Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

 

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Öncelikle: müzeye ulaşım önemli. Ziyaretçiler, birçok yoldan müzeye ulaşmayı deniyorlar. Araç ile giderseniz, Ulus semtindeki Atatürk Zafer Anıtının hemen solundaki yolu, doğruca takip edin, “tabelalar” sizi, Müzeye kadar götürecektir.

Ancak: müzeye varmadan hemen 100-150 metre kadar önce, sağınızda otopark bölümü var. Burayı geçmemeli ve aracınızı buraya park etmelisiniz, çünkü yukarı da, yani müze yakınlarında park yeri bulmak sorun. Son gittiğimde, Mayıs 2026 tarihinde bu otoparkta yaşadığım bir durumdan söz etmek istiyorum. Burası, Altındağ Belediyesi tarafından işletilen bir otopark, buranın görevlileri otopark ta yer yok diye, sizi diğer özel otoparklara yönlendiriyorlar, buna dikkat etmenizi öneririm. 

Otoparktan sonra: yaklaşık 50 basamak civarında bir merdiven çıkarak, müzenin kapısına ulaşıyorsunuz. Yani, en mantıklısı, aracınızı otoparka bırakmak.

Yürüyerek çıkmayı düşünenler için, müze yolu biraz zahmetli.

Bence: Ulus halinin hemen arkasından, sağa rampa yukarı ilerleyen “Samanpazarı” yokuşunu  takip eden ve tepeye vardığınızda, sola dönerek, müzenin kapısına ulaşın. Ama dediğim gibi yol bayağı zahmetli ve özellikle: mutlaka lastik  tabanlı bir ayakkabı giymeniz şart.

Evet, bir şekilde, müze kapısına geldiğinizde: müze kartınızı gösterip ücretsiz girebiliyorsunuz. Müze kartınız yoksa: ücretli girebilirsiniz, giriş ücretleri sürekli değiştiği için rakam yazmıyorum, en iyisi müze kart sahibi olmanız. 

Müzenin bahçe bölümü: elbette yeşillendirilmiş ve çiçeklerle süslenmiş ve birkaç taş eser konulmuş. Burada, banklara oturarak, dinlenmek mümkün. Bu bankların buraya konulması, yorulan ziyaretçilerin dinlenmesi için olumlu bir girişim olmuş. Güzel bir havada, bahçede mutlaka oturarak dinlenmenizi ve sonra gezinize başlamanızı öneririm. Müzenin bahçesin de bir de kafeterya var, ama elbette fiyatlar biraz yüksek, tercih sizin.

 

MÜZE BİNASI

Burası: Ankara kalesi bölgesi. Bir anlamda ise: “At Pazarı” olarak biliniyor ve isimlendiriliyor. Burada: genellikle Osmanlı döneminden kalma yapılar var. Bu yapılardan: iki tanesi: Mahmut Paşa Bedesteni yani Kapalı çarşı ve Kurşunlu Han yani Kervansaray. Bunlar 15 nci yüzyıldan kalma yapılar. 

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk: 1921 yılında, Ankara’da bir Hitit Müzesi kurulması emrini verir. Zamanın Kültür Müdürü Hamit Zübeyr Koşay tarafından, bu emir, zamanın Milli Eğitim Bakanına iletildiğinde: bu yukarıda sözünü ettiğim iki tarihi bina satın alınır ve kamulaştırılır. 1938-1968 yılları arasında, restorasyon çalışmaları sürdürülür. 1972 yılına gelindiğinde ise, müze, ziyarete açılır.

 

ÖDÜLLÜ MÜZE

1997 yılında: burası: Avrupa’da “Yılın Müzesi” olarak seçilir. Elbette, ödülün başında, Avrupa kelimesi olması anlamlı. Çünkü: Avrupa’da, özellikle: İtalya, Fransa, İspanya gibi ülkelerde, tarihi özellikler taşıyan, çok sayıda müze var. Bunların arasından sıyrılarak, Yılın Müzesi seçilmek elbette güzel bir olgu. Müzenin içine girdiğinizde, hemen karşıda, bu ödülün sergilendiği bir pano var.

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

MÜZE GEZİSİ

Müzenin zemin altı Bodrum Salonu

Buraya ana kapıdan değil, sağ yandan ilerleyerek yan kapıdan giriliyor. Ama müzenin içinden de buraya iniş merdivenleri var. 

Kapıdan salona girince, sol ve sağa uzanan iki koridor bulunuyor. Tam ortada;  bir bronz heykel ilgi çekiyor.

Bronz heykeller önemli, çünkü Helen ve Roma-Bizans dönemlerinde heykeller genellikle mermerden yapılmış, bronz heykel yapımı zor olduğundan bronz heykeller az sayıda ve nadir bulunuyor. Bu yüzden bronz heykeller çok değerli.

Evet bu bronz heykel ülkemizin bahtsız heykellerinden birisidir. Bu heykel çalınmış ve uzun uğraşlar sonucunda mahkeme kararı ile Amerika’dan geri alınmış ve burada sergileniyor. 

Sol yandaki koridora girdiğinizde: müzenin en önemli sergilerinden birisi yani “sikke” koleksiyonu bulunuyor. Burada: Anadolu’da kurulmuş birçok medeniyete ait birçok sikke bulunuyor ki, gerçekten muhteşem bir koleksiyon ve gayet güzel bir şekilde sergilenmiştir.

Dönemlerine ve yıllarına göre sergilenen ve dönemleri ile yılları, aşağıda bir listede yazılı sikkeleri zevkle izleyebilirsiniz.

Aynı bölümde: yine Anadolu’da kurulmuş medeniyetlere ait: seramik, metal objeler, cam objeler, süs takıları bulunuyor.

Süs takıları bölümünde: özellikle yüzük/mühürlerin üzerine işlenmiş görüntülerin, büyütülerek ekrana verilmesi iyi bir uygulama, iyi düşünülmüş, bu görüntüleri normalde görme şansı yok, ekrandan harika görünüyorlar.

Diğer  koridorda ise: Ankara ve çevresinde elde edilen buluntular sergileniyor. Bunlar arasında benim en çok ilgimi çeken: Ankara çevresinde bulunan sikkeler arasında: üzerinde “gemi çıpası” bulunan ve tarihte ilk kez “Ankara” isminin kullanıldığı sikkelerdir.

Deniz bulunmayan bir yerde yani Ankara’da, şehrin simgesinin “gemi çıpası” olması ilginç.

Bunun sebebi: Galadlar denilen savaşçı ve denizci bir topluluğun: İstanbul boğazını geçtikten sonra: dönemin Anadolu’daki o bölgedeki en büyük medeniyeti olan Pontuslar: bölgeye ulaşan Mısır donanması ile denizde savaşmaktadırlar.

Pontus İmparatoru, Galadlar la bir anlaşma yapar ve Galatlar bu savaşta Pontusların yanında savaşa girerler, savaş sırasında Mısır amiral gemisini ele geçiren Galadlar gemide ki çıpayı hatıra olarak yanlarına alırlar.

Savaşın ardından: Pontus imparatoru Galadların isteğini sorduğunda, Galadlar kendisinden yerleşmek üzere toprak isterler. Bunun üzerine, Pontus imparatoru, Galadlara: günümüzde Ankara şehrinin de içinde bulunduğu bölgeyi verir ve bunun üzerine, Galadlar, günümüzde Ankara’nın bulunduğu yerde bir yerleşim kurarlar ve hatıra olarak tam merkeze Mısır gemisinden ele geçirdikleri gemi çıpasını yerleştirirler. Evet: Ankara şehrinin simgesinin çıpa olmasının nedeni budur.

