Malatya Yeşilyurt

Malatya Yeşilyurt

İlçe Malatya’ya çok yakındır ve ulaşımın rahat sağlanması gibi nedenlerin yanı sıra çok sayıda park, bahçe, piknik ve mesire alanı olması nedeniyle, özellikle ilçe yaz aylarında oldukça canlı ve kalabalıktır.

Malatya Yeşilyurt

TARİHİ

Bölgenin tarihi, Malatya şehrinin tarihiyle aynıdır. Buranın eski ismi “Çırmahtı” dır. Cumhuriyetten sonra Malatyalı devlet adamı İsmet İnönü’ye atfen, İsmetpaşa adıyla anılmış, 1957 yılında ilçe olmuş ve adı Yeşilyurt olarak değiştirilmiştir. İlçe 2012 tarihinde kabul edilen bir yasa ile, Malatya Büyükşehir Belediyesine bağlı iki merkez ilçeden biri olmuştur.

Malatya Yeşilyurt

GENEL

İlçenin yerleşim yerinde arazinin çoğu dağlıktır. Kuzeyde Malatya, batıda Akçadağ ve Doğanşehir, güneyde Adıyaman ve Çelikhan ile çevrilidir.

Malatya Yeşilyurt

GEZİLECEK YERLER

 

BÜRÜCEK YAYLASI ARKEOLOJİK YERLEŞİMİ

Bürücek yaylasına giden yolun 13’ncü kilometresinde, yolun 200 metre doğusunda tepelik bir alandadır.

Yüzeyin hemen altında Horasan örgülü bina kalıntıları vardır. Gözetleme yeri alanı, Üçgöze mahallesi yol ayırımına 1700 metre mesafededir ve Geç Roma dönemine aittir.

Malatya Yeşilyurt

CİHANKALESİ ARKEOLOJİK YERLEŞİM ALANI

Atalar mahallesi Fadıloymağı mezrası mevkiindedir.

Malatya-Ankara karayolunun 10’ncu kilometresinden sola devam eden Atalar Mahallesi-Fadıloymağı yolunu takiple, köprüden sağa devam eden stabilize yolla ulaşılan Fadıloymağından 7.5 km toprak yolu sonundaki tepelik alandadır. Cihankalesi’ndeki kayalık-tepelik yamaç alanda taş duvar yerleşim izleri, Horasanla örgülenmiş ve kaçak kazıyla ortaya çıkan duvarları kireç katkılı sıvayla sıvanmış mekanlar vardır.

Üst bölümde mezarlık alanı da olabilir. Çevrede az miktarda Tunç dönemi seramik izine rastlanır. Başka bir alandan getirildiği düşünülen, karaz tipi iki parça bulunmuştur. Yoğun Roma ve Bizans seramik ile demir cüruflarına rastlanmıştır.

GÖZBABA TÜMÜLÜSÜ

İkizce-Fatih arasında, Elemendik mevkiindedir.

Tümülüs, yaklaşık 40 metre çap ve 8 metre yükseltiye sahiptir. Yapılan kaçak kazılar neticesinde, mezar odası dromosu olduğu tahmin edilen taş bloğun bir kısmı açığa çıkmıştır. Tümülüs, MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir. 140 x 170 metre ebatlarında olan yerleşim yerinde, tarla yolu ve modern tarım nedeniyle ortaya çıkan tahribat alanlarında, savunma amaçlı kullanıldığı düşünülen, yaklaşık 1 metre kalınlıkta, 170 metre takip edilebilen taş duvar kalıntısı yer almaktadır. Yüzeyde bulunan amorf keramik parçaları Demir Çağı ve Geç dönem özellikleri taşımaktadır. Dalgalı yivli, kabartma bezemeli ve kırmızımsı kahverengi astarlı, baskı bezemeli mallar Demir Çağının keramik özelliklerini yansıtır.

HÖYÜKTEPE TÜMÜLÜSÜ

Eski Görgü mahallesinin kuş uçuşu 900 metre güneybatısındaki tepelik alanın uç kısmındadır. Çapı 50 metre, yüksekliği 7-8 metredir. Üstü kaya parçalarıyla yığıntılıdır. Tümülüs ve çevresindeki alan Geç Roma dönemine tarihlenir.

KADI KALESİ YERLEŞİMİ

Görgü’nün kuzeybatısındaki yüksek tepenin güney düzlüğünde başlayan yerleşim izleri, tepe uç noktasına doğru kaya kütleleriyle kesintiye uğrar. Tepe noktasında yerleşim yapı izleri görülür. Bizans döneminde yerleşim gören tepede, döneme ait seramik parçaları tespit edilmiştir.

