
Tarihsel değerler açısından oldukça zengindir. Malatya ilçeleri arasında, devletin en çok yatırım yaptığı yer olarak öne çıkar. Çünkü: Erhaç Hava alanı ve Sultansuyu Üretim Çiftliği burada.

ULAŞIM
İlçe, Malatya’yı: İç Anadolu bölgesine bağlayan, Malatya-Kayseri-Ankara kara yolu üzerindedir.
Akçadağ-Malatya arası uzaklık: 37 km. Akçadağ-Darende arası uzaklık: 70 km. Akçadağ-Yazıhan arası uzaklık: 63 km. Akçadağ-Kale arası uzaklık: 80 km.
TARİHİ
İlçenin Osmanlı dönemindeki adı: Arga.
Arga kelimesi: Luvi kökenli bir kelimedir. Yukarı, yüksek, sınır, ışıldayan, parıldayan, ışıltı anlamına gelir.
Hititlerin: MÖ. 1750-1100 tarihleri arasında, yaşadığı göz önüne alındında, Arganın ortalama olarak: MÖ. 1500’lerde kurulduğu düşünülmektedir.
Aradaki tarihi süreçte, yörede birçok medeniyet egemenlik sürdürmüştür. Malazgirt zaferinden sonra ise, Anadolu’da hızla Türkmen nüfusu iskan edilmeye başlanmıştır. 1074 yılında, yöre, Danişmentoğlu Beyliği topraklarına katılır. Haçlı seferleri zamanında ise, yöre bunlardan etkilenir. 1105 yılında: Anadolu Selçukluları, bölgeyi fethederler.
1283 yılında, bölgede şiddetli bir deprem olur. 1894 yılında, yörede yine büyük bir deprem olur. 1956 yılında ise, Akçadağ çarşısında büyük bir yangın çıkar ve çoğu ahşap ve kerpiçten yapılmış binalar ve dükkanlar yanar. Bunun üzerinde, Belediye tarafından, tek katlı dükkanlar yapılır. Bu dükkanlar, bugünde kullanılmaktadır.

GENEL
İlçe, dağlık ve ovalık bir alanda kurulmuştur. Güneydoğu Torosların kollarından: Akçadağ ve Karadağ, önemli yükseltiler olarak öne çıkmaktadır.
İlçede, karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak yazları aşırı sıcak, kışları ise aşırı soğuk olur.
Yöre insanının ekonomisi: tarıma dayanmaktadır. Yörede yetiştirilen ürünlerin başında ise, kayısı gelir. En lezzetli, şeker oranı en yüksek kayısılar, burada yetiştirilmektedir. Çünkü: Malatya’da düzenlenen kayısı festivalinde, Akçadağ kayısıları daima birinci seçilmektedir.
Yörede, kayısıdan sonraki en meşhur ürün ise: armut. Akçadağ armudu: bol sulu, çok lezzetli ve kendisine has kokusu olan bir üründür. Özellikle, dağ köylerinde yetiştirilir ve büyük şehirlere pazarlanır. Ancak, erken bozulması, kötü yanıdır. Bu yüzden beklemeye ve saklamaya uygun değildir.
NE SATIN ALINIR
Akçadağ bölgesinden, her türlü kayısı ürünü satın alabilirsiniz. Bu ürünler, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, gayet güzel hediyelik paketlerde satışa sunuluyor. Kurutulmuş kayısı, kayısı pekmezi, yeşil kayısı turşusu gibi kayısı ürünleri satılıyor. Kuru kayısının yanı sıra kayısı döneri, kayısı lokumu ve kayısı sucuğu da hediyelik olarak tercih edilebilir. Kayısı reçeli ve kayısı marmelatı da sofraların vazgeçilmezi olarak öne çıkan, taze ya da kuru kayısılardan üretilen geleneksel lezzetlerdir.
Bakırcılar çarşısı ve kuru kayısı pazarı, geleneksel el sanatları ve yerel ürünlerin satıldığı en popüler alışveriş yerleridir.