Evet, bu koridorda: Ankara şehir merkezinde: Roma hamamı, Roma tiyatrosu, Balgat Roma mezarı ve diğer birkaç yerde yapılan kazılarda bulunan antik objeler sergileniyor. Ayrıca: yine Ankara yakınlarında, halen Sarıyar barajı suları altında kalan ünlü Roma antik kentinin nekropolünde yani mezarlarında bulunan objeler sergileniyor. Son bölümde ise: Ankara ve çevresinde yaşadığı düşünülen hayvan nesillerine ait kalıntılar sergileniyor.

Bu salondaki geziniz için 1 saat ayırmalısınız. 

 

Şimdi, Müzenin ana kapısından girdikten sonraki bölümler; 

Evet: müze binasına girdiğinizde, özellikle tatil günlerinde, mutlaka ziyaretçi kalabalığı ile de karşılaşıyorsunuz. Zamanınız uygunsa: müzeye hafta içi günlerde (pazartesi hariç, çünkü kapalı) gitmelisiniz. Çünkü, ancak o zaman, sakin bir gezi yapabilirsiniz.

Ana kapıdan müzeye girdikten sonra: sağ yönde ilerleyin. Çünkü, müzedeki objelerin sergilenmesi, zamanlara göre yapılmış ve en eski eserler, sağdaki ilk bölümde sergileniyor. Daha sonra, yine dönemlere göre ve uygarlıklara göre düzenleme yapılmış.

Evet, burada: sizi ilk karşılayacak panolarda-vitrinlerde:

Önce bir Türkiye haritası ve bu harita üzerindeki antik yerlerin ışıklı gösterimi, sonraki panolarda: Anadolu’dan toplanmış: paleolitik, neolitik dönemlere yani, günümüzden 2 milyon yıl önce başlayan ve 10 bin yıl önce biten zaman dilimine ait, kalıntıların sergilendiği vitrinler var.

Hemen koridorun köşesinde ise: yine aynı dönemlerde yaşayan insanların, yaşam yerlerinin betimlendiği bir yer, bire-bir maket olarak hazırlanmış.

Burada: dikkatinizi çekecek olan, insanlar ölülerini yaşadıkları yerde gömmeleri ve yaşam alanlarının, yerin altına doğru kazılması ve merdivenle inilmesi. Yani, evler, zemin altında, toprak içinde. Ayrıca, evlerinin dekorasyonunda, boğa başı heykelleri kullanmışlar.

Devam ediyoruz ve hemen karşımıza: yine aynı döneme ait, yani binlerce yıl öncelerine ait: mağara duvar resimleri, kemik kalıntıları, kullanılan aletlerin örneklerinin sergilendiği vitrinler var.

Devam ettiğimizde: karşımıza müze koleksiyonunun en değerli parçalarından biri çıkıyor.

Ana tanrıça Kybele heykeli. Her gittiğimde: bu heykelciğin karşısına geçip, 7-8 dakika izliyorum. Siz de izleyin, çünkü, düşünün ki, Anadolu’da, yaşadığımız bu topraklarda, bizlerden binlerce yıl önce yaşamış insanlar, bu heykele yüzlerce yıl tapınmışlar. Heykel, o kadar özel ki, vücudunun çeşitli bölümlerinin ölçüleri aşırı büyük olarak betimlenmiş.

Elbette bunun nedeni, ana tanrıça yani doğurganlığı ve bereketi simgelemesi. Aynı zamanda, dikkatimi çeken şu oldu: Anadolu’da, tapınılan en büyük tanrının, bir tanrıça olması yani bir kadına ait olması da, kadına verilen önemin ifadesi açısından bence önemli.

Gezimize devam ettiğimizde: bu kez karşımıza, Anadolu’da yine büyük bir uygarlık kuran, Hititler ve onların öncülleri, Hattiler bölümü geliyor.

Burada da, müzenin sembol eserlerinden: güneş kurslarını görebiliyorsunuz. Özellikle: hemen soldaki, kırmızı zemin üzerine yerleştirilen, güneş kursu muhteşem. Hemen solunda: yine içinde, o dönemlerde kutsal olarak kabul edilen, geyik heykelleri bulunan güneş kursları sergileniyor.

Siz bunları görünce elbette hemen Ankara Sıhhiye Meydanındaki Anıtı hatırlayacaksınız. Evet, bunlar bir zamanlar Ankara Belediyesi tarafından “simge” olarak kabul edilmiş ve daha sonra ise vazgeçilmiştir.  

Evet, gezimize devam ediyoruz.

Bu güneş kursları: Hattiler döneminde, dinsel ayinlerde kullanılmıştır. Zaten: Çorum ilimizin Alaca ilçesinde, Alacahöyük yöresinde, Hatti kral mezarlarında, mezar hediyesi olarak bulunmuştur.

Bunlar, cenazenin mezara nakli sırasında, cenaze alayında, ucuna uzun bir sopa  takılarak kullanılmış ve üzerindeki hareketli parçalar, yürüyüş sırasında, çıkardıkları sesler ile, cenaze alayında mistik bir müzik oluşmasını sağlamış ve cenaze gömülürken, bu güneş kursu da cenaze ile birlikte gömülmüş ve yakın zaman önceki arkeolojik kazılarda bulunarak, müzede sergilenmeye başlamıştır.

Bunları izlerken: yapıldıkları ve kullanıldıkları dönemi  düşünün, günümüzden binlerce yıl öncesinde, bu topraklarda yaşayan insanların, bunları yapabilecek düzeyde bir kültüre ve gelişime sahip olduklarını düşünün. O zaman bunlar daha çok anlam ifade ediyor.

Güneş kurslarının bulunduğu yerde, hemen solda aşağıya doğru inen bir merdiven var. Bu merdivenle aşağıya indiğinizde, yukarıda belirttiğim müzenin en alt bodrum katı sergi salonları bulunuyor. 

Evet, aşağıdaki bölümü gezdikten sonra merdivenle yine yukarı bölüme çıkabilirsiniz. 

Yukarıda sonraki bölümde, Hititlerden sonra, yine Anadolu’da büyük bir uygarlık kurmuş olan, Friglerin günümüze ulaşan eserlerinin sergilendiği bölüm geliyor. Burada: özellikle, tam koridorun köşesindeki, sağ bölümde, bir çivi yazısı ile  tablet üzerine yazı yazan kişinin betimlendiği, maket var.

Hemen solunda ise, Asurlular ve Hititlerden günümüze kalan, çivi yazılı tabletler var. Bunlar arasında, özellikle görmenizi istediğim: Anadolu’daki iki kralın birbirlerine yazdıkları tablet, evlilik belgesi yazılı tablet ve özellikle, bir boşanma belgesi mahiyetindeki  tablet.

Boşanma belgesi tabletinde: boşanma halinde, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduklarının yazılı olması, mutlaka ilginizi çekecektir.

Günümüzden binlerce yıl öncesi, kadının bu topraklardaki önemi, rolü ve eşit haklara sahip olmasını düşünün.

Devam ediyoruz. Hemen ortadaki ilk panolar: ahşap Frig dönemi eserlerine ait. Özellikle: ahşap masaların güzellikleri büyüleyici.

Daha sonra: Urartu uygarlığı, yani Doğu Anadolu medeniyetleri eserleri var. Özellikle, sol yanda: bir at başını süsleyen, o dönemlere ait “at başı kuşamı” ilginç. Ayrıca, bir kalkan var.

Evet: şimdi bu koridorda, biraz geri gelin ve hemen soldaki kapıdan girerek, orta bölüme geçin.

