Isparta Uluborlu

Isparta Uluborlu

Isparta Uluborlu; Hani belki duymuşsunuzdur, kiraz severler, özellikle Apollon cinsi kirazın güzelliğine doyamazlar, işte kiraz denilince akla Uluborlu geliyor, peki ya Apollon ismi, o da, antik çağda Uluborlu’nun bulunduğu yerde kurulu, büyük bir kent.

ULAŞIM

İlçenin, Isparta merkeze uzaklığı: 65 km. dir. Uluborlu-Antalya arasındaki uzaklık: 180 km. dir. Antalya-Ankara/İstanbul karayolu ise: Tekke Tepe Mevkiine: 20 km. uzaklıktadır. Yani: bu gayet işlek yoldan, 20 km. içeri sapınca, Uluborlu’ya ulaşmak mümkün.

Isparta Uluborlu Tarihi

TARİH

İlçe toprakları, tarih boyunca, çeşitli uygarlıkların etkisinde kalmıştır. Hitit metinlerinde, bu bölge: Pitaşşa olarak geçmektedir. Bölgede daha sonra: Frig, Lidya ve Pers egemenlikleri görülür. MÖ.334-323 yılları arasında Büyük İskender ve ölümünden sonra ise, haleflerinden Seleukos’un hakimiyeti görülüyor. (MÖ.281)

Evet, tarihi süreç içinde bölgenin en önemli dönemi bu dönem. Çünkü: bu dönemde, ilçe sınırları içinde “Apollonia” antik kenti kuruluyor. Kent: Seleukos kralı Seleukos I (MÖ.312-280) tarafından kurulmuş. Kentin isimleri: Mordiaeum veya Margium olarak geçiyor.

Daha sonra: Roma imparatorluk döneminde, şehir kendini: Likya ve Trakyalıların kolonisi olarak gösteriyor ve bu durum, sikkeler ve yazıtlar üzerinde görülüyor. (MÖ.27.MS.395) Şehir: Romalılar döneminde o derece önemli ki: Roma İmparatoru Augustus, ölümünden önce yazdı vasiyetinin bir kısmı: burada bulunmuş.

MS.395 yılında, imparatorluk parçalanınca, Apollonia şehri, Bizans hakimiyeti altına girer. Ama ismi, geç dönemlerde değişir: Sozopolis olarak anılmaya başlanır.

1074 yılında

Selçuklu komutanlarından Süleyman Şah, bölgeyi ele geçirir. Ancak, bölgede, Türklerin kesin egemenliği, ancak 1182 yılında gerçekleşir. Türk egemenliğindeki: Borgulu, Burgulu, Borulu, Uluborlu isimleriyle anılan bölge, önemli bir merkez haline gelir. 1301 yılında, Hamitoğulları Beyliği hakimiyetine giren Uluborlu, bu beyliğin başkentliğini yapar.

1361 yılında, bölgede Osmanlı hakimiyeti görülür. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı süresinde: Uluborlu, 220 yedek subay ile katılmıştır. Ayrıca; Uluborlu, 242 İstiklal Madalyası ile, Türkiye’de en çok İstiklal Madalyasına sahip olan tek kasabadır.

ULUBORLU İSMİNİN OLUŞUMU

Borlu kelimesinin anlamı, bağlık, bahçelik bölge anlamına gelmektedir. Dolayısı ile, Uluborlu kelimesi: büyük bağlık, meyvelik anlamına gelmektedir. Ayrıca: Kıpçak Türk Boylarından, birkaçının “Barlı, Borlu, Borçalı” kolu olarak adlandırılmaktadır. Bu Türk boylarından gelenlerden Uluborlu’ya yerleşenler olmuştur. İlçenin isminin, buradan geldiği de düşünülebilir.

Isparta Uluborlu Genel

GENEL

Akdeniz bölgesinde, Isparta’ya bağlı tek ilçedir. İlçe yerleşimleri: önceleri Kapı Dağının eteklerinde kurulmuş olmasına rağmen, 1950 yılından sonra, bugün bulunulan Uluborlu Ovasına yerleşilmiştir.

İlçenin ortalama rakımı: 1100 metredir.

İlçe, Akdeniz iklimi ile, karasal iklim arasında, yarı karasal iklim karakterine sahiptir. Kış mevsimi ılık geçer. İlkbahar kısa sürer. Yaz mevsimi sıcakları normaldir, ancak yaz ayları kurak geçer. Sonbahar ise, genellikle yağmurlu ve serin geçer. Pupa çayı üzerinde, 1977 yılında, Uluborlu barajı kurulmuştur.

Bitkisel üretim açısından: önce Elma, sonra ise kiraz ve vişne geliyor. Özellikle, elma olarak: Türkiye’nin bir elma deposu olarak düşünülebilir. 30-35 yıl önce üretimine başlanan Uluborlu kirazının, önemli bir kısmı: yurt dışına ihraç edilmektedir. İlçede, 17 tür kiraz yetiştiriliyor. Uluborlu kirazının başlıca özellikleri: dayanıklılığı, kalitesi ve kendisine has lezzeti. Haziran ayının son haftasında: kiraz hasadı başlar. Bu dönemde: kent nüfusuna, geçici tarım işçileri ve Uluborlu Kiraz Festivali ile birlikte yapılan, tarihi 500 yılı geçkin yağlı güreşleri izlemeye gelen turistlerde eklenir ve ilçe hareketlenir.

İlçede, Kiraz festivali ve yağlı pehlivan güreşleri, her yıl, Temmuz ayının ilk haftasında, 2 gün süresince düzenleniyor.

