Antakya Yayladağı

Antakya Yayladağ

Antakya Yayladağ: Ülkemizin en güney bölümündeki bu ilçemiz, inanmayacaksınız ama, bir Karadeniz kıyısındaki ilçe benzeri, tamamen yemyeşil bir ortam içinde. En büyük özelliği: Suriye sınırına çok yakın olması, ama ulaşımı zor bir yolu olması, en büyük dezavantajı.

Antakya Yayladağ

ULAŞIM:

İlçenin, Antakya il merkezine uzaklığı: 56 km. dir. Ancak, bu yol, asfalt olmasına rağmen, aşırı virajlıdır. İlçe merkezinin Suriye sınırına uzaklığı ise: 5 km. dir. Suriye’nin Lazkiye kentinin, ilçe merkezine uzaklığı: 60  km. dir.

Antakya Yayladağ

TARİHİ:

Bölgedeki ilk yerleşim, Milattan önceki yüzyıllara kadar uzanmaktadır. Bölgede, Keldağ üzerinde bulunan eski kilise kalıntılarında (Barlaam Manastırı): üç medeniyete ait paralar bulunmuştur. Bunlar: İyonyalılar, Romalılar ve Abbasilerdir.

Yine: Keldağ üzerinde yapılan araştırmalarda, burada “Montblace” isimli bir şehrin bulunduğu öğrenilmiştir. Ama, bu şehir, bulunduğu dönemlerde: dünyanın üçüncü büyük şehri olarak değerlendirilecek boyutta, bütün kervan yollarının geçtiği, dünyada ilk şarapçılık ve ipekçilik monopollerinin yaratıldığı ve 60 odalı bir hastanenin bulunduğu bir yer olarak öne çıkmaktadır.

Bu şehirden günümüze kalan herhangi bir kalıntı bulunmamaktadır. Bunun nedeninin ise: Keldağ’ın volkanik bir dağ olması ve büyük olasılıkla bir lav püskürmesi sonucu, bu şehrin tamamen yok olduğu düşünülmektedir.

Günümüzde, bu yörede, biraz öncede sözünü ettiğim gibi, yalnızca bir kilise kalıntısı, 1700 yıllık olduğu tahmin edilen bir kalıntı bulunmaktadır.

7.ve 8.yüzyıllar arasında, bölgede Abbasiler egemenlik kurmuşlardır. 9.yüzyılda ise, Avar Türkleri, bölgede görülür. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi dönüşü, ordusuyla birlikte, burada konaklamıştır. Bu nedenle, ilçenin ismi “Ordu” olarak uzun süre anılmıştır.

I. Dünya Savaşı sonunda, ilçe, Fransızlar tarafından işgale uğrar ve 18 yıl sonra, işgal bitirilir. İlçe, 1939 yılında, Anavatana katılır. Daha sonra, ilçenin isminin Karadeniz bölgesindeki “Ordu” şehriyle karıştırılmaması için; İlçenin doğusunda bulunan “Yayla tepe” den esinlenerek, 1939 yılında “Yayladağı” olarak değiştirilmiştir.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde: burada, “Ordu” isimli bir köyün bulunduğundan söz etmektedir.

Antakya Yayladağ

GENEL:

Hatay’ın en yoksul ve en fazla göç veren ilçesidir. Komşu ilçelerden farklı olarak, halkın tamamına yakını: Türkmen ve Yörüktür.

İlçe, konum olarak, Türkiye’nin en güneyinde bulunmaktadır. İlçe genelinde, 1939 yılında, % 2 olan okuma-yazma oranı, günümüzde: % 97 düzeyindedir.

İlçenin bulunduğu bölgenin, bir zamanlar denizle kaplı olduğu ve bir kısım jeolojik olaylar sonucu, suların çekildiği, bölgede ele geçirilen fosillerden anlaşılmıştır.

Arazi durumu bakımından: dağlık, engebeli ve kıraçtır. İlçe içinden: Kureyş isimli bir dere geçmektedir.

İklim değerlendirildiğinde, bölgede tipik Akdeniz iklimi görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

İlçe, tarım bölgesi olması nedeniyle, halkın büyük kısmı geçimini tarımdan sağlamaktadır. Sanayi tesis bulunmamakta olup, el sanatları ile küçük çapta aile işyerleri bulunmaktadır.

