Bursa Orhaneli

Bursa Orhaneli

Orhaneli ilçesinde, birçok kez bulundum. Çünkü: abim, uzun süre burada görev yaptı. Orhaneli denilince, aklıma gelen ilk olgu: boş bir arazide, muhteşem görüntüsüyle hemen dikkati çeken, Orhanevi Termik Santralıdır.

Özellikle, Santralın büyük ve uzun bacaları, bu bacalardan çıkan duman ve santralın sosyal tesisleri, burada öne çıkıyor. Bende santral lojmanlarında birkaç kez kaldım. Ancak son yıllarda Orhaneli denince bir başka yer dikkat çekmeye başladı, Sadağı kanyonu doğa severlerin ilgisini çekiyor. Sadağı kanyonunu mutlaka görmenizi öneririm.

Bursa Orhaneli

ULAŞIM

Orhaneli, bağlı bulunduğu il merkezi olan Bursa’ya 70 km. uzaklıktadır. Orhaneli-Harmancık arasındaki uzaklık: 38 km. Orhaneli-Tavşanlı arasındaki uzaklık; 74 km. Orhaneli-İstanbul arasındaki uzaklık: 302 km.

TARİHİ

MÖ.450 yıllarına inildiğinde, bölgenin bir piskoposluk merkezi olduğu görülür. O dönemlerdeki adı ise: Hadriani, Andraneia ve Adranos’tur. Kelime anlamı ise: Adranos yurdu. Daha doğrusu, Roma imparatoru “Hadrianus” adına kurulduğu  düşünülmektedir. Veya, burada bulunan “Hadriana” ismini taşıyan bir tapınak nedeniyle, yöreye bu ismin verildiği daha mantıklıdır.

1325 yılına gelindiğinde, yörenin, Orhan Bey’in komutanlarından Durdu Bey tarafından fethedildiği ve Osmanlılara geçtiği bilinmektedir. Fetihten sonra, Orhaneli kalesi yıkılmış ve yöreye, Durdu Bey’in yeri anlamında: Beyce ismi verilmiştir.

Ancak, halk arasında, yörenin ismi olarak, daha yaygın anlamda “Adırnaz” ismi kullanılmıştır.

1884 yılına gelindiğinde, yörede Belediye örgütü kurulduğu görülür.

1913 yılına gelindiğinde ise, yörenin Adranos olan ismi “Orhaneli” olarak değiştirilmiştir. 8 Temmuz 1921 tarihindeki Yunan işgali, 9 Eylül 1922 tarihinde sonlandırılmıştır.

Bursa Orhaneli

GENEL

İlçe merkezindeki kasabanın ismi: Beyce.

İlçe merkezinin denizden yüksekliği: 500 metredir. Yüzey şekilleri, genel olarak, dağlık bir yapıya sahiptir. Genel olarak, bölgenin büyük kısmı ormanlıktır. Bu nedenle: Bursa ve çevrede yaşayan insanlar, yörenin günübirlik piknik yerlerini yoğun olarak kullanırlar.

İklim: yörede, ılıman Akdeniz iklimi ve karasal iklim görülmektedir. Yani, bir geçiş iklimi var.

Yörenin ekonomik etkinliklerinin temelinde: tarım, hayvancılık, madencilik ve bunlara  dayalı işletme tesisleri bulunmaktadır. Madencilik alanında, özellikle: Kömür ve Krom İşletmeleri, mermer ve granit ocakları öne çıkmaktadır.

Kömür işletmelerinde üretilen linyit kömürü: Orhaneli Termik Santralında enerjiye dönüştürülmektedir. Bu tesislerde, yörede yaşayan yaklaşık 2500 kişi çalışmaktadır. Tarımsal üretimde, başı çeken ürünler: çilek ve vişnedir.

Bursa Orhaneli Termik Santralı

ORHANELİ TERMİK SANTRALI

Santral, ilçe merkezine 17 km. uzaklıkta, Karıncalı köyü yakınlarında Çalı düzü mevkiindedir. Santralın burada kurulmasının en büyük nedeni: santrala 6-8 km. uzaklıktaki, Gümüşpınar, Çivli ve Sağırlar bölgesinde bulunan düşük kaliteli linyit rezervleridir. Santral: 1992 yılında, enerji üretimine başlamıştır. Günümüzde, burada: 450 personelin görev yaptığı bildiriliyor.

Bursa Orhaneli Karagöz ve Hacıvat Festivali

KARAGÖZ VE HACIVAT FESTİVALİ

Karagöz: ilçe merkezine bağlı, Karakeçeli Türkmen oymağındandır. Bursa il merkezinde, Sultan Orhan tarafından, Ulu cami yaptırılırken: cami inşaatında, demirci ustası Karagöz ve taşçı ustası Hacı İvad, birlikte görev yapmışlardır. Bu iki usta: hem çalışırlar ve hem de, kendi aralarında şakalaşarak, çevrelerinde bulunanları güldürürlermiş.

Ancak, bu şakalaşmalar, caminin inşaatında gecikmeye neden olur. Bunun üzerine, Sultan Orhan: her iki ustanın idamına karar verir. Daha sonra yaptığına pişman olsa da, iş işten geçmiştir. Günlerce, üzüntüsünden göz yaşı döker.

Burun üzerine, Şeyh Küsten adında bir derviş: bir mum yakar, deve derisinden kestiği parça ile perde yapar ve Karagöz ile Hacıvat figürlerini, perdeye yansıtarak, onları konuşturur. Böylece: Karagöz ve Hacıvat’ın hayatı, nesilden nesle aktarılarak günümüze kadar gelir.

1991 yılından bu yana, yörede, her yıl, Haziran ayı içinde, Karagöz Festivali düzenlenmektedir. Bu festival etkinliklerinde: at yarışları, karagöz gölge oyunu gösterileri ve yağlı güreşler yapılır. Ayrıca: çeşitli konserler ve folklor gösterileri de düzenlenmektedir.

NE YENİR NE İÇİLİR

Bu yöreye yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: gapçıklı fasulye, mısır unundan yapılan kaçamak ve yine mısır unundan yapılan höşmelim deneyebilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Bursa Orhaneli Sadağı Kanyonu ve Kaya Hamamı
Bursa Orhaneli Sadağı Kanyonu ve Kaya Hamamı

Sadağı kanyonu ve Kaya hamamı:

Sadağı kanyonu: 2004 yılında Kültür ve Tabiat Kurulu tarafından 1’nci Derece Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 2013 yılında Tabiat Parkı statüsüne alınmış ve 2 sene sonra turizme açılmıştır.

Kanyon, Sadağı köyündedir. Bursa il merkezine 63 km, Orhaneli ilçe merkezine 9 km uzaklıktadır. Orhaneli ilçe merkezinde, Karagöz heykelinin karşısından girilen asfalt yolla gidilir. Serçeler köyü geçildikten sonra Sadağı köyüne ulaşılır.

Ulaşım kolay, özellikle kanyonu gösteren çok sayıda işaret tabelası görülüyor. Bir su kanalının kenarındaki yolu takip ederek kısa sürede kanyona ulaşılıyor. Kanyonun girişinde, küçük te olsa bir otopark bulunuyor.

Kanyon ismini, içinde bulunduğu “Sadağı” köyünden alır. “Sadağı” okların içine konulduğu meşin torba demektir. Sadağı bir Yörük köyüdür. Köy, yaz aylarında bahçe işleri sebebiyle boş ancak birkaç yaşlı Yörük köylüsü görülebilir.

Evet: gelelim kanyona. Kanyonun uzunluğu 12 km dir. Kanyon duvarlarında: bazı yerlerde yapanlar ve yapım tarihi belli olmayan insan ve hayvan tasvirleri görülmüştür.

Kanyonda: yürüyüş ve piknik yapmak için, özellikle hafta sonu ve tatil günlerinde gelen binlerce insan olmasına rağmen, kanyon içinde kirlilik görülmüyor.

Bursa Orhaneli Sadağı Kanyonu ve Kaya Hamamı

Yürüyüş yolu

Kanyonun içindeki yürüyüş yolu 1.7 km dir ve Kaya hamamına kadar devam eder. Yürüyüş toplam 2 saat kadar sürüyor.

Bu parkurda: ahşap köprüler ve merdivenler vardır. Nispeten güvenli bir hale getirilmişse de zikzaklar çizilerek ilerlenen kayalık dere yatağında yürümek oldukça zordur ve dikkat gerektirir. Yer yer 60 metre yüksekliği bulan kaya blokları arasında akan Sadağı deresinde, zaman zaman suya girerek ilerlemek gerekiyor. (Yani, buraya yürüyüşe gitmek isteyenler, su geçirmez ayakkabı götürmelidirler.)