1976 yılında Yağlı Pehlivan Güreşlerine, Kiraz şenliği de eklenerek, ilk defa kutlanmaya başlamıştır. Aksatılmadan, 34 yıldır kutlanan Uluborlu Kiraz Festivali ve Yağlı Pehlivan Güreşleri, ülkemizin en eski festivallerinden biridir.

Isparta Uluborlu

NE YENİR

Uygun bir mevsimde gitti iseniz, elbette bolca kiraz yemelisiniz. Yemek olarak ise: Banak. Banak bir et yemeği. Etin en sağlıklı yöntemle yani haşlanarak pişirilmesinden ibarettir. Tercihan üzerine kara biber ekilir. Pide lokmalık paralara kesilerek, yayvan bir tabağa tek kat olarak dizilir. Yeterli miktarda suyu ile birlikte, etler bunun üzerine dökülüp dağıtılır. İşte, size biraz ağır da olsa, muhteşem bir lezzet. Tatmanızı öneririm.

Isparta Uluborlu

NE SATIN ALINIR

Uluborlu’dan kireç reçeli alabilirsiniz. Ayrıca: gül oyası satın alabilirsiniz. Bu: bölgenin karakteristik gül kültürü ile bütünleşmiş bir el sanatıdır. Her yaşta kadın, her durumda bu gül oyalarını yaparlar. Uluborlu yöresinde, oyalar tığ ile yapılır. Tığ ve merserize iplikle yapılan bu oyaların her rengine rastlamak mümkün. İlginizi çekerse, satın alabilirsiniz.

Uluborlu Altın Kiraz Şenlikleri

ALTIN KİRAZ ŞENLİKLERİ VE YAĞLI PEHLİVAN GÜREŞLERİ:

Önce ilçede yetişen altın kirazdan söz etmek istiyorum. 30-35 yıl önce üretimine başlanan Uluborlu kirazının başlıca özellikleri: dayanıklılığı, kalitesi ve kendine has lezzetidir. İngiltere, Almanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkelere ihracaatı yapılmaktadır. Evet bu kirazın tanıtımını daha iyi yapmak için, 20 yıldır “Altın Kiraz ve Yağlı Pehlivan Güreş Şenlikleri” yapılmaktadır. Bu şenlikler, kiraz toplama mevsimi olan Temmuz ayının ilk haftasında 2 gün süreyle yapılır. Şenliklerde çeşitli etkinlikler düzenlenmekte, en iyi kirazı yetiştirenlere ödül verilmektedir. İlçede güreşlerin ve festivalin yapıldığı 2000 metre karelik çim alan, 6 bin kişilik kapalı tribün ile sosyal tesisler bulunmaktadır.

 

GEZİLECEK YERLER

Isparta Uluborlu Müzesi

ULUBORLU MÜZESİ

İlçe merkezinde, Güreşyeri Mahallesi, Alaaddin Keykubat Halk Kütüphanesi Binasında bulunuyor. (246-5312499) Müze: Halk Kütüphanesinin, zemin ve birinci katında yerleşmiş. 2007 yılında açılmış.

Birinci Kat: Demircilik Vitrini: Uluborlu demircilik ve bakırcılık ürünleri: sağlamlık ve keskinlikleriyle, iki asırdır, civar yerleşim yerlerinde ün kazanmıştır. Bu vitrinde, bir demirci atölyesi canlandırılmış, pek çok demir ve bakır araç ve gereç sergileniyor.

Mutfak-Hamam ve Abdest Kültürü: Uluborlu mutfağında kullanılan; özellikle kalaylı bakırdan yapılmış sini, tabak, bakraç, tas ve boynuzdan yapılmış kaşıklar, odun kömürü ile ısınan pirinçten çay semaveri ile hamam malzemeleri, su ısıtmada kullanılan güğüm, hamam tasları ve evlerde tezgahlarda dokunan peşkirler, bu vitrinde sergileniyor.

Erkeğe İlişkin Eşyalar: Erkek giysileri ve aksesuarları sergileniyor.

Kadına İlişkin Eşyalar: Kadın giysileri ve aksesuarları sergileniyor.

Alt katta: Seramik Gereçler ve Kahve Kültürü: Çini ve yeşil sırlı kaplar, Çanakkale seramiği olarak bilinen bir sürahi ve porselen tabaklardan oluşan, 19.yüzyıl mutfak ürünleri, bu vitrinde sergileniyor.

Müzik Gereçleri: Eski lambalı radyolar sergileniyor.

Okuma Vitrini: Bu vitrinde, 19.yüzyılın sonlarında, Avrupa etkisinde yapılmış gazlı lambaların yanında, bir buhurdanlık var.

Müzenin girişinde: solda, açık bir podyum üzerinde, Roma dönemi 2-3 yüzyıl mezar stelleri ve sunaklar var. Müze bahçesinde: Roma dönemi taş eserleri sergilenmiş. Sunaklar, lahitler, kapı biçimli ve alınlık biçimli mezar stelleri var.

Isparta Uluborlu Kalesi

ULUBORLU KALESİ

Kapıdağı’nın 1200 metre yüksekliğindeki yamacında yapılmış.

Çevresi kayalıklarla çevrili. Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı, net olarak bilinmiyor. Çünkü kitabesi günümüze kadar gelmemiş. MÖ.4.yüzyılda: Phrygler döneminde yapıldığı sanılıyor. İç ve dış kale olmak üzere, iki ayrı bölümden meydana geliyor. Duvarları batı yönünde hafif eğimli yapılmış.

Üç tarafı uçurumlarla çevrili olduğu için şehir çayı olarak adlandırılan dereden Uluborlu ovasına kadar uzanan bir set şeklinde oluşturulmuştur.