İlçede, özellikle: pipo içiminde kullanılan tütün üretimi yaygın ve meşhurdur. Ancak, son yıllarda ekim sahaları azalmış olup, tütün üretimi de buna bağlı olarak azalmıştır. Onun yerine: zeytincilik, bodur elma yetiştiriciliği yoğunlaşmıştır.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR:

Burada: teke sütünden yapılan “tekeleme” isimli ilginç bir yemek var. Tekeden sağılan sütün içine, bu bölgede yetişen bir ağacın dalları katılarak yapılan bir yemek türü. 

Biraz  sonra satın almanızı önereceğim lokum ise, buralarda çok meşhur. Ağza yapışmayan lokum, mutlaka tatmanız gereken yerel lezzetlerdendir.

 

NE SATIN ALINIR:

Buralara yolunuz  düşerse: ağza yapışmayan lokum ve defne sabunu var, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hediyelik olarak satın alabilirsiniz.

Antakya Yayladağ Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER:

Antakya Yayladağ Kasımbey Camii

KASIMBEY CAMİİ:

Çamaltı PTT Sokaktadır.

Abbasiler tarafından bölgeye yerleşmeye gönderilen, Türk boylarından, Savcılar Aşireti bölgeye geldiğinde, aşiret reisi Kasım Bey, yöreye Bey olarak atanır.

Beylik döneminde, Yayladağı yöresine, 1131 yılında kendi adını taşıyan bu camiyi ve bir de köprü yaptırır. Caminin mimarı bilinmemektedir.

Antakya Yayladağ Kasımbey Camii

Cami duvarlarında 4 kitabe vardır. Caminin giriş kapısı üzerinde bulunan kitabe onarım kitabesidir. Bu kitabeye göre, cami 4 kere onarım görmüştür. Diğer kitabelerde, caminin 1131 yılında Kasım Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Diğer kitabeler: 1532 ve 1553 yılı tarihlidir.

Antakya Yayladağ Kasımbey Camii

Cami doğu-batı ekseninde yapılmıştır. Dikdörtgen planlıdır.

Üst örtüsü kiremit kaplı beşik çatıdır. Cami içinde minber ve mihrap taştan yapılmıştır ayrıca dört tane taş sütun bulunur.

Camide aynı anda 300 kişi ibadet edebilmektedir. Cami, 2006 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Caminin kuzeyinde, sonradan yapılmış iki katlı bir yapı vardır.

 

ASKERLİK ŞUBESİ BİNASI

Merkezdeki bina, iki katlıdır ve Askerlik Şubesi Başkanlığı binası olarak kullanılmaktadır. Bina: 1930 yılında, Fransızlar tarafından yapılmıştır.

Binanın malzemeleri Fransa Marsilya şehrinden gemilerle İskenderun’a ve oradan da katırlarla Yayladağı’na getirilmiştir. Fransızlar binayı karakol olarak kullanmışlardır.

Fransız işgali bittikten sonra bina şehir merkezinde, sağlam olarak günümüze ulaşmış tek binadır.

Antakya Yayladağ Kasımbey Köprüsü

KASIMBEY-KUREYŞİ DERESİ KÖPRÜSÜ:

Köprü: Tutlubahçe Mahallesinde Kureyşi deresi üzerindedir.

Abbasi döneminde, 1040 yılında Savcılar Aşireti reisi Kasımbey tarafından yaptırılmıştır. Yayladağı-Samandağı karayoluna çıkan en kestirme yoldur. 5 gözlü köprünün uzunluğu 47 metre, genişliği 5 metredir. Bakımsızlık nedeniyle günümüzde köprünün sadece 2 gözü açık bulunmaktadır.

 

ASLAN DEDE

Karacunun Mahallesindedir. Mahalle merkezine 3 km uzaklıktadır ve köyden buraya traktörler gidilir. Ziyaret, 10 metrekarelik bir alanı kapsar. Alanın çevresinde, taştan eğreti bir duvar vardır.

Yörede anlatılan bir rivayete göre:

Aslan Dede’nin bir savaşta, başının gövdesinden ayrıldığı, ancak savaşı bırakmayarak devam ettiği söylenir. Aslan dedenin başsız vücudu burada yatmaktadır. Kesik başı ise, 25-30 metre mesafede gömülüdür. 

Buraya gelenler: dileklerde bulunurlar, özellikle ağrılara deva arayanlar tarafından yoğun ziyaret edilmektedir. Bir silindir taş var, vücudunda ağrıyan yerleri o silindire sürenlerin ağrılarının geçtiği iddia ediliyor. Dilekleri gerçekleşenler tarafından kurban kesilir.

