Düzce Efteni Gölü

Düzce Efteni Gölü

ULAŞIM

İstanbul tarafından gelenler: Hendek çıkışında, TEM Otoyolundan ayrılmalılar. Ankara yönünden gelenler: Düzce çıkışında, TEM Otoyolundan ayrılmalılar. Daha sonra, Gölyaka’ya ulaşacaksınız. Gölyaka’nın içinde “Güzeldere Şelalesi” takip edin.

Güzeldere Şelalesine, 10 km. kaldığını gösteren tabelayı görünce, Güzeldere’ye sapmayıp, düz devam edin. Kısa bir süre sonra, solunuzda, göl görünecektir. Yol boyunca, oldukça güzel görüntüler ve şirin köyler göreceksiniz. Düzce’ye olan toplam uzaklık, 25 km. Gölyaka ilçe merkezine uzaklığı ise 5 km dir.

Düzce Efteni Gölü

GENEL

Efteni görü, Düzce’nin güney batısında, Gölyaka sınırları içinde kalıyor.

Ana çıkış noktası: Büyük Menderes nehri.

O kadar güzel bir göl ki; adeta bir kuş cenneti. Aslında buraya göl demekten öte, bataklık demek daha doğru olabilir.

Çünkü: gölün içinde kalmış ağaçlar ve çeşit çeşit su çiçekleri, çok güzel bir manzara oluşturuyor.

Aynı zamanda: göl, kuşlar ve bitkiler için bir doğal habitat alanı. Zaten bu özellikleri nedeniyle, 1992 yılında, 1992 yılında, Orman Bakanlığı Milli Parklar Av-Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, “koruma” statüsüne alınmış.

Çünkü: gerek geçici ve gerekse kalıcı kuş varlığının gelecek nesillere aktarılması için, koruma şart.

Gölün bazı yerlerinde: ortalara kadar yürüyebilmenizi sağlayan patikalar göreceksiniz.

Son zamanlarda: kuruma tehlikesi baş gösterince, su kaynakları, yeniden göle yönlendirilmiş. Ancak, yine de, eski kaynağına kavuşamamış.

Bunun nedeni ise: geçmiş yıllarda, tarımsal alanlar açmak için, yoğun bir şekilde yapılan kurutma çalışmaları.

Evet: kuşlar dedim. Burası gerçekten tam bir kuş cenneti. Türkiye’nin ikinci büyük kuş cenneti denebilir.

Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan, önemli ve ender merkezlerden biri. Burada, yaklaşık 150 çeşit, su kuşu bulunduğu söyleniyor.

Düzce Efteni Gölü

Kuğu, Karabatak, Flamingo, Su Tavuğu, Boz Kaz, Yeşilbaş Ördek, Sakar Meke, Sumru, Kız Kuşu, Çulluk, Balık Kartalı, Balıkçıl, Yılan Boyun, Angıt; ilk göze çarpan kuş türleri.

Bu kuşların izlenebilmesi için, göl çevresinde “Kuş Seyir Terasları” oluşturulmuş. Ayrıca, bir de tanıtım merkezi var.

Göl’de: kuş türleri yanında, ender bitki türleri de bulunuyor.

Bunlar: Nilüfer, Süsen, Düğün Çiçeği, Kamış, Nane, Su Mercimeği. Gölün kıyılarında ise: Söğüt, Dişbudak, Kızılağaç, Çınar gibi, sucul karakterli ağaçlar, göze çarpıyor.

Yaz ayları başında buraya giderseniz; gölün çevresindeki ağaçlardan dökülen polenlerin, gölün üstünü, yer yer bembeyaz kapladığını görebilirsiniz.

Göl’de 1992 yılında koruma statüsü kazanmış, gölde avlanma yasaklanmış ve alanın doğal yaşam ortamı korunuyor.

Düzce Efteni Gölü

GÖL EFSANESİ

Günün birinde, Olympos Tanrılarının en büyüğü olan Zeus; ölümlülerin arasına karışıp, hallerini öğrenmek ister.

Yanına; Hermes’i de alır ve insan görünümüne girerler.

Olympos’dan inerek, insanların arasına karışırlar. Yer yüzünde: dolaşırken, bir eve gelirler.

Kapıyı çalarlar.

– Yolunu yitirmiş iki garip insanız, kapıyı açar mısınız. Derler. Bu şekilde, birçok kapıyı çalarlar, ancak kimse kendilerine yardımcı olmaz, kapılarını açmazlar. Kimseden konukseverlik göremezler. İnsanlar: bunlara ya kapılarını açmazlar ya da hemen geri kapatırlar.