NE YENİR:
Bulgur ve baharatın eksik olmadığı Malatya mutfağı, iştah kabartıcı lezzetleriyle tadanları kendine hayran bırakır.
1-Kayısılı Kavurma: Akçadağ’ın meşhur yerel lezzetlerinden olan Kayısılı kavurma, yöreye özgü eşsiz bir ana yemektir. Kavrulmuş kayısıların soğan ve kavurmalarla birleşimi inanılmaz bir lezzet ortaya çıkarır.
2-Akçadağ’ın üzüm yaprağına sarılan zeytinyağlı sarmalar, soğuk olarak servis edilir.
3-Akçadağ pilavı: Akçadağ yöresinden sofralara taşınan, etli ve sulu kıvamıyla klasik plav tariflerinden farklılık gösteren bu lezzet, nohutla zenginleştirilmiş yapısıyla adeta başlı başına bir ana yemektir. Özellikle soğuk havalarda iç ısıtan, doyurucu ve besleyici bir yemektir.

GEZİLECEK YERLER
ARGA TEPESİ-HÖYÜĞÜ
Akçadağ ilçe merkezinde yer alan Akçadağ (Arga) Höyük, yüzey çalışmaları ışığında bölgede ilk yerleşimin Eski Tunç Devrinde başladığını ortaya koymaktadır. Bu süreç Hitit, Geç Hitit, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz devam etmiştir. İlçe merkezinde bulunan ve 60 yıl öncesine kadar tüm evlerin üzerinde yükseldiği çevresi 2 km uzunluğundaki dairesel höyük, Malatya Aslantepe höyüğünün bir eşi olabilecek büyüklükte ve önemdedir.
Tarihi kayıtlarda Arga, Arka, Arkha veya Arha olarak isimlendirilen höyüğün adı, Anadolu’nun en eski dillerinden olan Luwi dilinde “yüksek, yukarı, ışıldayan, gümüş ve sunak yeri” anlamına gelmektedir.
Höyük üzerinde Arslantepe Höyüğünden çıkarılanlara benzer şekilleri taşıyan ve MÖ 2000 yılına tarihlenen bölgenin en güzel taş kalıpları Arga Tepesi Höyüğünden çıkarılmıştır.
Arga Höyük, 6 Şubat 2023 depremlerinde önemli ölçüde etkilenerek Akçadağ da yeniden inşa sürecinde kapsamlı bir çevre düzenlemesine kavuşturulması planlanmaktadır.

FERİK KALESİ
Kürecik bucağına bağlı Düvencik köyü civarındadır.
Ferik kalesi, MÖ 1200’lü yıllarda Hititler tarafından inşa edilmiş bir kaledir. Bu tarih, kalenin Anadolu nun en köklü savunma yapılarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. Tarihçiler, kalenin adının ve yapısının Frig dönemiyle de bağlantılı olabileceğini değerlendirirler. Bu nedenle Ferik adı bazı kaynaklarda Frig kökenli bir terim olarak ele alınmıştır.
Kale, yüksek ve sarp bir konuma inşa edilmiştir. Çevresindeki etkileyici manzaralarıyla birlikte ilçenin tarihi eser bakımından en önemli noktalarından biridir.
Kalenin önemine gelince, Ferik kalesi Hititler döneminden günümüze ulaşan nadir yapılar arasındadır. Kale henüz yeterince belgelenmemiş ve tanıtılmamış bir alandır. Bölgede rehber eşliğinde ya da yerel halktan yol tarifi alarak gitmek önerilir. Kaya mezarları eşliğinde sunduğu görsel zenginlik, tarihe meraklı gezginler için paha biçilmez bir deneyim sunar.
Kale arazisinde, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamıştır. Kale yapısının girişi belirlidir, ancak çıkışı bilinmemektedir. Çıkışının, Tohma çayı civarında bulunabileceği düşünülmektedir.

LEVENT VADİSİ
Levent bucağındadır.
Toplam uzunluğu 28 km olan vadi, Yalınkaya köyü mevkiinde Akçadağ ilçesine 8, Malatya il merkezine yaklaşık 40 km uzaklıktadır. Levent vadisi uçurumlar, mağaralar ve neolitik çağdan kalma kalıntıların bulunduğu yapısıyla yerli ve yabancı turistlerden yoğun ilgi görmektedir. Vadinin yaklaşık 65 milyon yıllık jeolojik oluşum sürecini bünyesinde barındırdığı ve alanda daha önce okyanus tabanı olması dolayısıyla çok sayıda jeositin de bulunduğu bilinmektedir. Vadiyi karakterize eden ana unsurlar yatay yapı ve yatay yapıya bağlı gelişen şekillerdir. Yaklaşık 350 km karelik bir alanda jeolojik olaylar sonucu oluşmuş birbirinden farklı büyüklükte mağaralar, mikro-makro karstik şekiller, volkanik birimler ve fosil mezarlıklar geniş yer tutar.
Sonuç: Levent vadisi ziyaret saatleri: 09.00-18.00 arasındadır. Doğa yürüyüşü, kamp, paraşüt, piknik ve kaya tırmanışı gibi etkinlikler yapılabilmektedir. Giriş ücretsizdir. Toplu etkinlikler için randevu alınması gerekir. Yükseklik korkusu olanların seyir terasının cam tabanlı alanına girmemesi önerilir.

