidir. 

Kalenin kuzey eteğinde yer alan bu işaretler iki ayrı kaya bloğu üzerindedir. İlk kaya bloğu üzerinde 3 ayrı işaret vardır. İlk işaret 1.35 m çapında ovaldir.

İkincisi hemen yanında 1.60 m çapında ilk işarete benzer. Bu işaretin hemen üzerinde 1.70 m uzunluğunda L biçiminde işaret vardır. İkinci kaya bloğunda ise, 3.60 m boyutunda kanal benzeri bir kaya işareti bulunur. 

 

BASAMAK TÜNEL VE BASAMAKLAR:

Palu’da Urartu dönemi kalıntılarından başka tarihlendirilmesi tartışmalı iki ayrı basamaklı tünel ve sitadelden Murat Nehri’ne ulaşan ana kayaya yapılmış basamaklar vardır. 

Tünel A:

Kalenin batısında, ilk terasta yer alır.

Tünelin girişi basamaklarla ulaşılan 3.50 m genişliğinde 22.50 m uzunluğunda ve 3 m yüksekliğinde, geniş bir galeri içindedir. 

Giriş 1.50 x 2.10 m ölçülerindedir. Tünel yaklaşık 54 m derinliğe sahiptir. Tünel girişten 65 basamağa kadar kuzey-güney doğrultusunda devam eder. Sonrasında doğuya doğru yönelir. Bu bölümde tünel 139 basamağa kadar dik bir şekilde iner. Daha sonra kuzeybatı yönünde devam eden tünel, bir çıkış olmaksızın sonlanır. 

 

Tünel B:

Kalenin güneybatısında, ikinci terastadır.

Girişten 5-6 m devam ettikten sonra kayalıkla son bulur. Tünelin bitirilmediği anlaşılır. Tünel B’nin aşağıdan başlayarak Murat Nehri’ne kadar inen basamakların tünelin devamı olduğu iddia edilir. Fakat tünelin kayalıkla son bulması bu iddiayı geçersiz kılar. 

Aslında tünelin bir şekilde yarım bırakılmasıyla tünel yerine nehre kadar inen basamaklar yapılmıştır. Basamaklı kaya tünellerinin Urartu sonrasında Geç Helenistik ve Roma dönemlerinde inşa edildiği tahmin edilmektedir. 

 

SONUÇ:

Palu kalesi konumu ve büyüklüğüyle aynı bölgede bulunan Kaleköy/Mazgirt ve Anbar aşiret merkezlerinden farklıdır. 

Krallığın batı sınırında bulunan eyalet  merkezi aynı zamanda krallığın batıya yaptığı seferler için önemli bir duraktır. 

Nitekim krallığın başkentin yaklaşık 600 km batısında yer alan Palu’da yazıt ve tapınak inşa etmesi, devletin gücünü göstermesi açısından önemlidir.

Ayrıca 3 adet çok odalı kaya mezarı, burada farklı sülaleden valiler görev yaptığını gösterebilir. 

Bölgeyle ilgili yazıtlarda geçen Titia ve Zaiani isimli valileri ise Palu’da ikamet eden yöneticiler olabileceği düşünülür. 

Tittia’nın kuzeybatıda bir başka merkezin yöneticisi olabileceği ihtimali göz ardı edilemez.

Nitekim aşiret merkezi olarak değerlendirilen Kaleköy/Mazgirt ve Anbar Kaleleri bu örneğe uygundur. 

 
Elazığ Palu Kindik Kilisesi

KİNDİK KİLİSESİ

Eski Palu’dadır. Kare planlıdır. Yapının boyutları 11.5 x 13.91 metredir. Yüksekliği 5.15 metredir. Giriş kapısının büyük bölümü yere, yani toprağa gömülü iki kemerle ayrılan çatısı ve kimi duvarları yok olmuştur. İki odası vardır. Odaların tavanının tonozlu olduğu görülür. Taşlar profil veren yerlerde düzgün kesmedir. Diğer yerlerde poligonal olup, taşlar tutturulmuş ve harçlıdır. Kilisenin sadece naos kısmı ayaktadır. Kare planlı naos kısmının üstü kubbe ile örtülüdür. Kubbe tamamen yıkılmıştır, sadece kubbe konağı kalmıştır. İçinde Meryem ve İsa’ya ait olduğu sanılan frizler bulunur. Bugün hayli yıkık durumdadır.

Elazığ Palu Alacalı Mescit

ALACALI MESCİT

Kitabesi yoktur. Selçuklu mimari özellikleri taşımaktadır. Siyah-beyaz kesme taşlardan yapıldığı için “Alacalı” ismini almıştır. Mescidin üstü sivri külahlıdır. Kuzey ve doğusu, toprak altında kalmıştır. 2017 tarihinde restore edilmiştir.

Elazığ Palu Küçük Camii

KÜÇÜK CAMİ

Eski Palu’ya girişte bulunan bu caminin kitabesi yoktur. Ancak Ulu Camiden önce yapıldığı düşünülmektedir. Günümüze sadece yan duvarları ve minarenin bir kısmı ayaktadır. Şerefesi yıkık durumda olan minarenin alt kısmında iki sıra halinde yeşil sır kalıntıları dikkat çeker.

 

ULU CAMİ

Eski Palu’da Çarşıbaşı mahallesindedir. Halk arasında “Kırklar Camisi” diye de isimlendirilir. Kitabesine göre, 1852 yılında yaptırılmıştır. Küçük Camiyi yapan ustanın kalfası tarafından yapılmıştır. Cami dikdörtgen planlı ve üzeri düz dam örtülüdür. Kubbesi yoktur. Üst kısmı yer yer yıkık durumdadır. Damı tamamen çökmüş durumdadır. Siyah Beyaz taştan örülmüş kemerleri vardır. Taştan yapılmış mihrabın bir kısmı yıkık olup yan kısımlarında rozet motifleri bulunur. Minare kaidesi kare olup üst kısmı yuvarlaktır. Minaresin şerefeden yukarı kısmı yıkıktır. Batı girişinde şadırvan vardır.

Elazığ Palu Tarihi Köprüsü

PALU TARİHİ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinin doğusunda Murat nehri üzerindedir.

Kitabesi yoktur. Söylenenlere göre Roma döneminde yapılmıştır. Ancak kemer şekilleri bakımından Selçuklu dönemini yansıtmaktadır. Artuklular döneminde de yapılmış olabilir. Ancak Roma döneminde yapıldığı, Selçuklu ve Artuklu döneminde ise onarıldığı tahmin edilmektedir. Zamanın güney-kuzey bağlantısını sağlayan tek geçiş yeridir. Tarihi kaynaklarda: İstanbul’u Bağdat’a bağlayan köprü olarak geçmiştir. Köprü 156.50 metre uzunluğunda ve 3.5 metre genişliğindedir. Orijinal yapıdan arta kalan iki kemer ve orta ayak burunları, yapı üslubu açısından diğer Selçuklu köprülerine benzemektedir. Köprü, 2010 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

Elazığ Palu Karacimşit Bey Türbesi ve Külliyesi

KARACİMŞİT BEY TÜRBESİ VE KÜLLİYESİ

Palu kalesinin yaklaşık 700 metre kadar yakınındadır. Bir söylentiye göre, kaleden atılan bir okun düştüğü yere yapılmıştır. Cemşit Bey; Palu yöresinin Osmanlı topraklarına katılmasında büyük emeği vardır. Yavuz Sultan Selim’in sipahi beylerinden Palu beyidir. Külliyeyi: 1500’lü yıllarda, kendi adına yaptırmıştır. Mescit ve türbeden meydana gelir. Külliyenin çevresi taş duvarlarla çevrilidir. Bir bahçe içindedir.

Mescit

Giriş kapısı: mermer ve kemerlidir. Bu kapının yanında, yazıları ters biçimde konmuş bir kitabe bulunur. Kare planlıdır. Tek katlıdır. Üzeri kubbe ile örtülüdür. Minaresiz durumdaki mescit, büyüklü küçüklü 17 pencere ile aydınlatılıyor. Mihrabı taştan dilimli kemeri üzerinde üçgen alınlık vardır.

Türbe

Türbe: Palu’nun en dikkat çeker türbesidir. Yapısı bozulmadan günümüze gelebilmiştir. Mescide bitişiktir. Kubbeli iki kapıdan içine girilir. İçinde oldukça güzel süslenmiş 8 mezar vardır. Mezar sandukaları taştandır. Mezar taşlarındaki yazı işçiliği çok güzeldir. Mezarların üzerlerinde, Çemşit Bey’in akrabalarına ait olduğu yazılıdır. Dıştan kesme, içten moloz taşla yapılmış olan türbe, onarım görmüştür.

