İzmir Dikili

İzmir Dikili

Gerek denizi, gerek mavi bayraklı plajları, gerek yeşil doğası ve gerekse jeotermal kaynakları, kaplıcaları ve gerekse tarihi değerleriyle öne çıkan, İzmir’e yakın bir gizli cennet. Özellikle: İzmirliler için, buradaki plajları mutlaka öneririm.

İzmir Dikili

ULAŞIM

Dikili-İzmir arası uzaklık: 118 km. Dikili-İstanbul arası uzaklık: 605 km. Dikili-Ankara arası uzaklık: 580 km. Dikili-Ayvacık arasındaki uzaklık: 42 km. Dikili-Altınova arasındaki uzaklık: 25 km. Dikili-Bergama arasındaki uzaklık: 24 km. Dikili-Kınık arasındaki uzaklık: 42 km. Dikili-Midilli arasındaki uzaklık ise: 18 mil.

TARİHİ

Tarihte, bu bölge: Mysia adı ile bilinmektedir. Bölgede: ilk yerleşimcilerin, Luwiler ile Helenlerin Leleg ve Peselag adını verdikleri kavimlerdir. Daha sonraki dönemde ise: Lidyalılar, Persler, Frigyalılar, Romalılar ve Bergamalılar, bölgede egemenlik kurmuşlardır.

Antik çağlarda ise, Dikili çevresinde, farklı uygarlıklara ait birçok kent kurulmuştur. Bu kentlerin en gelişmişi: bir dönem, Aristoteles’in de yaşadığı “Atameus” şehridir.

Ortaçağda ise: bölgede, Bizanslılar, Cenovalılar, Selçuklular ve Osmanlılar görülür. 1850 yılından sonra ise, Kabakum ve Adalardan gelen Yunan halkı da, Dikili’ye yerleşmiş ve 1925 yılındaki mübadeleye kadar, bölgede yaşamışlardır.

Evet, Dikili’nin tarihini değerlendirirken, daha yakın dönemlere geldiğimizde, günümüzde: Beylik Zeytinliği olarak isimlendirilen bölgede, Bergama valisi Karaosmanoğlu, bir çiftlik kurduğu ve çevresine de zeytin ağaçları diktiği görülür.

Bu zeytin ağaçlarının dikildiği yere “Dikmelik” ismi verilir. Günümüzdeki, Dikili sözcüğünün buradan türediğine inanılmaktadır. Ancak, bu sözü edilen yer, günümüzdeki Dikili yerleşim yerinden uzakta bulunuyor. Yine de, Dikili sözcüğünün, zeytinlerin dikili olduğu veya dikili çiftlik denmesinden geldiği kesindir.

Yukarıda sözünü ettiğim gibi: 1839 yılında, buraları iyi bilen ve ticaretle uğraşan, Sakız adalı bir Rum olan Aleko Pandazoplu, Dikili’de kurulu Karaosmanoğulları çiftliğini satın alır. Sakız, Midilli ve Limni adalarından getirdiği Rumları, bu çiftlik çevresine yerleştirir ve işlerinde çalıştırmaya başlar. Böylece: yöredeki Rum nüfusu yükselir.

Bölge: 1923 yılında, Belediyelik olmuştur. 1928 yılında ise, Bergama’dan ayrılarak, İzmir ilinin bir ilçesi olmuştur.

GENEL

Konum olarak: Ege denizi kıyısında ve Midilli Adasının karşısındadır. Yüz ölçümü: 541 km. karedir. Rakımı: 2 metre. Yörede: tipik Akdeniz-Ege iklimi hüküm sürer. Ege bölgesine özgü imbat rüzgarı: Dikili’de genellikle hissedilir.

Deniz kıyısında, 40 km. lik sahil şeridi vardır. Halkın, % 85’i tarımla uğraşır. Denize kıyısı olan köylerde ise, balıkçılık öne çıkmaktadır.

Dikili Limanı: 2000 yılında bitirilmiştir. 135 metre boyunda ve 8.5 metre genişliğindedir. Yükleme-boşaltma ve yolcu gemilerine hizmet verilmektedir.

Biraz sonra ayrıntılı olarak söz edeceğim gibi, bölgede jeotermal kaynakların bulunması ve bunlarla ısıtılabilme imkanı, Dikili’de, seracılığın ileri düzeyde gelişmesine neden olmuş. Avrupa’nın üçüncü ve Türkiye’nin en büyük seraları, Dikili’dedir.

Jeotermal kaynaklardan elde edilen termal su; sulama ve ısıtmada kullanılıyor. Buralarda üretilen tonlarca California Wonder çeşidi biber, domates ve salatalık ise, dünyaya dağıtılıyor.

Gün batımında, sahildeki çay bahçelerinden birinde, çayınızı yudumlarken, bir yandan da güneşin batışını izleyebilir ve gerçekten denizin tam üzerinde batan güneşin bu batış şölenine hayran kalabilirsiniz. Çünkü; güneş, Dikili’de bir başka batar.

İzmir Dikili Karatepe-Merdivenli Kilimleri

KARATEPE-MERDİVENLİ KİLİMLERİ

Bu kilimler; İlçe merkezine 14 km. uzaklıktaki, Merdivenli köyünde geçmiş dönemlerde uzun süre üretilmiş. Kök boya kullanılarak yapılan bu kilimleri, günümüzde dokuyan kalmamış.

Ama, sanırım geleneksel kültür mirası olarak günümüze kadar ulaşan bu kültürün, devamının sağlanması gerek. Yani; kamu yetkililerince, alınacak önlemler ile, Merdivenli kilimlerinin tanıtımı ve kilimlerin dokunmasının sağlanması için elverişli şartların yaratılmasının gerekliliğine inanıyorum.

İzmir Dikili Nebiler Ilıcası

DİKİLİ KAPLICALARI

NEBİLER ILICASI

Dikiliden, Ayvalık yönünde 12 km. gittikten sonra, sağa dönülerek, 4 km. daha gitmek gerekiyor. Ilıca, çınar ağaçlarının gölgesinde, kubbeli hamamı ve dinlenme kabinleriyle, oldukça sakin bir yer olarak öne çıkıyor. Hamam bölümünde, sıcaklık: 57 derece, açık kaynakta ise: 53 derecedir.

Suyunda: hidroasenat bulunan ılıca, ağrı dindirici, kısmi felç, böbrek taşı, kum, romatizma, kadın hastalıkları, cilt hastalıkları ve damar tıkanıklıklarında, tedavi edici özelliği bulunmaktadır.

DOĞAL KOCA OBA ILICASI

Dikiliden çıkılıp, Bergama istikametinde, ana yola girilir girilmez, sola dönülerek, buraya ulaşmak mümkün. Ilıcanın su sıcaklığı: 45-50 derece civarındadır.

BADEMLİ DENİZ ILICASI

Bademli’den, Denizköy’e giderken, 3 km ilerledikten sonra, asfalt yoldan sağa dönüp, toprak yoldan denize inilir. Yaş-kış, burada hem denize, hem de ılıcaya girmek mümkün. Bademli ılıcasının kaynak sıcaklığı: 65 derece. Hidroasenat ve arsenik bulunan su: ağrı, sızı, romatizma, böbrek taşı ve cilt hastalıklarına iyi geliyor.

İzmir Dikili Çamurlu Ilıcası

ÇAMURLU ILICASI

İlçe merkezinden, Bergama yönünde, 4 km. ilerledikten sonra dönülen, toprak yoldan 2 km. daha ilerleyerek varılıyor. Çamurlu suyu ile ünlenmiştir. Jeotermal kaynakların, 3000 yıldır ürettiği çamur ile yapılan kür: termal tedavileri destekler.

Bunun yanında: çamur, içerdiği bitki hormonları sayesinde, kırışıklıkların giderilmesi ve selülit tedavisinde önerilmektedir. Suyun sıcaklığı: 47 derece. Kaynaktan çıkış sıcaklığı ise; 72 derece. İçinde: erimiş silisyum ve çeşitli mineraller bulunuyor. Ağrı, sızı, romatizma ve cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor.

DİKİLİ PLAJLARI

Dikili’nin 40 km. lik kumsalı ve mavi bayraklı plajları var. Mavi bayrak: Türkiye Çevre Eğitim Vakfının belirlediği standartları taşıyan, nitelikli plajlara verilen uluslar arası bir çevre ödülü. Temiz, bakımlı, donanımlı, güvenli ve dolayısıyla uygar, sürdürülebilir bir çevrenin sembolü. Sadece, plajlar için, 27 ana maddeden oluşan bir kriterler listesi var. Her yıl, bu kriterlere sahip olanlar belirleniyor ve “Mavi Bayrak” veriliyor.

DİKİLİ BELEDİYE HALK PLAJI

20 km. lik sahil şeridi var. Genişliği yer yer 100 metre. Kumu: çok ince, denizi: tertemiz. Plajın her noktasında: yiyecek-içecek olanaklarını bulmak mümkün. Otel ve pansiyonlar ise, plaja oldukça yakın. Türkiye’de, güneşin plaja en uzun baktığı yer olarak tanınıyor.

KAYRA PLAJI

350 metrelik sahil hattı var. Ancak, bu sahil hattında, ince kum değil, çakıl taşları var. Bu çakıl taşlarının sıkıntısı, denize girene kadar sizi etkiliyor, ancak denize girdikten sonra: muhteşem temiz ve dibi tamamen kum olan deniz, bu sıkıntıyı unutturuyor.

