Antakya Altınözü

Antakya Altınözü

Yörenin “kırmızı biberi” dünya çapında ün salmıştır. Buraya yolunuz düşerse, kırmızı biber almayı unutmayın. Ayrıca, Belediyesinin de simgesinde bulunduğu üzere, burada “zeytin” de önemli bir yere sahiptir.

Antakya Altınözü

ULAŞIM:

Altınözü ile bağlı bulunduğu Hatay il merkezi arasındaki uzaklık: 25 km. Altınözü-Yayladağı arasındaki uzaklık: 42 km. Altınözü-Reyhanlı arasındaki uzaklık: 49 km.

TARİH:

Yöre: 638 yılında, Hz. Hanifi tarafından Bizanslılardan ele geçirilmiştir. Daha sonra haçlı seferleri sırasında haçlıların egemenliği görülür ve bu durum. 150 yıl kadar devam eder. Ancak, Memluk Sultanı Baybars, daha sonra, Kuseyr denilen bu bölgeyi ele geçirir ve 1515 yılına kadar hakimiyetini sürdürür.

Altınözü: 1516 yılında, Mısır seferi sırasında, Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı egemenliğine sokulmuştur. I. Dünya savaşı sonunda, Fransızlar tarafından işgal edilen bölge, 23 Temmuz 1939 yılında ülkemize katılmıştır.

1945 yılında ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Yörede yapılan kazı çalışmalarında, özellikle Bizans dönemine ait çok miktarda “altın” bulunmuştur. Ancak, Altınözü ismi, Osmanlı döneminde verilmiştir.

Ancak, Altınözü yöresi, Müslüman Araplarca ele geçirildikten sonra, buraya, kale tipi şato anlamına gelen “Kasr” denilmeye başlanmıştır.

Antakya Altınözü

GENEL:

Hatay ilinin güneyinde, güneyden kuzeye doğru uzanan bir plato durumunda olan yörenin yüzölçümü, 358 km. karedir. Bölgenin, Suriye sınırındaki uzunluk: 50 km. dir.
Hıristiyan Arap vatandaşlarımızın yaşadığı bir yerdir.

Yörede yaşayanların ekonomik etkinliklerinin başında, tarımsal faaliyetler gelmektedir. Bunun dışında, el sanatları ile de uğraşılmaktadır. Tarımsal faaliyetlerin başında ise: buğday, zeytin ve tütün üretimi gelmektedir.

Özellikle, zeytin üretimi yaygındır. Dünyanın en erken zeytin hasadı, burada yapılmaktadır. Katırbaşı denilen bir nar çeşidi, burada yetişmektedir.

Bunun dışında, burada yaşayanların büyük bölümü: mevsimlik tarım işçisi olarak çevredeki büyük ovalara gitmektedirler.

NE SATIN ALINIR:

Yörenin dünyaca meşhur kırmızı biberinden satın almayı unutmayın.

Antakya Altınözü

GEZİLECEK YERLER:

Antakya Altınözü Koz Kalesi

KOZ KALESİ-KÜRŞAT KALESİ:

Koz köyü yakınlarındadır.

Kale: antik dönemde kullanılan ve Altınözü tarafından gelip, Harbiye’den geçerek Antakya’ya ulaşan Kureyş yolu üzerindedir.

Antakya Altınözü Koz Kalesi

Antakya Prensliği döneminde yapılan kalenin yapım amacı: Antakya’nın güney bölgesini emniyete almaktır.

Kalede, bir dönem Antakya Latin Patriği ikamet etmiştir.

1268 yılında Baybars tarafından kuşatma sonucu fetih edilmiştir.

Günümüzde, kalenin büyük blok taşlardan yapılmış iki burcu ayaktadır.

 

YUNUSHANI GELİNLER DAĞI NEKROPOLÜ:

Burada: Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait 18 kaya mezarı vardır. Burada halen, kazı çalışmaları sürdürülmektedir.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı.

Yayladağı gezi ve tanıtım yazısı.

Reyhanlı gezi ve tanıtım yazısı.

