Bodrum Yarımada

Bodrum Yarımada

Evet, Bodrum merkezinden; yarımada da bulunan, diğer güzel yerleşim yerlerine ulaşmak mümkün. Merkezden, bu yerleşimlere sürekli olarak: dolmuş tipi, toplu ulaşım araçları gitmektedir. Bu araçlar, Bodrum yarımadasında birçok yere gidiyor ama yine de elbette gitmek istediğiniz yer için, mutlaka sürücülere  danışmanız şart.

Bu yerleşim yerlerini: Bodrum merkezden uzaklıkları sırasına göre; ayrı ayrı inceleyeceğim. Sizler; bu beldelere ait yazıları okuduktan sonra, tercihlerinize göre, kendinize bir gezi planı yapabilirsiniz.

Bodrum Yarımada Gümbet

GÜMBET

Bodrum’un, yalnızca 3 km. güneyinde kalıyor. Adını: sayısız, beyaz kubbeli yağmur sarnıçlarından alıyor. Yarımadanın, en uzun ve ünlü kumsalları burada. Deniz: sığ. Sahilden ilerledikçe: yavaş yavaş derinleşiyor. Uzun kumsalı ile ilgi çekmesinin yanında: deniz, güneş ve kum kombinasyonu da, buranın popüler olmasında etken.

En sıcak günlerde bile: koyun, boğazdan içeri giren, serin bir esintisi var. Burada: ufak, kiralık sandallar, su kayağı, sörf ve diğer su sporlarını da yapmak mümkün.

Gümbet’in diğer bir özelliği: gece yaşamının hareketli olması. Sokaklarda: gece, gün doğumuna kadar, barlardan ve yol kenarındaki kafelerden gelen müzik seslerini duyabilirsiniz.

Burası: yabancı turistler tarafından, özellikle tercih ediliyor. Süslü ve renkli çarşısının ve barlar sokağının; yapay bir havası var. Kendinizi: bir film setinde gibi hissedeceksiniz.

Gençler ve orta yaşın altındaki turistler için; burası, tam bir cennet. Eğlence ve gece yaşamı: muhteşem. Yabancı turistler: ülkelerindeki yaşamı, burada sürdürebiliyorlar. Türkçe bir tabelaya rastlamanız mümkün değil. Kısaca, burada: İngilizler, Türklerden daha fazla.

Yarımadanın en çok tercih edilen otelleri ve pansiyonları burada. Otellerin genellikle deniz kıyısında oluşu ve merkeze yürüme mesafesinde bulunması, özellikle çocuklu aileler için, burayı cazip kılıyor.

   

Bodrum Yarımada Bitez
Bodrum Yarımada Bitez

BİTEZ

Bodrum merkeze; 8 km. uzaklıkta. Vızır vızır çalışan minibüsler ile, 10 dakika içinde ulaşım mümkün. İsterseniz, yürüyerek, 1 saatte de gidebilirsiniz.

Evet, Bitez’de: geniş kumsal var. Kıyı boyunda: denize girmek ve güneşlenmek için inşa edilmiş, küçük iskeleler uzanıyor. Kumsalın arkasında ise; kurumuş nehir yataklarında ilerlediğinizde, yüzlerce dönümlük mandalina bahçelerini görebilirsiniz. Yani: burası, yarımadanın, en önemli narenciye yetiştirme alanı. Aynı zamanda: Bodrum yarımadasının en sakin koyu.

Bitez’in diğer adı: Ağaçlı. Esas yerleşim yeri olan köy: sahilden içeride kalıyor. Köyün sahil kesimine ise: “Bitez Yalısı” deniliyor. Meşhur türküden hatırlayabilirsiniz. Nasıldı? “Çökertmeden çıktım da Halilim, Aman başım selamet.

Bitez yalısına varmadan Halilim, Aman koptu kıyamet.” Bu türküye konu olan hikaye şöyle: “ Gülsüm ve Halil, birbirini çok seven iki aşık. Yasak aşk yaşıyorlar. Çökertmeden yola çıkarlar, hedefleri: Aspat’a varmak. Kaçmalarına yardım edecek olan arkadaşları, “kalleşlik” yapıyor. Yemeklerine konulan bir uyutucu bitki ve sonunda iki aşık, gözlerini: Bitez’de açıyorlar.

Arkadaş kazığı sonucu; yasak aşkları, ölümle sonuçlanıyor. “ Evet, köye gitmeyi bence ihmal etmeyin, gidin. Köy kahvehanesi çok güzel. Bir de, özellikle öğleden sonraları açılan: kadınlar kahvehanesi var. Bir sürü kadın: fasulye ayıklamaya ve örgü örmeye buraya geliyorlar. Köydeki Bitez dondurmacısının, meyveli dondurmasından tatmayı da sakın ihmal etmeyin.

Evet, Bitez kumsalı: su sporları meraklıları ve güneş aşıkları ile ünlü. Plaj çok güzel. İnsan yüzmeye doyamıyor. Göz alabildiğince: şezlong ve şemsiye var. Açılmadığınız sürece, deniz sığ. Özellikle: çocuklu aileler için çok uygun bir ortam var.

Arada: macera isterseniz, su sporları merkezi, bu ihtiyacınızı karşılıyor. Bu arada: koyun ucunda, sanki iklim değişiyor. Koyda bulunmayan rüzgar nedeniyle: sörfler ve yelkenliler, denizin üstünde adeta uçmaya başlıyorlar.

KARGI

Ortakent sahilinden geçerek, devam ettiğinizde, Kargı koyuna varacaksınız. Güneydeki, sahil yolundan geçen dolmuşlar, Kargı’ya da uğruyorlar.

Buradaki kumsal, yarımada üzerindeki birçok sahilden çok daha güzel. Hem yüzmeye daha elverişli ve hem de daha tenha. Kalabalık yok. Ayrıca, kıyıdaki birkaç taverna, standart kıyı tarifelerinden daha farklı fiyatlarla, yani uygun fiyatlı menülerle hizmet sunuyor.

Evet, Kargı denilince, insanların aklına develer geliyor. Bu develer: uzun yıllardır, müşterilerini: sahilde, bir aşağı, bir yukarı taşıyorlar ve bakım masraflarını çıkarıyorlar. Buraya: bu yüzden, “deve plajı” da deniliyor. Yabancılar: develere binmek için, inanamayacaksınız, sıra oluşturuyorlar. Bir tur: ya 10 Euro.

Bodrum Yarımada Bağla Koyu

BAĞLA KOYU

Merkeze: toplam: 22 km. Kargı’yı geçtikten sonra, deniz yolu ile gidildiğinde, ufak bir burnu geçerek varılıyor. Karadan gidildiğinde ise, parmak parmak uzanan bayırlardan birini tırmanarak, arkasındaki ufak Bağla Koyuna varabilirsiniz.

Bağla Koyunda: sahilden açıklara kadar, denizin dibinde, eski çağlardan kalan, kalıntılar görebilirsiniz. Bu çevrede: bu koy, yüzmeye en elverişli yerlerden biri. Bağla Koyu: her gün buraya uğrayan, günübirlik tekneler için önemli bir durak.

Bodrum Yarımada Yahşi

YAHŞİ

Ortakent’de, Bitez gibi kumsaldan içeride kalan bir yerleşim yeri. Ortakent’den, ileriye doğru gidilince varılıyor. Anayol üzerinde.

Ama: yarımadanın en eski yerleşim yerlerinden biri. Büyük bir mandalina üretim merkezi. Bodrum  suyu: buradan sağlanıyor. Buradan küçük bir yol: otel ve restoranlarla, birkaç küçük iskelenin bulunduğu, geniş kumsala uzanıyor. Bu kumsalın kıyısında, çeşitli oteller, restoranlar var.

Özellikle: Yahşi bölgesindeki restoranlarda rahatlıkla yöresel otlardan yapılan lezzetli mezeler ve balık yiyebilirsiniz. Çünkü: Bodrum yöresinde balık yemek isterseniz, özellikle Gümüşlükten sakınmanızı ve Yahşi bölgesinde balık tatmanızı öneririm, yoksa muhteşem bir hesap ödemek zorunda kalabilirsiniz. Yahşi bölgesindeki bir restoranda: iki kişilik doyurucu bir yemek, içki dahil, muhtemelen 150 TL. civarında hesap ödemenize karşılık gelecektir.

