Zonguldak Karadeniz Ereğli

Zonguldak Karadeniz Ereğli

Muhteşem güzel bir yer, belki de söylendiği gibi, “Küçük İstanbul” da deniliyor. Başka bir ifadeyle “Çelik ve Çilek” diyarıdır. Bu çelik diyarında muhteşem bir hava kirliliği olduğu söyleniyor. Yani, güzel sahil kıyısında yaşayan insanlar, hava kirliliğinden şikayetçiler.

Bu arada: ülkemizde, üç “Ereğli” bulunduğunu da belirtmekte yarar var. Umarım, aradığınızda, Karadeniz Ereğli karşınıza çıktığında, Konya veya Marmara Ereğli bölgelerini düşünmemiş olursunuz.

Zonguldak Karadeniz Ereğli

ULAŞIM

Akçakoca-Zonguldak il merkezi arasında olup, Akçakoca’ya 32 km. ve İl merkezi olan Zonguldak’a: 50 km. uzaklıktadır. Akçakoca-Ereğli arasındaki yol gayet güzel, rahat bir yolculuk yapılıyor.

Ulaşım iki yoldan geliş ve gidiş ayrı olarak yapılıyor. Özellikle gidiş yolu üzerinde birçok tünel bulunuyor, bu tünellere girerken hız limitlerini aşmayın, çünkü tünel girişlerinde radar kamerası bulunuyor.

Ereğli’nin hemen girişince “Gülüç Belediyesi” vardır. Burası deniz kıyısında değil, içeride kalıyor, yani kıyıdan uzaktır. Ancak, buraya girerken ilk dikkati çeken “K.ATATÜRK İMZASI” dır. Bunu buraya koyan yetkililere teşekkürler.

Yine, şehre girişte hemen solda büyük bir otel vardır. Ereğli’nin girişi sahilden uzak, normal bir şehir gibi, girişten bir süre sonra, sahil bölümüne ulaşılıyor.

Aslında zaten şehir, sahile doğru değil, karaya doğru Zonguldak yönünde ilerlemiş, sahil küçük bir şerit olarak kalmıştır. Hatta, Ereğli Otobüs Terminali bile, şehir merkezine bayağı uzaktır.

Bunun dışında, Karadeniz Ereğli’nin , diğer belli başlı merkezlere olan uzaklığı: Ankara: 300 km. İzmir: 667 km. İstanbul: 280 kilometredir.

Zonguldak Karadeniz Ereğli

TARİH

Antik dönemde, ilçe: Megaralı ve Boiotialı kolonilerce kurulmuştur. Kurulan bu yerleşim yeri, takip eden dönemde, Herakleia Pontica olarak isimlendirilmiştir. Yani, ismini, Yunan mitolojisinin ünlü kahramanı Herkül (Herakles) den almıştır.

 

Zonguldak Karadeniz Ereğli

GENEL

Doğal bir liman konumundadır. Kale tepesi, 150 metre yükseklik ile, ilçenin en yüksek noktasıdır. Hemen altından başlayan ve kıyıya doğru genişleyen alandaki tepe eteklerinde, ilçe merkezi kurulmuştur.

Ülkemizin ikinci büyük “Demir-Çelik Fabrikası” 1960 yılında, burada kurulmuş ve bölgenin ticari hayatında önemli bir gelişme göstermesine neden olmuştur. Zaten ilçeye girişte, sol da deniz kıyısında hemen Demir Çelik Fabrikası tesisleri ve gemi yapım atölyelerini göreceksiniz.

İlçenin en eski mahalleleri, Orhanlar ve Süleymanlar Mahalleleridir. Bu mahalleler, Osmanlı döneminde kurulmuş ve isimlendirilmiştir. Ancak, Kale tepe eteklerindeki bu mahalleler, Ereğli Demir-Çelik Fabrikalarının kurulmasıyla, dış göç almış ve nüfus patlaması yaşanmıştır.

Yalnızca, Erdemir Fabrikalarında, 10 000 civarında işçi çalışmaktadır.

Tüm bunların yanında: Karadeniz Ereğli bölgesinde: Türkiye’nin en büyük yükleme ve boşaltma imkanları bulunan büyük bir liman ve balıkçı barınakları ve uluslar arası nitelikteki tersaneler bulunmaktadır. Bu tersanelerde, balıkçı  tekneleri üretiliyor.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Fetih Çınarları

FETİH ÇINARLARI

Karadeniz Ereğli ilçesinde, 8 tane çınar ağacı var. Bunlar: Fatih Sultan Mehmet’in fermanıyla, İstanbul’un fethinin ardından dikilmiştir. Günümüzde, bunlar, Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla, koruma altına alınmıştır.

Yaşlarının, muhtemelen 550 civarında olduğu düşünülüyor. Ancak, koruma altındaki çınarlar, çeşitli nedenlerle hastalanıyor.

1960’lı yıllardan önce, Karadeniz Ereğli yöresinde: yöneticiler, sanatçılar ve halk, Çınaraltı dedikleri çınarların altında sık sık toplanırlarmış. Ancak, daha sonra biten bu sosyal etkileşim, 1994 yılından sonra yapılan çevre düzenlemeleriyle, yeniden sağlanmaya çalışılmıştır.

Günümüzde, Karadeniz Ereğli halkı ve ziyaretçiler, bu çınarların bulunduğu bölgelerdeki sosyal ve dinlenme alanlarından yararlanmaktadırlar.

Sizler de, Ereğli’de bulunduğunuzda, bu çınarları gördüğünüzde, ifade ettikleri anlamı ve özellikle yaşlarını düşünerek, bu ağaçların önemini hissedebilirsiniz.

UZUN MEHMET

Bahriye Nezareti: askerlere, kömür parçalarını gösterir ve gittikleri memleketlerinde, bu siyah taşları aramalarını söyler.

1829 yılında, Ereğli’nin Kestaneci Mahallesinde yaşayan Uzun Mehmet; Ereğli’nin Köseağzı bölgesinde, bunları bulur ve böylece, Türkiye sanayinin ve bugün Zonguldak halkının başlıca geçim kaynağını oluşturan Taşkömürü ortaya çıkar. Uzun Mehmet; 5000 kuruş para ödülü ve 600 kuruş maaşla ödüllendirilir.

İlk fiili kömür üretimi: 1848 yılında, Hazine-i Hassa tarafından, havzanın Galata sarraflarına kiralanmasıyla gerçekleşir. Bu idare altında, yaklaşık 40-50 in ton kömür üretimi gerçekleştirilir. 1854 yılında, Kırım savaşı başlayınca, kömür üretimi yetkisi İngilizlere geçer.

1864 yılında ise, bir maden nazırlığı kurulur. Bu dönemde: havzada büyük gelişmeler olur, tren hatları döşenir. Üretimde büyük artışlar olur ve 1907 yılında, yıllık 735 bin tonluk üretim sağlanır. I. Dünya savaşı sırasında üretim durur. Savaş sonunda ise, bu kez, üretim Fransızların kontrolünde yapılmaya başlanır.

Ancak, maden kömürünü ilk bulan olan Uzun Mehmet, aynı zamanda, bu siyah taşın ilk şehidi de olur. Her yıl, 8 Kasım tarihinde, Kestaneci Mahallesinde, Uzun Mehmet’i anma töreni düzenleniyor.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları

 

EREĞLİ DEMİR VE ÇELİK FABRİKALARI (ERDEMİR)

28 Şubat 1960 tarihinde, yassı demir-çelik ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuştur. Tesis, 1965 yılında fiilen işletmeye alınmıştır. Sürekli gelişen Erdemir, 1990 yılından sonra kapasitesini arttırmıştır. 2002 yılında ise, Özelleştirme faaliyetlerine başlanmıştır.

Ancak: Çelbor tarafından üretilen: dikişsiz borular, buhar kazanları, petrokimya tesisleri, silah sanayi, hidrolik sistemler gibi endüstriyel alanlarda kullanılmakta olup, stratejik öneme sahiptir. Bu yüzden: özelleştirme faaliyetlerinde, yerli firmalar değerlendirilmiş ve OYAK tarafından özelleştirilmiştir.

Evet, Türk Sanayinin gururu olan Erdemir, 9 şirketi ve 15 bin çalışanı ile, yörede bir güç haline gelmiştir.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Karadeniz Bölge Komutanlığı

KARADENİZ BÖLGE KOMUTANLIĞI

Karadeniz Ereğli ilçesinde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı, Karadeniz Bölge Komutanlığı bulunmaktadır.

Özellikle: ERDEMİR’den, Karadeniz Bölge Komutanlığı tesislerine kadar uzanan sahil yolunda, muhteşem güzel çiçekler arasında, mutlaka bir gezinti, yürüyüş yapabilirsiniz.

Asker veya asker emeklisi kişiler, çeşitli kayıt formalitelerinden sonra, buraya girebiliyorlar. İçeride bir sosyal tesis var, küçük bir motel (2 katlı ve az sayıda odası bulunan) ve deniz kıyısında, pek fazla yemek çeşitliliği olmasa da bir restoran var.

Peki plaj yani denize girmek mümkün mü? derseniz. Duyduğuma göre, Askeri bölgenin plaj bölümünde bakım ve yenileme çalışmaları varmış ve 2018 yılı boyunca plaj hizmete açılmayacakmış.

ELPEK BEZİ

Elpek bezi: keten liflerinden üretilmektedir. Antik çağlarda: burada üretilen yelken bezi ve dokumalar, günümüzde Elpek bezi olarak üretime devam etmektedir. K.Ereğli; Karadeniz kıyısında ve çevresi dağlarla çevrili olduğundan, yıllık nem oranı çok yüksektir.

Bu yüzden, burada yaşayan insanlar vücutlarının nemden etkilenmemesi için, ketenden üretilen elpek bezine aşırı ilgi gösterirler ve yüzyıllardır, bunu giyim malzemesi olarak kullanmışlardır. İlçe merkezine bağlı, Kandilli Beldesinde, elpek bezi dokuma tezgahları var.

Ereğli Elpek bezi, 2019 yılında coğrafi işaret tescili alarak, hem kültürel hem de ekonomik değerini arttırmıştır. Bu sayede, ürünün gelenekselliği korunmuş ve sahte üreticilere karşı koruma sağlanmıştır.

Siz: burayı ziyaret ettiğinizde, sahil bandı üzerinde bulunan “Elpek Evi” denilen yerde sergilenen, elpek bezinden yapılmış dokuma örneklerinden satın alabilirsiniz.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Osmanlı Çileği

OSMANLI ÇİLEĞİ

Çileğin ekimine, ilk olarak, 1920’li yıllarda, K.Ereğli’de başlanmıştır. İstanbul bölgesinden getirilen çilek, bölgede bulunan yerli çilekle etkileşim sürecine girmiş ve ortaya: Osmanlı çileği denilen, nazik ve aromalı bir çilek türü çıkmıştır.

1960’lı yıllarda, Osmanlı çileğinin üretimi, burada iyice yoğunlaşır ve ünü, ülke geneline yayılır.

Özellikle, Osmanlı çileğinden yapılan likör, Avrupa’da aşırı ilgi çeker. 1960’lı yıllardan sonra, çilek üretiminde gerileme başlar.

1994 yılında, Belediye tarafından, çilek üretimi desteklenir ve günümüzde, çilek üretimi, bölgede yine yoğun olarak sürdürülmeye başlanır. Osmanlı çileği: Haziran ayı başında ilk meyvelerini vermeye başlar ve Haziran ayı sonunda ise, tamamen biter.

Hassas yapısı nedeniyle sabah saatlerinde toplanır ve 1-2 saat içinde hemen satışa çıkarılır. Toplanan çileğin, açık havadaki dayanma ömrü, yaklaşık 15-20 saattir.

Bu yüzden hemen tüketilmesi uygun olur. Sizler  de, bu  tarihlerde K. Ereğli’de bulunursanız, bu çileğin mutlaka tatmalısınız. Olur da çilek sezonu dışında buraya giderseniz, hemen deniz kıyısında, sahilde bu çileğin reçellerinin satıldığı bir yer bulunuyor.

Uzun bir geçmişi olduğu mekandaki resimlerden anlaşılan bu yerde: çilek, siyah erik ve vişne reçelleri ve ayrıca kabak tatlısı satılıyor, fiyatları uyarsa satın alabilirsiniz, ben almadım, yüksekti.

NE YENİR

Burada: Ereğli pidesi, Ereğli keşi veya pide makarnası yemelisiniz. Ayrıca, ülkemizde sadece burada yetişen bir meyve var: Osmanlı çileği.

Ama, bu pembe renkli, orta boy, oval görünümlü, nefis kokulu çilek: Haziran ayının ilk yarısında çıkıyor ve daha sonra bulmak mümkün olmuyor. Ama reçeli satılıyor. Ama, Karadeniz Ereğli pidesini mutlaka tatmalısınız.

Yörenin en meşhur lezzetidir. Özellikle: fantastik pideler var. Şöyle ki, alışkın olduğunuz pidelerin yanında, örneğin, yumurtalı pide yemelisiniz. Yumurtalı-kıymalı pideler: kapalı kıymalı pide, fırından çıkarılıyor, üzerine tereyağı sürülüyor ve içine çiğ yumurta dökülüyor.

Ancak, tekrar fırına verilmeden, servis yapılıyor. Öte yandan, burası deniz kıyısı bir yer, elbette balık yiyebilirsiniz. Ancak elbette balık av sezonu dışında yani yaz aylarında buraya giderseniz, taze balık, uygun fiyatlı balık yemeniz mümkün değildir. Kıyıdaki yürüyüş yolunda güzel ve uygun fiyatlı restoranlar var.

NE SATIN ALINIR

Keten ve pamuk ipliğiyle dokunan ve Elpek adıyla anılan yerel dokuma ürünleri çok meşhur. Bu dokuma ürünüyle üretilen ürünlerden satın alabilirsiniz. Ben satın almadım, daha doğrusu bunu satan bir yere rastlamadım.

