Edirne

Edirne

Haziran 2011 tarihi itibarıyla, UNESCO tarafından, Edirne’de bulunan ve Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği, Selimiye Camii ve Külliyesi: Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesine bir yapıyı alması için birçok kriter bulunduğudur.

Ben şahsen, böyle bir karardan mutlu oldum, çünkü, bundan böyle, Selimiye camii ve Külliyesi, tamamen olmasa  da, UNESCO’nun ilgili kurullarının kontrol ve denetiminde olacak ve yüzyıllar sonrasına, gelecek nesillere daha sağlam olarak ulaştırılacaktır.

Evet, gelelim Edirne şehri gezimize. Çarşıları, camileri, köprüleri, tarihi evleri ve özellikle de, muhteşem Selimiye ile, ülkemize gelenleri ilk karşılayan Edirne, kültürel mirasımızın en iyi hissedildiği bir şehir.

Edirne

 ULAŞIM

Edirne-İstanbul arası uzaklık: 225 km. dir. İstanbul’dan çıkışta, özellikle TEM Otoyolu bulunması, Edirne-İstanbul arasındaki ulaşım için büyük kolaylık ve rahatlık. Edirne-Tekirdağ arası uzaklık: 140 km. Edirne-Kırklareli arası uzaklık: 62 km. Edirne-Çanakkale arası uzaklık: 217 km. Edirne-Ankara arası uzaklık: 683 km. Edirne-İzmir arası uzaklık: 534 km.

Edirne’nin ilçeleri ile olan uzaklıkları ise şöyle: Edirne-Havsa arası uzaklık; 27 km. Edirne-Uzunköprü arası uzaklık: 64 km. Edirne-Keşan arası uzaklık: 112 km.

Edirne

TARİHİ

Edirne yöresinde bilinen en eski halk: Traklar soyundan gelen “Odrisler”dir. Bunlar tarafından: Meriç ve Tunca nehirlerinin kesiştiği ve bugünkü şehrin bulunduğu yerde, antik dönemlerde bir kent kurulduğu bilinmektedir. Bu kentin ismi olarak: Odris, Odrisia, Orestia, Orestas isimleri kullanılmıştır.

MS. 2’nci yüzyılda: Roma imparatoru Hadrianus: Orestia kasabasını görür ve burayı, stratejik önemine atfen, şehir yapar ve kendi adını koyar. Yani: şehir, Roma döneminde: Hadrianopolis, Hadrianupolis, Adrianupolis, Adrianapolis isimleriyle anılır.

Osmanlı dönemi başlarında: Edrinus, Edrune, Edrinabolu, Endriye isimleri kullanılır. 1476 yılında, Osmanlı kayıtlarında, kentin adı: Erdene olarak geçer. 16’ncı yüzyılın başlarında ise: Edirne ismi kullanılır.

Bu arada: şehir, 1361-1453 yılları ( 92 yıl ) arasındaki dönemde: Osmanlı Devletinin başkenti olmuştur. Şehir, bu yıllar içinde, tarihinin en görkemli günlerini yaşar.

Edirne: Osmanlı imparatorluğunun üniversite şehri olarak öne çıkar. 17’nci yüzyılda, dünyanın en büyük birkaç şehrinden biri olan Edirne, 18’nci yüzyılda gerileme dönemine girer. 1745 ve 1751 yıllarındaki yangınlar: Edirne’ye büyük tahribat verir.

22 Ağustos 1829 tarihinde ise, şehir Ruslar tarafından işgal edilir. Daha sonraki süreçte, Bulgarlar ve Yunanlılar da, şehri çeşitli dönemlerde işgal ederler. Tüm bu işgaller: 25 Kasım 1922 tarihinde sona erer.

Edirne

GENEL

Şehir; deniz seviyesinden, 41 metre yüksektedir. Tunca nehrinin doğusundan başlayarak, doğudaki tepelere doğru gelişir. Evet, Edirne denilince, Meriç ve Tunca nehirleri akla geliyor. Özellikle, büyük su adıyla ünlenmiş olan taşkında, nehre yakın mahallelerde, 1844 yılında, 1200 den fazla ev yıkılır.

İl topraklarının, yüzde 80’de tarım yapılır. Bunun sonucu olarak da: çalışan nüfusun yarısı, tarım sektöründe istihdam edilmektedir.

Edirne

Bulgaristan ile, 88 km. sınırı bulunuyor. Meriç ırmağı ise, Edirne’nin Yunanistan ile olan sınırını oluşturuyor. Irmağın doğu yakası Edirne, batı yakası ise Yunanistan. Edirne-Yunanistan sınırı uzunluğu ise: 204 km. dir. Bu sınır: Enez’de biter.

Edirne: Karadeniz, Ege ve Marmara denizlerinin etkisiyle, zaman zaman ve yer yer farklı iklim özellikleri gösterir. Kışları, Akdeniz iklimi etkisini gösterdiği zamanlarda: ılık ve yağışlı, kara iklimi gösterdiğinde ise, oldukça sert ve kar yağışlı geçer. Yazlar: sıcak ve kurak, bahar dönemi yağışlıdır.

Turizm: Edirne için önemli bir gelir ve istihdam kaynağıdır. Şehirde, turizm işletme belgeli olarak, 21 konaklama tesisi var. Bunların oda sayısı ise: 800, yatak sayısı: 1604. Bu turizm işletme belgeli konaklama tesislerinde, 2007 yılı rakamlarına göre: 243.316 kişi, 338.889 gece konaklama yapmıştır.

İl genelinde: Osmanlı-Türk kültürünü yansıtan: 612 eser var. Bu eserlerden bir bölümü (Selimiye Camisi, Üç şerefeli cami, Kervansaray, Meriç köprüsü, Eski cami) günümüze kadar sağlam olarak gelmiş olup, halen kullanılmaktadırlar. İl genelinde, ayrıca 29 Sit alanı ilan edilerek korumaya alınmış bölge bulunmaktadır.

Edirne Sınır Kapıları

SINIR KAPILARI-KAPIKULE-İPSALA-PAZARKULE 

Edirne, ülkemizin Avrupa’ya kara ve demiryolu ile bağlantısını sağlayan il olarak öne çıkar. İl genelinde: 5 sınır kapısı var. Özellikle: Kapıkule sınır kapısı: ülkemizin en büyük kara ve demiryolu sınır kapısı olarak öne çıkar. Bulgaristan üzerinden, Avrupa’ya açılan Kapıkule dışında, Yunanistan ile, Türkiye’yi birleştiren İpsala ve Pazarkule sınır kapıları var. Ayrıca: Uzunköprü’den, yine Yunanistan’a giden demir yolu sınır kapısı bulunuyor.

Edirne Kırkpınar

KIRKPINAR

Evet, Kırkpınar denilince, eminim ki, hepimizin aklına, güreş geliyor. Ama, bu spor, burada çok özel şartlarda yapılıyor. Kırkpınar: Edirne-Ortaköy (35 km. lik yol) üzerinde bulunuyor. Simavina ile Sarı Hızır Köyleri arasında bulunan ve Balkan Savaşından sonra, Yunanistan’a bırakılan Nazif Ağa tarlası denilen çimenlik bir yerin adı.

Edirne Kırkpınar

Tarihi gelişimine bakacak olursak: Osmanlılar, 1356-1357 yılları arasında, Süleyman Paşa komutasında Rumeli’ye geçerler. Burada: yaptıkları akınlar sırasında: savaş yapmadıkları ve mola verdikleri günlerde, aralarında, çeşitli sporlar yaparak zaman geçirirlerdi.

Özellikle: bir keresinde, güreşe tutuşan 40 yiğit içinden, iki yiğit, tutuştukları güreşi, gece yarısına dek sürdürdükleri halde, sonuçlandıramazlar ve ikisi de, güreştikleri yerde, yığılıp kalır, ölürler. Arkadaşları: bu iki yiğidi, Edirne yakınlarındaki, güreş yaptıkları yerde bulunan bir ağacın altına gömerler ve Edirne’ye akınlarına devam ederler.

Zamanla: Edirne fethedilir. Edirne fatihleri: Ahırköy çayırlığına geldiklerinde: daha önce güreş tutarken ölen iki arkadaşını gömdükleri incir ağacının çevresinde: bir kaynaktan çıkan suyun, Kırkpınar çayırlığına doğru aktığını görürler. Bunun üzerine: biraz önce hatırlarsanız, 40 yiğidin güreşe tutuştuğundan söz etmiştim, buraya, “Kırkpınar” adını vermişler.

Edirne’nin alınmasından sonra: Sultan I. Murat zamanında: burada bir güreş tekkesi kurulmuş ve takip eden dönemde, her yıl, burada güreş müsabakalarının yapılması, gelenek haline gelmiş. Ancak: 1923-1924 yıllarından sonra, günümüze kadar olan dönemde,  yukarıda söz ettiğim yiğitleri anmak için, güreşler: Edirne’nin “Sarayiçi” denilen yöresinde yapılmaya başlanmış.

Günümüzde, güreşler bir “Kültür Etkinliği” olarak ve bir hafta süre ile düzenlenir. Şenlikler kapsamında: çeşitli folklor gösterileri, fuarlar, sergiler, güzellik yarışması ve yöresel yemek yarışmaları düzenleniyor. Şenliklere, yurt dışından çeşitli ülke gurupları da katılıyor.

Şenliklerin son 3 günü, güreşler yapılıyor. Büyük, orta, başaltı ve baş boylarında güreşen pehlivanlardan, baş güreşenlerin birincisine “Başpehlivan” deniliyor ve altın kemerle ödüllendiriliyor. Bu arada: şenliklerin vazgeçilmez simgesi “Kırkpınar Ağası”

Ortaya konan koça, açık arttırmada en fazla parayı veren kişi: Kırkpınar Ağası oluyor. Bir sonraki yılın güreşlerini organize ediyor, daha doğrusu finanse ediyor.