Elazığ Palu Hamam

HAMAM

Eski Palu, Çarşıbaşı Mahallesindedir. Küçük cami ile Ulu cami arasındadır. Kapı üzerindeki kitabesine göre: 1619 yılında yaptırılmıştır. Yapı şekli olarak Klasik Osmanlı hamamlarına benzer. Üstü tonozla örtülüdür. Bir dehlizle soyunmalık bölümüne girilir. Ilıklık kısmı kare planlıdır. Üstü kubbeyle örtülüdür. Kubbe üzerinde aydınlatma feneri bulunur. Hamam yapısı restore edilmektedir.

Elazığ ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Erzurum Pasinler

Erzurum Pasinler

Erzurum Pasinler; Pasinler aynı zamanda Hasankale, her iki isimde kullanılıyor, tam bir tarih hazinesi yöreler, oldukça bol gezilecek yer var, aşağıda buralara yolunuz düşerse gezip görmenizi önerdiğim birçok yer var, ilçe merkezine uzaklık sırasına göre, siz buradaki zamanınız ölçüsünde ve ilginizi çekecek yerleri planlayıp gezebilirsiniz, yoksa burada oldukça fazla tarihi ve turistik yer var.

ULAŞIM

Pasinler, tarihi İpek yolu üzerindedir. Pasinler, Erzurum arası uzaklık: 40 km. Pasinler, Köprüköy arası uzaklık: 19 km.

Erzurum Pasinler

TARİHİ

MÖ 400 yıllarında Yukarı Aras boyları ve Erzurum Ovasında, Phasianlar denen bir boyun bulunduğu ve bunların demircilik işlerinde mahir oldukları söylenir. Yöre, 9’ncu yüzyılda Türkistan’dan gelen Oğuz Türkleri tarafında fethedilmiştir ve yöre Gürcülerin atılmasında bir üs olarak kullanılmıştır.

1048 yılında Pasinler ovasında yapılan savaşta: Selçuklu ordusu ve Gürcü güçleri karşı karşıya gelmiş, günümüzdeki Ogümü köyü yakınlarında yapılan savaşı Selçuklular kazanmıştır.

Yani, Anadolu’da Selçuklular ve Bizanslılar arasında yapılan ilk savaş Pasinler savaşıdır. (1048)

Anadolu’da hüküm süren İlhanlıların yıkılmasıyla, Erzurum ve çevresinde Moğol kökenli Sutaylılar ortaya çıkar. Sutaylılar’dan Hacı Togay oğlu Hasan: Erzurum ve çevresinde gücünü hissettirmek için Avnik, Zivin ve Mecingert kalelerine ilaveten Pasin ovasına hakim ve her korunaklı olan dağın eteğine bir kale inşa ettirmiştir. (1340)

Ayrıca, ilçenin hemen kuzeyinde bulunan dağa “Hasan Baba Dağı” ismi verilmiştir.

Evet, Hasan Kale, Timur kuşatması sırasında büyük tahribat görmüştür. Daha sonra Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, bu kaleye büyük önem vermiştir. Hasan kaleyi tamir ettirmiş, bu yüzden de kaleye “Hasan Kale” isminin verildiği öne sürülmektedir.

Bölge, Osmanlı döneminde iki defa Rus işgaline uğramıştır. 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması sonunda Ruslar, Hasankale’den çekilirler. Ardından, bu kere Ermeniler bölgede vahşet ve katliamlara başlar. Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla Ruslar Hasankale’den çekilirler ve Ermeniler tekrar katliamlarına başlarlar. Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu, 13 Mart 1918 tarihinde Hasankale’yi işgalden kurtarır. Bu yüzden her yıl 13 Mart tarihi kurtuluş günü olarak kutlanır.

Pasinler bölgede “Hasankale” ismiyle de tanınır.

Erzurum Pasinler Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Bölgenin tarihinde söz ettiğimiz de Hasankaleli bir kişiden söz etmeden geçmek olmaz. Daha önce Siirt’te kaldığın sürede oldukça tanının bir kişi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, aslen Hasankalelidir. (Hayatı ile ilgili ayrıntılar Siirt yazımda bulabilirsiniz.)

Erzurum Pasinler

GENEL

Pasinler ovası, Aras nehri tarafından şekillendirilir, Doğu Anadolu’nun kuzeyinde bulunur. Pasinler havzası sınırları içindeki yüksek sahalar, sadece dağlık alanlardan ibaret değildir. Yer yer dağlarla karıştırılan yüksek düzlükler vardır. Denizden yükseklik ortalama 1740 metredir. Erzurum il merkezine nazaran yazlar daha sıcak, kışlar ise daha soğuk geçer. Yani, karasal iklim hakimdir. Başlıca geçim kaynakları geniş ölçüde tahıl ekimi ve hayvancılıktır.

Erzurum Pasinler Aras Nehri

ARAS NEHRİ

Aras nehri, Hasankale’de oldukça önemli bir role sahiptir. Kaynağını Bingöl dağları ve Palandöken dağlarından alır. Pasin düzlüğünü ikiye ayırır, Köprüköy-Çobandede’de birleşir. Büyük kolu, bu düzlükte aynı adı taşır ve halk tarafından Pasin çayı olarak bilinir. Pasin çayı, kaynağını Kargapazarı dağları üzerindeki Yedigöller denen Ziyarettepe ve Kandiltepe’den alır. Kargapazarı dağlarından beslenerek gelen Aras mehri, Pasinler ovasında Çobandede köprüsünde Pasin çayı ile birleşir, Horasan bölgesine ulaşır. Daha sonra ülke sınırları dışına çıkarak Hazar denizine dökülür.

Aras hakkında antik dönem yazarlarından Herodotos, “Araxes” olarak ifade etmekte ve “ ….. Araxes, Matienlerin ülkesinden kaynar: suları kırk ağızdan dökülür…  Araxes’in yalnız bir ağzı engele çarpmadan Caspia Denizine dökülür.” Diğer bir antik dönem yazarı olan Strobon “ … söylendiğine göre Araxes Nehri birçok kollara ayrılarak memleketi sular altında bırakır: kollarından biri Carpia denizinden Hırkanya Denizine dökülür.” Demektedir.

 

NE YENİR

Pasinler yöresinde patates üretimi yaygındır ve üretilen patatesler oldukça lezzetlidir. Yemek derseniz, “şalgam dolması” önerebilirim. Ayrıca bulgurla yapılan “Gliko” da denemelisiniz.

 

PASİNLER MESLEK YÜKSEK OKULU

Erzurum Atatürk Üniversitesine bağlıdır. 1993 yılında kurulmuş, 1994 yılında eğitim ve öğretime başlamıştır.

 

HASANKALE KİLİ

Ülkemizde birçok yerde oldukça meşhur olan bu kil: Hasankale dağlarından ham olarak çıkartılıyor. Özellikle cilt ve saç bakımında etkili olduğu söyleniyor.

Erzurum Pasinler

GEZİLECEK YERLER

Erzurum Pasinler Kasım Bey Camisi-Ulu Cami

KASIM BEY CAMİSİ-ULU CAMİİ

İlçe merkezinde Cami-i Kebir Mahallesinde, bir külliye şeklinde inşa edilmiş olup külliyede: cami, medrese ve zaviye bulunmaktaydı.

Medrese günümüzde yoktur. Ulu Cami, özellikle ilk dönemler için şehirde “Cuma ve Bayram namazları” kılınan ibadethane olup, bu bakımdan caminin ve mahallenin dini, sosyal ve idari bakımdan da merkezi durumundadır. Cami: hafif meyilli bir yamaç üzerine inşa edilmiştir.

Erzurum Pasinler Kasım Bey Camisi-Ulu Cami

Caminin son cemaat yerinden içeri girilen kapısının üzerinde mermer yazıttaki kitabesine göre: yapılış tarihi 1554 yılıdır. Erzurum Beylerbeyi Ayas Paşa’nın kardeşi, Sancak Beyi Kasım Bey tarafından yaptırılmıştır. Son cemaat yerindeki diğer kitabeye göre ise, 1835 yılında onarım görmüştür. Duvarları moloz taşlı, çamur harçlı ve hatıllıdır. Dikdörtgen planlıdır. İbadet alanının üzeri dikey uzanan ahşap sütunların taşıdığı yatay kirişler üzerine oturan ahşap düz bir çatı ile örtülüdür. Dış kısımda ise saç malzeme ile örtülü basık piramidal şekildedir.

Minare, kuzey ve batı duvarının kesiştiği köşededir. Taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli ve  tek şerefelidir. Mihrap nişi bitkisel motiflerle bezenmiştir.

Erzurum Pasinler Kasım Bey Camisi-Ulu Cami

Ulu cami içinde: İbrahim Hakkı Hazretlerinin kişisel eşyalarının sergilendiği bir yer var, burayı ziyaret etmenizi öneririm. İbrahim Hakkı, burada doğmuş ancak Siirt’te uzun süre yaşamış ve orada vefat etmiştir, türbesi halen oradadır, ama ulu cami içinde de ona ait birkaç kişisel eşya sergileniyor.