Kale duvarının kalındığı yaklaşık olarak 3 metre, yüksekliği ise 6 metredir. Şu anda harap olduğu için görünmeyen ancak daha önceki kaynaklardan edinilen bilgilere göre, surlar üzerinde toplam 3 tane burç bulunmakta ve halen yaşayan halk tarafından bu kısımlara “Buruç” denilmektedir.

Uluborlu Kalesi

Uluborlu kalesinin 200 metrelik bir kısmı ayaktadır. Sağlam kalan bu kısımlar kalenin en önemli bölümlerini teşkil etmekte ve burada iki kale kapısı halen mevcuttur. Bu kapılardan büyük olanı kalenin inşası sırasında yapılmıştır. Diğer kapı ise, Tanzimat Fermanından sonra, kale içinde yaşayan gayrimüslim Türklerin giriş ve çıkışlarını sağlamak için yapılmıştır.

Surların en kuzeyinde kalan burcun yüksekliği 11 metre, kalınlığı ise 7.5metredir. Bu burcun üzerine çıkmak amacıyla kullanılan kapısının yüksekliği 4 metre, eni ise 2.5 metredir. Geometrik olarak 10 metre yüksekliğinde, yamuk şeklindeki ikinci burcun bir yüzeyinin genişliği 4.5 metre, kuzeyinde kalan yüzeyin eni 10 metre, güneyindeki yüzeyin eni ise 5 metredir.

Diğer burç 11 metre yüksekliğinde bir yapı olup, birisi 6 ve diğeri 8 metre genişliğinde yüzeyleri bulunmaktadır.

Kalenin inşası ve tamiri sırasında kullanılan taşların bir kısmı daha önceki tarihi kalıntılardan elde edilmiştir. Bunlar incelendiğinde, Helenistik dönem ve geç Roma dönemlerine ait kalıntılarla birlikte, Karamanlidika olarak kaleme alınmış kitabelere rastlanmaktadır. Bu yapının daha sonradan tamir gördüğü bu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Osmanlı devleti zamanında Ankara Savaşından  sonra Timur Han tarafından tahrip edilen Uluborlu Kalesi, daha sonra tekrar surların kalıntılarından tamir edilmiştir.

Kalenin iç bölgesindeki mahallede, nüfus mübadelesine kadar, Hıristiyan kalmış olan Kuman Kıpçak Türkleri yaşamıştır.

 

APOLLONİA MARDİON

Evet, bu önemli antik şehir, halen kurulu olan ilçenin altında kalmıştır. Antik kent: Seleukos I (MÖ.312-280) döneminde kurulmuştur. Yeri; 1833 yılında, J. Arundell tarafından tespit edilmiştir.

Apollonia; Roma imparatorluk dönemi sikkeleri üzerinde ve yazıtlarda;  Likya ve Trakyalıların bir kolonisi olarak gösterilmektedir. Şehirde: Traklara ait 2 yazıt bulunmuştur. Muhtemelen bu kolonistler: Romalılar tarafından, kente yerleştirilmişlerdir. Bunun sonucu olarak da, şehre farklı bir statü verilmiştir.

Şehir; Geç Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini korumuştur. İmparatorluk döneminde: İmparator Titus döneminden, İmparator Gallienus zamanına kadar sikke basmıştır. İsmi geç dönemlerde: Sozopolis olarak geçer.

Evet, bu antik şehir, Roma imparatorluğu için çok önemlidir. Bunun belirtisi: İmparator Augustus’un, ölümünden önce yazdığı vasiyetin Grekçe metninin (Res Gestae) parçalarının, burada bulunmasından bellidir. Ancak, antik kentten fazla bir kalıntı kalmamıştır. Yazının başında belirttiğim gibi, günümüz Uluborlu ilçesi, bu antik kentin üzerine kurulmuş. Şehrin kalıntıları eski kasaba mevkiinde Akropol ve ovada bazı bina temelleri ve mimari bloklar olarak karşımıza çıkar.

Isparta Uluborlu Güneş Saati

GÜNEŞ SAATİ

İlçe merkezinde, Cumhuriyet Meydanında sergileniyor. Ülkemizdeki antik döneme ait, sayılı güneş saatlerinden biridir. Yekpare mermerden yapılmıştır. Çapı: 122 cm. dir. Kalınlığı: 22 cm. ve çevresi: 586 cm. dir.

Isparta Uluborlu Alaaddin Camii

ALAADDİN CAMİSİ

Ulucami olarak da biliniyor. Sultan Alaaddin Keykubat zamanında, 1231 yılında, Tuğrul Şahın kızı tarafından yaptırılmış. Bu dönemde: Uluborlu, Hamitoğulları Beyliğinin başkenti idi.

1281 yılında tamir ettirilmiş. Caminin kuzey, doğu ve batıya açılan, üç kapısı ve tek şerefeli olarak tuğladan yapılma bir minaresi var. Dört sütun üzerine oturtulmuş iki kubbesi, 35 penceresi ve 3 kapısı var. Tarihi süreç içinde: 2 yangında çatısı hasar görmüştür. Ancak: ana bina ve minaresi, ilk yapıldığı şekilde orijinalliğini korumaktadır.

Halen, 776 yaşında olan bu tarihi eser, 2006 yılında, iç ve dış mekanlarının onarım ve restorasyonları yapılarak, ibadete açılmış.

Bu arada: caminin hemen yanında, zamanında 40 bin el yazması ve basılı eseri barındıran bir kütüphanenin bulunduğunu belirtmeden geçmemek gerek. Bu kütüphanenin kitapları, Cumhuriyet döneminin başlarında, İstanbul ve Konya kütüphanelerine nakledilerek koruma altına alınmış.