Tüm bunların yanında, kanyonda tepelerden veya yan kaya bloklarından, aşağıya taş düşme olasılığı oldukça yüksek, yani dikkat etmek şart. Zaten, kanyonun birçok yerinde “Dikkat Taş Düşebilir” tabelaları göreceksiniz. Ayrıca kanyonda bir de gözlem kulesi var, bu kuleye çıkarak çevreyi gözleyebilirsiniz. Ancak yanınızda fotoğraf makinesi götürmek riskli, çünkü taşımakta sıkıntı olabiliyor.

Bursa Orhaneli Sadağı Kanyonu ve Kaya Hamamı

Yürüyüş

Buraya gidecekseniz, mutlaka hafta içinde gitmeye çalışın, çünkü hafta sonlarında çok kalabalık oluyor. Gerek yürüyüş ve gerekse ve genellikle piknik için geliniyor ve aşırı kalabalık oluyor. Piknik için gelenler, aşırı sıcak havalarda, buranın klima etkisi gösteren serin havasını tercih ediyorlar. Özellikle: Arap turistler oldukça yoğun, serinliği nedeniyle yoğun tercih ediliyor.

Evet: kanyona giriş ücretli, araç giriş ücreti 7.5 TL. kişi başı giriş ücreti ise 2.5 TL. dir. Akşam saat 18.00 de kanyon kapatılıyor, görevliler kanyonu içinde devriye yapıyorlar, yani emniyet tedbirleri alınmış, yine kanyon içinde tuvalet var.

Kanyonun ana girişi: Sadağı köyünün 1.5 km dışında, su bendinin ardından başlıyor. Kanyonun girişinde birkaç riskli bölge ve karşı kıyıya geçiş için basit tahta köprüler ve basit tahta geçişler yapılmış, bu tahta geçiş ve köprüleri kullanarak kanyonda yürümeye başlıyoruz.

Kanyonda ilerledikçe, tabanın granit kaplı olduğu görülüyor. Günümüzden milyonlarca yıl önce ortaya çıkan bu granit, yer altında 15 km derinde, bir zamanlar 10 bin derece ısıya sahip magma tabakasında oluşmuş ve zamanla katılaşan bu kayalar, aşınma ve tektonik hareketler sonucu yüzeye ulaşmıştır. Üzerinden binlerce yıldır su akan bu granit blokları oldukça kayganlaşmış.

Hatta: yürüyüş yolunun sonundaki kaya hamamındaki sıcak suyun da, bu tektonik hareketlere bağlı olarak yüzeye çıktığı sanılıyor. Devasa granit duvarların arasında akan, Sadağı deresinin akış yönünün tersine yürümeye devam ediyoruz. Özellikle ilk 1 km lik bölüm oldukça zor, zor kaya geçişleri var, bu kaya geçişlerinde, geçişlerin eğimlerinin  dereye doğru olması, bazı yerlerde geçişleri oldukça zorlaştırıyor.

Bazen düzleşen ve tamamen kayalarla kaplanan vadi tabanı yürümeyi kolaylaştırıyor ama bir den yine kaya geçişleri başlıyor. İlerledikçe vadinin eğimi artıyor ve belli yerlerde şelaleler oluşuyor. Yürürken yukarıdan düşmüş olan granit blokları da zorluk çıkarıyor, çünkü bu bloklar sivri köşeli, yani oldukça dikkatli olmakta yarar var.

Kanyonda yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüşten sonra, derenin sağ kıyısında, bir tente altında çıkan sıcak su kaynağı görülüyor. Tenteli bölümün hemen karşısında kaya hamamı var.

Bursa Orhaneli Kaya Hamamı

Kaya Hamamı

Kanyonun yürüyüş parkuru sonunda, Roma imparatoru Hadrianus’un karısı için yaptırdığı yer olarak bilinen “Kaya Hamamı” bulunur. MS 117-138 yılları arasında hüküm süren Hadrianus, çok gezmesiyle ünlüdür. Tüm Anadolu’yu gezen imparator, Bursa il merkezine 58 km uzaklıktaki Orhaneli ilçesindeki yerleşimi, avlak alan olarak kullanmak için kurdurmuştur.

Buranın ismi: zaman içinde: Hadrianus, Adranos, Adırnaz ve son olarak Orhaneli olmuştur. İmparator, bölgede avlanırken, ilçe merkezine 6 km uzaklıktaki bu su kaynağını bulur ve buraya cilt hastası olan karısını tedavi ettirmek için bir hamam yaptırır. Evet, bu kaynak günümüze kadar ulaşmış, halen 62 derece yani el yakacak sıcaklıktaki su çıkmaya devam ediyor.

Ama suyun fiziksel ve kimyasal özellikleri araştırılmamış, yani neye iyi geliyor net belli değil, sadece klasik rivayetler var, romatizmal hastalıklar, soğuk algınlığı ve kısırlık gibi rahatsızlıklara iyi geliyormuş. Öte yandan: bu kaynak, borularla hemen aşağıdaki jeotermal tesise taşınmıştır.

Evet, buradan yürümeye devam ettiğinizde, yaklaşık 30-35 metre sonra bir rampayı aşınca şelale ile karşılaşıyoruz.

Şelale

Kaya hamamından yaklaşık 300 metre sonra 3-4 metre yükseklikten dökülen bir şelale görülüyor. Şelalenin önündeki havuzda yüzebilirsiniz. Eğer yanınızda olta varsa, yörede küçük alabalık olarak isimlendirilen balıklardan tutabilir veya hazır satılan balık-ekmek yiyebilirsiniz.

Evet: kanyon burada bitiyor.

Bursa Orhaneli Karagöz Piknik Alanı

KARAGÖZ PİKNİK ALANI

Piknik alanıdır. Karagöz Festival şenlikleri de burada yapılıyor. Muhteşem güzel, büyük ve yemyeşil bir günübirlik piknik alanıdır.

İzmir Karaburun

İzmir Karaburun


İzmirlilerin, hafta sonu veya kısa kaçamak gezileri için, çok uygun bir mekan. Yalnız yolu kötü. Doğa mükemmel.

İzmirliler veya İzmir’de konaklayan gezginler; bir gününüzü buraya ayırarak, bu güzellikleri mutlaka görün ve yaşayın. İzmir çevresinde nereye gidelim, nereyi gezelim, nereyi görelim derseniz. Buyurun Karaburun bir alternatif.

ULAŞIM

Karaburun, İzmir şehir merkezine, 106 km. uzaklıkta. Bu mesafenin: 45 km. lik bölüm otobanda geçiyor ve rahat, ama daha sonra biraz sıkıntılı bir yolculuk söz konusu.

Karaburan’a gitmek için yol alternatifi var.

Bunlardan birincisi: İzmir’den Çeşme yoluna çıkıp, devlet karayolundan gidebilirsiniz. Bu yolda, trafik yoğun. Ama; yol boyunda yer alan; küçük tatil köyleri ve yerleşim yerlerini görerek gitmek, yolculuğu keyifli hale getiriyor.

Diğer alternatif ise: İzmir’den Üçkuyular’dan başlayarak, Çeşme otobanına girip, Karaburun çıkışından ayrılmak. Bu yol ise, hızlı gidişi sevenler için uygun. Otobana girdikten kısa süre sonra, Karaburun girişine ulaşıyorsunuz. Ama, asıl yolculuk, bundan sonra başlıyor.

Karaburun’un günümüze kadar, belki de gözlerden uzak kalmasının en büyük sebebi; ulaşımın sıkıntılı olması. Otobandan ayrıldıktan sonra, Gülbahçe’den başlayarak Karaburun’a kadar, irili ufaklı, 303 viraj olduğu söyleniyor. Öylesine ki, yol boyunca, çok dikkatli gitmeniz şart.

Ancak, her virajı döndüğünüzde, karşınıza el değmemiş, bozulmamış manzaralar çıkıyor. Bu da, zor yolculuğun keyifli yanı. Otobandan sonraki yol, yaklaşık 55 km. sürüyor.

Toplu taşıma; yaz aylarında, her yarım saatte bir, kış aylarında ise, her saat başı: İzmir-Balçova’dan, semt garajından hareket eden otobüslerle, 2.5 saatli yolculuk sonrası Karaburun’a ulaşabilirsiniz. Ayrıca, Üçkuyular semtinden de dolmuşlarla gitme imkanınız var.

Son olarak: çok güncel bir haberi vermek istiyorum. Karaburun ile İzmir arasında, deniz otobüsleri seferleri başladı. Günde dört kez sefer yapılacakmış. Üçkuyular iskelesinden hareket edecek olan deniz otobüsleri, 1.5 saat sonra Karaburun iskelesine ulaşacaklar. Ulaşım için belki de en güzel alternatif bu olsa gerek diye düşünüyorum.