 

EMİRŞEYH CAMİİ

İlçeye bağlı Emirşeyh Mahallesindedir.

Caminin yapım tarihi ve yaptıran kişiye ait kitabesi yoktur. Ancak 18’nci yüzyıla tarihlenir. Kare planlıdır. Hafif meyilli bir araziye yapılmıştır. Duvarları, köşeleri kesme taştan, çamur harçlı ve dört sıra hatıllıdır. Kesme taştan yapılmış yeni bir minaresi vardır. Batı cephede bulunan giriş kapısı üzerinde onarım kitabesi bulunur. Kitabeye göre: 1896 yılında Mustafa Baba ve Esat Efendi tarafından tamir ettirilmiştir. Bu girişin önüne sonradan son cemaat yeri yapılmıştır. İbadet alanında ki sekizgen formlu ahşap kubbe 4 tane ahşap direk üzerine oturur. Mihrabı taş malzemeli, sonradan eklenen minberi ise ahşaptır.

 

SİVASLI HATUN CAMİİ

İlçe merkezindedir.

Cami kitabesine göre 1389 yılında Sivaslı İbrahim Efendi tarafından yaptırılmıştır. Duvarları, köşeleri kesme olmak üzere diğer kısımlarında moloz taş kullanılmıştır. Caminin girişi kuzeyden ahşap bir kapı ile sağlanır. Girişin tam karşısında taş mihrap bulunur. İbadet alanının üst örtüsü ortada 4 ahşap direkle taşınan sekizgen ahşap tavandan oluşur. Caminin kuzeybatı köşesinde minare bulunur. Cami, 1912 yılında Hacı Mahmet Zade Bey tarafından onarılmıştır.

Erzurum Pasinler

İLÇE MERKEZİ DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

Erzurum Pasinler Kalesi (Hasan Kalesi)

PASİNLER-HASANKALE

Pasinler ilçesi sınırları içinde bulunan Hasankale, ismini aldığı Hasanbaba Dağı’nın (2200 m) güney uzantıları üzerinde yer alır. Deniz seviyesinden 1740 m yüksektedir. 

Kalenin sitadel kısmı 350 x 150 m ölçülerinde, kuzey-güney doğrultusunda uzanan, güney kısmı sarp ve dik bir kayalık alan üzerinde kuruludur. 

Kayalığın güneyinde Aras Nehri’nin bir kolu olan Hasankale Çayı bulunur. 

Evet, Hasankale, Altıntepe’nin (Erzincan-Üzümlü) bulunduğu Karasu Havzasına ulaşan doğal yol güzergahı üzerindedir. Ayrıca, kale konum olarak güneyi boyunca uzanan Pasinler Ovasına hakimdir. 

Dolayısıyla kalenin stratejik bakımdan önemli bir konumda bulunması Ortaçağ’da yoğun iskan görmesine neden olmuştur.

Dönemin seyyahları eserlerinde kalenin o dönemdeki stratejik önemine dikkat çekerler. Jean-Baptiste Tavernier: 1631-1663 yılları arasında Ortadoğu’ya 6 seyahat yapar. Seyyah, İstanbul’dan İsfahan’a ulaşan ilk gezisinde Hasankale’de konaklar. Seyyah kervanların burada her deve yükü için ücret ödediğini belirtir. Evliya Çelebi ise, Hasankale’nin iç kalesinden aşağı bakmaya insanın korktuğunu ve kalenin dayanıklı taş yapıdan oluştuğunu yazar. Ayrıca çevresinin bin adım olduğunu belirtir. 

Ortaçağ’a ait yapılaşmanın izleri, kayalık üzerinde yoğun şekilde görülebilir. 

Kayalığın üzerinde harçlı ve harçsız sur duvarları, sur temel yatakları, sitadel kısmından aşağı yola kadar uzanan su tüneli, kaya mezarları ve kaya nişi bulunur. 

Ayrıca kalede taş blok üzerinde Menua dönemine tarihlenen taş blok üzerine yazılmış yazıt bulunmuştur. 

Günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan taş blok üzerindeki yazıtta Menua’nın burada bir  kale yaptırdığı yazılıdır. Muhtemelen yazıt Bağın steli örneğinde olduğu gibi başka bir yerden alınarak Ortaçağ dönemine tarihlenen duvar içerisinde kullanılmıştır. 

KALENİN KURULUŞU:

Arkeolojik kaynaklar ve buluntular, kalenin Urartu kralı Menua (MÖ 810-786) zamanında kurulduğunu doğrulamaktadır. Bu yazıtta: Kral Menua’nın bölgeye seferler düzenlediği Pasin ovasının zenginliğini ve stratejik konumunu kontrol altında tutabilmek için kale yaptırdığı anlaşılmaktadır. Bu durum Urartuların bölgeye yaptığı seferlerin gelip geçici bir yağma seferi olmadığını kanıtlar. 

 

Erzurum Pasinler Kalesi (Hasan Kalesi)

 

KALENİN TARİHİ/GEÇMİŞİ:

15’nci yüzyılda Akkoyunlu Hasan’ın adını alan Hasankale’nin Türklerle ilk tanışması, Büyük Selçuklularla Bizanslılar arasında 1048 yılında yapılan Hasankale savaşı ile gerçekleşir. Savaşı kazanan Selçuklu kuvvetlerinin komutanı İbrahim Yınal, daha sonra Erzurum şehrine doğru yürümüş ve şehri yakmış, adının “Kara Erzen” olarak tarihe geçmesine sebep olmuştur.

Bir diğer iddia: kalenin İlhanlı soyundan Emir Hacı Togay’ın oğlu Hasan Bey tarafından, 1336-1339 yılları arasında yaptırıldığıdır.

Evet kaleyi yaptıran ve yapım tarihi ile ilgili tüm iddialar, kalenin tarihi süreç içinde birçok defa yıkılarak yeniden inşa edildiğini göstermektedir.

Hasan Bey öldükten sonra buraya defnedilmiştir. Bu nedenle kale “Hasan Kale” ismini almıştır.

Bütün bu bilgiler, kalenin Urartu döneminde yapıldığını, tarih boyunca her dönemde yer yer tamir, tahkim ve eklentilerle kullanıldığını ve yerleşim gördüğünü göstermektedir. Çünkü gerek Karakoyunlular döneminde ve gerekse Timur’un kuşatması sırasında kale büyük tahribata uğramıştır.

Timur devletinin yıkılmasıyla Azarbeycan’da kurulan ve zamanla Doğu Anadolu’ya hakimiyeti altına alan Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan bu kaleye büyük önem vermiştir ve Osmanlı devletinin saldırılarına karşı kaleyi onartmıştır.

Buna dayanarak ünlü tarihçi Naima ise, kalenin Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan tarafından yaptırıldığını öne sürer.

Kale Osmanlılar tarafından ele geçirilince, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 16’ncı yüzyılda tamir ettirilmiş ve bir cami ekletilmiştir. Sultan 4’ncü Murat, Revan seferine giderken burada konakladı, 1634 yılında kaleye bir köşk yaptırmıştır. Bu köşk veya daha doğrusu saray, günümüzde kalede bulunan bayrak direğinin bulunduğu yerde idi. Ancak gerek cami ve gerekse köşk günümüze ulaşmamıştır.

Erzurum Pasinler Kalesi (Hasan Kalesi)

 

KALENİN MİMARİSİ:

Doğal kayalıklarda kurulan kale, kayalıkların zayıf yerlerinden sur geçirmek suretiyle yapılmıştır. Kale: iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşur. 

Erzurum Pasinler Kalesi (Hasan Kalesi)

 

DIŞ KALE BÖLÜMÜ:

Dış kale ve kalıntıları büyük oranda tahrip olmuş ve günümüze ulaşmamıştır. 

Dış kalede, 2001 yılında yapılan kazılar sonucunda, Kral Menua (MÖ 810-786) dönemine ait bir yazıt ele geçirilmiştir. Ayrıca kalenin sur duvarları ortaya çıkarılarak, kale tarihi hakkında bilgiler gün ışığına çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalarda, Urartular’a ait olan duvar ortaya çıkarılmıştır.

 

SİTADEL KISMI:

Hasankale’nin sitadel kısmının Ururtu döneminde kayalığın ne kadarını kapladığı bilinmez.

Fakat harçsız sur duvarları ve kayalığın kuzeybatı kısmında anakaya üzerinde görülen sur temel izleri sitadelin Ortaçağ’da inşa edilen İç Kale surlarından daha geniş bir alana sahip olduğunu gösterir. 

Bu durum göz önüne alınarak, sitadelin yaklaşık 2 hektar olduğu söylenebilir. 

Sitadelin üzerinde Urartu dönemine tarihlenen harçsız duvarlar Ortaçağ surlarına paralel şekilde doğu-batı ekseninde uzanır. 

