Datça Knidos

Datça Knidos
 

Datça Knidos, Datça merkeze 33 km uzaklıkta, yarımadanın en uç noktasında Tekir Burnundadır. Tekir Burnu: Akdeniz ile Ege denizinin birleştiği bir yerdir. Buraya: Palamütbükü yöresinden, kara veya deniz yolu ile gidebilirsiniz.

Ancak karayolu ile giderken oldukça fazla dikkatli olmanız gerekiyor, çünkü karayolu biraz tehlikeli, genelde tek şerit ve bir taraf uçurum, uçurum kenarında bariyer yok. Yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor.

Datça Knidos antik kentinin, Datça merkeze uzaklığı ise yaklaşık 50 dakikalık bir yolculuk gerektirir.

Datça Knidos
 

Şehrin Tarihi Geçmişi

Şehrin ilk kuruluşu

Antik dönemde Karia bölgesi sınırları içinde kalan yarımadadaki en eski yerleşim “Knidos” şehridir. Knidos şehri, Pelopohneus’tan gelen Dor’lar tarafından kurulmuştur.

Bunlar, MÖ 1000 yıllarında, Trakya’dan güneye inerek Yunanistan üzerinden buraya gelirler ve MÖ 4’nci yüzyılda günümüzdeki Datça ilçe merkezinin 2 km kuzeydoğusundaki Dalacak burnundaki “Burgaz” denen yerde “Knidos” şehrini kurarlar.

Şehrin bugünkü yerine taşınması ve yeniden kurulması

MÖ 4’ncü yüzyılda şehir; o dönemde çok gelişen deniz ticareti için yarımadanın uç noktasına yani mevcut şehirden 35 km öteye bugünkü kalıntıların bulunduğu “Tekir Burnuna” taşınır.

Şehir, ilk olarak: kıyı ile kıyıya yakın ada (Kap Krio adası) üzerinde kurulmuştur.

Daha sonra ada ile kıyı arasındaki deniz doldurulmuştur. Daha doğrusu yüzyılların getirdiği çamur ve kum nedeniyle ada ve yarımada birleşmiştir. Ana kara ve Kap Krio’nun birleşmesiyle, kıstağın doğusunda ve batısında iki koy ortaya çıkar. Ağız kısımlarında düzenleme yapılarak koylar koruma altına alınmış ve birer liman oluşturulmuştur.

Çünkü: o dönemdeki gemiler için Knidos, gerek erzak temin etmek ve gerekse dinlenmek için önemli bir merkez olur. Bölgeden geçen gemiler Knidos şehrine uğramadan buradan geçmezlerdi.

Ayrıca, şehirde bulunan iki liman, kötü havalarda gemiler tarafından sert hava koşullarından ve denizden korunmak için tercih ediliyordu.

KNİDOS ŞEHRİNİN MİMARİ DÜZENİ-IZGARA PLANI

Tarih ve coğrafyacı Strabon’a göre: şehirde önce surlar yapılmış, daha sonra sokaklar ve evler, ızgara planına göre ve teraslama yapılarak kurulmuştur.

Şehir yatay ve dikey caddelerden oluşmaktadır. Bu caddelerin bir kısmı merdivenlidir.

Doğu-batı yönünde 4 geniş cadde birbirine paralel uzanır. Bu caddeler şehrin en ünlü caddeleridir. Doğu-Batı yönündeki bu caddeler şehrin en ünlü caddeleridir. Çünkü bu caddeler üzerinde: stoa, meclis binası, oldukça güzel tapınaklar, şehrin önemli kişilerin konutları bulunmaktadır.

Kuzey-güney yönünde ise bir cadde bulunur.

Bu caddeler ve aralarındaki sokaklar: araziye uygun olarak birbirlerini dik açılı olarak keserler.

Ancak bu planlama ile Knidos şehrinde sıra dışı bir uygulama yapılarak, Liman merkezli bir yerleşim düzeni kurulmuştur. Çünkü: şehir etrafını saran adalar gurubunun bir üyesi gibi denize bağımlı bir kenttir.

Datça Knidos
 

KNİDOS’LU ÜNLÜ KİŞİLER

Eudoksos

MÖ 409-355 yılları arasında yaşamış olan ünlü: astronom, filozof ve matematikçidir. Fizik alanında da çalışmalar yapmıştır.

Aynı zamanda “yasa koyucu” olarak da tanınır. Knidos için bir yasa kodeksi hazırlamıştır. Knidos şehri için hazırladığı yasa “Demokrasiye” geçişte etkin bir rol oynamıştır. Aristoteles’in “Politika” sında, Knidos Demokrasisi ve Senatosu hakkında önemli bilgiler aktarılmaktadır.

Eudoksos: gezegenlerin hep aynı yörüngede hareket eden yuvarlak cisimler olduğunu bulmuştur. Çünkü o dönemde en önemli gözlemevi, Knidos şehrinde bulunmaktaydı. Zaten yarımadanın nemsiz oluşu ve gökyüzünün parlaklığa sayesinde, yıldızlar çok güzel gözlemlenmektedir. MÖ 355 yılında ölmüştür.

Sostratos

Mısır’daki ünlü ve Dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen İskenderiye Fenerinin mimarıdır.

Polygnotos

Ünlü ressam: MÖ 450 yılında oldukça güzel duvar resimleri yapmıştır.

Plinus

İnsanlık tarihinin ilk ansiklopedisini yazan kişidir.

Euryhon

Ünlü bir doktor olarak tarihte yerini almıştır.

TIP OKULU

Kent: döneminin ikinci büyük tıp okuluna ev sahipliği yapmaktadır. (Birinci Tıp Okulu, Kos’ta bulunuyordu.) Knidos Tıp Okulu: Euryphon ve öğrencileri tarafından MÖ 700 yılı civarında kurulmuştur.

Bu okul; Tıp konusunda, komşu ada olan Kos’daki Hipokrat’ın okulu ile rekabet edebilecek konumdaydı.

Pers ve Hindistan üzerine çalışan ve Pers Kralı Artakserkses’in hekimi olan tarihçi ve doktor Ktesias Knidosludur ve aynı zamanda Knidos Tıp Okulunun bir üyesidir.

Datça Knidos
 

KNİDOS BÖLGESİNDE GEZİLECEK YERLER

NEKROPOL

Datça Knidos şehrinin nekropolü, şehrin doğu girişindedir. Yani, Knidos şehri kalıntılarına gelmeden 4-5 km önce, Nekropol alanı başlamaktadır.

Yaklaşık 7 km lik büyük bir alana yapılmış olan nekropol, antik çağda bilinen en büyük nekropollerden birisidir. Yol kenarında ve yamaçlarda mezarlar görülür.

Burada çeşitli mezar tipleri vardır. Oda mezarlar, büyük tip çok odalı aile mezarları, kubbeli mezarlar, kaya mezarları, toprağa kazılmış mezarlar ve benzerleridir.

ASLANLI MEZAR

Datça Knidos şehrine gelmeden 4 km önce, deniz kıyısında bir tepenin üstünde bir mezar yapısı vardır.

Tapınak formu bu mezar anıtı: Erken Helenistik döneme aittir. Aslanlı mezarın, Komutan Konan’a ait olduğu tahmin edilmektedir.

Mezarın üzerinde bulunan: yekpare mermerden yapılmış 3 metre boyunda, 1.5 ton ağırlığında bir aslan heykeli bulunuyor iken, 1858 yılında Charles Newton tarafından alınarak Londra British Museum’a kaçırılmıştır. (Nasıl kaçırıldığı hakkındaki ayrıntı, aşağıdadır.)

Ancak bu mezarın bulunduğu yer oldukça zorlu bir tırmanış gerektirir, gitmek isteyenler için duyurulur.

Knidos Aslanı Heykeli

İhtişamlı aslan heykeli tek parça mermerden yapılmıştır. Ağırlığı 6 tondur. Yüksekliği 1.8 metre ve uzunluğu 3 metredir. Muhtemelen MÖ 2’nci yüzyılda yapılmış bir mezarın üzerinde durduğu tahmin edilmektedir.

Evet, heykel, 1858 yılında Osmanlı Padişahının izni ile bölgede araştırmalar yapan İngiliz Charles Newton tarafından bulunmuş ve Londra British Museum’a götürülmüştür.

Bu aslan heykelinin kıyıda bekleyen savaş gemisine götürülmesi için, 100 işçi 3 gün çalışmış, buradan sahile özel yol yapılmıştır. Bindirildiği saldan gemiye yüklenmesi ise, bir ay sürmüştür. Aslan Londra’ya kaçırılmış, günümüzde Datça Limanında bu aslanın kopyası bulunmaktadır.

Aslan heykelinin benzeri, günümüzde Datça İskele mahallesinde bulunmaktadır.

Son olarak duyduğuma göre, gerek Demeter ve gerekse bu aslan heykelinin geri iadesi için çeşitli kampanyalar yapılıyormuş, kesinlikle vermezler.

Aynı tarihlerde yine Padişahın onayı ile, Lord Elgin isimli bir İngiliz, Atina şehrindeki Akropol alanındaki mermer heykelleri alıp Londra’ya götürüyor, Yunanlılar bunların iadesi için yıllardır uğraşıyorlar, İngilizler heykellerin Lord Elgin tarafından parası verilip satın alındığını iddia ediyorlar, ancak elbette parasını vererek satın aldıklarını söyledikleri heykelleri, dönemin Atina Osmanlı valisinden almışlar,

Yunanlılar bunu kabul etmiyor ama İngilizler de heykelleri geri vermiyorlar. Zaten Londra British Museum’a gidenleriniz varsa bilirler, müzeye giriş ücretsiz, çünkü bütün dünyadan, birçok eser, kalıntı objeyi alıp buraya getirmişler, girişten ücret almıyorlar.

OTOPARK VE GİRİŞ GİŞESİ

Daha sonra aracınızı otoparka bırakarak, gişeden giriş biletinizi satın alabilirsiniz.

Buraya sıcak yaz günlerinde özellikle öğleden sonra gitmenizi ve buradan mutlaka akşam güneşinin batışını izlemenizi öneririm. Bir önemli not daha, cep telefonları Yunanistan kanallarına bağlanıyor, yani aşırı bir ücret ödemek istemiyorsanız, burayı gezerken cep telefonlarınız ile konuşmamanızı öneririm.

Kalıntıların bulunduğu ören yerine giriş ücretlidir, ancak müze kart geçiyor.  

Datça Knidos Kent Surları
 

 KENT SURLARI

Datça Knidos şehrinde, MÖ 5’nci yüzyılda kent suru yoktur.

MÖ 4’ncü yüzyılda, kent yeniden planlanırken: Akropolis, ana kara ve Kap Krio adasına kent suru inşa edilmiştir.

Surlar: arazinin yapısına bağlı olarak yerel kireç taşı bloklardan örülmüştür. Yer yer blokların kullanıldığı bölümler de bulunmaktadır.

Surların en sağlam bölümü Akropolis surlarıdır.

Burada bulunan kuleler, küçük boyuttaki dört giriş ve kuleler arasında farklı örgü tekniklerine sahip, sur bedenlerinden oluşur.