Antakya Belen

Antakya Belen

İskenderun’un hemen yanı başında, küçük bir yerleşim yeri.

ULAŞIM:

Belen-İskenderun arasındaki uzaklık: 15 km. Dolayısıyla, ilçenin İskenderun ile büyük bağlantısı var.

Antakya Belen

TARİHİ:

Burada ilk yerleşimin: Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1552 yılında kurulmuştur. Kanuni; 1552 yılında, Halep ve İskenderun arasında, yeni bir yol ararken, günümüzdeki yerleşim yerinin bulunduğu yerde: 250 geçit korucusu yerleştirir, ayrıca: cami, hamam ve han yaptırır. Böylece, burası bir kasaba haline gelir.

Zamanla: yörenin ismi “Beylan” olarak kullanılmaya başlanır. 1885 yılında Belediye teşkilatı kurulur ve 1991 yılında ise fiilen ilçe olur.

Antakya Belen

GENEL:

İlçe merkezi: Amanos dağları üzerindeki çok önemli bir geçit yeri olan ve yüksekliği 650 metreyi bulan, Belen Geçidi üzerinde kurulmuştur. Körfeze doğru inildiğinde, narenciye ve pamuk ürünleri, elma, kiraz, vişne, Trabzon hurması üretimi yaygındır.

İlçe merkezinden, körfeze doğru inildiğinde: narenciye ve pamuk ürünleri görülür. Amanos dağları üzerinde ise: elma, kiraz, vişne, Trabzon hurması gibi soğuk iklim seven bitkiler yetiştirilmektedir. Ancak: araziler küçük, çok parçalı aile işletmeciliği şeklindedir.

Bölgenin iklimi: kışları soğuk ve yağışlı, yazları ise serindir. Bu özellikleri nedeniyle: bölge insanı tarafından, bir sayfiye yeri olarak kullanılmaktadır.

İlçe halkının çoğunluğu: başta İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları olmak üzere, İskenderun’daki işyerlerinde çalışmaktadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Belen bölgesinde: Semirsek isimli, bir çeşit pide yemelisiniz. Fırınlarda, küçük lahmacun olarak hazırlanıyor, güzel bir tadı var, mutlaka deneyin.

GEZİLECEK YERLER:

Antakya Belen Şehitler Anıtı

ŞEHİTLER ANITI:

Dört sütun üzerine kurulan, mermer bir anıt var. Anıt: I. Dünya Savaşı döneminde, 1914 yılında, Fırka Komutanı Yarbay Musa Kazım Bey tarafından yaptırılmıştır. 1500 şehit defnedildiği biliniyor. Bu şehitlerin ölümü: muhteşem bir felaketi hatırlatıyor.

Şöyle ki: 1915 yılında, ordu içinde ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için, Almanya’dan, çok miktarda serum gönderiliyor.

Bu serumlar: o tarihte hastane olarak kullanılan ve daha sonra ise kilise yapılan binada: Ermeni asıllı doktorlar tarafından, askerlerimize vurulur. Ancak, bu serumlar, askerlerimizin ölümüne neden olur.

Yani: Fırka doktorluğunu yapan Ermeni Doktor Hintliyan ve Çil Karabet tarafından, bu cinayetlerin işlendiği ve 1500 askerimizin bilerek ölüme gönderildiğine inanılmaktadır. Bu 1500 askerimiz, buraya gömülmüş.

Buna rağmen, Doktor Hintliyan, savaşın sonuna kadar yine de görevinin başında kalmıştır. Ancak, işgal sırasında, kendisine zehirli iğne yaparak intihar etmiştir.

Evet, 1500 askerimizin boşu boşuna ölümü, işte şehitliğin bugün bize hatırlattığı tek şey, maalesef bu.

Şehitlik; 1981 yılında, bakım-onarıma alınarak, bugünkü haline gelmiş.