Orta bölümde: taş eserler sergileniyor ve ayrıca: Sinevizyon gösterileri düzenleniyor. Hoş ne zaman düzenlendiği meçhul, ben bu müzeye, 8-9 kere gittim ve hiçbirinde bu gösterilere rastlayamadım.

Neyse, taş eserler ilginç elbette, çünkü, bulundukları yerlerden çıkarılıp buraya getirilmeleri çok mantıklı. Hattuşaş yani Hititlerin başkentindeki, aslanlı kapının her iyi yanındaki aslanlar burada sergileniyor.

Ayrıca: Hitit askerleri, Hitit tanrıları, Hitit prensleri, muhteşem taş eserler var. Bunları: gezin, hatta ve hatta günümüzden binlerce yıl önce yapılmış bu eserlere bu kadar yakın olabilmek muhteşem bir duygu.

Burada, Alacahöyük’ten getirilen özellikle kapı stelleri muhteşem güzel, bunlar bulundukları yerden sökülerek buraya getirilmiş. Sergileme de oldukça güzel, sergilenen objelerin hemen altlarında ayrıntılı açıklamalar yazılı.

Evet, müze gezisi burada bitiyor.

Müzeye girişte kullandığınız ana kapıdan, müze dışına, yani bahçeye çıkılıyor. Bahçedeki banklarda yine kısa bir mola verebilir ve müzenin tuvaletlerini kullanabilirsiniz. Tuvaletler oldukça temiz ve müzeye yakışır şekilde düzenlenmiş.

Son olarak, şunu belirtmekte yarar var.

Müzeyi her ziyaret ettiğimde, farklı objelerin sergilendiğini gördüm, çünkü müzenin depolarında bulunan objelerin hepsinin aynı anda sergilenmesi mümkün olmuyormuş, umarım Ankara’ya, Anadolu’nun muhteşem geçmişine yakışır, büyük ve ayrıntılı bir başka müze binası en kısa zamanda yapılır.

Ayrıca: müzede bazı eserlerin yerinde bir yazı göreceksiniz ki, bu yazı, bazı eserlerin başka yerlerdeki geçici sergilere götürüldüğü yazılı. 

Sonuç olarak, Ankaralı iseniz veya Ankara’yı ziyaret ederseniz, bence mutlaka gidin ve bu müzeyi ziyaret edin.

 

MÜZENİN EN ÜNLÜ ESERLERİ

Son bölümde, müzenin en ünlü eserlerinden söz edeceğim. Müze büyük tamamını gezmek isterseniz en az 3-4 saat gerekli, ama kısa süreli bir müze gezisi için, müzede bulunan en ünlü eserlerden bazıları hakkında bilgi vereceğim.

Alacahöyük Güneş Kursları

ALACAHÖYÜK GÜNEŞ KURSLARI:

MÖ 2500-2000 yılları arasına tarihlenen Erken Tunç çağına ait bronz ve altın alaşımlı törensel objelerdir.

Çorum Alacahöyük kazı alanındaki kraliyet mezarlarında bulunmuştur.

Ağırlıklı olarak bronz dan yapılmıştır. Üzerlerine altın ve gümüş kaplamalar vardır. Bazı örneklerde elektrum yani altın-gümüş doğal alaşımı kullanılmıştır.

Ana gövde: yuvarlık, disk ya da çember şeklindedir. Üzerlerinde geyik, boğa, öküz gibi hayvan figürleri vardır.Alt kısmı, çatal şeklinde sap vardır. Bir yere saplanarak dikildiğine işaret eder.

Çapları genellikle 20-60 cm arasında değişir.

Evet gelelim bunların ne anlamı olduğuna

Astronomik semboldür. Çünkü dairesel form ve simetrik kollar, güneş, ay ve yıldızları temsil ediyordur. Bazı araştırmacılara göre, ilkel bir takvim ya da astronomik gözlem aracıdır.

Diğer bir görüşe göre, sadece kraliyet mezarlarında bulunmaları, bunların hükümdarların otoritesini ve ilahi statüsünü simgeleyen prestij nesneleri olduğuna işaret eder.

At kısmındaki çatal sap sayesinde toprağa ya da sırığa takılarak, savaş ya da tören alaylarında taşınmış olabilir.

 

Sonuç:

Anadolu da metal işçiliğinin ne denli ileri bir düzeye ulaştığını kanıtlar. Türkiye’nin en önemli ulusal simgelerinden biri haline gelmiştir.

Kybele Ana Tanrıça heykeli

KYBELE ANA TANRIÇA HEYKELİ

Çatalhöyük te bulunmuş. Bu eser, Güzel Venüs adıyla da anılmaktadır.

İngiliz arkeolog James Mellaart tarafından 1958 yılında bulunmuştur.

MÖ 6 binli yıllara tarihlenen yapı katmanındaki, kutsal alan içinde bulunan tahıl deposunda toplam 9 tane pişmiş toprak kadın heykelciği bulunmuştur.

Bu heykelcikler arasında hem boyutu hem de bir taht üzerinde betimlenmiş olmasıyla diğerlerinden öne çıkan ve Ana Tanrıça Heykelciği olarak tanımlanan, pişmiş toprak kadın heykelciği, sahip olduğu özellikleriyle son derece önemli bir örnek kabul edilmektedir.

Pişmiş topraktan yapılmış olan ve 2 aslanın koruduğu bir tahtta oturan, çıplak tanrıça heykeli çok ünlüdür.

Göğüsleri, kalçaları ve karnı abartılı şekilde, iri olarak yapılmış tanrıça, anaerkil iktidarın tahtında, doğam ve bereketi yönetmektedir.

Pişmiş topraktan ve taştan yapılan bu heykelcik, bolluk ve bereketi temsil etmektedir.

Kadının kollarını koyduğu yerde, aslan, leopar ya da kaplan kabartması var.

Tanrıça bacaklarının arasında bir çocuk başı vardır.

Bu, aynı zamanda doğurganlığı ve doğa ile özdeştirildiği özelliğini temsil eder.

Figürde bir özellik daha göze çarpar.

Kadının oturduğu tahtta yer alan hayvan figürleri, Anadolu da yaygın olan vahşi hayvanların egemeni motifini uygulaması bakımından önemlidir.

Bu hayvanlar, tanrıçanın doğa üzerindeki egemenliğinin bir göstergesidir.

Kybele Taş Heykeli

FRİG DÖNEMİ TAŞ KYBELE HEYKELİ:

Müzenin en ilgi çeken parçalarındandır.

Frig sanatının anıtsal gücünü yansıtır.

Simetrik yapısı ve sert hatlarıyla sessiz güç fikrini işleyen heykel, bireysel bir karakterden ziyade, zamansız ve kutsal bir varlığı betimlemektedir.

Heykelin formunda görülen sert hatlar, Frig sanatının karakteristik özelliğini taşırken, Geç Hitit ve Asur sanatından da gelen simgesel etkiler dikkat çekmektedir.

Özellikle kabartmalarda görülen simetri ve stilazyon, Kybele nin politik ve kültürel simge olarak kullanıldığını gösterir.

Kültepe çivi yazılı tabletler

KÜLTEPE ÇİVİ YAZILI TABLETLER:

MÖ 1970 ile 1750 yılları arasına tarihlenen bu tabletler, Anadolu nun en eski çivi yazılı belgeleridir.

Kültepe de 70 yıldır yapılan kazılarda, bugüne kadar 23. Bin tablet bulunmuştur.

Boyutları değişen kare veya dikdörtgen bu tabletlerin üzerine yazı, tabletlerin hammaddesi ıslak kilin özelliğinden yararlanılarak, sivri uçlu bir kamış vasıtasıyla yazılıyordu.