Zonguldak Karadeniz Ereğli
Zonguldak Karadeniz Ereğli
Zonguldak Karadeniz Ereğli

 

GEZİLECEK YERLERİ

Ereğli, çok büyük bir yer, turistik amaçla buraya gelenler, şehrin sadece deniz kıyısındaki bölümünde, yani küçük bir bölümünde geziniyorlar.

Esas şehir, deniz kıyısından daha içerilerde, Zonguldak yolu üzerinde yerleşmiş, ama tabii bu bölümde birçok ev, alışveriş yeri ve muhteşem bir yoğunluk ve kalabalık var, şehrin deniz kıyısındaki bölümü ise çok nezih ve gezilecek yerler deniz kıyısındaki bölümde.

Zaten turla buraya gelenler de deniz kıyısındaki bölümde gezdiriliyor. Siz özel aracınız ile buraya gelirseniz, deniz kıyısındaki yolun her iki yanına aracınızı park edebilirsiniz, park yeri bulamazsanız, yol boyunca ilerlemek gerekebilir.

Ana cadde: çınarlar ve geminin bulunduğu yerden başlıyor, buradan doğuya doğru yürüyerek ilerleyebilirsiniz.

Zonguldak Karadeniz Ereğli
Zonguldak Karadeniz Ereğli
Zonguldak Karadeniz Ereğli

Hemen sol da yani deniz kıyısında oturma yerleri, banklar, çay bahçeleri ve parklar bulunuyor, arada cadde ve onun sağında ise, yine alışveriş mekanları ve bazı resmi ve özel binalar bulunuyor.

Müze ziyaret etmek isterseniz, yol üzerinde yürürken sağ yanda tabelasını göreceksiniz, uzak değil, bence mutlaka gidin, güzel bir müze, ama Cehennem ağzı mağaralarını görmek isterseniz, bu caddenin sonuna kadar yürümeniz gerekiyor, bu arada şehrin önemli çınarları da, hemen ilk yürüyüş noktanızda görülüyor.

Gündüz yanında, gece de şehir oldukça güzel ışıklandırılıyor, sahil boyunda gezmenizi öneririm.

Gezmenin yanında, eğer Ereğli’de denize girmek isterseniz, yörenin en güzel plajları: Ereğli-Alaplı arasındaki yol boyundadır.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Müzesi

KARADENİZ EREĞLİ MÜZESİ

Bozhane Yalı caddesi üzerindedir. Merkeze yakındır, yürüme mesafesindedir. Burada, yaklaşık 3000’i aşkın arkeolojik eser sergilenmektedir. Halil Paşa Konağı olarak bilinen yerdedir. Yapı: 3 katlı ve kagirdir.

1870 yıllarında, 2.Abdülhamit döneminde, Halil Paşa tarafından yaptırılmıştır. Burada, bu yapı yapılmadan önce, eski bir kilise olduğu söyleniyor.

Konağın cephe süslemelerinde: Roma döneminden kalma, antik yapılardan toplanan malzemeler kullanılmıştır. Konak: 1998 yılından sonra: müze olarak hizmete açılmıştır.

Müzede, sergilenen eserler şöyle:

Birinci katta: amforalar ve birçok sikkeden oluşan koleksiyonlar sergileniyor.

İkinci katta: Bölgede daha önce kullanılan çeşitli kadın-erkek giysi örnekleri (ama bu giysiler, yöreye özgü bir dokuma türü olan “elpek” kumaşından yapılmıştır), mendil, bohça, silahlar, mühürler, tespih, saat, mutfak eşyaları gibi objeler.

Üçüncü katta: Osmanlı döneminde kullanılan ev tarzında döşenmiştir. Oturma odası, misafir odası, günlük oda ve yatak odası örnekleri var.

Bahçede: yine antik dönemlere ait sütun başlıkları, gövde ve kaideleri, lahitler ve özellikle görmenizi önereceğim, pandomim sanatçısı  Krispos’a ait anıt mezar bulunuyor.

Bu şahıs, Mısırlıdır ve yörede gösteriler yapmıştır. Anıt mezar, kaidesiyle birlikte 2.10 metre yüksekliktedir. Önünde, 19 satırdan oluşan ve kazılarak yazılmış, bir şiir bulunmaktadır.

GAZİ ALEMDAR GEMİSİ MÜZESİ

Yürüyüş yolunun hemen başında, şehirde ilk karşınıza çıkacak ilginç gemi, hemen göreceksiniz. 1’nci Dünya Savaşından sonra, Mondros Mütarekesini takiben; işgal altındaki İstanbul’da, bir kısım vatansever bir gemi kaçırırlar ve Ereğli’ye getirirler.

Bunun üzerine, Fransızlar da, Ereğli’ye gelirler ve yöreyi işgal etme girişiminde bulunurlar. Ancak, Ereğli halkı buna izin vermez, denizde yapılan mücadeleler sonucu, 18 Haziran 1921 tarihinde, bir kısım Fransız askeri ve komutanı esir alınır.

Bunun üzerine, Fransızlar, Türklerle anlaşma yapmak zorunda kalırlar.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Herakles-Herkül Anıtı
Zonguldak Karadeniz Ereğli Herakles-Herkül Anıtı

 

HERAKLES (HERKÜL) SARAYI

Ankara mahallesindedir. Yani: yukarıda sözünü ettiğim ana merkez, sahile paralel yürüyüş yolu üzerindedir. Yapının, günümüze, sadece iki cephesindeki duvar kalıntıları ulaşmıştır.

Bu kalıntılar: iri kesme taş bloklardan yapılmıştır ve yapımındaki özenli işçilik, göze çarpmaktadır. Bunun dışında, şehir merkezinde bir de Herakles anıtı vardır.

Yunan mitolojisinin en çarpıcı öykülerinden olan Herkül (Herakles) Cehennem kapısını bekleyen, üç başlı canavar köpek Kerberos’u yakalaması öyküsüdür. Heracles, ölüler ülkesine indiği zaman, karşısına çıkan Kerberos, ölüler ülkesinin bekçisidir. Yaşayanların içeri girmesini engeller, ölü ruhların da çıkmasına izin vermez.

Herkül: Kerberos’u yeryüzüne çıkardığında salyasının toprağa düştüğü yerlerde zehirli bir bitki olan Akonit (haşhaş) yetişmeye başlar.

Bu arada: Olimpos tanrıları Athena ve Hermelas, Hades’ten çaldıkları görünmezlik maskını, Herakles’e vererek ölüler ülkesine görünmeden girmesini sağlamışlardır.

Acheron vadisinde yapılan kaçak kazılarda, insan yüzüne oturan mermer bir mask bulunduğu anlatılır. Bu maskın, 1980’li yıllara kadar Ereğli’de yaşlı bir kişinin evinde bulunduğu söyleniyor.

Yine, efsaneye göre: Argonautlar seferine katılan yarı tanrı Heracles, Acheron’a geldiğinde, Thesus’u kurturmak için ölüler ülkesine girer ve arkadaşını kurtararak Kerberosu da yeryüzüne çıkarır.

Evet, Herkül ile ilgili bu uzun hikaye, anıtı gördüğünüz zaman bilgi sahibi olmanız içindir.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Deniz Şehitleri Anıtı

EREĞLİ DENİZ ŞEHİTLERİ ANITI

7 Kasım 1914 tarihinde Sarıkamış’ta şehit olan deniz şehitleri anısına dikilmiştir. Sarıkamış’ta şehit olan 90 bin askere kışlık giyecek, erzak ve mühimmat götürürken, 7 Kasım 1914 tarihinde Ereğli açıklarında Rus donanması tarafından batırılan “Bezm-i Alem”, “Bah-i Ahmet” ve “Mithat Paşa” gemilerinde şehit olanlar için yapılmıştır.

Anıtın üzerinde: 3 gemide 221 mürettebat ve Kafkas cephesinde şehit olan Ereğlili 65 askerin isimleri yazılıdır. Anıt: 7 Kasım 2007 tarihinde açılmıştır.

Zonguldak Karadeniz Ereğli Kalesi

KARADENİZ EREĞLİ KALESİ

Kaletepe Mahallesinde bulunan bir tepe üzerindedir. Deniz seviyesinden: 150  metre yüksekliktedir. Üzerinde büyük bir bayrak görülüyor.

Tepe üzerinde yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda: burada, antik dönemlerde kurulan “Herakleia Pontike” şehrine ait çeşitli kalıntılar bulunmuştur. Yani, bir şehir akropolü var.

Tepe üzerinde bulunan kale ise: muhtemelen 13.yüzyılda, Bizans döneminde yapılmıştır. Yapımında: tuğla, harç dolgu, moloz taş ve gri tüf taşı kullanılmıştır. Düzensiz bir plandadır. İç avlu: duvarlarla çevrilidir. Bu duvarlar: kulelerle takviye edilmiştir.

Avlunun solunda, bir kule kalıntısı görebilirsiniz. Sağ tarafta ise, başka bir kule kalıntısı var. Dış avluda ise: mühimmat depoları görebilirsiniz. Her iki avludan yani iç avludan dış avluya geçiş, kemerli bir kapıdan yapılıyor. İç avluda, derinliği 5 metre civarında olan, büyük bir su sarnıcı görülüyor.

Kalenin üst katında: birkaç oda kalıntısı var. Yapıldıkları dönemde, üstlerinin tonozla örtülü olduğu sanılıyor. Bu odalara, avlu yönünden merdivenle çıkılıyor.

Evet, gerek kale ve gerekse çevre duvarları, oldukça harap vaziyette günümüze ulaşmıştır. Kale kapısındaki ve iç avludaki derin çatlakların, önceki dönemlerde olan depremlerde oluştuğu sanılıyor.

SUR DUVARLARI

Bizans döneminden kalmadır. Şehrin ilk olarak 1550 yılları civarında kurulduğu düşünülürse, surların da bu dönemden kaldığı ortaya çıkıyor.

Bunların yapımında: gri, sert ve renkli kireçtaşından, iri ve kalın blok taşlar kullanılmıştır. Ancak, bunların birbirine bağlantısındaki mükemmellik, dikkat çekiyor. Çünkü, bunlar yan yana ve harçsız olarak yerleştirilmiştir.

Kıyı kesimindeki sur duvarlarında ise, Roma döneminde yapılmış olması nedeniyle, daha çok büyük boyutlu, yani 1 x 1 metre boyutlarındaki kare taşları kullanılmıştır.

Bizanslılar tarafından yapılan bu sur duvarları, takip eden dönemde, Cenevizliler tarafından onarılarak kullanılmıştır. Günümüze kadar ayakta kalan Roma surlarına ait bir kule var. Bu kule, 10 metre genişliğinde. Kulenin 8 metrelik bir kısmı, günümüze kadar ayakta kalmıştır.

SU TESİSİ VE SU KEMERLERİ

Antik çağda, yerleşim yerinin su ihtiyacını karşılamak için, Kandilli yakınlarından (Ballı köyü) başlayarak, 16 km. boyunca devam eden su kemerleri üzerinden akan su: kent surları yakınındaki bir havuzda toplanır.

Bu havuzdan çıkan birkaç kanallar, su kent alanı merkezine aktarılır. Kentin su ihtiyacı, bu sistem dışında, çeşitli kuyulardan da karşılanmaktadır. Bu kuyulardan birkaç tanesi, günümüze kadar ulaşmıştır, gezerken görebilirsiniz.

ÇEŞTEPE DENİZ FENERİ KULESİ

İlçe merkezinin kuzeyinde Kırmacı Mahallesindedir. Bölge, askeri yasak bölge kapsamında olduğundan ziyaret sınırlı ve kontrollüdür. Bu nedenle, bölgeye gitmeden önce yerel otoritelerden izin almanızı öneririm.

Deniz seviyesinden, yaklaşık 200 metre yüksekliktedir. Kulenin, Bizans döneminde (MÖ.300 ile MS.20 yılları arasında) yapıldığı sanılıyor. Burada, antik dönemde kurulan kente ait sikkelerde, bu deniz fenerinin resmi görülmektedir. Bu resimlerde: kulenin 4 yada 5 katlı olduğu ve üzerinde fener ateşinin yandığı görülüyor.

Dolayısıyla, fenerin önemi ortaya çıkmaktadır. Liman ve şehrin koruyucusu olarak yapıldığı sanılıyor.

Kulenin üst bölümü yıkık olup, günümüze yalnızca 10 metrelik gövde bölümü ulaşmıştır. Gövde içinde: 28 basamaklı bir merdiven var. Bu merdivenle, kulenin üst bölümüne çıkılıyor, ancak biraz önce söylediğim gibi, üst bölüm yıkık. Büyük olasılıkla, bir deprem sonucu kule yıkılmış ve daha Geç Bizans döneminde yeniden yapılmıştır.

Bu arada: birçok tarihi eser gibi, bu kulenin taşlarından büyük bölümü, çevredeki evlerde, yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Günümüze kadar gelebilen kule: kesme taş, moloz taş ve tuğla kullanılarak yapılmış, 3 x 3 metre boyutlarında, kare bir temel üzerinde, 8 metre yüksekliğindedir.

Fener ateşinin yandığı bölüm yıkılmıştır. Kuleye dar bir kapıdan giriliyor ve biraz önce söylediğim gibi, 28 basamaklı bir merdivenle, fener ateşinin yandığı sanılan odaya çıkılmaktadır.

BİZANS SU SARNICI

İlçe merkezinde, Akarca mahallesindedir. Bizans döneminden kalmadır. Ancak, sarnıç tamamen toprak altındadır. Yani, pek bir şey görülmüyor. Toprakla doldurulmuş.

AYASOFYA KİLİSESİ (ORTA CAMİİ) 

Surlar içinde, Akarca Mahallesi, Orta cami caddesindedir. Ereğli Limanına 5 dakika yürüme mesafesindedir.

Kilise yapısının ne zaman yapıldığı net olarak belli değil. Ancak, Bizans döneminde, muhtemelen 5-6.yüzyıllarda Hagia Sophia (Kutsal Akıl) adıyla yapılmıştır.

Ereğli’nin fethi sırasında, Orhan Gazi anısına, kilise yapısı, Osmanlılar tarafından camiye dönüştürülmüştür. Halk arasında Orhangazi Camii veya Orta Camisi olarak bilinmektedir.