– Bizim çulsuz dilenci takımı ile işimiz yok. Derler.

Her yerden geri çevrilen gezginler, sonunda harap bir kulübeye gelirler. Saz ve samandan yapılmış kulübenin kapısını çalarlar.

Kapıyı, ihtiyar bir kadın açar. Kadın bakar, iki zavallı yolcu, çok yol yürümüşler, yoruldukları her hallerinden belli.

Kadın:
– Kimsiniz, necisiniz. Der ve evin içine buyur eder. Konuklar evin içine girerler ve kendilerine kapıyı açan kadından başka, ihtiyar ve neredeyse iki büklüm, güler yüzlü başka bir ihtiyar adam görürler.

Ev sahipleri, konuklara: ezile-büzüle, eski-püskü ama temiz bir minder gösterirler. Kendileri de, bir kütük bulup, üstüne otururlar. Ellerinde ne varsa, misafirlerine sunarlar. Onlar yemeklerini yedikçe: ihtiyar kadın ve adam mutlu olur. İçten gelen bu konukseverlikleri, misafirlerin dikkatini çeker.

Ancak, ihtiyar, sofradaki yiyeceklerin konuklar tarafından yenilmesine rağmen, hep aynı düzeyde kaldığını ve azalmadığını görür. Konuklar: “Bizler, ulu kişileriz. Sizin o komşularınız, hak ettikleri cezalara çarptırılacaklar. Ama, size hiç kötülük gelmeyecek. Yani, bırakın evlerinizi, dağın tepesine bizimle birlikte gelin.” Derler.

İhtiyarlar, bu söz üzerine: ulu kişilerin ardından yürüyerek, dağa doğru yükselirler. Tepeye varınca, yaşadıkları bütün şehrin, sular altında kaldığını görürler. Kendileri ise, çıktıkları tepede, birer ağaca dönüşürler ve çok uzun seneler, gelen-geçen insanlar, bu ağaçların dallarına çelenk asar.

Evet, Efteni gölünün oluşumu efsanesi bu.

Zaten: gölün altında bir şehir olduğu da söylenmekte. Bu şehir, sellerle, suya gömülmüş. Gölün, hemen yanında bulunan: Hacıyakup Köyü’ne, geçmişte, Sel alt (Saralt) Köyü denilmesinin de, bu nedenle olduğunu düşünmemek elde değil.

SONUÇ

Gözlem evi, sazlıkları ve gölün üzerinde uzanıp giden tahta köprüsü ile Efteni gölü; görülmeye değer bir yer. Arabanızı yol kenarında bırakıp, gölün her iki yanında uzanıp giden yeşilliklerde yürümenizi öneriyorum. Ayrıca, eğer varsa, yanınıza mutlaka bir dürbün alın. Elbette fotoğraf makinanızı unutmayın.

Tekirdağ Muratlı

Tekirdağ Muratlı

Muratlı, küçük bir yer. Özellikle: bir zamanlar, burada göçmenlerin yerleşmiş olmasıyla tanınıp biliniyor.

Bunun yanında: yine bölgede olduğu gibi, burada da yoğun fabrika yapılaşması var.

Bunun doğal sonucu olarak, bu fabrikalarda çalışan işçilerin yerleştiği ve yaşadığı bir yer olarak biliniyor.

Tekirdağ Muratlı

ULAŞIM

Muratlı ilçesinin bağlı bulunduğu Tekirdağ il merkezine olan uzaklığı: 23 km. dir. Muratlı-İstanbul arasındaki uzaklık: 150 km. Muratlı-Çorlu arasındaki uzaklık: 40 km. Muratlı-Lüleburgaz arasındaki uzaklık: 36 km.

TARİH

Osmanlı Sultanı I. Murat: bir sefer dönüşü, bu bölgeden geçerken, bu bölgeyi çok beğenir ve eski kara yolu köprüsü yanında, ordugah kurar.

Bu sırada: yaveri, hükümdara: “Sultanım, bu beldeyi çok beğendiniz, buraya ne isim koyalım?” der.

Bunun üzerine, Sultan Murat “Murat Eli olsun” der. Böylece, yöreye “Muratlı” ismi verilir.

Yörenin tarihi geçmişindeki diğer öne çıkan hususlar: Sultan II Beyazıt ile oğlu Yavuz Sultan Selim’in: bu topraklarda savaşmış olmalarıdır.

Ayrıca: Yavuz Sultan Selim; Edirne istikametinde ilerlerken, Muratlı ilçesinin Yukarı Yeşilsırt köyü, Ulaz mevkiinde ölmüştür.