Bunlar, zamanın ve doğanın tahribatına rağmen günümüzde tüm görkemiyle görülebilmektedir.

Akropolis bulunan yerde, sadece sarnıçlar bulunmakta, başka bir yapı kalıntısı bulunmamaktadır. Bu yüzden, burası büyük olasılıkla, Knidos halkı tarafından, tehlike anında sığınılan bir “Sığınak Kalesi” olarak kullanılmış olmalıdır.

Ana karadaki surlar

Bunlar: Askeri limandan başlar, teraslar üzerinden doğal kayalık takip edilerek Akropolis’e kadar uzanır. Ancak: Yuvarlak Tapınak Terasından sonra sur bedenleri görülmez. Ancak Akropolis’e kadar olan sur duvarlarının temelleri görülmektedir. Surların toplamı 4 kilometre uzunluktadır.

Doğudaki surlar

Kentin ana karadaki doğu bölümü; karadan gelecek saldırılara karşı en açık ve savunmasız bölümdür. Bu yüzden, buradaki surların yapımında büyük bloklar kullanılmıştır. Kent surlarının en kalın bölümü (5 metreye yakındır) burada bulunur. Ancak günümüzde bu surların hiçbir bölümünde, üst bitim noktası görülmez.

Evet, kentin doğusundaki surlar: Demeter Kutsal Alanının doğusundaki, doğu-batı doğrultulu fay dikliğinden kıyıya iner. Buradan kıyı hattını takip eder, Ticaret Limanının kuzey dalgakıranı üzerinde bulunan kuleye ulaşır. Bu surların Demeter kutsal alanı doğusundaki bölümü tamamen yok olmuştur. Güney yönü, denize çok dik bir yar olarak indiği için, buraya sur yapılmamıştır.

Kap Krio bölümündeki surlar

Burası: kuzeyden güneye doğru yükselen bir tepe görünümündedir. Yani, adanın topoğrafik durumu buraya doğal bir tahkimat sağlamıştır. Sadece eksik bölümler sur ve kulelerle takviye edilmiştir. Adanın batısı ve doğusu birbirinden bağımsız savunma hatlarına sahiptir.

Güneyde ise arazi çok sarptır ve dik bir uçurumla sonlanır. Bu yüzden, güneyde herhangi bir savunma hattı yoktur. Adadaki surlar, yer yer temel seviyesine kadar korunarak günümüze ulaşmıştır.

Datça Knidos Dionysos Terası ve Tapınağı
 

DİONYSOS TERASI VE TAPINAĞI

Datça Knidos şehrinin batı bölümünde en alt kısımdadır.

Doğusunda Küçük Tiyatro, batısında Liman Caddesi ve kuzeyinde Stoa bulunmaktadır. Güneyinde ise kentin iki limanı bulunmaktadır. Deniz yolu ile Knidos şehrine gelenleri, muhteşem görüntüsü ile Dionysos Tapınağı karşılıyordu.

Teras, ismini burada bulunan Dionysos Tapınağından alır. Tapınak: İon düzenindedir. Tapınağın alt kısımları beyaz renkli yöresel mermerden oluşur. Üst kısımları ise mavi-beyaz renkli ve Rodos’tan getirilen mermerlerden yapılmıştır.

Tapınakta bulunan Dionysos konulu frizlerden bazıları günümüze ulaşmıştır.

Dionysos: “Şarap ve Bağbozumu Tanrısı” olarak tanınır. Knidos şehri asıl olarak şarap ticaretinden zengin olmuştur. Bu yüzden Dionysos onuruna her yıl bağ bozumu törenleri yapılmaktaydı.

Roma dönemde tapınak kiliseye çevrilmiştir. Tapınağa ait mermerler ve diğer objeler, kilisenin yapımı sırasında kullanılmıştır.

Günümüze sadece temel kısmı ve üzerine geç antik dönemde yapılmış olan apsisli bir kiliseye de hizmet etmiş olan stylobanın bir kısmı ulaşmıştır. Erken Hıristiyanlık döneminde eklenmiş olan kilise inşaası sırasında tapınağın ve hemen yanındaki stoanın gerek duvar ve gerekse stylobat blokları kullanılmış ve kilisenin zemininde, tapınağın stylobatının da yer yer korunduğu anlaşılmıştır.

DİONYSOS STOASI

Stoalar: antik dönemde kentlerde bir sokak veya agora yanında bulunan, üstü kapalı sütunlu galeridir.

Dionysos Stoası, Dionysos Terasının kuzeyindedir. 130 metre uzunluğundaki Stoa; Dionysos Tapınağı ile Küçük Tiyatro arasındaki terasta bulunmaktadır.

Burada, yan yana dizilmiş 4 x 5 metre boyutlarında 25 ayrı mekan bulunmaktadır. Bu mekanlar, dükkan ve depo olarak kullanılmıştır. Dükkanların dış cepheleri, renkli mermer levhalarla kaplıydı.

Bu mekanların arkasında ise bir duvar bulunur. Bu mekanların batısında ise kült odaları vardır.

Stoa: Helenistik dönemde yapılmıştır. Knidoslu ünlü mimar Sostratos tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. MS 2’nci yüzyılda ise yenilenmiştir.

Knidos şehrindeki Aristokleidas’ın oğlu tarafından finanse edilerek yapı, oldukça görkemli bir şekilde, sütunlu galeri ve mermer kaplamalar ile bezenmiştir. Bu yenileme aşamasında, ön tarafına sütunlu bir galeri yapılmıştır.

Dükkanların önünde, Korint başlık taşıyan, 5 metre yükseklikteki, yivsiz sütun dizisi vardır.

MS 3’ncü yüzyılda Stoa bir yangın sonucunda yıkılır ve bu alan bir daha kullanılmaz.

Kazılar sırasında, Dionysos Stoasında güçlü bir tahribat ve yangın tabakası görülür, buna bağlı olarak MS 3’ncü yüzyıl ortalarında, Knidos şehrinin hem ana kara bölümlerinde hem de Kap Krio adasında bir felaket olmuştur. Yukarıda söz ettiğim gibi, Stoa, bu felaketten sonra onarılmamıştır ve buranın üzerine bir süre sonra basit ölçekli yapılar inşa edilmiştir.

Samsatlı Lukianos’un Erotika kitabı

Samsatlı Lukianos;  MS 2’nci yüzyılda yazdığı “Erotika” adlı kitabında: isimleri Kharikles ve Kallikradites olan iki arkadaşın Knidos şehri ve Afrodit heykelini ziyaretini anlatır.

“Kutsal bahçenin yanına geldik. Güzel kokular bizi sarhoş etti. Defne, mersin, selvi ağaçları. Tapınağa girdik, ortada heykel duruyordu. Dudaklarında çekingen, utangaç bir tebessüm. Güzelliğini, sol elinin hafif bir eğimle kapattığı yer dışında, hiçbir şey örtmemişti. Güzelliğine çarpıldık, Tanrıçanın her tarafını inceleyip öptük”

Öncesinde ise “Afrodit’i görmeye gitmeden önce, Sostratos’un revakları içinde gezinmişler ve burada satılan erotik tasvirli hatıra eşyalarına gülmüşlerdi. “Stao kazılarında, güldükleri tasvirlerden bol miktarda bulunmuştur.

Yine aynı kitaptan bir alıntı daha “İki arkadaş, kutsal alandaki mis kokulu güzel bahçelerden geçtikten sonra tapınağa girerler. Heykelin güzelliği karşısında büyülenirler. Heykelin arkasını da görmek için tapınağın arkasına dolanırlar.

Onlara yaşlı bir kadın, kilitli kapıyı açar ve içeriye girerler. Heykelin arkası önü kadar güzeldir. Ancak Tanrıçanın kalçasının iç tarafında bir leke vardır. Aralarında konuşurlar “Heykeltıraş mermerin lekesini ne dahice gizlemiş” derler.

Yaşlı kadın ise “hayır, düşündüğünüz gibi değil” der ve lekenin hikayesini anlatır. “Bir zamanlar Tanrıçaya aşık bir genç yaşardı. Her gününü, akşama kadar tapınakta geçirirdi. Bir gün tapınakta saklanıp, kapılar kapanınca içerde kalmayı başardı.

Sabah olduğunda anlaşılmış ki, genç Tanrıçayla sevişmişti. İşte bu leke, o sevişmenin izidir.”

Datça Knidos Limanlar
 

LİMANLAR

Askeri Liman-Doğu Limanı

Kuzeyde olan Ege denizi tarafındaki liman: “askeri” amaçlarla kullanılmıştır. Boyutları nedeniyle burası “Küçük Liman” olarak nitelendirilir. Kap Krio ve anakaradan devam eden surlar, askeri liman girişine kadar devam eder.

Girişi oldukça dardır ve çevresinde çok sayıda kule ile desteklenmiştir. Bu liman türü, kapalı veya kapatılabilen bir liman özelliğindedir. Limanın batısı, anakaradan Kap Krio’ya doğru uzanan bir mendirek ile kapatılmıştır.

Datça Knidos Deniz Feneri
 
Deniz Feneri

Datça Knidos askeri limanının girişinde bulunan yuvarlak kule, konum itibarı ile bir deniz fenerine benzetilmektedir. Askeri limanın girişinde, mendireğin güneybatısında bulunan yuvarlak kule deniz feneri olarak kullanılmış olması olasılığı yüksektir.

Antik çağda deniz fenerleri, hep limanların girişine inşa edilmiştir. Ticaret limanında ise yine deniz feneri bulunduğu düşünülmektedir. Ancak Knidos deniz fenerlerinin muhtemel yeri ile ilgili olarak ilk akla gelecek yer, dalgakıranların uç kısımlarıdır ki, her iki dalgakıranın uç kısımları, günümüzde sualtındadır.

Su altında yapılan arkeolojik araştırmalarda ise, dalgakıranların uç kısımlarında bir yapı kalıntısı görülmemiştir.

Sonuç olarak, Knidos deniz feneri için en uygun yer: Kap Krio adasının doğu ucudur.

Datça Knidos Ticaret Limanı-Batı Limanı
 

Ticaret Limanı-Batı Limanı

Güneydeki daha büyük olan liman ise “ticaret” için kullanılmıştır. Boyutları nedeniyle burası “Büyük Liman” olarak nitelendirilir.

Limanın giriş kısmında: Kap Krio ile ana kara arasındaki açıklık, yaklaşık 450 metredir. Burada rüzgarlardan korunmak için, Kap Krio doğu ucu ile anakara aksı arasında dalgakıran yapılmıştır.

Böylece liman girişi daraltılmış ve savunma hattı oluşturulmuş, ayrıca rüzgarlardan korunmuştur. Bu dalgakıranlardan, Kap Krio ile bağlantılı güney dalgakıranı, günümüzde su üzerinde görülmektedir. Uzunluğu 120 metredir.

Kap Krio bölümünde, rıhtımın hemen üstündeki teraslarda, bazı liman yapıları bulunuyordu. Kazılarda ortaya çıkarılan bu alanlarda: sarnıçlar, dükkanlar, işlikler ve bu yapıları rıhtıma bağlayan cadde ve sokaklar bulunmuştur. Çünkü: burası Knidos kentinin ticari faaliyetlerinin merkezi durumundaydı.