NE YENİR

Evet, burada yedi kardeş dondurmacısı var. 150 yıllık deneyim ve kalitenin ürünü bu sakızlı dondurmadan mutlaka tadın. Karaburun kalamarı da tadılması gereken deniz ürünlerinden. Bir de kalamar yumurtası var.
Ayrıca: unutmayın ki, burası enginarın vatanı.

ALIŞVERİŞ

Karaburun’da alınacak şeylerin başında, bilhassa geliş yolu üstünde, yol kenarında satılan, yöresel: zeytin, reçeller ön planda ve zeytin yağını unutmamak gerek. Ama; yine de, ben genelde yol kenarından herhangi bir şey alınmasına taraftar değilim. Çünkü; gerek fiyat ve gerekse kalitede, yanıltmalar olabiliyor.

İzmir Karaburun

 

GENEL

Karaburun, İzmir’in en küçük ilçesi. İzmir körfezinin batı ucunda ve kendi adıyla anılan yarımadanın en bakir bölgesinde bulunuyor. En büyük zenginliği: bozulmamış doğası, mavi bayraklı koyların yer aldığı denizi ve bölgenin nefis bitki örtü örtüsü. Bu nedenle; Karaburun, gerçekten ülkemizde doğal özelliklerini kaybetmemiş nadir yerlerden biri.

Nedense, yolunun kötü olması, bu güzelliklerin yıpratılmasını sağlayacak kalabalıkları buradan uzak tutmuş. Bolu’daki yedi göller mevki gibi. Oranın da yolu kötü ve o yüzden, yoğun insan kalabalıkları gidememiş, gidemiyor ve doğal güzellikler bakirliklerini koruyor. Karaburun da aynen öyle.

Burada bulunduğunuz sürede; genelde yerli turistleri görmeniz mümkün. Yabancı turist hiç yok.

Karaburun yarımadasının en büyük özelliği: zeytinde hurmayı, çiçekte nergis, sebzede enginarı, kendine has özellikleriyle yalnızca burada bulma şansının olmasıdır. Yüzlerce şifalı otu, onlarca çeşit kekik ve adaçayını, doğanın eşsiz hediyesi yüzlerce kır çiçeğini Karaburun yarımadası bünyesinde barındırmaktadır. Karaburun hurması da, yalnızca burada yetişiyor.

Karaburun konumu nedeniyle, açık denize baktığından, temiz bir denize sahip. Kötü hava şartları nedeniyle; dalgalı ve çalkantılı durumlar dışında, deniz çok berraktır.

Karaburun’da kalıyorsanız: denize girmek için uzaklara gitmenize gerek yok. Limanda bile, denize girmek mümkün. O kadar temiz ki, herhangi bir lokantada yemek yedikten sonra, mayonuz ile, denize girebilmeniz mümkün. Yani; Karaburun’da her yer doğal plaj.

Tabii: bunu dışında, Karaburun içinde, mavi bayrak taşıyan iki plaj daha var. Bunlar; akvaryum (İncirliköy) plajı ve bodrum plajlarıdır. Bunların dışında denize girilebilecek diğer plajlar ise: İskele, Kuyucak, İğdealtı, Akçakilise, Dolungaz plajları.

Denize girmenin yanında; Karaburun, su altı zenginliği açısından da ilgi çeker. Bu yapısı ile, tüplü ve tüpsüz dalış yapmak mümkün. Dalmaya ilgisi olanların, yanlarında malzemelerini götürmelerini öneririm.

Bu bakir ortamda ve temiz denizde; elbette, balık çok. Balıkçılıkla ilgilenenler, burada balık tutabiliyorlar. Kıyıdan olta ile balık avlamak mümkün. Ama çok kayalık. Yanınızda, bol bol olta takımı almanız gerek. Bot veya tekne ile avlanırsanız, daha çok balık yakalama şansınız olur.

Öğleden sonra, hava kararıncaya kadar, her gün düzenli olarak imbat rüzgarı eser. Bu esinti, ilçeye sıcak havalarda da, serinlik verdiğinden, yazın kavurucu yaz aylarının rahat geçmesini sağlar. Bunun yanında, rüzgar sörfü meraklıları içinde uygun bir ortam yaratır.


Karaburun yarımadası, 200 ün üzerinde kuş türü, ada martısı ve Akdeniz foklarının yaşama ve üreme alanıdır. Nesli tükenmekte olan Akdeniz foklarının, ülkemizde Foça’dan sonra barındığı, ender yerlerden biri de Karaburun kıyılarıdır.

Ülkemizde ve dünyada nadir bulunan “civa” madeni bu bölgede yoğun olarak çıkıyor. Bu bölge için gerçekten önemli bir husus. Çünkü: hem gerekli hem de çevreye verdiği kirlilik nedeniyle, kesinlikle engellenmesi gerekiyor. Çünkü: Siyanürle altın çıkartmaktan, on kat daha tehlikeli.

İzmir Karaburun Mordoğan

MORDOĞAN

Karaburun’da sessizlikten canınız sıkılırsa, Mordoğan’ a gidebilirsiniz. Yaklaşık 20 km. uzaklıkta. İzmir’den buraya doğrudan gitmek isteyenler olabilir, İzmir-Mordoğan arası uzaklık: 80 km. Buradaki diskolarda, eğlence mümkün. Yılın moda şarkıları eşliğinde, keyifle dans edebilir, yorgunluk atabilirsiniz.

Mordoğan adını: burada gözlenebilen mükemmel gündoğumu ve akşam gurubu nedeniyle almış.

İzmir Karaburun Mordoğan

 

Mordoğan, aslında keyifli bir balıkçı kasabası. Uzunada’nın tam karşısında. Orada da, sahilden liman yanından denize girmek mümkün. Yalnız, buranın kötü yanı; dağların birçok yerinin kooperatifler tarafından doldurulmuş olması. Her yan konut. Ama yine de, liman keyifli. Balık lokantaları ve kafeler var.

Ayrıca: burada, Çatalkaya, Ayıbalığı Kayalıkları ve Plajı, Ardıç Plajı ünlü. Belde merkezinde bulunan: Kocakum plajı; bölgenin tek sığ sahili. Çocuklar ve yüzme bilmeyenler, burada denize giriyorlar. Genç ve yetişkinler ise; kayalık ve derin suları olan, diğer plajlarda denize girmeyi tercih ediyorlar. Bunun yanında: amatör balıkçılık yaygın olarak yapılabiliyor.

Yalnızca bu bölgede yetişen mor renkli çiçeklerin toplam çeşidi ise: 70 kadar.

Ayıbalığı denilen bölgeden bulunan deniz mağaraları, Akdeniz foklarının dünyadaki en önemli üreme alanlarından biri ve son derece önemli bir nokta.

İzmir Karaburun Mordoğan

 

Evet: Karaburun ve Mordoğan, bunlardan ibaret. Burası; gerçekten İzmir gibi bir büyük şehrin yakınında bulunup ta, böylesine bakir kalabilmesi ilginç, ama dedim ya, yol gerçekten zorlu. Bu zorluğa katlanırsanız, burada sizi, muhteşem bir doğa güzelliği bekliyor. Tercih sizin.

İzmir tanıtımı.

 

İzmir Çeşme

İzmir Çeşme

Çeşme; özellikle Türkiye’nin en büyük illerinden biri olan İzmir’in hemen çok yakınında bulunması ve İstanbul’a da yakın olması nedeniyle, son yıllarda, turizm açısından öne çıkan bir yer.

Bunun yanında elbette, gerek denizi, güneşi, kumsalı ve gerekse eğlence hayatının bir arada bulunması ve de Akdeniz kıyılarının aşırı sıcak ve nemli havasının burada bulunmaması, burayı öne çıkaran başlıca faktörlerden. Çeşme gerçekten gidilesi ve görülesi bir yer.

Buyurun, gitmeden önce, görmeden önce, neden gitmeli, neden görmelisiniz. Bu konuda, bir nebze bilgi vermeye çalışacağım.

ULAŞIM

İzmir-Çeşme arasında, sahil yolundan Urla’ya dek deniz ile iç-içe bir yolculuk yaparak ilerleyebilir ve 77 km sonra Çeşme’ye ulaşabilirsiniz. Veya, 80 km. lik modern otoyolu kullanarak da, Çeşme’ye ulaşmanız mümkündür.