Yaklaşık 1.40 m kalınlığındaki duvarlar günümüzde 8 sıra yüksekliğinde izlenebilir. Kuzey kenarı 5.30 m, güney kenarı ise 6.40 m dir. Duvarın genişliği ise 4 m dir. 

Sur duvarları diğer Urartu yerleşimlerinde görüldüğü gibi, anakaya üzerine açılmış temeller üzerine oturtulmuştur. 

 

SU TÜNELİ:

Sitadelin güneybatı bölümünden başlayarak yola kadar inen su tüneli, erken dönem çalışmalarında basamaklı tünel olarak değerlendirilerek Urartu Krallığı ile ilişkilendirilir. 

Fakat tünel doğal kaya yarığının arasına harçlı duvar örülerek inşa edilmiştir. Tünelin dar olması ve basamaklı olmaması, tünelin atık suları taşıma amacıyla yapıldığını gösterir. Ayrıca tünelin harçsız duvarlarla inşa edilmesi tüneli Urartu sonrasına tarihlemektedir. 

 

KAYA MEZARI:

Hasankeyf’i yönetenlere ait kaya mezarı, kalenin sarp ve dik bölümünü oluşturan güneydoğu kesiminde bulunur.

Mezarda iyi işçilik örneği görülmektedir. 

Zeminden 20-25 m yükseklikte yer alan kaya mezarı, ana oda ve bu odanın batısına açılmış yan odadan oluşur. Kaya mezarına ulaşım, sadece sitadel bölümünden sağlanır. Kaya mezarının önünde, diğer kaya mezarı örneklerinde görülen küçük bir platform vardır. 

Mezar odasına 1.10 x 0.55 x 2.07 m ölçülerinde bir kapıdan girilir. Ana oda dikdörtgen planlıdır. Duvarlarında niş bulunmaz. Yan odaya ana odanın batı duvarında açılmış bir kapı ile geçilir. Tahribata uğradığı anlaşılan kapının boyutları 3.34 x 4.35 x 2.15 m boyutlarındadır. Oda kabaca kare planlıdır. Odanın tavanının tonozlu şekilde biçimlendirildiği görülür. 

 

KAYA NİŞİ:

Kaya mezarının yaklaşık 40-50 m batısında, 1-1.50 x 1.50 m ölçülerinde kaya nişi vardır. 

Tam olarak işlevi anlaşılamayan bu niş Palu, Kalaköy/Mazgirt Kalelerinde bulunan nişlerden daha derindir. Niş daha çok bir cephesi açık oda izlenimi verir. Yapılan araştırmalarda, kaya nişinin kaya mezarı ile aynı dönemde yapıldığı anlaşılmıştır. Ancak mezar olarak kullanılıp kullanılmadığı bilinmez. Ancak iyi bir işçiliğe sahiptir. 

 

SONUÇ:

Hasankale Palu kalesi gibi Ortaçağ’da yoğun şekilde iskan görür. Bu durumun Hasankale’de tapınak, saray, depo yapıları gibi mimari birimlerin yok olmasına neden olduğu söylenebilir. 

GÜNÜMÜZDEKİ KALINTILAR:

İç kalenin içinde çok sayıda mimari yapı temel izleri görülür. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, kale tamir ve tahkim edilirken, kaleye bir cami eklenir. Ayrıca Sultan IV Murat döneminde Revan seferi sırasında kaleye bir köşk yaptırılmıştır. Ancak cami ve köşk, günümüze ulaşmamıştır. Kale, çok sarp kayalar üzerine inşa edildiğinden, eskiden binek hayvanlarıyla dahi çıkılması mümkün değilmiş. Ancak kale sonradan taş ocağı olarak kullanıldığından, batısındaki iç kale kapısına giden toprak bir yol yapılmıştır. 

 

Erzurum Pasinler Kalesi (Hasan Kalesi)

 

 

Erzurum Pasinler Büyük Kaplıca-Pasinler Kaplıcası

BÜYÜK KAPLICA-PASİNLER KAPLICASI

Yöredeki en eski kaplıcadır. İlçe merkezinde kalenin güneyinde, Hasankale çayının iki yanında, birbirine 50 metre uzaklıkta iki kaplıca bulunur. Bunlardan: güneyde bulunana “Büyük Çermik” ve kuzeyde bulunana “Küçük Çermik” denir.

Erzurum Pasinler Büyük Kaplıca-Pasinler Kaplıcası

Büyük Çermik

1565 yılında Dulkadiroğullarından Şah Bey tarafından yaptırılmıştır. Üstü 14.5 metre çapında bir kubbeyle örtülüdür. 1749 yılında onarım görmüş, bazı eklemeler yapılmıştır.

Küçük Çermik

Büyük Çermik kaplıcasının 50 metre kuzeyindedir. Hasankale çayının karşı kıyısındadır. Burada 1.5 metre derinlikte bir havuz bulunur. Buranın üzerine 8 metre çapında bir kubbe örter. Kaplıcadan: içme ve banyo kürleri olarak yararlanılır.

Erzurum Pasinler Büyük Kaplıca-Pasinler Kaplıcası

Faydaları

Kaplıca sularının içeriği: bikarbonatlı, klorürlü, sodyumlu, karbondioksitli ve kısmen de radyoaktif bileşimlidir. Sıcaklığı 39-45 derece arasındadır. Kaynaktan suyun çıkış hızı, saniyede 15 litredir. Kaplıca sularının iyi geldiği söylenen hastalıklar şunlardır: içilerek kullanıldığında: safra kesesi, karaciğer, mide ve bağırsak hastalıkları. Banyo olarak kullanıldığında: romatizma, sinir ve kas yorgunluğu, çeşitli sinirsel hastalıklar, eklem ve kireçlenme tedavisidir.

Bu kaplıca bölgesi gerek kaplıca ve gerekse termal hizmetleri ve otelcilik anlamında oldukça ilgi çekmektedir. Ayrıca kaplıcalar mevkiinde bulunan kamp alanı, çadır kurmaya ve doğa ile iç içe olmayı düşünenler için idealdir. Günübirlik gelenler için ise, yine kamp alanında kamelyalar ve çocuk oyun alanları vardır.

 

MADEN SUYU

İlçe merkezine 4 km uzaklıkta Serçeboğazı mevkiinde, maden suyu bulunmaktadır. Ayrıca ilçe merkezinde, tren garı bölgesinde yine maden suyu bulunuyor.

 

KÖR KANAL

İlçe merkezinin 10 km kuzeybatısında bulunan Büyükdere Köyünün güneyindedir.

Urartu döneminde, Pasin ovasının kuzeyindeki toprakları sulamak için yapılmıştır. Kuzey-güney yönünde uzanan kanal Büyükdere’den beslenerek, Serçeboğazı Köyünün batısından geçerek, Güney Aras Çayına birleşir. Kanal günümüzde halen varlığını sürdürmektedir. Kanal Vakıf Bendi ve Deniz Kanalı gibi Urartu kanallarının en kısasıdır.

Erzurum Pasinler Gülperi Hatun Kümbeti

GÜLPERİ HATUN KÜMBETİ

İlçe merkezine 10 km uzaklıkta, tarlalar içindedir.

Kitabesi yoktur. Kümbetin 14-15’nci yüzyıllarda yapıldığı tahmin edilmektedir. Kümbet sekizgen gövdelidir. Günümüzde harap bir halde ulaşmıştır.

 

TİMAR KALESİ

İlçe merkezinin 11 km batısında Timar Köyündedir.  

Timar Yaylasına giden yol kenarındadır. Kale 65 metre uzunluğunda, 33 metre genişliğindedir. Dikdörtgen planlıdır. Kale oldukça tahrip olmuş, günümüze herhangi bir su duvar kalıntısı kalmamıştır. Sur duvarlarının sadece temel kısımları günümüze ulaşmıştır. Kale içinde, yer yer 3 ya da 4 sıra yüksekliğinde korunan mimari temel izleri, günümüze ulaşmıştır. Kesin yapım tarihi bilinmemekle birlikte, mimari özellikleri ve seramik yapısı kalenin Demir Çağında yapılmış olabileceğini göstermektedir.

Erzurum Pasinler Tımar Köyü Katliam Anıtı

TIMAR KÖYÜ KATLİAM ANITI

İlçe merkezine bağlı 11 km uzaklıktaki Timar Köyündedir.

1918 yılında Erzurum yöresinin Kazım Karabekir komutasındaki Türk Ordusu tarafından ele geçirilmesinden sonra, geri çekilen Ermeniler, Tımar köyünde 350 kadın ve çocuğa karşı katliam yaparlar. Atatürk Üniversitesi öğretim üyelerinin gözetiminde 7 Temmuz 1993 tarihinde Tımar köyünde yapılan kazılarda: mermi kovanları, kırık kafatasları, sigara tablaları ve takı malzemeleri bulundu. Bu kazılar sonucunda burada 300 insanın iskeletine rastlandığı bildirildi.