Şehir Dorlar zamanında özellikle şarap ihraç eden bir yer olarak önem kazanmıştır. Diğer ihraç ürünleri ise, sirke ve zeytinyağıdır.

Neden şarap? Çünkü Knidos şarabının o dönemde “hazmı kolaylaştırıcı etkisi” olduğuna inanılıyordu ve bu şarabın ünü, Doğu Akdeniz’den, Atina’ya kadar gider. Bu şarabın ihracı ile ilgili olarak bölgede çok sayıda amfora bulunmuştur.

Ticaret Limanının kıyı hattı yaklaşık 900 metre uzunluğundadır ve bu hattın büyük bir bölümü, liman duvarı ile çevrilerek liman havzası koruma altına alınmıştır. Günümüzde, Knidos’a gelen ziyaretçilerin bir kısmı, burada bulunan sahilden denize giriyorlar.

Batı Limanı Şapel Kompleksi

Batı Liman mendireği üzerindedir. Şapel ve kuzeyindeki yapı kompleksi: 16 x 13 metre boyutlarındadır. Knidos’taki diğer kiliselerde olduğu gibi doğu-batı yönünde yerleştirilmiştir.

Şapel: naos ve apsis bölümlerinden oluşur. Yapının zemini: traverten, mermer ve pişmiş toprak plakalarla kaplanmıştır.

Limanların günümüzdeki durumu

Gelelim günümüzde bu iki limanın durumuna: kuzeyde askeri amaçla kullanılan liman toprakla dolduğu için sadece balıkçı gemileri tarafından kullanılıyor.

Burada özel bir durum var, bu liman niye toprakla dolmuş derseniz, Amerikalı Irıs Love tarafından 1967-1977 yılları arasında yapılan kazılarda çıkarılan topraklar bu liman bölgesini doldurulmuş, liman bataklığa dönüştürülmüş, sabotaj gibi bir durum, bile bile toprakla doldurulan ve yok edilen bir liman.

Askeri liman günümüzde sadece 1 metre derinliğe sahiptir. Günümüzde buraya sadece küçük motorlar girebilmektedir.

Peki öbür büyük liman: günümüzde halen kullanılıyor, yatlar ve gezi teknelerinin demirlemesi için kullanılıyor. Koy içinde, Datça Kaymakamlığı tarafından işletilen 10 tekne kapasiteli bir iskele bulunmaktadır. Kıyıda ise bir lokanta bulunmaktadır. Koyda bir de Jandarma Karakolu vardır.

Başka hassas bir konu, elbette Knidos derinliklerinde azgın dalgalara yenilmiş birçok tekne batığı bulunmaktadır, ancak burada “Dalış Yasaktır”

KAP KRİO ÖREN YERİ

Buranın çevresi tellerle çevrilidir, buraya girmek için kapıda, tekrar biletinizi göstermenizi istiyorlar. Kapının hemen yanındaki büfeden, Knidos hakkındaki yayınlar ve hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

KNİDOS (DEVEBOYNU) FENERİ

Önce fenere nasıl gidebileceğinizi anlatmak gerek. Knidos antik şehri kalıntılarında, iki limanı birbirine bağlayan, dar kara parçasını geçip, yol boyunca siyah kabloları takip ederek, fenere ulaşabilirsiniz. Bu yürüyüş yolu gidiş-dönüş yaklaşık 2.2 km uzunluğundadır.

Kap Kario adası ve antik kent arasındaki denizin doldurulmasıyla elde edilen Kap Krio yarımadasının batısında, kayalıklar üzerindeki tepededir. Denizden 104 metre yüksektedir.

Akdeniz ve Ege denizi sularının birleştiği yerde bulunması nedeniyle büyük öneme sahiptir.

Fener, 1931 yılında inşa edilmiştir. Anadolu’nun Akdeniz’e uzanan en uç noktasındadır. Fenerin görüş mesafesi, 12 mildir. Fenerin bulunduğu yerde, günümüzde Helenistik dönemden kalma antik fener ve sur kalıntıları görülmektedir. Bir zamanlar, burada bulunan antik dönem fenerinde yakılan ateş, gemilere yol gösterirmiş.

Günümüzdeki fener ise, güneş enerjisiyle çalışan elektrik lambalarına sahiptir. Kıyı Emniyet Müdürlüğü tarafından restore edilen fener, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Burayı gezdikten sonra yine anakara bölümüne geçiyoruz
Datça Knidos Liman Caddesi
 

LİMAN CADDESİ

Kuzey-güney aksındaki cadde Limanlar Caddesi olarak adlandırılır.

Datça Knidos şehrinin en batısındadır. Caddeni genişliği yaklaşık 6 metredir. Eğime bağlı olarak kademeli yükselen basamaklara sahiptir.

Caddenin başlangıcı askeri limandır. Askeri limandan yukarıya doğru çıkan merdivenlerle bu caddeye ulaşılır. Bu merdivenlerin yanında, iki gümrük odası ve ileride ise anıtsal çeşme bulunmaktadır.

Liman caddesi boyunca: oyalanmak için yapılan oyun taşları görülür. Sağ altta: “mankala” denen bir zeka oyunu tablası var. Bu oyun antik dönemde yaygın olarak oynanırdı.

Liman caddesi askeri limandan başlayınca, Propylona kadar gider.

Caddenin hemen batısında “D” kilisesi vardır. Güney kısmında ise anıtsal çeşme bulunur.

D KİLİSESİ

Askeri Limanın doğusunda Limanlar caddesinin batısındadır. Stoa’dan askeri limana doğru yürürken görülür.

Kilise ilk olarak 1960’lı yıllarda Amerikalı arkeolog Iris Love tarafından tespit edilmiştir.

Kilise yapısının uzunluğu 36 metre ve genişliği 15 metredir. Muhtemelen, antik bir tapınak veya bazilika üstüne inşa edilmiştir. Çünkü kilise yapılırken çakın çevresindeki eski yapılara ait malzemeler devşirme olarak kullanılmıştır.

Özellikle: kilisenin orta aksisinde: Knidoslu zengin tüccar Theopompos ve ailesini onurlandırmak için yapılmış, yuvarlak formlu bir anıta ait, gri-mavi renkli mermer bloklar dikkat çeker.

Kilisenin: ilk olarak MS 5’nci yüzyıl sonu ile MS 6’ncı yüzyıl başlarında inşa edildiği düşünülür. Üç nefli, bazilika planına sahiptir. Ana nefte bulunan altar odasının önü: gri, beyaz ve kırmızı renkli, yıldız motifli mermer mozaiklerle süslenmiştir.

Nartekse, batıda bulunan 8 basamaklı bir merdivenle ve iki ayrı kapıdan girilir.

Girişin bu derece yüksek olmasının sebebi, yapının yükseltilmiş bir yerde inşa edilmiş olmasına bağlanmaktadır.

Datça Knidos Anıtsal Çeşme
 

MYMPHEİON-ANITSAL ÇEŞME

Çeşme yazıtında, çeşmenin kentin su işleri müdürü Boulakrates tarafından yaptırılarak halka sunulduğu yazılıdır.

Liman caddesinin ilerisindeki anıtsal çeşmenin parçaları, günümüze kadar ulaşmıştır, ancak restorasyon yapılmamıştır. Günümüzde temel seviyesinde olan çeşmenin mimari unsurları, restorasyon projesiyle tekrar bir araya getirilmesi düşünülüyormuş. Çeşme, tamamlandığında yaklaşık 7 metre yüksekliğinde olacak ve çevresinde mini aslan başları bulunacakmış.

Datça Knidos Yuvarlak Tapınak Terası-Dor Tapınağı
 

YUVARLAK TAPINAK TERASI-DOR TAPINAĞI

Datça Knidos şehrinin, Batı uç noktasındadır. Apollon Karneios Kutsal Alanı, Tapınak ve Altarın üst kısmındadır.

Tapınak alanına giriş: doğu tarafındaki bir merdivenden girilir.

MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir. Tapınağın çapı, yaklaşık 17.30 metredir. Korint düzenindedir. Yuvarlak teras, 15 sütunlarla çevrilmiştir. Sütunların üst tarafında Korint başlıkları bulunur.

Tapınağın temel podyumu gri mermerdir. Üst kısımları ise yumuşak posos taşından yapılmıştır.

Yuvarlak tapınak terasının doğu ve batısında iki yapı temeli görülür. Bu yapıların hazine daireleri olduğu düşünülüyor. En doğudaki uzun bina ise, dini tören ve ziyafetler için kullanılmış olmalıdır. Bu alanda, bir Dionysos yazıtı ele geçmiştir.

Sunak yapının doğusundadır. Dörtgen planlıdır.

Datça Knidos Yuvarlak Tapınak Terası
 

Gelelim tapınağın en önemli özelliğine

Yuvarlak tapınak olarak da bilinen tapınak Aşk ve Güzellik Tanrıçası Afrodit’e aittir. Ancak bu kanıtlanamamıştır. Aşağıda: Praxsitelles ve Afrodit bölümünde belirttiğim gibi, bu tapınakta büyük sanatçı Praxsitelles tarafından yapılan  “Çıplak Afrodit Heykeli” bulunuyordu.

Datça Knidos Afrodit Heykeli
 

Afrodit Heykeli

Datça Knidos kentinin efsaneleşmesine neden olan dünyaca ünlü bu heykelle ilgili biraz bilgi vermekte yarar var.

Ünlü sanatçı, heykeltıraş “Prassitelles” aslen Atinalı olmasına rağmen, uzun yıllar Knidos şehrinde yaşamıştır.

Kendisi, taşa yani mermere bir ruh kazandıracak ölçüde usta bir sanatkar olarak tarih sahnesinde yerini almıştır.

Bu sırada yarattığı eserlerinin birçoğu günümüze ulaşmamış olsa da, üstün sanatı hakkında yazılı bilgiler günümüze ulaşmıştır.

Yaptığı en ünlü ve o dönemde oldukça büyük bir çevrede tanınan eseri Knidos Afroditi Heykelidir.

Heykelin yapılış hikayesi

MÖ 350’li yıllarda, Elausis kutsal gün yortusunda, şehirden ve çevreden gelen 20 bin kişi sahilde toplanır.

Afrodite Tapınağının rahibesi “Phryne”: denizde ağır ağır dalgalara doğru yürürken, tüm giysilerini çıkarır ve kumsala atar. Saçlarını açıp omuzlarına dağıtır ve ağır adımlarla denize girer.

Seyredenler arasındaki ünlü heykeltıraş Praksiteles, bu olağanüstü güzellik karşısında büyülenir ve rahibeyi “Afrodite” benzetir, bu doyumsuz güzelliği ölümsüz kılmak için heykelini yapmaya karar verir.

Tapınak rahibesi Phryne ile ilgili anlatılan bir söylenti daha var. “Phryne birini öldürür. Mahkemede rahibeyi avukat Heperides savunuyordu.