Evet, bu kıyıdaki restoranların bir kısmı denize sıfır yani hemen deniz kıyısında konumlanmış durumdadır. Bunun haricinde, kıyıda, bazı restoranların hemen önünde, kumsal bulunuyor. Kumsalda, şezlonglar ve şemsiyeler var. Kumsal; tamamen ince kum değil ama rahatsız etmiyor. Denize gelince: deniz soğuk veya rüzgar karadan estiğinde deniz soğukmuş.

Aniden derinleşiyor yani beş altı metre gittiğinizde, deniz boy derinliğine ulaşıyor. Elbette, herhangi bir cankurtaran veya şamandıra sistemi yok, bu yüzden özellikle çocuklu ailelerin denize giren çocuklarına dikkat etmeleri şart. Deniz kıyısında, uzunca bir tahta iskele var. Bu iskele üzerinden denize atlamak yasak, ancak balık tutma meraklıları bu iskeleyi kullanıyorlar.

Güneş, hemen sağ yanda bulunan tepenin üzerinden batıyor, yani denize batma keyfini burada alamıyorsunuz. Yahşinin en büyük özelliğinin Bodrumun diğer birçok yöresine nazaran uygun fiyatlarının olduğunu öğrendim ki gerçekten öyle.

Çevredeki, 13 orijinal kuleli ev: burada. 1601 yılında inşa edilmiş olan kuleli Mustafa Paşa konağının damında ve 60 cm. kalınlığındaki duvarlarında: top ateşlerinin açtığı gedikleri görmek mümkün. Son bir not: deniz kıyısında, hemen karşıda Yunanistan’ın Kos adası bulunuyor, ada o kadar yakın ki, akşam saatlerinde ada üzerindeki ışıklar rahatlıkla görülebiliyor.

Bodrum Yarımada Akyarlar
Bodrum Yarımada Akyarlar

     

AKYARLAR

Bodrum merkeze: 25 km. uzaklıkta. Aspat dağı geçilerek, eski bir balıkçı köyü olan Akyarlar’a varmak mümkün. Aspat dağının : tepesinde Osmanlı ormanları ve yamaçlarında ise, tarihi bir Yunan kilisesinin kalıntıları var.

Sahildeki birkaç evden de anlaşılacağı gibi: Akyarlar, eskiden ünlü bir Rum yazlık beldesiymiş. Yakın zamana kadar, Akyarlar’ın asıl geçim kaynağı: balıkçılık imiş. Kıyıdaki küçük liman, yerli balık tekneleriyle dolarmış. Ancak: günümüzde, Rumlar: 5 km. uzaklıktaki, İstanköy adasında yaşıyorlar.

Balıkçı teknelerinin yerini ise: tur tekneleri almış durumda. Ancak: Akyarlar, halen, o kendisine has atmosferini koruyor. Bugün: koyun bir ucunda liman var. Diğer ucunda ise, kumsal var ve dönemeç yaparak gözden kayboluyor. Sahil boyunda: küçük pansiyon ve restoranlar bulunuyor.

Bodrum Yarımada Turgut Reis
Bodrum Yarımada Turgut Reis
Bodrum Yarımada Turgut Reis
Bodrum Yarımada Turgut Reis

TURGUT REİS

Bodrum merkeze: 22 km. uzaklıkta. Bodrum yarımadasında bulunan, ikinci en büyük kasabadır. Burası: konuklara yani turistlere, gerçek Türk yaşamıyla, yeterince dinlendirici ortamı bir arada sunuyor. Bodrum yarımadasında, Bodrum merkez dışında en büyük yerleşim yeri olarak dikkat çekiyor. Ayrıca: deniz kıyısındaki caminin muhteşem iki minaresi de hemen dikkati çekiyor ve silüeti etkiliyor.

Turgut Reis e geldiğinizde, gayet güzel bir yoldan buraya giriyorsunuz ve kıyıya ulaştığınızda, Marina bölgesinde aracınızı park edebiliyorsunuz. Marina: buraya yanaşan yatların ve teknelerin sahiplerinin alışveriş yapmaları için düzenlenmiş bir kısım mağazadan oluşuyor.

Ama, bir kahve markasının yeri, bölgenin en ilgi çeken yeri. Burada, deniz kıyısında küçük bir mola verip, bir kahve içebilirsiniz. Bunun dışında, diğer mağazalar, genellikle yatlarla burayı ziyaret eden zengin müşterilerini bekliyorlar.

Marina dan sonra, sağ bölüme yürüdüğünüzde: ilk karşınıza çıkan, törenlerin yapıldığı ve Atatürk heykelinin bulunduğu alan. Daha sonra, buranın en meşhur yeri olan “Amiralin kahvehanesi” karşımıza çıkıyor ki, burada gayet uygun fiyatlar var, mutlaka zaman ayırın ve bir çay için.

O anda, sizinle birlikte, burada birçok ve özellikle “emekli” müşterilerin sabah keyfi veya çay keyfi yaptığına şahit olacaksınız. Hatta, pazardan gelenler bile, burada bir süre dinlenip, sohbet, muhabbetin ardından evlerine gidiyorlarmış.

Bodrum Yarımada Turgut Reis

Daha sonra: yürümeye devam ettiğimizde, dalgakıran yani yat limanının devamı olan yeri görüyoruz. Burada,  dalgakıran ucundaki “deniz kızı” heykeli de ilgi çekiyor. Dalgakıran da, “Turgut Reis” ve “Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir” in büstlerini de görebiliyorsunuz.

Kasabaya: “Turgut Reis” adı; 16’ncı yüzyılda, burada doğan, aynı isimdeki büyük Türk Amirali Turgut Reis’in anısına verilmiş. Batı dünyasında:”Dragut” adı ile anılan Turgut Reis, özellikle, Osmanlı donanmasının Malta Kuşatması ile tanınır. Kasabanın birkaç kilometre dışında, deniz kenarındaki bir anıt, onun ilk yelken açtığı yer olarak biliniyor.

Büyük Amiralin adını taşıyan kasaba; halen, yarımadanın batısındaki bir ticaret merkezi. Çevre köylerde üretilen ürünler, buradan nakliye şirketlerine veya fırın, dükkan ve diğer servis noktalarına ulaştırılıyor.

Bodrum Yarımada Turgut Reis

Daha çok dinlenmek isteyenler için, Turgutreis’deki kilometrelerce uzunluğundaki kumsal ve kıyılar var. Buralarda: Türk damak tadını sunan restoranlar ve barlara, mutlaka uğrayın. Bodrum yarımadasının en büyük yerleşim yeri, burada mutlaka güzel zaman geçirecek yerler bulacaksınız. En ilgimi çeken, tepelere büyük devasa “Türk Bayrağı” dikilmesi oldu.

Bodrum Yarımada Kadı Kalesi

KADI KALESİ

Turgutreis’in 6 km. kuzeyindedir ve Gümüşlük yolundadır.

Karadan ulaşılan, küçük bir sahil köyü. Köyün tepesindeki Rum kilisesi, yaklaşık olarak, 100 yıldan uzun bir zamandır burada ve iyi durumda korunarak günümüze ulaşmış. Kapısının arkasındaki Rum tasvirleri, hiç örselenmemiş. Bu özelliği ise, şaşırtıcı. Küçük kumsal: köyü yaz rüzgarlarından koruyor. Bazı iskele ve restoranlar, bu sakin kıyıda, dağınık olarak bulunuyorlar.

Bodrum Yarımada Gümüşlük

GÜMÜŞLÜK

Bodrum merkeze: 22 km uzaklıkta. Huzur dolu bir köy. Yarımada üzerindeki en eski yerleşim yerlerinden biri. Fakat: köy genişleyemiyor. Çünkü: burası, resmi olarak, arkeolojik SİT alanı olarak ilan edilmiş bir bölge. Doğal görünümü değiştirecek herhangi bir yapılanma ve kazı kesinlikle yasak.

Bu arada: anayoldan ayrıldıktan sonra, buraya ulaşan yolun rezalet ve berbat olduğunu söylemem gerek, özellikle mi yapılmamış anlamadın ama yapılmış olsa bile, yol üzerinde herhangi bir işaret olmadan, sık aralıklarla ani tümseklere rastlıyorsunuz ve arabanız la hoplaya zıplaya gümüşlük merkezine ulaşıyorsunuz ki, yetkililer lütfen bu tümsekleri boyayın veya işaret koyun, insanlara ve arabalarına yazık.