 

YEL DEDE

Karacurun Mahallesinin girişinde, yolun hemen 2 metre sağındadır. Çocuk sahibi olamayanlar tarafından yoğun ziyaret edilmektedir. Ziyaretgah içinde bulunan ağaç üzerine mendil bağlanarak dilekte bulunulur. Ziyaretçiler eğer dilekleri gerçekleşirse, burada kurban keserler.

 

KELDAĞ:

Faal olmayan bir volkanik dağdır. Dünyanın en uzun sahillerinden olan Samandağ sahilinin yanı başındadır.  Sayısız dalış noktasına sahiptir. Bütün uygarlıklar burada yaşamışlar ve kutsal saymışlardır.

Hititler tarafından “Fırtına Dağı” olarak kasum edilmiştir. Dağın yüksekliği 1736 metredir. Keldağ’ın taban uzunluğu 12 km dir. Sahilde: 10 kumsalı ve 130 civarında mağara vardır. Ayrıca, su altında ise, kovuk ve bacak gibi oluşumlar bulunur.

Antakya Yayladağ Barlaam Manastırı

 

BARLAAM MANASTIRI:

Antik Cassius (günümüzdeki ismi Keldağ) dağı üzerindedir.

Ancak buraya ulaşmak zor ve sıkıntılıdır. Yeditepe nahiyesinden sonra yaya olarak yaklaşık 2.5 saat yürümek gerekir, hem de dağa tırmanarak.

Bu bölge, yani Keldağ Hitit döneminde “kutsal” kabul edilmiştir.

Roma döneminde de bu özelliğini korumuştur.

O dönemlerde yani MÖ 3’ncü yüzyıl civarında burada bir tapınak vardı. Bu Dorik tapınak çok tanrılıydı.

Bölge: Manastır ve kilise olmak üzere, iki ayrı ana yapı dönemi geçirmiştir.

MS 4’ncü yüzyılda St Barlaam, buraya gelerek tapınaktaki Zeus heykelini yıkmış ve keşişler topluluğu oluşturmuştur.

MS 6’ncı yüzyılda, tapınağın köşesinde bir kilise yapılmıştır.

Ancak MS 526 yılındaki depremde bu kilise yıkılır.

MS 950-1050 yılları arasında, bu kilise Gürcü papazlar tarafından yeniden inşa edilir ve 1268 yılına kadar faaliyetini sürdürür.

Antakya Yayladağ Barlaam Manastırı
Bu tarihten sonra ise terk edilir.

Söylenenlere göre, Barlaam Manastırı çevresinde o kadar çok bağ, bahçe, dut ağaçları varmış ki, dünyanın ilk şarapçılık ve ipekçilik monopolü burada kurulmuştur.

Burayı fetih eden Roma imparatoru: güzelliğe ve manzaraya o kadar hayran kalmış ki “Üç gündür, güneşin doğuşunu, ayın batışını seyretmekten uyku uyuyamıyorum” demiş Asi nehrinin denize dökülüşünü övmüştür.

Çünkü, Asi nehrinin denize dökülüşü, buradan izlenebiliyor, muhteşem bir manzara vardır.

1963 yılında yapılan arkeolojik araştırmalarda: manastırın yaklaşık 3 bin metre karelik alanda yapıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca bölgede üç devreye ait çeşitli paralar bulunmuştur. Bu paralar: İyonyalılar, Romalılar ve Abbasilere aittir.

Antakya Yayladağ Karamağara

KARAMAĞARA;

Yayladağ ilçesinin en uç noktasında bulunan koy, Karamağara olarak bilinmektedir.

Burası, ilçe merkezine 7 km uzaklıkta, Yayıkdamlar Mahallesindedir.

Buraya karayolundan araçla ulaşım oldukça güçtür. Denizgören köyünden sonra yüksek patika yoldan kayalıklardan aşağıya inmek gerekiyor.

Bu iniş oldukça tehlikeli olduğu için, yöre halkı buraya ulaşım için daha kolay alternatif yol bulmuştur. Yani, buraya genellikle Samandağ üzerinden tekne turlarıyla gidilmektedir.

Antakya Yayladağı Karamağara
 

Burada: Karamağara koyu ve Yuvadibi sahili bulunuyor.

Karamağara koyu, ulaşım güçlüğü nedeniyle geçmişte korsanların saklandığı bir yer olarak biliniyor.