Antakya Belen Gazi Abdurrahman Paşa Türbesi

GAZİ ABDURRAHMANPAŞA TÜRBESİ:

Türbe: E-91 karayolunun yanında, metruk su değirmeninin yanındadır. Bir devlet adamıdır. 18.yüzyılda yaşamıştır. Belen ilçesinin kurulması ve hemen sonrasında, buraya çevre yerleşim yerlerinden ailelerin getirilerek yerleştirilmesini sağlamıştır. Belen ilçesinin büyüyerek kasaba olmasını sağlamasında emeğinin bulunduğu biliniyor.

Antakya Belen Ermeni Kilisesi

ERMENİ KİLİSESİ:

Çarşı merkezinde, yüksekçe bir yerdedir. Yapım tarihi, net olarak belli değil. Çan kulesi, günümüze kadar sağlam olarak ulaşmıştır, kalan kısımlar metruk. Büyük olasılıkla, yapının 19.yüzyılda yapıldığı ve bölgedeki Ermeniler tarafından kullanıldığı sanılıyor.

Özellikle yabancı turistlerin haç yolu üzerinde bulunması nedeniyle, Antakya Sen Pier Kilisesine gelen turistler tarafından ziyaret ediliyor.

Antakya Belen Bakras Kalesi

BAKRAS KALESİ:

Antakya-İskenderun karayolunun 27’nci kilometresinden ayrılan Bakras köyünün üst tarafındadır. Ana yoldan 3-5 km içeridedir.

Dağların arasında, sarp bir tepe üzerindedir. Bu yüzden belli bir yere kadar araba ile gidilip Bakras köyünden sonra köyün güney tarafından stabilize bir yol ile yürüyerek çıkılmaktadır. Kalenin doğu cephesinde olan giriş kapısına ise patika bir yol ile ulaşılıyor. Kalenin başka cephelerinden girişi yoktur.

Yüksek bir tepe üzerinde bulunan kale, üç katlı ve kare mimarisiyle yapılmıştır. Kuzey tarafı derin uçurumdur.

Söylentilere göre:

Kale, ilk olarak: Amuri Kralı Dakianus tarafından eşi için yaptırılmıştır. Hüzünlü bir hikayesi bulunduğu söyleniyor. Dakianus, yaz mevsimini Arsuz’da bulunan Gülcihan sayfiyesinde geçirdikten sonra, Suriye’ye dönerken, sarp geçitlerden geçerek günümüzdeki Bakras kalesinin bulunduğu yerde, atından düşüp uçurumdan yuvarlanan çok sevdiği karısı Bağrez hatırasına bu kaleyi inşa ettirmiştir.

Antakya Belen Bakras Kalesi

Önceleri Belen geçidinin girişini korumak için yapılmıştır. Sonraları ise yani Antakya şehri kurulduktan sonra ise, Seleukos başkentini korumak için hizmet vermeye başlamıştır. Kale, bir Alay askeri barındıracak büyüklüktedir.

Haçlı döneminde, Antakya Prensliğinin kuzeyinde en önemli savunma yeridir. Ancak kale, 26 Eylül 1183 tarihinde Selahattin Eyyübi tarafından Haçlılardan teslim alınmıştır. 1191 yılında Selahattin Eyyübi’nin kumandanı Alemüddün Süleyman tarafından kale yıktırılmıştır.

Ardından Ermeniler bir süre sonra bölgeyi ele geçirirler ve kaleyi yeniden inşa ederler. Sonrasında kale, Osmanlılar ve Memlükler arasında çatışmalara sahne olur ve Yavuz Sultan Selim tarafından 1516 yılında fetih edilir.

Günümüzde, kalenin büyük bir bölümü hasar görmüştür. Girişten sonra sağda ve solda geniş odalar bulunur. Tonoz bir kubbe ile örtülü mekandan sonra bahçe kısmına geçilir. Bahçe kısmı günümüzde taş yığınlarıyla doludur.

Orta alanın kuzeyinde ve güneyinde, dikdörtgen planlı iki salon vardır. Kale komutanının odası olduğu tahmin edilen, kuzeydeki salonun köşesinde bir şömine ve pencereler bulunur.