Bu arada, Gümüşlük yolunda, hemen tepenin üzerinde eski yel değirmenleri de ilginizi çekecektir zaten onları görmeseniz bile, köy içinde, hediyelik eşya satan yerlerde, “yel değirmeni” minyatürlerini bolca göreceksiniz.

Evet: Gümüşlük köyünün altında; antik “Mindos” sitesi var. Mindos: orijinal bir Likya kenti. MÖ.4’ncü yüzyılda, Kral Mozolus, yeni bir şehir kurmayı düşünür ve burada Mindos kentini kurar.

Günümüzden; yaklaşık yüz yıl önce, burada, görülmeye değer kalıntılar (bir tiyatro ve stadyum gibi) varmış. Ancak; bu antik yapılara ait taşlar; yavaş yavaş sökülerek, bina duvarlarında kullanılmış, artık burada, pek görülecek bir şey kalmamış. Yalnızca, hemen yakındaki ada üzerindeki antik kalıntılar uzaktan da olsa görülebiliyor.

Bodrum Yarımada Gümüşlük
Bodrum Yarımada Gümüşlük
Bodrum Yarımada Gümüşlük

Eğer: Gümüşlük’ün kuzeydoğusundaki koya doğru; 10 dakika yürürseniz, bir yamacın kenarından denizin içine doğru yönelen bir duvar görebilirsiniz. Deniz içinde daha pek çok duvar ve antik dönemden kalan dalgakıranı da görebilirsiniz. Ancak: buranın arkeolojik statüsü: denize tüple dalmayı yasaklıyor.

Yalnızca; şinolker ile dalış yapmak mümkün.

Buraya teknesi ile gelenler: sualtı kalıntılarına çarpmamak için, girişe yakın ada yakınlarına demirlemek zorunda kalıyorlar. Biraz önce sözünü ettiğim gibi, koy istikametinde yürürseniz: hemen  deniz kıyısında ve denize sıfır bir kısım evleri görebilirsiniz ki, sanırım bu evlerin ücretleri, para ile ölçülmeyecek kadar yüksektir.

Bu evlerin hemen önünde ise, denize sıfır konumda: restoranlar var ki, bu restoranlarda özellikle balık ve yöreye özgü otlarla yapılan mezeler servis ediliyor. Ancak, daha önce sözünü ettiğim gibi, Gümüşlük, Bodrum yöresinin en pahalı restoranlarının bulunduğu bir yer olarak bilinip tanınıyor.

Yani, iki kişi, bir balık yemeyi düşündüğünüzde, asgari 500 TL. civarında bir hesap ödemenizin gerektiği söyleniyor. Bir de bu restoranlarda, genellikle “mavi-beyaz” renkler tercih edilmiş ki, sanırım Yunan adaları özentisi olarak böyle seçilmiş ki, bence hiç gerek yok.

Bu restoranlar hattında yürümeye devam ederseniz, sonlara doğru, denize sıfır konumda bulunan “Erkek Berberi” mutlaka dikkatinizi çekecektir ki, bence bu berber, dünyanın en güzel konumlandırılmış berberi olsa gerek, saç tıraşı olurken, cennet gibi bir yerde bulunmak hoş olsa gerek.

Bodrum Yarımada Gümüşlük

Bir de, yine sonlara doğru, deniz içinde bulunan ve sanırım sonradan yerleştirilmiş olsa gerek, bir “dilek ağacı” görülüyor, ağacın üzerindeki renkli şeritler, sanırım dilek tutanlar tarafından bağlanmış ama, bu ağaca dilek şeridi veya bir şeyler bağlamak isterseniz, dizinize kadar denize girmek gerekiyor.

Bir de, yine en son restoranın menü tahtasında yazanları unutmam mümkün değil, adını sorduğumda “Konyalı” olarak tanındığını söyleyen bir arkadaş, bu menü tahtasında yöresel lisan kullanarak ilginç şeyler yazmış ki, en ilgi çekeni “kahve iç, neden içtin diye mi soracağız, para da istemeyeceğiz” yazısı ve buna istinaden “hadi ver iki kahve” dedik, hemen Türk kahvesi servis edildi ve ısrarlarımıza rağmen, ücret almadı. Gümüşlük pahalı derken, bu tür insanların da bulunduğunu yazmam gerek.

Bodrum Yarımada Gümüşlük
Bodrum Yarımada Gümüşlük

Daha sonra

Gümüşlük ün hemen merkezinde, çamlar altında, deniz kıyısındaki bir restoranın ilgi çektiğinden söz etmem gerek. Bu restoranın hemen önünde insanlar denize girebiliyorlar, istemeyenler ise, restoranda, çamların altında gölgede oturup, bir şeyler yiyip içiyorlar.

Gümüşlük köyünün en büyük özelliklerinden birisi de, hani tarih yanında, marjinal tiplerin ve birçok ünlü sanatçı, şarkıcı, tiyatrocunun burada yazlığı bulunması, tatil için burayı tercih etmesidir. Burada gezerken, denize girerken veya bir restoranda otururken, mutlaka tanıdık bir yüz görebilirsiniz.

Hatta: saçlarını gayet marjinal yaptırmış, sakal ve bıyıkları ilgi çeken insanlara da rastlayabilirsiniz. Hatta: buraya yolunuz düşerse, hemen iç sokaktaki “hamur işleri” satan dükkana mutlaka uğramanızı ve buradan “dereotlu-peynirli poça” almanızı ve yine yöreye özgü, muhteşem lezzetli “mandalina gazozu” içmenizi öneririm.

Bodrum Yarımada Tavşan Adası
Bodrum Yarımada Tavşan Adası

Bu ada: tavşan adası. Gümüşlük’ün: açık denizden korumalı iki koyunu birbirinden ayırıyor. Eğer: kıyıda bir restorana oturarak bir süre bakarsanız, adanın üzerinde tavşanları görebilirsiniz. Dizboyu suda, deniz içinde yürüyerek, bu adaya gitmek mümkün. Ayrıca: adada; kayaların arasında güneşlenmek ve denize girmek de mümkündür.

Evet, kıyıdan iki tane yol var. Bir tanesi: sonradan antik dönemde döşenmiş kayalar üzerinden adaya gidilen yol ki, bu tercih edilmiyor, çünkü kayalar kaygan, ikinci yol ise, deniz tabanında kum/çakıl zemin üzerinden yürünerek adaya ulaşan yol ki, genellikle biraz önce sözünü ettiğim gibi dizlerinize kadar denize girmeyi göze alırsanız adaya kadar yürüyebiliyorsunuz, ama adaya giriş yasak, çünkü adanın üzerindeki arkeolojik kalıntıları zaten uzaktan da olsa görebiliyorsunuz.

Adanın hemen girişinde balık tutanları gördüm, balık tutma meraklıları varsa, adanın hemen girişinde balık tutmayı deneyebilirler. Öte yandan, adaya giriş yasak dedim ama, bu yasak yalnızca tabela koymakla kalmış, isteyenler, küçük bir çit üzerinden atlayıp, adayı ve üzerindeki tarihi kalıntıları ziyaret edebiliyorlar ki, umarım bir yetkili bu satırları okur da, kalıntıların ziyaretçiler tarafından tahrip edilmemesi için gerekli önlemleri alırlar.

Kalabalığın az olduğu Gümüşlük’de: restoranlardaki yiyeceklerin kalitesi, şaşılacak derecede güzel. Ancak, yukarıda belirttiğim gibi, sizi ısrarla restoranlarına davet eden ve taze balıkları gösteren garsonların ısrarına kapılıp bir yere girmeden önce, mutlaka fiyatları inceleyin diyorum, aksi halde kötü sürprizle karşılaşabilirsiniz.

Çünkü, gerçekten fiyatlar aşırı pahalı ve mekan sahipleri, yılın yalnızca üç/dört ayı çalıştıklarını ve kazandıklarını tüm yıl harcadıklarını söylemek gibi bir mazeretleri var. Yine de, Bodrum yöresine gelen bir çok ziyaretçi, bilmedikleri için, bu mekanlara girip, bir kez de olsa, deniz ürünleri tadıp bu aşırı yüksek ücretleri ödüyorlar ve bir daha gelmemek üzere, mekanlardan ayrılıyorlar.