Islak kil tablete, önce satırlar çiziliyor, ardından bu satırlara çivi yazısı metinler yazılıyordu.

Tabletlerde ilginç bir detay, özellikle mektup, mahkeme kararı veya kontratlar, genellikle zarfa konulmuştur.

Kağıdın henüz bilinmediği bir dönemde, ikinci bir kil katman şeklinde uygulanarak kurutulan zarfların varlığı oldukça şaşırtıcıdır.

EN ÖNEMLİ TABLET-SARGON TABLETİ:

En önemli tablet Akadlı Sargon a aittir.

MÖ 19-18 nci yüzyıllara tarihlenen bu tablet, Akad devletinin kurucusu Sargon a aittir.

Eski Asurca yazılmış metinler bulunmaktadır.

Kral Sarrukin, Akad Kralı, Dört cihanın kralı, kuvvetli kral sözleriyle başlayan tablet, Akadlı Sargon un seferlerini anlatmaktadır.

Kendi döneminden önceki bir dönemi anlatan bu tablet, adeta bir tarih kitabı niteliğindedir.

Hitit dönemi fildişi aslan heykelciği

HİTİT DÖNEMİ FİLDİŞİ ASLAN HEYKELCİĞİ:

Altıntepe tapınağında ortaya çıkarılan bu aslan heykelciği, kalçaları üzerine oturur biçimde tasvir edilmiş olup, yükseklik 10 cm dir.

Aslan başını sola çevirmiş ve hırlar durumda betimlenmiştir.

Yüzde ürkütücü bir ifade vardır.

Heykelciğin alt kısmında bulunan delik, eserin bir başka nesneyi süslemek amacıyla kullanıldığına işaret etmektedir.

Hitit kral kapısı

HİTİT KRAL KAPISI:

Hattuşa dan bir savaşçının rölfefini taşıyan orijinal kral kapısıdır.

Kral kapısı, Hattuşa şehrinin güneybatısında, Yukarı şehir surları üzerindedir.

Konumu, biçimi ve boyutları açısından Hattuşa nın en iyi korunan yapısı olan Kral kapısı nın bir kapı odası ve yaklaşık 5 m yüksekliğinde olduğu tahmin edilen, sivri kemer biçimli içte ve dışta iki geçidi bulunmaktadır.

Bu kapı geçitleri, ortadaki odaya doğru açılan çift kanatlı ahşap kapılarla kapatılmaktaydı.

Kapının iç yüzünde, silahlı tanrının görkemli biçimde kabartma olarak işlendiği görülür.

Kılıç ve balta taşıyan tanrı kabartması, kapıya adını veren en önemli unsurdur.

Figür: sivri miğfer, uzun elbise ve belinde kılıçla tam teçhizatlı bir savaşçı/tanrı olarak betimlenmiştir.

Başının üzerinde kanatlı güneş kursu vardır. Bu tasvir, Hitit sanatında tanrısal gücü ve kraliyet otoritesini simgeler.

Evet anıtın boyu 2.25 metredir.

Hurri ve Şerri

HURRİ VE ŞERRİ

Hititlerin fırtına tanrısının boğalarıdır.

Boğa biçimli kaplar, Anadolu nun özel törensel kap formlarıdır.

Boğalar bir çift olup, sadece kuyruklarının baktığı yönle birbirinden ayrılır.

Sırtlarındaki doldurma deliği ve akıtacakları ağızları, sunu kabı olduklarını gösterir.

Bu iki kült kabı, muhtemelen Fırtına Tanrısı Teşup un oğulları Hurri ve Şerri dir.

Kutsal sıvı, boğa küplerin içine sırtlarındaki deliklerden aktarılır.

Burunlarındaki çifte deliklerde sıvının akması sağlanırmış.

Bu muhteşem eserler MÖ 16 yüzyıla aittir.

Bu boğaların biri iyiliği, diğeri ise kötülüğü temsil eder.

Hurri ve Şerri kelimeleri, gece ve gündüz anlamına gelir.

Büyük olasılıkla, Fırtına Tanrısı Teşup un boğaları olarak tasvir edilen Hurri ve Şerri nin Hitit toplumsal hayatında önemli bir yeri vardır.

Tarım işlerinde kullanılan bu hayvanlara verilen önem, yaptıkları eserlerde çok sık boğa figürünü işlemelerinden anlaşılmaktadır.

Tanrı Tarhunda nın (Teşup) un arabasını çeken bu boğalar, Hurri (Gündüz) ve Şerri (Gece) olarak bilinirler.

Türkçeye geçen iki deyim var. Hurri “Hayır” Şerri “Şer” demektir. Yani biri hayırlı, diğeri kötü anlamındadır. 

Kral Midas ın ahşap Masası

KRAL MİDAS’IN AHŞAP MASASI

Yaklaşık MÖ 740 yılına tarihlenen bu ahşap Frig masası, Gordion antik kentindeki Büyük Tümülüs te bulundu.

Kazılarda en az 50 parça Frig mobilyası ve 70 den fazla küçük objeden oluşan olağanüstü bir ahşap buluntu gurubu ortaya çıkarıldı.

Masa: ardıç, şimşir ve ceviz ağacından, kakma işiyle üretilmiş, ilginç kıvrımları olan bir sanat eseridir.

Krala ait mezarda bulunan tahta parçaları, 6 yıllık bir çalışma ile birleştirilmiş ve bunun aslında Efsanevi Kral Midas ın çalışma masası olduğu ortaya çıkarılmıştır.

Yaklaşık 2700 yıllıktır.

Kral mezarından çıkarılan mobilyaların masa ve sehpaların tablası cevizden, ayakları şimşirden yapılmıştır.

Şimşir üzerindeki kakmalar ise güzel kokulu ardıç ağacındandır.

Helenistik dönem Medusa kolyesi

HELENİSTİK ALTIN MEDUSA KOLYESİ

Altın örme zincir ucunda, Medusa başı yer alan bu kolye Helenistik döneme aittir.

Tarihi, MÖ 3 ile 1 yüzyıllar arasındadır.

İlk bakışta estetik bir takı gibi görünse de, Medusa figürü antik çağ da koruyucu bir tılsım olarak kabul edilirdi.

Altın örgü zinciri inceliği ve Medusa başının işçiliği, dönemin kuyumculuk sanatındaki ustalığı gözler önüne serer.

 

 

HİTİT ÇİVİ YAZISIYLA YAZILMIŞ TUNÇ TABLET

Anadolu daki tek metal anlaşma belgesidir.

Hitit Kralı 4 Tuthaliya ile Tarhuntaşya ülkesi kralı Kurunta arasındaki MÖ 1235 tarihli anlaşmadır.

1986 yılında Hattuşa kazılarında bulunmuştur. Sfenksli kapının 35 m batısında bulunmuştur.

Bronz tablet, 23.5 cm ile 35 cm ebadındadır.

5 kg ağırlığındadır.

Ön ve arka yüzünde, 4 sütun halinde 350 satırlık Asur çivi yazısı ile yazılmıştır.

Anlaşma metni, bazen gümüşten fakat genellikle bronz ya da demirden olan metal bir t ablet üzerine çivi yazılı ile yazılmıştır.

Eski çağlarda bu tür tabletlerin sık sık çalındığı ve ikinci kez kullanıldığı bilinmektedir. Bu yüzden bu parça nadirdir.

Tunç gibi dayanıklı bir malzeme üzerine yazılması, anlaşmanın kalıcılık ve bağlayıcılık iddiası taşıdığını gösterir.

 

Anlaşmanın içeriği:

Anlaşma: 4 Tuthaliye nın Kurunta ya verdiği yetkileri, toprak sınırlarını ve sadakat şartlarını detaylı şekilde içermektedir.