Zeytin ağaçlarıyla çevrilmiş Kayra koyunda, dalış yapmak ta mümkün. Birçok sportif aktiviteler yapılabiliyor. 2010 yılında, burası da, Mavi Bayrak almaya hak kazanmış olmasıyla öne çıkıyor.

KALEM ADASI PLAJI

2010 yılında, Mavi Bayraklı, en iyi “10” plaj arasında seçilmiş olması ile öne çıkıyor. Kalem adası bölümünde, ayrıntılı olarak konudan söz edeceğim.

DİKİLİ JEOTERMAL

İlçede, jeotermal alanı olarak bilinen “Kaynarca Mevkiinde”: sıcak su debisi bulunmaktadır. Bu bölgede açılan jeotermal kuyulardan elde edilen enerjiyle: kaplıca turizmi, sağlık turizmi, seracılık, bağcılık, kurutma, soğutma ve ısıtma yapılıyor.

Ayrıca, yeni teknolojilerle, elektrik enerjisi de elde ediliyor. Özellikle, bu enerji, seracılığın bölgede gelişimine neden olmuş. Bunun dışında, jeotermal enerjinin, bölgede, ısıtmada kullanılması düşünülmektedir.

DİKİLİ HALICILIK

Dikili’nin diğer bir önemli gelir kaynağı: halıcılıktır. Burada, dünyaca ünlü “Yağcı Bedir Halıları” dokunmaktadır. Bu halılar: çeşitli renk ve özelliklerinin yanında, öyküleriyle de ilgi çeker.

Özellikle: ”Kız Bergama” denilen halıları dokuyan Yağcı Bedir Aşiretinin bir öyküsü, bir halının içine sığdırılmıştır. Öyküye göre: “Yağcı Bedir Aşireti: Bergama Küçükkaya’da konakladığı dönemde, aşiretin oğlu ile obanın güzel kızı, birbirlerine aşık olurlar. Aşiretin Beyi, kızı babasından ister. Fakat, kızın babası inat eder ve kızı vermez.

Bu durum, onur konusu yapılınca, kanlı bir kavgaya dönüşür. İki tarafın gençleri savaşır ve Beyin oğlu, bu kavgada ölür. Aşiret, ikiye ayrılır. Oğlan tarafı, göç ederek, Sındırgı yöresinde, yeni üç köy oluşturarak, oraya yerleşir. Yağcı Bedir Aşiretinin kız tarafı: günümüzde sekiz köy olan Bergama-Dikili arasına yerleşir.

Kız ise, üzüntüyle eve kapanır ve halı dokur. Dokuduğu halıya, şekillerle ve renklerle, tüm duygularını yansıtır. Örneğin: kırmızı: ayrılığı, siyah: üzüntüyü, beyaz: umudu, mavi: tükenmeyen umudu, dört nokta: aşkı engelleyen aile bireylerini, Süleyman yıldızı: Beyin oğlunu, burgular: gönül kilitlenmesini çapalar: engelleme araçlarını kırmızıdan-pembeye geçiş: evlenme isteğini dile getirir. Bu desen ve renklerde dokunan halılara: “Kız Bergama” halısı deniliyor.

Halılarda: kök boya kullanılıyor. Böylece: renginin atması engelleniyor ve daima parlak kalması sağlanıyor. Ayrıca, halıların ev tezgahlarında yapılmış olması da, ayrı bir özellik taşımaktadır.

GRANİT TAŞI

Dünyanın en büyük ve kaliteli granit kaynakları, Dikili’dedir. Ayrıca; Dikili sahillerinde göreceğiniz gibi, dünyaca ünlü 8 heykeltıraşın, 8 eseri Dikili sahillerini süslemektedir.

Dikili ilçesinde, beş tane, granit işletmesi var. Özellikle: Kozak bölgesinde çıkarılan granit taşları, renk ve çeşitleriyle, iç ve dış piyasalarda aranılan taş özelliğini korumaktadır. ABD, İsrail ve çeşitli Avrupa ülkelerine, Dikili Limanından granit taşları ihraç edilmektedir.

Blok taş olarak çıkarılan granitten: önem sırasına göre: anıt, abide ve mezar taşları yapımında, binalarda temel blokları sütun ve basamak taşı olarak, yollarda kaldırım ve döşeme taşı olarak kullanılmaktadır. Granit kırıkları ise, suni mermer yapımında kullanılıyor. Avrupa’nın büyük kentlerinin yolları: granit taşlı olup, estetik ve sanatsal değer taşıyan bir çok heykel de, granit taşından yapılmaktadır.

NE YENİR.NE İÇİLİR

Dikili yöresinde: zengin deniz ürünleri ve Anadolu yemek kültürünün geleneksel kebap çeşitlerini bulabilirsiniz. Bunun yanında: zeytin, Dikili’nin sembol ürünüdür. Zeytinyağından üretilen lezzetler, yörede o kadar muhteşem tatlar yaratıyor ki, bunları mutlaka tatmalısınız. Özellikle: zeytinyağlı yiyecekleri mutlaka tadın.

NE SATIN ALINIR

Dikili’den zeytin ürünleri ve zeytinyağı satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

İzmir Dikili Atatürk Botanik Bahçesi

ATATÜRK BOTANİK BAHÇESİ

Doğa aşığı, merhum Macit Ersoy tarafından; Dikili Belediyesinin gösterdiği, 30 hektarlık alanda oluşturulmuştur. Ersoy, gezdiği tüm ülkelerden getirdiği bitki tohumlarını yetiştirerek, Türkiye’nin halka açık ilk botanik bahçesini oluşturmuştur.

Evet, burası, ülkemizin en yetkin ve uluslar arası nitelikteki tek botanik bahçesidir. Arbeterum’da, yüzlerce ağaç ve çalı türü yetiştirilmektedir. Ayrıca, kurutulmuş bitki türlerinin örneklerinin korunduğu ve üzerinde bilimsel araştırmalar yapılan bir Herbaryum Merkezi de bulunuyor.

Burada, yaklaşık 3000 civarında bitki çeşidi var. Tropik bölgelerden, Alp dağlarına kadar, çok geniş bir bölgeye ait pek çok bitki türü bulunuyor. Evet, bu kadar zengin çeşit barındırılması sonucu, burası, dünya literatürüne girmiş. Bitkilerle “ATA” kelimesi, ay-yıldız şekli verilmek suretiyle çevre düzenlemesi yapılan bahçe, Dikili’nin her tarafından görülebilmektedir.

İzmir Dikili Aterneus

ATERNEUS

Antik bir kent. Kuruluşunun, MÖ.2000 yıllarına kadar gittiği düşünülüyor. Buranın en büyük özelliği ise: bu büyük ve zengin kentin, bulunduğu yıllarda, Bergama krallığından daha büyük olması. Kent ismini: dönemin kahramanlarından biri olan “Atarneus”tan almıştır.

Burada: Persler ve Yunanlılar arasında yapılan büyük bir savaş, aynı Truva savaşı gibi, 8 yıl sürmüş. Persler, 8 yıl süresince, kenti kuşatmışlar. MÖ. 341 yılında, Persler şehri ele geçirir ve kral Hermias öldürülür.

Günümüzde, burada yapılan arkeolojik çalışmalarda: çanak, çömlek, kap-kacak parçaları bulunmuş. Bu objeler: bölgesel olarak değerlendirildiğinde ise, o dönemde, bunların dünyanın en lüks ve pahalı ürünleri olduğunu ortaya koyuyormuş. Bunun dışında: antik şehirde bir kalıntı kalmamış.

Ancak: şehrin ismini aldığı kahraman olan, Atarneus adına yapılan büyük bir tapınak ve Hermias’ın sarayının bulunduğu yerlerin izleri var. Bunun dışında, başkaca kalıntı bulunmamasının en büyük nedeni olarak: kalıntıların toprağın çok altında kaldığı söylentileri var. Bunların zarar görmeden ortaya çıkarılmasının zaman alacağı söyleniyor.

Çünkü: Bergama krallığından daha büyük ve lüks bir kent; hiçbir kalıntı bulunmaması mümkün değil. Zaten, burada Bergama’daki amfi tiyatrodan daha büyük bir amfi tiyatro bulunduğu tespit edilmiş. Ancak, söylediğim gibi, toprak altında.

Evet, şehrin hikayesini anlatmaya devam edelim. Hermias: Persliler tarafından, çarmıha gerilerek vahşice öldürülür. Aristo, bunu duyunca, dostunun anısına bir kaside yazar ve çok sevdiği kral Hermias’ı ilahileştirir.

Çünkü: kral Hermidas, Aristonun hem Akademiden öğrencisi, hem de karısının abisidir. Evet, Aristo, uzun süre bu şehirde yaşamış ve kendisiyle birlikte yaşayan filozoflarla, şehrin kültürel hayatını etkilemiştir. Devam ediyorum. Aristonun, Hermias’ı tanrılaştırmasından sonra, Aristo hakkında, dine saygısızlık nedeniyle, dava açılması gündeme gelir.

Daha eskilere dönelim. Söylentilere göre: Aristo: Aterneus şehrinin eteklerinde ve sunak taşının bulunduğu alanda, kral Hermias ve Büyük İskender’e dersler verirmiş. Çünkü: burada, altı  düz olan bir taş alan ve çevresinde oturma yerleri, günümüzde bile görünebiliyor. Bu bölgede, daha önce sözünü ettiğim gibi, Bergama’da bulunan amfi tiyatrodan daha büyük bir amfi tiyatro bulunduğu düşünülüyor.