Koyda bulunan mağara: içinde çobanlar ve balıkçılar tarafından ateş yakıldığı için is nedeniyle tavan bölgesi siyahlara bürünmüştür ve bu yüzden karamağara olarak isimlendirilmektedir.

Koydaki tertemiz deniz, yüzme ve dalış tutkunlarının ilgisini çekmektedir.

Ayrıca: dağdan gelen su med-cezir etkisiyle burada sahilde, denizle buluşmaktadır. Böylece ortaya çıkan tatlı su, söylenenlere göre: cilt, idrar yolları ve eklem rahatsızlıklarına iyi geliyormuş.

Dalış:

Karamağara bölgesinde deniz altında: Finikeliler, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait gemilerden kalma, amfora, çapa ve diğer tarihi kalıntılar görülmektedir.

Ancak: bölge Anıtlar Yüksek Kurumu tarafından tescil edilerek koruma altına alınmıştır yani günümüzde Karamağara mevkiinde dalış yasaktır.

Antakya Yayladağı Şeyh Ahmet Kuseyri Camii
 

ŞEYH AHMET KUSEYRİ CAMİİ VE TÜRBESİ:

Antakya-Yayladağ yolunda, Antakya şehir merkezine 25 km uzaklıktaki Şenköy beldesindedir.

Şeyh Ahmet Kuseyri, Osmanlı döneminde yaşamış bir velidir. 1549 yılında Hatay’da vefat etmiştir. Aslen Suriye Selçuklularındandır. Soyunun Eshab-ı kiramdan Peygamberimizin amcası hazret-i Abbas’a dayandığı rivayet edilir.

Babası Şeyh Abdurrahman 1464 yılında Hatay’a yerleşmiş ve Ahmet Kuseyri burada doğmuştur. Ahmet Kuseyri, Hatay’da birçok öğrenci yetiştirmiş, insanların İslamiyeti öğrenmelerine, İslam ahlakının yayılmasına hizmet etmiştir.

Ayrıca: yollar, medreseler, mescidler ve çeşmeler yaptırmıştır. Altınözü civarındaki Kuseyr Çayı üzerinde, günümüzde faal haldeki köprü onun yaptırdığı bir hayır eseridir.

Cami ve türbesi, 16’nci yüzyıl yapısıdır. Şeyh Ahmet, babası öldükten sonra cami avlusunun doğu kısmına 1525 yılında bu türbeyi yaptırmıştır. Cami avlusundan yüksek bir alanda bulunan türbeye merdivenle çıkılıyor.

Türbenin doğu cephesi, güneye kaydırılmış kapı ve kapının kuzeyinde bir pencere vardır. Türbenin batısında yenilenmiş zaviye hücreleri yerleştirilmiştir.

Antakya Yayladağı Şeyh Ahmet Kuseyri Camii
 

Giriş kapısı doğu cephesindedir. Bir kubbenin örttüğü merkezi bölümde, iki sıra halinde doğuda dört ve batıda beş sanduka bulunmaktadır.

Bu sandukaların iki tanesi, kuzeydeki genişletilmiş alana kaydırılmıştır. İçeride iki sandukanın bulunduğu bölüme geçiş, bir kapı ile sağlanıyor. Batı duvarında birer pencere ve niş bulunur.

Türbe içinde, aynı aileden 17 zatın kabri bulunmaktadır.

Ayrıca yine türbe içinde: Ferhat Paşa tarafından Şeyh Ahmet Kuseyriye verilen Osmanlı sorgucu, sancağı Humeyni bulunuyor.

Bunlar zaman içinde ehil kişiler tarafından türbe dışına çıkarılarak, yöre halkının birlik, beraberlik ve bütünlüğünü manevi olarak sağlamaktadır. Bu sancak altında, yöre ve insanla ilgili önemli kararla alınmaktadır.

Antakya Yayladağı Şeyh Ahmet Kuseyri Türbesi
 

Günümüzde türbe ziyaretinin: sara, felç, çocuk olmaması, akıl hastalıkları gibi hastalıklara iyi geldiği rivayet edilmektedir.

Bu yüzden, pek çok kişi şifa bulmak için türbeyi ziyaret etmektedir, hatta sadece Türkiye’den değil, Suriye, Ürdün, Pakistan, Mısır, Almanya gibi ülkelerden de geldikleri ifade edilmektedir.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

Altınözü gezi ve tanıtım yazısı için.

Samandağ gezi ve tanıtım yazısı için.