Anlaşmanın giriş kısım şu şekildedir:

Hatti ülkesi kralı büyük kral kahraman,  tabarna Tathalya şöyle der: “Hattı ülkesi kralı büyük kral Kahraman III Tuthalya nın neslinden, Hatti ülkesi kralı büyük kral kahraman I Şuppiluliuma nın torununun oğlu, Hatti ülkesi kralı büyük kral kahraman III Murşili nin torunu, Hatti ülkesi kralı büyük kral kahraman III Hattuşili nin oğlu, büyük kral kahraman tabarna 4 Tuthalya…..

Frig dönemi minyatür savaş arabası

FRİG DÖNEMİ MİNYATÜR SAVAŞ ARABASI

Gordion çocuk tümülüslerinden çıkmıştır.

Tümülüs, muhtemelen Frig kraliyet ailesinden bir prens veya prensese ait bir çocuk mezarıdır. Mezarda 4/5 yaşlarında bir çocuğu ait iskelet bulunmuştur.

Ahşap mezar odasında ele geçen ve çocuğun ikinci yaşamı için sunulmuş etkileyici lüks eşyalar arasında, geometrik motifli çok ince kakma işçiliği sahip mobilyalar ve belki de oyuncak olarak yapılmış ahşap ve seramik hayvanlar bulunmuştur.

Araba çift tekerlekli olup, 4 at koşulmuştur. Savaş arabalarının minyatür bir modeli olan bu eser, çocuk oyuncağı olarak yapılmış olmalıdır.

Evet, tunçtan yapılmış eser, MÖ 770 yılına aittir.

Hitit dönemi Sistrum

SİSTRUM

Anadolu’da kullanılan ilk metalden yapılmış müzik aletidir.

Tunç, Tokat Horoztepe MÖ 3 binin sonu,

Dinsel törenlerde bir müzik aleti olarak kullanılmış olmalıdır.

Mezarda ölü hediyesi olarak bulunmuştur.

Bir çerçeve, bir tutacak ve sarsıldığında şangırdayan metal çubuklardan oluşur.

Sistemin çevresinde çanlar tutturulmuş iki yada üç paralel çubuk bulunur.

Çerçeve sallandığında çanlar ses çıkarır.

Bu eşsiz Anadolu eseri, geyik ve ceylan tasvirleriyle süslenmiştir.

Törenlerde uzun bir sopanın ucuna takılan bir metal eserdir.

Tunç hançer

HANÇER:

Hitit öncesi dönemin en önemli buluntularından biri, Kaniş-Kültepe kralı Anitta ya ait çivi yazılı tunç hançer.

Asur ticaret kolonileri dönemine tarihlenir. Yani MÖ 1950-1750

Anitta, MÖ 1800 lü yıllarda Kaniş merkezli bir şehir krallığının hükümdarıdır. Birçok Anadolu devletini fethetmiştir. Adı bilinen en eski Anadolu krallarından biri olması nedeniyle büyük tarihsel öneme sahiptir.

Hançe tunçtan yapılmıştır. Üzerinde Akadça çivi yazısı vardır.

Bu yazı, silahın Kral Anitta ya ait olduğunu açıkça belirtmektedir.

Bu özelliği onu Anadolu da bilinen bir hükümdara ait olduğu kanıtlanmış en eski yazılı kişisel eserlerden biri yapar.

İnandık vazosu

İNANDIK VAZOSU

Vazo: Hititlerin Hanhana (bugün Çankırı İnandık köyü)’da bir tapınakta 1966 yılında bulunmuştur.

Üzerindeki resim, kutsal tanrıların evlilik törenini anlatır.

 

Dış yüzü kabartmalı ve renklidir.

Üzerindeki kabartmalı motifler, tek tek incelendiğinde, her bir figürün ve motifin birbirini tamamladığı görülür.

Bütün olarak ise, kutsal bir töreni, muhtemelen dini bir evlilik töreni yansıtır.

Figürlerin hemen hepsi, tören için bir şeyler yaparlar.

 

VAZONUN ÖNEMİ:

Vazo üzerinde evlilikleri resmedilen çift: Hitit mitolojisinin önemli figürlerinden tanrıça İnanma ve tanrı dumuzi.

Vazonun tarihi: MÖ 1650-1450 yılları.

Üzerinde düğün ve yaşam figürleri bulunan dünyanın ilk vazolarından biridir.

Hitit kültürünü çok iyi yansıtır.

Yükseklik 82 cm, çapı ise 43 cm. dir.

Çark tekniğiyle yapılan vazo, çarkta şekillendikten sonra astarlanarak koyu kırmızı bir renk kazanmıştır.

Vazonun üstündeki figürlerin, önce kalıpla yapılıp sonra vazoya tutturulduğu düşünülür.

Balon tipli oval gövdeye sahiptir.

Omuz bölümünde, simetrik olarak yerleştirilmiş, 4 adet tutma yeri yani kulp bulunur.

Bu kulplar, vazonun tutulmasını ve içindekilerle birlikte rahatça taşınmasını sağlar.

Ağız kısmının kenarında, yuvarlak kesimli, dışa doğru şişkin, kalın çizgi biçiminde, kanalımsı bir yapı vardır.

Bu kanalın üstünde: kabın içene doğru dönük duran ve ağızları delik olan 4 adet boğa başı figürü vardır.

Vazonun en üst kısmında bulunan ve üstü açık olan ağız kısmına boşaltılan sıvı: boğaların ağız kısmından vazonun içine doğru akar.

Bu kendine has ve değişik doldurulma tekniği nedeniyle, vazonun o dönemde kutsal içki sunma kabı olduğu düşünülür.

Evet: boğa gökyüzünü temsil eder, boğanın ağzından akan su, göğün bereketi olan yağmurdur.

 

EN ALTTAN ÜSTE DOĞRU:

1.FRİZ:

Törende kullanılacak yemek ve çanak-çömlek hazırlanmaktadır.

Müzisyenler lir ve saplı lut çalarken, tanrıların yemeği betimlenmiştir.

Bu arada iki rahip de dans etmektedir.

Bu frizin bir diğer özelliği de iki kişi tarafından çalınan büyük lir in varlığıdır.

 

 

2.FRİZ:

Daha dardır ve geometrik desenlerle süslenmiştir.

Bir boğa heykeli ve boğayı hançerleyen bir erkek figürü var.

Kutsal törenlerde kurban kesme bir gelenek olarak kabul edildiğinin göstergesidir.

Ayrıca kral lir eşliğinde Fırtına Tanrısına gaga ağızlı bir kaptan boğa kanı sunmaktadır.

Gaga ağızlı testi: kapların hayvan figürleriyle süslendiği.

Tanrıya içki sunulması, içkinin kutsal bir önem ifade ettiği.

 

3.FRİZ:

Kutsal izdivaç yatağı üzerinde oturan tanrı ve tanrıça figürleri var.

Damat, gelinliğin duvağını açmaktadır.

Bu sahneye de yine müzisyenler eşlik etmektedir.

İki erkeğin elinde, törenleri başlatmak için kullanılan ve hem çalgı hem de libasyon kabı işlevi gören boynuz ya da kılıç bulunur.

Kerpiçte yapılmış mabet.

O çağda yerleşimde mimarinin ne şekilde olduğunu gösterir.

 

 

4.FRİZ:

Daha dardır ve geometrik desenlerle süslenmiştir.

Lir, saplı lut, simbal gibi çalgılar çalan müzisyenler var.

Bunların arasında akrobatik gösteriler yapan 2 figür bulunur.

Ortam bir sirk sahnesini hatırlatır.