Avukat savunmasının bir yerinde, Phryne’nin gerdanını ve göğsünü örten giysisini yırttı ve  “Bu güzelliği nasıl ölüme mahkum edebilirsiniz” dedi.

Bir diğer söylentiye göre ise, yine aynı tarihlerde, Dor şehirlerinden biri olan Kos şehri: ünlü heykeltıraş Praxsitelles’dan bir “Afrodit heykeli” yapmasını isterler.

Sanatçı bunun üzerine biri çıplak ve diğeri giysili (üzerinde kıvrımlı kumaş bulunur) iki heykel yapar ve bunları satışa sunar.

Kos şehri, ilk tercih hakkını kullanarak, daha çok paraları olmasına rağmen, çıplaklıktan korkarlar ve iffetli yani giyinik olan heykeli seçer.

Çıplak olan ise Knidos şehrinde kalır ve Knidos şehrinde yapılan dairesel planlı ve pembe mermerlerden yapılmış “Knidos Aphrodite Tapınağı” na konur.

Peki niye tapınak yuvarlak yapılmıştır? Çünkü tapınakta bulunan Afrodit heykelinin her taraftan görülmesini istiyorlardı.

Knidoslular, heykelin hem ön ve hem de arkadan görülebilmesi için tapınağa iki yönde giriş açarlar.

Heykelin önemi

Afrodit heykeli, dönemin oldukça önemli bir sanat yapısı olarak bilinir.

Heykel hakkında da, heykelin nasıl olduğu hakkında da hiçbir bilgi yok, sadece çeşitli varsayımlar yürütülüyor, ancak bölgede bulunan bazı paraların yüzlerinde Afrodit heykeli portresi kabartması bulunuyor.

Buna göre, heykel hakkında fikirler yürütülmektedir.

Heykel, tarihte yapılmış ilk anıtsal “nü” heykelidir. Dünyada çıplak olarak tasarlanmış ilk tanrıça heykelidir. O tarihe kadar sadece erkek heykelleri çıplak yapılıyormuş, tanrıça heykellerinin ise sadece gerdan ve göğsü açık olurmuş.

Özellikle Paros mermerinin saf beyazlığı ile göz kamaştırır.

Bu çıplak heykelin en büyük özelliği, ilk defa bir kadın vücudunun böyle cesurca işlenmiş olmasıdır.

Bir saç bandı ve kolundaki bilezik dışında, tamamen çıplak olarak görülür. Knidos Afroditi’nin bir eli cinsel organını kapatırken, diğer eli havlu tutmakta, yani çıplak, sudan yeni çıkmış olarak yapılmıştır.

Çıplak bedeninin güzelliği dilden dile dolaşır ve çevreye yayılır.

O dönemde birçok insan, bu heykeli görmek için uzaklardan Knidos şehrine gelirler.

Hatta: Btinya Kralı Nikomedes, heykeli satın almak ister, heykel karşılığında Knidosluların bütün borçlarını silmeyi teklif eder, ancak Knidoslular bunu kabul etmezler.

İon şehirleri tarafından düzenlenen dini festivallerde, Afrodit her zaman önde tutulmuştur.

Denizciler, Afrodit’in kendilerine şans getireceğine inanırlardı.

Evlenecek olanlar, Tanrıçaya bir çift kumru hediye ederlerdi.

Ancak: “Afrodit Heykeli” günümüze kadar bulunamamıştır.

Bu konuda birçok söylenti vardır.

Knidos şehrinde takip eden Roma, Bizans döneminde Hıristiyanlık kabul edilince, bu tür Pagan tanrı ve tanrıça heykelleri yok edilmiştir.

1800’lü yıllarda yapılan kazılarda bu heykel bulunmuş ve başka bir ülkeye kaçırılmıştır.

Antik dönem yazarlarından birisi, heykelin İmparator Theodosius tarafından, İstanbul’a Lousos Sarayına aldırıldığını, 475 yılındaki yangında yok olduğunu yazmaktadır.

Heykelin kopyaları

Heykel bulunamayınca bugün dünyada heykelin Roma döneminde yapılan 53 kopyası vardır ve bunlar değişik müzelerde sergilenmektedir.

En önemli ve güzel kopyalar: Vatikan Müzesi, Paris Louvre Müzesi ve Münih Müzesinde sergilenmektedir.

Evet, günümüzde orijinal heykel yok, bulunamadı ve nerede olduğu bilinmiyor.

Tapınakta günümüzde Afrodit heykeli yok ama heykelin; Amerikalı Irıs Love tarafından bulunan gri mermerden kaidesi duruyor.

Love, yine bu alanda, doğal boydan daha uzun, başsız bir kadın heykeli daha buldu, bu heykel Ören yerinin müzesinde sergileniyor.

Yine tapınak alanında, çok sayıda pişmiş figürün ele geçirilmiştir. Yüzlercesinin üzerinde, erotik ve pornografik tasvirler yer almaktadır. Lucian yazılarında, bu figürinlerden söz etmektedir.

APOLLON KARNEİOS KUTSAL ALANI VE PROPYLON

Datça Knidos şehrinin kuzeyinde, merdivenli caddenin hemen solundadır. Knidos şehrinin en önemli tapınağıdır.

Bu kutsal alana: Liman Caddesi ve Doğu-batı caddesinde bulunan “Propylon” dan girilir. Propylon, büyük ve gösterişli bir kapıydı. Propylon bir kapıyla kapatılırdı. Eşik taşında, kapı milinin izleri görülebilir.

Ziyaretçiler, bu yolda arındıktan sonra tapınağa girerlerdi. Propylon’dan günümüze ulaşan mimari elemanlar değerlendirildiğinde, yanının muhtemelen MÖ 330 yılında yapıldığı tespit edilmektedir. Propylon’dan günümüze sadece sütun kaideleri kalmıştır.

Tapınak orta teras bölümünün güneyindedir. Dor stilinde yapılmıştır. Tapınağın ölçüleri: 11,20 x 8,10 metredir. Doğu-Batı yönünde konumlandırılmıştır. Ancak yumuşak poros taşlardan inşa edildiği için zaman içinde çabuk yıpranmıştır.

Tapınağın yan bölümündeki yapılar, Hıristiyanlığın kabulünün ardından, yok edilerek kiliseye dönüştürülmüştür.

Tapınağın bulunduğu “Orta Teras” bölümünde: “Apollon Karneios” şenlikleri yapılıyormuş. “Karneios Şenlikleri” 9 gün sürer ve sonunda festival çadırlarında şenlik yemeği verilirdi.

Halk, terasın kuzeyinde bulunan sıralara oturarak şenlikleri izliyordu.

ALTAR

Altar: tapınakta kurban kesilen ve tanrıya sunu yapılan yerdir.

Tapınağın hemen karşısındadır. Tapınaktan daha iyi durumda, günümüze ulaşmıştır. MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenir.

Dikdörtgen planlıdır. Boyutları 11.20 x 6.70 metredir.

Ön taraftaki merdivenlerle; Altar masasına ulaşılır.

Bu masa: beyaz mermer bloklardan yapılmış bir friz bloklarıyla sarılmıştır. Kazılar sırasında, bu frizler bulunmuş ve günümüzde Marmaris Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Oldukça güzel olan bu frizlerde: Nympheler dans ederler, ayrıca Irmak Tanrısı tasvir edilmiştir. Ayrıca: bloklar üzerinde bulunan yazıtta, bir frizleri yapan heykeltıraşların ismi de yazılıdır.

Ayrıca: yine Altara ait iki yazıt daha vardır ki, bunların üzerinde “Apollon Karneios” yazmaktadır.

Sunağın bulunduğu terasın arkasında ise, bir başka teras bulunmaktadır ki, bu terasta Helenistik duvar işçiliği görülür.

Sunağın kuzeyinde, bir mağara ve su kaynağı bulunmaktadır.

KORİNT TAPINAĞI TERASI

Küçük tiyatronun üzerindedir. Bulunduğu yer, tüm şehre hakim bir tepenin üstüdür. Buraya 7 basamaklı bir merdivenle çıkılırdı.

MS 2’nci yüzyıla tarihlenir. Tapınak ünlü mimar Stratos eseridir.

Tamamı beyaz mermerden, Korint düzeninde yapılmıştır. Ölçüleri 15 x 9.20 metredir. Yüksek podyum üstünde yerleştirilmiştir. Ön alınlıkta “kalkan figürü” kabartması görülür. Yapı, ilginç mimarisi ve görkemli mermer mimarlık unsurlarıyla önem kazanmaktadır.

Evet tapınağın hangi tanrıya adandığı bilinmemektedir. Ancak bir görüşe göre, burası Afrodit Tapınağıdır.

Datça Knidos Güneş Saati
 

GÜNEŞ SAATİ

Korint tapınağının yanındadır. MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenir.

Eudoksus tarafından geliştirilmiştir. Genellikle mermer bir blok üzerine, zamanı gösteren sayılar işaretlenir, merkeze yerleştirilen bir çubuğun gölgesi hangi rakamın üstüne düştüyse saat ona göre belirlenirdi.

Evet, zamanı belirlemek için gölgelerin hareketleri kullanılmıştır. Çubuğun gölgesinin kısalması ise, öğlen zamanını ifade ediyormuş.  Günümüzde hala görülebilmektedir.

BOULEUTERİON

Corint tapınağının bulunduğu terasın en dış, batı kenarındadır.

Yapılış tarihi olarak MS 2’nci yüzyıl düşünülmektedir. Oturma sıraları yarım daire şeklinde düzenlenmiştir. Ancak günümüze bu oturma sıralarının sadece temel kısımları gelmiştir. Bu temel kısımları ise, taş kırıklarından oluşmaktadır.

Bu taş kırıkları: sağlam bir şekilde harçla bütünleştirilmiş ve üzerine oturma sıraları inşa edilmiştir.

Datça Knidos Küçük Tiyatro
 

KÜÇÜK TİYATRO

Datça Knidos şehrinde ana kara bölümünde, yamacın güneyinde ve Ticari Liman’a hakim bir konumdadır. Denize oldukça yakın bir yerdedir. “Liman Tiyatrosu” olarak da bilinir.

İlk olarak MÖ 2’nci yüzyılda Helenistik dönemde inşa edildiği düşünülüyor. MS 1 ve 2’nci yüzyıllarda ise Roma döneminde son şeklini yani günümüzdeki şeklini almıştır.

Yaklaşık 5300 kişiliktir. 35 sıra oturma basamaklarını oluşturan tüfler üzerine ön sıralarda mermer plakalar, arka sıralarda ise kireç taşı kullanılmıştır.

Orkestra bölümü, at nalı şeklindedir. Ancak orkestra bölümündeki mermerler sökülerek götürülmüş ve günümüze sadece basamaklı seyirci oturma yerlerindeki mermerler kalmıştır.

Datça Knidos Küçük Tiyatro
 

Tiyatronun tonozlu girişleri, seyirci sıralarının iki ucunda doğu ve batı yönündedir.

Sahne binası: 2 katlı ve 3 kapılıdır. Takip eden dönemde, birçok onarım görmüştür.