Evet, güreşler ne zaman yapılıyor?

Kırkpınar şenlikleri: her yıl, genellikle Haziran ayının son haftası ile Temmuz ayının ilk haftasını kapsayan günlerde düzenleniyor ve bir hafta sürüyor. Daha önce söylediğim gibi, ilk dört gün çeşitli etkinlikler düzenleniyor ve son üç gün ise güreşler yapılıyor. Haftanın son günü (pazar), başpehlivanlık güreşleri ve bir sonraki yıl için Kırkpınar Ağalığı ihalesi yapılıyor.

Edirne Trakya Üniversitesi

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

Trakya Üniversitesi: 20 Temmuz 1982 tarihinde kurulmuştur. Bir bölge üniversitesi olarak: 3 il, 16 ilçeye yayılmış, 8 fakülte, 3 enstitü, 4 yüksek okul, 1 konsertavuar, 20 meslek yüksek okulu, 14 araştırma ve uygulama merkezinden oluşmaktadır. Bölge üniversitesi olma niteliği açısından, Türkiye’nin ikinci büyük üniversitesidir. Trakya bölgesinin tümüne yayılmıştır. Aynı zamanda, Balkan ülkeleri ile de, yoğun ilişkiler içinde olan bir üniversitedir.

 

NE YENİR

BADEM EZMESİ

Bu muhteşem ve Edirne’ye has lezzetli badem ezmesinin her ısırığında, ağzınızda dağılarak, size bambaşka bir lezzet sunacaktır.

 

TAVA CİĞER

Yemek seçiminde, Edirne’de ilk sırayı verin. Edirne ciğerinin lezzetini, başka bir yerde bulmanız olanaksız. Çok pişmişi çıtır çıtır olur, az pişmişi bol vitaminlidir. Cacık veya ayranla beraber yemelisiniz. Mutlaka deneyin.

 

NE SATIN ALINIR

AYNALI SÜPÜRGE

Günümüzde, Edirne’de, bir el sanatı olarak varlığını sürdürüyor.

 

EDİRNEKARİ

Edirne’de, el sanatı ürünlere: “Edirnekari (Edirne işi)” adı verilir. Günümüzde, bu gelenek: ağaç ve oyma işlemeciliği ile devam eder. Sandık ve dolap gibi, ahşap malzemeler üzerine, boya ile yapılan desenlerle ortaya çıkar. Diğer el sanatı ürünleri ise şunlardır: Lake kap ve kutu yapımcılığı, çiçek ressamlığı, ciltçilik, hattatlık (özellikle talik yazı), ahşap oymacılığı ve mezar taşçılığı.

 

MİS MEYVE SABUNU

Turistik bir faaliyet haline dönüşmüş, geleneksel el sanatıdır.

Sevdiklerinize yada kendinize bir ev hediyesi almak isterseniz: Edirnekari veya Edirne hatırası mis sabunlarını mutlaka görmelisiniz. Mis sabunları, evinizdeki dekorasyona uyum sağlarken, ferahlatan kokusuyla da bulunduğunuz ortamın havasını değiştirecektir.

Edirne

GEZİLECEK YERLER

GEZİ PLANI

Edirne gezinize: önce Selimiye Camisinden başlayın. Bulunduğunuz yerden, bir şekilde Selimiye camisine ulaşın ve bu muhteşem mimari harikayı keşfedin. Daha sonra, caminin hemen arka bölümünde bulunan Müzeye gidiyoruz.

Müze gezisinden sonra, tekrar Selimiye camisinin önüne geçiyoruz ve hemen karşısındaki eski caminin yanında bulunan Rüstempaşa Kervansarayı geziliyor.

Sonra, Talatpaşa Asfaltını, batı yönünde takip ederek, Üç şerefeli camiye ulaşıyoruz. Camiyi gezdikten sonra, hemen karşısındaki Alipaşa Kapalı Çarşısını geziyoruz.

Tekrar batıya doğru devam ediyoruz, Tunca nehri üzerindeki Beyazıt Köprüsünden geçerek, II. Beyazıt Külliyesine varıyoruz. Burayı da gezdikten sonra: kuzeye doğru ilerliyoruz, Saray-ı Cedit, Adalet kasrı ve Sarayiçi görülüyor, sonra, şehir merkezine geri dönüyoruz.

Edirne Selimiye Camisi

SELİMİYE CAMİSİ

Sultan II. Selim tarafından, Mimar Sinan’a yaptırılmış. Sinan’ın 80 yaşında iken yaptığı ve “ustalık eserim” dediği önemli bir başyapıt.

Caminin kapısındaki kitabeye göre: yapımına, 1568 yılında başlanmış. Ancak: II. Selim’in ölümünden sonra: 1575 yılında ibadete açılabilmiş.

Günümüzde: şehir merkezinde bulunan caminin bulunduğu alanda: Edirne’nin ilk sarayı (Saray-ı Atik) ve Baltacı Muhafız Kışlası varmış.

Peki: neden Edirne’ye bu ölçüde büyük bir cami yapılmış? Caminin yapıldığı yıllarda, İstanbul’da, büyük boyutlu yeni bir camiye ihtiyaç bulunmuyormuş. Edirne, Osmanlı egemenliğinin, Rumelide ki merkezi konumu ve Sultan Selim’in gençlik yıllarından itibaren, bu şehre aşırı sevgi beslemesi: bu boyutta büyük bir caminin, Edirne’ye yapılmasına neden olmuş.

Edirne Selimiye Camisi

Yapı özellikleri de dikkate değer. Cami: bir tepe üzerinde bulunuyor. Bu caminin yapımında: daha önce hiçbir camide ya da antik çağ mabedinde kullanılmayan, bir yapım tekniği kullanılmış. Daha önceki kubbeli yapılarda: asıl kubbe, kademeli yarım kubbeler üzerinde yükselmekte iken, Selimiye camisi: tek bir kubbe ile örtülmüş. Bu kubbenin yüksekliği: 43.25 metre, çapı ise: 31.25 metredir. Kubbe: 8 sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur.

Kubbe: mimaride, evreni temsil eden bir simgedir. Tüm inanç sistemlerinde, bu yüzden, dini yapıların çoğunda kubbesel yapılar tercih edilmiştir. Hıristiyan dünyasının hakim olduğu Avrupa’da, kubbe mimarisi, özellikle İtalya’da, hakim olmuştur.

Ancak, bu eserleri ortaya çıkaran mimarlar, Mimar Sinan’dan farklı olarak, üst üste iki kubbe sistemini benimsemişlerdir. Mimar Sinan ise, inanılmaz bir cüretle yükselttiği tek kubbe ile, hem mekanı örtmüş, hem de dış görünüşün ana hatlarını belirlemiştir.

Avusturyalı İslam ve İran Sanat Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Ernst Diez’in yorumu şöyledir.” Selimiye’deki mekan büyüklüğü, yüksekliği, topluluk ve ışık etkisi; yer yüzündeki bütün yapılardan üstündür.”

Minarelere gelince: caminin dört köşesinde, dört minare var. Her minare: 3 şerefeli. Çapları ise: 3.80 metre. Yükseklikleri:  70.89 metre. Üzerlerinde bulunan alemleriyle birlikte yükseklikleri ise: 84-85 metre civarında. Öndeki iki minarenin taş oymaları çukur, ortadaki minarelerin ise, oymaları kabarıktır. Minarelerin kubbeye yakın olması: camiyi, göğe yükseliyormuş gibi gösterir.

Caminin: mermer, çini ve hat işlemeciliği de önemlidir. İçi: İznik çinileriyle süslenmiştir. Çinilerin bir kısmı: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında, Rus generali Skobelef tarafından sökülerek, Moskova’ya götürülmüştür.

Edirne Selimiye Camisi

Yapının: kuzey, güney ve avluya açılan, toplam 3 kapısı var. İç avlu: revaklar ve kubbelerle süslü. Avlunun ortasında, mermerden yapılmış bir şadırvan bulunuyor. Dış avluda ise: günümüzde çocuk kütüphanesi olarak kullanılan “Sıbyan mektebi”, müze olarak kullanılan “medrese” bulunuyor.

Yapıldığı dönemde, cami, meşalelerle aydınlatılıyormuş. Meşalelerden çıkan is, hava akımı oluşturmak üzere, özel olarak yapılan bir  delikten dışarı çıkıyormuş.

Evet, Selimiye Camisinin en önemli özelliği, Edirne’nin her tarafından görülebilmesidir.

Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

EDİRNE ARKEOLOJİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Selimiye camisinin yanında. Halen bulunduğu binaya: 1971 yılında taşınmış. Müze: 2 bölümden oluşuyor ve pek çok eser sergileniyor.

Girişte: solda, Edirneli bir şahsın hediye ettiği, tuğralı gümüş eserler ile, diğer ev eşyalarından oluşan aile yadigarı bir koleksiyon bulunuyor. Bunun yanında, Selimiye camisinin mihrabına serilmiş olan, Gördes tipi halı seccade ile, 19’ncu yüzyıla ait Şarköy kilimleri sergileniyor.

Aynı sıradaki üç vitrinin, birincisinde: Osmanlı padişahları döneminde basılan sikkeler, ikincisinde temel hafriyatları sırasında çıkan defineler, üçüncüsünde ise, yurt dışına kaçırılırken gümrük kapılarında yakalanıp müzeye getirilen sikkeler bulunuyor.