Havayolu Ulaşımı: Çeşme’de, bir hava alanı yok. Ancak, uçakla gelmeyi düşünüyorsanız, İzmir Adnan Menderes Havaalanına inebilirsiniz. THY’nın servisleriyle, Üçkuyular otobüs garına gelin. Buradan, Çeşme otobüslerine binerek, rahatlıkla Çeşme’ye ulaşabilirsiniz.

Adnan Menderes Hava alanı: Çeşme’ye 91 km. uzaklıkta. Buradan, isterseniz, 45 dakikalık bir yolculuktan sonra da, Çeşme’ye ulaşım mümkün.

Çeşme’nin büyük merkezlere uzaklığı ise şöyle: İstanbul-Çeşme: 640 km. ve Ankara-Çeşme: 656 km.

ÇEŞME EFSANELERİ

Çeşme denilince, antik dönemlerden kalan efsaneler olmadan olmaz. Evet, burada da, sizlere aktarmak istediğim iki efsane var, belki ilginizi çeker.  

Erytharia Efsanesi

Tanrı Herakles’i betimleyen bir heykel, Fenike’deki “Truva” kentinden, bir sal üzerine bırakılır. Sal, denizleri aşarak, İonya kıyılarına kadar gelir. Sakız adası ile, Erytharia arasında bulunan Mesate Burnunda karaya vurur.

Sakız adalılar ve Erytharialılar; heykeli, kendi şehirlerine götürmek için her türlü çareyi denerler, ama başaramazlar. Heykeli yerinden kıpırdatmak mümkün olmaz. Ancak: Erytharialı kör bir balıkçı; şehirdeki kadınların saçlarını kesmelerini ve bu saçlardan, erkekler tarafından yapılacak bir halat ile, tanrı Herakles’in heykelinin çekilebileceğini söyler.

Başlangıçta, başta soylu kadınlar olmak üzere, kimse ona inanmaz ve saçlarını kestirmez. Ancak: sonunda: Thrak asıllı bir köle; balıkçının dediğini yapar. Thrak asıllı kadınları ikna eder ve saçlarını kestirilir. Kesilen saçlardan yapılan bir halatla , heykeli çıkarır ve şehre taşınır.

Heykel şehre girince, kör balıkçının gözleri, birden açılır ve görmeye başlar. Herakles heykeli için, kentte kutsal bir Tapınak yapılır ve Thrak kadınları dışındakilerin girmesi yasaklanır.

Çeşme Müzesinde; Erytharia’dan çıkarılan sikkeleri görebilirsiniz. Bu sikkelerin üzerinde, efsanede sözü edilen Tapınak ve tanrı Herakles’in heykelinin tasvirlerini görmek mümkün. Bu da, efsanenin doğruluğuna inanmamıza sebep oluyor.

Evet, bir diğer efsanemiz:

Cbyl Efsanesi

Cbyl, Erytharialı bir kadın kahin.

Korykos Dağında doğduğu ve kendisine tanrılar tarafından, ilham ve kehanet gücü bağışlandığı söylenir. Babası bir ölümlüdür. Annesi ise: dağlarda, kırlarda, ormanlarda, çeşmelerin, kaynakların başında ve nehirlerde yaşadıkları sanılan peri kızları (Nymphalar) ndan biridir.

Annesi Nympha; doğar doğmaz, onu kahinliğe başlatmış. Cbyl’in, ağzından dökülen sözcükler, hep dizeler halindeymiş.

Efsaneye göre: Cbyl, Çeşme’de; her biri 110 yıl süren, 9 insan ömrü yaşamış. Cbyl’i bu kadar uzun yaşatan neydi acaba? Çeşme’ye gelin, termal sularıyla, iklimiyle, rüzgarı ile tanışın. Sizlerde, bu sırrın farkına varacaksınız.

İzmir Çeşme

GENEL

Çeşme gerçekten yaşanması gereken bir güzellik. Türkiye’de en güzel yerde, en güzel tatili nerede yaparım diyenler için, en büyük seçenek. Ege kıyılarında; en güzel tatil merkezi neresidir diye sorulduğunda, tek seçenek. Gerek deniz, gerek eğlence, gerek kumsal, gerek bunların dışındaki birçok alternatifli tatil; Çeşme’de, bunları bulmanız mümkün.

İzmir Çeşme

Evet: Çeşme; şifalı sıcak suların, kalitede kumun, güneşin ve deniz suyunun berraklığın kucaklaştığı, şirin bir tatil beldesidir. İzmir’in 94 km. batısında, kendi adını taşıyan yarım adasın en ucundadır. Gemiciler tarafından, küçük liman diye adlandırılır. Zamanla çoğalan ve buz gibi suların aktığı çeşmelerinden dolayı da, yöreye “Çeşme” ismi verilmiştir.

Şehrin ortasındaki tepede bulunan ve bugün kalıntıları görülen Akropol’de yapılan kazılarda: Athena Tapınağına adak olarak sunulmuş heykelcikler bulunmuştur. Aslında, Tapınak tam olarak bulunamamıştır. Ancak, bu kalıntılar, ilerde bu bölgede yapılacak kazılarda, Tapınağın buralarda bir yerde bulunabileceğinin en büyük işaretidir. Buluntular içinde en önemlisi: Arkaik devirden kalma, bir kadın heykelidir ve İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Çeşmenin Yunanistan’ a bağlı Sakız Adasına uzaklığı ise 8 mildir.

İzmir Çeşme

AVCILIK

Çeşme, kara avcılığından hoşlananlar için uygun bir yer. En heyecan verici av: domuz avı. Yetkili makamlardan gerekli izinler alındıktan sonra, Çeşme’de, domuz avına çıkılabiliyor. Ayrıca: keklik ve tavşan bakımından da bölge zengin. Bu hayvanların en çok görüldükleri mevsim ise: Eylül-Aralık ayları arasındaki dönem. . Tatilde, kara avcılığı yapmak istiyorsanız, yaban domuzu avı, keklik ve tavşan avı nerede yapılıyor diye düşünüyorsanız, avlanmaya, ava ve atıcılığa meraklı iseniz, buyurun Çeşme’ye gidin. Çeşme’de, avcılık yapmak mümkün.


KAMP-KARAVAN

Büyük Liman ve Paşa Limanı koylarında, kamp alanları bulunuyor. Buralarda: keyifli ve eğlenceli kamp olanakları var. Ayrıca: antik Erythrai kentinin bulunduğu, Ildırı yöresindeki doğal plajlar, kamp alanları kullanımına son derece uygun. Her yıl, yüzlerce kampçı, bu bölgeleri tercih ediyorlar. Ege kıyılarında, en güzel kamp yeri, karavan kamp yeri nerededir diye düşündüğünüzde, buyurun Çeşme’ye. Gerçekten, en güzel çadırlı kamp ve karavan kamp yerleri, alanlarını Çeşme’de bulabilirsiniz.

YATÇILIK

Çeşme’de, yatçılık son derece gelişmiş durumda. Özellikle; bazı mekanlardaki yat limanları, yatçılık için çok uygun. Eğer, yat veya tekneniz var ve E ge kıyılarında, en iyi yat güzergahı, en iyi yat konaklama tesisleri, iskelesi, marinası, limanı nerede diye düşünüyorsanız, Çeşme, bu sorunuzun tek cevabı. Ege bölgesinin, Ege denizinin en iyi yat, tekne konaklama imkanları Çeşme’de var.

İzmir Çeşme Yat Limanı

ÇEŞME YAT LİMANI

Çeşme yarımadasının güneyi, Türkiye’nin belli başlı yat güzergahlarından biri. Çeşme-Kuşadası güzergahı, yat turizmi açısından, altyapının en çok geliştiği alan. Çeşme’de, yat limanı yanında, ticari limanda bulunuyor. Bu limanın iskelesine: iki küçük tonajlı gemi yanaşabiliyor. Yat limanı ise, 150 teknenin barınabileceği büyüklükte yapılmış.

ALAÇATI İSKELESİ

Alaçatı beldesinin güneyinde, yan yana sıralanmış koylar; yatçılar için bir cennet niteliğindedir. Alaçatı iskelesinde ise, 80 tekne barınabilmektedir.

İzmir Çeşme Altınyunus Yat Limanı

ÇEŞME ALTINYUNUS YAT LİMANI

70 büyük ve 40 küçük tekne bağlanabilecek kapasitede. Yatlara, her türlü bakım hizmeti verilebiliyor. Özellikle: geceleyen ya da konaklayan yatlara: su, elektrik, telefon, bakım, onarım ve kışlama hizmeti verebilecek durumda tasarlanmış ve yapılmış.