İskenderun gezi ve tanıtım yazısı için.

Ankara Armada Alışveriş Merkezi

Ankara Armada Alışveriş Merkezi

Ankara-Eskişehir kara yolu üzerinde, rahatça görülebilecek büyüklükte bir yapı. Özel aracınız ile gidebilirsiniz ve otopark sorunu olmadan, burayı rahatça gezebilirsiniz.

Ankara Armada Alışveriş Merkezi

Mimari Özellikleri:

133 metre yüksekliğinde ve 33 katlı bir yapı. Yalnız; 4 katında, alışveriş merkezi var. Diğer katlar; stüdyo daire şeklinde, ikamet için kullanılıyor.

Son derece lüks yapılmış. Çatıdaki anten yüksekliğini de hesaplarsak, toplam yükseklik 140 metre. Çatıdan, yazın, lazer ışık gösterileri yapılıyor.

Dış cephe ve mimari malzeme çeşidi olarak, lüks malzeme kullanılmış. Ankara’nın en pahalı yapılarından. Buraya harcanan para ile, çok daha yüksek binanın yapılabileceği söylenmekte. Şu anda, binanın pazar payının asgari 150 milyon dolar olduğu söylenmekte.

Bunları; niye söylüyorum? Çünkü, gerçekten muhteşem lüks yapılmış bir yapı. Ne düşünülerek, bu kadar lüks yapıldığını bilmiyorum. Ama; tek bir gerçek şu ki; gerek Ankara’nın ve gerekse Türkiye’nin ve de Avrupa’nın en pahalı yapısı.

2003-2004 ve 2005 yıllarında, arka arkaya üç yıl; Avrupa’nın en lüks alışveriş merkezi seçilmiş. Giriş katında kullanılan mermerli kısmın taşları, Bilecik mermeri kullanılarak yapılmış. Kulenin, dış cephe camları; Amerika’dan özel olarak üretilerek getirtilmiş.

Binanın içinde gezerken, gümüş kadar parlak yerler göreceksiniz. O gördüğünüz gümüş kadar parlayan bölgelerde, gerçekten gümüş karışımı kullanılmış ve o yüzden parlıyor.

Kapalı ve açık otopark var. Açık otopark çok büyük, yer sıkıntısı pek yok. Kapalı otoparkın ise bir özelliği var. Kullanılan güvenlik sistemi, dünyanın en iyi bilişim uzmanlarının elinden çıkmış.

Güvenlik kameraları, arabaları, otoparka girerken fişliyor, bu işaretler aracın: rengine, plakasına, ısısına, irilik ve ufaklığına, markasına ve türüne göre değişiyor. Arabanın çalınma riskinin çok az ve hatta olmadığı söyleniyor.

Ankara Armada Alışveriş Merkezi içi

Ankara Armada Alışveriş Merkezi içi

Yapının İçi:

Binanın içine girerken; diğer alışveriş merkezlerinde olduğu gibi; yoğun bir güvenlik önlemi var. Elektronik dedektörlerden geçiyorsunuz. Cam fanus içinde, ikili asansör var. Birçok markanın ürününü bulabileceğiniz mağazalar mevcut. Ayrıca; en alt katta; kafeteryalar ve bir süre oturabileceğiniz kahve ağırlıklı yerler var.

Bunun dışında, düzenli yapısı ile, yürüyen merdivenlerle kısa sürede yukarıya veya çıkmak istediğiniz yere çıkabiliyorsunuz. En üst katta; yoğunluğu fast-food olmak üzere yemek yerleri mevcut, ayrıca sinema da var.

Ankara Armada Alışveriş Merkezi önündeki çapa anıtı

Ankara Armada Alışveriş Merkezi önündeki çapa anıtı

Yapının önündeki Çapa’nın anlamı:

Evet; işte, Armada alışveriş merkezi bunlardan ibaret. Binaya girerken veya çıkışta, büyük bir çapa göreceksiniz.

Bunu; Ankara tarihini okudu iseniz rahatla anlayacaksınız. Hayır, okumadı iseniz, şöyle ki bu çapa; Ankara’yı ilk kuran Galat’lar, bu bölgeye gelirken bir Mısır donanmasını yenerler ve gemilerden birinin çapasını zafer anısı olarak yanlarına alırlar.

Bu bölgeye yerleştiklerinde, bu çapayı koyarlar ve yeni kurdukları şehrin adını da, çapanın o dildeki ismi olan “Ankyra” koyarlar. Çapanın anlamı işte bu.