Bodrum Yarımada Yalıkavak

YALIKAVAK

Bodrum merkeze:22 km. uzaklıkta. Bodrum’dan Yalıkavak’a yapılan yolculuk sırasında: yarımada üzerinde, en çok görülmesi gereken, en güzel manzarayı görebilirsiniz. Verimli vadilerden yukarı doğru tırmanıyorsunuz. Sonra: yol, dağın tepesini keserek, aşağıya doğru, yarımadanın ortasına iniyor. Yalıkavak’a varmadan önce ise, yöreyi ve güney kıyılarını: ortadan ikiye ayırıyor.

Yalıkavak: yıllarca, Ege’nin Türk kıyılarındaki en önemli balıkçılık merkezlerinden biri olmuş. Balık ve sünger avcılarının teknelerinin sığındığı bir liman olmuş. Günümüzde, yerli halkın büyük çoğunluğu, hala denizcilik yapıyor.

Yalıkavak; bir yandan, denizin ağır işçiliği olan balıkçılığı ve diğer yandan ise, çağın günümüze getirdiği: kafe, restoran ve barları barındırıyor. Getirdikleri deniz ürünlerini boşaltan balıkçı motorları ve yolcularını karaya çıkaran yatları bir arada görebilirsiniz. Bu eşsiz atmosfer: durmaksızın işliyor.

Bodrum Yarımada Gündoğan

GÜNDOĞAN

Bodrum merkeze: 22 km. uzaklıkta. Yalıkavak’tan, birkaç dakika doğuya ilerlediğinizde buraya varmak mümkün. Ama varmadan önce: harika kaya oluşumlarını ve çam ormanlarıyla örtülü yüksek tepeleri geçiyorsunuz. Bu yol, sizi Gündoğan köyüne çıkarıyor.

Köyün eski adı: Farilya. Eski bir Rum sözcüğü. Yani: güneşin doğuşu demek. Yol üzerindeki bazı yol tabelalarında: hala, bu sözcüğü görmek mümkün. Bir zamanlar, halkın çoğunluğu sahilde yaşıyormuş. Balıkçılık ve sünger avcılığı yapıyorlarmış. Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngiliz savaş gemilerinden bir kısmı, buradaki halkı korkutmuş. Onlar da, iç kesimlere kaçarak, rıhtımı, öylece, olduğu gibi ıssız bırakmışlar.

Bugün, buranın en önemli geçim kaynağı: tarım. Özellikle: narenciye. Bunun yanında, elbette turizm var. Sahilde: birkaç, konforlu ama küçük otel mevcut. Çok özel kıyı restoranları, Gündoğan balıkçılarının gün boyu yakaladıkları balıkları ve diğer deniz ürünlerini, müşterilerine sunuyorlar.

Sahili, baştan başa geçen yol, kumsalı da kapsıyor. Kıyıdan denize uzanan küçük iskelelerin üzerinde denize giriliyor ve güneşleniliyor. Küçük limanda ise, günübirlik gezi tekneleri var.

Gündoğan’da, ayrıca bazı tarihi kalıntıları da görebilirsiniz. Koyun karşısındaki: Küçük Tavşan Adası’nın yamacında, eski bir Rum kilisesi var. Köyün, üst yanından, yamaca doğru, dikçe bir tırmanıştan sonra ise: kayalara oyulmuş, 50 taş basamak sizi karşılayacak.

Buradan da, küçük fakat harika görünümlü bir manastır girişine çıkılıyor. Bundan başka: Yalıkavak-Torba anayolunun biraz ilerisinde, köyün yukarı kısmının karşısındaki çam ormanının arasından, başı göğe doğru yükselen, eski bir Osmanlı kulesi görülüyor.

Bodrum Yarımada Türkbükü

TÜRKBÜKÜ

Evet, buradaki koyun batı yakası: tepeler arasında gömülü ve önündeki iki ada ile korunmuş. Balıkçılar, burada sahilden denize doğru çıkık, pek çok küçük tahta iskeleden hareket ediyorlar. Koyun hemen çıkışında ise, dil balıklarının yataklarının bulunduğu söyleniyor.

Bodrum Yarımada Gölköy

GÖLKÖY

Yarımadanın, kuzey kıyısı boyunca uzanan yolun ortalarında ve büyük koyda kurulu bir köy. Önünde, upuzun uzanan kumsal ile, küçük pansiyon ve restoranlar var. Gölköy’de; keyif çıkaracak pek çok şey arasında: belki de ilk akla gelen, modern yaşamın parıltısından çok uzaklarda, sessiz sedasız çalışmalarını sürdüren halkın: balıkçılık ve çiftçilik uğraşlarını ve koşuşturmalarını seyretmek.

Bodrum Yarımada Torba

TORBA

Yarımadanın en kuzeydoğu ucunda kalıyor. Korumalı bir koyu var. Sakin ve huzurlu atmosferi ve Bodrum’a kolayca ulaşılabilecek yakınlıkta oluşu; buranın popilitesini arttırıyor. Uzun kıyısı boyunca, küçük pansiyonlar, barlar ve özel güneşlenme iskeleleri var.

Koya: yatçılar sıkça uğruyorlar. Yerli halk ise, balıkçılık yapıyor. Ayrıca: her gün, feribotla, henüz bozulmamış Güllük körfezinden karşıya geçerek, Didim’e gitmek mümkün. Böylece: bir yandan muhteşem Apollo Tapınağı’nı seyrederken, diğer yandan da, hoş bir vapur seferi yapmak mümkün.

   

Bodrum Yarımada Güllük
Bodrum Yarımada Güllük

GÜLLÜK

Bodrum-Milas karayolu üzerinden, sağa ayrılan 8 km. uzunluğundaki yol, sizi Güllük’e ulaştırır.
Güllük’ün anlamı: gül bahçesi demektir. Güllük: Ege kıyılarında uzanan küçük bir balıkçı köyüdür. Kendine ait küçük bir limanı ve çok keyifli plajları var. Bu sevimli ve küçük tatil beldesi: özellikle yerli turistler tarafından, uzun zamandır özellikle tercih edilmekte. Bodrum’un kalabalığından hoşlanmayanlar, Güllük’ü tercih ediyorlar.

Güllük: Türkiye’nin balık cenneti olarak biliniyor. Kasaba’da: deniz levreği ve mercan gibi, spesiyal balık yemekleriyle ünlü restoranlar bulmak mümkün. Kasabanın kuzeyinde kurulu Dalyan’da ve denizde çok iyi balık çıkarılıyor.

Yılan balığı da, burada sık avlanan deniz ürünü. Adının yılan oluşu sizi itmesin, gerçekten lezzetli. Ayrıca: çevredeki koyların çoğunda, kültür balıkçılığı da yapılmakta, çipura ve levrek yetiştirilmekte.

Tüm bunların yanında: buraya has bir özellik daha var. Çevrede çıkarılan “boksit” madeni, Güllük limanından ihraç ediliyor. Zaten: yolda sıkça boksit madeni taşıyan kamyonları görmeniz mümkün. Kasabaya girerken ki yüksek yerden, limana baktığınızda ise, mutlaka bu madeni taşıyan, ağır tonajlı gemileri de görebilirsiniz.

Buranın yapısı nedeniyle: sahilden hemen sonra yükselen tepelere yerleştirilmiş oteller ve evler, hep deniz görüyor.

Diğer bir özellik ise: Güllük’de, komşusu Bodrum gibi, bölgeye has tekneler (gulet) yapılan tersaneler bulunması. Bunların görünüşü güzel ama limanda, maden taşımak üzere bulunan şileplerin görüntüleri için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Bodrum Yarımada Yalıçiftlik ve Çiftlikköy

YALIÇİFTLİK VE ÇİFTLİKKÖY 

Bodrum’a 22 km. uzaklıkta. Dolmuşla 20 dakikada ulaşmak mümkün. Çam ormanları arasında, kıvrıla kıvrıla giden yol üzerindeki Gümbetlerin önünden geçilerek, buraya varılıyor.

Burada: çevreye serpiştirilmiş, birkaç restoran bulunmakta. Kıyının doğu yanı kumluk. Biraz daha ilerideki ıssız kayaların arasında, denize girmek ve güneşlenmek mümkün.