KALETEPE ARKEOLOJİK YERLEŞİMİ

Malatya-Kayseri karayolunun 14’ncü kilometresinde Kuşdoğan’a giden yolu takiple, Kuşdoğan’ın 1 kilometre kadar güneyindedir.

Kuzey-güney uzantılı, kuzeyde 10 metre dolgu tabakalı, güneyde düz yerleşimlidir. Tepenin kuzey yamacı, doğal dik bir ana kaya üzerine yaslanmıştır. Tepenin kuzeybatı yamacına kadar uzanan ve tepelik alanı çevreleyen muhtemelen savunma amaçlı kullanıldığı düşünülen taş bir mimari kalıntıdan söz edilir.

Kaletepe’nin özellikle güney ve kuzeybatı yamaçlarında kaba, çarkta yapılmış, mineral katkılı çok iyi pişirilmiş Roma dönemine ait olabilecek keramik buluntuların yanı sıra elle yapımmış, kabartma bezemeli, baskı bezemeli ve yivli keramik parçaları, Erken Tunç Çağı özelliklerini taşır. Batı yamaçta mezar olabileceği düşünülen yerleşim izi vardır. MÖ 3000 yıllarına ve Bizans Dönemine ait yerleşim izleri gözlenir.

KALETEPE HÖYÜĞÜ

Mollakasım Mahallesi Şabandede mevkiinde bulunan höyük, yapılan yüzey araştırmalarına göre Roma ve Bizans devirlerini kapsar.

Dört tarafı vadi ile çevrili bu yerleşim yerinin kuzey ve kuzeydoğu yamacı modern tarım nedeniyle kısmen zarar görmüştür. Höyüğün özellikle tepe noktasında çeşitli noktalarda kaçak kazı izleri belirlenmiştir. Kaçak kazıların yarattığı tahribattan Orta Çağ ve Roma dönemine ait olabilecek üst üstü yapılmış taş duvar kalıntıları açığa çıkmıştır. Kaletepe höyüğünde Geç Demir Çağına tarihlenebilecek ağız kenarları baskı ve kabartma bezemeli keramik parçaları bulunmuştur. Bir konglomera üzerinde yer alan höyüğün yüksekliği 14-15 metre civarındadır. Görünümü yayvan koniktir.Höyük üzerinde kaçak kazılarda meydana çıkan beşik tonozlu bir mekan vardır. Buranın bir Bizans kilisesi veya bazilikası olabileceği sanılmaktadır.

ROMA MEZARI

Taftacık mevkiinde, eğimli bir tepenin doğusunda bulunan mezar yüzeyin 50-60 cm aşağısından başlar. Mezarda iki tane deforme olmuş iskelet, bir adet sağlam, iki adet de kırık cam koku şişesi bulunmuştur. Duvar yapısı, kalker karakterli 26 cm kalınlıkta ve 190 x 160 x 110 x 160 cm ebatlarındadır. Mezar üzerinde üç adet kapak taşı vardır.

 Malatya Hekimhan hakkındaki gezi yazım için Hekimhan

Malatya Kale

Malatya Kale

Kale, Malatya il merkezi arasındaki uzaklık 33 km.dir. Malatya-Elazığ karayolunun 45’nci kilometresinde bulunur. Malatya-Elazığ karayolunda bulunan Kömürhan köprüsü ilçe sınırları içindedir. Kale, Elazığ arası uzaklık 59 km. dir.

TARİHİ

Karakaya Baraj gölü suları altında kalan “Pirot höyüğü” Bizans imparatoru Pirot’tan kalmadır. Pirot höyükte bulunan eserler, Malatya Müzesinde sergileniyor. 1560 yılı Tahrir Defterine göre İzoli Komri, yani bugünkü Kömürhan yöresinden anlaşılmaktadır.

İlçenin eski “İzoli” dir. Bu isim, çok eskilerde buraya yerleşmiş bir aşiretin isminden gelmedir. Bölgede yaşayan İzol aşireti, 1600’lü yıllarda Şanlıurfa yöresinden bu bölgeye göçmüşlerdir. İlçe 1990 yılında kurulmuştur.  24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ-Sivrice’de meydana gelen deprem sonucunda, Kale ilçesi de hasar görmüştür.