Salonun diğer önemli bir yeri ise, sünnet ve gelin odasını yansıtan kısım. Sünnet yatağı: 22 adet bindallı bohçanın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş. Üzerine de, 18’nci yüzyıla ait Atlas üzerine işlenmiş değerli bir yatak takımı serilmiş.

Sünnet ve gelin odasında bulunan, 17’nci yüzyıl sonuna ait Edirnekari yüklük dolabı kapağı muhteşem güzellikte.

İç salon bölümüne girilince, vitrinlerde: sarayda kullanılmış stil örtüsü kahve takımları, kaşıklar (deniz kaplumbağası kabuğundan yapılmış), tombak ibrikler, nargile takımları (billurdan) ve 19’ncu yüzyıl, Edirne erkek ve kadın kıyafetleri, mankenler üzerinde sergileniyor. Buradaki oturma odası ile, Edirnekari tekniğiyle yapılmış para çekmeceleri, yazı çekmeceleri ve sandıklar da ilgi çekiyor.

El sanatları bölümüne geçmeden olan bölümdeki vitrinlerde, Atatürk’ün Edirne’ye geldiği zaman kullandığı battaniyesi ve Balkan Harbinde kullanmış olduğu harita bulunuyor.

Arkeoloji Bölümü

Girişte, duvar boyunca sergilenen taş eserler: üç bölüm. Bunlar: yazıtlar, mimari parçalar ve steller. İlk vitrinde: pişmiş topraktan yapılmış kadın başları sergileniyor. Antik çağdan günümüze kadar, kadınların saç modellerini göstermesi açısından ilginç. Kaçak eserler vitrininde, yurtdışına kaçırılırken yakalanan, çeşitli dönemlere ait eserler sergileniyor.

Trakya kült belgesi vitrininde: harp sanatında ve binicilikte gayet yetenekli olan ve öldükten sonra tanrılaştırılan Trakya süvarilerinin betimlendiği, süvari stelleri bulunuyor.

Duvar boyunca, yine Roma dönemine ait heykeller sergileniyor.

Fosil vitrinlerine geliyoruz. Burada: yörede işletilen kum-çakıl ocakları ile kömür ocaklarından çıkan ve günümüzden bir milyon yıl öncesinden başlayıp, 30-35 milyon yıl öncesine kadar değişik dönemlere tarihlenen, çeşitli hayvanlara ait fosil parçaları sergileniyor.

Büyük bir Trak kabilesi olan Odrislerin Edirne’nin 5 km. kuzeybatısında kurdukları ilk şehir yerleşmeleri, Odrisia’ya ait Prehistorik eserlerden taş baltalar, elle yapılmış kaba hamurlu çentik bezemeli çömlek parçaları, taç el değirmeni salonun ortasında bulunan vitrinde  sergileniyor.

Müzenin bahçesinde; İon, Aiol, Korinth, Bizans sütun başlıkları, çeşitli mimari parçalar sergileniyor. Bunlar dışında, üzeri mitolojik varlıklarla süslü Roma dönemine ait ve üzeri Eros kabartmalı sunak ile Lalapaşa Hacılar Köyünden getirilmiş dolmen ve menhirler ilgi çekiyor.

Edirne Türk-İslam Eserleri Müzesi

EDİRNE TÜRK-İSLAM ESERLERİ MÜZESİ

Selimiye camisi avlusunda, medrese içinde bulunuyor. 1569-1575 yılları arasında, Mimar Sinan tarafından yapılan medresenin, 14 odasında ve avluda: Osmanlı dönemine ait birçok eser sergileniyor.

Müzenin içindeki bu 14 odanın düzenlemesi şöyle:

Pehlivanlar Odası: Kırkpınar güreşlerinde, baş pehlivan olmuş güreşçiler ile, Kırkpınar Ağalarının resimleri sergileniyor. Ayrıca mankenler üzerinde bir güreşçi ve Kırkpınar Ağası canlandırılmış.

Tekke Eşyaları Odası: Müzenin en önemli odalarından biridir. Tekke kapatıldıktan sonra, bir araya getirilen eşyalar burada sergileniyor. Duvarlarda asılı olarak el yazması hat örnekleri, II. Beyazıt Camisinin kündekari tekniği ile yapılmış 2 adet kapı kanadı, II. Selim’in Selimiye Camisine hediye ettiği, el yazması Kur’an-ı Kerim ile çeşitli eşyalar burada sergileniyor.

Çorap Odası: Yurdun çeşitli yörelerinden toplanmış el örgüsü yün çoraplar sergileniyor.

İşleme ve Levha Odası: Atlas üzerine ipekle işlenmiş levhalar, kumaş üzerine aplike edilmiş pul koleksiyonları, nişler içinde Osmanlıca yazı işlemeli peşkirler, çevreler ve örtüler sergileniyor.

Silah Odası: 17.yüzyıl sonu ve 18.yüzyıla ait Osmanlı çakmaklı tüfekleri, zırhlar, miğferler, süvari kılıçları, teberler, kalkanlar, kolçaklar, oklar, kamalar ile mankenler üzerinde yeniçeri kıyafetleri sergileniyor.

Balkan Harbi Odası: Balkan savaşında kullanılan kanlı sancak, süpürge tohumundan yapılmış ekmek ve Edirne Müdafii Şükrü Paşa’nın resimleri sergileniyor.

Çini ve Seramik Odası: 18’nci yüzyıl sonu ile 19’ncu yüzyıl başına ait, Çanakkale seramik ve testileri, erken Osmanlı seramikleri ve Osmanlı duvar çinileri sergileniyor.

Sarayiçi Odası: 1973 yılında Sarayiçinde yapılan kazıda ortaya çıkan ve Edirne Sarayına ait olan duvar çinileri sergileniyor.

Edirne Misafir Odası: Kristal ayna ve konsol, koltuklar ile duvarlarda ipek böceği kozasından yapılmış resimlikler sergileniyor.

Mutfak Eşyaları Odası: Edirne sarayında kullanılan mutfak araç ve gereçleri sergileniyor.

Ölçü Aletleri Odası: El kantarları, astronomi ile ilgili yükselti tahtaları, kum saati, okka ve arşınlar sergileniyor.

Ağaç İşleri Odası: Edirnakari tekniğiyle yapılmış olan ahşap eserler sergileniyor.

Galeri: 15’nci yüzyıldan sonra yok olmuş, yıkılmış Edirne Camilerinin, hanlarının, hamamlarının, çeşmelerinin ve sebillerinin yazıtları ile, 19.yüzyıl sonlarında yapılmış Edirne evlerinin tavan göbekleri sergileniyor.

İç avlu artık yok olmuş durumda. Vaka-i Hayriye olayını, zarar görmeden atlatabilmiş ve zamanımıza kadar gelebilmiş olan yeniçeri mezar taşları koleksiyonu ise, ayrı bir önem taşıyor.

Edirne Rüstem Paşa Kervansarayı

RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI

Günümüzde, bir kısmı otel olarak kullanılmaktadır. 1554 yılında yapılmıştır. Bu binada yapılan restorasyon çalışmaları, 1980 yılında, “Ağa Han” ödülüne layık görülmüştür.

Edirne Üç Şerefeli Cami

ÜÇ ŞEREFELİ CAMİ

1443-1447 yılları arasında, Sultan II. Murat tarafından yaptırılmıştır. Merkezi kubbenin çapı: 24 metredir. Kubbe: 6 dayanağa oturmaktadır. Yanlarda: daha küçük ikişer kubbe ile örtülü, kare bölümler var. Yapı: bir yenilik olarak, enine dikdörtgen planlıdır. Bu planı: Mimar Sinan, İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimi ile uygulamıştır.

Ayrıca, Osmanlı mimarisinde, revaklı avlu: ilk kez bu camide kullanılmıştır. Avlunun dört köşesine, minareler yerleştirilmiştir. Bu yapı özellikleriyle, daha sonra yapılan camilere örnek  teşkil eder.

ALİPAŞA KAPALIÇARŞISI

Üç şerefeli caminin hemen karşısındadır. İçeriye doğru adım attığınızda: kendinizi uzun bir tünelde sanacaksınız. Geçmişte, burada, altın, gümüş satan esnaf bir arada toplanır ve bunların dükkanları 100 bekçi  tarafından korunurmuş. Evet, Ali Paşa’daki gezinizde, siz de, yazın sıcaktan, kışın ise soğuktan korunarak, gezinebileceksiniz.

Edirne II Beyazıt Külliyesi

II.BEYAZIT KÜLLİYESİ

Sultan II. Beyazıt tarafından, 1484-1488 yılları arasında, Mimar Hayreddin’e yaptırılmıştır. Sultan II. Beyazıt, Akkirman seferine çıkarken, 1484 yılında, temelini attığı, yapılar topluluğu, 4 yıl kadar kısa bir süre içinde bitirilerek hizmete açılmıştır.

Şehir merkezinden, 2 km. uzaklıkta, Tunca nehri kıyısındadır.

1682 yılında, Edirne’yi ziyaret eden Evliya Çelebi: “Orada bir Darüşşifa vardır ki, dil ile tarif edilmez, kalemler ile yazılmaz” diye söz etmiştir. Bu: o dönemlerde, Osmanlının en iyi hastanelerinden biri olan, II. Beyazıt Külliyesindeki Darüşşifadır.

Külliyede: cami, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak ve erzak depoları bölümleri bulunuyor.

Özellikle: cami çok büyük. Kubbesinin çapı: 21 metre ve 2 minaresi bulunuyor. Yanlarında: dokuzar kubbeli, kapıları dış yöne açılan tabhane (kitap basımevi) var. Hünkar mahfili: mermerden ve oldukça güzel. Mihrap ve minber ise: sade bir üslupla yapılmış.