Burada daha sonra bir anıt yapılmıştır.

CİN KALESİ

İlçe merkezinin 11 km kuzeydoğusunda bulunan Kurnuç köyünün 1 km kuzeyindedir.

Kale, andezit kayalardan oluşan bir zemin üzerine yapılmıştır. Kale yuvarlak planlıdır, güney bölümü diktir. Kalenin sur duvarlarının çoğu yıkılmış olduğu için kalenin planı hakkında net bilgi edinmek mümkün olmaz. Kalenin doğu eteklerinde konut temel kalıntıları görülür. Ayrıca: kalenin biraz daha aşağısında bulunan Büyükdere Vadisinde bol miktarda işlenmiş obsidiyen bulunmuştur. Ham obsidiyenlerin buraya getirilerek vadide işlendiği düşünülür. Yani burası obdidiyenlerin işlendiği bir tür atölye gibidir. Ayrıca kale çevresinde akan tatlı su kaynakları, bölgenin önemini arttırmaktadır.

Erzurum Pasinler Çöğender Köprüsü

ÇÖĞENDER KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine 12 km uzaklıktaki Çöğender köyündedir.

Köprünün kitabesi yoktur. Köyün kurucusu Çöğender Baba tarafından 1400’lü yıllarda yaptırıldığı rivayet edilmektedir.

KUZUGÖL KALESİ

İlçe merkezinin 22 km batısındaki Küçüktüy Mahallesinin yaklaşık 1 km kuzeyinde Kuzugöl Tepe Mevkiindedir.

Kale dikdörtgen planlıdır. Kesin yapım tarihi bilinmemekle birlikte, mimari özellikleri ve seramik yapısı, kalenin Demir Çağında yapılmış olabileceğini göstermektedir. Düzgün olmayan polygonal  taşlardan yapılmış kalenin büyük bölümü tahrip olmuş durumdadır.

KARAKALE KALESİ

İlçe merkezinin 29 km kuzeybatısındaki Karakale köyündedir.

Kale surları kabaca işlenmiş, blok taşlardan meydana gelir. Kalın bir sur duvarı olan kalenin, 2 metrenin üzerinde sur duvarları ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Dikdörtgen bir plana sahip olan kalenin girişi güneydoğudandır. Kalenin savunma yönünden daha zayıf olan kuzeydoğusu, üç bastiyonla güçlendirilmiştir. Mimarisi ve keramik verisi Demir Çağına tarihlenir.

 

MARİFET KALESİ

Pasinler ilçesinin 20 km güneydoğusunda bulunan Marifet Köyünün 700 m güneybatısındadır. 

Kale: kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan yaklaşık 60 m uzunluğunda 45 m genişliğinde kayalık bir alan üzerinde kuruludur. 20-30 m yüksekliğinde kalkerden oluşan kayalık alanın dört tarafı dik ve sarp bir şekilde sonlanır. 

Marifet kalesi: vadinin yaklaşık 300 m kuzeydoğusunda, vadiyi ve vadiden geçen yolu gören bir  konumda bulunur. Vadiden geçen yol, Erzurum bölgesiyle Bingöl-Muş bölgesini birbirine bağlayan önemli güzergahlardan biridir. Bu yol dar nehir vadisini takip eder. Yaklaşık 1800 m yükseltide bulunan kalenin çevresinde tarıma müsait düzlük alanlar bulunmaz. Kalenin çevresinde daha çok otlakların yer aldığı Aras Güney Dağlarının kuzey yükseltileri vardır. 

Kaleden günümüze ulaşanlar:

Kayalığın üzerinde günümüze ulaşanlar: sur temel yatakları, harçsız taş duvar sıraları ve çok adalı kaya mezarıdır. 

Kaleye ait olabilecek duvar veya surlara ait taşların neredeyse tamamı sökülmüş ve taşınmıştır. Kalenin üzerinde bulunduğu kalker kayalığın yumuşak dokusu nedeniyle oluşan tahribat, sur temel izlerinin büyük bölümünü silmiştir. Sadece kayalık alanın güney ucunda bazı sur temel izleri bulunur. Aynı kısımda Urartu dönemine ait olabilecek yarı işlenmiş taş sıraları birkaç sıra halinde görülebilir. 

Marifet kaya mezarı: kayalığın güneyinde Aras nehrine bakan kısımda bulunmaktadır. Mezar kuzey-güney doğrultusunda açılan bir oda ve bu odanın batısına açılmış diğer bir odadan oluşmaktadır. Mezar girişi, zeminden yaklaşık 3.5 m yüksekliktedir. Mezara zeminden yükselerek mezarın ana kapısına ulaşan basamaklarla ulaşılır. Bu basamakların çoğu tahrip olmuş olsa da bir kısmı günümüzde görülebilir. 

Mezarın dikdörtgen planlı ana kapısı 0.95 m genişliğinde, 0.60 m derinliğinde, 1.60 m yüksekliğindedir. Kapının iç üst bölümlerinde ve her iki yanında kilitleme aksamına ait olabilecek bazı izler bulunmaktadır. 

Mezarın birinci odasında, işçiliğin iyi olduğu anlaşılan odanın duvarlarının birleşim yerleri ve tavan köşeleri dik şekilde kesilmiştir. 1.85 m yüksekliğindeki odanın tavanı düzdür. Tavanın yan duvarlarla birleştiği yerde düz bir çizgi şeklinde devam eden  silmeler vardır. Bu silmeler zemine kadar uzanmaktadır. Benzer durum odanın dört duvarında da görülmektedir. Odanın doğu duvarında bir niş yer almaktadır. Muhtemelen bu niş daha sonraki dönemlerde açılmıştır. 

Marifet kalesi, yaklaşık 300 m güneyinde bulunan vadi ve vadiden geçen yolu gören bir yerdedir. Vadiden geçen yol Bingöl-Muş bölgesiyle, Erzurum bölgesini birbirine bağlamaktadır. Fakat bu güzergahın Urartu döneminde kullanılıp kullanılmadığı bilinmez. Çünkü Urartu krallığının kuzeye yaptığı seferlerde bu güzergahın daha doğusunda yer alan, Urartu stel ve yazıtlarının da bulunduğu Ağrı-Eleşkirt-Horasan güzergahını kullandığı anlaşılır. Marifet’in boyut olarak küçüklüğü, konum olarak çevresindeki düzlük alanların bulunmaması ve içerisinde kaya mezarı bulunması nedeniyle çevresindeki diğer Urartu merkezlerine benzer.

Erzurum tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Erzincan Üzümlü

Erzincan Üzümlü

 

Erzincan Üzümlü: Eski adı “Cimin” dir. Cimin ismi nereden gelir? Cimin adı, eski tarihlerde yaşadığı sanılan ve efsanelere konu olan Cimcime Sultan’dan kaynaklanır. Erzurum’da Cimcime Hatun adına yaptırılmış tarihi eser vardır. Bu eser, Cimcime Sultan’ın varlığını kanıtlar.  

Üzümlü ilçesi, il merkezine 23 km uzaklıktadır.

Erzincan Üzümlü; İlçe kendine has hoş kokulu siyah üzümü ile ünlüdür. Dünyada ilk ve tek patentli üzüm “Cimin üzümü” dür.

 

Ancak ilçenin bir diğer özelliği: deprem riski çok yüksek yörelerden biri olmasıdır. Türkiye’nin kuzeyini doğu-batı yönünde geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı, Üzümlü’nün güneyindeki tepelik sahaya ulaşır ve böylece Üzümlü, birinci derece deprem bölgesi olur. Zaten geçmişte burada birçok deprem yaşanmıştır. Özellikle 1939 ve 1992 yılındaki depremler büyük hasar vermiştir.

 

GEZİLECEK YERLER

 

ÜZÜMLÜ KALESİ

İlçe merkezinin yaklaşık 500 metre doğusunda yüksek bir tepe üzerindedir. Kaleye, tepenin batı yamacında bulunan ve aynı zamanda kaya mezarına da götüren bir antik yoldan ulaşılır.

Kalıntılar arasında bir sunak dikkat çeker ve kalenin tarihlendirilmesinde yardımcı bir unsur olarak değerlendirilir. Günümüzde kalenin ana unsuru olan sur duvarı belirgin değildir. Bu da kalenin çok eski dönemlerde terk edildiğini kanıtlar.

 

ALTINTEPE KALESİ

Üzümlü ilçesinin 5 km güneybatısında, ova seviyesinden 60 m yükseklikte, kabaca yuvarlak planlı bir tepe ve bu tepenin yamaçlarında kuruludur. Erzincan-Erzurum kara yolunun 100 m kuzeyindedir. 