Kuşadası Davutlar

Kuşadası Davutlar
 

Kuşadası Davutlar: Kuşadası ile Güzelçamlı Milli Park arasındaki yol üzerindedir.

Neden Davutlar ismi?

Rivayetlere göre: Cafer ve Davut isimli iki kardeş bölgeye gelirler, Davut: günümüzdeki Davutlar denen köyün sırtlarına, Cafer ise, Caferli köyünün sınırına yerleşir.

Cafer’in yerleştiği yere Caferli, Davut’un yerleştiği yere ise Davutlar ismi verilir.

1600’lü yıllarda Hacı Osman isimli bir kişi başkanlığında bir göçmen kafilesi buraya gelir ve Davutköy’e yerleşir, ancak sonraki yıllarda yörede ortaya çıkan kolera salgını nedeniyle köy terkedilir ve günümüzdeki Davutlar’ın İslamşanlı Mahallesine yerleşilir.

1892 yılında Girit adasından göç edenler, Osmaniye Mahallesini ve 1936 yılında Romanya ve Bulgaristan’dan göç ederek gelenler ise, Yenimahalle’yi kurarlar. Köy zaman içinde büyüyerek 1969 yılında Belediyelik olur.

Kuşadası Davutlar
 
Gelelim günümüze:

Evet, burası Aydın ilinin bir mahallesi olarak geçiyor ve Kuşadası Belediyesine bağlıdır. Ancak özellikle yaz aylarında burada bulunan binlerce yazlık nedeniyle nüfus o kadar fazla artıyor ki, inanın büyük bir şehir gibi kalabalıklaşıyor.

Tabii bu durumun sonucunda, belde aşırı yapılaşma nedeniyle oldukça bozulmuş, beton yığını haline gelmiştir. Bu beton yığınları, muhteşem kum plajlarına, 100 metreye kadar yaklaşmıştır.

Kuşadası Davutlar
 

Bölge, denizin doldurulmasıyla oluşmuştur. Sahile yakın yerdeki yazlık siteler, genellikle dolgu yapılarak inşa edilmiştir.

Bu yüzden yağmur yağdığında yağmur suları uzun süre çekilmez ve göller oluşur. Bu yüzden, eski yapılarda genellikle nem olur, yani buradan ev alacakların dikkatli olması gerekir.

Rüzgar deyince bir husus daha var, rüzgar eğer Kuşadası yönünden eserse, uzun plaj Kuşadası’nın bütün pisliğini (naylon, plastik parçaları, ambalajlar ve benzeri) buraya getirir.

Sahilin birçok yerinde yosunlar bulunmakta olmasına rağmen, deniz temizdir ve genellikle derinlik fazla olmaz.

Deniz bulanıktır çünkü rüzgarlı havalarda, kıyıya vuran dalgalar, kıyıdaki kumları karıştırır ve deniz bulanıklaşır.

Yani, rüzgar yoksa ve deniz durgunsa deniz suyu harikadır, bulanıklık olmaz.

Kumsal, alabildiğine uzanmaktadır.

Buraya yolunuz düştüğünde, özellikle güneşin batışını mutlaka izleyin.

Kuşadası Davutlar Sevgi Yolu
 
Sevgi Yolu:

Milli Parktan, Kuşadası merkeze kadar olan ve palmiye ağaçlarıyla ayrılmış ve Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmış yaya ve bisiklet yolu bulunmaktadır.

Yaya ve bisiklet yolu ayrı ayrı düzenlenmiştir.

Kuşadası Davutlar Sevgi Yolu
 

Yolun uzunluğu 9 km dir ve spor yapmak için son derece uygun bir alan yaratılmıştır. Sevgi yolunun kenarında, Sevgi Plajı bulunmaktadır.

Kuşadası Davutlar Sevgi yolu
 

Sahil boyunda, yerel kafeler ve barlar bulunmaktadır. Sezonda bunlar son derece aktiftir, şemsiye, şezlong, duşlar, soyunma kabinleri ne ararsanız vardır.

DAVUTLAR SAHİLİ-UZUN PLAJ-LONG BEACH PLAJI:

Yavansu mevkiinden, Güzelçamlı Milli Parkına kadar olan bölüme verilen isimdir. Kuşadası merkeze 8 km uzaklıktadır. Yabancılar buraya “Long Beach” ismini vermişlerdir.