Haç planlı yapısı, dönemin Bizans mimarisi izlerini taşır. Kesme taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde minaresi eklenmiştir. Ayrıca: üst örtüsü, bütünüyle  değiştirilmiş ve eğik kiremitli bir çatı ile, üzeri örtülmüştür.

1903 ve 1954 yıllarında onarım gören yapının duvarları sıvanmış ve boyanmıştır. 1990 yılında yapılan son onarım da ise, yapı, orijinal halinden tamamen uzaklaşmıştır.

 

CEHENNEM AĞZI MAĞARALARI

İlçe merkezinde, İnönü mahallesinde merkeze 2 km uzaklıktadır.

Mağaraların bulunduğu bölge, antik çağda Acheron (Üzüntü) vadisi olarak bilinmektedir.

Mağaranın önemi:

Antik çağda önemli bir kehanet merkezi olarak değer görürken, Roma döneminde ilk Hıristiyanların gizlice ibadet yaptıkları bir tapınak alanı olarak kullanılmıştır.

Bu yüzden mağaralar, ilk çağlardan itibaren çeşitli inançlara ev sahipliği yapmış ve böylelikle önemini uzun yıllar boyunca muhafaza etmeyi başarmıştır.

Roma döneminde yaşayan ilk Hıristiyanlar, o zaman Pagan olan ve kendilerine karşı sert tutum sergileyen Roma ordusundan kaçmak için Cehennem ağzı Mağaralarını kullanmışlardır.

Bu nedenle bahsi geçen mağaraların inanç turizmi açısından değeri oldukça büyüktür.

 

MİTOLOJİK DEĞERİ:

Mitolojinin en çok bilinen karakterlerinden olan Herkül’ün annesi ölümlü Alkmene, babası ise Tanrılar Tanrısı Zeus’tur

Büyük bir savaşçı olan Herkül, Yunan mitolojisinde Herakles, Roma’da ise Hercule olarak bilinir.

Mitolojiye göre: Zeus’un Alkmene’den doğan oğlu Herkül, insanın doğa karşısındaki gücünü, dayanıklılığını ve cesaretini temsil etmektedir.

Ünlü savaşçı çocukluk dönemlerinden itibaren çok iyi bir eğitim almış ve evliliğini de Kral Kreon’un kızı Megara ile yapmıştır.

Zeus’un kıskanç karısı Hera ise intikam duygusuyla Herkül’e bir delilik hastalığı vererek savaşçının karısı ve 3 çocuğunu öldürmesine sebep olur.

Bunun üzerine Argos’un Zalim Kralı Eurystheus, söz konusu ölümlerin kefaretini ödeyebilmesi için kendi ailesinin katili olan Herkül’e 12 zorlu görev verir.

Herkül de bu görevleri, toplam 12 yıla yakın bir zamanda başarıyla tamamlar.

Herkül’e yüklenen görevlerin sonuncusu ve en zor olanı, Ölüler Ülkesini koruyan, 3 başlı, yılan kuyruklu Cehennem köpeği Kerberos’u, hiçbir ölümlünün bir daha geri dönemediği Hades’in Ölüler Ülkesinden kaçırmasıdır.

Kendisine verilen bu zorlu görevi tamamlamak için yola koyulan Herkül, Ölüler Ülkesine Cehennem ağzı Mağaralarından inmiştir.

Ölüler Ülkesi, Mitolojide bilinen adı ile Acheron Vadisi, bugün Karadeniz Ereğli’sinde yer alan Cehennem ağzı mağaralarının da içinde bulunduğu bölgedir.

Oldukça zorlu olan bu görevde Eleusis’ten yardım alan Herkül, Ölüler Ülkesine geçiş yapabileceği Cehennem ağzı Mağaralarının girişini ve yeraltı şehrini Tanereum bölgesinde bulmuştur.

Athena ile Hermes’in yardımıyla girişten geçen ve Charon’u geride bırakan Herkül, Ölüler Ülkesinde Kerberos’u ararken Hades tarafından zincirlenen Thesus’u, güç de olsa sihirli kelepçelerinden kurtarmayı başarır.

Sonrasında ise Hades ile Persephone’nun karşısına çıkıp durumu anlatmış ve Karberos’u geri getirmek üzere onlardan izin almıştır.

Güreşte yenerek yeraltı dünyasından çıkardığı Kerberos’u Eurystheus’a götüren Herkül, kralın müthiş korkusuna şahit olmuştur.

Öyle ki Kerberos’u karşısında gören Eurystheus, yaşadığı endişe sebebiyle büyük bir amforanın içine saklanmıştır.

Öte yandan Karberos’un yeryüzüne çıkmasıyla zehirli salyaları da etrafa saçılmış ve dünya üzerindeki ilk zehirli bitkiler oluşmaya başlamıştır.

 

KEHANET MERKEZİ:

Bahse konu bu mitolojik hikayenin çok önemli bir parçası olan Cehennem ağzı Mağaraları, Erken Antik Çağ’ın da en önemli iki kehanet merkezinden biridir.

Öyle ki Antik Çağ’da, gelecekten haber almak isteyenlerin, ünlü kahinlerin bulunduğu bu yerde üç gün, üç gece kaldığı ve tahammül edebilenlere ise gelecekten haberler verildiği bilinmektedir.

Yine dönemin kehanet merkezlerinden bir diğerinin ise Yunanistan’ın Delfi kenti olduğu söylenmektedir.

Bir başka söylentiye göre, Tekfurun kızı, saraydaki hizmetçilerden birine aşık olarak ailesinden kaçmış, onunla Cehennem ağzı mağaralarına saklanmıştır.

Söz konusu bölgede gizlenen bu iki sevgiliyi de mitolojik bir cehennem zebanisi korumuştur.

Zebaninin korumasını aşıp Cehennem ağzı Mağaralarına giremeyen ve dolayısıyla kızına ulaşamayan tekfur ise buradan ayrılırken içeride saklanan sevgililerin “taş olmalarını” dilemiştir.

Ardından bu dilek gerçekleşmiştir ve iki sevgili aynı anda taşa dönüşmüştür.

 

MAĞARALARIN YAPISAL DURUMU

Cehennem ağzı mağaraları 3 kısımdan oluşur.

1 NCİ KISIM:

“Kilise Mağarası” olarak nitelendirilen ilk kısım, iki bölüm halinde düzenlenmiştir.

Bunlardın birinci kısmının zemini, bitki ve geometrik motifli mozaik ile döşeliyken, ikinci bölümün doğu duvarında ise önünde basamaklar bulunan küçük bir apsis açılmıştır.

Bu mağarada ilk Hıristiyanlar, baskıcı Roma devletinden saklanarak uzun yıllar ibadetlerini yerine getirmiştir.

Mağaralarda yer alan mum bırakmak için ayarlanmış nişler ve bazı antik malzemeler de söz konusu alanın kilise olarak kullanıldığını kanıtlar niteliktedir.

Nişin bulunduğu bölümde vaktiyle bir lahidin yer aldığı, oyuntulardan anlaşılmaktadır.

Bunun da Aziz Nicolas’a ait olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bugün sadece lahdin yeri kalmıştır.

Ayrıca mağaraların zemininde bulunan mozaikler ise 3’ncü yüzyıla tarihlenir.

2 NCİ MAĞARA:

Yol kenarında 10-12 metre yükseklikteki yamaç üzerindedir.

Bu bölge, Herkül’ün Cehennem Köpeği Kerberos’u yakaladığı yer olarak bilindiği için Cehennem ağzı ismini almıştır.

Bununla birlikte, söz konusu alan, yöre halkı tarafından Koca Yusuf Mağarası olarak da adlandırılır.

Yamaç üzerinde bulunan dar girişten geçilerek basamaklı dikey bir merdivenden inilen mağara, 1.5 km boyunca dağın içine doğru devam etmektedir.

Ancak 1980’lerde tavandan düşen bir kaya, yolu kapatmıştır ve bu yüzden günümüzde bölgenin sadece 350 metrelik derinliğine kadar gidilebilmektedir.

3 NCÜ MAĞARA:

İnsan elinden çıktığı, taş kalem izlerinden anlaşılan, iki fil yağı ile de desteklenen bu mağara, yaklaşık 400 metre karelik bir alanı kaplamaktadır.

Yine bahse konu bölümdeki göl, diğer mağaralarda bulunanlara nazaran daha derindir.

Mağaranın girişinin dar olması ise bu alandaki hava alışverişini zorlaştırmaktadır.

Ayazma Mağarası olarak bilinen üçüncü mağara ise diğerlerinden çok daha geniştir ve zemini suyla kaplıdır.

İnsan eliyle yapıldığı düşünülen bu mağara, diğer ikisinin su ihtiyacını karşılayan bir sarnıç görevi üstlenmiştir.

 

HERAKLEİA PONTİKA:

Günümüzde Zonguldak Karadeniz Ereğli ilçesinin sınırları içinde bulunmaktadır.

Adını Yunan mitolojisinin yenilmez kahramanı Herkül’den alır. Pontike ismi ise bölgenin antik çağdaki adı olan Pontus’tan gelmiştir.

Bu liman kentinin, MÖ 560 yılında kurulduğu tahmin edilmektedir. Kenti kuranlar Megaralı ve Boitalı Dor göçmenlerdir. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan Dor lehçeli kent yazıtları da bu bilgilerin doğruluğunu teyit eder.

Roma dönemine kadar bölgenin en önemli ve güçlü şehirlerinden biri olmuştur.

Öyle ki, Herakleia Pontike antik kenti, toplamda 41 yerleşim alanı kurmayı başarakak, merkezi şehir olmuştur.

Ayrıca kent, askeri anlamda da çağdaşı olan diğer tüm medeniyetlerle başa çıkabilecek düzeyde bir güce erişmiştir.

 

ARKEOLOJİK BULUNTULAR:

BÜST:

MÖ 530 yılına tarihlendirilen ve Pers etkileri taşıyan bu büst, günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Bu önemli büst “Herakleia head” olarak bilinir. Mermerden oyulmuş bir baş/büst başlığı olarak kabul edilir. Heykelin betimlendiği kişinin bir Satrap (Ahemeniş imparatorluğunun valisi) olabileceği düşünülüyor. Bu satrapın Darios I döneminde görev yapmış olması mümkündür. Ancak kişi muhtemelen Pers değil Anadolu’da yaşayan ve siyasi/bürokratik bağlamda Pers sistemine bağlı bir yerel figürdür. Saç, sakal stili, yüz şekli gibi stilistik unsurlar, Arkaik Yunan portre heykel sanatının Anadolu’da nasıl yorumlandığını gösteriyor.

Söz konusu büst, Anadolu’daki “Doğu Helen Portre Sanatı” nın ilk örneği olarak nitelendirilmiştir.

KRİSPOS’UN MEZAR ANITI:

Önceleri yol üzerinde bulunan anıt, günümüzde Karadeniz Ereğli Müzesi bahçesinde sergilenmektedir.

Tiyatrocu ve pandomim sanatçısı Krispos’un mezar anıtıdır.

Krispos’un hayatına dair elde çok net veriler olmasa da sanatçının Mısırlı olduğu ve muhtemelen kente bir oyun sergilemek için geldiği düşünülmektedir. 29 yaşında burada öldüğü tahmin ediliyor.

Krispos kentte kısa sürede çok sevilmiş olup mezar anıtında “tiyatronun altın çiçeği” yazılmış ve tüm dünyanın kendisine hayran olduğu söylenmiştir.

Evet, Roma döneminde, MS 2-3’ncü yüzyıllar arasında dikildiği sanılan anıt yüksek kaide üzerine oturtulmuş sütunlardan oluşur. Ortada büst bulunduran, fakat baş kısmı kırık veya eksik bir niş bulunur. Üçgen alınlık bir üst yapı vardır. Yazıt kısmı; mezar taşı önünde 19 satır halinde oyulmuş Yunanca metin yer alıyor.

Kitabede: mezar ve ölüm üzerine destansı, duygusal ifadeler vardır. Mezarların insanın son evleri olduğu, bedene evlerden daha sadık oldukları, ölüm sonrası bedenin güzelliğinin geri alınamayacağı, Krispos’un Fariz ülkesinden (Mısır) olduğu, Nil Nehri ile ilişkilendirildiği, pantomim sanatçısı kimliğiyle, 29 yaşında beklenmedik bir şekilde öldüğü bilgileri yer alıyor.

Anıtın yüksekliği kaidesiyle birlikte: 2.10 metredir. Genişlik üst kısımda: 0.80 metre ve kaidesinde ise 0.70 metredir.

 

SONUÇ:

Antik çağın en otoriter şehirlerinden olan Herakleia Pontike antik kenti, bugün üzerine inşa edilen modern yerleşimler yüzünden büyük oranda yok olmuştur.

KANDİLLİ SAHİLİ

Yöre halkı, buraya çok rağbet ediyor. Güzel bir rekreasyon alanı. Buralarda ilk yerleşim oluşturulduğunda sahile inmek için ilkel bir teleferik sistemi olan “varagel” kullanılıyormuş. Özellikle: Aşağı Kandilli; kömür işletmeleri kurumunun, en ilginç kömür çıkarma ünitelerine sahip merkeziydi.

Burada: payton, vinç, dağı delen tünel, sahile kondurulmuş iskeleler, kale ve sahilin kıyısından başlayan tüneller, hala işleyen aspiratör ve onun çevresindeki lojmanlar. Buranın yerlilerinin söylediklerine göre: bu haliyle, burası gayet güzel bir “Madenci Müzesi” olabilirdi ve halen de olabilir.

Evet, burada sahil bandında: dostluk ve barış köprüsü ve müze olarak kullanılan Alemdar gemisi var. Buranın en gözde yerleşimi ise: Armutçuk bölgesidir.

1990 yılları başına kadar, sahil bandı üzerinde, Erdemir-Kandilli arasında kömür sevkiyatı yapılıyormuş. Taş kömürü: vagonlarla taşınarak, Erdemir’e, bu vagonlar aracılığıyla ulaştırılıyormuş. Ancak, Erdemir’de daha ucuz kömüre dönülmesiyle, bu hat iptal edilmiş.