Sitadelin üzerinde bulunduğu yükselti, Erzincan Ovasına ve 3 km güneyinden geçen Karasu Nehri’ne hakimdir. 

Günümüze kadar ulaşmış, en sağlam Urartu şehirlerinden biridir. Burası Urartu döneminde, batı sınır bölgesinde, devletin krala bağlı bir beyliği veya valiliğiydi. Çünkü doğudan batıya doğru uzanan yol nedeniyle, Urartuların Altıntepe’deki varlığı, hem askeri hem de siyasi açıdan büyük önem  taşıyordu. 

 

URARTU ÖNCESİ 

Altıntepe’de Urartu dönemi öncesinde yerleşim olduğuna dair kanıtlar belirgin değildir. 

Altıntepe’de Urartu yapı katının Erken Tunç Çağı yapı katının üzerine kurulduğu belirtilir. Fakat kazılarda Urartu öncesine tarihlenen herhangi bir mimari yapıya rastlanmaz. Sadece sondajlarda yangın tabakası içinde Tunç Çağı’na tarihlenen Karaz türü ve yivli seramik parçaları bulunmuştur. Bu durum Urartu öncesinde Altıntepe’de bir yerleşim olduğunu gösterebilir. Urartu öncesi yerleşimin Urartu dönemi yapıları kurulurken, tepenin tıraşlanmasıyla yok edildiği ileri sürülür. 

 

ALTINTEPE NE ZAMAN İNŞA EDİLMİŞTİR?

Altıntepe’nin ne zaman inşa edildiği ve krallığın burayı nasıl adlandırdığına dair net bir şey söylenemez.

Mezarlardan çıkarılan eşyalar üzerinde “Rusa oğlu Argişti” ismi bulunur. Bu yüzden Altıntepe’nin kuruluşu II Argişti dönemine tarihlenir.

Altıntepe’nin Geç-Hitit krallıklarına karşı siyasi bir hamlenin sonucu olarak inşa edildiği söylenir. Mevcut bilgilerle Altıntepe’nin II Argişti döneminde mi kurulduğu yoksa daha önce var olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir. 

 

SUR DUVARLARI

Altıntepe sitadel alanını çevreleyen farklı inşa dönemlerine tarihlenen iki ayrı sur duvarı bulunur. 

İlk surlar sitadelin üzerinde bulunduğu yükseltinin yamaçlarından geçer. Erken döneme tarihlenen bu surlar, yamaçlarda bulunan açık hava tapınağı ve mezarları içine alacak şekilde yaklaşık 4 hektarlık bir alanı çevreler. 

Sonraki dönemde sitadelin muhtemel bir yıkım sonrası daraltıldığı anlaşılır. Bu dönemde surlar, sitadelin kuzeydoğu üst kısmında bulunan depo odalarının bir kısmını tahrip edecek şekilde sitadeli çevreler ve tapınak kompleksi, saray, konak gibi idari ve dini yapıları içine alan 0.70 hektar alanı kapsamaktadır. 

Yeni surların inşasıyla hem savunulan alan daraltılmış hem de surlar savunulması daha kolay dik yamaca taşınmış olmalıdır. 

Sitadel surlarının daraltılmasına neyin sebep olduğu bilinmemektedir. Fakat geç dönem sitadel surlarının eski Urartu yapılarından alınan taşlarla acele bir şekilde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durum Altıntepe’yi tehdit eden bir tehlikenin varlığını gösterebilir. 

 

TAPINAK:

Tapınağın bulunduğu alan sitadelin merkezi bölgesindedir. 

Bu alanda tapınak üç birimden oluşan bir kompleks olarak planlanmıştır. Kompleks: merkezde kule tipi tapınak, tapınağı çevreleyen revaklı avlu ve tapınağın batı duvarı boyunca sıralanmış 3 odalı bir mekandan oluşur. 

Kule tapınaktan günümüze, 13.80 x 13.80 m ölçülerinde üzerinde kerpiç duvarların yükseldiği üç sıra halinde kesme taştan yapılmış iyi işçilikli temel duvarları kalmıştır. 

Tapınak; plan, işçilik ve malzeme bakımından krali kentlerde görülen tapınakların benzeridir. Tapınağın çevresi 30 x 27 m ölçülerinde revaklı bir avlu tarafından kuşatılır. Revaklı avlunun dış duvarları tapınak kompleksinin dış duvarlarını oluştururken, iç bölüm açık bırakılmış böylece yarı kapalı bir avlu oluşturulmuştur. İç kısımda, üst örtüyü taşımak amacıyla 20 adet ahşap direk bulunur. 

Kazılarda direklerin bazalt taştan yapılmış kaideleri ve bazı kalıntılarına rastlanmıştır. 

Avlunun tabanı ise sıkıştırılmış toprak veya kumla kaplıdır. 

Tapınak kompleksinin son birimini, avlunun batı duvarı boyunca uzanan dikdörtgen planlı 3 odalı mekan oluşturur. 

Mekana avludan ortadaki odaya, açılan bir kapıyla geçilir. Diğer odalara geçiş bu odadan sağlanır. Odalarda yapılan kazılarda herhangi bir eşya bulunmamıştır. Bu nedenle odaların kesin işlevi bilinmemektedir. 

Odaların duvarlarındaki süslemeler ve avluya açılan kapı nedeniyle kült törenleri için kullanıldığı ileri sürülür. 

Bir diğer görüş ise, bu odaların tapınak işlevleri için kullanıldığını ve mekanın bir odasının ise depo olarak kullanıldığıdır. 

 

SARAY ALANI:

Altıntepe Saray Alanı, tapınak alanıyla aynı yer olarak değerlendirilir. 

Fakat Urartu sitadellerinde, tapınak alanlarının saray kısımlarından farklı bir yerde, depo ve çeşitli mekanlara sahip ayrı bir kompleks olarak inşa edildiği anlaşılır. Bu nedenle, yöneticilerin ikametgahı olan saray farklı bir yerde aranmalıdır. 

Bir görüşe göre, saray yapısının sitadelin batısında tapınak ve sur duvarları arasında kalan 3 odalı yapı ile eşitlenir. 

Bir diğer görüşe göre: aynı yapının saray hizmetlilerine ayrıldığı belirtilir. 

Son dönemde yapılan bir çalışmada, bu yapı, odaların fresklerle süslü olması ve dere taşlarıyla döşeli avlusu bulunması nedeniyle, konak olarak değerlendirilmiştir. 

Bu alanda yapılan kazılarda, 2 odalı, içerisinde tandır, ocak ve pitosların bulunduğu mutfak kısmına rastlanır. 

Ayrıca apadananın güneyinde mutfak yapılarıyla ilişkili farklı mekanların da olduğu anlaşılır. Bu durum mutfak yapısının, ortaya çıkarılan sarayın geç dönem apadanasının altına doğru devam ettiğini gösterebilir. 

DEPO ODALARI:

Sitadelin depo odaları kalenin kuzeydoğusunda, sitadeli çevreleyen geç dönem surlarının hemen dışındadır. 

İki odalı mekanın büyük odası  dikdörtgen planlıdır. Odanın üst örtüsü 4 adet ahşap direkle taşınır. Direklerin üzerine oturtulduğu kaidelerin 3 tanesi bulunmuştur.

Diğer odaya 1 m genişliğinde bir kapıdan geçilir. Odanın duvarları geç dönem Urartu sitadel surları tarafından tahrip edildiğinden ölçüleri bilinmez. Burada yapılan kazılarda herhangi bir eşyaya rastlanmamıştır.

Ayrıca bu odalara açılan bir kapı açıklığı bulunmamaktadır. Bu durum, küçük odaların depo mekanına bitişik inşa edilmiş başka bir mekanın odaları olabileceğini gösterir. 

Depo odalarında bulunan pitoslar üzerinde hacim bildiren  hiyeroglif işaretler bulunur. Pitosların üzerinde görülen hiyeroglifler diğerlerinden farklıdır. Diğer Urartu yerleşimlerinde pitoslar üzerinde hiyeroglif Urartuca kullanılırken, Altıntepe’de hiyeroglif Hititçesi bulunur. 

Bu nedenle Altıntepe de yazıcı memurun Hititli olduğu ve bu yazıcı memurun Urartu başkentine kıyasla çok daha yakın bir Hitit merkezinden gelmiş olabileceği düşünülür.

 

MEZAR SİTELLERİ;

Altıntepe’nin yöneticileri ve ailelerine ait mezarlar, sitadelin güneydoğu eteklerindedir. 

Burada yer alan 3 ayrı mezar, kesme taş bloklar kullanılarak örme duvar tekniğiyle yapılmıştır. Mezarlar plan ve anlayış bakımından diğer eyalet merkezleri ve başkent Van kalesinde görülen kaya mezarlarının benzeridir. 

Mezar I,

Açık hava tapınağının hemen yanındadır. 