Cam seyir terası:
Vadi boyunca 28 km uzayan kayalıkların en merkezi noktasında, düz bir kaya bloğunun üzerine inşa edilen Levent Vadisi Seyir Terası 104 m yükseklikte olup terasın 8.5 m bölümü cam zeminden oluşmaktadır. Seyir terası 2012 yılının Ağustos ayında hizmete girmiştir. 1400 rakımlı, vadi tabanından 240 m yüksekte bulunan seyir terasının etrafında bazı mağaralar ve kaya blokları güneş enerjili sistemle aydınlatılmaktadır.

BAĞKÖY KAYA KABARTMALARI
Bağköy’e giden yolun köy girişinde, büyük bir kaya kütleri üzerindeki bir nişin içinde bulunan kabartma, ayakta durur vaziyette ellerini göğsüne kavuşturmuş bir insan, cepheden tasvir edilmiştir. Yoldan yaklaşık 2.5 m yüksekte, kayanın cephe kısmına işlenmiştir. Yaklaşık 120 x 80 cm boyutundaki niş içine oyulan kral figürü ayakta tasvir edilirken, baş kısmının profilden, vücudunun ise cepheden işlendiği ifade ediliyor. Ancak tarihi figürün büyük bölümü, zamanla aşınmış ve tahribat artmıştır. Kabartmanın kitabesinin bulunmaması nedeniyle figürün hangi döneme ait olduğu ve kimi temsil ettiği net olarak bilinmiyor.
Bağ mahallesinde bulunan bir diğer dikkat çekici yapı “Nicer Mevkii Kaya Nişi” dir. Kaya bloğunun batıya bakan kısmına oyulan nişin içinde farklı boyutlarda ikinci ve üçüncü oyma alanlarının bulunması dikkat çeker. Uzmanlara göre bu yapının dini, mezar ya da ritüel amaçlı kullanılmış olabileceği düşünülmektedir.
Evet kaya kabartmalarının bulunduğu bölgede Roma dönemine ait pek çok kaya mezarı da bulunmaktadır. Levent vadisi boyunca yerleşim yerlerinin yakınlarında, günümüze ulaşan pek çok Osmanlı mezarlığı vardır. Bunlardan biri 18-19 yüzyıllara ait mezarların bulunduğu Bağköy Osmanlı mezarlığıdır. Zengin geometrik bezeme ve semboller içeren mezar taşlarında tabanca, kılıç, çarkıfelek motifi, ibrik, tarak gibi semboller dikkat çeker.

SULTANSUYU HARASI
Malatya’nın 27 km batısında, Malatya-Kayseri karayolu üzerinde Sultansuyu vadisindedir. Malatya Erhaç Havaalanı ile Tohma vadisi arasındadır.
Dünyaca ünlü Arap atlarının yetiştirildiği, yanı başında Sultansuyu çayının geçtiği bu bölgede, 1865 yılında Osmanlı ordusunun binek at, keçe ve yapağı ihtiyacını karşılamak üzere “Sultansuyu Çiftlikat-ı Hümayun” adıyla kurulmuştur.
1865 yılında Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz döneminde kurulan Sultansuyu Harası, ilk yıllarında ordunun süvari ihtiyacını karşılamak amacıyla faaliyet göstermeye başladı. Tarihi dokusu ve doğal güzelliğiyle dikkat çeken Sultansuyu Harası, sadece atçılık merkezi değil aynı zamanda kültürel bir miras olarak görülmektedir.
Hara, 1865’den 1908 yılına kadar ordunun binek at, keçe, yapağı ve diğer hayvansal ürün ihtiyaçlarını karşılama görevini sürdürmüştür. Meşrutiyetin ilanından sonra (1908) Çiftlikatu Hümayun lağvedilerek hazineye devredilmiş, 1915 yılına kadar halka yarıya vermek suretiyle işletilebilmiştir.
1915 yılında halen hara merkezi olan Aziziye Kışlası ve civarındaki 50 dekarlık arazide bir tay deposu kurulmuş ve ilk defa “hara” ismini almıştır. Bu kuruluş 1924 yılında feshedilerek yerine topçu alayı kurulmuş, 1928 yılına kadar hizmetini sürdüren topçu alayının ardından, Doğu ve Orta Anadolu vilayetlerinde at ıslahını sağlamak ve safkan Arap atı yetiştirmek amacıyla 29 Temmuz 1928 tarihli Kararname ile “Sultansuyu Harası” resmen kurulmuştur.
1984 yılından beri TİGEM (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) bünyesinde faaliyet gösteren Sultansuyu Harasında at yarışlarında yüksek başarı gösteren safkan Arap atları yetiştirilmektedir. Buna ek olarak 27 bin dekarın üzerindeki arazisinde bitki ve meyve üretimiyle birlikte arıcılık ve sığırcılık faaliyeti de yapılmaktadır.