Uluborlu Salih Efendi Camii Minaresi

SALİH EFENDİ CAMİİ MİNARESİ:

Hamidoğulları dönemine ait bir eser olan Salih Efendi Mahallesindeki caminin bugün sadece minaresi ayaktadır. Halk arasında “Sallanan Minare” adıyla da bilinen bu minarenin kitabe yeri bulunmasına rağmen, kitabesi yoktur. Caminin bulunduğu yerde, üzerinde Hamidoğulları dönemini yansıtan kitabenin bulunduğu Şeyh Muhiddin çeşmesini bulunmaktadır.

 

Isparta Uluborlu Cirimbolu Köprüsü ve su kemeri

CİRİMBOLU KÖPRÜSÜ VE SU KEMERİ

Cirimbolu Köprüsü diye adlandırılan bu eser, Osmanlılar dönemine ait, Uluborlu’daki en önemli yapılardandır.

Türk mimarisinin güzel örneklerinden biridir.

Uluborlu’nun Müslüman Türkler tarafından ele geçirilmesinden sonra, Rumlar, bu bölgeyi terk etmişlerdir. Ancak, burada, Hıristiyan Türkler yaşamaya devam etmişlerdir. Bunlar: Uluborlu kalesinin iç kısmında yaşamışlardır. Zaman içinde ise, Rum olarak kabul edilmişlerdir. İşte: bu insanların yaşadığı kale mevkiine su taşımak için “Cirimbolu Su Kemeri” yapılmıştır.

Kale mahallesinde yaşayan Hıristiyan Türkler, su ihtiyaçlarını, evlerinin önünde bulunan sarnıçlarda toplanan yağmur sularından sağlıyorlarmış. Yaz mevsimlerinde ve kurak giden dönemlerde, mahalle halkı, su ihtiyacını Müslüman Türklerin mahallelerindeki çeşmelerden taşıdıkları sular ile karşılıyorlarmış.

Kale mahallesindeki halkın bu çilesine son vermek için: 1869-1872 yılları arasında, halktan toplanan paralarla, kemer yaptırılmıştır. Ancak, mimari kurallara uygun olmadan yapılan bu kemer, kullanıma açılmadan yıkılmıştır. Bunun üzerine, İstanbul’dan getirilen ustalar tarafından, çift kemerli su kemeri inşa edilmiştir. Bu, aynı zamanda bir köprü olarak kullanılmıştır.

Evet, bu su uzun süre kullanılmış. Burada yaşayan insanların, nüfus mübadelesinde, burayı terk etmelerinden sonra, 1927 yılında, kale dışındaki mahallelere nakledilmiş.

Köprünün teknik özelliklerine gelince: uzunluğu; 45 metre, yüksekliği: 21 metre, eni: 2.5 metredir. Günümüzde, sağlam olarak ayakta durmaktadır.

Uluborlu Gargılı Lala Medresesi

GARGILI LALA MEDRESESİ;

Kargılı Lala Medresesi, belli bir dönem I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in eğitim aldığı bir medresedir. Halk arasında bu yapıya “Taş Medrese” denir. Yapı, Selçuklu mimarisinin tüm özelliklerini taşır. Osmanlıların son dönemlerine kadar kullanılmıştır. Daha sonra 1965 yılında mesken olarak kullanılmıştır. Medrese içinde 10 oda vardır. Üst örtüsü bugün çökmüş durumdadır.

1970’li yıllarda insanlar tarafından ev olarak kullanılan bu medrese içinde bir türbe bulunmaktadır. Bu türbenin Yunus Emre’ye ait olduğu ileri sürülür.

Uluborlu Karabey Hamamı-Sultan Hamamı

KARABEY HAMAMI-SULTAN HAMAMI:

Selçuklu dönemine ait en eski hamamlardan birisidir. 1932 yılına kadar hizmet vermeye devam etmiştir. Vakıf defterlerinde Sultan Hamamı olarak adlandırılan bu yapı, bölgenin fethi sırasında görevli ve daha sonra Uluborlu topraklarının ikta olarak verildiği bir uç beyi olan Kara Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Kara Bey Hamamı, Selçuklu hamam mimarisinin Anadolu’daki sayılı örneklerinden biri olarak önem kazanır. Selçuklu motifleriyle bezeli yapı, restore edilmeyi beklemektedir.

Uluborlu Balta Bey Hamamı

BALTA BEY HAMAMI-MÜHTESİP HAMAMI

Muhtesip Mahallesindedir. Bu hamamın 1180 yalında yapıldığına dair kayıtlara ulaşılmıştır. Bu tarih değerlendirildiğinde, Selçuklular tarafından şehrin son fethedildiği tarih olduğu görülür. Hamam yapısı 1974 yılına kadar hizmet vermiştir. Kitabesi bulunmamasına rağmen kitabe yeri vardır. Muhtemelen yapının kitabesi yıkıntılar arasında kaybolmuştur. Günümüzde çoğu kısmıı harap olan hamamın kalıntılarının altından, kitabesinin bulunabileceği düşünülür.

 

Uluborlu Aslanlı Çeşme

ASLANLI ÇEŞME:

Çeşmenin üzerinde aslan figürü bulunan bir kabartma vardır. Halk arasında Aslanlı Çeşme olarak isimlendirilen bu yapı, Büyük Çeşme Mahallesindedir. Roma dönemine ait olan bu eserin yapısı henüz sağlam olmakla birlikte, suyu akmadığı için kullanılmamaktadır.

Uluborlu Büyük Köprü

BÜYÜK KÖPRÜ:

Ortaçağdan kalmadır. Köprü Şehir çayı üzerinde Selçuklular döneminde inşa edilmiştir. Tek kemerli taş yapı olan bu köprü, günümüzde de kullanılmaktadır.