Malatya Kale

GENEL

İlçe ortasından geçen Fırat nehri nedeniyle, Elazığ ve Malatya tarafı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. İlçenin kuzeyinde Karakaya barajı bulunur. İklim olarak kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer. İl merkezine göre kışlar daha ılıman geçer çünkü baraj gölü iklimi yumuşatır.

Bir tarafa baraj gölü ve bir tarafı Şak Şak dağlarıyla çevrili olan ilçe, doğal bitki örtüsünden yoksundur. Eskiden önemli bir bölümü meşe ormanlarıyla kaplı iken, bu örtü zamanla yok olmuştur. Günümüzde vadi yamaçlarında bodur ardıçlar, yabani meyve ağaçlarına rastlanılır.  Halk, geçimini sağlamak için tarımla uğraşı ve özellikle kayısı yetiştiriciliği yapılır.

Malatya Kale

KALE MESLEK YÜKSEK OKULU

Malatya İnönü Üniversitesine bağlı olarak eğitim öğretim sürdürülmektedir.

Malatya Kale

GEZİLECEK YERLER

Kale ilçesinde günümüzde tarihi ve turistik özellikleri olan herhangi bir kalıntı yoktur. Çünkü, yörenin en önemli tarihi yeri olan Pirot höyük, Karakaya baraj gölü suları altında kalmıştır.  

Malatya Kale

ŞEYH MUHAMMED KERHİ TÜRBESİ

Bağdat şehrinin Kerh beldesinden İzollu’ya gelmiştir. Sultan IV. Murat Bağdat seferi sırasında Malatya topraklarında ilerlerken, Kıraçta eğer bu beldede muhterem bir zat varsa, bana sıcak bir ekmek yetiştirir der. O anda annesi ekmek pişirmekte olan, kendisi de evinin duvarını örmekte olan Muhammed Kerhi keramet gösterir, sacdaki sıcak ekmeği alarak ördüğü duvarın üstüne çıkar ve Kırıçtaki Sultan IV. Murat’a “buyurun sultanım” diyerek ikram eder.

Ardından Sultanı ordusu ile birlikte yemeğe davet eder. Sultan bu daveti kabul eder ve ordusuyla birlikte eve doğru hareket ederler. Muhammed Kerhinin annesi, güveçte çorba pişirmiş, bir teneke arpayı ortaya dökmüştür. Bunu gören askerler: “Eyvah hayvanlarımız da biz de aç kalacağız” derler. Muhammed Kerhi, arpayı atlara vermelerini söyler, fakat bir teneke hiç azalmaz. Güveçteki çorba askerlere bir yerine iki tas verilir, ama o da hiç azalmaz.

Muhammed Kerhi, Sultan’dan bir istekte bulunur. Seferden dönerken Van dolaylarında bir çiftçiye uğrayıp emanet bir hırka verileceğini ve o hırkanın kendisine getirilmesini ister. Bağdat seferi başarıyla sonuçlanır. Sultan IV Murat, sefer dönüşü, Van dolaylarında bahsedilen yere asker göndererek emanet hırkayı almalarını ister.

İki asker, çiftçiye uğrar, Sultan ve Muhammed Kerhi’nin selamlarını söyler emaneti isterler. Hırkayı alırlar, ancak dönerken kendi aralarında konuşurlar “Bu hırka çık kirli hakana böyle götürülmez” der ve hırkayı yıkayıp öyle götürürler. Sultan, İzollu köyüne vardığında, Muhammed Kerhi’ye hediyelerle birlikte hırkayı verir. Ama Kerhi üzülür “Eyvah, eğir bu hırka yıkanmamış olsaydı ziyaretimize gelen bütün hastalar şifa bulacaktı, şimdi artık nasibi olanlar şifa bulacaklar” der.

Sonuç: günümüzde insanlar burayı ziyaret ederler ve hepsi olmasa da ziyaret edenlerin büyük çoğunluğunun şifa bulduğuna, bulacağına inanılır.

 Malatya Yeşilyurt hakkındaki gezi yazım için Yeşilyurt

Ankara Gazi Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi

Ankara Gazi Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi: Müze Gazi Üniversitesi Rektörlük binası zemin kattadır. Müze, Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesiyle birleştirilerek aynı yere alınmıştır.

Giriş ücretsizdir, Pazar hariç her gün saat: 10.00-17.00 arasında ziyarete açıktır.

1979 yılında “İsmail Hakkı Tonguç Müzesi” adıyla Gazi Üniversitesi Rektörlük binasında, 750 metre kare alana kurulmuştur. Ankara’nın ilk sanat müzesi olma özelliğindedir. Hakkı Tonguç önemli bir isim, kendisi o yıllarda Köy Enstitülerinin mimarıdır.