İşletmede 14 aygır ve 110 kısrakla tay üretimi yapılmaktadır. Bölgenin toprak yapısı, bitki örtüsü, su kalitesi ve iklim şartları, safkan Arap atlarının ırk özelliklerinin bozulmadan yetiştirilmesine imkan sağlamaktadır.
Son yıllarda yapılan düzenlemeyle hara içerisinde Sultansuyu Binicilik ve Hipoterapi Merkezi kurularak halkın ziyaretine açılmıştır. Burayı ziyaret eden engelli çocuklar, isteklerine bağlı olarak uzman nezaretinde Midilli veya Arap atlarına bindirilip gezdirilmekte, böylece kendilerine bir tür rehabilitasyon hizmeti verilmektedir.

SULTAN SUYU BARAJI:
Sultansuyu vadisindedir. Sulama amacıyla 1986-1992 yılları arasında inşa edilmiştir. 1994 yılında işletmeye açılan baraj, toplam 106 bin dekar alanın sulama suyu ihtiyacını karşılamaktadır. Akarsu yatağından yüksekliği 60 metredir. Akçadağ ve çevresindeki tarım arazilerinin can damarıdır. Sulama kanalları aracılığıyla bölgenin tahıl, meyve ve sebze üretimini ayakta tutar. Hara ile Sultansuyu Barajı çevresinde piknik ve dinlenme alanları bulunmaktadır.
6 Şubat 2023 tarihindeki depremde baraj hasar görmüş, DSİ, çiftçilerin mağdur olmaması için sulama sahasının farklı noktalarına 41 adet yeraltı su kuyusu açmış ve bu sayede 2023 ve 2024 yılları sulama sezonu tamamlanmıştır.
Sonrasında, depremde hasar alan yapının kapsamlı bir şekilde güçlendirilerek yeniden faaliyete alınmış ve tesisin daha güvenli ve dayanıklı hale getirilmiş, yeniden hizmete açılmıştır.
YAYLAK KÖYÜ YAPAY MAĞARASI:
Yaylak (eski adıyla Kürne) köyü ve çevresi, özellikle sarp kayalık yapısı ve insan eliyle şekillendirilmiş yapay/oyma mağaraları ile bilinen tarihi bir yerleşim alanıdır. Bu bölgedeki mağara sistemleri, ünlü Levent Vadisinin uzantısı niteliğindedir.
Mağaralar Karadağ eteklerinde yer alan Yaylak köyü ve hemen yakınındaki Küçükkürne mahallesi civarında yoğunlaşır. Yaklaşık 1700 m yükseklikte, Akçadağ’a kuş bakışı bakan sarp kayalıkların üzerinde bulunur.
Hitit, Roma ve Bizans medeniyetlerinin izlerini barındıran bu bölgede, Romalılar döneminde mağaraların sadece yatay değil, üst üste katlar çıkılarak dikey bir mimariyle şekillendirildiği görülür. Mağara içinde patikalar, yan odalara geçişi sağlayan yapay geçitler, güvenliği sağlamak için örülmüş taş duvarlar ve su ihtiyacını karşılamak adına kayaya oyulmuş 1-2 m derinliğinde su sarnıçları yer almaktadır.
Gelelim günümüzdeki duruma: Bu yapay mağaraların büyük kısmı yüzyıllar boyunca yerel halk tarafından ev, erzak deposu ve hayvan barınağı olarak kullanılmıştır. Hatta bölgede yakın döneme kadar bu mağara evlerde geleneksel yaşamını sürdüren aileler bulunmaktaydı. Eski muhtar Şükrü Kurt, 18 çocuğunu bu mağaralarda büyütmüş, sıra dışı yaşamı bugün dünyanın dört bir yanından gelen gezginlerin ilgisini çekmektedir. 2025 yılında Güney Kore merkezli bir uluslararası televizyon kanalı, bu mağara eve gelerek Şükrü Kurt’un yaşamını ve bölgedeki gizemli kaya şekillerini konu alan kapsamlı bir belgesel çekmiştir.
HAN KALINTILARI:
1-Sarıhacılı Hanı (Mescitli Han): Anadolu Selçuklu dönemine ait olan bu kervansaray, Sarıhacı Köyü eski yol güzergahı üzerinde yolun yaklaşık 500 m içerisinde yer alır. Günümüzde ne yazık ki büyük ölçüde harap ve yıkılmış durumda, yani tam anlamıyla bir “han kalıntısı” şeklindedir. Duvar yapıları ve temel taşlarının bir kısmı geçmişin mimari izlerini hala taşımaktadır. Kültür envanterinde kayıtlı tarihi yapılardan biridir.
2-Kalolar Hanı ve Diğer Köy Kalıntıları: Sarıhacı, Bekiruşağı ve Esenbey köyleri çevresinde dönemsel ticaret yollarına hizmet etmiş küçük/orta ölçekli han ve kervansaray kalıntılarına rastlanmaktadır. İlçe envanterinde Kalolar Hanı olarak adlandırılan tarihi yapı kalıntıları da bu bölgedeki sivil mimari örneklerindendir.