Kazılarda ortaya çıkan bulgulara göre: Sahne binasında nişler bulunduğu ve bu nişlerin içine süsleme için heykeller yerleştirildiği anlaşılmaktadır. Bazı heykeller kazılarda ele geçirilmiştir.

Datça Knidos Agora
 

AGORA

Kuzey-güney doğrultusundaki caddenin batısında, askeri limanın kuzeyinde, Küçük Tiyatronun batısındadır. Burada “E” ve “D” kiliselerinin arasındaki yapı, Agora olarak tespit edilmiştir. Sonraki yıllarda buraya büyük bir kilise yapılmıştır.

MUSALAR KUTSAL ALANI

Datça Knidos şehrinde tiyatronun doğusunda, konut alanının kuzeyindedir.

Burası, Charles Newton tarafından kısmen kazılmıştır. Bu kazılarda bulunan bir yazıtta “Musalara Adak” yazılı olduğu için buraya “Musalar Kutsal Alanı” ismi verilmiştir. Newton burada, çok sayıda yarı çıplak (Hymphe) heykeli bulmuştur.

KONUTLAR BÖLGESİ-HELENİSTİK EV

Datça Knidos şehrinin konut bölgesinde, Amerikan kazıları sırasında 1970-1972 yıllarında bir villa kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Helenistik döneme ait olduğu düşünülen villa, muhtemelen MÖ 3 veya 2’nci yüzyılda yapılmıştır. Villa, oldukça güzel fresklerle bezenmiştir. Bu durum, Knidos şehrinin zenginliğini ifade eder.

Anakara ve Kap Krio adasında bulunan, Helenistik dönem konut alanı, Roma döneminde de kullanılmayı sürdürdü.

Ancak Hıristiyanlığın kabulünün ardından, konut alanları, fonksiyonlarını kaybeden kutsal alanlara doğru yapılmaya başladı.

Burada bulunan konutlar: mozaik ve zengin fresklerle bezeliydi. Bu konutlar, şehrin ileri gelenleri ve varlıklı kişilerin konut alanlarıydı.

ODEON

Limanın yukarısında, kente giriş kapısının biraz ilerisinde deniz kıyısındadır.

Burada bulunan yapının, küçük boyutlu olması nedeniyle muhtemelen müzik gösterilerinin yapıldığı bir yer olduğu düşünülüyor.

Yapının boyutları 20 x 12 metredir. Uzun bir dikdörtgen formundadır. Oturma sıralarının planı, çeyrek daire şeklindedir. Oturma yerleri için burada bulunan kayalık düzeltilmiş ve sonra önlerine gri mermer basamaklar yerleştirilmiştir.

Seyirciler, her iki yanda bulunan giriş kapılarından içeri girer, ortadaki merdivenlerden çıkarak oturma yerlerine dağılırlardı.

Basamaklar: kireç taşından yapılmış ve mermerlerle kaplanmıştır.

Basamaklar üzerindeki sütun sırası, sahne sonunu oluşturur.

Bu bölümün ön tarafında: üç adet kaba taş levha bulunmaktadır. Bunun muhtemelen bir konuşmacı kürsüsü veya altar olduğu düşünülmektedir.

ÖREN YERİNDEKİ DİĞER KALINTILAR

DEMETER KUTSAL ALANI

Demeter: Tarım ve Bereket Tanrıçasıdır. Demeter kült alanları genellikle şehir merkezlerinin dışındadır.

Demeter kutsal alanı: Akropol altında, insan eliyle düzeltilmiş gibi görünen kayadan yapılmış bir teras üstündedir.

Üç tarafı polygonal teknikle örülmüş Temenos duvarıyla çevrilidir. Alanın ortasında bulunan tapınaktan günümüze herhangi bir iz kalmamıştır.

Bu ana kayanın, düz bir hat şeklinde yükseldiği bazı kısımlarında nişler bulunmaktadır. Newton, bu nişlerin içinde heykeller bulunduğunu tahmin ederek bunların çevresinde araştırmalar yapar. Bu araştırmaları sonucunda ise, niş oyuklarının altında, en büyük oyukta, oturur durumdaki “Tanrıça Demeter” heykelini bulur.

Oldukça güzel olan bu heykelde: yüz hatları mağrur, koruyucu ve takip eden dönemlerde yapılacak olan azize heykellerine örnek olacak şekilde “masumdur”.

Heykelde, Tanrıçanın giysisinin işlenişindeki incelik te olağanüstü güzelliktedir.

Yine kaya üzerindeki küçük bir oyukta ise, Demeter’in kızı Persephone’ye ait bir heykel bulunur.

Evet, olağanüstü güzellikteki Demeter Heykeli, günümüzde Londra Brisith Museum’da sergileniyor.

Heykelin bir kopyası ise, yine günümüzde Datça İskelesinde görülebilir.

Evet, buradaki asıl kutsal alan: altta bulunan, 75 x 40 metre boyutlarındaki büyük terastadır.

Demeter Heykeli, bulundu ve kaçırıldı, bu yüzden biraz Newton’dan söz etmek gerekir.

İngiliz Arkeolog Charles Newton: 1857-1858 yılları arasında burada kazılar yapmıştır.

Bu kazılarda bulduğu “Knidoslu Demeter” heykelini, bulduğu diğer muhteşem eserlerle birlikte savaş gemilerine yükletip ülkemizden kaçırmıştır. Halen bu heykel, Londra Brisith Museum’da sergilenmektedir.

Sırf Demeter heykeli mi, elbette değil. Newton Demeter heykeliyle birlikte, Dionysos heykeli (Bryaksis tarafından yapılmıştır) ve Rahibe Nikokleia Heykeli’ni de yine savaş gemileriyle Londra’ya gönderir.

Tüm bu başarıları nedeniyle, İngilizler tarafından kendisine “Sir” ünvanı verilir. Ancak, her ne kadar bu kişinin yaptığı bir hırsızlık gibi düşünülse de, o dönemde, Padişahın izni ile bu araştırmaları yaptığını unutmamak gerekiyor.

Bugün, hala bu bölgede, Newton tarafından kazdırılmış çukurlar görülebilmektedir.

Tehesmophoria Şenlikleri

Demeter, bereket tanrıçasıydı. Burada her yıl Ekim ayında 3 gün, o yılın bereketli geçmesi için Thesmophoria Şenlikleri yapılırdı. Bu şenliklere sadece evli kadınlar katılabiliyordu. İlk gün, tanrıçaya adaklar kurban edilir, külleri gübre niyetine toprağa karıştırılırdı. 2 ve 3’ncü günlerde, kadınlar çayırlarda sere serpe otururlar, eğlenirler, birbirlerine yaptıkları kaba saba şakalarla deşarj olurlardı.

BÜYÜK TİYATRO

Datça Knidos şehrinin oldukça büyük olan bu tiyatrodan günümüze sadece bir duvar kısım kalmıştır.

Tiyatronun yapımında “Paros” ve “Pentelikon” mermerleri kullanılmıştır.

Bu tiyatronun mermerleri, taşları ve Afrodit tapınağının sütunları: 1830 yılında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yağmalanmış ve gemilerle Kahire şehrine götürülerek kendi sarayında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

Hatta Knidos şehrinden taşınan mimari unsurlar ile Kahire şehrinde daha pek çok bina yapıldığı söylenmektedir.

Mermerlerin bir bölümünün ise, İstanbul Dolmabahçe Sarayı yapımında kullanıldığı söyleniyor. İzzettin Vapuru, Knidos mermerlerini İstanbul’a taşımıştır. Büyük Tiyatronun, oturma sıraları, Dolmabahçe sarayının iç merdivenleri olmuştur.

AKROPOL

290 metre yüksekliktedir. Günümüzde burada sur duvarları ve yapı kalıntıları görülmektedir.

LİDYA VE PERS SALDIRILARI

MÖ 550’li yıllarda, Persler, Karya satrabı Harpagos komutasındaki ordu ile Datça Yarımadası yakınlarına gelirler. Bunu haber alan Knidoslular, bir savunma hattı olarak yarımadanın en dar yerini kazarak açmak ve Gökova Körfeziyle Hisarönü körfezini birleştirmek isterler.

Böylece iki deniz birleşecek ve yarımada ada olacak, karadan yapılacak saldırılara karşı korunma sağlanacaktır.

Ancak: bu zorlu çalışma sırasında, kazılmaya çalışılan yerlerin sert kayalık olması, ölümcül kazalar, salgın hastalıklar ve özellikle çalışanların gözlerindeki yaralar nedeniyle bu düşüncelerini gerçekleştiremezler.

Bunun üzerine, Knidoslular, Delphoi Tapınağındaki bir kahin rahibeye başvururlar.

Kahin Pitya şöyle cevap verir “Kıstak ne kale ister ne de kazılmak, Zeus isteseydi kayayı da yapmaz mıydı sanki, Eğer Zeus gerek görseydi, burayı ada yapardı”. Bu cevap üzerine, çalışmadan vazgeçilir.

MÖ 545 yılında ise, Knidos, Persler tarafından ele geçirilir. Ancak Knidoslular yapılan anlaşma gereği savaşmadan şehri Perslere verirler ve bunun üzerine Persler şehri yakıp yıkmazlar. Ardından Knidos şehri giderek gelişir ve zenginleşir.

MÖ 333 yılında ise, şehir Büyük İskender tarafından ele geçirilir.

ROMA DÖNEMİ

MS 167 yılında, şehir Roma imparatorluğu egemenliğine girer. Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasının ardından ise, Bizans hakimiyetine girer.

Bizans döneminde, eski önemini yitirmiş, bir süre Piskoposluk merkezi olarak gündeme gelmiştir. Çünkü MS 4’ncü yüzyılda ve erken Bizans döneminde, şehrin merkezi alanlarına ve bazı eski kutsal alanların üzerine, bazilikal tipte 5 farklı kilise inşa edilmiştir.

Daha sonra ise, şiddetli depremler ve korsan saldırılarından olumsuz etkilenen şehir, MS 7’nci yüzyılda terk edilmiştir.

Çünkü MS 7’nci yüzyılda, Anadolu’nun Akdeniz kıyılarındaki önemli liman kentlerine Arapların deniz yolu ile akınlar yaptıklarını ve böylece bu kentlerin büyük ölçüde tahrip edildiği bilinmektedir ki, Knidos’da bu saldırılardan etkilenmiştir.

Önce Kap Krio bölümü terk edilmiştir. Çünkü Kap Krio bölümünde, MS 6’ncı yüzyıl ortalarından sonra herhangi bir buluntu yoktur.

Daha sonra 1261 yılında, bir dönem Menteşeoğulları hakimiyeti görülür.

1424 yılında ise Osmanlı topraklarına katılan şehir “Datça” ismini almıştır.

KAZILAR VE YAĞMALAR

Datça Knidos bölgesindeki ilk arkeolojik araştırmalar bir İngiliz tarafından yapılır.

1812 yılında bir gurup İngiliz tarafından, Knidos’ta ilk büyük ve kapsamlı araştırma yapılır.

İngiliz Charles Newton, 1857 yılında, kraliyet tarafından kendisine tahsis edilen bir savaş gemisi, 250 tayfa ve bir miktar para ile Knidos’a gelir ve kazılara başlar.