İlk yıllarında envanterinde birkaç eser bulunan müze, 1990 yılında Prof Dr Yüksel Bingöl tarafından, yeniden yapılandırılmış ve Gazi Üniversitesi Resim Heykel Müzesi adını almıştır.

 

Ankara Gazi Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi;

Geçmişi 1930’lu yıllara dayanır. Bu yıllarda, Malik Aksel, enstitüde çatı katında çok değerli eşya, belgeler ve resimler bulur. O dönemde enstitü müdürü Hakkı Tonguç’tur. Tonguç: 1934 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Müdür Vekili olunca binanın geniş ve güzel üst kat koridorlarında, bir resim galerisi oluşturmayı düşünür ve burada sürekli bir sergi salonu oluşturmayı düşünür.

Ardından, Enstitünün üst koridorunda, çatı katında bulunan resimler ile, Ankara’nın ilk sanat müzesini açar.

O yıllarda bu resimler, Atatürk’ün emriyle, İstanbul Dolmabahçe Sarayına gönderilir ve Sarayda Veliaht Dairesine yerleştirilir. Bu resimler İstanbul Resim ve Heykel Müzesinin çekirdeğini oluşturur ve Müze Mimar Sinan Üniversitesine bağlanır.

Daha sonra, Gazi Üniversitesinde bulunan yağlı boya ve sulu boya tablolar, fotoğraf makinaları, eski fotoğraflar ve grafik eserler bir araya getirilerek üniversite bünyesinde “Tonguç Müzesi” açılır.

1989-1990 yılları arasında, müze Üniversite bünyesinde yeniden yapılandırılarak Rektörlük binasının bodrum katında bulunan depolardan birkaç onarılıp oraya taşınır. Çeşitli etkinlikler düzenlenerek, bağış yöntemiyle eserler toplanır, müze koleksiyonu güçlendirilir ve 2 Mart 2007 tarihinde, Gazi Üniversitesinin kuruluşunun 80’nci yıldönümü kutlamaları sırasında, müze yeniden açılır.

Müzenin koleksiyonunda, Türk Plastik sanatlarında önemli yeri olan Halil Paşa, Baltalı Ahmet Bedri ve Arif Kaptan’ın da aralarında bulunduğu sanatçılar ile, Cumhuriyet dönemi sanatçılarından Ayetullah Sümer, Namık İsmail, Feyhaman Duran, Sururi Taylan gibi sanatçıların da aralarında bulunduğu sanatçılara ait 281 adet eser vardır.

Müzenin kurucu Müdürü Azimet Karaman’a ait bir heykel de sergileniyor. Azimet Karaman: 1988 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Cam Ana sanat dalı mezunudur. Yurt içinde 7 kişisel sergi açan sanatçı, 100 üzerinde karma ve gurup sergilerine katılmıştır.

Gazi Üniversitesinde hocaların hocası olan heykeltıraş Metin Yurdanur’un 4 eseri sergileniyor. Metin Yurdanur; burada emeği geçen hocaların hepsinin bir vefa örneği olarak büstlerini yaparak müzeye bağışlamıştır. Metin Yurdanur’un bir diğer eserinin ismi “Yer silen Kibele”.

Evet, Kibele bir zamanlar bu topraklarda yaşayan ana tanrıçadır. Bu tanrıça: analığı, hayatı, dişiliği, üremeyi simgeler ve bu heykelde önce “Bir Tanrıça yer siler mi?” diye bir soru ortaya atılıyor, cevabında ise “Kadınlarımız birer Tanrıça ama biz onlara neleri reva görüyoruz” şeklinde bir cevabı, bu eseriyle oluşturuyor.

Müze: resim, baskı resim ve heykel-seramik olmak üzere üç ana koleksiyondan oluşmaktadır.

Mimar Kemalettin için, ayrı bir bölüm açılmıştır. Ancak öğrendiğime göre, Mimar Kemalettin bölümü ilk açıldığı döneme göre şimdi oldukça küçülmüş, çünkü müzeler birleşince bazı objeler için sergileme alanı yetersiz kalmış, Mimar Kemalettin’in depolara kaldırılan özel eşyaları ailesi tarafından teslim alınmış, diğer bazı eşyaları ise Mimarlar ve Mühendisler Odasına teslim edilmiştir.

Güzel bir müze, özellikle resim ve heykel sanatı meraklılarının bu müzeyi ziyaret etmelerini öneririm.