Evet, takip eden tarihi süreçte: kral Hermias ölünce, şehirde yaşayanlar, kıyıdaki küçük bir limandan: zeytinyağı ve şarap ticareti yapmışlardır. MÖ.2.yüzyıldan sonra ise, şehir hızla fakirleşmiş ve eski gücünü kaybetmiş. MÖ.1.yüzyılda ise, tamamen terk edilmiş.

Bundan sonra ise: bölge hızla bataklık haline gelmiş, sivrisinekler ve buna bağlı olarak bulaşıcı hastalıklar artmıştır. Bu dönemden sonra ise, bölgede, Bergama krallığı ivme kazanmış ve uzun süre varlığını sürdürmüştür. Sanırım şehrin önem kaybetmesinin en büyük nedeni, ünlü kral Herminas’ın öldürülmesidir.

Kralsız kalan halk bu toprakları terk etmiş, topraklar bereketini kaybedip bataklık haline gelmiş ve sonuçta bu muhteşem ve lüks şehir, tarih sahnesinden silinmiş.

İzmir Dikili Kanai

KANAİ

Burası bir antik kent. Bademli köyü yakınlarında, Kanai isimli yarımadadadır. Burada: Lelegler ve Klikyalılar yaşamış ve büyük bir kent kurmuşlar. O dönemde, dünyanın en büyük deniz savaşı: bu bölgede, yani Klik koyunda yapılmış. Killik koyu: akvaryum gibi temiz ve güzel bir denize sahip. Hemen karşıda: Midilli adası ve arkada ise, antik Kane dağı (Karadağ) bulunuyor.

Kanai kelimesinin anlamı: “kutsal ananın yurdu”. Tarihi kayıtlarda, şehrin adı şu şekilde geçiyor: Roma donanması, 191-190 yıllarının kış dönemini, Seleukos’lar devletine karşı yürütülen savaş sırasında, Bergama krallığının ülkesi kapsamındaki bu kentte yani Kilik kumsalında konaklamış.

Ünlü coğrafyacı yazar Strabon, Kanai şehri hakkında şöyle yazar: “Kanai, Kynos’tan gelen Lokrislere ait, küçük bir kasabadır.”

Evet, kıyı kentlerinin başında gelen olağan kader, Kanai kentinin de başına gelir ve tarihi süreç içinde, zamanla, kentten geriye hiçbir şey kalmaz. Sadece: burunda görülen duvar kalıntıları, dikdörtgen prizması taşlar. Ancak, burada kapsamlı bir arkeolojik kazı çalışması yapılmamıştır.

HATİPLER KALESİ

Katıralan köyünün yakınlarındadır. Helenistik dönemden kalma, düzenli konmuş kesme taşlardan yapılmıştır. Örme duvarları hayranlık uyandıracak güzelliktedir. Bölgede: MÖ.2000’li yıllardan kaldığı düşünülen: çanak-çömlek parçaları bulunmuştur.

Evet, kale, muhteşem güzel bir manzaraya sahip ve dağın eteklerinde bulunan yerleşim kalıntıları çok düzenli. Antik dönemde, bu kalıntıları görülen kentin çok güzel bir yere kurulduğu anlaşılıyor. Ancak, bu kent hiçbir resmi kayıt ve kaynakta geçmiyor.

İzmir Dikili Kalem Adası

KALEM ADASI

Deniz ortasındadır. Eski bir Rum köyü olan, Bademli köyünün açıklarındadır. Sahile 400 metre uzaklıkta. Bitki örtüsü, doğası ve tarihi dokusuyla öne çıkmaktadır. Ancak: ada, özel mülkiyette. Zaten ada üzerinde, adanın sahibi olan işadamına ait, özel bir resort bulunuyor.

Zengin su altı dünyası ve türkuaz renkli deniziyle, ziyaretçilerine bambaşka bir dünya sunuyor. Adada: bir özel işletme tarafından; hizmet sunuluyor. Mavi bayraklı denizi, güneş ve kum ile, yemyeşil doğanın verdiği huzur, lezzetli yemekler, lüks odalar, masaj, jakuzu gibi konforları bulunca, şaşırmamak elde değil. Bu otelden rezervasyon yaptırdığınızda: kara yolu ile giderseniz, Bademli köyünden tekne ile, özel olarak adaya ulaştırılıyorsunuz.

Bunların yanında: adanın bulunduğu bölgenin, tarihsel önemi de var. Şöyle ki: MÖ.406 yılında, Atina ile Sparta arasında yapılan ve 270 geminin katıldığı, dönemin en büyük  deniz savaşı, bu bölgede yapılmış.

İzmir Dikili Nebiler Şelalesi

NEBİLER ŞELALESİ

İlçe merkezinden, çok kısa bir yolculukla ulaşılıyor. Burası tam bir doğa hazinesi. Burada: şelale, yaşlı ağaçlar ve bir mağara bulunuyor. Görülmeye değer doğal güzelliklerin başında geliyor.

KEMENTE YAYLASI

Nebiler’den yola çıkarak, Çukuralan köyü aşılır ve sonra eşsiz doğal güzellikteki Kemente yaylasına varılır. Tracking ve jeep safari için elverişli alanlar var. Antik Karina şehrine, taş sütunların arasından geçerek ulaşabilirsiniz.

İzmir Dikili Karagöl

KARAGÖL

Merdivenli köyünden başlayıp, Şehitler Mezarlığıyla devam eden yol üzerinden, Karadağ’ın yemyeşil tepeleri arasında bulunmaktadır. Volkanik bir göldür. Ekolojik turizm tutkunları için muhteşem güzellikler sunar.

İzmir Dikili Çandarlı

ÇANDARLI

İzmir il merkezine, 84 km. uzaklıktadır. İzmir-Bergama yol çatısından 11 m, Çandarlı-Dikili arası: 19 km. Çandarlı-Bergama arası: 34  km. uzaklıktadır.

Bir yarımada şeklinde, üç yandan denizlerle çevrilidir. Körfezin genişliği 20 km. ve uzunluğu ise 25 km. Çandarlı koyunun genişliği 800 metre ve derinliği 20 metre.

Burada, yaklaşık 5000 yerleşik nüfus yaşıyor. Yazın elbette, yazlıkçıların gelmesiyle, bu nüfus hızla artıyor ve yaklaşık 80 bine çıkıyor.

Çandarlı ismi: Sultan II. Murat’ın ünlü sadrazamı, Çandarlı Halil Paşa, devlet geleneği görmüş olan soylu bir aileden geliyordu. 24 yıllık sadrazamlık görevi süresince, denizciliğe, donanmaya ve dolayısıyla kıyı yerleşim yerlerine ilgi göstermiştir.

Çandarlı Halil Paşa, Cenevizlilerden kalma, köhne kaleyi yeni baştan ele alıp inşa ettirir. Böylece: 5 burçlu ve 16 metre yüksekliğindeki surlarla çevrili bu kaleye, Türkler yerleşirler. Bunun üzerine: buraya yerleşenler, Pitane adını bırakırlar ve yöreye “Çandarlı” ismini verirler. Yani: Çandarlı adının anlamı, Halil Paşa’nın sanı denilebilir.

Öte yandan, tabii akla gelen ilk şey, Çandarlı ailesinin buralı olması. Hayır. Çandarlı Paşa ailesi, aslında, Ankara’nın Nallıhan ilçesine bağlı Cendere köyündendir.

Çandarlı’nın daha önceki dönemlerdeki ismi ise: Elaitikos Kolpos.

Çandarlı hakkında burayı ifade edecek bir kelime söylemek gerekirse “rüzgar” denilebilir. İmbat, yaz günleri için ferahlık vericidir. Gündüz-gece arasında yön değiştiren meltem rüzgarları, iyot dolu deniz esintileri saçar. Standartlara göre az rutubetli bir havası var.

Ama, yazın bile, bazen çok sert esen bu rüzgar, ziyaretçilerin keyfini kaçırmaya yetiyor. Zaten bu yüzden Çandarlı’nın arka bölümünde bulunan tepelere, rüzgar enerjisi elde etmek için tirübinler yerleştirilmiş. Rüzgar her ne kadar olumsuz düşünülse de, olumlu yanı, Çandarlılıların, sıcak yaz günlerinde, asla bunalmamaları.

Doğal klima serinliğine alışmışlar. Körfezin batısı: açık deniz olduğun için rüzgarlı havalarda güvenli değil. Deniz trafiği, büyük dalgalar nedeniyle engelleniyor.

İzmir Dikili Çandarlı

Çandarlı denilince, belki çoğu kimsenin dikkatini çekmeyecek bir şey daha var: beş musluk çeşmesi. Bu çeşmenin suyu kaliteli ve aynı zamanda şifalı. Böbreklerde ve idrar yollarındaki taşları düşürüyormuş.

Yani: bu yönde sıkıntısı olanlar, Çandarlı yöresinde, beş musluk çeşmesinin suyunu mutlaka içmeliler. Zaten, insanlar çeşmenin önünde kuyruk oluşturuyorlar, yanlarındaki çeşit çeşit su kabını dolduruyorlar.

Peki, Çandarlı’nın yerel lezzetleri nedir? Çandarlı mutfağında, tüm Ege bölgesinde olduğu gibi, zeytinyağlılar öne çıkıyor. Sarmasından, dolmasına, tüm zeytinyağlılar burada ayrı bir lezzet sunuyor. Kızartılmış patlıcan ve biberi, tavada yağda hazırlanmış domates sosunun ilave edilmesiyle servis ediliyor.

Tüm deniz ürünleri, balık lezzetlerinin yanında ise, buraya has Çandarlı Kebabını mutlaka tatmalısınız. Tırnaklı pide üzerine:  et, mantar, mısır ile hazırlanıyor. Üzerine ise, tavada kızartılmış tereyağı dökülüyor.