Muratlı yöresi: küçük bir köy iken, 1870 yılında buradan demiryolu geçirilmiş ve bunun üzerine hızla gelişerek, 1910 yılında nahiye ve 1957 yılında ilçe olmuştur.

Özellikle, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında, çeşitli yerlerden (Romanya, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya) getirilen göçmenler buraya yerleştirilmişlerdir.

Tekirdağ Muratlı

GENEL

Yörenin büyüklüğü yani yüz ölçümü: 408 km. karedir.
İlçe arazilerinin büyük bölümü: sulanabilir durumdadır. Bunun sonucu olarak toprakların büyük bölümü, tarıma elverişlidir.

Ama, orman yapısı, yok gibidir. Bölgenin iklim özellikleri düşünülürse: karasal bir iklim yapısına bağlı olarak, kış aylarının soğuk ve yağışlı, yaz aylarının ise sıcak ve kurak geçtiği görülür.

NE YENİR/NE İÇİLİR

Buraya yolunuz düşerse “Tekirdağ köftesi” yemenizi öneririm.

Tekirdağ Muratlı

GEZİLECEK YERLER

Muratlı Tren İstasyonu

MURATLI TREN İSTASYONU

İlçe merkezindeki istasyon binası: 1870 yılında, Avrupa-İstanbul demir yolu yapımı sırasında Avusturyalılar tarafından inşa edilmiştir. 1937 yılına kadar Fransız demiryolu şirketi tarafından işletilmiştir. Aynı yıldan itibaren TCDD ye geçmiştir.

1997 yılında elektrifikasyon altyapısı yenilenerek tekrar hizmete girmiştir. 2023 yılında ise, Gar binası, Gar çay bahçesi  tadilatı, Gar lojmanları tadilatı ve çevre düzenlemesi yapılmış, aslına uygun şekilde restore edilmiştir.

Muratlı İnanlı Çeşmesi

İNANLI ÇEŞMESİ

Kitabesine göre: 1914 yılında yapılmıştır. Ancak tarihi kitabesi sonradan yok olmuştur. İlçe merkezinin kuzeyinde Mesire alanının karşısındadır.

1914 yılından sonra, 1934 yılında, çeşmenin onarım gördüğü bilinmektedir.

Bu çeşmenin en büyük özelliği: suyunun, uzun yıllar boyunca Tekirdağ iline getirilerek içme suyu olarak satılmış olmasıdır.

Yılda bir defa yapılan Hıdırellez Şenlikleri burada düzenleniyor.

Muratlı Mesire Alanı

İNANLI MESİRE ALANI

2016 yılında yapılmıştır.

Mesire alanı içinde 1 tane restoran, tuvalet ve anfi tiyatro vardır. Ayrıca 29 adet bank ve oturma alanı, kiremit tozu yürüyüş yolu, 2 adet çeşme, 30 adet barbekü ocak, 2 adet çocuk oyun parkı bulunmaktadır.

 

Tekirdağ Muratlı

ATATÜRK TARAFINDAN ZİYARET EDİLEN GÖÇMEN EVİ

Burası: 1936 yılında, Büyük Önder Atatürk’ün, burada yapılan göçmen evlerini görmek üzere, bölgeyi ziyaret ettiğinde kaldığı evdir.

Ev: günümüzde demir yolu boyunca Gazi caddesi üzerinde bulunmaktadır.

Aynı yıllarda, Bulgaristan ve Romanya’dan göç ederek buraya gelenler için, Kazım Dirik paşa tarafından, buraya göçmen evleri yaptırılmıştır. Yapısından ve planından o sorumluymuş.

Bu göçmen evlerinde, Atatürk tarafından 3 Haziran 1936 tarihinde ziyaret edilen evin bahçesinde bir anıt bulunuyor.

Atatürk bugün demiryolu boyunda Gazi Caddesinde bulunan bu evi ziyaret etmiştir.

Anıtın üzerinde, şöyle bir yazı bulunmaktadır.” Ey bahtlı göçmen, Unutma, üç Haziran, Yurdun en büyük insanı, Konuk oldu evinize, Sevgi sundu hepimize. 03.06.1936 ”

Muratlı Müsellim göleti

MÜSELLİM GÖLETİ VE PİKNİK ALANI

Müsellim Mahallesinde bulunan gölet bir sulama göleti olarak yapılmıştır. Gölet kenarında piknik ve mesire alanları var ve Muratlı halkı burayı yoğun olarak piknik için  tercih etmektedir.