Salonun doğu kısmında kalenin balkonu vardır. Balkon gayet manzaralı ve serindir. Bu salondan, batı bölümde tonoz kubbeli bir mekana girilir.

Güneydeki salon dikdörtgendir. Bu salon daha önce kilise olarak kullanılmıştır. Ancak günümüzde herhangi bir özellik göstermez. Bu salon, kumandan odasından ve orta alandan, 2 metre daha yüksektir.

Evet, bu kısım dışında, kalenin kalan kısmı tamamen tahrip olmuştur. Ot ve diken doludur.

Kalenin bir başka özelliği ise, kalenin üstünden Amik ovası ve Antakya ayaklar altında muhteşem güzel bir manzara bulunmaktadır.

BAKRAS HAMAMI:

Bakras kalesinin surları dışında bulunan hamam günümüze harap bir şekilde ulaşmıştır. Doğu-batı doğrultusunda, dikdörtgen bir alana oturan yapı, kalenin bulunduğu tepenin yamacında kurulmuştur.

Soyunmalık, sıcaklık ve külhan bölümlerinden oluşan küçük bir hamam olarak görülür. Soyunmalık ve Külhan bölümlerinin üst örtüleriyle duvarları kısmen yıkıldığından bu bölümler hakkında bilgi yoktur. Ancak sıcaklık kısmı zarar görmüş olmasına rağmen, üst örtüsü halen ayaktadır. Sıcaklık bölümü, tromp başlangıcına ve giriş kapılarının kemerlerine kadar molozlarla doludur.

Evet, Bakras Hamamı: Bakras Kasabasının 1536 yılında yapılan tahrir defterinde, 200 akçelik geliri olan bir hamam olduğu kayıtlıdır. 1648 yılında buradan geçen Evliya Çelebi, bir hamamdan bahsetmiştir, buna göre hamam 1536 yılından öncesine tarihlenmektedir.

PAZAR YERİ HANI

İskenderun-Belen kara yolunda, ilçe girişindedir.

Pazar Yeri Hanından günümüze giriş kapısı, kuzey duvarı ve kısmen doğu duvarı oluşmuştur. Pazaryerinin kuzeyini sınırlayan duvar, yüzeyinde ayak ve kemer izleri bulunur. Üstten silmelerden oluşan kornişin sınırlandırdığı taç kapı, düzgün kesme taşla, diğer kısımlar ise kaba yontu taşla yapılmıştır.

Taç kapısının basık kemeri üzerinde, boş bir kitabelik ve bunun altında, kilit taşı yüzeyine işlenmiş rozet bulunmaktadır.

Taç kapı üzerinde devam eden duvar kalıntısı, hanın iki veya üç katlı olabileceğini işaret eder. Doğuda doğru devam eden duvar yüzeyinde dilimli kemer formunda derince nişe sahip bir çeşme daha bulunmaktadır.

Evet yapının üzerinde kitabe yoktur ve bu yüzden yapının ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Hanın kapı kemerinin üzerindeki rozet, yapının 19’ncu yüzyılda yaptırılmış olabileceğini işaret eder.

BELEN KARAMURT HANI:

Karamurt Köyündedir.

Düz bir alan üzerine kurulan külliye, harap bir durumdadır. 1930’lu yıllarda hanı görmüş ve incelemiş Sauvaget’e göre: 161 x 122 metrelik bir alanı kaplayan hanın doğu ve batı cephelerinin hemen hemen ortasında, birer girişi bulunmaktadır.

Bu girişlerin, yanlarında iki küçük odanın izleri görülür. Batı girişinden diğerine geçmeyi sağlayan bir revağın bulunduğu sabittir. Çevre duvarı içerisinde, bu alanın büyük kısmı açık olup kapalı alan 2800 metrekareyi geçememektedir.

Bu Fransız araştırmacı, orta salon olarak tarif ettiği: güneyde, doğu ve batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen alanın, ahşap direklerle taşınan ahşap örtülü, dört tarafı dolanan sekileri, duvarlarda ocak ve nişleri bulunan bir han olduğunu belirtmektedir.