Mezar yeri için oluşturulan teras üzerinde, bir alan kazılmış ve üç odalı mezar inşa edilmiştir. 

Odalar dikdörtgen planlıdır. Zeminleri sıkıştırılmış topraktır. Üst örtüleri kesme taş bloklarla kemerli şekilde yapılmıştır. 

Mezara giriş, ortadaki odanın güneybatı duvarında bulunan dikdörtgen bir kapıdan sağlanır. Kapı iki blok taşla kapatılmıştır. Kapının sağ ve sol tarafındaki duvarların üst kısımlarında kemerli birer niş bulunur. 

Ortadaki odanın sağında ve solunda birer oda vardır. Soldaki odaya 0.70 m genişliğinde bir kapıdan geçilir. Bu odada 3 adet niş bulunur. Burada yapılan kazılarda, çocuğa ait olduğu anlaşılan iskelet kalıntılarına rastlanmıştır. 

Girişin solundaki odaya ise 0.80 m genişliğinde bir kapıdan geçilir. Bu odanın dar duvarlarında ikişer, uzun duvarlarında ise birer niş bulunur.

 

Mezar II. 

Mezar I’in 2 m güneybatısındadır. 

Diğer mezar gibi, soyguncular tarafından talan edilmiştir. Tek odalı bir mezardır. Kalın taş duvarların çevrelediği mezar odası içeriden düzgün kesme taş bloklarla kaplıdır. Kazılar sırasında mezar odasının güneybatı kısmında iskelet kalıntılarına rastlanır. Mezar hediyelerinden bu iskeletin bir kadına ait olabileceği düşünülür. 

 

Mezar III.

Mezar II’nin yaklaşık 16 m güneybatısındadır. 

Mezar, diğer iki mezar gibi içeriden düzgün kesme taş bloklarla kaplanmıştır. Duvarlarında niş bulunmaz. Odada bulunan ölü hediyeleri arasında odanın orta noktasında bulunan tunç kazan dikkat çeker. Kazan içerisinde kemer, birinin üzerinde tanrı kabartması bulunan iki adet kurs, at koşum takımları ve heykelcikler bulunur. 

Yine aynı odadan iki adet gümüş kaplı sandalye, masa ve koşum takımları ele geçirilmiştir. 

Mezar III’ün ilk odasının kuzeybatı duvarından yer alan bir kapıyla ikinci odaya geçilir. Burası mezarın en büyük odasıdır. Oda içinde iki adet tekne biçiminde 2.33 m uzunluğunda ve 99 cm uzunluğunda 85 cm genişliğinde taş lahit vardır. Lahitlerin kapakları, beşik şeklinde yapılmıştır. Üzerlerinde yazı ve betimleme yoktur. Lahitler içerisinde bulunan iskeletler üzerinde yapılan antropolojik çalışmalarda bu lahitlerden birinin 50-55 yaşlarında bir erkek, diğerinin ise 45-50 yaşlarında bir kadına ait olduğu anlaşılmıştır. 

İskeletlerin erkeğe ait olanında altın, gümüş düğmeler, ok uçları ve lahit dışında bir kalkan bulunur. 

Kadına ait olan lahitte ise altın düğme, gerdanlık gibi süs eşyaları vardır. 

Ayrıca odada iki masa, çeşitli mobilyalara ait parçalar ve fildişi levhalara rastlanır. 

Mezarın 3’ncü odasında, odanın giriş duvarı hariç diğer üç duvarında birer niş vardır. Bu odada dikkat çeken hediyeler arasında ağaç masa ve sedir, uçları aslan başla gümüş çubuklar bulunmuştur.

 

Sonuç;

Altıntepe’deki mezarlar, mezar malzeme bakımından kaya mezarlarından farklı olmasına rağmen, plan anlayışı bakımından benzerdir. 

Öncelikle bu mezarlar kaya mezarlarında olduğu gibi korunaklı bir yer olan sitadel içerisinde inşa edilmiştir. 

Ayrıca mezar odalarındaki nişler, kaya mezarlarında görülen nişlerin benzeridir. 

Muhtemelen sitadelin üzerinde bulunduğu alanın kaya mezarı inşası için müsait olmayan yapısı, mezar sahiplerini bu tür mezar inşa etmeye zorlamıştır. 

İlk bakışta yer altına inşa edilen ve toprakla örtülü mezarlar dışarıdan bakıldığında gizlenmiş izlenimi verir. 

Fakat mezarların üzerine inşa edildiği anlaşılan kuleler ve mezarlarla aynı terasta bulunan açık hava tapınağı, mezarların bulunduğu alanın dışarıdan bakıldığında anıtsal bir görünüme sahip olduğunu gösterir.

 

AÇIK HAVA TAPINAĞI:

Açık hava tapınağı olarak değerlendirilen alan, sitadelin güneydoğu yamacında, mezarlarla aynı teras üzerindedir. 

Çevresi taş temel üzerine kerpiç duvarla çevrelenmiştir. Alanın zemini sıkıştırılmış topraktır. Burada yapılan kazılarda alanın kuzeybatı duvarına 1 m yakınlıkta duvara paralel bir şekilde sıralanmış 4 adet stel ve kaidesi ortaya çıkmıştır. Steller 2.30 m yükseklikte ve 0.50 m genişlikte, 0.32 m derinliktedir. Üstleri kemerli şekilde biçimlendirilen stellerin üzerlerinde yazı bulunmaz.Alanda dikkat çeken diğer buluntu 50 cm çapında yuvarlak bir sunaktır. 

 

GENEL DEĞERLENDİRME:

Altıntepe’de benzerleri krali kentlerde görülen tapınak, saray ve büyük depo yapıları gibi mimari birimlerin bulunması, kentin inşa sürecinde krallığın etkisinin olduğunu gösterir.

Bu nedenle, Altıntepe’yi bir eyalet merkezi olarak tanımlamak mümkündür. 

Kent, beyliğin merkezi olarak nitelendirilebilir. 

Burada bulunan üç ayrı mezar, Altıntepe’nin krallık hanedanından olmayan, fakat başkentten atanan valiler tarafından idare edildiğini gösterebilir. 

Ayrıca bu mezarlarda bulunan bir kısmı ithal üst sınıfa ait lüks eşyalar, burada bir yönetici sınıfın olduğunu desteklemektedir. 

Kazılarda burada bulunan boğa başlı kazan, altın düğmeler, küpeler, mobilya aksamı ve seramikler, günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir. 

 

AKKOYUNLU CAMİSİ-AKKOYUN SULTAN CAMİSİ

İlçe merkezinde bulunan caminin 3 satırlık kitabesine göre: 1301 yılında İncili oğlu Emir Say tarafından yaptırılmıştır. Caminin ismi nedeniyle Akkoyunlular döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Ancak kitabede, Akkoyunlularla açık bir bağlantı yoktur.

Akkoyunlular yazılı bu tarihten (1301) yaklaşık 170 yıl sonra burada hüküm sürmüşlerdir. Anılan tarihte burada İlhanlılar vardı. Büyük ihtimalle, İlhanlılar zamanında yapılan mescit, Akkoyunlular zamanında elden geçirilmiş ve adı değiştirilmiştir.

Mescit, büyük Erzincan depreminde yıkılmıştır.

1965 yılında restore edilmiştir. Her türlü süs ve değerden yoksun bir binadır. 1997 yılında düzgün kesme taş malzemeyle yapılmış minaresinin şerefesinde baklava dilimi, gül bezek ve karanfil gibi motiflerle süsleme yapılmıştır. Günümüzde de cami olarak faaliyetini sürdürmektedir.

ŞEYH KARPUZ MAĞARASI

Merkez kale tepesi denen yerdedir. Üzümlü kalesinin yamacındadır.

Burası hakkındaki efsaneye göre: mağarada kış mevsiminde, çevrenin karlı olduğu zamanlarda, yemyeşil dallar arasında bir karpuzun çıktığı görülür. Kış ortasında büyük bir karpuzun yetiştiğine hayret eden halk, buranın ulu bir şahsın türbesi olduğuna inanır. Bundan dolayı, burası halk arasında “Şeyh Karpuz Mağarası” olarak anılır.

Bir başka efsaneye göre ise, Rus işgali sırasında, tepeye doğru Rus askerlerinin çıktığı görülür. Bu sırada mağaradan bir el silah sesi duyulur, bundan kaçan Rus askerleri halk tarafından kovulur ve şehir kurtulur. Ancak gerçekte burası, kaleye gidilen, taşlarla düzenlenmiş patika yolla ulaşılan, doğal kayaya oyulmuş bir kaya mezarıdır.

Yaklaşık 30 metre kare büyüklüğündedir. 58 x 128 cm ölçülerindeki dikdörtgen şekilli kapı açıklığının sağ tarafında, 40 x 65 cm ölçülerinde bir niş vardır. Küçük bir giriş bölümünden sonra, 190 x 225 cm ölçülerinde ve yaklaşık 3 metre yükseklikte bir odadan ibaret olan kaya mezarının duvarlarında da iki niş bulunur.