DALIŞ VE SU ALTI DÜNYASININ GİZEMİNİN KEŞFİ

Çeşmede amatöründen profesyoneline kadar, su altı dalış merakı için eşsiz bölgeler bulunuyor. Su altı tutkunları için doyumsuz keyiflerin ve yeni keşiflerin yaşanacağı, tarifi imkansız bir belde. Su altı dünyasına dair inanılmaz görüntülere şahit olabilirsiniz.

Doğa son derece cömert davranmış. Su altı dünyasına, dalışa meraklı iseniz, dalgıç iseniz, su altına dalmayı seviyorsanız, inanın, Çeşme size bu konuda her türlü alternatifi sunacaktır. Su altı dalış, dalgıç merakınızı, burada gidermeniz mümkün. Evet, dalış yapılabilecek belli başlı mekanlar şunlar:

FENER ADASI

En fazla 15-18 metreye kadar derinleşen bu ada, akıntı dalışından hoşlananlar için ideal bir bölge. Şansınız varsa, adanın daimi ziyaretçilerinden foklarla bile karşılaşabilirsiniz. Ada etrafında, iki dalış noktası var.

Her iki dalış noktası da; fazla derin olmayan, dip yapısından dolayı, genelde ikinci dalışlar için kullanılıyor. Derinlikleri 18 metreye kadar olan dalışlarda, renkli dip yapısı, sizi büyüleyecek. Her türlü sünger ve mercanın bulunduğu ada yöresinde: karagöz, sarpa gibi küçük sürü balıkları, dalışta size eşlik edecek.

YATAK ADASI

Derinlik 40 metreye kadar ulaşıyor. Yaklaşık 8-10 metre derinlikte yer alan muhteşem mağarası ile ünlü. Genellikle, günün son dalışı için tercih ediliyor. Adanın batısında yer alan iki mağara girişi ve içindeki süngerlerin kapladığı alan ile oluşan renk cümbüşü, makro ve geniş açı fotoğraf çekenler için oldukça uygun. Geniş açı objektif ile içeriye girdikten sonra, dışarıya baktığınızda karanlığın önündeki turkuaz renkli mavilik sizi büyüleyecek.

EŞEK ADASI

Etrafında birçok dalış noktası olmasına rağmen, yarık kaya noktası, adanın en güzel yeri. Derinlik: 50-60 metreye kadar inebiliyor. Özellikle, üstü 20 metrelerden başlayıp dibi 40 metrelere kadar inen doğu duvarı, her dalgıcın görmek isteyeceği bir yer.

ILDIRI KÖRFEZİ

Sığlığın batıya bakan tarafında, güneyden kuzeye doğru, yaklaşık hemen hemen 70 metre uzunluğunda bir duvar uzanıyor. Üst kısmı, yüzeye yaklaşık 8 metre derinlikte olan bu duvarın derinliği 12 metreden, 35 metre derinliğe kadar gidiyor. 21 metre civarında, birbirine bağlı, 3 adet mağara var. Bu mağaraların bir tanesinin sığlığının ortasında, 12 metre civarında bir çıkışı bulunuyor.


ÇEŞMEDE NE YENİR

Evet, Çeşme’de ne yenir, ne içilir? Çeşme’nin en meşhur yemeği, yiyeceği nedir ve nerede yenir? Buyurun, bu sorularınızın cevapları aşağıda.
Çeşme’de aslında isim vermek istemiyorum ama, herkesin yine de bildiği bir isim: Kumrucu Hüseyin ve bir de Kumrucu Şevki var.

Evet: Kumrucu Şevki, her ne kadar en iyisi orada denilse de, sıcak olması gerekirken, sürekli soğuk gelen kumruları ve sabaha karşı, saat : 04.00’ten sonra insan selinin yaşanması, diğer kumruculara olan ilgiyi arttırmıştır. Bir tür ızgara sandviç olan kumru, Çeşme’ye geldiğinizde, mutlaka tatmanız gereken bir lezzet.

Ayrıca: yemeklerde, deniz ürünlerini denemelisiniz. Özellikle: çipura, levrek, ahtapot ve midye. Çeşmeye özel incir reçeliyle sunulan “Kuru sıkma, kaz budu, bademli süt “ de tatmalısınız. Çeşmenin lezzetli kavunları ve enginarları tüm dünyaya ihraç ediliyor. Tercih sizin.


PIRLANTA PLAJINDA, KİTESURF

Çiftlikköy’de bulunan Pırlanta Plajı’nda: rüzgar, hiç kesilmeden, kuvvetli ve sabit hızla eser. Bu ortam: Çeşme’yi, sanki “Avrupa’nın rüzgar başkenti” yapmaya aday. Sanki: antik çağın rüzgar tanrısı, buraya yaşıyor.

Evet, Çeşme’nin en batısında bulunan Pırlanta Plajı: ismini, pırlanta gibi parlayan kumdan alıyor. Deniz: 250 metre boyunca ilerlediğinizde: sığ ve pırıl pırıl kum. Dünyanın dört bir yanından sörfçüler, bu bölgeye geliyorlar.

1980’li yıllarda: bir çok karavan, plajın önünde park eder ve akşamları karavanlarda konaklayanlar, gündüzleri deniz üzerinde, sanki havada uçuşan kelebekleri çağrıştıran rengarenk yelkenlileriyle, dans ederlerdi. 2000’li yıllarda ise, yeni bir akım doğdu.

Bu kez; milenyumun yeni ekstrem sporu olan: Kitesörf başladı. Kitesörfçüler, bu sporun en iyi yapılabildiği yerlerden biri olarak kabul edilen, Pırlanta Plajını doldurmaya başladılar. Rüzgar sörfüne benzer özellikleri nedeniyle, bir çok rüzgar sörfçüsü, aynı zamanda kitesörf’e de yöneldi. Çeşme’de bir çok yabancı tur operatörü: Nisan-Kasım ayları arasında, dünyanın bir çok yerinden, kitesörf meraklılarını buraya taşıyor.

Çeşme : gerek rüzgar sörfü ve gerekse kitesört meraklıları için tam bir cennet. Rüzgar sörfü ve kitesört yapmak istiyorum, nerede yapabilirim, en uygun yer neresidir diye düşünürseniz, inanın, Çeşme size bu konuda muhteşem olanaklar sağlayacak ve büyük keyif alacaksınız.

ÇEŞME PLAJLARI

Çeşme’de: 29 km. lik kıyı bandında, birbirinden güzel birçok plaj bulunuyor. Bu plajların ortak yanları: her zaman tertemiz bir deniz, eşine az rastlanır yumuşaklıktaki kumsallar, bunalmadan istediğiniz bronzluğa ulaşabileceğiniz güneş. Dingin bir denizde serinleyip, sonra da sımsıcak kumsal da, sakince güneşlenebilirsiniz.

Veya, bir yat kiralayıp, adaları gezebilir, dalış tüpünüzü takarak, derinliklerdeki zenginlikleri keşfedebilirsiniz. Çeşme, tüm bu alternatifleri size sunabilecek güzellikte bir yer. Ege denizinin, Ege bölgesi kıyılarının en güzel denizini, en güzel plajlarını, en güzel kumsallarını burada bulabilirsiniz.

İzmir Çeşme Dalyan ve Sakızlı Koy

DALYAN VE SAKIZLI KOY

Buralar: Çeşme yarımadasının kuzey kıyılarında. Tipik balıkçı mahallesi, evleri, limanı, plajları ve insanları ile, Ege yaşantısının en doğal özelliklerinin toplandığı bir yöre. Çeşme merkezine: 4 km. uzaklıkta. Dalyan köyde, çok sayıda kaliteli otel ve pansiyon bulunuyor.

ÇİFTLİKKÖY VE PIRLANTA PLAJI

Pırlanta plajı; Çeşme’nin güney ve güneybatı bölümünde bulunuyor. Bu yörenin en önemli plajları: Pırlanta, Tursite ve Altınkum plajları. Burada da, son derece kaliteli otel ve pansiyonlar var. Ayrıca: bu bölgede, çadırlı ve karavan kamp için, uygun alanlar bulmak mümkün. Biraz önce söylediğim gibi; özellikle Pırlanta Plajı, sörf tutkunları için ideal ortam yaratması açısından, önemle tercih edilen bir yer.

ÇATAZMAK PLAJI

Buraya ulaşım: Çeşme ilçe merkezinden sağlanıyor. Burası da, diğer plajlar gibi, güzel ve görülmeye değer bir yer.

İzmir Çeşme Eşek Adası

EŞEK ADASI

Eski adı:”Goni” Günümüzdeki adı ise: “Eşek Adası.” Çeşme’den, tekne/yatlar ile, 1 saatlik uzaklıkta. Koyları tertemiz. Ayrıca: bu koylarda yaşayan, konuksever eşekleri de var. Günübirlik yat gezintilerinin vazgeçilmez programı. Doğal konumu nedeniyle: kuzey rüzgarlarına kapalı. Bu nedenle: koylarda, su altı ve su üstü her türlü sporu yapmak mümkün.