Yapının tarihlendirilmesine yardım edecek kitabesi yoktur. Hasan Paşa’nın vakfiyesine göre, yapının inşaatına 1704 yılında başlanmıştır.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

İskenderun merkezi gezi ve tanıtım yazısı için. 

Kırıkhan gezi ve tanıtım yazısı için.

Antakya Kırıkhan

Antakya Kırıkhan Genel

Oldukça küçük ve güzel bir yöredir. 

Antakya Kırıkhan Genel

ULAŞIM:

Kırıkhan-Reyhanlı arasındaki uzaklık: 40 km. Kırıkhan-Hassa arasındaki uzaklık: 40 km. Kırıkhan-Antakya arasındaki uzaklık: 40  km. Kırıkhan-İskenderun arasındaki uzaklık: 40 km.

Kırıkhan-Suriye sınırı arasındaki uzaklık: 30 km. Cilvegözü sınır kapısı, ilçeye: 55 km. uzaklıktadır.

Antakya Kırıkhan

TARİHİ:

Bölgenin tarihi, 3000 yıl öncelerine kadar dayanmaktadır. Bölgede: Akad, Huri, Hitit, Asur ve Pers uygarlıkları görülür. Özellikle: Alaybeyli köyü ve civarında: bu uygarlıklara ait buluntular görülmektedir.

Antik dönemde: yöre, bir güvenlik ve haber alma merkezi olarak düşünülmüştür. Halen, bölgede, sıra sıra dizili, 34 tescilli höyük bulunmaktadır.

Yabancı ve Osmanlı kaynaklarında, Kırıkhan adına rastlanılmıyor. Takip eden dönemde, 1924 yılında ilçe merkezi olan Kırıkhan, uzun yıllar süren, Fransız işgali yıllarından sonra, 1939 yılında, Türkiye Cumhuriyeti yönetimine girmiştir.

Kırıkhan adının nereden geldiği yönünde yapılan araştırma sonuçlarına göre ise: ticaretin yoğun olduğu yıllarda, kervanların konaklaması için yapılmış olan 40 han, bu yörede bulunmaktaymış. Bir başka söylentiye göre ise: yörede bulunan iki hanın, oldukça bakımsız ve kırık-dökük olmasından, bu yöreye “Kırıkhan” ismi verilmektedir.

Antakya Kırıkhan

GENEL:

Bölgede, tipik Akdeniz iklimi görülmekte olup, kışları ılık ve yağmurlu, yazları sıcak ve kurak geçiyor. Halkın büyük kısmı: çiftçilikle uğraşmakta olup, seracılık öne çıkmaktadır. Kırıkhan ekonomisi: tarıma dayalıdır.

Antakya Kırıkhan

GEZİLECEK YERLER:

ARİFE REŞATOĞLU KONAĞI:

Yapı, taş örgü duvarlıdır. Tek katlı ve beton damlıdır. Köşelerinde beton kolonlar vardır. Yapının ön cephesinde, kemerli dört tane pencere bulunur. Pencerelerin kenarları ve üzerleri kesme düz taşlarla kaplıdır.

Giriş kapısı ahşaptır. Kapının sağında ve solunda işlemeli gömme taş sütunlar bulunur. Çatı ve bina duvarları, köşelerde bulunan köşebentler ile birbirine bağlanmıştır. Yapının arka kısmında bir ek kısım vardır.

ALİ RIZA KAHYAOĞLU KONAĞI:

Yapı 2 katlıdır. Çatı örtüsü ahşap üzeri kiremitlidir. Yapının alt ve üst katlarında, binanın girişinde, sütunlarla taşınan dışa taşkın balkonlar bulunur. Balkonların yan korkulukları taştır ve bitkisel bezemelerle oyularak işlenmiştir.

Ana kapı girişinin üstü ve pencere üzeri, kesme taşlardan kemer oluşturularak örülmüştür. Alt katın cephesinde dört, üst katta ise iki pencere vardır. Binanın dış cephesi, sarı renkte boyanmıştır.