İzmir Dikili Çandarlı Kalesi

ÇANDARLI KALESİ

Osmanlı döneminde, Sultan II. Mahmut’un ünlü sadrazamı Çandarlı Halil Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kalede kullanılan taşların çoğu, antik dönemlerin taşlarıdır ve MÖ.2.yüzyıldan kalmadır. Çandarlı Halil Paşa: kaleyi yaptırırken: bu taşları, Foça’dan kölelere taşıtarak getirtmiştir. Söylenenlere göre: en çok taş taşıyan köle “azat” edilecek denilerek, işin çabuk yapılması sağlanmıştır.

Aslını isterseniz, kalenin ilk olarak:  13-14.yüzyıl dönemlerinde, Cenevizliler tarafından yapılmış. Osmanlıların yaptığı, mevcut kalenin yenilenmesi. Çandarlı kalesi: bugün beş kulesi, mazgalları, kapısı ve duvarları ile tüm görkemiyle ziyaretçilerini karşılıyor. 1955 yılında ise, aslına sadık kalınarak, restore edilmiş. Kalede: sık sık konserler düzenlenir.

Ama, bunların dışında kapalı. Burayı ziyaret etmek isteyenler, sadece kalenin çevresinde dolaşarak yetiniyorlar. Yıllardır da açılmamış. Nedeni mi? Ben öğrenemedin, bilen varsa, söylesin. Kalenin içine girilmesi, gezilmesi neden engelleniyor, gerçekten buna mantıklı bir sözle cevap vermek isteyen olduğunda, lütfen yorum bıraksın. Yoksa, yetkililer, bu kaleyi ziyarete açsınlar.

KIZ KULESİ (CORCİ-CORCİO ADASI)

Denizköy denilen yerde. Adanın tepesindedir. Kapısı yok. Söylentilere göre: bir dehlizle denize bağlanıyormuş. Bazılarına göre ise: bir gözetleme kulesidir. Nemrut körfezinin ucundaki, antik Kyme kentine: ışık veya dumanla haber vermek için yapılmış.

Kimine göre ise: Cenevizliler, haberleşmek ve belli zamanlarda sığınmak için, burayı kullanmışlar. Kulenin, hemen yanında Denizköy var.

İzmir Dikili Çandarlı Plajı

ÇANDARLI PLAJI

22 km. lik sahil şeridi var. Ancak, bu plajın en büyük özelliği: rüzgar karadan esiyor ve deniz bu yüzden durgun. Ama: deniz suyu genelde soğuktur. Ege denizinin bu bölgesinde genelde olduğu gibi, deniz çivi gibi soğuk. Bu denize girmek için alışkın olmak şart.

Bu plajın diğer bir özelliği de: Çandarlı’da, plaja en uzak mesafedeki evin, uzaklığının 400 metreyi geçmiyor olması, yani plajın evlere yakın olması büyük avantaj.

İzmir Dikili Pıtane

PITANE

Bu isim: Yunan kökenli olmaması ile öne çıkıyor. Anadolu kökenlidir. Böyle olunca da, bölgenin: Helenistik dönem olan, MÖ.6-5.yüzyıllardan daha gerilere gidilmekte, MÖ.2000 başlarına tarihlenmektedir.

Pitane sözcüğünün kelime anlamına gelince “kadın kenti, ana kenti, kraliçe kenti, Amazon kenti” anlamları ortaya çıkmaktadır. Amazonlar: ok atmalarını engellediği için, sağ memelerini dağlayarak ya da keserek yok eden, kadın savaşçılar.

Pitane adlı ana kraliçenin; Çandarlı’yı, Kyme’yi ve Priene şehirlerini kurduğu, ama yalnızca, Çandarlı’ya adını verdiği düşünülüyor.

Kentin ne zaman kurulduğu, yine de tam olarak bilinmiyor. Ancak, biraz önce de sözünü ettiğim gibi, Helenistik dönem öncesi olduğu kesin.

Tarihi süreç içinde, kentin ismi ilk kez: MÖ. 88 yılında, Romalılarla savaşarak, Batı Anadolu’yu ele geçiren, Pontus kralı VI. Mithridates zamanında duyulur.

Mithridates: Sulla’nın komutasındaki Roma ordusuna yenilerek, Pergamon bölgesini boşaltır ve Pitane şehrine sığınır. Orası da kuşatılınca, deniz yoluyla kaçmayı başarır. Daha sonra, şehir hakkında herhangi bir bilgi bulunmuyor. Günümüzde, şehirle ilgili mimari bir kalıntı da yok. MÖ.6’ncı yüzyıla tarihlenen bir erkek heykeli, günümüzde Bergama Müzesinde sergileniyor.

Ayvacık tanıtımı.

Bergama tanıtımı.

Kınık tanıtımı.

Ayvalık tanıtımı.

 

İzmir Aliağa

İzmir Aliağa: Karayolundan geçerken, ilk gözünüze çarpacak olan: uzaklardaki büyük sanayi tesisleri, küresel depoların görüntüleri. Aliağa denince, aklıma hemen bu görüntüler ve ağır sanayi tesisleri geliyor. Bu tesislerin bulunduğu yerde, deniz nasıl olur hep merak etmişimdir, gittiğimde gördüm. Deniz ne kadar temiz ve güzel denilse de, inanın hemen karşınızda duran o devasa tankerleri görünce, bu denize giresiniz gelmiyor.

Deniz uzaktan seyredildiğinde yani sahil bandında görüntü olarak mükemmeldir. Ama yine de rafinerilerin ve bacalarının karşıdan görünümü: insanın tüm keyfini kaçırıyor. Yani kalkınmayı başarmış ama turizmde gelişmemiş bir ilçe.

İzmir Aliağa

ULAŞIM

İzmir-Çanakkale kara yolu, ilçenin içinden geçer. Aliağa-İzmir arasındaki uzaklık: 60 km. olup, bu uzaklık otomobil ile 45 dakikadır. Bunun yanında: Aliağa ve İzmir arasındaki hızlı banliyö sisteminin hizmete girmesiyle, 80 km. lik demir yolu hattı, ulaşımda büyük kolaylık sağlayacaktır.

Aliağa-Foça arasındaki uzaklık: 44 km. Aliağa-Dikili arasındaki uzaklık: 63 km. Aliağa-Balıkesir arasındaki uzaklık: 217 km. Aliağa-Çanakkale arasındaki uzaklık: 271 km. Aliağa-Manisa arasındaki uzaklık: 48 km. dir.

Her ne kadar bölgeye insan ulaşımını etkilemese de, Aliağa bölgesinde, Nemrut körfezinde, 7 iskele bulunuyor. Bu iskelelerden: yılda, 3500-4000 gemi, yükleme-boşaltma yapıyor. Ama, burada ilginç bir durum daha ortaya çıkıyor.

Daha önceki yıllarda, bu bölgeye yani Nemrut körfezi kıyılarına gelenler, sağa-sola dağılmış tarihi eserleri görür, hatta yürürken bu tarihi eserlere, kalıntılara ayakları takılırken, günümüzde, buraya yapılan 7 iskele, tüm bu tarihi tamamen yok etmiştir. Yapanların kulakları çınlasın.

İzmir Aliağa

TARİHİ

Aliağa ilçesi: Aiolis bölgesinde kurulmuştur. Tarih içinde, birçok uygarlık, bu bölgede egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Aiolis kentlerinden: Kyme ve Myrina, günümüzdeki Aliağa ilçe sınırları içindedir. Yapılan araştırmalara göre, bölgedeki ilk yerleşim: MÖ.3500 yıllarına kadar gitmektedir.

1025 yılında meydana gelen deprem, bölgede büyük zarar vermiştir.

1313 yılından itibaren, bölgede Saruhan Beyliğinin egemenliği görülür. O dönemlerde, Aliağa, bir çiftlik durumundadır. 1585 yılında, Sultan III. Murat döneminde, burada bir çiftlikten ve 23 kişinin yaşadığından söz edilmektedir. Aliağa, 1890 yılında, Menemen kazasına bağlı bir köy olarak kayıtlıdır. Aliağa Çiftliği olarak isimlendirilen bu Osmanlı-Rum köyüne ilk göçmenler, Balkan Savaşının ardından, 1913 yılında yerleşmeye başlarlar.

1919 yılında, Yunanlılar bölgeyi işgal ettiklerinde, bölgeden kaçan Müslümanların evlerine, Midilli adasından getirilen göçmenler yerleştirilir. 1922 yılında ise, işgal sona erdirilir. 1924 yılında ise, mübadele sürecinde, Türk göçmenler, Aliağa çiftliğinde, Kazım Dirik mahallesine yerleştirilirler.

Cumhuriyet döneminde ise, 1937 yılından sonra bir bucağa dönüştürülmüştür. 1970’li yıllarda: T.P.A.O. ve İzmir Rafinerisinin kuruluşu tamamlanır.

1982 yılında ise, ilçe statüsüne alınmıştır.

Aliağa isminin anlamı: Sultan 4.Murat: Bağdat zaferinden dönerken, Bağdat Savaşında Osmanlı ordusuna yardım edenlerin bir kısmını, beraberinde getirir. Onlara, batıda geniş topraklar bağışlar. Bu bölgeyi de: Arapoğullarından Abdülkerim ağaya bağışlar. Abdülkerim ağa öldüğünde ise, toprakları, dört oğlu arasında paylaşılır.