Bunlardan küçük olanı 30 x 40 cm ve büyük olanı ise 54 x 60 cm ebatlarındadır. Mezarın içinde çokça kaçak kazı yapılmış ve bolca ortaçağ seramiği ve iskelet parçaları bulunmuştur. Muhtemelen buranın Urartu (MÖ 900-550) yıllarından kalma bir kaya mezarı olduğu düşünülmektedir.

Mağaranın içinde taş duvarlarda, çizgiler ve mum koymak için yapılmış oyuklar vardır. Ayrıca mağara içinde bir taştan, ince bir toprak akmaktadır.

Burayı halk ziyaret yeri olarak kabullenmiştir.

HIDIRELLEZ GÖLÜ

Çadırtepe köyünün kuzeyindedir. Bol kaynak suları bulunmaktadır.

BAYIRBAĞ BELDESİNDEKİ KALINTILAR

Manastır Kalıntısı

Beldenin 4 km kuzeybatısında bir manastır kalıntısı vardır. Manastırdan, günümüze yüksek duvarlarla çevrili bir avlu çevresine yerleştirilmiş ve yenilenmiş iki ev ve bir ahır ulaşmıştır. Avlu girişinin solunda, duvara monte edilmiş küçük bir bazalt taş üzerinde, Ermenice bir kitabe yazılıdır. Kilise, küçük boyutlu bir köy mabedi olarak inşa edilmiştir.

Yerdeki yuvarlak profilli taşlardan, kemerli bir giriş kapısına sahip olduğu anlaşılır. Yapının cephesinde, üzerine haç işlenmiş taşlar dikkat çeker. Güney bölümde kiliseyle bitişik durumda yarım yuvarlak apsisli bir ek şapel vardır.

Apsisin yanında yerden 1.5 metre yükseklikte birer niş bulunur. Güney duvarı ortasında bir mazgal pencere açıklığı vardır. Ancak pencere çerçevesinde taşlar tahrip olmuştur. Kilisenin güneydoğusunda, şapelin yanında bulunan yuvarlık kemerli bir açıklıktan ulaşılan ve doğuya doğru uzanan bir gizli geçit bulunur.

Günümüze kalan manastır evleri iki parçadan oluşur. Alt tarafları moloz taştan, üst bölümleri kerpiçten örülmüş duvarlara sahiptir. Evler iki katlıdır. Kilise, ona bağlı şapel ve gizli geçit Ortaçağ’dan, evlerin ise daha yakın tarihten kalmış olacağı değerlendirilmektedir.

Hüseyin Beyzade Ahmet Bey Çeşmesi

Belde camisine bitişiktir. Çeşme gri renkli, düzgün kesme taş malzemeden yapılmıştır. Alınlık kısmındaki beyaz renkli taşa işlenen kitabe, Arap ve Latin harfleriyle yazılmıştır. Osmanlıca olarak yazılmış kitabe, 5 satırdan oluşur. Kitabede yapılış tarihi olarak 1951 ve yaptıran olarak ise Hüseyin Bey Zade Ahmet Bey ismi yazılıdır. Mihrap nişi şeklinde bir nişe sahip olan çeşme günümüzde de kullanılmaktadır. Üst kısımlarını asma dalları ve yaprakları sarmıştır.

Konak Çeşmesi

Beldedeki konağın önündedir. Kitabesinde 1801 yılında yapıldığı yazılıdır. Düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilmiş olan çeşmenin iki yandan kademeli başlıklı, birer plasterle sınırlandırılmıştır.

Altta dikdörtgen şekilli bir yalak vardır. Daha üstte daha faal durumda bir musluk ile kase koymak için kemerli iki küçük niş bulunur. Kademeli profillerden meydana gelen kornişin üzerinde, içerisinde ay-yıldız motifinin bulunduğu üçgen alınlık görülür. Oldukça sağlam durumdaki çeşmede başkaca süsleme yoktur.

 

 

Bayırbağ Değirmenönü Mesire Alanı

Bayırbağ beldesindedir. Pahnik çayı çevresinde bol ağaçlıklı ve yeşilliği ile zengin bir doğal örtüye sahiptir. Mesire alanının altyapı çalışmalarının büyük kısmı tamamlanmıştır.

KARAKAYA BELDESİNDEKİ KALINTILAR

Karakaya Kalesi ve Kaya Basamakları

Kale, Karakaya beldesine 3 km uzaklıkta, ovadan 400 metre yüksekte, sarp bir kayalık üzerine kurulmuştur. Kalenin doğusunda dar bir vadi bulunmaktadır. Kuzey tarafından gelen çay, kalenin doğusundan geçerek ovaya doğru akar. Kalenin bu kısmı sert ve dik, yalçın doğal kayalardan oluşmuştur. Kalenin batısında 5-7 m uzunluğunda moloz-yontu taşla örülmüş sur duvarı kalıntısı vardır.

Ancak bağlantıları tahrip olduğundan, sınırları tam olarak bilinmemektedir. Kalenin kuzeydoğusunda, sarp yamaçtan aşağıdaki suya inen kaya basamakları son derece önemlidir. Basamakların üst bölümünde gerçekleştirilen kaçak kazılarda ortaya çıkarılan toprak, merdivenlerden aşağıya atıldığından, basamaklar günümüzde kullanılmayacak durumdadır.

Eskiden beri üzeri örtülü bir gizli su yolu olduğu anlaşılan bu merdivenlerin, kale halkının aşağıdaki çay ve son derece soğuk kaynak suyuna ulaşmasını sağlayan gizli bir ulaşıma hizmet ettiği düşünülmektedir.

Hemen bunun güneyinde, ana kaya yontularak başka bir patika yol oluşturulmuştur. Gizli yoldaki basamakların sayısı 45’dir. Son üç basamak, toprak altında kalmıştır. Basamakların yüksekliği 30 cm, genişliği 110-190 cm, kalınlığı ise 25-50 cm arasında değişir.

Karakaya kalesinin konumu savunmaya son derece elverişlidir. Ancak kaleyi ve basamakları kimlerin ve hangi tarihte yaptıkları bilinmemektedir. Kalenin biraz aşağısındaki Urartu Göletleri, Altıntepe’ye yakınlığı, savunmaya elverişli konumu, ana kayaya yapılan taş işçiliği ile kalenin ve merdivenlerin Urartu döneminde yapıldığı düşünülmektedir.

Kilise Kalıntısı

Karakaya Beldesinin kurulduğu yamaçta, üst mahallede, bahçeler içindedir. Dıştan dışa 3 x 6.40 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlı, küçük bir şapeldir. Şapelin sadece apsis bölümü ile kuzey duvarı günümüze kadar sağlam gelmiştir. Diğer bölümlerinin duvarlarının üst kısımları yıkılmıştır. Burası geçmişte “Keleriç” olarak nitelendirilen yerde oturan azınlıkların ibadeti için kullanılmıştır.

Hacı Nutullah Camisi

Karakaya beldesindedir. Yaklaşık 200 yıllık camidir. Cami, Hacı Nutullah Efendi tarafından yaptırılmıştır. Ancak 1992 yılındaki depremde hasar gören cami, tamamen yenilenmiştir ve bu yüzden orijinalliğini kaybetmiştir.

Halk arasında, caminin önceden, değerli ahşap süslemelere sahip olduğu söylenmektedir. Eski caminin, ahşap destekli ve çatılı olduğu: caminin çevresinde bugünde bulunan üç parçaya bölünmüş ahşap direk ve başlıklardan anlaşılmaktadır.

Caminin önünde küçük bir mezarlık vardır. Buraya halk arasında “Şeyh Mezarlığı” denir. Ancak burada özellikle mezar ve mezar taşına rastlanmamıştır. Mezarlıkta, yörenin yetiştirdiği alimlerden Abdurrahman Efendi’nin mezarı bulunur.

Mezarlığın kuzeybatı köşesinde ise, Karakaya’nın yetiştirdiği alimlerden Pir-i Sami Hazretlerinin ders okuttuğu bir oda vardır. Ocak başlarındaki dolap süslemelerinin orijinal özelliklerini muhafaza eden bu oda, günümüzde yenilenmiş durumdadır. Günümüzde de cami kullanılmaya devam ediliyor.  

Karakaya Çermik Mesire Alanı

Karakaya beldesindedir. Soğuk suları, yeşilliği ve yerden kaynayan kaynarca adı verilen şifalı suları ile doğal güzelliğe sahiptir. Çermikte alabalık yetiştirme göletleri de vardır. Her yıl 20 Mayıs tarihinde, Kaynarca şenlikleri düzenlenmektedir.

Erzincan tanıtımı.

Kemah tanıtımı.

Kemaliye tanıtımı.