TURHAN VURAL KONAĞI:

Yapı 2 katlıdır. Betonarme, ahşap çatılı ve kiremit kaplıdır. Alt kat işyeri üst kat ise konut olarak kullanılır. Ön cephede bulunan giriş, ahşap bir kapıdan sağlanır. İkinci katın ön cephesinde bir balkon vardır, dışa bakan dört pencere bulunur. Binanın yan cephelerinde küçük pencereler görülür.

Antakya Kırıkhan Nuriye Ulviye Civelek Halk Kütüphanesi

KIRIKHAN NURİYE ULVİYE CİVELEK HALK KÜTÜPHANESİ:

Yapı Kurtuluş Mahallesi Eski Hükümet Konağı ile Ermeni kilisesi arasındadır.

Kare planlıdır, yığma yapım tekniği uygulanarak yapılmıştır.

Giriş kapısı kemerlidir ve üstünde 1931 tarihi yazılıdır. Binada dikdörtgen formlu zemin kat pencereleriyle kemerli tepe pencereleri bulunur.

Antakya Kırıkhan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü binası

İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ BİNASI:

Fransızların Hatay’ı işgal ettikleri dönemde, 1925-1930 yılları arasında Kaymakamlık binası olarak kullanılmıştır. İki katlı yapı taştan yapılmış kare planlıdır. Yuvarlak iki sütun, antreye girişi sağlar.

Alt kata 4 basamaklı merdivenle çıkılır. Kemerli kapıların üzerinde üçgen alınlık, ortada yuvarlak pencere, balkonun iki yanında kapılar bulunur. Alınlığın altında mavi, sarı, yeşil ve kahverengi karo süslemeleri ilgi çeker.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi

DARB-I SAK KALESİ:

Kırıkhan merkez kuzeyinde, Alaybeyli köyünün hemen önündeki tepede kuruludur. Kırıkhan merkeze 4 km uzaklıkta Hassa karayolu üzerindedir.

Derb veya Darb (El-Darb) Arapça “geçit-yol” demektir. Sak ise “dağ eteği, vadiye bitişik kısım, yamaç” anlamına gelir.

Darb-ı Sak kalesi: MÖ 333 yılında Pers Kralı Darius’un, Büyük İskender’e karşı İssos savaşından hemen önce karargah kurduğu bir yerdir. Daha sonra burada kale yapılmıştır.

1084 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şah, Antakya’yı fetih ettikten sonra, bu kaleyi de ele geçirmiştir.

Takip eden dönemde ise, Antakya Haçlı Prensliğinin önemli bir kalesidir.

Belen geçidinin kuzey girişinin güvenliğini sağlamak için yapılmıştır.

Kale Bizans döneminde “Dağlılar” ya da “Çobanlar Şatosu” diye isimlendirilmiştir.

1268 yılında Baybars tarafından fetih edilmesinden sonra kalenin önemi azalmıştır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi

Ören yerinde gezi:

Günümüzde, kalenin büyük bölümü taş yığınıdır. Sadece birkaç yer günümüze ulaşmıştır.

Köprü:

Kale, kuzeyden bir hendek ile Alaybeyli köyünün bulunduğu sırttan ayrılmıştır. Hendeğin üzerine: 3 gözlü bir köprü yapılarak bağlantı sağlanmıştır. Köprüden, kalenin girişine doğru bir tonozlu küçük yeraltı geçidi bulunmaktadır.

Bu yapıların yani köprü ve tonozlu geçidin haçlı dönemine ait olduğu düşünülmektedir.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Su Kemerleri
Su Kemerleri:

Darb-ı Sak kalesine, kuzey-batı istikametinden su getirmek için su kemerleri yapılmıştır. İki katlı olarak yapılan kemerlerin, birinci katının yüksekliği 4 metre genişliği ise 2 metredir.

Su kemerlerinin ikinci katı 6-7 metre arasında değişen yüksekliğe sahiptir, genişliği ise 3 metredir. Yontma taştan yapılan kemerlerin birinci katı tamamen sağlam ve korunmuştur. İkinci katın olduğu bölümde çeşitli tahribatlar vardır.