 

YUKARISEVİNDİKLİ ESKİ CAMİİ

Muratlı ilçesinin tek tarihi camisidir. 395 yıldır dimdik ayakta durmaktadır. Osmanlı Sultanlarının en kudretlilerinden biri olarak tarihe geçen IV Murat döneminde inşa edilen ve ibadete açılan cami, o günden bu yana, 3 kez onarılmıştır, Kurtuluş Savaşında Bulgarlar tarafından yıkılan minaresi de Cumhuriyet döneminde tadilat görmüştür.

 

 

 

 

 

Isparta Uluborlu

Isparta Uluborlu

Isparta Uluborlu; Hani belki duymuşsunuzdur, kiraz severler, özellikle Apollon cinsi kirazın güzelliğine doyamazlar, işte kiraz denilince akla Uluborlu geliyor, peki ya Apollon ismi, o da, antik çağda Uluborlu’nun bulunduğu yerde kurulu, büyük bir kent.

ULAŞIM

İlçenin, Isparta merkeze uzaklığı: 65 km. dir. Uluborlu-Antalya arasındaki uzaklık: 180 km. dir. Antalya-Ankara/İstanbul karayolu ise: Tekke Tepe Mevkiine: 20 km. uzaklıktadır. Yani: bu gayet işlek yoldan, 20 km. içeri sapınca, Uluborlu’ya ulaşmak mümkün.

Isparta Uluborlu Tarihi

TARİH

İlçe toprakları, tarih boyunca, çeşitli uygarlıkların etkisinde kalmıştır. Hitit metinlerinde, bu bölge: Pitaşşa olarak geçmektedir. Bölgede daha sonra: Frig, Lidya ve Pers egemenlikleri görülür. MÖ.334-323 yılları arasında Büyük İskender ve ölümünden sonra ise, haleflerinden Seleukos’un hakimiyeti görülüyor. (MÖ.281)

Evet, tarihi süreç içinde bölgenin en önemli dönemi bu dönem. Çünkü: bu dönemde, ilçe sınırları içinde “Apollonia” antik kenti kuruluyor. Kent: Seleukos kralı Seleukos I (MÖ.312-280) tarafından kurulmuş. Kentin isimleri: Mordiaeum veya Margium olarak geçiyor.

Daha sonra: Roma imparatorluk döneminde, şehir kendini: Likya ve Trakyalıların kolonisi olarak gösteriyor ve bu durum, sikkeler ve yazıtlar üzerinde görülüyor. (MÖ.27.MS.395) Şehir: Romalılar döneminde o derece önemli ki: Roma İmparatoru Augustus, ölümünden önce yazdı vasiyetinin bir kısmı: burada bulunmuş.

MS.395 yılında, imparatorluk parçalanınca, Apollonia şehri, Bizans hakimiyeti altına girer. Ama ismi, geç dönemlerde değişir: Sozopolis olarak anılmaya başlanır.

1074 yılında

Selçuklu komutanlarından Süleyman Şah, bölgeyi ele geçirir. Ancak, bölgede, Türklerin kesin egemenliği, ancak 1182 yılında gerçekleşir. Türk egemenliğindeki: Borgulu, Burgulu, Borulu, Uluborlu isimleriyle anılan bölge, önemli bir merkez haline gelir. 1301 yılında, Hamitoğulları Beyliği hakimiyetine giren Uluborlu, bu beyliğin başkentliğini yapar.

1361 yılında, bölgede Osmanlı hakimiyeti görülür. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı süresinde: Uluborlu, 220 yedek subay ile katılmıştır. Ayrıca; Uluborlu, 242 İstiklal Madalyası ile, Türkiye’de en çok İstiklal Madalyasına sahip olan tek kasabadır.

ULUBORLU İSMİNİN OLUŞUMU

Borlu kelimesinin anlamı, bağlık, bahçelik bölge anlamına gelmektedir. Dolayısı ile, Uluborlu kelimesi: büyük bağlık, meyvelik anlamına gelmektedir. Ayrıca: Kıpçak Türk Boylarından, birkaçının “Barlı, Borlu, Borçalı” kolu olarak adlandırılmaktadır. Bu Türk boylarından gelenlerden Uluborlu’ya yerleşenler olmuştur. İlçenin isminin, buradan geldiği de düşünülebilir.

Isparta Uluborlu Genel

GENEL

Akdeniz bölgesinde, Isparta’ya bağlı tek ilçedir. İlçe yerleşimleri: önceleri Kapı Dağının eteklerinde kurulmuş olmasına rağmen, 1950 yılından sonra, bugün bulunulan Uluborlu Ovasına yerleşilmiştir.

İlçenin ortalama rakımı: 1100 metredir.