Adanın tamamı, maki bitkisi ile kaplı. Eşeklerin yaşayabilmeleri için; rüzgarla çalışan bir düzeneği olan, tatlı su kuyusu da var. Özellikle: bahar aylarında, buraya yolunuz düşerse; yaban nergisleri, katır tırnakları ve kekiklerin, sarhoş eden kokuları ile karşılaşırsınız.

Ada, tamamen turistik amaçlarla hizmet ediyor. Milli Parklar kapsamına alınmış. Bu nedenle: gece konaklamak mümkün değil. Adanın hemen yanında bulunan Kara adanın; doğal bir akvaryum görünümündeki mavi koyu, sizi büyüleyecek bir uğrak yeri. Zamanınız varsa, günübirlik turlarla, mutlaka bu güzelliği görün ve yaşayın.

ÇEŞME İÇİNDE GEZİ PLANI

Çeşme içinde; herhangi bir yerde konaklayabilirsiniz. Ama: günübirlik geldi iseniz ki, özellikle İzmirli konuklar, buraya günübirlik de gelebiliyorlar, sizler için küçük bir gezi planı şöyle önerebilirim.

Ana yoldan Çeşme’ye doğru ilerliyorsunuz. Yolun sağ ve sol yanında; barlar bulunuyor. Özellikle: hafta sonları ve tatil günlerinde, burada, hani derler ya, iğne atsanız yere düşmez.

Sonra: Çeşme merkezine gelin. Yine bir sürü bar ve eğlence mekanı var. Tam bir eğlence cenneti. Liman boyunca: irili-ufaklı: gazino, restoran ve kafeler ve nihayet, Tekke Plajına gelince de, özellikle gençlerin uğrak yerleri karşınıza çıkacak.

İzmir Çeşme Ayayorgi

 

Sonra: Ayayorgi diyoruz. Bu koyun ismi, Rum yerleşimi zamanında, burada bulunan büyük bir manastırdan gelmekte. Manastırın çevresinde ve Aya yorgi koyunun etrafında, çeşme taşından yapılmış, ufak evler bulunuyor. Değişik güzellikte bir yer. Burada da; koy kıyısında, birçok tesis bulunuyor. Ama; bu bölümün en seçkin tesisi: Paparazzi. Favori bir mekan.

1980’li yıllarda, tepelerden inerek, zeytin ağaçları ve ineklerin arasından geçerek ulaşılan Ayayorgi günümüzde, plajına bile izinsiz girilemeyen bir mekan haline gelmiş. Turizm işte böyle, belli başlı kapatılan ve insanlara yasaklanan, paranın hakim olduğu bölgeler ortaya çıkıyor. Çeşme merkezine 1 km. uzaklıktaki bu muhteşem koyda, beach kulüpler, gündüzleri plaj ve akşamları ise gece kulübü oluyorlar.

Bu arada: Çeşme’nin içinde, denize girilebilecek bir yer ararsanız; en uygun yer: Ayayorgi.

Hani, aslında birçok plaj var, ama sonuçta, bunlar merkeze yakın-uzak, biraz mesafeliler. Merkezde en uygun plaj: Ayayorgi.

Ayayorgi koyuna gitmek için, Çeşme merkeze giderken, Dalyan’a gider gibi yapıp, yolun hemen sağındaki “Ayayorgi” levhasını sakın kaçırmayın. Ayayorgi’de, gerçekten muhteşem beach kulüpler sizi karşılayacak. Hepsi, aynı koyu paylaştıkları için, deniz ortak güzellikte. Ama, sabah erken gidip, deniz kenarında güzel bir yer bulmakta fayda var. Gündüz ve gece, tekneler ve yatlar, buraya gelip demir atıyorlar. Bu güzelliği, mutlaka görün.

Evet, günümüz sonu, akşam yemeğimizi, Dalyan’daki, o sıra sıra dizilmiş ve ünü tüm ülkeye yayılmış, balık restoranlarında almalısınız. Hemen dalyan kıyısına dizilmiş bu restoranlarda; gerek günün yorgunluğunu atmak ve gerekse gerçekten muhteşem bir menü ile akşam yemeğini tamamlamak mümkün. Mutlaka gidin, görmeniz gereken bir yer.

Evet, tüm bunların dışında: Çeşme’de gezilecek yerler şöyle sıralanabilir. Burada kalacağınız süre ile bağlantılı olarak, tercihinize göre, kendinize, bir gezi planı yapabilirsiniz.

İzmir Çeşme Kalesi
İzmir Çeşme Kalesi

ÇEŞME KALESİ

Osmanlı döneminde, Sultan 2.Beyazıt tarafından, 1508 yılında yaptırılmış. Mimarı Ahmet oğlu Mehmet. Dikdörtgen biçiminde yaptırılan kalenin, 6 kulesi ve üç yanında hendekleri var. İlk yapıldığı zamanlarda, denizin hemen yanında imiş. Zaman içinde, denizin doldurulması sonucu daha içerilerde kalmış. Kale ve Liman, tarihi süreç içinde: ticaret ve savaş gemilerini, kötü hava koşullarına ve düşman saldırılarına karşı korumuş. Kalenin güney kapısı: Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşıyor.

İzmir Çeşme Kalesi

 

Kaleyi ziyaret ettiğinizde: Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’nın yanında, aslanı bulunan heykelini de görebilirsiniz. Bu heykelin yanında, fotoğraf çektirmeyi ihmal etmeyin. Bu heykel: Çeşme’nin bir simgesi gibi olmuş.
Kalenin içinde, günümüzde, Çeşme Arkeoloji Müzesi var. Ayrıca: burada, Uluslar arası Çeşme Müzik Yarışması ve 2-7 Temmuz tarihleri arasındaki, Çeşme Festivali düzenleniyor.

ÇEŞME ARKEOLOJİ MÜZESİ

Müze, kalenin içinde. İlk defa 1965 yılında, İstanbul Arkeoloji Müzesinden getirilen silahlarla, silah müzesi olarak hizmete açılmış. 1984 yılına kadar, böyle devam etmiş. Müzede bulunan silahlar, salondaki aşırı nemden dolayı oksitlenerek bozulmaya başladığında, İzmir Arkeoloji ve Ödemiş Müzelerine devredilmiş. Aynı teşhir salonları düzenlenerek, 1964 yılından beri devam eden kazılara ait eserler sergilenmeye başlanmış.
Evet, bu müzede: günümüzde: Eryhrai, Çeşme, Alaçatı ve Kalemburnu yöresinden çıkarılan eserler sergileniyor. Burada: 320 adet arkeolojik, 126 adet Etnografik eser, 31 adet sikke olmak üzere, 477 adet eser varmış.

İzmir Çeşme Kervansaray
İzmir Çeşme Kervansaray

KERVANSARAY

1529 yılında, Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış. Çeşmeye ayrı bir güzellik katıyor. İki katlı. Tipik bir Osmanlı dönemi kervansaraylarından. Bir benzeri de, Kuşadası’nda (Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı) bulunan yapının mimarı, Ali Pubuççu’nun oğlu Ömer’dir.

“U” biçiminde bir plana sahip olan yapının, ortasında geniş bir avlu, bu avlunun çevresinde de dükkanlar, depo ve odalar bulunuyor. Bir veya birkaç merdivenle, birinci kata çıkılıyor. Burası da, biçim bakımından zemin katına benziyor.
Tarihi süreç içinde: özellikle, yabancı tüccarların konaklaması için kullanılmış. Bunlar, kervansarayı, ya hayvanlarıyla geceyi geçirebilecekleri bir konut ya da şehirlerde mallarını koyacak ve satacak bir yer olarak kullanırlarmış.

Evet, buranın restorasyonu tamamlanmış olup, günümüzde 45 odalı bir otel olarak kullanılıyor. Ayrıca; alışveriş merkezleri var ve geceleri de, eğlence mekanları hizmet veriyor.

ÇEŞMEKÖY

Eski Cami olarak da anılmaktadır. Çeşme ilçe merkezinin: 2 km. güneyinde. Bizans egemenliği sırasında: Emir Çaka, yarımadayı ele geçirince, 1081 yıllarında, Selçuklu Sultanı 1.Kılıç Arslan, Çeşmeye gelir ve Oğuz boylarından gelen Türkleri, bu merkeze yerleştirir. Bu döneme ait; bir cami kalıntısı ve geniş mezarlık görülmektedir.