Oğullarından Aliağa buraya yerleşir ve buranın adı “Aliağa” olarak anılmaya başlanır. Söylenenler bununla bitmez. Söylentilere göre: “Aliağa, zaman içinde bir suç işler. İstanbul’da ölüme mahkum edilir. Ancak, Avusturyalı Baltacı Edwards isimli biri tarafından bu cezadan kurtarılır. Edward: daha sonraki dönemde Müslüman olur ve Kenan adını alır.

Aliağa: canını kurtaran bu adama, adını değiştirmemek koşuluyla, çiftliğini bırakır. Edwards, buraya, 3 katlı bir bina yaptırır. Aliağa yöresinin ilk yapısı budur. Ancak: 1922 yılında, kıyıyı top ateşine tutan İngiliz donanmasından bir gemi, bu binanın üçüncü katını yıkar. 1933 yılında ise, bu malikane, İzmir Valiliği tarafından ilkokul haline getirilir. 1972 yılında ise, tamamen yıkılarak, yerine, yeni bir ilkokul inşa edilir.

İzmir Aliağa

GENEL

Aliağa, ege denizi kıyısındadır. İzmir’in bir sanayi ilçesi olarak öne çıkmaktadır. Arazi niteliği: kısmen düzlük, kısmen de dağlık bir karaktere sahiptir.

DPT tarafından, 2000 yılındaki idari yapı esas alınarak, 81 ilin 872 ilçesini kapsayan araştırmada: Aliağa ilçesinin, Türkiye’nin Büyükşehir ilçeleri dışında kalan Körfez ve Gebze ilçelerinin ardından, en gelişmiş üçüncü ilçesi olduğu tespit edilmiştir. Şehirleşme oranı ile, bütün ilçeler arasında, 128’nci sırada yer alır.

1960’lı yıllarda küçük bir balıkçı köyü olan İlçe, 1980’li yıllarda hızla nüfus artışına uğrar. Özellikle: Aliağa Demir-Çelik ve Petro-Kimya Tesislerinin kurulmasıyla, hızla gelişir. Ege’nin nüfus çeken, bir sanayi merkezine dönüşür. Nemrut Limanının kuzeyine yerleşen, ülkemizin en büyük petrokimya enstitüsü: Petrol Ofisi ve çeşitli sıvılaştırılmış gaz depo ve dolum tesisleri: çok uzaklardan bile, özellikle karayolundan geçerken mutlaka gözünüze çarpacaktır.

1970’li yıllarda başlayan sanayileşme hareketleri sonucunda, bugün ilçede, 40 kadar büyük sanayi tesis ve kuruluşu ile 1577 işyeri mevcuttur. Bunların sonucunda: sosyal olanaklar olarak, yalnızca PETKİM’in lokalleri sıralanıyor. Yani: eğlenceli olmayan, vakit geçirilemeyecek bir yer.

Bunlardan söz etmişken, buraya has bir özelliği daha söylemeden geçemeyeceğim. Bu kadar çok sanayi tesisinin bulunması sonucu, buranın yerel yönetimi muhteşem bir vergi geliri elde ediyor. Ama, elde edilen bu gelirin, yörenin gelişmesi için harcanmadığı söylentileri çok yaygın, çünkü yörede daha öncede sözünü ettiğim gibi, büyük yatırımlar yok, en azından göze çarpmıyor. İlçenin zenginleri ise, gelirlerini ilçede harcamaktan ziyade, İzmir’de harcamayı tercih ediyorlarmış.

Aliağa ilçesinde, köklü ve büyük esnaf sayısı yok denecek kadar azdır. Bu nedenle, ilçede ticaret çok gelişmemiştir.

İlçede; ılıman Akdeniz iklimi hakimdir. Kışlar genellikle yağmurlu geçerken, yaz mevsimi kuraktır. Kışın kuzey rüzgarları hakimdir. Yazın ise, batıdan esen imbat rüzgarı, ilçeye serinlik getirir ve nem oranını düşürür. Ancak, bu iklim değerleri, elbette sanayi tesislerinin bulunduğu yerler için pek geçerli değil.

Örneğin: Tüpraş tesislerinin bulunduğu yerde, sürekli tüp kokusu alırsınız, yani iklim özelliklerinin en belirgin kavramı: yalnızca ve yalnızca tüp kokusudur. Bunun sonucunda, elbette kafayı bulur, sürekli uyursunuz. Burada yaşayan bir yakınınızı ziyarete giderseniz, sanırım bir torba saf oksijen götürmeniz de yarar olabilir.

İzmir Aliağa

GEZİLECEK YERLER

ALİAĞA MÜZESİ

Müze binasının yapım çalışmaları halen sürdürülmekte olup, tamamlanmamıştır. Müzenin kaba inşaatı bitirilmiş, ancak tam olarak hizmete açılmamıştır. Buradan yetkililere seslenelim ve müzenin hizmete açılması için gerekli olan resmi ödemelerin yapılmasını rica edelim.

Çünkü: bölge tamamen antik kalıntılarla doludur. Bu kalıntıların, çıkarıldıkları yörede sergilenmeleri esas alınmalıdır. Ayrıca: bu müze yapısı tamamlandığında, bu bölgeden daha önceki tarihlerde çalınarak yurt dışına kaçırılmış eserlerin yurda geri döndürülmesi de sağlanabilecektir. Bence, bu müze yerel yönetimler tarafından yapılacak para yardımı ile tamamlanmalı.

Çünkü: daha önce de söylediğim gibi, yerel yönetim, muhteşem vergi gelirlerine sahip. Ama, bir yandan da müze isteniyor mu acaba, sormak lazım. Müze kimsenin umurunda olmayabilir. Çünkü: sanayi tesisleri, zaten yeteri kadar gelir sağlıyor. Burada, ince bir konu var.

Aliağa: gelirlerini turizmden mi, yoksa sanayiden mi karşılayacak. Sanayi, zaten belirli bir gelir sağlıyor, bu yüzden turizmi sanırım umursayan yok. Biz yine de, Aliağa’da dolanmaya devam edelim ve turizm etkinliklerini yazalım.

İzmir Aliağa Gryneion

GRYNEİON

Çandarlı körfezi kıyısında kurulu, antik bir yerleşim yeridir. Yeni Şakrak köyünün, yaklaşık 1 km. güneyinde, Temaşalık burnundadır. İlçe merkezinden: 13 km. uzaklıktadır. İzmir il merkezine uzaklığı ise: 75 km. dir. Çıfıtkale mevkiindedir.

İzmir Aliağa Gryneion

Bu antik şehir hakkında fazla bilgi yok. Kuruluşu, kesin olarak bilinmemektedir. İsminin Helen dilinde bir anlamı bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla, Luwi dilinden alınarak, Helen diline uydurulmuş bir sözcüktür. Ayrıca: Amazon kraliçelerinden Myrina’nın yardımcısı Coryne’den geldiği de düşünülmektedir.

Antik Aiolis bölgesinin, 12 kentinden biri olduğu biliniyor. Bulunduğu dönemde: önemli bir liman kenti olduğu düşünülüyor. Ayrıca: burada bulunan ünlü Apollon Tapınağı ve kehanetleriyle tanınmış olduğu anlaşılıyor.

Strabon: Batı Anadolu’daki Apollon mabetlerinin en ünlüsünün, burada bulunduğunu yazmaktadır.

MÖ.5’nci yüzyıl sonlarında: Peloponnessos savaşlarında, Sparta’ya yenilen Atina: Anadolu’daki gücünü, Perslere kaptırır. Bunun sonucunda: Gryneion, Pers satrapına bağlanır ve vergi vermeye başlarlar. Perslerin, yöredeki üstünlüğü, MÖ.335 yıllarına kadar sürer.

Büyük İskender: Anadolu seferine çıkmadan önce: komutanı Parmeion’u: ön hazırlık yapması ve köprü başı tutması için: Gryneion bölgesine gönderir. Parmeion, ani bir baskınla şehri ele geçirir ve yakıp-yıkarak, halkını esir eder. Böylece: Gryneion şehrinin egemenliği sona erer.

Şehir: Helenistik dönemde, Myrina’ya bağlanır. Bundan sonraki dönemde ise, yalnızca “Apollo Tapınağı”nın ismi, gündemde kalır. Roma çağında ise, iyice sönükleşir. Myrina şehrine bağlı bir tapınak durumunda kalır.

Yalnızca, bir kehanet yeri olarak bilinir ve anılmaya başlanır. MÖ.300 yıllarında, şehirde basılan sikkelerde: bir yüzde Apollon ve diğer yüzde ise midye kabartması görülür. Midye denince: Gryneios şehri: yakınlarından çıkarılan midye ve istiridyeler ile de ün kazanmıştır.

Şehir: MÖ.334 yılında, Pergenion krallığı tarafından yıktırılarak, tarih sahnesinden silinmiştir. Bölgede görülen kalıntılar üzerinde yapılan incelemede: limanı koruduğu sanılan, 2 uzun dalgakıran ve küçük bir kuleye ait olduğu sanılan blok taşlar ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, burada toplanan seramik parçalarında, değişik uygarlıkların izleri görülmektedir.  

Bunun dışında, kentten günümüze hiçbir iz kalmamıştır. Ancak: ünlü Apollon tapınağının, Temaşalık Burnunun en yüksek kesimindeki, dikdörtgen biçimli bir alanda bulunduğu düşünülmektedir. Çünkü: bu alanda, yivli ve yivsiz sütun gövdesi parçaları, çevreye yayılmış olarak durmaktadır.

Ayrıca: ünlü coğrafya yazarı Strabon, yazılarında: “ Apollon bilicilik merkezinde, beyaz mermerden yapılmış bir mabetten söz eder. Tanrının, yani Apollon’un en güzel korusunun, burada bulunduğunu” yazar.