Külliyenin, cami hariç bölümleri: Trakya Üniversitesi ele Vakıflar Genel Müdürlüğü arasında yapılan bir protokol sonucu, Trakya Üniversitesine devredilmiştir. Trakya Üniversitesinin yoğun restorasyon çalışmaları sonucu, Külliyenin Darüşşifa ve Medrese bölümleri hizmete açılmıştır.

Bu külliye: 1997 yılından bu yana, Sağlık Müzesi olarak hizmet veriyor. 2004 yılında, “Avrupa’nın En İyi Sağlık Müzesi” ödülüne layık görülmüştür. Medrese ise, Trakya Üniversitesi tarafından, halka hizmet veren bir sağlık birimi olarak kullanılmaktadır.

Edirne II Beyazıt Külliyesi Sağlık Müzesi

SAĞLIK MÜZESİ

Müzede: hekimliğin geliştirilmesi ve değişik sağlık hizmetleri hakkında, geniş bilgileri içiren bölümler var.

Edirne Sarayı

EDİRNE SARAYI

Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin düzenlendiği, Sarayiçi semtindedir. Burada, ilk saray: Sultan I. Murat zamanında yaptırılmıştır. 1450 yılında ise, büyük Edirne Sarayının inşaatına başlanır. Ancak, Sultan I. Murat’ın, 1451 yılında ölümünden sonra, oğlu Fatih Sultan Mehmet tarafından saray tamamlanır.

Sultan III. Ahmet’in, 3 Ekim 1718 tarihinde İstanbul’a dönmesi sonucu, Edirne Sarayı terk edilişi yaşar. Bir daha, Osmanlı sultanlarından hiçbiri bu saraya uğramaz. Tabii, saray kullanılmayınca, bütün binalar çürür ve harap olur. 1750 depremi ise, sarayın birçok yapısının zarar görmesine neden olur.

Osmanlı döneminde kullanılan saraydan, günümüze, adaletin timsali olan “Adalet Kasrı” haricinde bir yapı gelmemiştir. Çünkü: Osmanlı-Rus savaşında (93.Harbi), burası cephanelik olarak kullanılmış ve kentin Ruslar tarafından ele geçirileceği anlaşılınca, cephaneler, Rusların eline geçmesin diye, havaya uçurulmuştur. Bu patlamadan sonra, yalnızca “Adalet Kasrı” denilen kısım sağlam kalmıştır.

Evet, Edirne’de gezebileceğiniz diğer yerler, aşağıda. Zamanınız ölçüsünde, buralardan tercih edeceğiniz yerleri gezebilirsiniz.

Edirne Barış Parkı-Suni Gölet

BARIŞ PARKI-SÜNİ GÖLET

Burada: bir suni gölet yapılmış. 425 bin TL. mal olduğu söyleniyor. Aslında, Edirne’de iki tane barış parkı var. Burası daha çok gölet olarak biliniyor.

Edirne Lozan Anıtı ve Müzesi

LOZAN ANITI VE MÜZESİ

Burada: Lozan ve İsmet İnönü belgeleri sergileniyor. Lozan Barış Antlaşması ve Karaağaç’ın bu anlaşmayla kazanılması anısına, Trakya Üniversitesi ile Edirne Belediyesinin öncülüğünde 1998 yılında yapılmıştır. Üç yüksek sütundan oluşmaktadır. Yanında, bir de Lozan Müzesi bulunmaktadır.

BALKAN SAVAŞI MÜZESİ

Balkan savaşının zor ve acı dolu günlerini anlatan bir müzedir. 2000 yılında ziyarete açılmıştır.

KALEİÇİNDE BÜYÜK SİNAGOG

Bunun, Türkiye sınırları içinde en büyük Sinagog olduğu söylenir. Günümüzde kullanılmamaktadır, restorasyon bekliyormuş.

SARAÇLAR CADDESİ

Edirne’nin sıcak insanını tanımanın en kolay yoludur. Bir aşağı, bir yukarı dolaşabilirsiniz. Saraçlar caddesinde, bir dükkana girdiğinizde: esnaf, sizi tüm doğallığı ile karşılar, hiç bir şey almasanız bile, güler yüzle uğurlar.

Edirne Gazi Mihal Köprüsü

GAZİ MİHAL KÖPRÜSÜ

En eski köprü: Tunca nehri üzerindedir. Yapım tarihi: 1420 yılı olarak düşünülmektedir.

TUNCA KÖPRÜSÜ

Kent merkezinden, Karaağaç’a giderken, yol üstünde ilk karşılaşılan köprüdür. 1615 yılında yapılmıştır.

MECİDİYE KÖPRÜSÜ

Edirne’nin en görkemli köprüsüdür. Meriç üzerinde yapılmıştır. 1842 yılında yapıldığı bilinmektedir.

Edirne Evleri

EDİRNE EVLERİ

Bu evler: taş duvar ve sıvalarla örülmüştür. İskelet sistemi ise, ahşaptır. Muhteşem bir simetriye sahiptir. Bütün evlerde “hayat” denilen bölümler bulunmaktadır. Oda kapılarının açıldığı yer olan bu bölüm, doğrudan evin bahçesine bakan yönde: 1.5-2 metrelik direkler üzerine dayandırılmıştır.

YILDIRIM BEYAZIT CAMİSİ

Edirne’nin en eski camisidir. Şehir merkezine, 3 km. uzaklıktadır. 1400 yılında, burada bulunan bir Roma kilisesinin temelleri üzerine, Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Hacı Alaaddin’dir. Yapı: çok kubbelidir.

Edirne Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Çeşmesi

MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA ÇEŞMESİ

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Selimiye camisinin yanındaki arastanın karşısındadır.

Tekirdağ tanıtımı.

Kırklareli tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

 

Edirne Enez

Edirne Enez


Trakya’nın en uç köşelerinden biri. Ama: yine de, İstanbul’a yakın olması büyük avantaj. Tertemiz deniz, sessiz ve sakin huzur dolu bir ortam arayanlar için ideal.

ULAŞIM

Enez’i: Keşan ve Edirne’ye bağlayan asfalt karayolunun uzunluğu: 180 km. dir. Yani: Enez’e ulaşmanın tek yolu: Keşan üzerindendir. Enez ilçesine vardıktan sonra, 8 km. mesafeden sonra sahil yerleşimleri başlıyor.

Enez-Keşan arasındaki uzaklık: 60 km. dir. Enez-İpsala arası uzaklık: 21 km. Enez-İstanbul arası uzaklık: 285 km. dir. Bu yol: otobüs ile yaklaşık 4.5 saat sürüyor.

Edirne Enez

 

GENEL

Meriç nehrinin denize döküldüğü yerde kurulan Ainos (Enez), iki limanlı bir şehir olarak tarihi süreçte ün kazanmıştır. Ancak: önceleri deniz kenarında olan şehir, Meriç Nehrinin alüvyon sürüklemesi sonucunda kıyıdan uzaklaşmış, şu anda 4 km. içeride kalmıştır. Meriç nehrinin Ege Denizine döküldüğü yerde, güneyi Ege Denizi, doğusu çam ormanları ve hemen önü, lagün göller ile çevrili. Kuzeyinde Hasarlı Dağı ile çevrilmiş şirin bir ilçe.

Edirne Enez

SAHİL ŞERİDİ

Enez’in, 30 km. deniz kıyısında, sahil şeridi bulunmaktadır. Bu sahil şeridi, uzun yıllar boyunca yasak bölge kapsamına alınmış ve bu yüzden, buralarda turizm ve yerleşim gelişmemiştir. Ancak: askeri yasak bölge kapsamından çıkarılması konusunda, Genelkurmay Başkanlığının olumlu görüş bildirdi ve Bakanlar Kurulu bu yönde karar aldı. Sahil bölgesi: hızla büyümekte, yabancılara da açılmasıyla büyük ilgi görmekte.

LİMANI

Edirne Enez

600 yat kapasiteli limanı var.

İKLİM

Enez’de: yazlar kurak, bahar ayları yağışlı geçer. Kışları ise soğuktur. Sahil kesiminde, kısmi olarak Akdeniz ikliminin özellikleri görülür. Yüzünüzü okşayan ılık meltem rüzgarı, mevsim yaz bile olsa, akşama doğru, sertleşerek, üşümenize etken olabilir.

Edirne Enez

YAZLIK KONUT

Enez merkezindeki 4040 konuttan, 3000 kadarı yazlık olarak kullanılan konutlardır.

SOSYAL TESİSLER

Enez’de: sahilde, İstanbul Üniversitesi ve Trakya Üniversitesine ait dinlenme tesisleri bulunuyor.

Edirne Enez Büyük Evren

BÜYÜK EVREN

Keşan-Enez yolu üzerinde, Keşan’a 45 km. uzaklıktadır. Büyükevren beldesinin içinden sola girilerek, sahil yerleşim bölgesine varılır. Burada: bahçeli dubleks yazlık evler var ve kiralanabiliyor. Ancak: evler, sahile bir hayli uzak. Yani: denize girmek istediğinizde, bir süre yürümeniz gerekiyor.

Sahil ve yazlık siteler arasında, sazlık/bataklık bir bölge var. Bu nedenle: sivrisinekler tam bir bela. Gerek evlerde yaşarken ve gerekse dışarıda herhangi bir aktivite halinde, bu sivrisinekler maalesef çok büyük eksi. Sahili: Ege denizine bakıyor.

Saroz körfezinin uzantısı. Sahil: kum. Evet, sonuç olarak, Enez tatilini Büyük Evren yöresinde geçirmek isteyenler için sanırım bu anlattıklarım iyi bir yönlendirme olur.