İlçe, Akdeniz iklimi ile, karasal iklim arasında, yarı karasal iklim karakterine sahiptir. Kış mevsimi ılık geçer. İlkbahar kısa sürer. Yaz mevsimi sıcakları normaldir, ancak yaz ayları kurak geçer. Sonbahar ise, genellikle yağmurlu ve serin geçer. Pupa çayı üzerinde, 1977 yılında, Uluborlu barajı kurulmuştur.

Bitkisel üretim açısından: önce Elma, sonra ise kiraz ve vişne geliyor. Özellikle, elma olarak: Türkiye’nin bir elma deposu olarak düşünülebilir. 30-35 yıl önce üretimine başlanan Uluborlu kirazının, önemli bir kısmı: yurt dışına ihraç edilmektedir. İlçede, 17 tür kiraz yetiştiriliyor. Uluborlu kirazının başlıca özellikleri: dayanıklılığı, kalitesi ve kendisine has lezzeti. Haziran ayının son haftasında: kiraz hasadı başlar. Bu dönemde: kent nüfusuna, geçici tarım işçileri ve Uluborlu Kiraz Festivali ile birlikte yapılan, tarihi 500 yılı geçkin yağlı güreşleri izlemeye gelen turistlerde eklenir ve ilçe hareketlenir.

İlçede, Kiraz festivali ve yağlı pehlivan güreşleri, her yıl, Temmuz ayının ilk haftasında, 2 gün süresince düzenleniyor.

1976 yılında Yağlı Pehlivan Güreşlerine, Kiraz şenliği de eklenerek, ilk defa kutlanmaya başlamıştır. Aksatılmadan, 34 yıldır kutlanan Uluborlu Kiraz Festivali ve Yağlı Pehlivan Güreşleri, ülkemizin en eski festivallerinden biridir.

Isparta Uluborlu

NE YENİR

Uygun bir mevsimde gitti iseniz, elbette bolca kiraz yemelisiniz. Yemek olarak ise: Banak. Banak bir et yemeği. Etin en sağlıklı yöntemle yani haşlanarak pişirilmesinden ibarettir. Tercihan üzerine kara biber ekilir. Pide lokmalık paralara kesilerek, yayvan bir tabağa tek kat olarak dizilir. Yeterli miktarda suyu ile birlikte, etler bunun üzerine dökülüp dağıtılır. İşte, size biraz ağır da olsa, muhteşem bir lezzet. Tatmanızı öneririm.

Isparta Uluborlu

NE SATIN ALINIR

Uluborlu’dan kireç reçeli alabilirsiniz. Ayrıca: gül oyası satın alabilirsiniz. Bu: bölgenin karakteristik gül kültürü ile bütünleşmiş bir el sanatıdır. Her yaşta kadın, her durumda bu gül oyalarını yaparlar. Uluborlu yöresinde, oyalar tığ ile yapılır. Tığ ve merserize iplikle yapılan bu oyaların her rengine rastlamak mümkün. İlginizi çekerse, satın alabilirsiniz.

Uluborlu Altın Kiraz Şenlikleri

ALTIN KİRAZ ŞENLİKLERİ VE YAĞLI PEHLİVAN GÜREŞLERİ:

Önce ilçede yetişen altın kirazdan söz etmek istiyorum. 30-35 yıl önce üretimine başlanan Uluborlu kirazının başlıca özellikleri: dayanıklılığı, kalitesi ve kendine has lezzetidir. İngiltere, Almanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkelere ihracaatı yapılmaktadır. Evet bu kirazın tanıtımını daha iyi yapmak için, 20 yıldır “Altın Kiraz ve Yağlı Pehlivan Güreş Şenlikleri” yapılmaktadır. Bu şenlikler, kiraz toplama mevsimi olan Temmuz ayının ilk haftasında 2 gün süreyle yapılır. Şenliklerde çeşitli etkinlikler düzenlenmekte, en iyi kirazı yetiştirenlere ödül verilmektedir. İlçede güreşlerin ve festivalin yapıldığı 2000 metre karelik çim alan, 6 bin kişilik kapalı tribün ile sosyal tesisler bulunmaktadır.

 

GEZİLECEK YERLER

Isparta Uluborlu Müzesi

ULUBORLU MÜZESİ

İlçe merkezinde, Güreşyeri Mahallesi, Alaaddin Keykubat Halk Kütüphanesi Binasında bulunuyor. (246-5312499) Müze: Halk Kütüphanesinin, zemin ve birinci katında yerleşmiş. 2007 yılında açılmış.

Birinci Kat: Demircilik Vitrini: Uluborlu demircilik ve bakırcılık ürünleri: sağlamlık ve keskinlikleriyle, iki asırdır, civar yerleşim yerlerinde ün kazanmıştır. Bu vitrinde, bir demirci atölyesi canlandırılmış, pek çok demir ve bakır araç ve gereç sergileniyor.