Tüm bunların yanında: diğer bir söylentiye göre ise, 19.yüzyıl başlarında, Menemen’de yerleşik Rumlar: bu tapınak yerinde kazı yaparlar ve beyaz-büyük mermer kütlelerini bulurlar.

Bunları: yeni kiliselerinin yapımında kullanırlar. Yani: tapınağın harabelerinin, 18’nci yüzyılda görünür durumda bulunduğu söyleniyor. Hatta kapısının üstündeki bir kitabede, şöyle yazdığından söz edilir: “ Sırları keşfeden Apollon’a, Attale’nin oğlu Philaette”

Antik şehrin nekropol (mezarlık) alanının ise: bölgenin kuzeyinde, günümüzde balık üretme gölü olarak kullanılan tuzla çevresinde bulunduğu sanılıyor.

Sonuç: antik çağlarda, kıyı kentlerinin başına gelen, Gryna şehrinin başına da gelir. Çünkü: kentte bulunan tüm mimari objeler, gemilerle başka yerlerde kullanılmak üzere, buradan götürülür. Günümüzde: Apollon Tapınağından herhangi bir iz görülmemektedir. Temaşalık burnunun kuzeyinde, deniz kıyısında, sütun kalıntıları görülebilmektedir.

İzmir Aliağa Myrina (Sebastopolin)

MYRİNA (SEBASTOPOLİN)

İzmir-Çanakkale yolu üzerinde, kuzeye giderken, Aliağa ilçesini geçtikten sonra: Güzelhisar çayı üzerindeki bir köprü aşılır ve Güzelhisar çayının denizle birleştiği yerde, Çandarlı körfezinin son koyundadır.

Bikri/Beriki tepe ve Öteki tepe isimli, iki tepe üzerinde şehir kurulmuştur. Zamanla, kent, bu iki tepeye ve yamaçlarına yayılmıştır. Kent mezarlığı ise, Birki Tepenin kuzey eteğine ve karşısındaki tepeciğe dağılmıştır. Evet, bu büyük mezarlık kalıntıları, yakın geçmişte, bir tesadüf sonucu bulunmuştur. Tepenin yamacındaki duvar parçası ise, Myrina antik kentinin, Bizans dönemindeki surlarından kalan bir kalıntıdır.

Evet, şehir hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. İsim olarak düşünüldüğünde, şehrin isimi anlamının “Ana tanrıça kenti” olduğu düşünülmektedir. Bazı yazıtlarda ise, buraya “Kalabaksaray/Kalabakhisar” denildiği de görülmektedir.

Bu antik yerleşim yerindeki ilk araştırmalar, 1874 yılında yapılmış ve yaklaşık 5000 kadar mezar ortaya çıkarılmıştır.

Ancak, bölgenin makus talihi gereği, bulunan objelerin hepsi, çalınarak yurt dışına kaçırılmıştır. Günümüzde, mezarlardan çıkarılan Helenistik Terra Cotta’lar, İstanbul ve Paris-Louvre Müzelerinde sergilenmektedir.

Biz yine şehirden söz edelim. Şehirle ilgili ilk kayıtlar, MÖ.475 yılında ortaya çıkmış. MÖ.260 yılında, şehir, Selefkiler tarafından ele geçiriliyor. Kısa bir süre sonra ise, Arkaios savaşını kazanan Attalos, şehri yeniden geri alıyor.

MÖ.11’nci yüzyılda, Bergama krallığının egemenliği görülüyor. MS.17-30 yılları arasında ise, depremler var ve şehir tamamen yok oluyor. Yani, biraz önce söylediğim gibi yani, Gryneion kenti gibi, burada da görebileceğiniz bir kalıntı yok. Niye mi yazıyorum? Bilgi olsun diye.

İzmir Aliağa Aigai

AİGAİ

Biraz önce sözünü ettiğim antik kentlerden günümüze herhangi bir kalıntı kalmamış olmasına rağmen, Aigai antik kentinden, günümüze bir kısım kalıntılar kalmış. Tarih meraklıları, burayı gezmeye gidebilirler.

Köseler köyü yakınlarında, Nemrut kalesi olarak bilinen yerleşim yeri: antik dönemde, Aiol isimli bir yerleşim yeridir. Yani: Helenistik döneme ait, Anadolu’daki en eski kentlerden biridir. Burası, aynı zamanda, Güzelhisar çayının başlangıç yeridir.

Evet, buranın yerleşimcileri: yaklaşık 3000 yıl önce, Ege denizini geçip, Anadolu’nun kıyı bölgelerinde koloniler kuran Helen uygarlığının öncüleridir. Burada, bir efsaneden söz etmek istiyorum. Konu ile ilgili olması açısından önemli: “ Atina kralı Aegeus, oğlu Theseus’u: Girit’te labirent bir sarayda yaşayan boğa ve insan karışımı, canavar Minotauros’a, büyük bir gemiyle, kurban olarak gönderir.

Eğer, oğlu, bu labirentten geri dönerse, dönüş yolunda, gemiye beyaz bayrak çekilecektir. Oğul Theseus, Girit kralının kızının da yardımıyla, azgın yaratığı öldürür ve her yıl kurban isteyen Minos geleneğine son verir.

Ancak, dönüşünde, gemisine beyaz bayrak çekmeyi unutur. Beyaz bayrağı göremeyen baba Aegeus ise, üzüntüden kendisini denize atar ve ölür. Ege denizi de, daha sonraki dönemlerde: onun adıyla, yani “Aigaios Pontos” adıyla anılmaya başlanır. Bu “Aigaios” kelimesinin Helen dilindeki anlamı “keçi”

Bu gezdiğimiz şehrin adı da: Aigia. Yani: bir anlamda “keçiler halkı” Zaten, biraz sonra sözünü edeceğim üzere, burada: çok miktarda keçi beslenir ve kılından çok güzel dokumalar üretilirmiş.

Şehir halkı: sakin bir yaşam sürerdi. Tarımla uğraşırlar, zeytinyağı üretirler ve komşuları İnoia’lılarla barış içinde yaşarlarmış. Ama keçi kılı dokumaları, bölgede çok ünlüymüş. Birde, meşhur bir şairleri var.

Lesboslu (Midillili) Sappho. MÖ.7-6’ncı yüzyıllarda bu bölgede yaşayan şair hakkında, ünlü coğrafya bilgini Strabon Gegoraphika adlı eserinde şöyle demektedir.” Sappho ile şiir alanında, en alt düzeyde bile yarışabilecek hiçbir kadının varlığını tanımıyorum.”

MÖ.218 yılında, Bergama krallığının egemenliğine bağlanan kent: barbar olarak nitelendirilen Pers istilasından uzak, sorunsuz bir yaşam sürdürür. Delos deniz birliğine, hiçbir zaman üye olmazlar. Egemenliklere, sessizce boyun eğerler. Ama, bir keçi gibi inatla, kimliklerini en fazla koruyabilen ve yaşatabilen insanlar olarak tarih sahnesinde yerlerini alırlar.

Günümüzde: yıkık bir kent gibi görünse de, ayaktaki kalıntıları halen etkileyicidir. Çünkü, bu izler, bir zamanlar kentin ne kadar muhteşem olduğunun en büyük göstergesidir. Çok güzel korunmuş, ince işçilik sergileyen yüksek duvarlar: muhteşem. Kenti saran sur duvarları: kentin geçirdiği tarihi dönemleri gösteren güzel örnekler sunuyor.

Yoğun taş yığınları ve yıkıntılardan sonra, çarşı (agora) binası karşımıza çıktı. 80 metre uzunluğunda ve 10 metreyi aşan yüksekliğinde bir yapı. Yapı: 3 katlı. Alt kat: bir sokağa ve üst kat ise agoraya açılıyor. Burada: mantar şeklinde bir sütun başlığı var, buna özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum, çünkü Aiol mimari güzelliğini ortaya koyan güzel bir örnek.

Daha sonra: tiyatronun üst terasında, tapınaklar alanında, iki tapınak kalıntısı var. Bunlardan biri: Zeus ve kızı savaşçı Athena ile diğer küçük olanı: bereket sembolü Demeter ve kızı Kore’ye adanmış. 

Aşağıda, Kocaçay vadisinde ise bir başka tapınak var. Bu tapınak: kralların, soyluların, köylülerin ve hatta kölelerin, gelecekteki kaderlerini öğrenmek için umutsuzca başvurdukları bir tanrı için, yani Apollon için yapılmış bir tapınak.

İzmir Aliağa Kyme

KYME

Çakmaklı köyü yakınlarındadır. Deniz kıyısında: geniş Aliağa körfezinde, bugün Nemrut limanı olarak bilinen bir koyda bulunmaktadır. Günümüzde, burada: Petrol Ofisi ve Pektim tesisleri bulunuyor. Kentin, bu bölgede çevreye yayılan kalıntılarının üzerine, günümüzde 7 tane iskele yapılmış ve kalıntılar tamamen ortadan kaldırılmış.

Düşünün, binlerce yıl ortadan kaldırılamayan kalıntılar, son yirmi kırk yıllık sürede, tamamen ortadan kaldırılmış. Belki de, bu taşlar, asırlar önce yapıldığı gibi, liman inşaatında bile kullanılmış olabilirler.

Şehir: MÖ.1050 yıllarında, Frigio Locrico bölgesinden gelen, Aeoller tarafından kurulmuştur. Kyme sözcüğü: Helen dilinde herhangi bir anlam taşımamaktadır. Ancak, Luwi dilindeki “Ana tanrıça kenti” anlamına gelen ”Kama” kelimesinden türetildiği düşünülmektedir.