Kuşadası merkezden, Kuşadası AVM ye giderken, yol üstünde sosyete pazarının hemen arkasındadır.

Burada bulunan sahil şeridi tamamen kumdur ve 12 km boyunca uzanır. Kumsal genişliği, sitelerden dolayı çok dardır.

Bu sahil kesiminde: birçok değişik plaj bulunmaktadır.

Bu plajların hemen arkasında ise, yazlık siteler vardır. Zamanında yapılmış bu siteler, maalesef plajı öldürmüştür. Dar bir beton yoldan yürüyüp geçmek gerekiyor.

Yani, sahil kesimi genellikle bu yazlık sitelerde oturanlar ve Kuşadası yerlileri tarafından kullanılmaktadır. Sahil kesiminde de yürüyüş ve bisiklet yolları bulunmaktadır.

Yine sahil kesiminde, birçok kafeterya, restoran ve beach club vardır.

Deniz hemen derinleşmez, kumsal tertemizdir.

Kuşadası Davutlar Sevgi plajı
 

SEVGİ PLAJI-LOVE BEACH:

Kuşadası merkeze 17 km uzaklıktadır.

Davutlar sahilindedir. Long Beach ve Güzelçamlı arasındadır. Dereden başlar ve Güzelçamlı beldesinde bitir, hatta Güzelçamlı ve Davutlar bileşimi bir plaj olarak da söylenir.

Dere; evet bu dere oldukça ilginçtir, çünkü derede oldukça büyük balıklar bulunmaktadır ve balıklara etmek atarsanız, onların atılan ekmekleri kapmak için yaptıkları mücadeleyi görebilirsiniz.

Tesis, Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmektedir.

Giriş ücretsizdir, sadece girişte bulunan otopark için ücret alınıyor. 

Kuşadası Davutlar Sevgi plajı
 

Plaj: Mavi Bayraklıdır.

Plaja ve piknik alanına girmek ücretsizdir, sadece otopark ücreti ödenir.

Sahilde: gerek yayalar için ve gerekse bisikletler için ayrılmış yollar bulunmaktadır. Sevgi plajının upuzun sahilinde bisiklet sürebilir, yürüyüş yapabilir ve bir şeyler içebilirsiniz.

Kuşadası Davutlar Sevgi plajı
 

Ayrıca: yine sahilde birçok restoran, kafeterya ve çay bahçesi vardır. Plajın başındaki iskeleden olta atıp balık tutabilirsiniz, ayrıca okaliptüs ağaçlarının altında mangal yakabilirsiniz.

Kuşadası Davutlar Sevgi plajı
 

Plaj:

Plajın en büyük özelliği, orman yanında olmasıdır. Bu özelliği nedeniyle: bölgedeki diğer plajlardan (Patara, Çıralı, Konyaaltı, İztuzu, Kaputaş, Altınkum gibi) ayrılır.

Plajın uzunluğu 550 metredir. İnce, sarı kum vardır. Plajın genişliği de fazladır ve bazı yerlerde 100 metreye kadar ulaşır.

Kuşadası Davutlar Sevgi plajı
 

Plajda bulunan okaliptüs ağaçlarının gölgesinde piknik yapıp denize girmek mümkündür.

Kuşadası Davutlar Sevgi plajı
 

Deniz:

Oldukça sığdır. Özellikle Güzelçamlı merkeze doğru olan bölümü, son derece sığdır. Denize girdiğinizde yarı belinize kadar derinlik ilerler ve sonra derinlik tekrar dizlerinize gelir.

Bir süre sonra yeniden derinleşiyor. Yani kıyıda yüzmek mümkün olmuyor, açıklarda ise, yine burası açık deniz olduğu için yüzmek tehlikelidir. Açık deniz olduğunu unutmayınız.

Ancak deniz genel olarak dalgalıdır ve bu yüzden çocuklar için tehlikeli olabilir. Denizin dibi kum ve bulanıktır.

Bölgedeki diğer denizler de olduğu gibi buranın denizi de bulanıktır, çünkü özellikle öğleden sonraları dalgalar kıyıdaki kumları hareket ettirir ve deniz suyu bulanır.

Bu rüzgar ve dalgalar nedeniyle, deniz kıyısında yosun ve dal parçası, plastik atıklar gibi pislikler de ara sıra toplanmaktadır.