Mutfak-Hamam ve Abdest Kültürü: Uluborlu mutfağında kullanılan; özellikle kalaylı bakırdan yapılmış sini, tabak, bakraç, tas ve boynuzdan yapılmış kaşıklar, odun kömürü ile ısınan pirinçten çay semaveri ile hamam malzemeleri, su ısıtmada kullanılan güğüm, hamam tasları ve evlerde tezgahlarda dokunan peşkirler, bu vitrinde sergileniyor.

Erkeğe İlişkin Eşyalar: Erkek giysileri ve aksesuarları sergileniyor.

Kadına İlişkin Eşyalar: Kadın giysileri ve aksesuarları sergileniyor.

Alt katta: Seramik Gereçler ve Kahve Kültürü: Çini ve yeşil sırlı kaplar, Çanakkale seramiği olarak bilinen bir sürahi ve porselen tabaklardan oluşan, 19.yüzyıl mutfak ürünleri, bu vitrinde sergileniyor.

Müzik Gereçleri: Eski lambalı radyolar sergileniyor.

Okuma Vitrini: Bu vitrinde, 19.yüzyılın sonlarında, Avrupa etkisinde yapılmış gazlı lambaların yanında, bir buhurdanlık var.

Müzenin girişinde: solda, açık bir podyum üzerinde, Roma dönemi 2-3 yüzyıl mezar stelleri ve sunaklar var. Müze bahçesinde: Roma dönemi taş eserleri sergilenmiş. Sunaklar, lahitler, kapı biçimli ve alınlık biçimli mezar stelleri var.

Isparta Uluborlu Kalesi

ULUBORLU KALESİ

Kapıdağı’nın 1200 metre yüksekliğindeki yamacında yapılmış.

Çevresi kayalıklarla çevrili. Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı, net olarak bilinmiyor. Çünkü kitabesi günümüze kadar gelmemiş. MÖ.4.yüzyılda: Phrygler döneminde yapıldığı sanılıyor. İç ve dış kale olmak üzere, iki ayrı bölümden meydana geliyor. Duvarları batı yönünde hafif eğimli yapılmış.

Üç tarafı uçurumlarla çevrili olduğu için şehir çayı olarak adlandırılan dereden Uluborlu ovasına kadar uzanan bir set şeklinde oluşturulmuştur.

Kale duvarının kalındığı yaklaşık olarak 3 metre, yüksekliği ise 6 metredir. Şu anda harap olduğu için görünmeyen ancak daha önceki kaynaklardan edinilen bilgilere göre, surlar üzerinde toplam 3 tane burç bulunmakta ve halen yaşayan halk tarafından bu kısımlara “Buruç” denilmektedir.

Uluborlu Kalesi

Uluborlu kalesinin 200 metrelik bir kısmı ayaktadır. Sağlam kalan bu kısımlar kalenin en önemli bölümlerini teşkil etmekte ve burada iki kale kapısı halen mevcuttur. Bu kapılardan büyük olanı kalenin inşası sırasında yapılmıştır. Diğer kapı ise, Tanzimat Fermanından sonra, kale içinde yaşayan gayrimüslim Türklerin giriş ve çıkışlarını sağlamak için yapılmıştır.

Surların en kuzeyinde kalan burcun yüksekliği 11 metre, kalınlığı ise 7.5metredir. Bu burcun üzerine çıkmak amacıyla kullanılan kapısının yüksekliği 4 metre, eni ise 2.5 metredir. Geometrik olarak 10 metre yüksekliğinde, yamuk şeklindeki ikinci burcun bir yüzeyinin genişliği 4.5 metre, kuzeyinde kalan yüzeyin eni 10 metre, güneyindeki yüzeyin eni ise 5 metredir.

Diğer burç 11 metre yüksekliğinde bir yapı olup, birisi 6 ve diğeri 8 metre genişliğinde yüzeyleri bulunmaktadır.

Kalenin inşası ve tamiri sırasında kullanılan taşların bir kısmı daha önceki tarihi kalıntılardan elde edilmiştir. Bunlar incelendiğinde, Helenistik dönem ve geç Roma dönemlerine ait kalıntılarla birlikte, Karamanlidika olarak kaleme alınmış kitabelere rastlanmaktadır. Bu yapının daha sonradan tamir gördüğü bu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Osmanlı devleti zamanında Ankara Savaşından  sonra Timur Han tarafından tahrip edilen Uluborlu Kalesi, daha sonra tekrar surların kalıntılarından tamir edilmiştir.