Bu esnada: kutsal evlilikle bağlanmış kadın ve erkek, üreme ve bereketin ifadesi olarak, cinsel penetrasyon halindedir.

Ancak erkeğin ilgisi eşinden ziyade sunular gösteriye yönelik gibidir.

 

SONUÇ:

Tüm frizlerde, lir ve çalpara çalan figürler var.

Bunlar müziğin ve eğlencenin önemini gösterir.

 

 

 

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

 

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega: Denize kıyısı olmayan Ankara şehrinde, bu ölçüde kocaman bir akvaryum gerçekten iyi düşünülmüş.

Burada: okyanus hayatını ve ülkemiz sularında bulunmayan birçok balığın örneğini ve deniz canlısını görmeniz mümkün. Evet: Ankaralılar ve Ankara dışından gelip, şehri gezmek isteyenler için, burayı mutlaka ziyaret etmelerini öneririm.

Sanırım: Ankara içinde bulunan okullar da, öğrencilerini zaman zaman buraya götürüp, bu muhteşem akvaryumu öğrencilerin görmeleri sağlanacaktır.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

ULAŞIM

Akvaryum: Ankara Mamak semtindedir. Bir ucu “Konya yolu” ve diğer ucu “Samsun yolu” üzerinde bulunan ve Çankaya’dan geçerek ilerleyen “Doğukent” bulvarı üzerinden ilerlediğinizde (her iki yönden) Akvaryumun bulunduğu “Nata Vega Alışveriş Merkezi” önüne ulaşmanız mümkündür.

Akvaryum: alışveriş merkezinin zemin katındadır. Alışveriş merkezine girdikten sonra, yeteri kadar tabela ile, buraya ulaşmanız mümkün.

Akvaryum bölgesine: özel aracınız ile değil de, toplu ulaşım otobüsleri ile ulaşmak isterseniz, bu kez: Kızılay bölgesinde, Kolej yönüne saptığınızda, üst geçide varmadan, burada bulunan otobüs duraklarından “339” ve “340” numaralı otobüslere binerek: Metro Gros Market yanına kadar gidebilir ve buradan, 250-300 metre ötedeki, uzaktan görülen Nata Vega Alışveriş Merkezine ulaşabilirsiniz.

Alışveriş merkezine girdikten sonra: burayı bulmanın en kolay yolu “Makromarket” in hemen altındadır.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

GİRİŞ ÜCRETLERİ

Sayın okurlar, elbette ki giriş ücretleri sürekli değiştiğinden, sizleri yanıltmamak için burada giriş ücretlerini yazmak istemedim. Umarım burayı ziyaret ettiğinizde, siz de benim gibi büyük bir giriş ücretiyle karşılaştığınızda şaşırmazsınız ve girmekten vazgeçmezsiniz. Güzel bir yer, bence girip gezmeyi deneyin.

Ziyaret gün ve saatleri

Hafta içi ve afta sonu saat: 10.00-19.00 arasında gezilebilir.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

3 ve 4 kişilik aileler, engelli vatandaşlar ve 65 yaş üstü ziyaretçiler ve yıllık alımlarda, çeşitli indirimler söz konusu oluyor.

Akvaryum bölgesi: pek fazla büyük değil. Yani, burayı gezmek için, muhtemelen yarım saat ayırmanız yeterli olabilir. Ancak: elbette, balıkları izlemek için ayıracağınız zaman ölçüsünde, bu süre uzayabilir.

Yine giriş için hassas bir konudan söz  etmek istiyorum ki, ben sonradan öğrendim ve üzüldüm. Şöyle ki: Nata Vega alışveriş merkezindeki sinemalardan birine girer ve sinema biletini buraya girerken gişeye gösterirseniz “indirim” kazanıyorsunuz.

Buranın yani Akvaryumun biletini sinemaya girerken gösterirseniz, bu kez “sinema” da indirim  kazanıyorsunuz. Yani: biletlerinizi hemen atmayın.

Yazının başlangıç bölümünde belirttiğim gibi: denize kıyısı olmayan Ankara şehrinde, böyle devasa bir akvaryum kurulması projesi fikri: ilk olarak: Nata Holding Yönetim Kurulu Başkanı Namık Tanık’tan geliyor.

Sayın Tanık, tam bir hayvan sever ve özellikle çocuklara yönelik böyle bir projeyi, uzun zaman önce planladığını ve 17 milyon avro ile gerçekleştirildiğini ve yine çocuklara yönelik olmasının bir ifadesi olarak “23 Nisan” tarihinde açtıklarını söylüyor.

Evet: Akvaryum, 23 Nisan 2012 tarihinde açılmıştır.

Bu akvaryum bölümünde göreceğiniz deniz canlıları: buraya getirilmeden önce, yine burayı kuran şirket tarafından, Edremit-Altınoluk bölgesinde, 3 dönümlük arazi üzerinde oluşturulan tesiste, rehabilite ediliyorlar ve daha sonra buraya getiriliyorlarmış.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

TESİS HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Akvaryum: 6000 metre karelik bir alan üzerinde kurulmuştur. Toplam: 3.5 milyon litre su hacmine sahiptir. Bu sularda uygun ortam yaratılması için: 120 ton deniz tuzu kullanılmaktadır. Akvaryum bölümünü su ile doldurmak, 15 gün sürüyormuş.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

TESİSTE BULUNAN CANLI TÜRLERİ

Tesiste: 11.500 balık ve omurgasız ile, 120 sürüngen bulunuyor.

12 bin balık ve omurgasız: 21 akvaryumda yaşıyorlar. 120 sürüngen ise, 30 akvaryumda barınıyorlar.

Akvaryumdaki balıklar arasında bulunanlar: etçil balıklardan olan “Aslan balığı”: partner grouper balığı ve diken yüzgeçli aslan balığı ve agresif lipsoz ve püsküllü akya balığı.

Barışçıl kirpi balığı, kedi balıkları, kırmızı karınlı pirinhalar, Picasso balığı, deniz atı.
Özellikle: pirinha balıklarını izlerken, istiyorsunuz ki; bunların beslenme anını görebilmeyi, ancak öte yandan küçük çocuklar için, bunların beslenme anı, sanırım psikolojik sıkıntı yaratabilir.

Bunun dışında: köpek balıkları, ahtapotlar ve canlı mercan türleri de ilgi çekiyor.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

POPÜLER-EN ÇOK İLGİ ÇEKEN CANLILAR

Akvaryum bölümünde en çok ilgiyi: 1.5 metre boyutundaki “kum köpek balığı” çekmektedir.
Yaşayan fosil olarak tanımlanan, evrimini 450 milyon yıl önce tamamlamış, mavi kanlı “at nalı yengeci” var.
Ayrıca: sürekli televizyonlarda görülen “Dev kral yengeçleri” ni burada görebilirsiniz.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

AKVARYUM BÖLÜMÜNDE GEZİ

Akvaryum bölümünün kapısına geldiğinizde, biletinizi alıyorsunuz ve hemen size bir durum öneriyorlar. Evet: sol yanda, bir beyaz pano önünde, birlikte geldiğiniz kişilerde fotoğraf çekimi. Bir görevli sizi boş bu panonun önüne yerleştiriyor ve hemen birkaç poz fotoğraf çekiyor, elinize bir fotoğraf kartı veriyorlar. Aslında, konuyu çıkışta öğreniyorsunuz, ama ben burada size konu hakkında bilgi vereyim.

Burada beyaz pano önünde çektikleri fotoğrafları, bilgisayar programında beyaz panoya, değişik deniz canlıları ilave ederek çıkışta bilgisayar ekranında size sunuyorlar.  