ÇEŞME DIŞI İÇİN, GEZİ PLANI

İzmir Çeşme

Çeşme dışındaki geziniz için, ilk durak olarak: Alaçatı’yı öneriyorum.

Çeşme’ye 7 km. uzaklıkta bir beldedir. Türk-Yunan karışımı Ege mimarisi özellikleriyle, parke taşlı Arnavut kaldırımlarıyla, yüzyıl öncesinden kalan yel değirmenleriyle ve sakız bahçeleriyle, sevimli antik bir kasabadır.

1874 yılında yapılmış Ayios Kostantinos Kilisesi, camiye dönüştürülmüştür ve Pazaryeri cami olarak, bugünde heybetle yükselir. Her yıl, haziran ayının son haftasında yapılan “Uluslar arası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali” ne, Dünyanın çeşitli ülkelerinden topluluklar katılır.

İzmir Çeşme Alaçatı

 

Alaçatı 

Dinlenmek ve eğlenmek için birebirdir. Denizi ve mimari özellikleriyle de, dünyanın sayılı yerlerinden biridir. Dünyanın en iyi sörf yapılabilen, 7 sahilinden birine sahiptir ve şimdiye kadar birçok sörf yarışması, burada düzenlenmiştir. Rumlardan kalma taş evleri ve üzüm bağları yanında, Türkiye’de sakız ağacının yetiştiği tek yer burasıdır.

Sakız ağaçlarının, 6000 yıldır, Çeşme’de bulunmaktadır. Bu ağaçlardan elde edilen sakız ile; lezzetli aromasıyla, sakız reçeli ve eşsiz sakız rakısı yapılır. Sakız, mutfaklarda kullanımının yanı sıra, ilaç ve boya sanayinde de kullanılır. Eski Yunan doktorları: sakızdan: kuduza, yılan sokmasına, mide rahatsızlıklarına, bağırsak ve akciğer hastalıklarına karşı, çeşitli ilaçlar yaparlarmış. 10’ncu yüzyıldan sonra, sakızın ünü, Sakız Adasını aşarak yayılmış ve dünyada meşhur olmuştur.

İzmir Çeşme Alaçatı

 

Alaçatı’da ne yapılabilir?

Elbette; önce rüzgar sörfü yapılabilir. İlginiz varsa, gerçekten denizde yapılan rüzgar sörfünün tek yeri burası. İlginiz olup ta, yapmayı istemenize rağmen bilmemeniz de önemli değil, çünkü burada, rüzgar sörfü eğitiminin verildiği bir çok yerde bulunmakta. Özellikle: denizin sığ olması, rüzgar sörfünü yeni öğrenenler için büyük bir güzellik.

Denize düştüğünüzde, yeniden sörf tahtasının üzerine çıkmak için fazla zorlanmıyorsunuz. Dediğim gibi: Alaçatı’yı gördükten sonra, sörf yapmak için başka bir yere gitmek istemeyeceksiniz. Alaçatı: Avrupa’nın sörf bölgeleri arasında, en ilginç ve çeşitlilik sunan bölgesi. Deniz suyu oldukça sığ ve berrak. Bölgede, rüzgar kuzeyden esiyor. Bu özellikleri ile, ideal bir sörf alanı.

İzmir Çeşme Alaçatı

 

Rüzgar: Haziran ayından, Eylül ayı ortalarına kadar: sürekli olarak, ortalama 4-6 şiddetinde esiyor. Nisan-Ekim ayları arasında ise; güney rüzgarı olarak esiyor ve denizde, güzel dalgalar oluşturuyor. Rüzgar; meltem olarak, soldan esse veya şiddetli esse dahi; koyda, düzenli dalgalar oluşuyor. Yani; aşırı yüksek dalgalar oluşmuyor.

Ayrıca: koydaki akıntının, rüzgar ile aynı yönde olması; sörf yapanlara doyumsuz anlar yaşatıyor. Biraz önce de söylediğim gibi, burada, rüzgarlardan meltem etkin olsa da, aslına bakarsanız, dört ayrı rüzgar, Çeşme yarımadasını okşuyor.

Şöyle ki: meltem, lodos, poyraz ve gerence rüzgarları, yıl boyunca bölgeyi ziyaret ediyorlar. Buranın bu özelliği: tarihi süreçte, başkalarının da dikkatini çekmiş. Şöyle ki, haritaları ve kaptanlığı ile tanınan, “Piri Reis’te, “Kitab-ı Bahriye’de” “Alaca at limanında deniz yufkadır” derken, koyun dalgasız olduğunu kastetmiş. Yani, onca rüzgara rağmen, koyda dalga yüksekliği, sörfçülerin tadını kaçıracak boyuta ulaşmıyor. Alaçatı’da rüzgar, yaz boyunca, kuzeyden: 15-25 knots hızla esiyor. Mayıstan Ekime kadar olan rüzgar sezonunda, burada, “72 milletten” sörf yapanlarla karşılaşmak mümkün.

İzmir Çeşme Alaçatı

 

Evet, Alaçatı’da neler yapabilirsiniz derken, sörf dışında: Rumlardan kalan orijinal evleri gezebilirsiniz. Bu evler, kışın sıcak ve yazın soğuk olma özelliklerine sahiptir. Aynı zamanda: üzüm bağları bulunduğundan ve dünyada yetişen sayılı sakız ağacına sahip olduğundan, bir doğa gezisi yapabilirsiniz. Çarşaf gibi denizinde serinleyebilir, altın renkli kumsallarında dinlenebilirsiniz.

Alaçatı’yı eşsiz kılan özelliklerinden biri de, sahilde su seviyesinin, yaklaşık 700 metreye kadar, 1 metreyi aşmaması ve bu yüzden yüzmek için güvenli olmasıdır.

Ayrıca: Ildır köyüne, kültür gezileri düzenleyip, MÖ.11’nci yüzyıldan kalma Erythrai antik kentini görebilirsiniz. İnanın, gördükleriniz karşısında hayranlığa düşeceksiniz. Ayrıca: bisiklete binebilir, sörf kulüplerinde vakit geçirebilirsiniz. Diskolara gidip dans edebilirsiniz, plajda kitap okuyup güzel vakit geçirebilirsiniz.

İkinci durak:

Ilıca-Yıldızburnu ve Şifne istikameti

Ilıca’dan, Çeşme merkezine uzaklık: 6 km. Ilıca merkezinde biraz gezinin.

İzmir Çeşme Ilıca Plajı

ILICA PLAJI

Uzunluğu: 2 km. ye yakın. Geniş ve beyaz kumlu bir plaj. Nitelikli konaklama tesisleri ve termal olanakları var. Çeşme’nin en büyük ve popüler turizm merkezlerinden biri. Denizin içinde, sıcak termal sular kaynıyor. Bu nedenle; gerek Ilıca plajı ve gerekse çevredeki diğer plajlar, birer büyük termal havuz haline gelmişler. Ayrıca, buradaki büyük konaklama tesisleri, yoğun turist kapasitesinin ihtiyaçlarını karşılayacak boyutta. Birçok küçük otel ve pansiyonlarda bile, kaplıca suyu bulunuyor.

Ayrıca: denizin içinde, 100 metre ilerlediğinizde, derinlik insan boyunu geçmiyor. Sığ sularda, özellikle termal kaynaklarla beslenen sularda, ultra viyole ışınlarının, insan sağlığına çok yararlı geldiği, bilimsel bulgularla kesinleşmiş. Bunların yanı sıra; bu plajlarda, denizin sığ olması nedeniyle, çocuklar büyük keyif alıyorlar. Plajlar: sağlık ve can güvenliği konusunda, çok elverişli.

Burada bulunan: Yıldızburnu’na geçin. Çeşme’nin bu köşesi; kendi çapında bir cennet. Burada, deniz kıyısında oturup, dinlenebilirsiniz.

Ilıca mevkiinde. Kumrucuların olduğu yere: yürüyerek 2 dakika uzaklıkta. Ancak, Ilıca plajına doğru değil, sahil kenarından, diğer tarafa doğru yürümeniz gerekiyor. Zaten karşınıza çıkacak olan kafelerin, Avrupai çizgileri, Yıldızburnu’na geldiğinizi size hissettirecek. Ufuk bir koy.

Deniz kenarına; kafeler masa yerleştirmişler. Trafiğe kapalı bir yol. Daha çok eski yalılar; kafelere çevrilmiş. Hafif Çeşme esintisi var, deniz kenarında bir yer. Ancak: her akşam, saat: 22.00 gibi, burası da aşırı kalabalık oluyor. İnsan sesleri, mekanlardan yayılan müzik, uzaktan gelen korna sesleri ve artık zor duyulabilen deniz sesi. Yıldızburnu’nun en güzel anlatımı sanırım bu kelimeler olsa gerek.