 

 

 

Mardin Dargeçit

Mardin Dargeçit
 

Mardin Dargeçit; Mardin il merkezine 110 km uzaklıktadır. Dargeçit-Midyat arası 40 km.dir. Dargeçit-Siirt arası uzaklık: 82 km. Dargeçit-Şırnak arası uzaklık: 98 km. Dargeçit-Batman arası uzaklık: 95 km.

Mardin Dargeçit
 

TARİH

Bölgenin tarihi süreç içindeki isimleri “Kher-Boran, Kfar-Boran, Kerburan, Kerboran” dır. MS 4’ncü yüzyılda Samanilerin iktidarı döneminde, Dargeçit ve yöresi, Hıristiyanlıkla tanışır ve ilk Hıristiyanlaşan kesim Süryanilerdir.

Bölge: çok dinli bir yer olarak Müslüman, Hıristiyan ve Yezidileri barındırmıştır.

Hatta, şehri Süryani bir ailenin kurduğu tahmin ediliyor.

Zamanla aldığı göçlerle büyüyen Dargeçit, 1900’lü yılların başlarında birçok ailenin yaşadığı bir yer haline gelmiştir.

1’nci Dünya Savaşından sonra ekonomik sıkıntılar yaşayan Süryaniler, daha rahat bir yaşam sürmek için Avrupa ülkelerine göç ettiler ve Dargeçit nüfusu hızla azaldı.

Dargeçit 1987 yılında Midyat ilçesinden ayrılarak ilçe oldu.

Mardin Dargeçit
 

GENEL

Mardin bölgesi özelliklerini doğal yapısında en iyi taşıyan ilçelerden birisidir.

Cami minareleri ile kiliselerin çan kulelerinin bir arada yükseldiği bir hoşgörü şehridir.

Uzun süre: Süryani Ortodoks, Süryani Katolik ve Protestanların yaşadığı önemli bir merkez olarak kalmıştır.

Dargeçit’te, 1970 yılına kadar 2000 kişilik nüfusun, üçte ikisi Hıristiyan’dır ve 1979 yılında son Hıristiyanlar da Dargeçit ilçesini terk etmişlerdir.

İlçe 1987 yılında kurulmuştur. Ortalama rakım 900 metre civarındadır.

İlçe, Güney Doğu Anadolu’nun en dik ve engebeli topraklarına sahiptir.

Arazi genellikle engebeli olmakla birlikte, çok yüksek dağı yoktur.

Ormanlık saha, yok denecek kadar azdır. İlçe merkezinde akarsu yoktur. İlçenin 12 km uzağından Dicle nehri geçer.

Mardin Dargeçit
 

GEZİLECEK YERLER

İlçe merkezi ve civarında, turistik alan yoktur. Sadece ilçe merkezinde turistik özellik gösteren iki kilise ve mezarlık bulunmaktadır.

Dargeçit Ilısu Barajı

ILISU BARAJI

Ilısu barajı Dargeçit ilçesi sınırları içinde kurulmuştur. İlçe merkezinin 15 km doğusundadır. 

Dünyanın en büyük su projelerinden birisi olan GAP’ın temel unsurlarından birisidir.

Suriye sınırına yaklaşık 45 metre uzaklıkta, Dicle nehri üzerindedir. Baraj yüksekliği 135 metredir. 

Tamamlandığında, Türkiye’nin 4’ncü en büyük barajı olacaktır. Barajın 6 türbininden ilki 19 Mayıs 2020 tarihinde açılmış, enerji üretimine başlamıştır. 

Evet, bu baraj elbette yöredeki sulama ve enerji üretimi için yararlıdır.

Ancak, Hasankeyf ve su altında kalacak bölge, ortaçağdan günümüze kadar gelebilen yüzlerce farklı uygarlığın yarattığı bir mirası temsil etmektedir. Ilısu barajının su toplama havzasında: ortaçağ uygarlıklarının kalıntılarına ait saraylar, camiler, evler, insan yapımı mağaralar ve mezarlar yer almaktadır. Yerel halk için büyük dinsel bir öneme haiz olan bu kalıntılar ile halkın kırsal yerleşim alanlarının büyük bir bölümü, barajın suları altında kalacaktır. 

Buna istinaden, DSİ tarafından, Ilısu köyü ve Hasankeyf ilçesi, yeniden inşa edilmiştir. Kamu ve sosyal yapılar, on kat arttırılmıştır. 

Dargeçit Ilısu barajı ve Hasankeyf ilçesinin tarihi kalıntılarının taşınması

DSİ tarafından bildirildiğine göre, baraj sularından etkilenmeyecek olan Yukarı Şehir, yeniden düzenlenerek bir açık hava müzesi haline getirilmiştir. Bununla birlikte baraj göl alanından etkilenen Aşağı Şehirde yer alan tarihi ve kültürel varlıklar ise, bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde son derece titiz metotla ya yerinde korunmaktadır ya da taşınarak yeni yerlerine yerleştirilmiştir. 

Bu çerçevede, ülkemizde bir ilk olan 540 yaşında olması itibarıyla dünya ölçeğinde bütüncül olarak taşınan en eski tarihi yapı sayılan Zeynel Bey Türbesi’nin yeni yerine taşınma işlemi 2017 yılında yapılmıştır. Yaklaşık 1100 tonluk tarihi yapı, taşıma işlemi boyunca hassas cihazlarla yapılan gözlemler neticesinde herhangi bir hasar almadan başarıyla yeni yerine taşınmıştır. Türbenin ardından, yaklaşık 1500 ton olan Artuklu Hamamı da yeni yerine taşınmıştır. Ayrıca 800 ton ağırlığındaki İmam Abdullah Türbesi ve 400 ton ağırlığında minaresi yeni yerlerine taşınmıştır. 