VAKIF

Enez sahilleri arasındaki büyük yerleşim bölgelerinden biridir. Müstakil evler ve sitelerin yanında, bazı kamu işletmelerinin de tesisleri bulunur. Keşan-Enez yoluna girildikten 40 km. sonra, Abdürrahim Köyü hemen girişinden sola dönülerek, 5 km. sonra Vakıf sahiline ulaşılır.

SULTANİÇE

Keşan’dan Enez’e doğru giderken, 40 km. sonra Büyükevren beldesini geçince, sola Gülçavuş ve Sultaniçe tabelalarından girip, 5 km. sonra Gülçavuş köyüne, 3 km. sonra da Sultaniçe köyüne varılır. Yazlık yerleşim bölgesi için 2 km. daha gitmek gerekir. Sonra, yazlıkların olduğu bölgeye varılır.

SAROZ KÖRFEZİ

Gelibolu ve Edirne arasında yer alan körfezdir.

Ünlü deniz bilgini Kaptan Custo tarafından yapılan bilimsel araştırmalara göre: dünyada, kendini temizleme özelliği olan 6 körfezden biri imiş. Yılda üç defa ve aynı zamanda olmak üzere, Şubat-Nisan ve Temmuz aylarının 15 veya 18’nci günü başlayıp, 25 veya 28’nci günü biten, körfezin kendi kendini temizlemesi işleminde: tabandan soğuk su ve yüzeyde sıcak suyun yarattığı akıntılar, körfezin içine atılan tüm atık ve artık maddeleri temizliyor.

Körfezde: 144 çeşit balık, 78 tür deniz bitkisi ve 34 tür sünger var. Su altı zenginlikleri ile dolu ve sualtı etkinlikleriyle ilgilenenler için, oldukça önemli bir bölge. Ayrıca: dünya da, windsurf sporuna uygun, 3 denizden birisi olarak kabul ediliyor.

Yani: Ege denizinin en temiz bölgesinde, tarih ve doğa ile iç içe, huzurlu bir tatil yeri.

Büyük Kemikli Burnu

Saroz körfezinde dalgaların bir oya gibi işlediği kayalar çok ilginç görüntüler oluşturur. Kemikli Burnundaki lagün gölü ise geçmişte tuzla olarak kullanılıyordu. Günümüzde balık çiftliği olan gölde kuğu, yaban ördeği, kaz ve flamingo gibi kuş türlerine de rastlanıyor.

Edirne Enez Gala Gölü

 

GALA GÖLÜ

Manyas gölünden sonra, Türkiye’deki en büyük kuş barınma alanıdır. Burada, bolca yılan balığı yakalanıyor ve bu balıklar İtalya’ya satılıyormuş. Enez’e yaklaşık 10 km. uzaklıkta bulunan bir doğal cennet. Doğa aşığı iseniz, mutlaka, buradaki kuşların güzelliğini görüp seslerini dinlemelisiniz.

Kuş çeşitlerinin büyük çoğunluğunu, bir arada görmek için ideal aylar: ilkbaharda Nisan, Mayıs ve sonbaharda ise Eylül ve Ekim. Kuşların, göç zamanı olan bu mevsimlerde, tam bir görsel şölene tanık olabilirsiniz. Temmuz-Ağustos aylarında gidildiğinde bile, yirminin üzerinde kuş türünü görmek mümkün. Bazı yerlerde, gölün üzerini kaplayan sazlıkların arasındaki çiçeklerin içinden, aniden havalanan bir ak balıkçıl veya karabatak görebilirsiniz.

Gölün içinde kuşlara eşlik eden bir başka güzellikte: inekler. Krem renkli inekler, arkalarında uzanıp giden büyük sazlıkların önünde, pelikan ve kuğular ile birlikte, suyun içinde yan yana duruyorlar. Bu güzel görüntü, tam bir tablo tadında.

ALTINKUM PLAJI

50 metre genişliğinde ve 4 km. uzunluğundadır.

AV TURİZMİ

İlçe, av turizmi bakımından da önemlidir. Zengin balık çeşitlerine sahip Enez’e, İtalyan avcılık dergileri bile yer vermektedir. Balıkçılık, özellikle Sultaniçe ve Vakıfköylülerin uzmanlık alanı olarak gösterilir. Ayrıca: deniz ve göllerin birbirine karışması nedeniyle, hem tuzlu hem de tatlı su balıkçılığı gelişmiştir. Meriç nehri ve Gala gölünde: yılan balıkları yakalanmaktadır.

Bu balıklar: kılçıksız ve yağlı etiyle rağbet görmektedir. Enez’i dünyaya tanıtan bir başka balık ise: Üzmene Kefali. Deniz ve bataklık arasında kalan, Üzmene Gölünde yakalanan bu kefal türünün, bembeyaz eti, ızgara için ideal sayılıyor.

NE YENİR

Ahmet’in yerinde veya Emre Restoranda balık yenir. Ama: kefal veya yılan balığı yemelisiniz. Balıklar çok taze ve fiyatlar uygun.

FESTİVAL

Enez’de her yıl Temmuz ayı içinde düzenlenen bir “Av ve Balık Festivali” var. 3 gün süren bu festivale, komşu ülkelerden de birçok konuk katılıyor.

TARİHİ

Enez’in kurulduğu yerde, antik çağda kurulan şehir olan: Ainos’un ilk sakinlerinin kimler olduğu kesin olarak bilinemiyor. Ancak, eskiçağ kaynaklarında, Ainos’un yerinde, önceleri Trak kabilelerinin yerleşik oldukları görülüyor.

MÖ. 7’nci yüzyılda, İzmir’in kuzeyinde, Aiolia bölgesinde yaşayan Aioller tarafından buranın iskan edildiği, daha sonra ise Mytileneliler ve Kymeliler tarafından, bir koloni olarak kurulmuş olduğu öğrenilmektedir.

Edirne Enez Tarihi

 

Gerçekten: Enez ve çevresinde yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen maddi kalıntılar, bu tarihi bilgileri doğrulamaktadır. MÖ.6’ncı yüzyılın sonlarında, Pers kralı Darius’un; 513 tarihinde yaptığı İskit seferinden sonra, Trakya ve dolayısıyla Enez, Pers imparatorluğunun hakimiyeti altına girer. MÖ. 478/477 yıllarında, Atik-Delos Deniz Birliğine katılır.

Şehir, Pers Kral Barışı ile, MÖ. 386 yılında, bağımsızlığına kavuşur. Helenistik çağda, Ptolemayosların hakimiyetinde kalır ve MÖ.190 yılında, Romalılar, Trakya’yı ele geçirince, yeniden bağımsızlığına kavuşur.

Edirne Enez Tarihi

 

Bizans çağında, Prenslik merkezi olan Enez, Orta Çağda, Cenovalılar tarafından işgal edilir. 1456 yılında ise, Fatih Sultan Mehmet’in kaptanı Has Yunus Bey tarafından zaptedilir ve Osmanlı Devletine katılır.

Edirne Enez

GEZİLECEK YERLER

Edirne Enez Sahil Kervansarayı (Osmanlı Kervansarayı)

SAHİL KERVANSARAYI (OSMANLI KERVANSARAYI)

Aslında bir Osmanlı Kervansarayı ama 1’nci Dünya Savaşı sırasında, İngilizler tarafından kışla olarak kullanılmış ve “İngiliz Kışlası” da deniliyor. Burası: Enez’in plajı olarak bilinir ve Enez’e takriben 7 km. uzaklıkta ve Gümrük denilen yerdedir.

Karadeniz’deki Burgaz şehrinden, güneye giden ticaret yolu, yukarı Meriç vadisine vardıktan sonra, ya kara yolundan ya da Meriç Nehri ile Enez’de, Ege denizine ulaşır. Bu yol: Karadeniz, İstanbul Boğazı, Marmara ve Çanakkale’den dolaşan, deniz yolundan çok daha kısadır. Ayrıca, Karadeniz ile Ege Denizi arasında, ticari yönden, daha emin bir bağlantı olmaktadır.

Gümrük adıyla bilinen yerdeki bu sahil kervansarayı: Osmanlı devrinde yoğunlaşan ticari hayatın değişim merkezi olarak inşa edilmiştir. Devrin bütün özelliklerini taşıyan bu yapı: 16’ncı yüzyıl Osmanlı Mimarisinde inşa edilmiş, diğer sahil kervansarayları içinde önemli bir yere sahiptir.

Yapıya ait herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Kıyıya dik olarak, uzun dikdörtgen şeklindeki plan konumu ile kervansaray mimarisinde tek örnek olarak görülür. Dik konumu, denizden gelecek saldırılara karşı korunmasını sağlamak için düşünülmüştür. Dar cephesi, dıştan dışa 10.60 m. uzun cephesi ise, 106.75 m. ölçüsündedir. Bugün yer yer ağaçlı bir tarla içinde kalmış olan yapı, uzaktan ince, uzun bir siluet olarak görülür, fakat yaklaştıkça hacim olarak belirir.

Yapının içine girildiğinde: itinalı bir işçilik göstermesi ve mimari bölümlerinin harika olduğu görülür. Kuzey ve güney duvarlarında, karşılıklı iki taç kapı bulunur.

Dış görünüşüyle de, cepheleriyle de, tam bir mimari bütünlüğü sahip olan yapı, iki katlı ve çift meyilli ahşap örtülü çatıya sahip olarak düşünülmektedir. Yapının tümünde, kesme ve moloz taş ile tuğla hatıllar kullanılmıştır.