Bu sırada bulunan birçok tarihi kalıntı (heykel, sikkeler ve kandiller gibi) 212 sandıkla 384 günde savaş gemisine yüklenir ve kaçırılmış ve İngiltere Britihs Museum’a götürülmüştür.

Bir söylentiye göre, Newton “Bu taşlar size lazım değilse alıyoruz” demiş ve bunun karşılığında ise o dönemin mantığı ile “onlardan bizde çok var” denmiş ve bunun üzerine gemiye yükselip götürülmüştür.

Kaçırılanlar arasında: meşhur “Aslanlı Mezar”ın aslanı ve Demeter Heykeli de bulunmaktadır.

Ancak bu kaçırma işlemlerini, sadece bir yıl içinde yapmak için oldukça hızlı hareket etmiş ve bu sırada kalıntılara büyük zarar vermiştir.

Bir söylentiye göre, yörenin köylüleri ona “Toprakta delikler açan deli İngiliz” diyorlarmış. Ancak Newton, bu çalışmaları veya bu kaçırdıkları nedeniyle, Londra Üniversitesi tarafından “Arkeoloji Doktoru” ünvanına layık görülmüştür. İngiltere Kraliyeti ise, kendisine “Sir” ünvanı vermiştir.

Büyük tiyatronun mermer taşları ise, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından, Kahire şehrindeki sarayında kullanılmak üzere yağmalanmıştır.

Datça Knidos Irıs Cornelia Love Knidos katili bir kadın
 

IRIS CORNELİA LOVE

Daha sonra, 1967-1977 yılları arasında Amerikan Long Island Üniversitesinden Profesör Irıs Cornelia Love bölgeye gelir. Kazı iznini “Ankara” dan alır. Arkeolog olduğunu söyler.

Her yıl, 200 işçi çalıştırarak bölgeyi bir köstebek gibi kazar.

Ama özellikle çok ünlü Afrodit Heykelini bulmak istemiş ve hatta heykeli bulmak için dinamit patlatmış, taş taş üstünde kalmadığı görülmüştür. Ayrıca kazılardan çıkan tarihi eserleri de yurt dışına kaçırmıştır.

Yapılan kazılarda, ortaya çıkan harfiyat, küçük limana dökülerek adeta bataklığa dönüştürülmüştür. Bu yüzden ne yazık ki küçük liman kullanılamayacak hale gelmiştir. Deniz seviyesi düşmüş ve içeriye teknelerin bile girmesi imkansız hale gelmiştir.

Tarihi limanın bir arkeolog tarafından bu hale getirilmesi rezalettir. Hatta yuvarlak yani Afrodit tapınağı kazılarında ortaya çıkan harfiyat ta, aynı şekilde para ve zaman tasarrufu sağlamak için metrelerce yükseklikten denize dökülmüştür. Bir de Iris Lowe’un arkeolog değil sanat tarihçisi olduğu ortaya çıkar.

Bunun üzerine, 1977 yılında kazı iptal edilir ve ülkesine geri döner.

Ancak kendisinden geriye, Knidos antik kentinde, mezar gibi çukurlar kalmıştır. Bir bilim insanı olmasına rağmen, hırs ve şöhret uğruna, bugünkü rezalet görüntüyü arkasında bırakmıştır. Heykeli değil ama kaidesini bulur.

Kendisi 17 Nisan 2020 tarihinde 86 yaşında Amerika’da Covid-19 nedeniyle ölmüştür.

Datça Knidos şehrinde 1987-2006 yılları arasında ise, Prof. Dr. R. Özgan başkanlığında kazılar sürdürülmüştür.

Sonuç: Knidos antik kenti, ülkemiz için, ülkemiz arkeolojik değerleri için çok önemli bir kalıntıdır. Bu yüzden, buraya mutlaka gidip görmenizi öneririm.

Datça gezilecek yerler.

Datça genel bilgiler, tarihi.

Artvin

Artvin

Hiç düz yeri bulunmayan bir il. Ayrıca: Artvin, boğaları ile ünlü bir yer ve zaten simgesi de: boğa. Tüm bunların yanında: ülkemizde, müzesi bulunmayan ender şehirlerden biri.

Artvin

ULAŞIM

Artvin-Ankara arası uzaklık: 999 km. Artvin-İstanbul arası uzaklık: 1314 km. Artvin-İzmir arası uzaklık: 1579 km. Artvin-Bursa arası uzaklık: 1327 km. Artvin-Erzurum arası uzaklık: 203 km. Artvin-Trabzon arası uzaklık: 234 km. Artvin-Rize arası uzaklık: 159 km. Artvin-Ardahan arası uzaklık: 235 km. dir.

Karadeniz turuna çıkar ve Artvin şehrini görmek isterseniz: Hopa’dan sapmanız gerekiyor. Bu sapaktan sonra, yaklaşık 75 km. ilerledikten sonra, Artvin şehrine ulaşabilirsiniz. Ama: dik bir yamaç üzerine kurulu kente, keskin virajlar ile dolu bir yolla ulaşılıyor.

Buraya uçak ile gitmek isterseniz, en yakın havaalanı: Erzurum. Ama, uçaktan inince, 203 km. lik bir yolculuk daha yapmak gerekiyor.

Artvin

TARİH

Artvin ve çevresi: köklü ve zengin uygarlıkların yaşadıkları bir bölge olarak öne çıkıyor. İlk yaşadığı düşünülen kavim ise: Hurriler. MÖ.2000 yılında, Hurriler, Artvin ve çevresinde, site devletleri kurmuşlardır. Daha sonra, bölgede, MÖ.1360 yılında, Hitit hakimiyeti görülüyor.

Takip eden dönemde: Hurilerin soyundan gelen Urartular; başkenti Van olan, Anadolu merkezli bir devlet kurarlar. Bu devletin sınırları: kuzeyde, Artvine kadar ulaşır. Ancak: doğudan gelen İskitler tarafından yıkılırlar. Böylece, Artvin ve çevresi; İskit devletinin batı sınırı olur.

İskitler sonrası, bölgede Arsaklar egemen olurlar. Daha sonra, Bizanslılar bölgeyi ele geçirirler. 1040 Dandanakan savaşında Gaznelileri yenen Selçuklular, 1048 yılında, Pasinler savaşı ile, Artvin sınırına gelirler.

Büyük Selçuklu Devletinin yıkılışından sonra ise: Artvin, Azerbaycan merkezli, İldeniz oğlu Atabeyliğine bağlanır.

Osmanlılar ise, I. Selim döneminde: bölgeyi ele geçirirler. Yaklaşık 250 yıl, Osmanlı devleti, bölgeye egemen olur. 1828 Osmanlı-Rus savaşı ve savaş sonucu imzalanan Edirne Anlaşması ile, Artvin Osmanlının elinde kalır.

Daha sonraki tarihi süreçte, bölgede Rus işgali görülüyor. Ancak: Bolşevik devrimi sonucu, 18 Aralık 1917 tarihinde, Ruslar, Artvin den çekilirler. Daha sonra, 45 yıl Gürcüler bölgeyi işgal ettiler.

7 Mart 1921  tarihinde ise, Artvin’de Türk bayrağı dalgalanmaya başladı. 1926 yılında, Artvin vilayet haline getirildi.

İsim öyküsüne gelince: Artvin, 3000 yıllık tarihi süreç boyunca, defalarca isim değiştirmiştir. Artvin ismi: şehri kuran, Türk İskit Bey’inin adından gelir. Osmanlı devleti zamanında, şehre: Liva denilmiş ve 1936 yılında, Çoruh ismi kullanılmış ve 1956 yılında ise, bugünkü Artvin ismi kullanılmaya başlanmıştır.

Artvin

GENEL

Çoruh nehri, ili ikiye bölüyor. Bunun dışında, arazi olarak, genellikle dağlıktır. Kıyıdan iç bölgelere gidildiğinde, arazi birden yükselir. Bunun sonucunda: il topraklarının, yalnızca binde 2’lik kısmı düzlüktür.

Yüzölçümü bakımından, ülkemizin 55. ili, nüfus bakımından ise, ülkemizin en kalabalık 75. ilidir. Ancak: kent merkezinde, üzerine kurulduğu coğrafyanın bir özelliği olarak, kent meydanı yok. Valilik binasının bulunduğu küçük alan, kentin merkezi sayılıyor.

İdari binalar ve genel alışveriş mekanları, bu meydancık çevresinde yoğunlaşıyor. Yani, şehrin hareketliliği burada.

Meydancığın çevresindeki panolarda ise: boğa güreşi figürlü Artvin manzaraları görebilirsiniz.

Yer altı zenginlikleri açısından, bölge önem taşır Özellikle; ülkemizin en zengin bakır madeni yatakları, Artvin bölgesinde bulunur.

İklim ele alındığında ise: yüksek kesimlerde kışlar sürekli ve bol karlı, yazlar ise serin geçen bir iklim hakimdir. İl topraklarının, yaklaşık % 55 lik bölümü, ormanlar ile kaplıdır. Ormanların büyük bölümü, iğne yapraklı ağaçlardan oluşur.

Çoruh Nehri: İlin en büyük akarsuyudur. Mescit dağlarından kaynağını alarak, Bayburt’u geçer ve Yusufeli İlçesinin Yokuşlu Köyünden, Artvin il sınırlarına girer. Batum’un güneybatısından, Karadeniz’e dökülür. Çoruh Nehrinin uzunluğu: 376 km. dir. Bunun: 354 km. si Artvin il sınırları içindedir.

Turizm: Artvin ili, milli parklarıyla ünlüdür. Şavşat ilçesindeki Karagöl-Sahara Milli Parkı içinde bulunan: Şavşat-Karagöl ve Borçka-Karagöl, turistik özellikleri ön plana çıkan yerler. Ayrıca: Camili yöresi: UNESCO tarafından, biyosfer rezerv alanı olarak belirlenen, ülkemizdeki tek bölgedir.

Her yıl: Ağustos ayı içinde, “Kafkasör Festivali” düzenleniyor ve 3 gün sürüyor. Kafkasör: bir yayla. Ayrıntılı bilgiyi, aşağıda vereceğim.

ÇORUH ÜNİVERSİTESİ

Evet, Çoruh Üniversitesi, Artvin ilinde kurulu. Ancak: Üniversite hakkında, herhangi bir bilgi sahibi olmak mümkün değil.

Çünkü: internet ortamındaki kayıtları yeterli değil. Yani: internet siteleri, bir üniversiteye yakışmayacak derecede eksikliklerle dolu. Bu yüzden, sizlere bilgi veremiyorum. Umarım Üniversite yönetimi, en kısa zamanda, kendi internet sitelerini yeterli ölçüde bilgi verecek şekilde geliştirirler.

KANO-RAFTİNG TURİZMİ

Artvin denilince, burada Çoruh nehri üzerinde: rafting, kano ve nehir kayağı gibi akarsu sporları yapılıyor. Çoruh nehri: 3225 metre rakımlı Mescit dağlarından doğarak, toplam 466 km. kat ettikten sonra, Gürcistan sınırları içinden, Karadeniz’e  dökülmektedir.