RADAR TEPESİ

Kent içinde, Radar Tepesi olarak bilinen, güzel bir rekreasyon alanıdır. Üstünde: Elektronik Radar Mevzi Komutanlığına ait bir radar bulunuyor.

Burada piknik yapılıyor. Tepeden aşağıya doğru yürürseniz, orman içinde, küçük şelaleler görebilirsiniz.

GÖZTEPE

Kent merkezindeki bu tepe, mutlaka dikkatinizi çekecektir. İlçenin doğusunda yer alan ve “Gözetleme Tepesi” olarak da bilinen noktadır. Bu tepe, ilçenin yedi tepesinden biridir ve çevresindeki diğer tepelerle birlikte Ereğli’nin doğal silüetini oluşturur.

Göztepe: Karadeniz’deki gemicilere daima ışık tutmuş, deniz fenerlerinin ilk piri olmuş bir yer. Zaten ismini de: gözetleme tepesi kelimesinden almıştır.

Günümüzde, burada: metalden yapılmış bir “Atatürk portresi” bulunuyor. Bu portre: gece ışıklandırılıyor ve tüm Ereğli’den görülüyor. Ayrıca, portre nin hemen yanında, büyük bir “Türk bayrağı” bulunuyor.

BELEDİYE VE ERDEMİR PLAJLARI

Karadeniz Ereğli-Alaplı yolu üzerinde, 13.km.de bulunmaktadır. Belediye plaj sahasında: duş, tuvaletler, soyunma kabinleri, büfe, çay bahçesi ve lokanta bulunmaktadır. Erdemir plajı ise, yine aynı yerdedir. Burada da, yeterli tesisler yapılmıştır.

Burası Batı Karadeniz Bölgesinde tek mavi bayraklı plajdır. Sevgi ve Barış Plajı olarak da isimlendirilir.

 

KARADENİZ EREĞLİ ASKERİ PLAJI

İlçe merkezindedir. Burada: duş, tuvaletler, soyunma kabinleri, büfe ve çay bahçesi bulunmaktadır.

Ancak, buraya elbette yalnızca askeri personel ve yakınları girebiliyorlar.

 

GÖLEVİÇ MAĞARALARI VE ŞELALESİ

İlçe merkezine bağlı, Süleymanbeyler köyü sınırlarındadır.

Bu mağaralarda: antik dönemlerden kalma, duvar resimleri bulunmakta olup, bu resimler ilgi çekmektedir. Mağaraların hemen yanında bulunan “Göleviç Şelalesi” ise, doğal bir güzellik olarak öne çıkmaktadır.

Zonguldak Karadeniz Ereğli

KIZILCAPINAR BARAJ GÖLÜ 

İlçe merkezine, 21 km. uzaklıktadır. Aydınlar çayı üzerinde kurulmuştur. Ereğli Demir Çelik Fabrikasının kullanma suyunu karşılamaktadır.

Yerel halk tarafından, günübirlik piknik alanı olarak kullanılmaktadır. Burada: daha önce kurulu olan “Ova köy” ünün, suyun altında bulunan bina kalıntılarını görebilirsiniz.

İNÖNÜ MAĞARALARI:

Karadeniz Ereğlisi ilçesine bağlı Alacabük köyü sınırları içinde yer almaktadır.

 

TARİHÇESİ:

Gerçekleştirilen kazılarda, günümüzden 6500 yıl öncesine uzanan ve aralıklarla Orta Çağ’a kadar devam eden yerleşim izlerine rastlanmıştır.

Mağarada, 5 farklı kültüre ait katman bulunmuştur ve bunların arasında en eski olan beşinci yapı katmanı, Kalkolitik Çağ’a tarihlendirilmiştir.

Bölgedeki 5 katmanın detaylı incelemesi sonucunda: bölge insanının 6500 yıl önce, kara ve deniz bağlantısı bulunan, aktif/canlı bir toplum profili oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Farklı dönemlere ait buluntuların elde edildiği alanda, mağara sakinlerinin, Kalkolitik Çağ’da Balkan kültürleri ile olan yakın ilişkilerini yansıtan arkeolojik kanıtlar dikkat çekmektedir.

Geç Tun Çağına ait tabakalarda yapılan incelemelerde: mağara sakinlerinin Hitit kentleriyle ilişkilerini yansıtan bulgulara rastlanmıştır.

Ancak bu ilişkiyi gösteren bulguların mağarada ele geçirilme durumunun, sadece dostane ilişkilerle sınırlı olmadığı düşünülmektedir.

Bu noktada mağarada yaşayanların, Hitit kentlerini ve tapınaklarını yağmalayan Gaşka/Kaşkalarla ilişkisi üzerinde durulmaktadır.

KAZI FAALİYETLERİ:

Mağara içinde 2016 yılından bu yana yapılan kazılar sonucunda, söz konusu alanın Karadeniz’in en eski yerleşim yeri olabileceği sonucuna varılmıştır.

İnönü Mağarasının: A, B ve C olmak üzere toplam 3 alandan oluştuğu anlaşılmıştır.

Bunlardan A gözü: hiç kullanılmamıştır.

B ve C gözleri ise, aktif şekilde kullanılmıştır.

Çünkü bu alanların gözcülük yapmaya daha elverişli olduğu anlaşılmıştır.

Yine bahsi geçen bölgelerdeki su kaynağı da aktif kullanımın bir diğer nedenidir.

Ek olarak mağara duvarlarının defineciler tarafından tahrip edildiği ve bu bölgede muhtemelen bazı çizimlerin/resimlerin yapılmış olduğu anlaşılmıştır.

Mağarada, Hititler dönemine ait olduğu düşünülen, çağdaş ahşap kalıntıları bulunmuştur.

Ahşap buluntuların zemini döşemek için kullanıldığı düşünülmektedir. Böylece Anadolu’daki ilk ahşap bulgular olduğu kabul edilir.

Ayrıca, İnönü Mağaralarında: Bereket Tanrıçası figürleri, mahtızlar, çömlekçi fırını, dokuma tezgahı ve mekik parçaları ile kirmen gibi aletler bulunmuştur.

Yine mağarada: mercimek, arpa ve buğday gibi çok sayıda tohuma da rastlanmıştır.

Tüm gün ışık alan bir konumda olan İnönü Mağarasında bulunan tabakaların detaylı incelenmesi sonucunda, söz konusu bölgenin tüm yıl boyunca 3-4 aile tarafından kullanıldığı sonucuna varılmıştır.

 

 

Bartın Kurucaşile

Bartın Kurucaşile

Bartın Kurucaşile: Yolu her ne kadar zor olsa da, gerek doğal güzellikler ve gerekse tarih yaşamak isteyenler için ilginç olabilecek bir yer.

Tarih meraklıları: “Kromna” antik şehrinin kalıntılarını görebilirler. Doğa düşkünleri ise, işte tam size göre bir yer, bütün mahalleri tam bir doğal güzellik.

 

ULAŞIM

Kurucaşile, il merkezi olan Bartın’a 52 km. uzaklıktadır. Ancak, bu yol: virajlarla dolu ve engebeli bir yol olarak öne çıkıyor. Yani: zor bir yolculuk ile buraya ulaşmak mümkün.

TARİHİ

Bölgenin tarihi bayağı eskilere gitmektedir. Sırası ile, Hititler, Fenikeliler, Karyalılar ve Akalar görülür. MÖ.306 yılında ise, burada, kalıntıları günümüze kadar ulaşan “Kromna” uygarlığı yerleşmiştir.

Kromna şehri: Karadeniz kıyısında kurulmuş, antik dönem kentlerinden biri olarak dikkati çekmektedir.

Bölgede, Türkler, 1460 yılında görülür.

1957 yılına kadar Bartın’a bağlı bir nahiye iken, 1991 yılında Bartın’a bağlı bir ilçe olmuştur.

GENEL

Deniz kıyısında olmasına rağmen, ilçenin kurulu bulunduğu yerdeki eğim: % 50 düzeyindedir. Yani: ilçe merkezi eğimli bir arazi üzerine kurulmuştur. İlçe merkezi: Zeytin ve Sandal burunları arasındaki koy bölgesinde kurulmuştur.

İklim değerlendirildiğinde, yörede: Karadeniz iklimi görülüyor. Yani: kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise ılık ve yine yağışlı geçiyor.

Arazinin engebeli olması nedeniyle, tarım yok denecek kadar az.

Bartın Kurucaşile

Burası: ülkemizin en özenli “gulet” türü teknelerinin yapıldığı yer olarak bilinir. Hatta: ilçe merkezinde, Ahşap Yat Yapımı Anadolu Meslek Lisesi bile var. Burada: bilim ve teknoloji dayanaklı eğitim veriliyor.

İlçe insanı, bu tekne yapımcılığı dışında balıkçılık la da geçimini sürdürüyor. İlçede, balıkçılıktan geçimini sağlayan birçok insan bulunduğu söyleniyor.

Bartın Kurucaşile

AHŞAP YAT FESTİVALİ

Kurucaşile ilçesinde, her yıl Temmuz ayı içinde, Ahşap Tekne ve Yat Festivali düzenleniyor. Bu şenliklerde: yarışmalar düzenleniyor, tekne yarışı, bayrağa tırmanma, yüzme yarışmaları var. Ayrıca: konserler de düzenleniyor.

NE YENİR

Kurucaşile bölgesinde elbette yenilecek tek lezzet: deniz ürünleri. Her türlü deniz ürününü gayet lezzetli olarak sunan restoranlarda, mutlaka denemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Bu yöreye yolunuz düşerse, ham maddesi taş-maden olan ve İlçe merkezine bağlı Karaman köyünde bulunan “taş saç” satın alabilirsiniz. Bunun özelliği: ısıyı hemen iletmesi. Yöresel ismi: sadar.

Yufka saçı ve kızartma tavası olarak yapılanı da var. Bunun dışında, ahşap tekne maketleri satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

TEKKE KÖY:

Muhteşem bir turizm cenneti olmaya aday, harika bir yer. Yeşil ve mavinin birçok tonlarını görebilirsiniz. Henüz tam olarak tahrip olmamış bir doğası var. Ama tüm bu doğal güzellikleri yanında, Tekkeönü köyünün en büyük diğer bir özelliği: Tekne ve yat yapımcılığının ön planda olması.

Burada: küçük bir gemi inşa sanayi kurulmuş. Yaklaşık 25 civarında tersane, yani tekne yapım yeri var. Buralarda, her tür ve muhteşem teknelerin yapıldığı söyleniyor. Burada bir de plaj var.

Tekkeönü plajı: yaklaşık 300 metredir. Deniz ise nispeten sığ. Yaz aylarında, burada deniz de çok rağbet görüyor.


 

KROMNA  

Bunun dışında, Tekkeönü köyünün,  diğer adı ile Hisar köyünün bir özelliği daha var. Tarihi “Kromna” kentinin merkezi buradadır. Burası Paflagonya olarak adlandırılan bölgenin sahil şeridinde, denize paralel uzanan Küre dağlarının eteklerindedir. 

Tarihi kente ait kalıntılar ise: kale ve kale içindeki bir dehliz ve 7 adet kayalara oyulmuş kuyu.

Osmanlı döneminde önemli bir balıkçı köyü olarak yaşamına devam eden Kromna antik kenti, aynı zamanda imparatorluğun kalyon ihtiyaçlarını karşılayan “tersaneler diyarı” olarak da anılmaktadır.

Evet şimdi gelelim tarihçeye:

Amazonlardan sonra, Gasgalar (Kaşkalar) ve Hititler gibi önemli antik toplumlara ev sahipliği yaptığı düşünülmektedir. 

Şehirde Amazon sikkeleri ele geçirilmiştir. 

Kentin Fenikelilerle bağlantısına kanıt olarak şehirde bulunan eski zeytin ağaçları gösterilir. Çünkü şehrin Fenikeliler tarafından ikinci defa kurulduğu düşünülüyor. Uzmanlar, zeytini dünyaya dağıtan uygarlığın Fenikeliler olduğu yönünde ortak fikre sahiptir. 

Homeros’un İlyada destanında: Kromna antik kenti, Truva savaşında Truvalılara çok sayıda asker gönderen şehirlerden biri olarak anılmıştır. Homeros kentle ilgili şunları şöylemiştir.

“Erkek yürekli Plaimenes komuta eder Paflagonyalılara.

Gelmişler yaban katırlarıyla ünlü Enetlerin yurdundan,

Cytiros’ta, Sesamos’ta otururlar.

Parhanios ırmağı çevresinde kurmuşlardır ünlü saraylarını.

Kentleri Cromna, Aigiaios, yüksek Erytinoi’dur.”

Ünlü Sinoplu coğrafyacı Strabon: kentleri tanıtırken Kromna’dan şu şekilde söz eder: “Parthenios nehrinden sonra, ismini kurucusu olan kadından alan Amastris kentine gelinir. Amastris, Herakleia Tiranı Dionysios’un karısı ve Alekssandros’un savaştığı Dareios’un erkek kardeşi olan Oksathres’in kızıdır. O, kenti dört yerleşim yerini birleştirerek meydana getirdi. Sesamos, Kytorun, Kromna ve Tios. Sonuncusu kısa zamanda isyan ederek, bu birleşmeden ayrılmış, fakat üçü bir arada kalmıştır ve bu üç tanedenbiri olan Sesamos’a, Amastris’in Akropolis’i denir.”

MÖ 3’ncü yüzyılda yaşamış Yunan Matematikçi Apollonios ise, Kromna’dan bahsederken: “Karanlığa kadar ara vermeden gittiler, Sesamos’u ve yüksek Erythinoi kayalıklarını geçerek, Krobilaos’u ve Kromna’yı ve sık Kytoros ormanlarını …………. ” ifadelerini kullanmıştır. 

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

Kalenin Cenevizlilere ait olduğu düşünülüyor. 

Kale içinde, denize kadar uzanan bir dehliz ve yedi tane kuyu bulunmaktadır. 