Yapının yaklaşık olarak yüksekliği: 8.50 metre kadar olup, bugünkü durumuyla zeminden 3.50 metre yükseklik, zemin katına 2.70 metre de ahşap tabanlı kata aittir. Dış duvar kalınlığı: 0.90 m. olan yapının, dış köşelerinde, oldukça muntazam kesme taş kullanılmış olup, doğu ve batı cephede, tuğlaların dışa taşkın bir şekilde sıralanmasıyla, korniş meydana getirilmiştir.

Böylece, cephelerdeki çok sayıda pencerelerin ve doğu cephesi hariç, diğer cephelerde bulunan taç kapıların hatlarını tuğla hatıllar ve korniş dengelemektedir. Bu ise, Osmanlı devri kervansaraylarında görülen gelişmiş cephe mimarisinin bu yapıda da ortaya konulduğunu gösterir. Yanının günümüze ulaşmayan taç kapılarının, kemerli bir açıklığa sahip taç kapılar olduğu anlaşılıyor.

Edirne Enez Deveci Hanı

DEVECİ HANI

Bu yapının kitabesi olmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Günümüze iyi bir durumda gelen bu kervansaray dikdörtgen planlıdır.

Taş ve moloz taştan yapılmış yapının üzeri, kırma bir çatı ile kapatılmıştır. Kervansarayın içerisindeki bölümleri birbirinden ayıran duvarların kenarlarında, yüksek sekiler de yolcuların oturdukları, ortadaki geniş alanda da hayvanların bulundurulduğu açıkça görülmektedir.

Edirne Enez Fatih Camii (Enez Ayasofyası)

FATİH CAMİİ (ENEZ AYASOFYASI)

Enez kalesi içindedir. Haç planlı bir Roma kilisesinden camiye çevrilmiştir. Günümüzde yıkık durumdadır.

HAS YUNUS KAPTAN PAŞA TÜRBESİ

Enez ilçe merkezi dışında, Bizans ve Osmanlı dönemlerine tarihlenen mezarlığın ortasında bulunmaktadır. Has Yunus Kaptan Paşa; ilk Türk deniz kumandanlarından olup, Fatih Sultan Mehmet tarafından idam ettirilmiştir. Hakkında: kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. İspanyol ve Katalonyalı olduğu hakkında iddialar ortaya atılmışsa da, bunların hiçbiri kesinlik kazanmamıştır.

Türbe: Bizans döneminde yapılmış küçük bir şapeldir. Kapalı, Yunan haçı planındaki bu şapelin üstünü, 1.65 m. yüksekliğinde, dört pencereli bir kubbe örtmektedir. Haçın kollarının üzeri, beşik tonozlarla örtülüdür. Doğusunda yarım yuvarlak, dışarıya taşkın ve yarım kubbeli bir apsisi bulunur. Şapel, türbeye dönüştürüldükten sonra, giriş kapısı örtülmüş ve yan duvardan yeni bir kapı açılmıştır.

Edirne Enez Kalesi

ENEZ KALESİ

Kale: Akropol tepesinin çevresinde kuruludur. Akropol tepesi: denizden 25 metre yükseklikte, miyosen bir kalker alt yapılı kaya üzerinde. Tepenin çevresinde: yaklaşık uzunluğu 740 metre olan bir sur bulunuyor. Bu sur: biçimleri ve planları farklı, 15 kule ile desteklenmiş.

Sur duvarları: yer yer 3 metre genişliğe yaklaşmakta, yükseklikleri ise: 25 metreyi bulmakta. Surun günümüzde toprak altında kalan kesimlerinde de: duvar kalıntıları görülüyor. Ama: bunlar, daha önceki dönemlere (arkaik ve Helenistik) uzanıyor.

Kaleye giriş; iki kapıdan sağlanıyor. Kapılardan biri doğu ve diğeri ise kuzey taraftaki surlarda. Doğu kapısı: 3 metre genişliğinde, tonozlu, biri altıgen kareye yakın planlı kule ile desteklenmiş.

Kalenin içinde: akropol bölümü: üzerine kurulu olduğu kaya: düzeltilerek değişik biçim ve ölçülerde, mekanlar oluşturulmuş. Kaya içine oyulmuş: mahzenler, dikdörtgen biçimli odalar ve değişik işlevli mimari kalıntılar var. Burada: çoğunluğu elle biçimlendirilmiş, koyu gri renkli keramik kalıntılar bulunmuş.

Genellikle: geniş ağızlı örneklerden oluşan bu çömlek gurubu, Aiolların, Enez’de yurtlanmalarından önce burada yaşayan yerli halk tarafından yaygın olarak kullanılmış. Bazı uzmanlar tarafından, Aiol keramiği adı verilen bu çömlek gurubunun kökeni konusu henüz tartışmalı.

Edirne Enez Kalesi

 

Kale içinde: arkaik çağda, mimariye çok önem verildiği ve bu alanda şaheserler yaratıldığını kanıtlayan çok amaçlı, büyük mekanlar bulunmuş. Ortaya çıkarılan kalıntılardan anlaşıldığına göre: bu döneme ait dini yapıların duvarları veya çatı saçakları, ön yüzleri değişik renkli motiflerle süslü, pişmiş toprak levhalarla kaplıymış. Evet: kale yapısını gezebilirsiniz. Surlar gerçekten tüm görkemiyle günümüzde ayakta durmakta.

Edirne Enez Kalesi Nekropol

NEKROPOL

Enez’de, günümüzde spor tesisleri ile Taşaltı Gölü arasında, doğu-batı yönünde uzanan taş döşemeli bir yol var. Bir kolu doğuya, Keşan yönünde uzanan bu yolun diğer kolu ise, kuzeye yönelerek, Enez’in yaklaşık 35 km. kuzeyinden geçen ve doğu-batı yönünde uzanan “Via Egnatia” ile birleşiyor.

Eski çağda, Enez’e ulaşan tek karayolu bu yol imiş. Bu yol: Taşaltı yamacı boyunca uzanan mezarların ve mezar anıtlarının önünden geçerek, şehrin içine giriyor.

Edirne Enez Kalesi Nekropol

 

Mezarlıklar; eski çağ kentlerinde, genellikle kentin girişinde ve yolun yanında olurdu. Böylece, kente gelenler, görkemli anıt ve mezarları görür ve selamlarlardı.

Edirne Enez Kalesi Nekropol

 

Evet: Taşaltı yamacı: dikey eğimli, yaklaşık 30 metre yüksekliğinde. Nekropol; bu yamacın en alt kesiminde, kuzey-güney yönünde uzanıyor. Ön sırasında: görkemli anıtlar, podyumlu lahitler, doğuya bakan ön yüzlerinde mermer kabartmalar bulunan lahitler var.

Bu güzel eserler arasında: en ilgi çekici olanı: 4 basamaklı bir kaide üzerinde yükselen anıt gözünüze çarpacak. Yapımında kullanılan mimari teknikler ve süsleme öğeleri olan aslan ayaklar ile, stilize sarmal dal motifler, anıtta Helenistik çağın kendine özgü karakteristik özelliklerini yansıtıyor.

Nekropol’un kuzey kısmında: 2.10 x 2.40 metre ve üst kısmı ise 1.70 x 2.00 metre boyutlarında yapılmış, başka bir anıt var. Yukarı doğru orantılı olarak daralan anıtın, yüksekliği 2.30 metre.

Dış yüzü üzerinde, in situ olarak ele geçen kalıntılardan anlaşıldığına göre, anıt: renkli ince mermer levhalarla kaplanmıştı. Anıtı oluşturan blok taşların bağlantısı, harç yerine kurşun kenetler kullanılarak yapılmış.

Evet: burada, birçok görkemli anıt ve lahitler var. Lahitler: yerli kalker taşından yapılmış olup, üzerlerini semendar biçimli iki veya üç taş kapak kapatmaktadır. Lahitlerin içinde, genellikle bir, seyrek olarak da iki iskelet bulunmaktadır.

Kiremit mezarlar ise: yanlarda ikişer olmak üzere, karşılıklı yerleştirilmiş dört kiremitten oluşur. Bu mezarların içinde: lahitlerde olduğu gibi, bir veya iki kişi gömülmüş. Kiremitlerin üzerinde, üretildikleri atölyenin amblemi görülüyor.

ROMA VİLLASI

Kale dışındaki en önemli antik kalıntılardandır. Gazi Ömer Bey mahallesinde bulunmaktadır. Bu alanda: yapılaşma bulunduğundan, antik yapının tümü açığa çıkarılamamıştır. Villanın tabanı: irili-ufaklı renkli taşcıklardan oluşturulmuş, değişik kompozisyonlarından oluşan mozaik ile kaplıdır. Mozaik taban üzerinde, bronz heykelcikler ve çok sayıda sikke ve değişik çömlekler bulunmuştur.

Bu buluntular, villanın zengin bir Enezliye ait olduğunu göstermekle birlikte, Roma döneminde, Enez’in Sosyo-ekonomik yapısını ve halkın yaşam tarzını yansıtması açısından önem taşıyor.

Edirne Enez Kalesi Antik Cadde

ANTİK CADDE

Şehir merkezinde, Bekir Ağa Caddesinin kenarındaki boş alanda: Helenistik ve Roma dönemlerinde, antik Ainos kentinin önemli caddelerinden biri ortaya çıkmıştır. Bugünkü, toprak düzeyinin 2.15 metre altında bulunan cadde, kuzey-güney yönünde uzanmaktadır. Cadde, büyük blok taşlarla, balık sırtı biçiminde döşenmiştir.

KİLLİK TEPE

Killik adıyla bilinen alan, Enez’in ikinci yüksek tepisidir. Enes Belediyesi tarafından, kiliğin güneyinde yapılan yol genişletme çalışmaları sırasında, MÖ.6 ve 5’nci yüzyıllara tarihlenen, kırık vaziyette, çok miktarda, çömlek parçaları toplu olarak ortaya çıkarılmıştır.