Yalıçiftlik’den 4 km. sonra, tarımla uğraşan insanların yaşadıkları; Çiftlikköy’e ulaşılıyor. Taştan yapılmış çiftlik evleri, tepenin eteklerine yayılmış. Belli başlı ürünler: ormandaki kovanlarda toplanan çam balı ve çevredeki bahçelerde yetiştirilen: incir.

Turizm elinin değmediği bu köy, Bodrum yarımadası üzerindeki çiftlik yaşamından örnekleri, gözler önüne sermesi bakımından ilginç.

Evet, değerli konuklar. Benim, Bodrum yarımadasında, görüp sizlere anlatabileceğim yerleşim yerleri bunlar. Bunlar dışında, benim görmediğim yerler, mutlaka vardır.

Buraların küçük özelliklerini sizlere anlatmaya çalıştım. Sizler, tercihleriniz doğrultusunda, kendinize bir rota ve plan çizebilir ve Bodrum merkezinden zamanınız kaldığında, yarımadanın bu yerleşim birimlerini de gezebilirsiniz. Çok keyif alacağınızdan eminim. Zamanınız ve imkanınız olursa, bu geziyi mutlaka deneyin.

Muş Malazgirt

Muş Malazgirt

Malazgirt, 1071 yılındaki savaş ile, Türk tarihinde ayrı bir önemi olan yerdir. Aradan yüzlerce yıl geçmiş, Anadolu’nun Türkler tarafından ele geçirilişinin bu kapısına; birkaç kez gittim. Yörenin elbette en öne çıkan özelliği: Malazgirt savaşının yapıldığı ova ve buradaki anıt.

Özellikle: bir keresinde, sanırım 1990’lı yıllarda, Malazgirt’te bulunurken, ilçe merkezinde belediye tarafından yapılan bir kazıda, bir küp altın çıkmış ve bu söylenti, bütün ilçe halkının uzunca bir süre belediyenin bu kazısının çevresinde toplanmasına neden olmuştu. Yani, tarihi yoğun bir yöre.

 

ULAŞIM

Malazgirt ilçesinin: Bulanık üzerinden Muş ve Patnos üzerinden Ağrı iline bağlantısı bulunmaktadır. Ayrıca: Ahlat, Adilcevaz ve Hınıs ilçeleriyle de, kara yolu bağlantısı bulunmaktadır. Malazgirt ilçesinin, Muş il merkezine uzaklığı: 135 km.dir. Muş ilinin en uzak ilçesidir. Malazgirt-İran Kapıköy sınır kapısı arasındaki uzaklık; 156 km. Malazgirt-Azerbaycan Gürbulak sınır kapısı arasındaki uzaklık: 156 km. Malazgirt-Ahlat arasındaki uzaklık: 34 km.

TARİHİ

Yörenin kuruluş tarihi, kim tarafından ve ne zaman kurulduğu, net olarak bilinmemektedir. Ancak: Urartular zamanında, kral Menuas’ın, bu yörede bir yerleşim yeri kurduğu ve buraya Menuas’ın şehri anlamına gelen “Menuahina” adınının verildiği söyleniyor. Hatta: yine kral Menaus tarafından, Malazgirt ovasında sulama kanallarının yapıldığı bilinmektedir. Çünkü: Urartuların başkenti Tuşpa’dan gelen ve batıya giden yol, Malazgirt ovasını geçtikten sonra, Murat ırmağının vadisi boyunca, Muş ovasına kadar inmekte ve buradan batıya yönelmektedir.

Yörede: Bizans egemenliği döneminde, Selçuklu akınları başlar. Malazgirt ovasında 1071 yılında yapılan savaş sonunda, Malazgirt Selçuklu devletinin egemenliğine girer. 1514 yılında ise, bu kez Osmanlılar görülür.

Muş Malazgirt

GENEL

Malazgirt ilçesi, Murat nehrinin güneydoğu kesimindedir. Yöre toprakları: geniş ovalar ve dağlarla kaplıdır. Arazinin % 65’lik bölümü, engebelidir. Yörenin, denizden yüksekliği: 1550 metredir. Fırat nehrinin bir kolu olan Murat nehri, ilçe merkezinin kuzeyinden geçmektedir. İlçede yaşayan insanların ekonomik etkinliklerinin başında: tarım ve hayvancılık gelmektedir. Tarıma elverişli arazilerde, kuru tarım ve genellikle buğday, arpa ve nohut üretimi yapılmaktadır. Hayvancılık olarak ise, küçük baş hayvancılık yaygındır. Ancak, mera yasakları nedeniyle, hayvancılık ta gittikçe azalmaktadır.

 

GEZİLECEK YERLER

 

MALAZGİRT OVASI

Büyüklüğü, yaklaşık 450 km. karedir. Ovanın kuzeybatısından, Murat ırmağı geçer. Ova: geniş bir bozkır görünümündedir. Malazgirt savaşı: Ahlat ile Malazgirt arasındaki bölümde geçmiştir.

Muş Malazgirt Zafer Anıtı
Muş Malazgirt Zafer Anıtı

 

ZAFER ANITI

Malazgirt ovasındaki anıt: Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılmıştır. 1985 yılında başlayan yapım, 1989 yılında bitirilmiştir. Anıtın yüksekliği: 42 metredir. Anıtın sütunları arasındaki boşluk: Türklerin Anadolu’ya geçiş kapılarını, sütunlar ise Anadolu’nun kapısını ifade etmektedir. Anıtın çevresi: 1997 yılında, restore edilmiş, tel örgü ile çevrilmiş ve bölge ağaçlandırılmıştır. Her yıl, 26 Ağustos tarihinde, burada zafer yıl dönümü kutlanmaktadır.

 

KIZ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine, 2 km. uzaklıkta, 3 metre uzunluğunda ve 1 metre genişliğinde, iki yekpare taştan yapılmıştır. Roma dönemi eseridir. Köprü hakkında anlatılan efsanelere göre: yöredeki bir kralın kızı tarafından yaptırılmıştır.

Muş Malazgirt Kalesi ve Yılanlar Kuyusu

 

MALAZGİRT KALESİ VE YILANLAR KUYUSU 

İlçe merkezinde, muhteşem bir görüntü sunmaktadır. Kalenin çevresinde, birbirine paralel iki sur sırası görülüyor. İlk yapılışının, Urartular dönemine kadar uzandığı düşünülmektedir. Yapı: siyah sert taştan, horasan harcı ile yapılmıştır.

Kalenin, 1750 metrelik surları, yıllardan beri kendi kaderine  terk edilmiştir. Bu yüzden,
surların büyük bölümü,  doğal etkiler sonucu yıkılmıştır. İç kale surları: iki sıralı duvarla örtülüdür. Burası: Belediye tarafından restorasyona tabii tutularak, park olarak düzenlenmiş ve ilçe halkının günlük kullanımına açılmıştır.

Efsaneye göre: “Malazgirt kalesi civarında ateşe tapanlar yaşarken, başlarında “Teymus” isimli bir şah bulunuyormuş. Şahın çocuklarından Beşir: Allah’a inanıp iman getirince, babası Şah Teymus tarafından, dili kesilerek, buradan sürgün edilir. Beşir: aylarca yol aldıktan sonra Mekke’ye ulaşır. Bu durumu öğrenen Hz. Ali, ordusunu toplar ve Malazgirt üzerine yürür. Yapılan savaşta, Şah Teymus ve ordusu tamamen yok edilir ve Hz. Ali, ordusu ile birlikte, günümüzde, Malazgirt ilçesinin bir mahallesi olan Şahneder köyüne gelir ve orada konaklamak ister.

Askerleri ise, yorgun ve susuz olmaları nedeniyle, köyün çeşmesinden su içmek isterler. Ancak: köylüler, suyun zehirli olduğunu söylerler. Bunun üzerine, Hz. Ali, çeşmeye gelir ve çeşmenin kaynağında, birçok yılanı görür.

Daha sonra: köyün hemen güneyinde bulunan, Salkayalığına gider ve kılıcı ile bir taşa vurur, kaya yarılır ve günümüzde “yılanlar kuyusu” denilen yer ortaya çıkar. Hz. Ali, Allah’a dua eder ve kaynaktaki yılanlar, kuyunun içine girerek kaybolurlar. Böylece: askerler çeşmenin suyundan içerek, susuzluklarını giderirler.