ŞEYH ALİ KARA TÜRBESİ:
Akçadağ ilçesinde inanç turizmi ve tasavvuf tarihi açısından en çok ziyaret edilen, bölgenin en önemli manevi merkezlerinden biridir. Mimari ihtişamı, geniş külliyesi ve her yıl ağırladığı yüz binlerce ziyaretçi nedeniyle halk arasında yer yer “Türkiye’nin Tac Mahalı” yakıştırmasıyla da anılır.

Türbe ve içinde meftun bulunan Şeyh Ali Kara Efendi kimdir:
1900 yılında Aşağı Örüşkünde doğmuş, 29 Nisan 1971 tarihinde yine aynı yerde vefat etmiştir. Her yıl Nisan ayının son haftasında türbede geniş katılımlı anma programlı düzenlenir. Babası Aliseydi Efendi, annesi Fatma hanımdır. Askerlik vazifesini yaparken zamanın büyük mürşidi, Bağdat doğumlu Şeyh Osman Nuri Ölmeztoprak Hazretleriyle karşılaşmış ve ona intisap etmiştir. 18 yıl boyunca şeyhine bağlı kalarak tasavvufi eğitimini tamamlamıştır. Şeyhinin vefatının ardından irşad görevini devralmıştır. Yaşadığı dönemde bölgede süregelen cehalet, kabile çatışmaları, kan davaları ve eşkiyalık gibi toplumsal sorunların çözülmesinde, insanların barıştırılmasında ve ahlaki eğitimin yayılmasında çok büyük roller üstlenmiştir.

Türbe:
Akçadağ ilçe merkezine yaklaşık 15 km uzaklıkta, Aşağı Örüşkü (Aşağı örükçü) köyündedir. Klasik türbe yapılarının ötesinde, çok büyük bir kubbeye ve geniş bir avluya sahip, kesme taş işçiliğiyle inşa edilmiş anıtsal bir mimarisi vardır. Çevresindeki peyzaj, geniş bahçesi ve düzeniyle dikkat çeker. Türbe içerisinde Şeyh Ali Kara’nın kabri, pirinç/demir parmaklıklarla çevrilidir. Türbenin hemen yanında, hayatı boyunca sadakatle hizmetinde bulunmuş olan emektar çobanı Bayram Boran’ın mezarı yer alır. Ziyaretçiler burayı da saygıyla ziyaret ederler.

Müze Bölümü:
Türbe kompleksinin bir parçası olarak düzenlenen müzede, Seyh Ali Kara Efendinin sağlığında kullandığı şahsi eşyalar, kıyafetler, asalar, tarihi nitelikte tespihler ve tasavvufi objeler sergileniyor.
Diğer hususlar:
Uzak şehirlerden otobüslerle gelen misafirlerin konaklaması ve dinlenmesi için büyük bir misafirhane (aşevi) vardır. Özellikle Cuma akşamları ve dini bayramlarda yoğunluk hat safhaya ulaşmaktadır.