Ilısu baraj gölü altında kalacak Orta Kapının, sudan olumsuz etkilenmemesi ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla Hasankeyf Yeni Yerleşkesinde yer alan Arkeopark alanına üç parça halinde taşınmış ve yeni yerinde bütüncül olarak sergilenmektedir. 

Evet, Hasankeyf ilçesi ve tarihi kalıntıları hakkında, baraj yapılmadan önce yaşanan sorunların giderildiği düşünülüyor. 

 

Mardin Dargeçit Çarşısı-Tarihi Süryani Çarşısı
 

TARİHİ SÜRYANİ ÇARŞISI

İlçe merkezindeki bu çarşının yapımı 17’nci yüzyıla dayanmaktadır. Yani yaklaşık 400 yıllıktır. 

Dar sokakları, taş işçiliği, geleneksel yapı dokusu ile ilgi çeken bir yerdir. 

Ancak günümüzde bakımsızlık ve ilgisizlikten kaynaklı harabeye dönmüştür.

Dargeçit Tarihi Süryani Çarşısı

Zamanında demircilik, taş işletmeciliği ve birçok ticari sektöre ev sahipliği yapan çarşıda, günümüzde 50’den az işletme kalmıştır.

Son yıllara kadar ilçenin en işlek ve canlı çarşısı, günümüzde can çekişmektedir.

Dargeçit Tarihi Süryani Çarşısı Restorasyon

Ancak 2024 yılında tarihi Süryani Çarşısında restorasyon başladığını duydum. Diyarbakır Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü tarafından, Sefa Caddesinde 65 dükkanın yer aldığı tarihi Süryani Çarşısının restorasyonu için hazırlanan “Tarihi Çarşıyı Canlandırma Projesinde” sona gelindiği açıklanmıştır. Bu süreç boyunca yaklaşık 600 metre uzunluğunda, 4 caddenin sokak düzenleme çalışmaları yapılmıştır. Aydınlatma işlemleri düzenlenmiştir. Yaklaşık 1.5 sene gibi kısa bir sürede, çarşı aslına uygun olarak inşa edilmiştir. 

Yani Dargeçit ilçesine yolunuz düşerse, tarihi Süryani çarşısını artık gezip yeni halini görebilirsiniz. 

 

DARGEÇİT KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinde Saray mahallesindedir. Değirmen deresi üzerindedir. Köprü yöre halkı tarafından “Koprıya Süka Kevin” (Eski çarşı köprüsü) olarak da adlandırılmaktadır. 

İnşa kitabesi yoktur, bu yüzden ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. Ancak 18-19’ncu yüzyıllarda Osmanlı döneminde inşa edildiği tahmin edilmektedir. 

Tarihi köprü, tek gözlü ve yuvarlak kemerli olarak planlanmış taştan yapılmıştır. Kesme ve moloz taş kullanılarak yapılmıştır. Geçiş yolu düz olan köprüler sınıfına girer. Uzunluğu 8.70 metre ve genişliği ise 3.70 metredir. Üzerinde herhangi bir süsleme unsuru yoktur. 

Bugüne dek çeşitli onarımlarla günümüze kadar gelebilmiştir ve hala kullanılmaktadır.

 

KİLİSELER

İlçede birkaç tane kilise vardır. Bunların birçoğu kapalıdır, sadece bir tane kilise ibadete açıktır.

Diğerlerinden bazıları kapalı, bazıları ise yıkıktır.

Dargeçit Mor Kuryakos Kilisesi
 

Mor Kuryakos kilisesi

Saray Mahallesindedir. 2021 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesindedir.

Süryani kilisesidir. 1979 yılında Hıristiyan cemaatin Dargeçit’i terk etmesi nedeniyle harap olmuş ve son dönemde Belediye tarafından restore edilmiştir.

Halen ibadete açıktır.

Dargeçit Boncuklu Höyük

BONCUKLU TARLA ARKEOLOJİK ALAN

Ilısu mahallesi sınırları içindedir. Yaklaşık 12 bin yıl öncesinden, Erken Neolitik dönemden kalan bir yerleşim olduğu düşünülüyor. Bu yerleşim, tarih boyunca 25 medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Yaklaşık 2.5 hektar büyüklüğündeki höyükte, bugüne kadar sadece yüzde 15’lik bölümde kazı ve araştırmalar tamamlanmıştır. 

Ev tabanlarının altında, dizleri karınlarına çekik ana rahmindeki biçimde yeniden doğuş inancı ile erkek, kadın ve çocuk bireylerin gömüldüğü 69 mezarda 118 bireye ait iskelete ulaşılmıştır. Kazılarda, 4 siteli bulunan ve Neolitik döneme ait 11.300 yıllık olduğu tahmin edilen tapınak da gün yüzüne çıkarılmıştır. 

Dargeçit Boncuklu Höyük

İskeletlerin yer aldığı mezarda, Neolitik dönemde yaşayan toplulukların geleneklerini betimleyen serpantin, kireçtaşı, klorit, kumtaşı, kemik, obsidyen, fosfat, bakır ve değişik çay taşları kullanılarak yapılan boğa, geyik, leopar, yılan, akrep ve yaban keçisi gibi çeşitli şekillerde, yaklaşık 20 bin boncuk ile kemer ve tokaları, kemik kakmalı süs eşyası, düğme, küpe ve değişik süs eşyaları bulunmuştur. 

Evet buluntular Mardin Müzesine teslim ediliyormuş. 

 

 

 

 

 

Mardin şehir merkezi tanıtım ve gezilecek yerler yazısı.