İşin ilginci, her yıl: 15 Mayıs-15 Haziran arasındaki bir aylık dönemde: yılanlar kuyusu denilen bu yer: yine, aynı boyda ve renkte,  zehirsiz yılanlar dolmaktadır. Hatta: bu yılanlar, köylüler tarafından ellerine alınır, oynatılırlar ve asla insanlara zarar vermedikleri görülür.

İnanılması her ne kadar güçte olsa: belirttiğim tarihlerde, bu köyü ziyaret ederek, bu olayı canlı canlı yaşayabilirsiniz.

Kale hakkında son bir not: Evliya Çelebi, yazılı notlarında kale hakkında şunları söylemektedir.” Kale, yuvarlak bir tepe üzerinde ve kesme taştan yapılmıştır. Kale: 922 yılında, Sultan I. Selim tarafından, Çıldır savaşı sonunda ele geçirilmiş ve yöre Osmanlı egemenliğine girmiştir. Kalenin kapısı: doğudadır. Kalede: muhtemelen 2000 ev, 1 cami, 2 medrese ve 1 küçük hamam, 1 han ve 50 kadar dükkan vardır.

 

KATERİN-ZİNCİRLİ KALESİ

İlçe merkezindeki, Katerin dağı üzerindedir. Söylentilere göre, bir zamanlar: Malazgirt kalesi ve bu kale arasında, kalın zincirlerden yapılan bir köprü ile bağlantı kurulu imiş.

 

TIKIZLI KALESİ

İlçe merkezine bağlı, Tıkızlı köyündedir. Urartular döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Net olarak: Urartu kralı İşpuni döneminde (MÖ.830-810) yılları arasında yapılmıştır. Yapı: büyük bir tepe üzerinde, büyük taşların, birbiri üzerine yığılması ile, yani harç kullanılmadan yapılmıştır. Merkezi alan: 25-30 x 30-35 metrelik bir alanı kapsamaktadır.

Sur duvarlarının kalınlığı ise; 4 metre civarındadır. Yükseklikleri ise: 1.5-2 metre kadardır. Kalenin en büyük özelliği: yapımında kullanılan taşların, küp şeklinde, düzenli olarak yontulması ve insan gücünü aşacak büyüklükte taşların üst üste konulmasıdır. Mısır piramitleri gibi, elbette bu durumda meçhul, yani bu büyüklükteki taşların üst üste nasıl konulduğu meçhul. 

 

Muş

Muş

Birçok defa gittim, çünkü: özellikle yörenin tek hava alanının burada olması, en büyük etkendi. Muhteşem büyük ve her türlü uçağın rahatlıkla inebildiği bir hava alanı var.

Ova kesimi dümdüz, şehir içinde, hafif meyilli, yani yukarı doğru çıkan bir caddeyi gördüğünüzde, hemen şu türkü akla geliyor “Burası muştur, yolu yokuştur”, ama öte yandan, türküde geçen yokuş burası değil, eskiden şehir yerleşimi kale civarında olduğu, kale mahallesinde olduğu için, esas yokuş orada var, yani türküde ki yokuş orada.

Muş şehrinde, bir gittiğimde, birkaç gün kaldım. Şehrin hemen merkezinde, uzunca bir cadde var, şehri bir baştan bir başa geçiyor ve tepedeki ucunda, hastane ve Valilik var. Özellikle: kale bölgesine ve gece şehir ışıklandırıldığında çıkmanızı öneririm.

Muş

ULAŞIM

Şehir otobüs terminali, merkeze 2 km. uzaklıktadır. Terminal ile şehir merkezi arasındaki ulaşım,
dolmuşlar ile yapılmaktadır.

Muş ilinde, bir de NATO standartlarına uygun, hava alanı bulunmaktadır. Hava alanı, şehir merkezine 16 km. uzaklıktadır. Hava alanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım, servis araçlarıyla sağlanmaktadır.

Demir yolu: şehir merkezine 3 km. uzaklıktaki gardan geçmektedir. Gar ile şehir merkezi arasındaki ulaşım, dolmuşlar ile sağlanmaktadır.

Muş-Bingöl arası uzaklık: 115 km. Muş-Tatvan arası uzaklık: 85 km. Muş-Van arasındaki uzaklık: 223 km. Muş-Diyarbakır arasındaki uzaklık: 259 km. Muş-Ankara arasındaki uzaklık: 1014 km.
Muş-Bitlis arasındaki uzaklık: 83 km. Muş-Batman arasındaki uzaklık: 221 km. Muş-Erzurum arasındaki uzaklık:246 km.

TARİHİ

Yöredeki ilk yerleşimcilerin: MÖ. 2000 yılında, yani günümüzden 4000 yıl önce: Trakya bölgesinden, Anadolu’ya giren ve Frigyalılar olarak isimlendirilen halkın bir kavmi olan “Muşkiler” tarafından kurulduğu düşünülmektedir.

Muşkiler: yörenin güneyindeki dağlarda barınmışlar ve bu dönemde, günümüzdeki Kızıl Ziyaret tepesindeki kaleyi yapmışlardır. Ancak, bu kale, daha sonra, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yıktırılmıştır. Zaten, Muş yöresindeki antik yapıların bir kısmında: Muşkilerin simgesi olan “yonca” resmi, kabartması görülmektedir.

Takip eden tarihi süreçte: yörede egemenlik kuran topluluklar: Asurlular, Urartular, İskitler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, İlhanlılar, Karakoyunlular, Osmanlı imparatorluğu.

Şehrin, isminin kaynağı: şehir, Urartular döneminde kurulmuş olup, dönemin Urartu kralı Muşet’in ismi şehre verilmiştir. Şehir, uzun yıllar “Muşet” ismiyle anılmış ve daha sonra kelime kökeni değişerek, günümüze “Muş” olarak gelmiştir.

Son olarak: Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, bir zamanlar, emrindeki askerler ile birlikte burada savaştığından söz etmek istiyorum. 1916 yılında, Muş, Ruslar tarafından işgal edilir.

Bu sırada Çanakkale zaferinin ardında, Diyarbakır 2’nci Kolordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal, bölgede büyük bir mücadeleye girişir. 1916-1917 yılları arasında, Muş şehri ve yöresi, defalarca el değiştirir. Ancak: 1917 yılındaki Bolşevik ihtilali nedeniyle, Rus ordusu geri çekilmek zorunda kalır ve işgal sona erer.

Muş

GENEL

Muş, ülkemizin Doğu Anadolu bölgesindedir ve yüz ölçümü olarak, ülkemiz topraklarının yüzde 1.1’lik bölümünü kapsamaktadır. İl topraklarının: büyük bölümü ( yüzde 97) tarıma elverişlidir. Rakım ise, genellikle: 1250 metre civarındadır.

Bölgede, ülkemizin üçüncü büyük ovası bulunmaktadır. Muş türküsünde sözü edilen “burası Muştur, yolu yokuştur” ifadesinin anlamı: şehir yerleşimi oluşturulurken, ova bölümü tamamen tarıma ayrılmış ve şehir yerleşimi: saldırılara karşı savunulması için; günümüzdeki kale ve minare mahalleleri arasındaki bölümde oluşturulmuştur. Kale mahallesi: yüksek bir yerde ve ovaya hakim konumdadır. Yani; eski Muş şehrinin yerleşim yeri olan bu bölüm; yüksektedir ve yolu yokuştur.

İlde yaşayanların, ekonomik etkinlikleri: genellikle tarım ve hayvancılık üzerine kuruludur. Tarım denildiğinde, ilde yetiştirilen başlıca ürünler: tütün, buğday, şeker pancarı, ayçiçeği, fasulye, nohuttur.

Dağlık kesimlerde ise, özellikle ceviz üretimi yaygındır. Hayvancılık denildiğinde ise, özellikle mera hayvancılığının etkinliği görülür. Koyun ve keçi yetiştiriciliği, ilk sıradadır. Özellikle, koyun yetiştiriciliğinde, ülkemizde ilk sıradadır. Mor karaman koyunu yetiştirilir.

Her yıl: 30 Nisan tarihinde, Muş şehrinin kurtuluş günü kutlanmaktadır.