Yapılan kazı çalışmaları sonucunda: 1.50 metre derinliğinde olan kil dinlendirme havuzları ortaya çıkarılmıştır. Havuz tabanının: 0.40 metre kalınlıktaki bölümü, tamamen saflaştırılmış kil içermektedir. Bu kil havuzunun, en geç MÖ.4’ncü yüzyıla ait olduğu tespit edilmiştir. Enez’de gelişmiş bir çömlekçiliğin varlığı, böylece kanıtlanmıştır.

Keşan tanıtımı.

İpsala tanıtımı.

Edirne tanıtımı.

 

Çanakkale Asos Behramkale

Çanakkale Asos Behramkale

Asos: daha çok İstanbul ve yakın çevresinden ziyaretçileri yoğun olan bir yer. Burada: sizi, sessiz bir ortam, harika tarihi güzellikler, deniz bekliyor. Deniz deyince, Asos merkezde, denize girme imkanı yok, yakın çevredeki otel ve pansiyonların önünden girilebilir ama yine de, buranın denizi, soğuk, yani Asos’a giderken, tamamen denize girme özlemi ile gitmemek gerek.

Ben: son olarak, Asos-Behramkale bölgesine, Temmuz 2018 tarihinde gittim ve bu gezideki güncel notlarımı, buradaki yazıda sizlerle paylaşıyorum. Öncelikle şunu bilmek gerekir: yörenin eski ismi “Asos” iken, yeni ismi Behramkale’dir. Yani, ayrı bir Asos veya ayrı bir Behramkale aramamak gerekir.

Çanakkale Asos Behramkale

 

ULAŞIM

Çanakkale’den çıkıp, İzmir yolunu takiben güneye inerken, yaklaşık 1 saat sonra, Assos-Behram Kalesi tabelasını göreceksiniz, sonra tabelanın gösterdiği yoldan yaklaşık 20-25 dakika ilerledikten sonra, Asos’a varacaksınız.

Ayrıca; Balıkesir-Edremit ve batıya giden yolu takiben, Akçay-Küçükkuyu üzerinden de, Asos- Behram Kalesine ulaşabilirsiniz. İstanbul’a toplam 380 km. ve İzmir’e ise 290 km. uzaklıkta.  Akçay yöresinden, buraya ulaşmak isterseniz belli bir süre sonra ana kara yolundan ayrılarak, ara yollara girmeniz gerekiyor, ama sonuç olarak yol çok sıkıntılı değil.

Çanakkale Asos Behramkale

 

TARİHİ SÜREÇ

Ünlü Coğrafyacı Strabon’a göre; Assos, MÖ.2 bin yıllarında, Lelegler tarafından kurulmuş. Kentin ismi Assa olup, Luvi dilinde yerleşim anlamına gelir. Kentin gelişmesi, Midilli Adasından gelen göçmenlerin buraya yerleşmesinden sonra olmuş. MÖ.560 yıllarında, Lidyalılar bölgeyi ele geçirdiklerinde, Assos, Edremit Körfezinin kuzeyindeki en önemli ve güçlü kentlerden biri imiş. Denizden 283 metre yükseklikteki tepeye, zamanla, Athena Tapınağı ve tepenin eteklerinde ise bir tiyatro kurulur.

MÖ.546 yılında, Persler, Ege bölgesini ele geçirirler ve Assos Pers sınırları içine girer. MÖ.387 yılında, Pers yanlısı bir yönetici olan Eubolos, kentin yönetimini ele geçirir. Kentin ondan sonraki hakimi ise, azatlı kölesi ve mirascısı Hermias’tır. Hermias felsefe eğitimi görmüştür.

Ünlü felsefeci Platonun öğrencisi olmuş ve mantık biliminin kurucusu Aristotales’in arkadaşıdır. Aristotales, Hermias’ın çağrısı üzerine, Assos’a gelir. Hermiasın kuzeni Pyhias ile evlenir. İşte, Assos, ünlü Filozof Aristotalesin burada evlenmesine neden olacak güzellikte, saklı bir cennet.

Asos’ta 3 yıl kalan Aristotales, Gymnasıon’da dersler verir. Burası, bir felsefe okulu gibi kullanılır. Eflatun ve Sokrates de, bir zaman, burada dersler verirler. Doğrusu, Asos, felsefe dersi almak için çok uygun bir yer. Çünkü, limanın çok romantik ve değişik bir atmosferi var.

Büyük İskender’in, Persleri Anadolu dan çıkarmasından sonra, Assos çok gelişir, kent imar edilir. MÖ.241 yılında ise, Bergama Krallığının egemenliği altına girer. Daha sonra ise, Roma devletinin Asya eyaletlerinin bir parçası olur.
14’ncü yüzyılda, Sultan Murat Hüdavendigar zamanında, kent, Osmanlı topraklarına katılır ve Behram Kalesi adını alır.

GENEL ÖZELLİKLERİ

Asos’ta ilk kazılar, 1881-1883 yılları arasında Amerikalı araştırmacılar tarafından yapılır. Daha sonra uzunca bir süre ara verilen kazılara, 1980 yıllarında, Türk arkeolog ve araştırmacılar tarafından yeniden başlanır. Sonuçta, yılların emeğiyle, antik tiyatro ortaya çıkarılır.

GEZİLECEK YERLER

Behramkale bölgesine ulaştığınızda: aracınızı burada park edebilirsiniz. Park ücreti: 5 TL. Sonra, yukarı doğru tırmanmaya başlayın, antik bölgeye ulaşıyorsunuz. Antik bölgeye yani Akropolis bölgesine giriş ücreti: 8 TL.

Ama, müze kart geçerli. Hatta, Müze kartı olmayanlar için, burada çok kısa bir süre beklemenin sonucunda, Müze Kartı çıkartılıyor. Giriş kapısındaki görevlilerin, özellikle çok kibar olduklarını ifade etmek istiyorum.

Çanakkale Asos Behramkale

 

Evet, biraz önce söylediğim gibi, arabanızı park ettikten sonra, yaklaşık 10-15 dakikalık bir yürüyüş yapmanız gerekiyor. Yokuş yukarı ama keyifli bir yürüyüş, çünkü, yol boyu tahta tezgahlar üzerinde birçok satıcı, gerek yöresel ürünler ve gerekse el işi ürünlerini sergileyip satışa sunmuşlar.

Bunlardan hoşunuza gidecek bir şeyler bulabilirsiniz. Ama, özellikle: buraya özgü küçük örgü heybeler ve gerek limon kekiği ve gerekse doğal kekik, mutlaka almanızı öneririm. Çünkü, buraya has bir lezzet. Doğal kekik: 3 su bardağı 10 TL. iken, daha ağır olan (az kullanılması gereken) limon kekiği ise, 2 su bardağı 10 TL. den satılıyor.

Antik bölgeye vardığınızda, Akropolis bölgesine girmeden önce, hemen solda bulunan tarihi camiyi gezmenizi ve görmenizi öneriyorum. Burası: Alaattin camisidir. Özellikle, kapı bölümüne dikkatinizi çekmek istiyorum.

Caminin önündeki boşluk, ahşap yürüyüş yolu yapılarak gayet düzenli hale getirilmiş, muhteşem bir manzara ziyaretçileri bekliyor. Tuvalet ihtiyacı için, hemen burada bulunan ve 1 TL. karşılığında kullanılan ve yöre köylüleri tarafından işletilen tuvaletler çok temiz.

Çanakkale Asos Behramkale  Hüdavendigar Camii

Çanakkale Asos Behramkale  Hüdavendigar Camii

 

HÜDAVENDİGAR CAMİİ

Bir tepenin üzerinde, 14’ncü yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. Osmanlı dönemine ait tipik bir yapı. Caminin giriş kapısı yakınında, Skamantos Kralı tarafından onarımı yaptırılan Carnellus Şehrinin kilisesinin bulunduğu ve kilisenin kapısına yazdırdığı yazıtın günümüze kadar ulaştığı ( yalnızca üzerindeki haç işaretinin iki kanadı kırılmış) görülebilmekte. Caminin iç süslemelerindeki kadırga resimleri de, cami mimarisinde alışılmış değil, Mutlaka görülmeli.

Evet, bu ilginç camiyi gezdikten sonra, giriş kapısından girerek, Akropolis bölgesine giriyoruz.

Çanakkale Asos Behramkale Akropolis

 

 

Buraya girdiğinizde, sağ bölümden yukarıya doğru ilerlemenizi öneriyorum. Sağ bölümden gezmeye başlayınca, karşınıza önce bir yapı kalıntısı çıkıyor.

Artemis Tapınağı

 

Sonra devam ettiğinizde, on metre sonra Artemis tapınağının sonradan yapılmış bir betimlemesi (camekan içinde) görülüyor. Minyatür, camekan içindeki, o dönemin izlerini yansıtıyor. Ziyaretçiler için güzel bir sunu. Bu arada çevrenizdeki muhteşem manzarayı izlemek durumunda kalıyorsunuz ki, gerçekten çok büyük ve geniş bir alan rahatlıkla izlenebiliyor.

Ben, bu girişten sonra, Asos antik kentiyle ilgili bilgiler vermek istiyorum.

Denize ve karaya hakim bir volkan konisi tepe üzerine kurulmuş Akropol, yaklaşık 3 km. uzunluğunda, çevresindeki surların 6’ncı yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Surların uzunluğu 4 km. En son dönem surları, 4’ncü yüzyıla ait. Bunların onarılarak Roma döneminde de kullanıldığı sanılıyor. Günümüzde ise, surların büyük bölümü ayakta ve iyi durumda.