Kuşadası Davutlar Sevgi plajı piknik alanı
 

Piknik Alanı:

Plajın hemen arkasında oldukça büyük bir piknik alanı vardır. Burada ağaçların altında piknik yapmak mümkündür. Piknik alanında: duş, tuvalet ve soyunma kabinleri vardır. Piknik için buraya gelip akşama kadar kalabilirsiniz. Mangal yakmak serbesttir.

Kuşadası Davutlar Sevgi plajı çadırlı kamp alanı
 

Çadırlı kamp alanı:

Burada çadır kurabilirsiniz.  Çadırcılar için geniş ve kalabalık olmayan bir alan ayrılmıştır. Çadır için ücret istenmez. Çadır alanının hemen önünde plajda, tuvalet ve duşlar var.

Ağaçlık olduğu için çadıra güneş gelmiyor. Ancak hafta sonlarında piknikçiler nedeniyle, bölge oldukça fazla kalabalık oluyor.

Kuşadası Davutlar Sevgi plajı market
 

Market:

Burada bir market vardır. Marketten birçok ihtiyacınızı temin edebilirsiniz. Fiyatlar fazla abartılı değildir.

Kuşadası Davutlar Oleatrium zeytin ve zeytinyağı tarihi müzesi
 

OLEATRİUM ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI TARİHİ MÜZESİ

Davutlar yöresinde Caferli Mahallesi Atatürk Caddesindedir.

Latince “olea” yani zeytin ve “atrium” avlu kelimelerinin bir araya gelmesiyle isimlendirilmiştir. Dışarıdan bir zeytinyağı fabrikası görünümündedir. Dış bahçe, iç bahçe, lobi ve 11 tane sergileme salonundan oluşmaktadır.

Giriş ücretlidir.  

Zeytin ve zeytinyağı sevenlere hitap eden bu tematik müze, 2011 yılında ziyarete açılmıştır. Sergi alanı: büyük bir sabır ve itinayla koleksiyon haline getirilmiş objelerden oluşmaktadır.

Müzede: zeytinyağının üretim aşamasından soframıza gelene kadar hangi yollardan geçtiğinin öyküsü anlatılmaktadır.

Kuşadası Davutlar Oleatrium zeytin ve zeytinyağı tarihi müzesi
 

Müze kapısından girişten sonra: bir lobi bulunur. Burada: hediyelik ürünler, zeytinyağları, şaraplar ve müze girişi için jeton satılmaktadır.

Ayrıca barkovizyon gösterisi için bir salon bulunur.

Müzenin 10 salonunda bulunan sergilemede, antik dönemden günümüze kadar olan süreçte, tarihsel sıralama ile zeytinyağı üretiminde mevcut teknolojiler ve zeytinyağının farklı kullanım alanları görülür.

Kuşadası Davutlar Kaplıcalar
 

KAPLICALAR:

Belde yakınlarında: 3 yerde, 45-50 derece sıcaklıkta termal su kaynağı bulunmaktadır.

Kaplıcada, yüzlerce yıldır doğal ortamlarından akan şifalı sular ve termal kaynaklar, ziyaretçilere oldukça güzel bir ortam yaratır. Modern tesislerde, konaklama imkanı da bulunmaktadır.

Radon Termal Kaplıca Kür Merkezi:

Kaplıca merkezi genellikle günübirlik olarak hizmet vermektedir. Konaklama için sadece 8 odalı ve 20 yataklı küçük bir tesis vardır. Kaplıca alanında ise 3 termal havuz bulunur.

Tesisler, Sağlık Bakanlığı onayı ile 2004 yılında hizmete girmiştir.

Kuşadası Davutlar Namur-Med Davutlar Termal Kaplıcaları
 

Natur-Med Davutlar Termal Kaplıcası:

Davutlar beldesindedir.  

Kuşadası merkeze 17 km uzaklıktadır.

Tesis, Sağlık Bakanlığının onayı ile 2005 yılında hizmete girmiştir.

Kaplıca alanı, deniz seviyesinden 200 metre yüksektedir.

Dağ eteğinde, yeşillikler içindedir. Tesiste 65 oda ve 140 yatak vardır. Üç termal havuzun iki tanesi kapalı ve bir tanesi açık havuzdur.

Suyu genellikle: romatizmal hastalıklar, siyatik, osteoporoji, egzama, saç dökülmesi, kısırlık ve sağlıklı zayıflama için kullanılmaktadır.

Kuşadası merkezi gezilecek yerler için.

Kuşadası Dilek Yarımadası Milli Parkı gezilecek yerler için.

Kuşadası Güzelçamlı gezilecek yerler için.