Karaman Kazımkarabekir

Karaman Kazımkarabekir

İlçe: Konya-Karaman karayolu üzerindedir. Kazım Karabekir-Karaman arasındaki uzaklık: 24 km. Kazımkarabekir-Konya arasındaki uzaklık: 85  km.

TARİHİ

İlçeye: Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar döneminde: “Gaferiyat” ve “Gefr-iyad” isimleri verilmiştir.

Cumhuriyet  dönemi öncesinde ise “Gafferiyat” ismi kullanılmış ve 1956 yılında “Kazımkarabekir” ismi verilmiştir.

Çünkü:  Kurtuluş Savaşımızda, Şark Cephesi Komutanı olan Korgeneral Kazımkarabekir Paşa’nın buralıdır.

Ancak, yörenin insanları, ilçe merkezini, “Kasaba” olarak da isimlendirmektedirler.

Çünkü: yöreye Türkler yerleşmeye başladıklarında, ilk kurulan yerleşim birimine, başındaki Türkmen Beyin ismi nedeniyle “Kasaba-i Mahmudlar” yani “Mahmudlar Kasabası” ismi verilmiştir.

Bu kasaba halkı, daha sonra, günümüzdeki ilçe merkezine yerleşmiş ve “Kasaba” ismi böylece süregelmiştir.

Karaman Kazımkarabekir

GENEL

İlçe, konum olarak, tarihi süreç içinde, ipek ve baharat yolunun, Anadolu’da ki devamı denilen: Halep-Adana yolu üzerindeki ana ulaşım hattında bulunması nedeniyle, önem kazanmış ve öne çıkmıştır.

Merkezin, denizden yüksekliği: 1030 metredir. Bölgede, tipik karasal iklim hüküm sürmektedir.

Buna göre: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve kar yağışlı olarak geçer. Bitki örtüsü ise: bozkır. Büyük bölüm ise, çıplak yamaçlar şeklinde görülmektedir.

İlçe ekonomisi:  tarım ve hayvancılığa dayanır. Bölgede akarsu bulunmadığından, sulama da büyük güçlükler yaşanmaktadır.

Son yıllardaki ekonomik gelişmeler çerçevesinde, ilçede, büyük bir Holding  tarafından, birçok fabrikadan oluşan, Gıda Şehri bölgesi kurulmak durumundadır.

Tamamen tarıma dayalı olarak gerçekleştirilecek bu proje, dünyanın bu konudaki en büyük projesidir.

Bu proje çerçevesinde: birçok gıda ürünü, bölgede üretilecek, işlenecek, paketlenecek, depolanacak ve sevk edilecektir.

Karaman Kazımkarabekir

KAZIM KARABEKİR

1882 yılında, İstanbul’da doğdu. Harp Okulunda, Atatürk ile tanıştı.

31 Mart Olayını bastırmak için, İstanbul’a gönderilen Harekat Ordusunun başında, Atatürk ile birlikte görev yaptı.

I. Dünya Savaşı başında, yarbay olan Kazım Karabekir, savaş yılları boyunca: İran sınırı, Halep, Doğu cephesi ve Çanakkale’de bulundu.

1917 yılında, Erzincan yakınlarındaki “Kafkas Ordusu” komutanlığına getirildi ve bu süredeki görevinde: Ermenileri püskürterek, Erzurum ve Erzincan’ı geri aldı.

Sarıkamış bölgesinde ise: Kars ve Gümrü kalelerini ele geçirdi ve bu hizmetlerinin sonucunda “General” oldu.

Takip eden dönemde: Kazımkarabekir Paşa, sınıf arkadaşı Atatürk ile sürekli olarak birlikte olmuş ve birlikte hareket ederek, Kurtuluş Mücadelesinde büyük yararlılıklar göstermiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra ise, TBMM sıralarında, milletvekili olarak, Atatürk’ün muhalifleri arasında yer aldı.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunda bulundu.

Bu Partinin, Genel Başkanı oldu. Ancak, ömrü uzun olmayan parti, 1926 yılında, Atatürk’e yapılan bir suikastın destekçisi olarak çıkınca, kapatıldı.

Kazımkarabekir: 1948 yılında, Ankara’da öldü.

Karaman Kazımkarabekir

NE YENİR. NE İÇİLİR

Burada: karpuz meşhur.

Karpuz: 1992 yılından bu yana, Kazımkarabekir ilçesinde yetiştirilmektedir.

Ancak, burada yetiştirilen ve “Paşa Karpuzu” olarak isimlendirilen karpuz cinsi: güzel tadı ve sulu olmasıyla öne çıkıyor.

Ağustos ve Eylül aylarında yetiştirilen bu karpuzu: bu tarihlerde, buralarda bulunursanız, mutlaka tatmalısınız.

Kazımkarabekir Meslek Yüksek Okulu

KARAMAN KAZIM KARABEKİR MESLEK YÜKSEKOKULU

Selçuk Üniversitesine bağlı olarak 1995-1996 eğitim öğretim yılında açılmıştır. 2007 yılından itibaren okul Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesine bağlanmıştır. 2013-2014 yılında yeni binasına taşınmıştır.

Okul şu anda 7 programla öğretime devam etmektedir.

 

GEZİLECEK YERLER

GAFERİYAT/KAZIM KARABEKİR KALESİ:

İlçenin eski sur kalıntılarına işaret eden bir yapıdır.

Evliye Çelebi gibi seyyahların bahsettiği bir yerleşim merkezidir. Evliya Çelebi, 1648 yılında Karaman eyaletine bağlı Gafirbad’a gelmiş ve kasabanın adını Kafirabad olarak seyahatnamesine yazmıştır.