Kaleden çıkmadan su ihtiyacının karşılanması ve gerektiğinde denize kaçabilmek için söz konusu dehlizden yararlanıldığı, yine bölgedeki kuyuların ise, savaşta erzak saklama işlevine sahip olduğu düşünülmektedir. 

Ancak dehlizin deniz kıyısındaki çıkış yeri, liman yapımı sırasında doldurulmuştur. 

Yani, buraya giderseniz: kale kalıntıları içinde, mahzen galerisi ve kayalara oyulmuş kuyuları görebilirsiniz.

Yörede elde edilen ve üzerinde Amazon portreleri bulunan sikkeler ise, Amasra müzesinde sergileniyor.

KAPISUYU KÖYÜ

İlçe merkezine 3 km. uzaklıktadır. Burada bulunan 1 km. uzunluğundaki doğal plaj; çevredeki insanların büyük ilgisini çekmektedir. Burada: konaklama imkanları da var, ayrıca bir lokanta bulabilirsiniz.

KARAMAN PLAJI

Bartın-Kurucaşile yolu üzerinde, ilçe merkezine 17 km. uzaklıktadır. Burada: 200 metre uzunluğunda güzel bir plaj bölgesi var. Yöredeki insanlar, bu güzel plaj bölgesini yazın özellikle tercih ediyorlar.

 

Sinop

Sinop

Sinop: ülkemizin en kuzey ucu. Güzel ve şirin bir il. Aynı zamanda: iç kalede bulunan tarihi cezaevi ile ön plana çıkıyor. Burada: Selçuklu zarafetini yansıtan Alaaddin camisini, çocuklara “Pisagor” teoreminin öğretildiği Pervane Medresesini, acıklı bir tarihe tanıklık etmiş olan Paşa Tabyasını, soluk sarı  renkli duvarlarına mistik bir hava sinmiş Balatlar Kilisesini ve Amazonların erkeklere karşı verdikleri amansız savaşlardan fırsat bulduklarında, yalnızca kadınların becerebildikleri ustalıkla süsledikleri Serapis Mabedini göreceksiniz.

Amazonların, ünlü Diojen’in şehri.

Buraya birkaç gün zaman ayırıp ta giderseniz, kesinlikle güzel zaman geçirebilirsiniz.

Karadeniz’in hırçın dalgaları, bu ilin sessizlik ve sakinliğini etkilemiyor. Karadeniz bölgesinin en büyük turizm potansiyeli olan bu şirin beldeye: mutlaka gidin.

 

ULAŞIM

Hava alanı

Sinop hava alanının kent merkezine uzaklığı: 8 km. dir. Ulaşım: dolmuş veya taksilerle yapılmaktadır. Ancak, şu an için hava alanı aktif değildir, hava ulaşımı, Samsun üzerinden yapılmaktadır.

Karayolu

Otobüs terminali, kent merkezindedir. Bazı merkezlere uzaklık ise şöyledir: Sinop-Samsun arası uzaklık: 167 km. Sinop-Ankara arası uzaklık: 456 km. Sinop-İstanbul arası uzaklık: 690 km. Sinop-İzmir arası uzaklık: 1147 km. Sinop-Erzurum arası uzaklık: 894 km. dir.

Sinop Tarihi

TARİHİ

Tarih boyunca: şehir, işlet bir ticaret ve tersane faaliyetlerine ev sahipliği yapmış. Anadolu ile Kırım Yarımadası arasında, deniz ticaretinde önemli rol oynamıştır.

Kırım Yarımadası ile Sinop Yarımadası arasındaki uzaklık: açık ve uygun hava şartlarında, tam ortada bulunulduğunda, her iki tarafı da görmek mümkün olmaktadır.

Denizciler: karayı kaybetmeden, karşıdan karşıya, Karadeniz’i geçebilirler. Öyle ki: Kırım-Sinop arası uzaklık: 280 km. dir.

Evet, şehir: antik çağdan bu yana, parlak ve yoğun bir ticari ve kültürel yaşantıya sahip olmuştur.

Bu niteliğini: daha sonraki dönemlerde, yani: Bizans, Selçuklu, Candaroğlu ve Osmanlı yönetimlerinde de sürdürmüştür.

Ayrıca: kale ve tersanesiyle, bölgenin en önemli askeri üs alanlarından biri haline gelmiştir. Ancak: bu durumunu, Ruslar tarafından, 1853 yılında yapılan baskından sonra, kaybetmeye başlamıştır.

Şehirde: tarihi süreç incelendiğinde, kısa kısa şu sonuçlar ortaya çıkıyor. MÖ.2200-2000 yılları arasında: şehrin, buraya gelen: Akalar tarafından kurulduğu sanılıyor.

MÖ.1340-1200 yılları arasında: Hititliler, bölgede görülüyorlar.

MÖ.676 yılında, Frigler, bölgede egemen oluyorlar.

MÖ.656-546 yılları arasında: şehir, Lidyalılar’ın, Karadeniz’deki en önemli ticaret limanlarından biri haline geliyor.

Sinop’ta en eski Yunan çömleklerinin eşleştirilmesi sonucunda, MÖ 7’nci yüzyıl sonlarında, Sinop şehrinin Miletoslu koloniciler tarafından kurulduğu düşünülüyor. Kendisi bir koloni olan Sinop, daha sonra kendi kolonilerini kurar. Doğudaki üç ana kolonisi olan Kotyora, Kerasous ve Trapezous (modern Ordu, Giresun ve Trabzon) günümüzde hala bölgenin başlıca kentleridir.

MÖ.480 yılında, şehir, kendi adına para bastırıyor.

Bu sikkelerde: yunus balığı üzerinde: kartal, gemi pruvası, tanrı ve tanrıça figürleri ve Roma döneminde arkaik bir Dionysos tasviri var. Bunların örneklerini: Sinop Müzesinde görebilirsiniz.

MÖ.169-120 yılları arasındaki dönemde: Pontus krallığının başkenti.

MÖ.70 yılında, Romalılar, şehri ele geçiriyorlar.

MÖ 183’te, Pontus kralı I Pharnakes, şehri ele geçirir. Büyük İskender’in ölümünden sonraki savaşlardan doğan pek çok devletten biri olan Pontus krallığı, yaklaşık MÖ 300’de, Kuzey Anadolu’nun ortasında, Karadeniz’deki dağlara yayılmış olarak kurulmuştur. Aynı yıl: Sinop, içerideki Amaseia (bugünkü Amasya) ile birlikte, bu krallığın başkentliğini yapar. Bu nedenle, MÖ 1’nci yüzyılın ilk yarısında, VI Mihtridates ile Romalılar arasındaki çetin mücadelede bir hedef haline geldi. MÖ 70’de Sinop’u ele geçiren  ve yağmalayan Romalılar, kısa süre sonra kente özerkliğini geri vererek tekrar kurdu.

MS.1204 yılında, Sinop: Trabzon Rum İmparatorluğuna bağlanıyor.

MS.1214 yılında ise, Selçuklular bölgede hakimiyet kurarlar.

1322-1461 yılları arasında, Candaroğulları-İsfandiyar oğulları bölgede egemenlik kurarlar. 1461 yılında ise: Osmanlılar bölgeye hakim olurlar.

1853 yılında, Osmanlı-Rus savaşlarında, şehir Rus donanması tarafından top ateşine tutularak yakılmış ve bu tarihten sonra, iyice küçülerek kale içine çekilmiştir.

Rus donanmasının bu baskını: Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biridir. Bu baskında: Rus Karadeniz donanması; Sinop’ta, Osmanlı donanmasına, ağır bir darbe indirir.

Yelkenli, ahşap gemilerin çarpıştığı son muharebe ve gülle yerine patlayıcı mermilerin kullanıldığı ilk deniz savaşı olarak, dünya deniz tarihine geçmiştir.

 

 

SİNOP İSMİ NEREDEN GELİYOR

Şehrin isminin kaynağı hakkında çeşitli söylentiler var. Bunlardan birkaç tanesinden söz etmek istiyorum.

1. Antik çağda, ırmak tanrısı Osopos’un kızının ismi: “Sinope” imiş. Sinope’nin, mutlu bir hayatı varmış. Ancak: bu güzeller güzeli kız, Tanrılar Tanrısı Zeus’un dikkatini çekmiş. Zeus: kızı elde etmek için her türlü yolu denemiş.

Ancak: güzel kız Sinope: Zeus’a: kendisine dokunmamasını, kız oğlan kız kalmak istediğini söylemiş. Zeus: bunun üzerine, bu güzel kızı: Karadeniz’de cennet benzeri, yemyeşil kıyılara bırakmış. (Bugün Sinop ilinin bulunduğu yere)

2. Hitit yazılı kaynaklarında: Sinop ilinden, “Sinova” ismi ile sözedilmektedir.

3. MÖ.200 yıllarında bu bölgede yaşayan ünlü şair Skymnos: şiirlerinde, Sinop bölgesinde yaşayan bir Amazon kraliçesinden söz eder. Bu kraliçenin adı: Sinope’dir.

 

GENEL

Şehir: Karadeniz kıyı şeridinin, kuzeye doğru, en çok sivrilerek uzandığı Boztepe Burnu üzerinde kurulmuştur.

Şehrin: iki limanı vardır. Bir tanesi kuzeybatıda ve diğeri ise, güneydoğudadır. Esas liman: güneydoğudaki koydadır. Kuzeybatıdaki: Akliman ve Hamsaroz Koyu, antik dönemlerde barınak yerleri olarak kullanılmıştır.

Yağmur miktarı diğer bölge illerine göre daha azdır. Bu nedenle: Karadeniz insanı, tatil için şehri tercih eder. İlin 175 km. uzunluğundaki kumsallarının, 70 km. lik bölümündeki plajlarda: denize girmek mümkündür.

İl insanlarının büyük bölümü, geçimlerini balıkçılıktan sağlamaktadırlar. Çünkü: il kıyıları sığdır ve ülkemiz balık üretiminin % 5-7 si gibi bir bölümü burada yapılmaktadır. Ancak: il de; genellikle deniz balıkçılığı hakimdir. Yetiştiricilikten öte, avcılık yaygındır.

Şehirde: iklim özellikleri, birbirine yakındır. Mevsimler arası sıcaklık farkları, çok fazla değildir. Sürekli esen rüzgarlar, şehirdeki yaşamı etkiler. Egemen iklim olarak: bütün yıl nemli ve yağışlı iklim görülür. Yazın birkaç gün dışında, Karadeniz iklimi egemendir ve bol yağış görülür.

 

DİYOJEN

Sinop şehir merkezine girerken, sol yanda kale görüldüğünde yolun ortasında beyaz bir heykel göreceksiniz. Bu heykel “Diyojen” heykelidir. Diyojen kimdir, heykeli neden buradadır gibi soruların cevapları için kısa bir anekdot: “Gölge etme, başka ihsan istemem”

Evet, Sinop’lu Diyojen, bu sözlerini; zamanın en büyük komutanlarından biri olan ve o zaman bilinen dünyanın tümünü ele geçirmiş olan Makedonya Kralı Büyük İskender’e söylemiş.

Evet, bu büyük filozof: MÖ.413 yılında, Sinop’ta doğmuş. Babasının sahte para bastığını ve servetini bu yoldan kazandığı öğrenildiğinde, şehirden sürülmüşler. Atina’ya gitmişlerdir.

Diyojen: her türlü gösterişten uzak, yaz-kış: bir fıçı içinde yaşamış. Tüm eşyası: bir asa, bir torba ve bir çanak imiş. En büyük erdemin: “doğaya uygun yaşamak olduğunu” söyler.

Böylece: insanda tutku, ölçüsüzlük, gösteriş ve kendini beğenmişliğin olmayacağını savunur.

Gündüz elinde fenerle dolaştığında, ne aradığını soran diğer insanlara: “ İnsan arıyorum” şeklindeki sözü de tarihin sayfaları arasında yerini almıştır.

 

NÜKLEER ENERJİ

Evet: Sinop il sınırları içinde: Nükleer Enerji için Termik Santral yapmak için seçilen yer: İnceburun’dur.

Yani: Hamsiloz Koyu ve hemen yakınındaki Sarıkız Milli Parkı. Yakın zaman sonra: buralar, Nükleer Santralin koruma ve girilmesi yasak alanları içine alınacakmış. Bu yüzden: bu güzellikleri acele görmenizde yarar var.

Atatürk ve Sinop

ATATÜRK VE SİNOP

1919 tarihinde, Samsuna gitmek üzere İstanbul’dan yola çıkan Atatürk; Sinop şehrine uğramış, ancak Samsuna karadan oluşma imkanı bulunmadığından, yine gemi ile yoluna devam ederek, Samsuna ulaşmıştır.

Sinop’ta kaldığı kısa sürede şehri çok beğendiğini ifade etmiştir.

Atatürk; daha sonraki süreçte: 15 Eylül 1928 Cumartesi günü, İzmir vapuru ile, Sinop’a gelir. O gün, Yalı Mektebinin bahçesinde kurulan, kara tahtanın başına geçerek Yeni Alfabenin, esaslarına ait ilk dersi verir.

Atatürk ile : ders sırasında, tahtaya çağırdığı, 50 yaşlarında ve cahil, Sinop’ta herkes  tarafından tanınan Bekir Ağa ile arasında şu konuşma geçer.

Adın ne? Bekir Paşam. Ne iş yaparsın? Arabacıyım Paşam. Okuman, yazman var mı? Yok Paşam, Senden öğrenmeye geldim. Evet: bu muhteşem insan, sahip olmakla ne kadar övünsek az olan bu insan, Atatürk: İlk harf devrimi ile ilgili işareti ve dersi: Sinop’ta vermiş.

Resim: Sinop Ortaokulu, zeytin ağacının altında çekilmiştir. Sinoplular için: 15 Eylül tarihi çok önemli.

Çünkü: bu tarihte hem Türk Milletinin en büyük önderini misafir etmiş ve hem de Harf Devrimini ifade eden; tarih sayfalarına geçen fotoğraflarda olduğu gibi, yeni alfabenin esaslarına ait ilk dersi, bugün, kendilerine bizzat, Başöğretmenlik yapan Büyük Atatürk’ten öğrenmişlerdir.