Kent, kuruluştan hemen sonra ise, bir ticaret trafiğinin merkezi haline gelir. Ünlü coğrafyacı yazar Strabon’a göre: “ Kent, döneminde bölgenin en büyük kentlerinden biridir. Burasının Lesbos ile birlikte, sayıları 30’a varan ve halen çoğu yok olmuş bulunan diğer kentlerin Metropolis’i olduğu söylenebilir.

Kyme: akılsızlığından dolayı, alay konusu olmuştur. Bazılarının anlattığına göre: kuruluşundan, ancak 300 yıl sonra, liman vergisi alınmaya başlanmıştır ve bundan önce, halk bu gelirden yararlanamamıştır. Bu nedenle: “deniz kıyısındaki bu kentte yaşadıklarını “geç anlayan (300 yıl sonra) bir halk olarak ün kazanmışlardır”

1925 yılında yapılan kazılarda: bir portiko, bir ev ve ufak bir İsis tapınağının bulunduğu kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.

Ancak, bölgedeki pek çok İyon kentinde olduğu gibi, buranın taşları da, daha sonraki dönemlerde yeni yapılan yapılarda kullanılmış (biraz önce söyledim ya, belki de, yeni yapılan iskelelerin inşaatında bile kullanılmış olabilir) ve şehre ait fazlaca kalıntı günümüze kalmamıştır. Bugün, kent kalıntıları arasında: sadece, anıtsal bir yapı, İon üslubunda mabet kalıntıları, gövdeleri yivsiz iki sütun dizisi ve tiyatronun yeri görülebiliyor.

Tiyatro: kuzey tepesindedir. Yarım daire şeklindeki caveasının, günümüzde yalnızca izleri görülüyor. Ayrıca: bu kuzey tepenin en uç noktasında: İon üslubunda yapılmış ve Tanrıça İsise adanmış bir mabet kalıntısı görülüyor. Bunların yanında: Nemrut limanda: kuzey ve güney mendireklerine ait kalıntılar, çok sayıda yazıt ve sikke bulunmuştur.

Toprak üstünde ise, çevreye yayılmış, çok miktarda çanak-çömlek parçalarına rastlanıyor. MÖ.2.yüzyılda, Kymeliler, bastıkları sikkelerde, Ephesus Artemis’ine benzeyen bir Anadolu tanrıçasının kabartmasını kullanmışlardır.

Burada, bulunan arkeolojik eserler ise, İstanbul ve İzmir Müzelerin sergilenmektedir. Bunların en önemlileri ise: tunçtan yapılmış atlet heykeli ve İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenen: Artemis başı buluntusudur. Koşucu heykeli: rastlantı sonucu, denizden, balıkçılar tarafından çıkarılır. Bronz heykel, MÖ.1’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor. Rastlantı sonucu bulunmuş, büyük olasılıkla denizden ağlarını toplayan bir balıkçı, ağlarında balık yerine bu bronz heykeli görünce, önce şaşırmış ve sonra da balık çıkmaması nedeniyle kaderine kötü söz söylemiştir.

Ama, bilse ki, bu heykelin değerinin para ile ölçülemeyeceğini, bilmiyorum gidip te yetkililere teslim eder miydi, kaderine kötü söz söyler miydi? Bilmek mümkün değil, ama sonuçta, bu tür güzel bir antik kalıntının, günümüzde bir müzede sergilenmesi ve insanların onu görebiliyor olmaları büyük bir güzellik.

Bölgedeki gezilerde görülebilecek diğer objeler ise: deniz kıyısında, tamamen su altında kalmış liman yapıları, sahilde bir dizi duvar ve suyun hemen altında, 200 metre uzunluğunda, büyük dört-köşe taş bloklardan oluşmuş, gösterişli dalgakıran bulunuyor. Bu dalgakıranların büyük kaya blokları, birbirlerini, kırlangıç kuyruklu metal kenetlerle tutturulmuştur. Dalgakıran yapısı, MÖ.4’ncü yüzyılın ortalarına tarihlenmektedir.

Foça tanıtımı.

Dikili tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

İzmir tanıtımı.

İzmir Menemen

İzmir Menemen

Menemen denilince, malum güzel ilçemiz Menemen yanında, yaz aylarının çok tercih edilen bir yemek türü olan Menemen’de gündeme geliyor. Umarım, yemek olarak düşünülen Menemen aradığınızda, bu satırlar karşınıza çıkmaz. Ama, yine de bu ilçemizin turizm yönü hakkında yazılan bu yazıyı okuyun, belki ilginizi çekebilir.

ULAŞIM

İlçe: İzmir-Afyon-Bandırma demir yolu üzerindedir. Kara yolu düşünüldüğünde ise: Menemen ilçesi: İzmir-Bergama-Çanakkale kara yolu üzerindedir. İzmir il merkezine uzaklık: 33 km. dir.

İzmir Menemen

TARİH

İlçenin: MÖ.1000 yıllarında, günümüzdeki Yahşeli köyü civarında, kurulduğu sanılıyor. Ancak, MÖ.263-241 yılları arasında, ilçe merkezi, Asarlık köyü yakınlarına taşınmıştır. Anadolu Beylikleri döneminde ise, bugünkü yerine taşınmıştır.

Tarihi süreç içinde, bölgede: İonyalılar ve Frigyalılar egemen olmuşlardır. Daha sonra, Lidyalılar bölgeye gelirler. MÖ.546 yılında, Lidyalıların yenilmesiyle, Persler bölgede egemenliği ele geçirirler. MÖ.334 yılında, İskender tarafından Pers istilası bitirilir. İskender’in yenmesiyle, Persler’de bölgede biter ve Bergama krallığı dönemi başlar. MÖ.64 yılında, Romalılar bölgeyi ele geçirirler. Daha sonra ise, Bizanslılar.

1084 yılında, Selçuklular tarafından, Menemen bölgesi ele geçirilir. Germiyanoğulları Beylerinden, Saruhan Bey; 1313 yıllarında bölgeyi ele geçirir.

Osmanlılar: Yıldırım Beyazıt ile, bölgede egemenliği alırlar. Ancak, 1342 yılındaki yenilgiyle biten Ankara savaşı sonrasında: bölgede, yeniden Saruhan Beyliği kurulur. Ancak, Mehmet Çelebi, Saruhan Bey’i öldürterek, bir asırdır devam eden Saruhan Beyliğine son verir. Menemen ve çevresi, yeniden Osmanlı imparatorluğunun egemenliğine girer.

1425 yılında, Sultan II. Murat tarafından, Menemen ve yöresi, kesin olarak Osmanlılara bağlanır. 1850 yılında, Manisa’dan ayrılıp, İzmir’e bağlanır. Derken, 1919 yılında, Yunanlıların işgali görülür. Üç yıldan fazla süren işgal, 1922 yılında bitirilir. Bu işgal sırasında: özellikle Kaymakam Kemal Bey’in Yunanlılar tarafından şehit edilmesi tarihin sayfalarına bir acı anı olarak geçer.

Menemen isminin kaynağı: Bizans egemenliği sırasında: şehre “Maınemenau” adının verildiği söylenir. Zaman içinde bu isim, değişerek “Menemen” ismini alır. Yalnız: şehrin isminin değiştirilmeden 400 yıl önce, sürekli olarak “Melemen” olarak söylenir olduğudur. Evliya Çelebi, 1671 yılında geldiği şehirde, şehir adını “Melemen” şeklinde yazmıştır.

GENEL

İlçe merkezinin denizden yüksekliği: 20 metredir. İklim: Akdeniz ikliminin, Ege bölgesinde görülen karakteristik özellikleri görülür. Kışları ılık ve yağışlı, yazları ise sıcak ve kuraktır. İlçe ekonomisi: tarıma dayalıdır. Özellikle: kavun ve çilek üretimi yaygındır. İhracata yönelik: deri ve deri ürünlerinin üretildiği önemli bir merkezdir.

İzmir Menemen Kubilay

KUBİLAY OLAYI

23 Aralık 1930 tarihinde, sabahın ilk saatlerinde: Derviş Mehmet isimli bir yobaz ve beraberindeki silahlı 6 kişiyle birlikte, Manisa’dan, Menemen ilçesine gelirler.

Menemen Müftü Camisine girerler ve üzerinde dini ibareler bulunan bir bayrakla, camide bulunanlar ve merakla cami önünde toplananları: kendileriyle birlikte, şeriat istemek üzere, hareket etmeye davet ederler.

Öğle saatlerine kadar, kendileriyle birlikte olmayanların ise, arkalarından gelecek 70 bin kişilik Halife Ordusu tarafından, kılıçtan geçirilerek öldürüleceklerini söyler. Tabii, kasabaya “Halife Ordusunun” geleceği söylentisi, yerel halkı korkutur.

Olaylar: ilçede bulunan askeri birlikte duyulur. Bunun üzerine: Alay Komutanı: yedek subay Kubilay’ı, bir manga askerle birlikte, olay yerine gönderir.

Kubilay: 1906 yılında, Adana-Kozan’da dünyaya gelir. Ancak, ekonomik zorluklar nedeniyle, daha sonraki tarihlerde İzmir’e göç ederler. Kubilay ise: 1926 yılında, Bursa Öğretmen Okulunu bitirir ve aynı yıl, Aydın ilinde öğretmen olarak göreve başlar.