Bu ismin kullanılmasının nedeni, yani çirkinliğinin nedeni, bu şehre kesinlikle kafir ve Yahudi’nin sokulmadığından ve son derece Müslüman halkından övgülerle söz eder.

Kale mimarisinin kerpiç kalıplar gibi kesilmiş beyaz yassı ince taşlardan yapıldığını, duvarlarının kalın ve sağlam olduğunu ve kılıçla kesilmiş gibi düz ve ustalıkla yapılmış bir yapıda olduğundan bahsetmiştir. Buna benzer, beyaz taştan yapılmış titiz bir yapıyı, hiçbir memlekette görmediğini belirtmiştir.

Karamanoğulları döneminde kasabanın etrafının surlarla çevrili olduğu ve ehdemek denilen iç kalesinin olduğu bilinmektedir. Moğollar ve Osmanlılar döneminde bu yapıların zarar gördüğü ve yıkıldığı tahmin edilmektedir.

İnsanlar kale duvarlarını zaman içinde yapı taşı olarak kullanmışlar ve kale yok olup gitmiştir.

Bugün kalenin sadece giriş kapısı kalmıştır.

 

Kasaba Taşı:

İlçenin kendine has özgün bir yapıya sahip olan, doğal taş cinsi bulunmakta ve taş ocaklarından yaklaşık yerin 1 metre altından çıkarılmaya başlanmıştır. Toprak altında tabaka tabaka olarak 32 kat sayılabilen düz yassa katmanlar halinde bulunan, ak renge sahip kalkerli bir taş cinsidir. Bölgede bu taşa “kasaba taşı” denmektedir. Toprak altında yumuşak ve kırılgan yapıya sahip olan taş, havayla temas edince sertleşmekte ve daha sert bir hal almaktadır. Bu taş tamamen yöreye özgü bir oluşum olup ülke genelindeki diğer say taşı örneklerine pek benzememektedir. İlçenin sivil mimarisine oturan bu taş, hemen hemen tüm yapılarda, sokaklarda, duvarlarda, evlerde ana malzeme olarak kullanılmıştır.

Kazımkarabekir Kale Kapısı

KALE KAPISI

Antik dönem yerleşkesi zamanında yapılan kaleden, günümüze sadece “Karaman kapısı” adıyla bilinen kapı kalmıştır.

Kapı: ilçe merkezinde, Kazımkarabekir caddesi üzerindedir.

Yan taraflarında kesme taşlar kullanılan kapının arkasında, sürgü delikleri var. Kalenin ve bu kapının, hangi tarihte yapıldığı bilinmese de, Karamanoğulları Beyliği döneminde yapıldığı sanılıyor.

Karaman Kazımkarabekir Büyük (Nevruzoğlu) Camii

BÜYÜK (NEVRUZOĞLU) CAMİİ

İlçe merkezindedir.

Karamanoğulları döneminde yapılmış, bölgenin en güzel cami yapılarındandır.

Üst örtüyü tutan silindir ve kare formlu sütunlar: kıble duvarına paralel uzanıyor.

Son cemaat yerinin üstü, ahşap örtülü, taş kaideler üzerinde 7 ahşap sütun bulunuyor.

Mihrabı: kesme, mozaik tekniğiyle yapılmış, geometrik bezemeli çinilerle kaplıdır.

Bunların içinden, sol alt köşede bulunan, Karamanoğullarının ongun kuşuna benzeyen çini örneği: buradan alınarak Konya-Karatay Müzesine götürülmüştür.

 

EMİNETTİN CAMİİ

İlçe merkezindedir. Osmanlı döneminde yapılmıştır.

Yapılış tarihi ve yaptıran bilinmemektedir.

Ancak, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim, Mısır seferine giderken, bu camiyi görmüş ve İstanbul dönüşünde, bu camiye: 2 altın şamdan ve 3 İran halısı göndermiştir.

Bu kıymetli hediyeler, günümüzde: Konya Mevlana Müzesinde sergileniyor.

 

SARP HÖYÜK

İlçe merkezindedir.

Bu höyük, günümüzdeki yerleşim nedeniyle, büyük hasara uğramıştır.

Sadece, kentin doğusundaki Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen kalenin giriş kapısı korunmuştur.

Kale kapısının genişliği: 2.6 metre ve yüksekliği 3 metredir.

Antik yerleşim yeri üzerine kurulan günümüzdeki yerleşim içinde, Belediye Binası bahçesinde: 2 mermer mezar aslanı ve 3 adet kalkerden yapılmış sütun bulunmuştur.

Evet, maalesef, ilçe merkezinin bugünkü yerleşimi, Roma döneminde önemli bir yerleşme olduğu sanılan höyüğün hemen üstünde bulunuyor. E

lbette, antik yerleşim büyük hasar görmüş.

 

AKARKÖY

Akarköy mevkiindedir. Buranın, çok ünlü, antik “Derbe” kenti olduğu yönünde, çeşitli arkeoloji yazarları tarafından görüşler öne sürülmüştür.

Ancak, Derbe şehrinin yeri “Ekinözü Köyü Derbe Höyüğü” olarak kesinleştiğinde, burası hakkındaki tez, geçerliliğini yitirmiştir.

Ancak, mevcut kalıntılardan, Akarköy bölgesinde de, antik dönemde, önemli bir yerleşim bulunduğu anlaşılmaktadır.

Doğal höyük bir tepe üzerindedir.

Köy içinde, değişik yerlere yayılmış ve bazı yapıların duvarlarında kullanılmış, çok sayıda mimari parça, yazıt ve steller bulunmaktadır.

Hatta, köy camisinin yanında: yonca planlı ve Bizans döneminde yapıldığı sanılan bir yapı, büyük oranda sağlam kalarak günümüze kadar gelebilmiştir.