Evet: Akvaryum bölümüne giriyoruz, karanlık veya loş denilebilir bir koridorla karşılaşıyoruz ve hemen sağ bölümdeki duvar içine büyük boyutlu akvaryumlar yerleştirilmiş. İlk bölüm “Kızıldeniz” balıkları. Burada, ilk gördüklerimiz ise, yılana benzer uzun boyları ve dişli ağızları ile m üzen balıkları.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

Balıkların bulundukları akvaryumların  hemen sol yanında, bilgi etiketi var. Bu etikette: o akvaryumda bulunan balıkların: anavatanı, boyu, davranış biçimi, sıcaklık, beslenme şartları gibi özellikleri yazılmış, bilgi edinmek açısından güzel bir uygulama.

Evet: gezimize devam ediyoruz, bu kez karşımıza “zehirli ve etçil” balıkların bulunduğu bölüm çıkıyor. Takip eden bölümde ise “Hint Okyanusunda yaşayan” balıklar var. Daha sonra, sırası ile Güney Amerika’da yaşayan balıklar ve tatlı su balıkları bölümü var.

Burada, küçük boyutlu köpek balıklarını görünce şaşırmayınız, hani köpek balığı denilince tamamen denizde yaşadıkları düşünülür, ancak bunlar, Güney doğu Asya kökenli, tatlı su köpek balıkları imiş. Saldırgan ve etçil oldukları yazılı.

Bu koridorun sonundaki odada: küçük bir timsah, gayet sakince  duruyor.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

Timsahın hemen solundaki büyük havuz: “Amazon balıkları” nın yaşadıkları yer. Burası: tam bir nehir ve nehir kıyısı figürleriyle göze hitap ediyor, balıklar derseniz, bunlar da ilginç, uzun burunlu balıklar.

Güney Amerika Amazon ormanlarındaki nehirlerde yaşayan bu balıklar, etçil ve 120 cm. kadar uzuyorlarmış. Bu bölümde, hemen takip eden akvaryumda, yine çok meşhur, “pirina” balıkları bulunuyor.

Kırmızı karınlı  pirina balıklarının, sakin sakin yüzdüklerini görüyorsunuz. Bunlar: 35 cm boyunda, saldırgan, 21-27 cm. sıcaklıkta yaşayan etçil pirina balıkları.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

Daha sonra: akvaryumlar bitiyor ve minyatür şelalelerin zemindeki havuza aktığı bir yere geliyoruz. Ama buranın en büyük özelliği, içinde bulunan Japon balıkları, evet burası balıkları elle besleme bölümü, Japon balıkları, sizleri görünce zaten size doğru yanaşıp çoğalıyorlar, beslenme içgüdüsü.

Daha önce geldiğimde bu balıkların beslenmesi için herhangi bir düzen yoktu. Şimdi, son gittiğimde gördüm, bir eleman görevlendirmişler, bu balıklar minik biberonların içindeki sıvı mamalarla besleniyorlar, 250 TL verip, minik bir biberon alıp, bu balıkları elinizle beslemek mümkün. (Fiyat biraz pahalı olmuş bence, bunun fiyatını uygun hale getirirler umarım) 

 

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

Buradan  sonra, yürüyen merdivenlerle bir kat aşağıya iniyoruz. Bu bölümde: sol yanda kafeterya, sağ yanda tuvaletler, tam ortada silindirik bir akvaryum (içinde bir büyük ıstakoz var) ve bunun sağında ise, zeminde bir havuz var. Zemindeki havuz yine Akvaryum bölgesinin en ilgi çeken yeri. Burada: “at  nalı yengeçleri” yaşıyor. Bu yengeç türü: fosil canlı olarak biliniyor çünkü geçmişinin 450 milyon yıl öncesine kadar gittiği tespit edilmiştir.

Yani, bu yengeç türü, dinozorlardan 100 milyon yıl öncesinde de vardı, birçok canlı türü yok olmasına rağmen, günümüzde de varlığını devam ettirmektedir. Bunlar: Meksika körfezi, Kuzey Amerika kıyıları, Kuzey Atlantik kıyılarında yaşıyorlarmış. Aşırı sıcaklık ve tuzluluk oranlarını tolere eden bir yapıları varmış ve herhangi bir gıda almadan, 1 yıl yaşayabiliyorlarmış ve en ilgi çeken yönleri, kanlarının “mavi” renkli olmasıymış.

Evet: zemindeki bu havuz içinde, bu yengeçleri görebiliyorsunuz, ama ilginç görüntüleri nedeniyle, hani bildiğiniz tür bir yengeç görüntüsü aramayın.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

 

Buradan sonra, tünel bölümüne giriliyor. Tünel 98 metre uzunluğundadır.

Bu uzunluk ölçüsü ile, Türkiye’nin en uzun, Avrupa’nın ikinci en uzun ve dünyanın dördüncü en uzun tünelidir. Avrupa’nın en uzun tüneli: İspanya-Valencia şehrinde “Oceanografic” denilen yerdedir.

Tünel bölümünde, camlar içbükey olduğundan, balıklar normal boyutlarından % 40 daha küçük görünüyorlarmış. Balıkların bulundukları ortamda: savaş uçağı, tekne, sütunları ile birlikte bir Roma şehri kalıntıları imajları yaratılmış. Savaş uçağı ve tekne kalıntılarının, II. Dünya savaşından kalma olduğu söyleniyor.

Balıklar: bunların arasında yüzerken, değişik bir fon oluyor. Hemen yanınızdan, üstünüzden kocaman bir köpek balığı veya vatoz geçtiğini görmek heyecanlı. Ancak: bu bölümde, balıklara zarar verdiği için, FLAŞLI fotoğraf çekmek yasak, yine de insanlarımız bu kurala uymuyorlar ki, ziyaretçilerin birbirlerini uyarmalarının gerektiğini düşünüyorum, flaşlı fotoğraf çekimi balıkları olumsuz etkiliyor.

Ankara Nata Vega Akvaryum Aqua Vega

 

Evet, bu muhteşem tüneli  doya doya gezin. Sonra çıkış kapısında: Akvaryum ve Su Dünyası ile ilgili birçok çeşit hediyelik eşyanın  satıldığı bölüme ulaşıyorsunuz. Fiyatlar normal, beğeninize göre bir şeyler bulup satın alabilirsiniz. Sonra: sol yanda: önce fosiller bölümü var, ama pek ilgi çekici değil, sonra “Tuz” bölümü var.

Bu bölümde: tuzdan yapılmış birçok obje bulunuyor ki, bunlar arasında tuz lambası vs. gibi birçok değişik şey var. Sonra, bu bölümün diğer ilgi çekici yeri “Tuz Mağarası”.

Giriş ücretsiz olan bu mağara: Çankırı ilimizde bulunan benzerinin aynısı olarak buraya yapılmış. Astım, solunum yolu ve psikolojik bazı hastalıkların tedavisinde kullanılıyormuş.

Burada, takip eden bölümlerde: dalış okulu ve dalış malzemelerinin satıldığı-kiralandığı yer var. Akvaryum içinde dalış imkanları sağlanıyor. Uzman dalgıçlar eşliğinde, her türlü  tedbir alınarak, dalış imkanı sağlanıyor.

Sanırım köpek balıklarıyla birlikte yüzmek ilginç olsa gerek, ama öte yandan ürkmemek elde değil. Uzman bir dalgıç eşliğinde 4-5 metrelik deniz suyu standartlarındaki havuza giriliyor.

Dalış sırasında, tünelde bulunanlar, dalış yapanları izliyorlar. Bu gerek  dalış yananlar ve gerekse izleyenler için ayrı bir heyecan oluyor. Öte yandan, bu dalış sırasında, akvaryum içinde köpek balığı bulunduğunu biliyor ve görüyorsunuz.