Daha sonra ise, Menemen’e gelerek, Zafer İlkokulunda, öğretmen olarak görev yapar. Daha Sonra ise: Menemen’deki askeri birlikte, yedek subay olarak askerlik hizmetini yapmaktadır.

Kubilay: askerlerle birlikte olay yerine gider. Ancak, söylenenlere göre: askerlerin silahlarında kuru-sıkı mermi bulunmaktadır. Ayrıca, silahlarda süngü takılıdır.

Kubilay: askerleri, meydanın girişine bırakarak, göstericilerden “teslim olmalarını” ister. Ancak, aynı anda, guruptan ateş açılır ve Kubilay yaralanarak yere düşer. Askerler de ateş açarlar, ancak mermiler, kuru-sıkı olduğu için gurubu etkilemez.

Hatta: guruptakiler, kuru-sıkı mermiden haberdar olmadıkları için, kurşunların kendilerini etkilemediğini ve mehdi olduklarını düşünür ve haykırırlar.

Kubilay, yaralı halde, cami avlusuna sığınır. Derviş Mehmet ve arkadaşları ise, peşinden camiye girerler. Derviş Mehmet; çantasından çıkardığı, testere ağızlı bağ bıçağı ile: 24 yaşındaki, yaralı yedek subay Kubilay’ın başını keser ve kesik başı: yeşil bayrağın sopasına takar.

Bu sırada: olay yerine: bekçi Hasan gelir. Ateş açar ve guruptan birini yaralar. Ancak, gurup tarafından ateş açılarak, o da öldürülür. Arkadaşının yardımına koşan, bekçi Şevki de, guruptan açılan ateş sonucu öldürülür.

Tüm bunlar olduktan sonra: daha büyük bir askeri birlik olay yerine yetişir ve “teslim ol” çağrısı yapar. Ancak, olay çatışmaya dönüşür ve askeri birlik ateş açar. Derviş Mehmet ve bir kısım gösterici ölür ve bazıları ise kaçar.

Kubilay olayı: Şeyh Sait isyanı sonrasında, genç Türkiye Cumhuriyetinin yaşadığı, ikinci irtica olayıdır. Devlet, olaya sert tepki gösterir. 31 Aralık 1930 tarihinde, Menemen ilçesi ve Manisa ile Balıkesir il merkezlerinde, sıkıyönetim ilan edilir.

Evet, göstericilerden kaçanlar yakalanır. 105 sanık, 15 Ocak 1931 tarihinden itibaren, Divan-ı Harp’te yargılanmaya başlanırlar. 29 Ocak 1931 tarihinde, mahkeme, 36 kişiyi idam cezasına çarptırır. Bunlardan: 28 sanık: 3 Şubat 1931 günü Menemen’de idam edilirler.

Olayın ardından, Menemen’de, devrim şehidi iki bekçi ve Kubilay adına, anıt dikilir. Anıtın üzerinde şöyle yazar: “ İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçileriyiz.”

NE YENİR.NE İÇİLİR

Menemen ilçesinde olup ta “Menemen” yememek olur mu hiç. Elbette olmaz, burada menemen yemelisiniz. Ayrıca: Meydan Pide’de: nefis döner ve her türlü pide lezzetle tatmanızı bekliyor. Menemen’de: yayık ayranı meşhur. Yol üzerinde, sağda, hemen garaja gelmeden “Meşhur Ramo” bu yayık ayranını içebileceğiniz en güzel yer. Mutlaka deneyin. Ayrıca: buradan, koyun yoğurdu satın alabilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Menemen ilçesinde: çanak, çömlek, testi, saksı, renkli seramik ürünleri ve sepetçilik meşhur. Meşhur menemen testi ve sepetleri: İzmir-Çanakkale otoyolunun üzerinde kurulmuş, derme-çatma satış yerlerinde sergileniyor.

Arzu ederseniz, satın alabilirsiniz. Bunun dışında: Yıldız Mandıradan: peynir, yoğurt, ayran gibi Menemen’e özel, süt ürünlerinden satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

İzmir Menemen Taşhan

TAŞHAN

Bölgede bulunan en önemli tarih miraslarındandır. Türk-İslam mimarisinin özelliklerini taşır.

Kitabesi olmadığından, ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ancak: Taşhan’ın yapımında çalıştığı bilinen ve Taşhan bitişiğinde türbesi bulunan Şıh Kamil’in: 1600’lü yıllarda yaşadığı bilinmektedir.

Yani, Taşhan’ın da, 1600’lü yıllarda yapıldığı düşünülmektedir. Yani: Sultan I. Ahmet (1603-1617) veya Genç Osman (1618-1622) dönemlerinde.

Yapının mimari özellikleri: kare planlı, simetrik, moloz taş ve tuğlalardan yapılmıştır. 2 katlıdır. Üst katta: 24 konaklama odası, alt katta ise ahır ve depolar bulunmaktadır.

Avlu kare şeklinde olup, avlunun dört tarafında, tabanları granit taştan yapılmış, tuğla kemer ve çapraz tonozlardan oluşan revaklar var. Girişin hemen sağında, üst kata: 13 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor.

İzmir Menemen Karagöl

KARAGÖL

Yamanlar dağında, zirveye yakın bölümdedir. Uzun ve virajlı yollar: buraya pikniğe gitmeyi düşünenler için, göze alınması gereken sıkıntılar. Virajlar ve yokuşlardan bıkacak olanlar, buraya gitmeyi düşünmesinler. Deniz seviyesinden, 1000 metre yüksekliktedir.

Krater gölüdür. Çevresi, çam ormanlarıyla kaplıdır. Burada, piknik yapmak mümkün. Orman işletmesi tarafından, gölün doğu kesimindeki düzlüğe: masalar koyulmuş, oturma yerleri ve çeşmeler ile güzel bir piknik alanı yaratılmış.

Gölde alabalık bulunuyor, olta balıkçılığı yapabilirsiniz. Ancak, krater gölü olması nedeniyle, derinliği oldukça fazladır. Özellikle: çobanlar ve göl çevresinde oturanlar, gölün dibinin olmadığına inanırlar. Bu yüzden: buraya giderseniz, kesinlikle yüzmek gibi bir düşünceniz olmasın.

İzmir Menemen Larissa

LARİSSA

İlçenin kuzeyinde, Gediz nehrine, 2 km. uzaklıktaki, Buruncuk köyünün üst kısmındaki dağ üzerinde kuruludur.

Biraz zahmetli bir tırmanıştan sonra, çok güzel ve estetik görünümlü duvar, yapı ve sarnıç kalıntılarının bulunduğu, antik kent ile karşılaşırsınız.

MÖ.1200 yıllarında kurulan şehir: MÖ.800 yılları sonunda, Yunanlıların egemenliğine girmiştir. Lydia ve Pers dönemlerinden sonra ise, Peleponnesses savaşlarında, tümüyle yıkılarak, tarih sahnesinden silinmiştir. Daha sonra yeniden inşa edilen kent, Galatlar tarafından yağmalanmıştır.

Ünlü coğrafya yazarı Strabon: “Larissalılarla ilgili, ortak bir özellik var. Toprakları, nehirlerin getirdiği alivyonlarla oluşmuştur. İşte, bu nedenle: bu kentlerin adı, Luwi dilinde “Lar-assa-isse” ögelerinden türetilmiştir ki bu kelime kum kenti anlamına gelir.”

Buruncuk köyü yakınlarındaki Larissa antik kenti de: eskiden deniz girintisi iken, Gediz nehri tarafından, kum dolgusu yığılarak oluşturulan bereketli Menemen ovasının yanı başındadır.

Belli aralıklarla burada yapılan kazılarda: surlarla çevrili ve Bizans öncesinden kalma bir kent kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Bu kent kalıntısının: birçok yerinde: su sarnıçları ve dehlizler var. Ayrıca, üç saray kalıntısı bulunmuştur.

Kazılar sırasında ele geçirilen eserlerin bir bölümü ise, İsveçliler tarafından çalınmış ve günümüzde Stockholm Müzesinde sergilenmektedir.

Bazı sütun başlıkları ve buluntular ise, İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Yine de, şehrin büyük kısmı, günümüzde toprak ve kayalarla örtülüdür. Özellikle, tepeye giden 1 km. lik yol görülmeye değer.

İzmir Menemen Temnos (Görece Kalesi)

TEMNOS (GÖRECE KALESİ)

Bu kalenin yıkıntıları: Hasanlar ve Görece köylerinin arasındaki hudut bölgesinde görülebiliyor. Ancak, günümüze kadar, burada herhangi bir resmi arkeolojik kazı yapılmamıştır. Evet, kale hakkında mevcut bilgiler şunlardır.

Bölge: I. Attales zamanında, Bergama krallığına katılır. Roma imparatoru Tiberius devrinde ise, büyük bir deprem yaşanır. Daha sonra: MS.17’nci yüzyılda, Temnos şehrinin sikkeleri basılmaya devam edilse de, şehir, gittikçe önemini kaybetmiştir. Bu tarihten sonra, tarihi kaynaklarda, şehre ait herhangi bir bilgiye rastlanmaz.

LEUKEY

Maltepe köyü yakınlarındadır. Yörenin en büyük höyüğünün bulunduğu tepenin güney kısmında: kalıntılar bulunmaktadır. Bu kalıntıların: Pers kralı Keyhaenus’a isyan eden, General Tahas tarafından kurulan, Leukey şehrinin kalıntıları olduğu düşünülmektedir. Buradaki resmi arkeoloji kazıları sürdürülmekte olup, kazılarda elde edilen buluntular açıklanmamıştır.

Bergama tanıtımı.

İzmir tanıtımı.