Nehir aynı zamanda, dünyanın en hızlı akan nehirlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Çoruh nehri vadisi: zengin florası ve faunası ile, aynı zamanda kuşların göç yolları üzerindedir. Nehir çevresinde: nesli tükenmekte olan kızıl akbaba türü koloniler yaşamaktadır.

Nehirde: 4 farklı etapta, rafting yapılmaktadır. Zorluk dereceleri: 1,2,3,4,5 ve 6 ya kadar çıkmaktadır. Profesyonel sporcuların tercih ettiği nehirde, 1993 yılında, 4.Dünya Akarsu Şampiyonası yapılmıştır.

 

NE YENİR

Artvin yöresinde: süt ve süt ürünlerinden yapılan yemekler: peynir kuymağı ve kaymak kuymağı. Sebzelerden ve kır otlarından yapılan yemekler: dağ pancarı, kuş yemeği, gımı, yaban semizotu, ebegümeci. Bunlar dışında: taze asma yaprağı ve lahanadan: sarma yapılmaktadır.

Tüm bunların dışında: taze fasulyenin kurutulmuşundan: puçuko denilen özel bir sebze yemeği yapılmaktadır.

Hamur işlerine gelince: Laz böreği, katmer, erişte, hınkal, çergebaz, bişi sayılabilir.

Evet, yemek kültürü geniş. Mutlaka şaşırdınız. Neyse, özellikle yemenizi önereceğim yemekler şunlar: Beyaz patates yemelisiniz. Yuvarlık bir şekilde dilimlenmiş olan beyaz patates, üzerine yağlı peynir serilerek fırınlanır ve öylece ya da balla yenir. Çok özel bir damak tadıdır.

NE SATIN ALINIR

Dokumacılık: Artvin yöresinde: kilim, cecim ve ehram/şal dokumacılığı öne çıkıyor. Ayrıca: Şavşat kilimleri de, gerçekten muhteşem. Bu arada: Yusufeli ilçesinde ehram dokumacılığı yaygın olarak yapılıyor.

Ehram tezgahlarında üretilen kumaşlar; gayet ince ve zarif olması nedeniyle  önem kazanıyor.

Ehram motifleri: yörede “hanımeliçar” olarak biliniyor. Genellikle, kadınlar tarafından, özel günlerde örtü olarak kullanılıyor. Bunu örten insana bir statü ve saygınlık kazandırıyor.

Ağaç İşleri: Artvin bir orman ülkesi olduğundan: burada, ahşap sanatı da çok gelişmiştir. Hediyelik eşya mahiyetinde: sepetler, hayvan figürleri, evler, kaşıklar gibi ürünler üretilip, satışa sunulmaktadır.

Tüm bunların dışında: Artvin yöresinden: bal satın alabilirsiniz.

Artvin kano-rafting

GEZİLECEK YERLER

Artvin Kafkasör Turizm Merkezi

KAFKASÖR TURİZM MERKEZİ

İl merkezinin, güneybatısında, merkeze 10 km. uzaklıktadır. Yolu asfalttır. Yaylanın yüksekliği: 1250 metre olup, altyapı hizmeti götürülmüştür. Belediye tarafından hazırlanmış, bungalov tarzı konaklama imkanları bulunmaktadır.

Buranın en büyük özelliği: her yıl, Haziran ayının ikinci haftasında, burada 4 gün süren boğa güreşleri ve karakucak güreşleri yapılmaktadır.

Bu etkinlik: yöre halkı tarafından büyük ilgi görmektedir, eğer sizde, bu tarihlerde burada olursanız, mutlaka katılın. Tam bir festival havasında yapılıyor.

Bu yaylada, ayrıca: Cıskaro, Yalnızhasan ve Acısu olarak isimlendirilen, şifalı sular da bulunuyor. Sezon boyunca, buraya ulaşmak için Belediyeye ait minibüsler hizmet veriyor. Yaylada kalmayı düşünenler için, konaklama imkanları da var.

CAMİLİ (MACAHEL) YÖRESİ

UNESCO tarafından, ülkemizdeki tek, biyosfer rezerv alanı olarak belirlenmiştir. Ancak, merkeze bayağı uzak. Borçka ilçesinin ilerisinde, Gürcistan sınırına yakın bir yerde. Yörenin eski adı: Macahel (Maçahel).

Yükseklik: 1830 metre. Öyle ki, kışın, 6 ay buradaki köylerin karayolu bağlantıları kesiliyor. Yani, dünya ile bağlantıları kopuyor. Buraya ulaşmak için: BİYOTEMATUR tarafından, doğa turları düzenleniyor.

Birer hafta süreli, doğa yürüyüşü ağırlıklı turlara en fazla 20 kişi katılıyor. Konaklamalar: bölge şartlarında köy evi, misafirhane, köy ve çadır kurularak yapılıyor.

Yemekler: bölge halkı tarafından, yerel imkanlarla ve köy kadınlarınca yapılıyor.

Katılımcılar: Trabzon, Kars ve Erzurum illerinden başlayan gezilerde, tam pansiyon hizmet alıyorlar. Burada kurulan laboratuvarlarda: dünyanın en kaliteli ballarını üreten Kafkasya arıları, bilimsel yöntemlerle yetiştiriliyorlar.

Burası hakkında söylenecek birçok şey olmasına rağmen, ben kısaca bir şey söyleyip konuyu kapatacağım.

Dünya Bankası: Türkiye’de, İğneada, Sultan Sazlığı ve Köprülü Kanyon ile birlikte, burayı da, mutlaka görülmesi gereken yer olarak ilan etmiş. Ama, ulaşım zor. Burada daha çok, özel doğa turları düzenleniyor ve bu turlara katılabilmek için özel donanım ve elbette fiziki güç gerekiyor.

Artvin Livaneli Kalesi

LİVANE KALESİ

Kale: askeri bölgede bulunduğu için, gezmek istendiğinde izin almak gerekiyor. Kentten, buraya gidiş için bir yol var. Ancak: dönüş zor, çünkü rampa yukarı çıkmanız gerekiyor. Bu nedenle: dönüş için araç tercih etmenizi öneririm.

Livane yöresi: tarihi süreç içinde, birçok ve değişik toplulukları ve kültürlere yurt olmuştur. Livane kalesi ise: Çoruh nehri üzerinde bulunan köprünün karşı yanındadır. Yani: Artvin köprübaşı mevkiinde bulunuyor. Irmak yatağından: 70 metre yükseklikte bir ana kayaya bağlanmış konumdadır. Yüksek kulesi ile dikkat çekiyor.

Kesin olarak bilinmese de, 10.yüzyılda, Bağratlı krallığı zamanında yapıldığı düşünülüyor. 16.yüzyılda Osmanlı döneminde onarım görmüştür. Kale içinde: su deposu (sarnıç) ve bir küçük kilise (şapel) bulunuyor. Günümüze sağlam olarak gelmiş bir kale olması nedeniyle, görülmeye değer.

Artvin Çarşı Merkez Camii

ÇARŞI MERKEZ CAMİSİ

İlk olarak, 1860-1861 yılları arasında yapılmıştır. Artvin halkı tarafından inşa edilmiştir. 1954 yılında tamamen yıkılmış ve 1957-1958 yılları arasında, aynı yerde, bugün görülen cami yeniden inşa edilmiştir.

Ancak: cami temellerine kadar yıkılırken, minareye, minbere ve kürsüsüne zarar verilmemiştir. Dolayısı ile, şu an görülen caminin: minaresi, minberi ve vaaz yeri, 1860 yılında ilk yapıldığı şekliyle durmaktadır.

Artvin Dolishane (Hamamlı) kilisesi

DOLİSHANE (HAMAMLI) KİLİSESİ

Hamalı köyündedir. İl merkezine 32 km. uzaklıktadır. Artvin-Şavşat karayolunun, Berta köprüsü mevkiinden, 6 km. yol ile gidilmektedir. Kilisenin: 10.yüzyılda, Bagratlı kralı Sumbath (945-958)tarafından mimar Gabriel’e inşa ettirildiği biliniyor.

Güney cephesinde: “işlemeli güneş saati” varmış. Döneminin mimari özelliklerini yansıtması açısından ilginç. Yalnız: güneş saati çalınmış, bugün yalnızca, takılı bulunduğu yeri görmek mümkün.

14. yıla kadar işlevini sürdüren kilise: 17.yüzyılda, camiye çevrilmiş ve bir süre cami olarak da kullanılmıştır. 1958 yılında kısmen onarılmış ve günümüzde köy camisi olarak kullanılmaktadır. Cami, eskiden bir manastır olması nedeniyle, ismi kilise camisi olarak geçmektedir.

Artvin Porta (Pırnallı) Manastır Kilisesi

PORTA (PIRNALLI) MANASTIR KİLİSESİ

Merkeze bağlı, Pirnallı köyünün Bağlık mevkiindedir. Gürcü manastırıdır. Köyün güneybatısında, iki vadi arasında kalan ve kuzeyden güneye doğru alçalan sırt üzerinde kurulmuştur. Araç yolu yoktur. Yöredeki Ortaçağ yerleşmesinin özelliklerini taşıyan ve günümüze ulaşmış en önemli yapılardan biridir.

Manastırın çan kulesinin cephesinde bulunan kitabesinde ve yazılı kaynaklardan elde edilen bilgilere göre: buradaki ilk yerleşme, Rahit Kandza önderliğinde Bagratlı krallarından I. Bagrat (826-876) tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha sonra ise: Kral I. Aşot’un torunu Prens Khaouli (896-918) tarafından yapılaşma sürdürülmüş ve Kral Gürgen (918-941) in saltanat yıllarında ise, son şeklini almıştır.

Manastırın yerleşim planına bakıldığında, Tao Klarjheti bölgesinin o dönemlerdeki en önemli kültür ve dini merkezi olduğu anlaşılmaktadır.

Kilise kalıntıları arasında: bir çan kulesi, bir şapel ve bir çeşme günümüze ulaşmış. Çevresi: mezra evleri ile çevrilmiş durumdadır. Yapı, günümüzde kullanılmamaktadır.

Kilise: 18.5 x 12.7 metre ölçülerindedir. Tenha bir bölgede bulunduğundan, terk edildikten sonra kullanılmamış ve bu yüzden harap olmuştur Cephesindeki düzgün kesme taşlardan bir kısmı sökülmüştür. Pencerelerin ise birçoğu bozulmuştur. Yapı yıkık olduğundan, herhangi bir fresk görülmektedir.

Çan kulesi: Kilisenin güneybatısındadır ve iki bölümden meydana gelir. 4.80 x 4.55 metre ölçülerinde, kare planlı bir katın üzerine, ikinci bir kısım var. Alt katta, batı cephesinde kapı var. 16 yüzeyden oluşan ikinci kata: üstten ve alttan, birer bilezikle sınırlanan, silindirik kaideden sonra geçilmektedir.

Burası  da, 1994 yılında, hemen çan kulesinin doğu cephesine bitişik mezra evinde yangın çıkması sonucu, bir hayli tahrip olmuştur. İç kısım, yangından bir hayli etkilenmiş. Çan’ın asılı bulunduğu aksam dururken, çan yerinden alınmış, kayıp.