Kalenin iç bölgesindeki mahallede, nüfus mübadelesine kadar, Hıristiyan kalmış olan Kuman Kıpçak Türkleri yaşamıştır.

 

APOLLONİA MARDİON

Evet, bu önemli antik şehir, halen kurulu olan ilçenin altında kalmıştır. Antik kent: Seleukos I (MÖ.312-280) döneminde kurulmuştur. Yeri; 1833 yılında, J. Arundell tarafından tespit edilmiştir.

Apollonia; Roma imparatorluk dönemi sikkeleri üzerinde ve yazıtlarda;  Likya ve Trakyalıların bir kolonisi olarak gösterilmektedir. Şehirde: Traklara ait 2 yazıt bulunmuştur. Muhtemelen bu kolonistler: Romalılar tarafından, kente yerleştirilmişlerdir. Bunun sonucu olarak da, şehre farklı bir statü verilmiştir.

Şehir; Geç Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini korumuştur. İmparatorluk döneminde: İmparator Titus döneminden, İmparator Gallienus zamanına kadar sikke basmıştır. İsmi geç dönemlerde: Sozopolis olarak geçer.

Evet, bu antik şehir, Roma imparatorluğu için çok önemlidir. Bunun belirtisi: İmparator Augustus’un, ölümünden önce yazdığı vasiyetin Grekçe metninin (Res Gestae) parçalarının, burada bulunmasından bellidir. Ancak, antik kentten fazla bir kalıntı kalmamıştır. Yazının başında belirttiğim gibi, günümüz Uluborlu ilçesi, bu antik kentin üzerine kurulmuş. Şehrin kalıntıları eski kasaba mevkiinde Akropol ve ovada bazı bina temelleri ve mimari bloklar olarak karşımıza çıkar.

Isparta Uluborlu Güneş Saati

GÜNEŞ SAATİ

İlçe merkezinde, Cumhuriyet Meydanında sergileniyor. Ülkemizdeki antik döneme ait, sayılı güneş saatlerinden biridir. Yekpare mermerden yapılmıştır. Çapı: 122 cm. dir. Kalınlığı: 22 cm. ve çevresi: 586 cm. dir.

Isparta Uluborlu Alaaddin Camii

ALAADDİN CAMİSİ

Ulucami olarak da biliniyor. Sultan Alaaddin Keykubat zamanında, 1231 yılında, Tuğrul Şahın kızı tarafından yaptırılmış. Bu dönemde: Uluborlu, Hamitoğulları Beyliğinin başkenti idi.

1281 yılında tamir ettirilmiş. Caminin kuzey, doğu ve batıya açılan, üç kapısı ve tek şerefeli olarak tuğladan yapılma bir minaresi var. Dört sütun üzerine oturtulmuş iki kubbesi, 35 penceresi ve 3 kapısı var. Tarihi süreç içinde: 2 yangında çatısı hasar görmüştür. Ancak: ana bina ve minaresi, ilk yapıldığı şekilde orijinalliğini korumaktadır.

Halen, 776 yaşında olan bu tarihi eser, 2006 yılında, iç ve dış mekanlarının onarım ve restorasyonları yapılarak, ibadete açılmış.

Bu arada: caminin hemen yanında, zamanında 40 bin el yazması ve basılı eseri barındıran bir kütüphanenin bulunduğunu belirtmeden geçmemek gerek. Bu kütüphanenin kitapları, Cumhuriyet döneminin başlarında, İstanbul ve Konya kütüphanelerine nakledilerek koruma altına alınmış.

Uluborlu Salih Efendi Camii Minaresi

SALİH EFENDİ CAMİİ MİNARESİ:

Hamidoğulları dönemine ait bir eser olan Salih Efendi Mahallesindeki caminin bugün sadece minaresi ayaktadır. Halk arasında “Sallanan Minare” adıyla da bilinen bu minarenin kitabe yeri bulunmasına rağmen, kitabesi yoktur. Caminin bulunduğu yerde, üzerinde Hamidoğulları dönemini yansıtan kitabenin bulunduğu Şeyh Muhiddin çeşmesini bulunmaktadır.

 

Isparta Uluborlu Cirimbolu Köprüsü ve su kemeri

CİRİMBOLU KÖPRÜSÜ VE SU KEMERİ

Cirimbolu Köprüsü diye adlandırılan bu eser, Osmanlılar dönemine ait, Uluborlu’daki en önemli yapılardandır.

Türk mimarisinin güzel örneklerinden biridir.