En yüksek noktada, Athena Tapınağı var. Tepenin eteklerinde ise tiyatro. Kentin güneybatı yönündeki konut alanlarında yapılan kazılarda Hıristiyan mahallesi bulunmuş. Bölgede gezerken, kafanızı ufka kaldırdığınızda, deniz yüzeyinde, hemen karşınızdaki Midilli adasının muhteşem görüntüsünü görebilirsiniz. Tepeden, güneye denize doğru teraslar iniyor.

Bugünkü köy ise, kuzeye doğru yerleşmiş. Türkler bölgeye geldiklerinde, güneye doğru yerleşim durmuş. Bunun, korsanlardan korunmak için olduğu düşünülüyor. Oysa antik dönemde, kent denize bakıyor da ve Egenin ünlü imbat rüzgarını alıyordu.

Kette, zor işlenen ama dayanıklı bir taş kullanılmış. Bu taşa, antik yazarlar ” insan yiyen taş ” ismini vermişler. Mezarlıklarda kullanılan lahitler ise çok değerli imiş. Bunların değeri, lahitlerin yapımında kullanılan şap imiş.

Çanakkale Asos Behramkale  Athena Tapınağı

Çanakkale Asos Behramkale  Athena Tapınağı

Çanakkale Asos Behramkale  Athena Tapınağı

 

ATHENA TAPINAĞI

Athena, mistik dönemde, üretici zekanın ve savaşların tanrıçası. Ülkeyi saldırılardan korurmuş. Bir başka özelliği ise, şehir tanrıçası ve uygarlığın, el sanatlarının, tarımın koruyucusu, dizginin yaratıcısı imiş. Mitolojide, kadınlara dokumayı öğreten tanrıça olarak geçiyor. Dokumanın bu yörede, bu kadar önem kazanmasının nedenlerinden biri olarak da belki düşünülebilir.

Athena adına, antik çağda şehirlerde tapınaklar yaptırılmış. Assos şehrinde ise, Athena adına yaptırılan bir tapınak var ve akropolün en yüksek yerine, 236 rakımlı tepeye yapılmış. MÖ.525 yılında yapıldığı tahmin ediliyor. Asos un en önemli tarihi yapısı. Yapının önemi, mimari özelliklerinden kaynaklanıyor. Anadolu da, arkaik çağda yapılmış ve kabartma firizlere sahip tek örnek yapı.

Dorik üslupla olmasına karşın, İyon üslubunun özelliği olan çatı altı firizleri var. Bu anlamda, mimaride, birden fazla medeniyetten etkilenildiği söylenebilir. Yanlarda 13 er, ön ve arkada ise 6 şar sütunla çevrili, pepiteros planında. İki basamaklı platform, günümüze kadar ulaşabilmiş. Batı kanadı, 1.20 metre yüksekliğini hala korumakta.

Kazı çalışmalarında sağlam kalmış sütunlardan çıkarılan kalıplar ile, yeni sütunlar dökülmüş ve böylece tapınağın bir bölüm sütunu ayağa kaldırılmış.

Tapınağa ait bazı sütun parçaları ise, Berlin müzesinde sergilenmekte. Tapınağın kabartmaları ise: Paris, Bostan (1881 yılında kaçırılmış) ve İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Dorik başlıklar, sütun kaideleri ve öbür mimarı kalıntılar ise, çevrede görülmekte.

Çanakkale Asos Behramkale

Çanakkale Asos Behramkale

 

Bu muhteşem tapınağa mutlaka çıkın ve Ege denizinin manzarasını seyredin. Özellikle, buradan gün batımı bir harika, sakın kaçırmayın.

Evet, buranın en önemli kalıntısı, Artemis Tapınağı. Bu tapınağı da gördükten sonra, çıkış kapısına doğru ilerliyoruz Tapınağın tepenin en üst noktasında bulunması ve çevreye hakimiyeti muhteşem.

Çıkış kapısından çıkıyoruz ve geldiğimiz yoldan aşağıya doğru ilerleyerek aracımızın bulunduğu otopark bölgesine ulaşıyoruz. Aracımızı aldıktan sonraki hedefimiz, bu kez “Liman” bölgesidir. Yalnız, daha önceki gelişlerimde de şahit olduğum üzere, limana inen yol çok korkunç, dar ve virajlı, burada aşırı dikkat göstermeniz gerekiyor.

Limana inen bu yolda ilerlerken, solunuzda yine bir kısım antik kalıntı göreceksiniz, bir süre mola verip bunları da izleyebilirsiniz.

Çanakkale Asos Behramkale Tiyatro

 

TİYATRO

1985 yılından bu yana, tiyatroda, arkeolojik çalışmalar sürdürülmekte. Tiyatronun tarih içinde, deprem gördüğü ve çöktüğü tespit edilmiş. Devrilmiş duvarları yeni baştan örülmüş. İki yandan tonozları varmış, tonozlardan biri yeni üretilen taşlarla ayağa kaldırılmış. Yeni çalışmalar ile, oturma sıralarındaki eksiklikler tamamlanmış. 10 yıl öncesinde tanınmayacak bir durumda olan tiyatro, günümüzde, bilimsel kazı ve restorasyonlar sonucu gün ışığına çıkarılmış. 4000 seyirci kapasiteli.

Harabe yapı, bir zamanlar taş ocağı olarak kullanılmış ve taşları, bölgedeki diğer yapılarda bolca kullanılmış. Sahne binasının yanından giden, 2000 yıllık bozulmamış bir cadde ortaya çıkarılmış, görülebiliyor.

Çanakkale Asos Behramkale Batı Nekropolü-Mezarlık

 

BATI NEKROPOLÜ-MEZARLIK

Mezarlık, MÖ.7’nci yüzyıldan, 2’nci yüzyıla kadar, 900 yıl kullanılmış. En eski gömüler, yakılan cesedin küllerinin çömleklere konulup, ağzı kapatılarak gömülmesi şeklinde imiş. Sonradan daha büyük küplere, ölü, ana karnında gibi konularak gömülür olmuş. Dönemin inancına göre, ölü geri gelmesin diye. küpün ağzı taş ile kapatılıyormuş. Ölen erkek ise, geri gelme ihtimaline karşın, eşi, tanınmamak için, bir süre peçe ile dolaşıyormuş.

Günümüzde, batı dünyasındaki cenazelerde, kadınların tül-peçe takmasının kökeninde, bu dönemdeki inanç olabilir mi?
Küp gömülere, ölü için hediyeler konuluyormuş. Türkiye’deki defin avcılarının mezar kazmaya meraklı olmaları ve çok sayıda ” bir küp dolusu altın ” bulma öyküsünün altında, bu kültürün bulunduğu anlaşılıyor.

Daha sonraki mezar tipleri, lahitler. Yüzeye yakın bulunan lahitlerin hepsi, daha önce defineciler tarafından soyulmuş. Ancak, altlardaki lahitlerde iskelet kalıntıları ve ölü hediyeleri bulunabilmiş. Bu buluntuların en değerlisi ise, MÖ.4’ncü yüzyıla tarihlenen, pişmiş topraktan yapılma bir kadınlar orkestrası heykelciği. Hiçbir müzede, benzer bir örneğini bulunmamakta imiş.

Yolda aracımızla ilerlemeye devam ediyoruz ve biraz sonra, Liman bölgesine ulaşacağız. Burada, yani liman bölgesi içindeki otopark sıkıntılı, benden size öneri, liman bölgesine varmaya yakın, yolun sağ bölümüne aracınızı boş bulduğunuz bir yere park edin ve liman bölgesine yürüyerek inin, çünkü liman bölgesi içindeki otopark küçük ve sıkıntılı, büyük olasılıkla yer bulamayacaksınız.

Çanakkale Asos Behramkale Asos İskelesi

 

ASSOS İSKELESİ

Assos kentinin limanında, iki mendirek var. Bunlardan biri günümüzde onarılmış ve kullanılıyor. Limanda çoğu otel ve motel, geçen yüzyılda yapılmış taş yapılar. Bölgede yeni bina yapılmasına izin verilmiyor. Doğal olarak, mevcut taş yapılar yani otel olarak kullanılan taş yapılar, çok otantik görüntüler sunuyor.

Ama, buranın en ilgi çeken yanı: hemen denizin kıyısındaki restoranlar. Bu restoranlarda bir şeyler yerken, denize biraz ekmek kırıntısı attığınızda, birçok balığın toplandığını görebiliyorsunuz. Ayrıca: yine mendirek bölgesinde küçük bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Ama, burada en büyük önerim, hemen sol yanda, Asos otelin yanındaki dondurmacıdan dondurma almanız, bu muhteşem lezzeti mutlaka tatmanızı öneriyorum. Restoranlarda yemek yemek, elbette ekonomik güç ile orantılı ama mutlaka dondurma yemelisiniz.

Çanakkale Asos Behramkale Asos İskelesi

Çanakkale Asos Behramkale Asos İskelesi

Çanakkale Asos Behramkale Asos İskelesi

      

SONUÇ

Assos’a yıl boyunca her mevsimde gidilebilir. Zaten kış tatillerinde de dolup taşıyor. Ama asla gürültülü-patırtılı bir yer değil. Bu huzur ortamı, sessiz. Athena Tapınağından mutlaka gün batımını görün. Ayrıca limanda, yine balığınızı yerden, gün batımını izlemenin keyfini tadın. Kısa bir zaman ayırdığınızda, Assos’tan mutlu bir şekilde ayrılmanız mümkün.

Truva tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Gelibolu tanıtımı ve şehitliklerle ilgili yazım için.

Çanakkale tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Altınoluk tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.