Çeşme:

Kesme taştan yapılmış çeşme, mozaik kaplıdır. Çeşmenin kemerinin üstünde inşa kitabesi bulunmaktadır. Kitabeye göre, çeşme 1896 yılında Mustafa Şevki Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Türbe
Türbe:

Batıdadır. Beşik tonozlu dört mekandan oluşur. Kalenin barınak kısımlarının tadilat yapılarak türbe haline dönüştürüldüğü tahmin edilmektedir. Burada yani türbede Mustafa Şevket Paşa’nın mezarı bulunmaktadır. Mezar kübik formludur. Baş ve ayakucunda iki şahide bulunur.

Ortada ise: Beyazıd-i Bestami’ye atfedilen yeni yapılmış, ahşap bir sanduka vardır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Beyazıt-ı Bestami Makamı

BEYAZIT-I BESTAMİ MAKAMI:

Darbısak kalesinin içindedir.

19’ncu yüzyıl sonlarında ise, buraya Karamürselzade Mustafa Şevki Paşa tarafından İslam evliyalarından Beyazıd-ı Bestami adına bir cami ve ziyaret yeri yaptırılmıştır.

Beyazıd-ı Bistani: ünlü bir İslam alimi ve mutasavvıftır. Halk tarafından “Beyazıt Bostan” diye anılır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Beyazıt-ı Bestami Makamı

İran’ın Bestami kasabasında 804 yılında doğmuştur. İlk derslerini burada zamanın büyük alimlerinden almıştır. 30 yaşlarında Bestami kasabasından ayrılarak Kırıkhan’a gelmiş ve MÖ 333 yılında Persler tarafından yapılmış Darb-ı Sak kalesine yerleşmiştir.

Bestami: burada 35 yıl kalmış, insanlara İslam dinini yaymıştır.

27 yıl burada ibadet yapmış, çile çekmiştir.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Beyazıt-ı Bestami Makamı
Cami: türbenin güneyindedir. Türbeye göre daha alt koddadır.

Yapıya, doğu cephesinden bir kapı ile girilir. Dikdörtgen planlı ve tonoz örtülüdür.

Caminin güney bölümüne bitişik, 4 tane zaviye odası vardır. Bu odalar günümüzde depo olarak kullanılmaktadır. Günümüzde burada bulunan cami ve türbe, binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir. İnsanlar çeşitli amaçlarına yönelik isteklerini yerine getirmesi için adak adarlar.

İsteği yerine gelmiş ise, yakınlarıyla birlikte Beyazıt Bestami türbesine gidilir ve kurban orada Allah için kesilir, isteyen eti fakur fukaraya dağıtır, isteyen de yemek pişirilerek davetlilere ve türbede bulunanlara dağıtır.

Antakya Kırıkhan Darb-ı Sak Kalesi Beyazıt-ı Bestami Makamı Haziresi

Haziresi; Hatay devletinin ilk Cumhurbaşkanı ve ailesinin mezarları da buradadır.

Antakya Kırıkhan Gölbaşı Gölü

GÖLBAŞI GÖLÜ:

Gölbaşı-İç ada ve Adalar köylerine yayılan köyün derinliği 5 metredir. Yöre halkı tarafından: balıkçılık ve kurbağa yetiştiriciliği için kullanılır.

Antakya Kırıkhan Gölbaşı Gölü

Göl kuşların göç yolu üzerindedir bu yüzden kuş gözlemciliği yapılabilir. Göl, günümüzde Conba kanalıyla Amik gölüne uzatılmıştır.

Antakya Kırıkhan Beş Kızlar Mağarası

BEŞ KIZLAR MAĞARASI:

Tipik kaya mezarları ve inziva odaları görünümündeki yerler, Ceylanlı sınırındadır.

Yöre halkı tarafından “Sütlüce Mağara” olarak da isimlendirilir.

Burada: kayalara oyulmuş 3 kat ve katların içinde 3 göz halinde pencere delikleri vardır. Yöre halkının yaygın inanışına göre, bu mağarada bir bey, eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşamıştır.