Sinop Üniversitesi

SİNOP ÜNİVERSİTESİ

2007 tarihinde kurulan Sinop Üniversitesi; Sinop şehrinde, 4 fakülte, 5 meslek yüksek okulu, 2 enstitü, 1 sağlık yüksek okulu ile eğitim ve öğretimi sürdürmektedir. Diğer bir kısım Meslek Yüksek okulu ise: Boyabat, Ayancık ve Gerze ilçelerinde bulunmaktadır.

 

 

YEME İÇME

Mısır çorbası

Mısır ve barbunyadan yapılır. Soğan ve kemikli et eklenir.

İçli tava

Hamsi, pirinç, tuz, karabiber, şeker eklenerek yapılır. Muhteşem bir tad, mutlaka denemelisiniz.

İçi etli hamur-Kulak hamuru

Bir çeşit mantı yemeğidir. Ama nasıl mantı, alışkanlık yapıyor, aman dikkat bir tabaktan sonra tekrar isterseniz, diğer lezzetlere yeriniz kalmaz. Ancak bunu söylerken şunu da ifade etmem şart, bu mantıyı şehir merkezinde birçok yerde yiyebilirsiniz, ancak şehirde bu mantıyı en iyi yaptığı söylenen yerde (ismini vermiyorum, zaten en iyi mantı nerede yenir diye sorarsanız, gösterirler.) oldukça büyük bir ücret ödemeniz gerekebilir.

Yani, diğerlerinde lezzet yok, lezzet olan yerde de fiyat pahalı, tercih sizin.

Nokul

Bir çeşit börek.

 

ALIŞVERİŞ

Evet, Sinop’tan: dünyaca ünlü hediyelik: kotra ve taka maketleri, turistik çelik bıçaklar ve keten işlemelerinden alabilirsiniz. Özellikle çok sayıda gemi modeli satılıyor. Ancak buranın turistik bir yer olduğunu unutmayınız, fiyatlar aşırı yüksek, haşlanmış bir mısır 4 veya 5 TL satılıyor.

 

GEMİ MODELLERİ

İl merkezinde gemi modelleri yapımcılığı yaygındır. 1950 yılındaki aftan yararlanarak cezaevinden çıkan mahkumların bir kısmı; Sinop’a yerleşerek, gemi modelleri yapmışlar, yanlarında çalıştırdıkları çıkarlara, kotra yapımını öğreterek, bu sanatın il merkezinde yapılmasını sağlamışlardır. Gemi modelleri yapımında kullanılan ağaçlar: ceviz, gürgen, kavak, kiraz ve armuttur.

BIÇAKCILIK

Sinop’ta el yapımı bıçak üretilmektedir. Bu üretim: 1890 yılından, günümüze kadar sürdürülmektedir. Bıçakların yapımında: yüksek karbonlu İsveç takım çeliği, saplarının yapımında ise manda, geyik boynuzu, gül ağacı kökü kullanılır. Korkuluk ve tepe malzemesi: kaliteli pirinçten, kınları ise: kaliteli sığır derisinden yapılır. Bıçaklar: dekoratif bıçak, mutfak bıçakları ve av bıçağı olarak üretilir.

Sinop

GEZİLECEK YERLER

Antik kentten geriye fazla bir şey kalmamıştır.

Kendisi Amaseia’nın yerlesi olan coğrafyacı Strabon, kenti şöyle anlatır:

“Kentin kendisi güzel duvarlarla çevrilidir ve aynı zamanda harika gymnasium, çarşı ve stoalarla donatılmıştır. “

Bu iyi işçiliğe sahip duvarlar hala durur ve antik kent bölgesi hakkındaki iyi bir fikir verirler.

Orijinal olarak Sinop’un Pontus’un başkenti olduğu MÖ 2’nci yüzyıla dayanıyor olabilirler.

Batı kısmında modern zamanlarda (1887-1997) hapishane olarak kullanılan, ama artık halka açık bir kale de bulunur.

Eğer modern sokak planının antiği yansıttığını kabul edersek, kentin yerleşiminde bir ızgara plan uygulandığı söylenebilir.

Diğer antik kalıntılar arasında MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenen ve Serapis’e atfedilen bir tapınağın temelleri ve güney limandaki dalgakıranın izleri sayılabilir.

Strabon’un sözünü ettiği gymnasium, Pazar ve stoalardan iz kalmamıştır.

 

 

AMFORALAR:

Son yıllarda amfora atölyelerinin incelenmesiyle, Helenistik Sinop’a yeni bir açıdan bakılması sağlanmıştır.

1990’larda Sinop Müzesi ve Fransız ekiplerin işbirliğiyle gerçekleştirilen kazılarda, zeytinyağı ve şarapla doldurularak başta kuzey kıyılardaki topluluklara olmak üzere, Karadeniz boyunca nakliyatta kullanılan amforaların, yani seramik sıvı kapların Sinop ve civarında aktif olarak üretildiği ortaya çıkmıştır.

Fırınların ve kusurlu çömleklerin (kırık, yamuk veya fazla pişmiş çömleklerin parçaları) kalıntıları üretim sürecini aydınlatmıştır.

Atölyelerin tarihlendirilmesinde özellikle damgalanmış amfora saplarından yararlanılmıştır.

Sinop’da, damga o yılki görevlinin adı, üreticinin adı ve görevli veya üreticiyle ilgili bir amblem içerirdi.

Uzmanlar bu damgaları, 10 yıllık bir hata payı ile tarihlendirmektedir.

Büyük kısmı Karadeniz çevresinde olmak üzere, Sinop’ta imal edilmiş vazolardan yaklaşık 20.000 damga izi bulunmuştur.

 

ŞEHİR MERKEZİ

Karadeniz dalgaları ne kadar hırçın ise, Sinop il merkezi o kadar sessiz ve sakindir. Merkez, iki caddeden oluşuyor. Kendi halinde, bir çarşısı var. Çarşısı sevimli  bir yer. Küçük ama temiz lokantalarında: Sinop pidesi, ya da kulak denilen cevizli mantı yiyebilirsiniz. Ama dikkat, buranın mantısı yani kulak, bağımlılık yapabiliyor.

Bir de: sahil yolu. Bu sahil yolunda: balıkçılar, çay bahçeleri var. Sahilde bulunan iskelede gezinin, akşam saatlerinde iskele de birçok balık tutan ve gezinen Sinoplular görebilirsiniz.

Sinop

Akşam saatlerinde zaten şehir iyice canlanıyor, sahil kesimi çok kalabalık oluyor.

Sinop

Sinop

 

Tekne yolculuğu

Hatta, akşam saatlerinde limandan bir tekne turu yapabilirsiniz. 45 dakika süren tekne turu bulunmaktadır. Yolculuk sırasında bir çay veya neskafe ikramı yapılıyor, ayrıca muhteşem yüksek volümlü Karadeniz müzikleri dinleyeceksiniz. Eğer üşürseniz, üst kata çıkmayın veya üst kata çıkarsanız polar isteyin çünkü soğuk oluyor. Sinop şehrinin ışıklarını, uzaktan seyretmek ilginç oluyor.

Sinop

Bu arada; şehri tepeden izlemek isterseniz, kaleye çıkacaksınız.

Çarşıyı gezdikten sonra: Sinop Cezaevine çıkmanız gerek. Çünkü: gerek kuruluşu ve gerekse yapısı ve içinde bulunanlarla, özellikleri olan bir cezaevi. O kadar çok şey yaşanmış ki, burada gezerken, o günleri hayal etmek mümkün.

Tüyleriniz ürperecek. “Dışarıda deli dalgalar, gelir duvarları yalar” dizelerini mırıldanırken, o dalgaların sesini duyabilir, duvarları görebilirsiniz.

Evet: ben size, Sinop il merkezinde gezilebilecek yerler hakkında, aşağıda ayrıntılı bilgiler vereceğim.

Siz kendiniz için, Sinop’ta kalma sürenize ve tercihlerinize göre bir gezi planı oluşturabilirsiniz. Tabii, Sinop’ta bulunduğunuz iklim de önemli, yaz ayları dışında, yani Temmuz-Ağustos ayları dışında, deniz kıyısında, sahilde, plajları, kumsalları gezmek pek anlamlı olmaz.

Sinop Arkeoloji Müzesi

SİNOP ARKEOLOJİ MÜZESİ

Müze, 1970 yılında, bugün bulunduğu binaya taşınmış. Karadeniz bölgesinin en büyük müzesidir. Okullar caddesindedir. Sinop ve çevresinde yapılan kazılardaki buluntular, burada sergileniyor.

Özellikle: şehir çevresinden toplanmış ikonalar var. Bahçesinde: şehitlik anıtı, Aynalı kadın türbesi ve Serapis Mabedi var. 19.yüzyılda Sinop ve çevresinde bulunan kiliselerde, günümüze kaldığı tahmin edilen ikonaların müzeye ne zaman ve nereden getirildiği bilinmemektedir.

Bunlar: kestane ağacından yapılmış panolara, alçı sıvanarak, bazılarında da bez alçı bir arada kullanılarak, üzerine çeşitli boya ve altın yaldızla yapılmıştır. Evet şimdi müzenin ayrıntılı, kat-kat gezi planını veriyorum.

Sinop Sinop Arkeoloji Müzesi

İç teşhir salonu-Zemin kat

Hemen girişte: Irmak tanrısı Asapos’un su perisi kızı Sinop kentinin kurucusu olduğu söylenen “Sinope” nin büstü var. Sonra: şehir merkezine, 16 km. uzaklıktaki: Demirci Köyü Kocagöz Höyük kazısında çıkan buluntular var.

Bunlar: Tunç çağına ait, pişmiş topraktan yapılmış, kulplu-kulpsuz, ayaklı-ayaksız vazo, tas, kupa, tabak, testi, kolyeler, değişik formda kaplar, kemik aletler, cilalı  taştan balta, bronz iğne ve mızrak uçları var.

Birinci galeri ve birinci salon arasında ise: çeşitli dönemlere ait sikkeler ve s on bölümde, Karadeniz deniz buluntuları olan amphoralar sergileniyor.

Sinop Arkeoloji Müzesi

Birinci salon

Hitit, Frig, Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans çağı eserleri sergileniyor. Bunlar: pişmiş topraktan yapılmış: testi, tabak, askı kulplu, süzgeçli kaplar, yonca ağızlı, boyalı testiler, küçük mezar buluntuları, altın, kemik, bronz ziynet eşyaları, Serapis mabedi buluntuları, silindirik mühür, bilezik, yüzük gibi ziynet eşyaları ile, Selçuklu ve Osmanlı defineleri-sikkeleri bu salonda sergileniyor.

Bölümün en önemli eserleri arasında: MÖ.5. yüzyıla ait, üzerinde aslan başı, karga başı ve koç bulunan, bronz hydria. Geyiğe saldıran aslan, MÖ.5.yüzyıla tarihlenen heykel gurubu bulunuyor.

Sinop Arkeoloji Müzesi

İkinci salon

Burada, yörenin giyim-kuşam, el işleme,  dokuma örnekleri ve çeşitli ziynet eşyaları, çini porselen, ateşli ve delici silahlar, yazı  takımları, fildişi-sedef kakmalı çekmece, mutfak eşyaları sergileniyor.

Birinci kat

Halı ve yazma eserler bölümü

Kula ve Gördes halı seccade örnekleri, çeşitli çatmalar, el yazma Kur’anlar, hat sanatına ait yazı çeşitleri, cilt kapakları, fildişi kakmalı nadide rahleler sergileniyor.

Sinop Arkeoloji Müzesi

Sinop Arkeoloji Müzesi

Sinop Arkeoloji Müzesi

 

İkona seksiyonu:

(Ağustos 2018 tarihinde müzeyi gezdiğimde, ikonaların asıllarının onarım ve bakım için  İstanbul’a gönderildiği, aynı yerde bulunan ikonaların benzerleri olduğunu öğrendim ve üzüldüm, keşke orijinalleri görebilseydim. Umarım siz ziyaret ettiğinizde orijinalleri görürsünüz.)

Evet, burada; Bizans sanat üslubunun özelliklerini taşıyan, zengin bir ikona koleksiyonu sergileniyor. İkona: Hıristiyan dininde, doğu kiliselerinde, duvar fresklerine karşılık, ahşap pano üzerine yapılan, her türlü dini resme verilen isimdir. İkonalar: kiliselerde, halk tarafından, kolayca görünecek yerlere asılıyorlardı.

Bizans dönemine ait ikonaların ana konuları, sıkı bir Taoloji programı ile saptanmıştı. Bunlar: İsa, Meryem’in resimleri yanında, Havari ve Aziz kişilerin resimlerinden oluşuyordu. Ya da yaşam öyküleriyle birlikte, çeşitli dinsel ve tarihi olaylar anlatılıyordu.

Müzenin kendine has özelliklerinden biri: Bizans sanat üslubundaki zengin ikon koleksiyonudur. Çeşitli boy ve ebatlarda, altın yaldız ve boya ile yapılan, 27 adet ikon vardır. Bu ikon koleksiyonunun sanat tarihi bakımından büyük bir önemi vardır.

Çeşitli boy ve ebattaki: İsa, Melek, Meryem ve Azizler ile ilgili konuları içeren, bol miktarda, altın yaldız kullanılarak yapılan, özellikle yabancı ziyaretçiler tarafından ilgi ile izlenen ikonalar burada sergileniyor.

Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi

Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi

Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi

 

Bahçeye çıkıyorsunuz. Bahçe düzenlemesi de, müzenin içi kadar güzel ve zengindir. Çıktıktan sonra: sağ tarafa döndüğünüzde, yürüme yolu boyunca, duvara monte edilerek sergilenen, mozaikler, hem üstten küçük çatıcıklar yapılarak koruma altına alınmış, hem de aydınlatılması yapılarak gece de güzel bir görünüm elde edilmiştir.

Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi

Arka kısımda: denizden balıkçı ağlarına takılması sonucu çıkarılan oldukça eski çapalar ve toplar var. Bu topların arkasında, diğer park kısmında da “Deniz Şehitleri Anıtı” var. Çapaların bulunduğu yerin az ilerisinde: 1950’li yıllarda yapılan kazılarda bulunmuş olan “Serapis Mabedi” kalıntıları var.

Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi Serapis Tapınağı

Yine bahçe içinde: 1335 yılında, Sultan I. Murat’ın kardeşi, Süleyman Paşa’nın kızı İsmet Sultan Hatun için yaptırılmış bir türbe var. Buraya: Sultan Hatun Türbesi ya da Aynalı Kadın türbesi deniliyor.

Biri kapı önünde, dışarıda ve diğeri türbe içinde ve zemin taşlarının biri üzerinde, mermerden, birer ayna resmi varmış. Halk arasında: Aynalı kadın  denilmesinin sebebi buymuş.

2006 yılında restorasyona alınan Sinop Müzesi, ülkemizdeki en modern müzelerden biri haline geldi. Yıllık ziyaretçi sayısı: 200.000 civarındadır.

Yakın zaman önce: cezaevi duvarları arasında kalan eklentilerin bir kısmının yıkılması sırasında: eski devirlerde mancınıklarla kullanıldıkları tahmin edilen taş külleler bulundu. 40 civarındaki taş gülle: Sinop Arkeoloji Müzesine taşındı. Müze gezinizde, bunları da göreceksiniz.

 

Sinop Arkeoloji Müzesi Bahçesi

SERAPİS MABEDİ

Müzenin bahçesinde kalıntıları var. 1951 yılında bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış. Güneyinde: altarı olan dikdörtgen planlı bir mabet. Kazı sırasında: pişmiş toprak malzeme, mimari parçaları ve sırasıyla Serapis, Dionysos, Herakles, İsis ve Kore figürleri bulunmuş. Mabedin, hangi tanrı için yapıldığı bilinmiyor. Ancak, bir yazıtında, bu mabedin Serapis’a ait olduğu görülmüş.

 

Sinop Şehitlik ve Deniz Şehitleri Anıtı

Sinop Şehitlik ve Deniz Şehitleri Anıtı

ŞEHİTLİK VE DENİZ ŞEHİTLERİ ANITI

Müzenin bahçesindedir. Yani, burayı ziyaret etmek isterseniz, Müzenin bahçesinden giriliyor, cadde üzerinde kendi kapısı kilitlidir. 1853 Osmanlı-Rus savaşları sırasında, Sinop limanında şehit  düşen denizcilerimiz için yaptırılmıştır.

Anıtın ilk yapımına: 1857 yılında Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa tarafından başlanılmıştır. Arkasında bir abide  yapılması  düşünülmüşse de, Mutasarruf Zihni Bey’in başka bir yere tayini nedeniyle yaptırılamamıştır.

Mevcut şehitlik: 1933 yılında Vali Abdulhak Savaş’ın girişimleriyle, Cumhuriyetin 10. yıl dönümünde tamamlanarak, açılmıştır.

 

Sinop Etnografya Müzesi-Aslan Torunlar Evi

 

ETNOĞRAFYA MÜZESİ: (ASLAN TORUNLAR EVİ)

Şehirdeki en güzel Osmanlı dönemi sivil mimari örnek yapılarından biri olan: 19.yüzyıl başlarında inşa edildiği tahmin edilen, bir yerde bulunuyor. Kefeli Mahallesi, Kemalettin Sami Paşa Caddesindedir. Zaten Etnografya ve Arkeoloji Müzeleri birbirine çok yakındır, yine de görünmüyor, yerlerini sormak gerekiyor.

Evet: Etnografya müzesine gittiğinizde, yerler halı, içeride ağır bir hava var, ama görevli çok ilgili, müzede bir görevli var, giren olursa onlarla birlikte geziniyor. Öte yandan, sakin bir müze, Etnografya müzeleri genelde ilgi çekmiyor.

Ağustos 2023 tarihinde bu müzeyi gezerken, bizden başka içeride kimse yoktu.

Evet, bina kesme taştan yapılmış, zemin kat üzerine, ahşap çatı arası ve 1 ve 2’nci katlar bindirme tekniğiyle yapılmış. Cephede: bol pencere ve geniş saçak var. 1 ve 2 nci katta bulunan: 4 oda ve 3 eyvan, ortadaki sofaya açılıyor.

Odalarda: ahşap dolar, ocak gibi öğelerle bulunuyor.  En alt zemin katta: Sinop ve Boyabat evlerinin sergilendiği galeri kısmı var. Önceleri burası, atların bağlandığı ahır kısmı imiş. Burada: ülkemizin çeşitli yerlerinden elde edilmiş mutfak eşyaları sergileniyor. Ayrıca: bir köy odası var.

Sinop Etnoğrafya Müzesi

Sinop Etnografya Müzesi

Sinop Etnoğrafya Müzesi

 

Birinci kat: Etnografya Müzesi ve 2.kat ise: yaşayan konak olarak planlanarak, ziyarete açılmıştır. Birinci katta: Sinop yöresinde kullanılmış olan ziynet eşyaları, kılıçlar, dokuma tezgahı gibi eşyalar bulunuyor.

Sinop Etnografya Müzesi

Sinop Etnografya Müzesi

 

İkinci kat: geniş bir salon ve bunun çevresinde simetrik olarak planlanmış 4 oda ve 3 eyvan var. Bu eyvanlarda, konak yaşantısı canlandırılmış. Baş odada: konağın erkeklerinin yaşamı, oturma odasında ayrıntılı bir kına gecesi, namaz odasında evin büyüklerinin ibadetleri canlandırılmış. Ayrıca: gelin odasında, gelinin konak içindeki yaşamı ve eşyaları ayrıntılı bir şekilde sergilenmiş.

Sinop Kalesi

SİNOP KALESİ

MÖ.7. yüzyılda, şehri korumak için, yarımada üzerine yapılmış. Yalı ve Kafevi Mahallelerini kuşatır. İç ve dış limanların arasında bulunuyor.

Bazı kaynaklara göre, kalenin yapımı Hititlere kadar indiriliyorsa da, bu durum kesinlik kazanmamıştır. MÖ.72 yılında, Pontus kralı IV. Mithridates: Sinop’ta: mabet, tiyatro, gimnasium ve saray yaptırmış, şehrin çevresini de surlarla çevirmiştir.

Bunları izleyen dönemlerde: Selçuklular, İsfendiyaroğluları ve Osmanlılar tarafından da, kale, onarılmış ve eklerle genişletilmiştir. Bu dönemlere ait kitabeler, günümüzde kalede bulunmaktadır.

Bu kitabelerde, surları yaptıran kumandanların isimleri yazılıdır. Selçuklular, limanı kontrol etmek için, kaleye bir iç kale eklerler. Burç ve kulelerle, kaleyi daha da güçlendirirler.

Sinop Kalesi

Şehrin güneyinde, iç limana bakan kale: deniz kıyısında, birbiri içine giren, 2 bölümden meydana gelir. Kalenin 6 kapısı vardır. Bunlar: Kum kapısı, Meydan kapısı, Tersane kapısı, Yeniçeri kapısı, Dabağhane Kapısı ve Lonca kapısıdır.

Bu kapıların hepsi, ikişer kanatlı demir kapılardır. Ancak: 1950 yılındaki karayolu yapımı sırasında, bu kapıların çoğu yıkılır.

Günümüzde: yalnızca iki kapı kalmış. Biri: cezaevinin karşısındaki Loncakapı ve diğeri de, otogarın yakınında, kuzey kıyıda, denize düşecekmiş gibi duran ve bir burca benzeyen Kumkapı.

Sinop manzarası için: Limandaki burca çıkın. Surun bir kısmında yürüyerek, denizi seyredebileceğiniz gibi, kenti boğan yapılaşmayı da göreceksiniz.

Sinop Kalesi

Dış kalenin uzunluğu, kuzeyde: 800 metre, doğuda 500 metre, güneyde 400 metre, batıda 270 metredir. Sur duvarlarının kalınlığı: 3 metreyi bulur.

Selçuklu döneminde: iç kalenin bir bölümü tersaneye dönüştürülmüş ve dönemin en güzel savaş gemileri burada yaptırılmıştır. Osmanlılar da, bunu sürdürmüş ve burada kalyonlar, kadırgalar yapılmıştır.

SAAT KULESİ

İç kale burçlarından, doğu surları üzerindeki burcun üzerindedir. Kare planlı, düzgün kesme taştan yapılmıştır. Burcun batısından çıkan taş merdivenle kuleye varılır. Cumhuriyet dönemi yapılarından olan kule, şehirle özdeşmiştir.

Ancak, ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Bunu açıklayan bir kitabe ve belgeye rastlanmamıştır.

Büyük olasılıkla, saat kulesinin: 1892 tarihinden sonra yapıldığı düşünülmektedir. Kule: dikdörtgen bir prizma şeklinde, üzeri mazgallı olup, dört köşesine de, birer saat kadranı yerleştirilmiştir.

 

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

İÇ KALE- ESKİ SİNOP CEZAEVİ-ESKİ SİNOP TERSANESİ

Güneydedir. 9500 metre karelik bir alana yayılmıştır. Kuzeydeki iç kale ise: 16875 m. Karelik alana yayılmıştır. Kuzeydeki iç kale: Sinop’un batısındadır. Güneyi ve kuzeyi, denize karşıdır. 11 burçla desteklenen iç kalenin duvarlarında, antik çağlara ait mimari parçalar, sütunlar, sütun başlıkları bulunmaktadır.

Buradaki surların yüksekliği: 18-22 metredir. Duvar kalınlıkları: 3 metreyi bulur. Ayrıca; bu bölümde, kaleyi bir uçtan, diğer uca kadar uzanan, gezinti yolu var. Selçuklular: şehri ele geçirdiklerinde, önüne uzun bir sur duvarı eklerler.

Buradaki duvarlar yapılırken, şehirdeki antik çağlara ait yapıların taşlarından yararlanılmış. İç kale: esas kalenin depo ve cephaneliği niteliğinde idi. İçinde: İbrahim Bey Camisi varmış. Sonraki yıllarda, bu cami ile birlikte depolar yıktırılmış, içerisinden bir yol geçirilmiş.

Güney bölümü: diğer bölüme göre  daha alçak olduğundan, sonraki yıllarda, burası hapishane olarak kullanılmış.

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

İç kale adı verilen ve hapishanenin bulunduğu alan: 1214 yılında, Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus tarafından, ana kalenin kuzeyden-güneye inen, dik bir surla kesilmesiyle oluşturulmuştur. Sinop hapishanesi, bu bölümde kurulmuştur.

 

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

 

Hapishaneyi çevreleyen iç duvar: 11 burçla desteklenmiştir. Burçların yüksekliği: 22 metre ve surların yüksekliği ise; 18 metredir. 3 metre kalınlığında olan surların üzerinde: yollar bulunmaktadır ve bu yollarda, muhafızların gezi yollarıdır.

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

Evet: İç kale: Selçuklular zamanında tersane olarak kullanılmıştır. Osmanlılar döneminde de, burası tersane olarak kullanılmaya devam edilmiş ve zamanın en mükemmel harp gemileri, burada yapılmıştır. Osmanlıların, Karadeniz’de mevcut en büyük tersanesi burada kurulmuştur.

 

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

 

Ancak; bölge, 1887 yılından sonra tersane vasfını kaybetmiş ve cezaevi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Cezaevinden mahkumların kaçışı imkansızdı.

Çünkü: dört bir tarafı, kale ile çevriliydi. Buradan: yalnızca iki kişi kaçmaya çalışmış, biri denizde boğulmuş, diğeri ise kaçmayı başarmıştır.

1939 yılında, iç kalenin kuzeyindeki bölmede: 2 katlı, 9 koğuşlu, ikinci bir taş bina yapılmıştır. 1950 yılında: cezaevi son şeklini almıştır.

Bu şekliyle, cezaevinde: 11 küçük, 37 koğuş, 21 hücre ve 64 gözlem hücresi bulunmaktadır. Gözlem hücrelerinde, siyasi hükümlüler ve idamlıklar kalmaktaymış.

Cezaevinin bir bölümünde de, çocuk İslah evi var. 432 yıllık bir geçmişe sahip cezaevinin eski durumuyla ilgili bilgileri, o zamanlar şehirde yaşamış ve cezaevinde yatmış kişilerin anılarından öğrenmek mümkün oluyor.

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

Sinop İç Kale-Eski Sinop Cezaevi-Eski Sinop Tersanesi

 

Daha sonraki süreçte: 1997 yılında, cezaevi boşaltılmış ve bölge, 1999 yılında Kültür Bakanlığına tahsis edilmiş ve Bakanlıkça: buranın kültür kompleksi haline getirilmesi çalışmaları sürdürülmektedir. Halen Müze olarak hizmete açıktır. 2004 yılında: 45.000 kişi tarafından  ziyaret edilmiştir. Cezaevini anlatan şiirler Sebahattin Ali tarafından yazılmış olup, özellikle “Aldırma Gönül” popüler olmuştur.

Sinop Şehitler Çeşmesi

ŞEHİTLER ÇEŞMESİ

Tersane çarşısındadır. 1853 yılındaki Osmanlı-Rus savaşında şehit düşen, Türk denizcilerin ceplerinden çıkan paralarla yaptırılmış. Yalnız burada hassas bir durum var.

Şöyle ki: bu denizcilerimiz şehit edildiğinde, yani Ruslar burayı bombaladığında, henüz harp ilan edilmemiş. Yani: adice bir baskın ve şehitler.

Hacı Ömer Camisinin doğusundadır. 3.80 x 3.80 metre boyutlarında, bir alana oturtulmuştur. Üstü: tek kubbe ile örtülüdür. Üzeri: çinko ile kaplanmıştır.

Sinop Balatlar Kilisesi

BALATLAR KİLİSESİ

Şehrin: Ada mahallesinde, Yusufoğlu aralığındadır. İlk bulunduğunda: 3062 metre karelik alanı kapsayan bu yapının: Roma döneminde yapılmış bir hamam olduğu düşünülmüş.

Ancak: 660 yılında, buranın Bizans döneminde yapılmış, dikdörtgen planlı bir bazilika olduğu anlaşılmış. Günümüze, yalnızca: kuzey ve güney duvarı kalmıştır.