MUŞ LALESİ

Muş denildiğinde: buraya has Muş lalesinden söz etmemek olmaz. Ama, ben burayı ziyaretlerimde, lale görmedim, sanırım benim ziyaret zamanlarım, lale zamanı değildi veya lale, şehrin belli-başlı yerlerinde bulunuyor, bilmiyorum?

Evet: zambakgillerden olan lale: yaprakları uzun ve sapının üstünde bulunan tek bir çiçekle görülür. Çiçekler, birçok değişik renklerde olabilmektedir. Ama, özellikle bu bölgede yetişen lale: kırmızı rengi ile öne çıkıyor.

Özellikle: Osmanlılarda, bir döneme ismini veren bu güzel bitki: 16’ncı yüzyılda, Avrupa’ya götürülmüştür. Hatta: çiçeğin görünümü “sarık” şeklini andırdığı için, Avrupa’da “Tülbent” sözünden türetilen “Tulipe” kelimesiyle anılmaktadır.

Evet, günümüzde, yörede, yoğun olmasa da lale üretimi sürdürülmektedir. Ancak: son dönemlerde: Muş lalesinin soğan, yaprak ve çiçeklerinde, kalbe olumlu etkisi olan “Tulip” maddesinin bulunması, lalelerin, soğanlarıyla birlikte hasat edilmesine ve yavaş yavaş yok olmasına neden olmuştur.

Ayrıca: farklı tarım alanlarının genişlemesiyle, lale üretim alanları gitgide yok olmuştur. Ama, biraz öncede sözünü ettiğim gibi, günümüzde: bir kısım lale üretim alanı koruma altına alınarak, Muş lalesinin yok olması önlenmeye çalışılmaktadır.

MUŞ TÜRKÜSÜ

Ülkemizde, müzik severler tarafından, yoğun olarak tanınan, bilinen bir türküdür. Her ne kadar: bazı yörelerde, “burası Huştur, yolu yokuştur” gibi, değişik anlamlar eklense de, türkünün aslı “burası Muştur, yolu yokuştur” olarak bilinmektedir.

Yani: bu türkünün özellikle “Yemen” yöresine atfedilmesi, anlaşılır gibi değil. Evet: Muş yöresinin bu güzel türküsü: Yemen çöllerine savaşmak üzere gönderilen, Anadolu çocuklarının acıklı öykülerini anlatır. Acıklı, yaslı ve elemli bir türküdür.

Türkünün, ortaya çıkış hikayesi ise şöyledir: “ bir zamanlar, Osmanlı, Yemen çöllerinde, yaman bir savaşa katılır. Ancak: buradaki savaşın kazanılması için, Yemen yöresine bir asker alayı ile gidilmesine karar verilir.

Ancak: bu kararı verenler, Yemen çöllerinde, zor şartlar altındaki askerlerin savaştan kaçmamaları için, hepsinin belli bir yöreden, vilayetten ve hatta birbirlerine akraba olmaları istenir. Ancak, tek bir vilayetten yeteri kadar asker müracaatı olmaz, çeşitli yörelerden asker olmak isteyenler ise, kurulması düşünülen alay için yeterli olmaz.

Bu sırada: Muş yöresinden: Bulanık, Malazgirt ve Varto ilçelerinden: hep birlikte, bu kurulması düşünülen, Yemen alayına katılmak için müracaat gelir. Osmanlı askeri yetkilileri: Muş yöresinden gelen bu müracaatı kabul ederler ve Yemen yöresine gönderilecek alayın, Muş yöresindeki askerlerden oluşmasını sağlarlar.

Hazırlanan alay, kısa süre sonra Yemen yöresine gönderilir, ancak aradan geçen aylara, yıllara rağmen, gidenlerin hiçbiri geri dönemez. İşte, bu türkü: Yemen çöllerine gönüllü olarak giden ve bir daha geri dönemeyen, o kahraman insanların anısına yazılmış, söylenegelmiştir.

NE SATIN ALINIR

Muş yöresinde, geleneksel el sanatları arasında, öne çıkanlar: kilimcilik, halıcılık, keçecilik, çorap örmeciliği, hasır örmeciliği, boncuk ve dantel oyacılığıdır.

Yörede, oyacılık, ev kadınlarının en büyük uğraşısıdır. Boncuk oyası işler, hem iğne, hem de tığ ile yapılır. Özellikle, genç kızlar tarafından ilgi gösterilir. Dantel oyacılığı da, boncuk oyası kadar yaygındır. Elbiselerin kol ve eteklerine süs olarak işlenir.

NE YENİR

Muş yöresinde, yöresel lezzet olarak, sizlere: “Muş köftesi” önerebilirim. Bulgurla hazırlanan bu köfte, üzerine tereyağı dökülerek servis ediliyor.

Başka lezzetler düşünürseniz: “Hez dolması” var. Haşlanmış lahana yaprakları ile hazırlanıyor. “Domatesli Lahana Dolması” da düşünülebilir. Son olarak, ilginizi çekerse, “keşkek”.

KALINACAK YERLER

Öğretmenevi              İstasyon Caddesi. Sanat okulu arkası.          436-2122792

GEZİLECEK YERLER

MUŞ KALESİ

İl merkezinde ve şehrin en eski yeri olarak önem kazanmaktadır. Yapılış tarihi ve kim tarafından yaptırıldığı, net olarak bilinmemektedir. Günümüze kadar olan süreçte: doğal nedenlerle, büyük hasar görmüştür. Kalenin batı yönünde: Selçuklu, Arap ve Osmanlı mezarlıkları, birbirine karışık ve dağınık halde bulunmaktadır.

Kalede: özellikle Hz. Osman döneminde, birçok savaş olduğu söyleniyor. 27 yılında, kalenin Hz. Ömer döneminde, Müslümanların eline geçtiği biliniyor. Ancak, kalenin kitabesi yok. Kale: günümüzde ise, Belediye tarafından park olarak düzenlenerek, halkın ziyaretine açık tutulmaktadır.

Yöre halkı, burada piknik yapıyor. İl gezinizde, mutlaka zaman ayırıp, kaleye çıkmalısınız ve özellikle, akşam saatlerinde, buradan şehrin görüntüsünü izlemelisiniz.

Muş Ulu Cami

ULU CAMİ

Şehir merkezinde, moloz taştan yapılmış, kubbesiz bir yapıdır. Söylentilere göre: 979 yılında, halen caminin avlusunda türbesi bulunan, Şeyh Muhammed-i Magribi tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Minaresi, depremde zarar görmesi üzerine, Vakıflar Müdürlüğü tarafından 1968 yılında yeniden yapılmıştır.  Kitabesi bulunmamaktadır. Yapı: moloz taştan yapılmıştır. Ana mekan: ortada kubbe ve yanlarda ise, beşik tonozlarla yapılmıştır. Kuzey bölgesinde, üç kubbeli, son cemaat yeri bulunmaktadır.

HACI ŞEREF CAMİSİ

Şehir merkezi içinde, Aslanlı Han içindedir. Selçuklu dönemi yapısıdır. 17’nci yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Üstündeki kitabeye göre: 1318 yılında, Abdülhamit Han Efendi tarafından yapıldığı yazılıdır.

Caminin minaresi, sonradan eklenmiş olup, 1902 yılında yapılmıştır. Son cemaat yeri ise, Ahlat taşı kullanılarak 1997 yılında yapılmıştır. Son cemaat yeri dışındaki bölümlerinin üstü kapalıdır.

KESİK BAŞ TÜRBESİ

Hacı Şeref Camisi avlusundadır. Kesik Baş haziresi/mezarı; caminin doğu kesiminde, duvara bitiriş,  dış cephededir. Mezarın üstü kafes örtülü, dış cephesi ise Ahlat taşından yapılmıştır.

Efsaneye göre: “ Burada mezarı bulunan şahıs, savaşta, başı gövdesinden ayrılmış olmasına rağmen, kopan başını, koltuğunun altına alarak, savaşmayı sürdürmüştür ve daha sonra, bugünkü mezarının bulunduğu yere gelerek, şehit olmuştur.”

ALAEDDİN BEY CAMİSİ VE HAMAMI

Bu mekanlar: 18’nci yüzyıl başında, Muş valisi Alaeddin Bey tarafından yaptırılmıştır. Caminin: ortada büyük ve yanlarda ise küçük kubbeleri var. Taç kapının yanlarında; kandil motifleri görülüyor.