İzmir Çeşme Şifne, Büyük Liman, Paşa Limanı

ŞİFNE, BÜYÜK LİMAN, PAŞA LİMANI

Ilıca plajı merkez olmak üzere, kuzeydoğu yönünde, Şifne’ye kadar uzanan kıyı bandı; güzel plajları ve kaplıcaları ile, güzel bir merkez. Büyük Liman/Paşa Limanı: turistik tesislerin, kamp alanların ve toplu yazlık konutların bulunduğu bir yer konumunda.
Şifne: Ilıca merkezine, yaklaşık 5 km. uzaklıkta. Kaplıcaları ile ünlü bir merkez. Çok sayıda, temiz ve düzenli pansiyon var. Buraya ulaşım, Ilıca’dan sağlanıyor. Bu yöredeki kaplıcaların iyi geldiği söylenen hastalıklar şunlar: romatizma, raşitizm, kadın hastalıkları ve idrar yolları, mide, bağırsak, egzama, kan çıbanı gibi deri hastalıkları.

Evet, Şifne’den sonra: Ildırı.

İzmir Çeşme Ildırı

 

ILDIRI

Ildırı ve yöresinde: antik Eryhrai kenti bulunuyor. Doğal plajları ve kamp alanları bakımından, kampçıların ilgisini çekiyor. Çeşme merkezine: 22 km. ve Ilıca’ya ise, 15 km. uzaklıkta. Bu tarihi ve doğal zenginliklere sahip yöreye ulaşım: Şifne’den sonra, asfalt bir yol ile yapılıyor.

Buranın en büyük özelliği: antik Eryhrai kentinin bulunması.

İzmir Çeşme Erytrai (Ildırı)
İzmir Çeşme Erytrai (Ildırı)

 

ERYTRAİ (ILDIRI) ANTİK KENTİ

Ildırı Köyünün, antik dönemdeki adı: Erythrai’dir. Bu sözcüğün Yunancadaki anlamı ise: “kırmızı” Kent toprağının kırmızı renginden dolayı, sanırım bu isim verilmiş. Yani: kentin adı, kızıl kent. Çeşme merkezine: 27 km. uzaklıktadır. Güzel bir koy üzerinde kurulmuştur.

Kentte ele geçen bulgular: bu yörede, ilk Tunç Çağından, bu yana yerleşim olduğunu gösteriyor. Arkeolojik kalıntılarda: şehrin: MÖ. 3000’lerde, Erythoros isimli birinin yönetiminde olan kolonistler tarafından kurulduğu anlaşılmıştır.

İkinci kolonileşme döneminde, kent, Atina kralı Kadros soyundan gelen, Knopos yönetimindeydi. Başlangıçta, krallık ile yönetilen kent, sonraları yine kral soyundan olan ancak halkın seçtiği Basileuslar tarafından yönetilmiş. MÖ.7’nci yüzyılda, İon kentlerinin kendi aralarında kurdukları Panionion dinsel ve siyasal birliğe katılmışlar.

Kent: Pythagoras’la birlikte, kısa süreli tiranlık dönemi yaşamış. Bu dönemde, üretilerek dışarı satılan: değirmen taşları ile önem kazanmış. MÖ.4’ncü yüzyılda: Karia’daki Pers satrapı “Mausolos” ile, dostane ilişkiler kurulur. Öyle ki, Mausolos’a duydukları şükran hissinin bir ifadesi olarak, onun tunçtan yapılma, altın saçlı bir heykelini de “Agora” ya dikerler.

Kent, tarihi süreç içinde: Lidya ve Perslerin eline geçer. Pers boyunduruğuna karşı ayaklanan İon kentlerine katılır. MÖ.334 yılında, Büyük İskender tarafından bağımsızlığına kavuşturulur. İskender’in ölümünden sonra ise, Bergama Krallığının yönetimine girer.

MÖ.133 yılında, Roma imparatorluğu içinde, özgür bir kent statüsü kazanır. Bu dönemde: şarabı, keçileri, değirmen taşları ve kadın kahinleri Cibyl ve Herophile ile ün kazanır. (Cibyl’ın öyküsünü, yazının başlangıç kısmında anlatmıştım)

MÖ.1’nci yüzyılda: depremler, savaşlar ve Romalı komutanların yağmaları yüzünden, büyük yıkım görülür. MS. ki tarihi süreçte, Erytharia hakkında, pek bilgi bulunamaz. Önemini de yitirdiği için, Bizans egemenliğinde, köy hüviyetine girmiştir.

16’ncı yüzyıldan sonra; Ilderen ve Ildırı adlarıyla anılmaya başlanır.

Kaynaklardan: Erythrai Akropolünde: Athena Tapınağının bulunduğu bilinmektedir. Yapılan kazılarda: Tapınağın kendine ait mimari eleman çıkmamış olmakla birlikte, Arkaik devre ait: altın fildişi, bronz ve fayanstan mamul, birçok küçük eserle, birinci sınıf işçilik gösteren vazo parçaları, heykel ve heykelcikle ilgili adak eserleri bulunmuştur.

Akropolün batı eteğinde: köyün evleri ile düz alan arasında resmi Agoranın bulunması, kuvvetle muhtemeldir. Antik kaynaklardan öğrenildiğine göre: Agora’da, Artemis’in altın çelenkli heykelinin bulunduğu öğreniliyor. Ancak, şu anda, bunun yeri belli değil. Erythrai den çıkarılan taşınabilir eserlerin tümü, İzmir Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

İzmir Çeşme Erytrai (Ildırı)

 

Ildırı’da, gözle görülen kalıntıların başında: şehir surları gelir. Bunun yanında: Akropolis, kuzeyinde tiyatro ve yapılan kazılarda ortaya çıkarılan: Helenistik ve Roma dönemlerinden kalma villa yapıları, Bizans döneminde inşa edilmiş kilise, Cennettepe olarak adlandırılan yerde, roma villası ve mozaikleri, Geç Roma-Bizans döneminde inşa edilmiş hamam yapısı görülebilir.

Ildırı antik şehrinde yapılan kazı ve araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılan askeri ve sivil yapıları, ziyaretçiler ücretsiz olarak gezebilmektedirler.

Sonra: Altınyunus ve Boyalık Koyu. Burayı: Şifne’den önce de yapabilirsiniz.
Ilıca’dan sonra, 2 km. uzaklıkta, Altınyunus ve daha sonra da Boyalık koyu var.

Evet: Altınyunus’a sapın. Burada : Çeşme’nin yapıldığı yıllarda, en büyük ve modern konaklama tesisi olan: Altınyunus Tatil Köyü ve Marinasını göreceksiniz. Kıyıda ise: yazlık konutlar, daha doğrusu villalar mı demek daha doğru olur bilmiyorum
Boyalık koyunda: koy boyunca sıralanmış tatil köyü ve dinlenme tesisleri bulunuyor.

İzmir Çeşme Boyalık Koyu

 

BOYALIK KOYU

Uzunluğu, yaklaşık 5 km. Çok güzel plajlara sahip bir koy. Ilıca plajının karakteristik özellikleri, burada da var. Çeşme’nin en hızlı gelişen turizm alanlarından biri. Koyun orta kısmında; Kalem burnunun kara ile birleştiği yerde, yapıldığı yıllarda, Türkiye’nin en büyük ve modern konaklama tesislerinden biri olan: Altınyunus Tatil Köyü ve Marinası bulunuyor.
Bu koyun, en sakin denizinin bulunduğu yer ise, Ayayorgi Plajı. Burası: kuzey rüzgarlarına kapalı. Kıyısındaki restoranları ve birbirinden keyifli tesisleriyle, gerçekten sakin ve dinlendirici bir köşe.

İzmir Çeşme Boyalık Koyu

Evet; işte Çeşme. Nemli olmayan, terletmeyen bir hava, güzel ve sığ, hemen derinleşmeyen bir deniz, güneş, güzel kumsallar, berrak su, termal su, güzel eğlence mekanları ve eğlence ortamları, su altı dünyasının keşfi, rüzgar sörfünün dünyada en iyi yapılabildiği şartlar ve ortam arıyorsanız; İzmir gibi büyük bir metropol şehrimizin hemen yakınında, İstanbul’a yakın bu güzellikleri gidip yaşayabilirsiniz. Çeşme: gerçekten, Türkiye’nin en güzel tatil beldelerinden biri.

İzmir tanıtımı.

Seferihisar tanıtımı.

Gümüldür tanıtımı.

Urla tanıtımı.