Uluborlu’nun Müslüman Türkler tarafından ele geçirilmesinden sonra, Rumlar, bu bölgeyi terk etmişlerdir. Ancak, burada, Hıristiyan Türkler yaşamaya devam etmişlerdir. Bunlar: Uluborlu kalesinin iç kısmında yaşamışlardır. Zaman içinde ise, Rum olarak kabul edilmişlerdir. İşte: bu insanların yaşadığı kale mevkiine su taşımak için “Cirimbolu Su Kemeri” yapılmıştır.

Kale mahallesinde yaşayan Hıristiyan Türkler, su ihtiyaçlarını, evlerinin önünde bulunan sarnıçlarda toplanan yağmur sularından sağlıyorlarmış. Yaz mevsimlerinde ve kurak giden dönemlerde, mahalle halkı, su ihtiyacını Müslüman Türklerin mahallelerindeki çeşmelerden taşıdıkları sular ile karşılıyorlarmış.

Kale mahallesindeki halkın bu çilesine son vermek için: 1869-1872 yılları arasında, halktan toplanan paralarla, kemer yaptırılmıştır. Ancak, mimari kurallara uygun olmadan yapılan bu kemer, kullanıma açılmadan yıkılmıştır. Bunun üzerine, İstanbul’dan getirilen ustalar tarafından, çift kemerli su kemeri inşa edilmiştir. Bu, aynı zamanda bir köprü olarak kullanılmıştır.

Evet, bu su uzun süre kullanılmış. Burada yaşayan insanların, nüfus mübadelesinde, burayı terk etmelerinden sonra, 1927 yılında, kale dışındaki mahallelere nakledilmiş.

Köprünün teknik özelliklerine gelince: uzunluğu; 45 metre, yüksekliği: 21 metre, eni: 2.5 metredir. Günümüzde, sağlam olarak ayakta durmaktadır.

Uluborlu Gargılı Lala Medresesi

GARGILI LALA MEDRESESİ;

Kargılı Lala Medresesi, belli bir dönem I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in eğitim aldığı bir medresedir. Halk arasında bu yapıya “Taş Medrese” denir. Yapı, Selçuklu mimarisinin tüm özelliklerini taşır. Osmanlıların son dönemlerine kadar kullanılmıştır. Daha sonra 1965 yılında mesken olarak kullanılmıştır. Medrese içinde 10 oda vardır. Üst örtüsü bugün çökmüş durumdadır.

1970’li yıllarda insanlar tarafından ev olarak kullanılan bu medrese içinde bir türbe bulunmaktadır. Bu türbenin Yunus Emre’ye ait olduğu ileri sürülür.

Uluborlu Karabey Hamamı-Sultan Hamamı

KARABEY HAMAMI-SULTAN HAMAMI:

Selçuklu dönemine ait en eski hamamlardan birisidir. 1932 yılına kadar hizmet vermeye devam etmiştir. Vakıf defterlerinde Sultan Hamamı olarak adlandırılan bu yapı, bölgenin fethi sırasında görevli ve daha sonra Uluborlu topraklarının ikta olarak verildiği bir uç beyi olan Kara Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Kara Bey Hamamı, Selçuklu hamam mimarisinin Anadolu’daki sayılı örneklerinden biri olarak önem kazanır. Selçuklu motifleriyle bezeli yapı, restore edilmeyi beklemektedir.

Uluborlu Balta Bey Hamamı

BALTA BEY HAMAMI-MÜHTESİP HAMAMI

Muhtesip Mahallesindedir. Bu hamamın 1180 yalında yapıldığına dair kayıtlara ulaşılmıştır. Bu tarih değerlendirildiğinde, Selçuklular tarafından şehrin son fethedildiği tarih olduğu görülür. Hamam yapısı 1974 yılına kadar hizmet vermiştir. Kitabesi bulunmamasına rağmen kitabe yeri vardır. Muhtemelen yapının kitabesi yıkıntılar arasında kaybolmuştur. Günümüzde çoğu kısmıı harap olan hamamın kalıntılarının altından, kitabesinin bulunabileceği düşünülür.

 

Uluborlu Aslanlı Çeşme

ASLANLI ÇEŞME:

Çeşmenin üzerinde aslan figürü bulunan bir kabartma vardır. Halk arasında Aslanlı Çeşme olarak isimlendirilen bu yapı, Büyük Çeşme Mahallesindedir. Roma dönemine ait olan bu eserin yapısı henüz sağlam olmakla birlikte, suyu akmadığı için kullanılmamaktadır.

Uluborlu Büyük Köprü

BÜYÜK KÖPRÜ:

Ortaçağdan kalmadır. Köprü Şehir çayı üzerinde Selçuklular döneminde inşa edilmiştir. Tek kemerli taş yapı olan bu köprü, günümüzde de kullanılmaktadır.