Külahın tepe noktasında: günümüzde tahrip olmuş olarak görünen, haç kaide altlığı görülüyor. Yapının kuzeydoğu cephesinde, iki adet Gürcü alfabesinden oluşan yazıt bulunuyor.

Şapel ve Çeşme: Manastıra sonradan eklenmiştir. Kiliseden yaklaşık 150 metre uzaklıktadır. Çeşme, şapelin doğu cephesindedir. Şapel: önden bakıldığında, gözetleme kulesini andırıyor. Cephenin ortasında çok dar ve basit işçilikli mazgal pencere var. Alt kısım ise, çeşme ile canlandırılmış.  Çeşmenin suyu: çok uzaklarda, toprak borularla getirilmiştir. Su: yekpare taştan oluşan aynalık kısmına açılan iki göze ile akıtılmıştır.

Evet: günümüzde, bir hayli tahrip olmuş olmasına rağmen, başkaca yapılar da var. Bunların manastırın işleviyle ilgili oldukları açıktır. Örneğin: Şapel-Çeşme kompleksinin, 50 metre kuzeyinde, tamamıyla toprak seviyesinin altında inşa edilen, dikdörtgen planlı ve tek odadan oluşan bir yapı daha var. Burası da, şekil olarak, “zindan” diye anılıyor.

Artvin Hatila Vadisi Milli Parkı

HATİLA VADİSİ MİLLİ PARKI

İl merkezine, 10 km. uzaklıktadır. Stabilize bir yol ile ulaşılıyor. Ülkemizdeki 33 milli park alanından biridir. Vadide: Hatila Deresi ve birçok yan derecikler var.

Vadi boyunca: değişik kayaç türleri var. Vadinin genel karakteri ise: V tipi, dar tabanlı, genç vadi özelliğinde. Vadi boyunca: eğim kırıkları ortaya çıkmış. Bu eğim kırıkları: akarsu şelaleleri oluşumunu sağlamış.

Vadinin orta ve yukarı ağzında: çok zengin ve yoğun olan vejetatif örtü var. Bu örtü: bünyesinde çok çeşitli bitki türlerini barındırıyor. Bu türler içinde, belirgin özellik, bitki örtüsünün genel olarak Akdeniz iklim karakterini yansıtması. Bitki türleri arasında: endemik karakterde olanlar var. Bu türlerin sayısı: 500’ü geçiyor.

Vadi: ayrıca, zengin bir fauna da içeriyor. Bu fauna içinde: en çok rastlanan türler: ayı, domuz, tilki, porsuk, yaban keçisi, sansar, atmaca, kartal, çakal, dağ horozu, Hopa engereği ve alabalık.

Evet, bu doğal öğelerin birleşimi sonucu, vadide, eşsiz bir peyzaj güzellikleri ortaya çıkıyor ve bu durum da zengin rekreasyonel potansiyel oluşturuyor.

Milli park içinde: ziyaretçilerin günübirlik ve kamp yapmaları için belirlenmiş yerler var. Çadırla, karavanla ve belirli kapasitelere sahip bungalov tipi, doğal ortamla uyumlu tesislerde konaklamak mümkün.

Artvin Berta Köprüsü

BERTA KÖPRÜSÜ

Eski Ardanuç-Şavşat yol ayrımında; Çoruh ırmağını besleyen, Berta Suyu üzerinde kurulmuştur. Artvin-Şavşat karayolunun 21.km.de bulunmaktadır.

Osmanlılar tarafından yaptırılmış olup, 64 metre uzunluğundadır. Genişliği ise: 5 metredir. Yüksekliği: yaklaşık 7.30 metredir. 0.50 metre yüksekliğinde ve 0.55 metre genişliğinde, taştan bir korkuluk bulunmaktadır.

Köprü: üç gözlüdür. Ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak: 1878 yılından önce, Osmanlılar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Taş malzeme kullanılmıştır. Yuvarlak kemerlerle vurgulanan gözlerin her biri 9.15 metre genişliğe ve 3.30 metre yüksekliğe sahiptir.

İç yüzeyleri, kemer başlangıç yerlerinde, karşılıklı simetrik olarak yerleştirilmiş, beşer adet barbakan boşluk görülmektedir. Herhangi bir süslemesi bulunmayan yapının, tüm yüzeyleri, düzgün taşlarla kaplanmıştır.

Günümüze sağlam olarak gelmiştir. Ancak, hemen yanına yapılan yeni köprü kullanılmaktadır. Yalnız: Berta köprüsü ile ilgili ilginç bir durum var. Hatta; tam bir Karadeniz yöresi fıkrası gibi, değişik bir hikayesi var.

Şöyle ki: Çoruh nehri üzerinde, 1998 yılında yapımına başlanan, Deriner Barajının inşaatı, 2011 yılında bitirilecekmiş. Artvin yöresi insanı: Karayolları Genel Müdürlüğüne müracaat ederek, bu köprünün, buradan başka yere taşınmasını istemiş.

Ancak: Karayolları Genel Müdürlüğü ilgilileri, köprünün yerinden sökülmesinin doğallığı bozacağını, barajın ekonomik ömrünü tamamladığında, köprünün nasılsa yeniden ortaya çıkacağını söylemişler.

Ancak, unutulan bir nokta var, barajın ekonomik ömrünün 100 yıl sürecek olması. İşte, ülkemizdeki tarihi eserlere, kalıntılara karşı yaklaşım, anlayış bu.

Artvin Cehennem Deresi Kanyonu

CEHENNEM DERESİ KANYONU

Artvin-Ardanuç karayolunun, 25. km. dedir. Ardanuç ilçe merkezine ise, 7 km. uzaklıktadır. Kanyonun içine doğru ilerledikçe, ilginç manzaralar dikkati çekiyor.

Ancak: bu kanyonun tanıtımı yapılmadığından, fazla bilinmiyor. Yine de, ilgi çekici doğal yapısı ile görülmeye değer bir yer olarak öne çıkıyor.

Rize şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Ardahan şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Kemer Ulupınar

Kemer Ulupınar

Kemer Ulupınar köyü, Kemer merkeze 27 km ve Antalya merkeze ise 70 km uzaklıktadır. Antalya’dan buraya yaklaşık 1 saat civarında ulaşılmaktadır.

Ulupınar köyü: Antalya-Kumluca karayolu üzerinde, Kemer’i geçtikten hemen sonra, Çıralı sapağına gelmeden 3 km öncedir. Çıralı-Ulupınar arasındaki uzaklık ise 8-10 km civarındadır. Bu yolda, özellikle doğa yürüyüşleri yapılmaktadır.

Likya Yolu;

Ulupınar köyü her gün 500 civarında turistin geçtiği Likya-Olimpos yolu ile de kesişmektedir.

Kemer Ulupınar Özellikleri

Özellikleri:

Ulupınar köyü: Olimpos dağlarının eteğinde, eşsiz güzellikler içinde kurulmuş, yeşilliklerle ve serin sularla bütünleşmiş şirin bir köydür.

Köyü: sık ve gür, çınar, defne, kızılçam, kadran ve ardıç ağaçları çevreler. Köy yoluna girdiğiniz anda, havanın değiştiğini hissedebilirsiniz. Ciğerlerinizi mis gibi çam kokusu doldurur. Ortam mis gibi çam kokmaktadır.

Köy, ismini doğal kaynak sularından almıştır.

Balık Çiftlikleri:

Toroslardan gelen ve yazın dahi buz gibi olan suyu ile bilinen bölge, balık çiftlikleriyle ünlüdür. Bölgede birçok balık çiftliği bulunmaktadır. Zaten, günümüzde burada bulunan restoranlar da daha önce balık çiftlikleri olarak kurulmuştur.

Alabalık, bölgedeki oteller ve restoranlara buradaki çiftliklerden verilmektedir.

50 havuzda yılda yaklaşık 300 bin alabalık üretildiği söyleniyor.

Kemer Ulupınar Restoranları

Restoranlar:

Köy merkezinde, ağaçları birer örtü gibi üzerine alan 15 restoran bulunuyor.

Altlarındaki ırmaklar ve çevresinden doğal şelaleler akan bu restoranlar, yaz aylarında bölgede 45 dereceyi bulan hava sıcaklığından kaçmak isteyenler için doğal klima ortamı sunar.

Özellikle akşam saatlerinde buraya giderseniz, üşümemek için yanınıza mutlaka hırka-mont türü giyecek almalısınız.

Kemer Ulupınar Restoranları

Yaz aylarında: akarsu üzerinde kurulu ahşap balkonlarda yemek yiyebilirsiniz. Bu ahşap balkonlarda yere bir kilim serilmiş, üzerine minderler yerleştirilmiştir.

Kemer Ulupınar Restoranları

Yuvarlak köy sofrasının çevresine dilediğiniz gibi oturabilirsiniz. Ancak bu ahşap platorma adım atmadan önce ayakkabılarınızı çıkartmanız gerekiyor.

Bazı restoranlar ise, dere üzerine yerleştirilmiş masalarda, ayaklarınızı derinin serin sularına sokarak, yemeğinizin tadını çıkarmanızı sağlayacak şekilde düzen almıştır.

Kemer Ulupınar Ne yenir

Burada neler yenir?

Tabii burada birçok alabalık çiftliği bulunmaktadır. Yani ilk akla gelen taze alabalık olabilir. Hatta, restoranların bazılarında havuz bölümlerinde bulunan oltalarla, havuzdan balık tutup, bunu görevlilere verdiğinizde, bunları pişirip masanıza servis ediyorlar.

Kemer Ulupınar Balık tutma

Havuz başında birçok olta var, havuz balık dolu olduğu için zorlanmadan balık tutulabiliyor, elbette bu etkinlik başta çocuklar olmak üzere birçok ziyaretçinin yoğun ilgisini çekiyor.

Peki, balık sevmeyenler: Evet tesislerde balık sevmeyenler için alternatif olarak saç kavurma ve bıldırcın da servis ediliyor.

Kemer Ulupınar Sonuç

Sonuç:

Evet, burası, özellikle hafta sonu ve tatil günlerinde, Antalyalıların yoğun tercih ettikleri bir yerdir. Ayrıca: buraya gittiğinizde bir çok turist kafilesinin de otobüsler ile buraya geldiğini göreceksiniz. 

Yani, oldukça kalabalık olmaktadır.

Gittiğinizde belki de yer bulamayıp bir süre beklemek zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca: elbette en önemli konu fiyatlar, yemek ücretleri, çünkü malum bu tür turistik yerler de kalite-fiyat dengesi pek kurulmuyor.

Bu yüzden: servisteki gecikmeleri, servis elemanlarının ilgisizliklerini ve fiyatlardaki sıkıntıları göze alırsanız, bence buraya mutlaka gidin, ilginç bir yer.

Kemer gezilecek yerler

Çıralı gezilecek yerler

Phaselis gezilecek yerler

Kiriş-Çamyuva gezilecek yerler

Göynük gezilecek yerler

Tekirova gezilecek yerler