Antakya Kırıkhan Dana Ahmetli Köprüsü

DANAAHMETLİ KÖPRÜSÜ:

Danaahmetli Köyündedir. Halk arasında “Taş Köprü” diye isimlendirilir.

Karasu üzerinde kurulan köprü, 5 sivri kemerlidir. Suyun iki yakasının aynı seviyede olması, köprüde kambur yapmaya gerek bırakmaz. Köprü ayaklarında topuk ve sel yaranlar vardır.

Köprünün 1534-1535 veya 1573-1574 yıllarında yapıldığı ve mimarının ise Mimar Sinan olduğu tahmin edilmektedir.

Danaahmetli Köprüsü, Sokullu Mehmet Paşa döneminde, bölgede yapılan imar faaliyetlerinin bir devamı olarak düşünülür.

Bir başka söylentiye göre ise, köprüyü yaptıranın: yörede yaşamış olan bir aşiret reisinin hanımı tarafından yaptırılmıştır. Eskiden, Ceylanlı köyünden gelip Halep’e giden yol üstünde kurulan köprü, halen ayakta ve sağlam olarak kullanılmaktadır.

Antakya Kırıkhan Muratpaşa Köprüleri

MURATPAŞA KÖPRÜLERİ:

Baldıran Höyüğü yakınındadır. Halk arasında bu köprülere “Murat Paşa Köprüleri” ismi de verilmektedir.

Burada 200 metre ara ile yapılmış iki köprü vardır. Her iki köprü kesme taştan yapılmıştır. Köprülerin muhtemelen: Sultan IV Murat’ın Bağdat seferi sırasında yaptırılmıştır ve muhtemelen yapım tarihi olarak 1636-1637 yılları düşünülür.

Büyük köprü: 16 gözlüdür. 3 metre genişliktedir. Uzun olan köprü: yol yapımı sırasında asfaltın altında kalmıştır.

ÇİFTE KAYALAR:

Delibekir köyünün güney cephesi ve bu köyün batısında bulunan iki kayaya halk “Çifte Kayalar” ismini vermiştir.

Köyün güney cephesinde, yalçın ve bıçakla kesilmiş gibi düz olan kayanın adı “Şahinkaya” sıdır.

Köyün sırtını dayadığı kayanın ismi ise “Çürük Kaya” dır. Bu kaya kömür cürufu gibidir.

Bu kayalar: Çataloluk Yaylası güzergahındadır ve yaylaya çıkan kişiler tarafından ziyaret edilmektedir. Badem ağaçları ve yeşillikler içindeki köy, ilgi çekmektedir.

Antakya Kırıkhan Höyükler

HÖYÜKLER:

Kırıkhan yöresinde 26 tane höyük bulunmaktadır ve bunlar 1’nci derece arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Ancak bazı höyüklerin çevresinde, defineciler tarafından kaçak kazılar yapılmış, bazı höyüklerde ise tarımsal ve hayvancılık faaliyetleri yapılmaktadır.

Höyükler, Kırıkhan’ın bir zamanlar bir “Güvenlik ve Haber Alma Merkezi” olarak düşünüldüğünü ortaya koymaktadır.

Başka bir görüşe göre bunlar höyük değildir ve Amik ovası boyunca, bir hat çizer gibi yer alan bu yükseltiler höyük olmayıp, askerlerin düşmanın gelişini haber vermek için yapılmış işaret tepeleridir.

Yusuflu Höyüğü:

Çamsarı köyü Yusuflu Mezrasındadır. Tepe kısmında metruk bir binanın bulunduğu höyük 10 metre yüksekliktedir.

Koyuncu Höyük:

Kırıkhan-Reyhanlı yolu üzerindedir. Koyuncu höyük: mineralli su kaynağı en önemli termal su kaynağıdır.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

Belen gezi ve tanıtım yazısı için.

Reyhanlı gezi ve tanıtım yazısı için.

Kumlu gezi ve tanıtım yazısı için.

Hassa gezi ve tanıtım yazısı için.