Bu duvarlarda: İsa, Meryem ve havarilerle ilgili freskler sürekli açıkta bulunduklarından tahrip olmuş ve hala da olmaya devam ediyorlar. Ayrıca: şapelin tonozla örtülü üst yapısı, sağlam kalmış. Diğer bölümlerin üstü açık. Tüm duvarlarda, dört sıra tuğla kullanılmış.

Sinop Balatlar Kilisesi

Çağının mimari özelliklerini taşıyan bu fresklere yazık, önlem alınmasını diliyorum. Giriş kısmında ve tavanlarda, boyalı grafikler var. Eskiden, bunların çok olduğu söyleniyor ama günümüzde bakımsızlıktan, bu kadarı yani az sayıda kalmış. Kilise: 2000 yılında kamulaştırılarak, halkın ziyaretine açıktır.

Sinop Alaaddin Camii

ALAADDİN CAMİ

Ulu cami, Büyük cami ve Alaaddin Camisi olarak da bilinir.

Selçuklu dönemi eseridir. Sinop’un en büyük camisidir. Sinop’un fethinden sonra, 1214 yılında yaptırılmıştır. Rumların şehre yaptıkları baskınlarda, büyük zarar görmüştür. 1268 yılında, Süleyman Pervane tarafından yeniden onarttırılır.

Sinop Alaaddin Camii

Büyük bir avlunun güneyindedir. Dikdörtgen planlı olup, beş kubbelidir. Avlunun ortasında, bir şadırvan, bir köşede de, İsfendiyar oğullarının türbeleri var. Burada bir de “Seyit Bilal Türbesi” var. Seyit Bilal: savaşta kopan kafasını kapıp koşarak, Sinop’a yetiştirdiği rivayet edilir.

Çandarlıoğulları döneminde, emsalsiz işçilikte bir minber ilave edilir, ancak bu minber: büyük kubbenin 1850 yılında yıkılması sırasında harap olur ve kalan bölümleri-parçaları: Trabzon Valisi Sırrı Bey tarafından, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesine gönderilir.

Caminin arkasında: kesme taştan, yuvarlak gövdeli, tek şerefeli olan minaresi bulunur.

Caminin bahçesi: güllerin, palmiye ağaçlarının ve gölgeliklerin bol olduğu bir yer, keyifli ve genellikle kalabalık.

Sinop Pervane Medresesi

PERVANE MEDRESESİ

Hemen Alaaddin Camisinin karşısında. 1262 tarihinde yapılmış bir yapı. Sinop’un düşman işgalinden kurtuluşunun anısına: Selçuklu veziri Süleyman Pervane tarafından yaptırılmış.

Medrese: moloz ve kesme taştan yapılmış,  dikdörtgen planlıdır. Dönemin taş işçiliğini gösteren, görkemli bir giriş kapısı var.

Giriş eyvanında, tek katlı medrese avlusunun iki tarafında:; 16 oda sıralanmıştır. Girişin karşısındaki eyvan; 1889 yılında dershaneye dönüştürülmüştür. Giriş eyvanının iki yanında, birer kapı var.

Bu kapılardan, sağ taraftakinde, Muinüddin Süleyman Pervanenin torunu ve Mesut Celebinin oğlu Sinop Beyi Altınbaş ünlü deniz generali Gazi Çelebinin mezarının bulunduğu küçük bir bahçe var.

Odalarında, günümüzde: ahşap tekne maketi ve Sinop dokumaları gibi yöreye özgü el sanatlarının satış yerleri var.

Sinop Paşa Tabyası

PAŞA TABYASI

Yarımadasın güney ucunda, il merkezine 1 km. uzaklıkta, 19.yüzyılda, Osmanlı-Rus savaşları sırasında, denizden gelen tehlikeleri önlemek için yapılmıştır. Yarı ay şeklindedir. 11 top yatağı, cephanelik, asker koğuşu olarak kullanılan büyük mekanlar ve mahzen var. Günümüzde: burası, ziyarete açık bir yer. Yeme-içme mekanları oluşturulmuş.

Sinop Korucuk Tabyaları

KORUCUK TABYALARI

İl merkezine: 3 km. uzaklıktadır. Geniş bir alanı kapsamaktadır. Batı kısmında, toprak altında, kesme taşlardan örülmüş, tonozlu koridor ve 2 oda ile, batıdan doğuya uzanmış küçük tepeler arasında bulunan 5 adet top yuvasından oluşmaktadır. Osmanlı döneminde, savunma amacıyla yapılmış bir yapıdır. Günümüzde: özel kişinin mülküdür.

Sinop Akliman

sinop.akliman.1
Sinop Akliman

 

AKLİMAN KOYU

İlin batısında bulunuyor. Kent merkezine uzaklık: 9 km. Sinop’tan İnceburun’a en kısa, buradan gidilir. Sinop-Akliman-Hamsilos yolunun üstündedir.

Koyun hemen açığında: 2 ada var. Bu adalar: koyun güney ve kuzey kısımları ile birleşmiş gibidir. Koyun: kuzey yakasındaki adayı: kıyıya birleştiren bir köprü var. Bu köprü: açık denizden gelen  dalgaları da engelliyor. Ayrıca: bu adada “Akliman Feneri” bulunuyor.

Koyun güneybatı ucunda: bir küçük koy daha var. Ayrıca: ana koyun hemen güney kıyılarında, iki küçük, girinti daha var.

Kumsal gayet güzel, genişliği: 15-20 metre arasında, uzunluğu ise, bayağı var. Yani resimlerden de göreceğiniz gibi, burada denize girmek mümkün. Ayrıca: burada, Milli Parklar Müdürlüğü tarafından tanzim edilmiş, piknik alanı var.

Piknik alanı: her türlü ihtiyaca cevap verebilecek düzeyde. Burada: ormanla deniz iç içe. Yani: piknik alanıyla, ormanla denizin iç içe olduğu “ria” tipi bir kıyı örneği.

Türkiye’de: oksijen yoğunluğu ile, birinci sırada bulunan ve içinde bitki örtüsü ve yaban hayatı bakımından büyük bir zenginlik olan, Akliman Mevkii, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, “Hamsilos Tabiat Parkı” ilan edilmiş. Zaten: 1991 yılında, birinci derece SİT alanı olarak da ilan edilmiş.

Sinop Hamsilos Koyu

Sinop Hamsilos Koyu

Sinop Hamsilos Koyu

Sinop Hamsilos Koyu

 

HAMSİLOS KOYU

Hamsilos Koyu: aslında, jeolojik ve coğrafi bir terim olan: “Fiyord”dur.

Fiyord: buzulların oluşturduğu vadilerin,  deniz suyu ile dolmasıyla oluşan, dik yar ve kayalıkların arasındaki dar deniz koycuklarına verilen bir isimdir.

Dar koylar: buzullar tarafından aşındırılmış ve deniz seviyesinin çok altındaki taban,  deniz yüzeyinin bayağı altına kadar devam eden ilk duvarlar, kara tarafında ve ortada deniz tarafına göre, daha çok olan derinlik ve açık deniz ile bağlantılı fiyordların tipik özellikleridir.

Dolayısı ile: Hamsilos fiyordu: son buzul çağında, Karadeniz’in tamamen donduğu dönemde, buzullar erirken oluşmuştur. Genellikle, kuzey ülkelerinde görülen bu coğrafi oluşumun, Türkiye’deki tek örneği Hamsiloz koyudur.

Karadeniz’in hırçın olduğu günlerde, yörenin balıkçıları bu koya sığınıyorlarmış.  Burada: deniz, sanki bir nehir gibi karanın içine giriyor. Devecik deresi adlı küçük bir akarsuyun ağzında bulunan, 300-400 metrelik bir deniz girintisidir.

Burası 1991 yılında Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Dünyada tek benzeri, Norveç ülkesi kıyılarında bulunmaktadır. Koyun bulunduğu körfez, çiçek ve ağaçlarla bezenmiştir.

Evet: koyun bulunduğu milli park alanı, Sinop şehir merkezine yakın olduğu için, Sinoplular burayı sık ziyaret ediyorlar. Hamsilos koyu, il merkezine: 14 km. uzaklıktadır.

Ancak buraya giderken dikkat etmeniz gereken bir durum var. Yol üzerinde, hemen sağda bir süre sonra “HAMSİLOS TABİAT PARKI” diye bir tabela göreceksiniz ve bu tabelanın bulunduğu alana giriş ücretlidir.

Burada, deniz kıyısında piknik alanları var, ağaçların altında, denizin kıyısındaki yeşillik alanda insanlar mangal yakıyor, çocuklar top oynuyor, her yan duman, ağaçların altına çadırlar kurulmuş, hemen sağ yanda deniz kıyısında bir restoran bulunuyor ama burası Hamsilos koyu değildir.

Eğer Hamsilos koyuna gitmek istiyorsanız, burayı pas geçip deniz kıyısından Akliman istikametinde ilerleyin. Yine yol üstünde, piknik yapanlar, mangal yakanlar, denize girenler göreceksiniz, ama bunlar ücret ödemeden bu işi yapanlar, yani piknik yapacaksanız, ileriye devam edin, ücret ödemeden piknik ve denize girme imkanı var.

Bir süre sonra Hamsilos koyuna varılıyor. Burada: bir yerde aracınızı otoparka bırakıp yürümeye başlıyorsunuz. Ama mesafe uzun değil, bölgeye geldiğinizde, sol yanda muhteşem güzel Hamsilos koyu manzarası, sağ yanda ise, deniz görülüyor.

Bu güzelliği mutlaka yaşayın, yol sorunlu değil, buraya mutlaka gidin. Ancak burada piknik yapmak, ateş yakmak mümkün değil, ahşap kamelyalarda oturup çevreyi seyredebilirsiniz.

 

Sinop Mobil Korucuk Köyü Mevkileri

MOBİL KORUCUK KÖYÜ MEVKİLERİ

İl merkezine, 2 km. uzaklıktadır. Sinop yarımadasını çevreleyen yol üzerindedir. Sakin bir deniz ve tertemiz kumsalı var. Ayrıca: burada, turizm belgeli  tesisler, restoranlar, kamp ve karavan yerleri var. Sinop il turizminin en yoğun olduğu yer burası. Kumunun halk arasında, romatizma ve siyatik gibi hastalıklara iyi geldiği de söyleniyor.

Sinop Plajları

KARAKUM

Şehir merkezine uzaklık: 2 km. Sinop yarımadasını çevreleyen yol üzerinde. Karakum denilmesinin sebebi: sahildeki ince ve simsiyah volkanik kum bulunmasıdır. Burada: kamu kamp alanları var. Ayrıca: otel, tatil köyü, kafe, restoran, bungalow tipi evler, karavan ve çadır yerleri de bulunuyor.

 

Sinop İnce Burun

Sinop İnce Burun

Sinop İnce Burun

 

Sinop İnce Burun

İNCE BURUN

Ülkemizin, en kuzey ucundadır. Şehir merkezinden yaklaşık 1 saat uzaklıktadır. Aklimana giderken yoldan saptığınızda, sapaktan 13 km sonra buraya ulaşılır.

Ancak yol çok kötü, delik deşik, hız yapamazsınız, yavaş gidince yolculuk süresi uzuyor, bir de yol çok ıssız, pek hareketli ve keyifli bir yol değil, ama yine de, İnceburun güzel bir yer, bence gidin, bu güzelliği görün.

Burunda: gemilere geçiş kolaylığı sağlamak için, ince burun feneri var. Yüksekliği: 12 metredir.  Denizden yüksekliği ise, 26 metredir.

Kuruluş tarihi; 1863 yılıdır. Duvarlarının kalınlığı ise: 75 cm. Burada: denizde, bazen çok büyük dalgalar oluşuyor. Bunların yükseklikleri: 8 ile 15 metre arasında olabiliyor. Buraya giderseniz, muhteşem bir rüzgarla karşılaşacaksınız.

Ayrıca: burada küçük bir işletme var, sanırım aile işletmesi, burada tahta masalara oturup muhteşem manzara eşliğinde bir bardak çay içmeyi sakın ihmal etmeyin.

Hatta, muhteşem lezzetli haşlanmış mısır da yiyebilirsiniz. Evet, İnceburun o kötü yoluna rağmen güzel bir yer, yolu göze alın, yavaş yavaş gidin gelin ama bu güzelliği mutlaka görün.

 

BAHÇELER MEVKİİ

Şehir merkezinin girişindedir. İç limana bakan kısımda, ormanla kaplı bir alandır. Burada: ortalama 500 metre uzunluğunda ve 4 ile 10 metre arasında değişen genişlikte, kum sahil bandı var.

Bu bölümde: halk plajı, orman kampı ve dinlenme tesisleri ile, belediye kampı ve kampın içinde motel, restoran, kamp ve çadır yerleri bulunuyor. İnce, sarı kum ile kaplı olan sahip bandında, denize giriliyor. Bandın gerisindeki ormanlık alan ise: piknik ve mesire yeri olarak kullanılıyor.

 

SARIKUM

İl merkezine, 21 km. uzaklıktadır. Yörede: deniz, orman ve göl bir aradadır. Çeşitli balık ve yabanı hayvanların bulunduğu bölge: tabiat koruma alanı olarak ilan edilmiştir. Deniz kıyısında, ince taneli kumların oluşturduğu, geniş ve uzun bir kumsal var. Adını zaten bu kumun renginden alıyor.

Sinop Sarıkum Tabiat Koruma Alanı

SARIKUM TABİAT KORUMA ALANI

İl merkezinde, Abalı köyü yakınlarında, Sinop-İstanbul kara yolunun 7 km. de bulunmaktadır. Bu alanda: deniz, kıyı, kum, göl, sulak alan ve orman bir arada bulunmaktadır.

Bu nedenle: çok sayıda su kuşu ve yırtıcı kuşlar ile karaca, vaşak, toy, kuğu gibi nesli tehlikeye  düşmüş türler bölgede yaşamaktadır. Ayrıca: kayın, gürgen ve meşe gibi orman ağaçları bulunur. Burada: geyikleri görebilirsiniz.