Onun yüzme rotasını takip etmeniz ve sakin bulunmanız şart. Ama ne kadar sakin olursanız olun, sanırım ürkmemek, korkmamak elde değil.

Burayı da bitirdikten sonra, eğer arzu ederseniz, yine bu bölümden girilen “ADRENALİN DÜNYASI” bölümüne girebiliyorsunuz.

ADRENALİN DÜNYASI

Burada, dünyanın en zehirli ve tehlikeli canlıları, örümcekler, yılanlar bulunuyor ve bunlarla izleyiciler arasında, yalnızca 15 cm. lik bir mesafe bulunuyor.

Yani, tam bir heyecan fırtınası. Zaten akvaryum yönetimi, bu bölüme, korkarak sıkıntıya girebileceklerin girmemelerini belirtiyorlar.

Evet, burayı da gezdikten sonra “Deniz Dünyası” bitiyor.

 

Ankara deniz dünyası akvaryum tanıtımı hakkındaki yazım için.

 

Ankara Polatlı Temelli

Ankara Polatlı Temelli

Ankara’nın açılım noktası. Ankara büyüdükçe sanırım bu istikamete açılacak, günümüzde Temelli gerçekten Ankara’ya uzak değil, sonuçta büyük şehirde yaşıyoruz ve Temelli, halen Ankara Büyük Şehir Belediyesinin mücavir alan sınırları içine alınmış durumda.

İleri de, sanırım çok daha büyüyüp gelişecek.

ULAŞIM

Temelli-Ankara arası: 57 km. Nereden itibaren?

Armadanın önünden itibaren uzaklık bu. Gerek toplu taşım araçları ve gerekse özel aracınız ile gidebilirsiniz. Yakın olması büyük avantaj. Ama kendi özel aracınız ile gidecekseniz, sakın hız yapmayın, öncelikle bilin ki, trafik ekipleri, bu yolda mutlaka ve mutlaka radar ile kontrol yapıyorlar, yoksa pikniğe giderken, bankaya uğrayıp, yüksek bir meblağ ceza ödemek zorunda kalmayın, yavaş gidin lütfen.

GENEL

Temelli, hiç akla gelmeyecek özellikleri olan bir yer. Ankaralılar, güney ve batıya olan seyahatlerinde, hep bu şirin ilçenin içinden geçerler ve hızla geçilen bu süreçte, buranın özellikleri kimsenin aklına gelmez.

Kısaca, anlatmak istiyorum. Şöyle ki: 1928-1935 yılları arasında, Atatürk, Bulgaristan ve Romanya’dan gelen muhacir Türklerinin buraya yerleşmelerini sağlamıştır.

İlk yapılan evler: gökyüzünden bakılınca, “ay-yıldız” şeklindedir. Türkiye’nin ilk düzenli köyü, Temellidir. Örnek köy: hilal şeklinde gelişmiş parsel dokusu ve merkezindeki yıldız şeklinde bir havuz olarak planlanmıştır. Ancak yıldız biçimli havuz daha sonra yıkılmış ve bu alana bir lojman binası yapılmıştır.

Tüm bunların yanında: hani bizim için gezginlerin düşünceleri önemli diyoruz. Temelli’de, Ankaralılara biraz göl havası tattıracak, büyükçe bir su kaynağı var. Evet: Temelli Göleti.

TEMELLİ GÖLETİ

Hafta sonunu değerlendirmek ve şehir hayatının stresinden uzaklaşmak isteyen Ankaralılar için, gerek yakın ve gerekse büyük bir alan kapsaması bakımından çok uygun.

Burası Türkiye’nin ilk yapay göletidir. Daha önce burası 1990 yılı başlarında doğal bir göldür. Bahar aylarında göl yatağının yola taşması ve trafiği aksatması nedeniyle, gölü besleyen akarsuların yataklarının değiştirilmesi sonucu, doğal göl kurutulmuştur.

Gölün kurutulması sonucu, Temelli çevresinin nemi azalmış, tarımsal alanlarda verim düşmüş, kuşlar bölgeyi terk etmiş ve bazı zararlı böcek ve kemirgenlerin çoğalmasına neden olmuştur. Belediye daha sonra kaybedilen gölün yerine, yolun iki yanındaki büyük iki havuzu yapmıştır.

Evet bu çalışmalar yani göletin yapımına 2000 yılında başlanmıştır. Bugün gölette yaklaşık 500 bin metre küp su bulunmaktadır. Armutçu çayından gölete saniyede 2 metre küp su verilmektedir.

Çevresine 40 bin ağaç dikilmiş olup, gölet, karayolunun her iyi yanında olmak üzere iki parçalıdır.

E-90 karayolunun 2.5 km lik kısmının sağ ve solunu kaplamaktadır.

Gölet 120 bin kişiyi ağırlayacak şekilde planlanan rekreasyon alanıyla, 1500 kişilik piknik alanı, 50 adet kamelya ve 144 adet barbekü, voleybol, basketbol sahaları bulunmaktadır.

Parkın ismi, 2009 yılında “Muhsin Yazıcıoğlu Parkı” olarak değiştirilmiştir.

Tabii gölet denilince akla hemen balık avı geliyor. Göl’de balık avı yasak mı-serbest mi? Tam doğru bilgiye ulaşmak mümkün değil. Ama, en son olarak Ankara’ya dönerken baktım, gölün kıyısında, çok miktarda olta başında bekleyen vardı.

Sanırım: avlanmak serbest. Gölün, bir tanesinde balık avlamak yasak iken, diğer gölet bölümünde balık avlamak serbest olabilir.

Gölde: balık türü olarak kadife ve özellikle de sazan bolca bulunuyor. Ayrıca: birçok kuş türü de bulunmakta. Bunlar: Leylek, Angıt, Yeşilbaş, Bozkaz, Ördek, Kuğu ve adı bilinmeyen bir çok kuşun bu alanda barındığı, göl suyu kıyılarında kamış, saz, peygamber çiçeği ve ılgın bitkilerinin görüldüğü anlatılmakta.

Gölette: tavşandan pekin ördeğine kadar, çeşitli evcil hayvanlarda bulunuyor.

 

SONUÇ

Ankara’ya yakın olması büyük avantaj. Hani, Mogan gölü var ya, inanın, Temelli gölü, Mogan gölünden daha güzel. Ancak: buranın çevresinde Mogan’da olduğu gibi tesis yani restoran, kafeterya benzeri tesisler yok. Buraya giderken, yanınızda mutlaka yiyeceklerinizi hazır götürmeniz gerek.

Kamelyalar ve barbeküleri kullanarak, güzel bir mangal keyfi yapabilirsiniz. Göl suyunun ve havanın serinliğini hissedebilirsiniz. Mutlaka zaman ayırın. Bir gün gidip, bu güzelliği bir denemenizi öneriyorum. Balık avı merakınız varsa, gerekli teçhizatı yanınızda götürmeyi unutmayın, deneme fırsatınız olabilir.

Ankaralılar, bir tatil gününüzde: güzel bir göl kıyısında, güzel ve düzenli yerleşim yerleri olan bir yerde: piknik yapmak, temiz hava almak, değişik bir ortamda bir süre yaşamak isterseniz, işte sizin için ideal güzellikte bir yer.

Gidin Temelli’ye, göl kıyısında, rekreasyon alanında, kamelyalarda oturun, mangal yakın, çayınızı yudumlayın, bir şeyler atıştırın, o güzel manzarayı seyredin, inanın güzel bir gün geçireceksiniz.