Minare ise, iki renkli ve kesme taştan yapılmıştır. Hamam yapısı ise, cami ile aynı dönemde yapılmıştır. Günümüzde, her iki yapı da faal olarak kullanılmaktadır. Özellikle, hamam bölümünde, iç süslemelerde kullanılan bitki motifleri ilgi çekiyor.

Hamamın bir diğer özelliği ise: girişte, kapının hemen üzerinde bulunan “kaplumbağa” kabartmasıdır.

Muş Aslanlı Han

ASLANLI HAN

Şehir merkezinde, yukarı çarşıdadır. Günümüzde yıkık durumdadır. İpek yolu üzerinde bulunması nedeniyle önem kazanmaktadır. 1307 yılında, Miralay Seyfi Bey tarafından yaptırılmıştır.

Han: 1916 yılındaki Rus işgali sırasında tamamen tahrip edilmiştir ve bu yüzden, günümüze han hakkında çok bilgi kalmamıştır. Yalnızca: hanın ismini ifade eden, aslan heykeli, günümüzde Muş Vali Konağı bahçesinde görülebilir.

Muş Murat Irmağı Köprüsü

MURAT IRMAĞI KÖPRÜSÜ

Şehir merkezine, yaklaşık 10 km. uzaklıktaki köprü; Muş-Varto karayolu üzerindedir. Selçuklu döneminde yapılmıştır. Onarım kitabesi: 1871 tarihini göstermektedir. Köprünün uzunluğu: 143 metre, genişliği ise, 5 metredir. Yükseklik: 16-18 metre arasında değişmektedir. 12 gözlüdür.

Günümüzde, buraya bir turizm tesisi kurma çalışmaları devam etmektedir. Yani: köprüde restorasyon yapılacak ve daha sonra: araziye, halka açık bir piknik yeri, dinlenme tesisi kurulacakmış.

Muş Yıldızlı Han

YILDIZLI HAN

Şehir merkezinde, yukarı çarşıdadır. 1307 yılında, Selçuklular döneminde Seyfi Bey tarafından yapılan yapı: şehir merkezindedir. Alt katı kesme taştan, üst katı ise kerpiçten yapılmıştır. Yapı; 613 metre karelik bir alandadır.

Yapıldığı dönemde: alt katında 52 dükkan bulunduğu, üst katının ise otel olarak kullanıldığı öğrenilmiştir.

Yapının büyük bölümü yıkılmıştır. Günümüze ulaşan ön yüzü ise: yapıldıktan sonra onarım gördüğünden, orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Sadece, giriş kapısındaki taş oyma motifler görülmektedir.

İBRAHİM SAMİDİ-ZEMZEMİ

Burası: şehir merkezinde, Alaeddin Paşa hamamının hemen karşısında, bir bahçe içindedir. Bu şahsın: yani İbrahim Samidi’nin, Arabistan’dan geldiği ve bu yöreye yerleştiği söylenmektedir. Türbenin yapımı: Selçuklu Türk mezarı tarzındadır. Burada: iç içe odalar ve odalardan birinde gömü yeri bulunmaktadır. Üst kısım ise: kümbetlerin üst kısmını anımsatmaktadır.

Özellikle: yöre insanı, burayı ziyaret yeri olarak değerlendirmekte ve ziyaretlerinde, özellikle dua ederek, hastalıklarının iyileşmesini beklemektedirler. Hatta: türbenin içinde bulunan çukurluk yere, haftanın Çarşamba günleri, ardı ardına üç kez getirilen ruh hastalarının düzeldiği söyleniyor.

Ayrıca: ziyaretin: çeşitli sıkıntılara ve sıtma hastalığına iyi geldiği söylenmektedir. Türbe içinde, sanduka içindeki küçük odada bekletilen hastaların iyileştikleri söyleniyor.

KIZIL ZİYARET TEPESİ

İl merkezinin güneyinde, Kurtik dağları üzerinde bir düzlüktür. Burada: muhteşem tabiat güzellikleri görebilirsiniz. Ayrıca, bu tepeye ait, yöresel bir efsane var. “Bir zamanlar, burada bir fakir adam yaşarmış. Ama, adamın dünya güzeli bir de kızı varmış.

Kız, bir çobana sevdalanmış. Ancak, yörede yaşayan zengin bir ağa ve bunun şımarık oğlu da, kıza tutkunmuş. Ağa oğlunun bu isteği kıza iletildiğinde, kız ağa oğlunu istememiş. Bunun üzerine, ağa oğlu, adamları ile birlikte, kızın ve ailesinin yaşadığı, Kızıl Ziyaret tepesine gelirler ve burada, kız ve yavuklusu çobanı
birlikte görürler.

Ancak, kız ve çoban kaçar, ağa oğlu onları kovalar ve bu kovalamaca, bir uçurum başına kadar sürer. Bu sırada: kız, Allah’a yalvarır ve “ağanın oğluna yar olacağıma, yer yarılsa da içine girsem” der. Bu sırada, yer yarılır, kız ve çoban içine düşerler ve yarık kapanır.

Bu sırada, kızın bir tutam saçı, hemen yarığın başında, kalır ve halen bu tutam saçın bulunduğu söylenen yerde, yemyeşil çimenler çıkmaktadır.

Evet, Muş ilinde zamanınız varsa, sizde Kızıl Ziyaret Tepesine gidip, kız ve çobanın içine düşerek kayboldukları yarık yanına kadar giderek, ziyarette bulunabilirsiniz.

ÇENGELLİ-BEYAZ KİLİSE

Yörede, yabancılar tarafından en çok ziyaret edilen yerlerin başında gelmektedir. Şehir merkezine bağlı, Yaygın Beldesinde, Yukarı Yongalı köyündedir. Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilmektedir. Muş il merkezine 60 km. ve Yaygın beldesine ise, 20 km. uzaklıktadır.

Kilisenin ilk yapıldığı dönemlerde “Ateşe” tapanlar tarafından kullanıldığı ve 399 yılında ise, Roma döneminden sonra bölgede egemen olan Sasaniler tarafından Hıristiyanların ibadetine açılarak kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Beyaz adını: yapımında kullanılan malzemelerden almaktadır.

Yapının: uzunluğu 40-50 metredir. Hatta: 1950’li yıllarda, yapının 300-350 odalı bulunduğunun görüldüğü söyleniyor. Ancak: zaman içinde, köyde inşa edilen birçok yerde, bu yapının taşları kullanılmıştır.

Günümüzde, kilisenin kalıntıları görülmektedir. Ancak, sadece doğu kısmı tonoz ve doğu duvarındaki kemerler seviyesinde ayakta kalmış bölümler görülebilmektedir. Yapının iç kısmına çok fazla toprak yığıldığından kemer kısımları kapanmak üzeredir.

Yani, yalnızca doğu duvarı var, bunun dışında yapının büyüklüğü ve mimarisi hakkında bilgi edinilmesini sağlayacak kalıntı kalmamıştır.

ÇANLI KİLİSE-SURP GARABET MANASTIRI

Kilise: Muş şehir merkezinin kuzeyinde, sık bir ormanlık içinde, bağ-bostanların arasında bulunmaktadır. Gökyüzüne uzanan bir kulesi ve ayrıca bir kubbesi bulunmaktadır. Yapıda: yüzlerce din adamları için yapılan odalar bulunmaktadır.

HASBET KALESİ

Şehrin, güneyinde, Kızıl Ziyaret dağının doğu yönündeki bir yamaçtadır. Horasan harcı ile yapılmıştır. Ovaya hakim bir karakol konumundadır.

Efsaneye göre: “Büyük İskender; Mısır’ı fethe giderken, komutanlarından Beatlis’e: Mısır dönüşünde, kendisinin bile alamayacağı güçte bir kale yapmasını ister. Bunun üzerine, komutan, Bitlis kalesini yapar ve dönüşünde, Büyük İskender tarafından kuşatılmış olmasına rağmen, kaleyi teslim etmez.

İskender, her seferinde Bitlis kalesine saldırır, ama başarılı olamaz ve geri döner. Bir keresinde: İskender, Muş ovasında konaklarken, bir gurup atlı savaşçı görür. Bunları takip ettirir ve Hapset kalesinden olduklarını öğrenir.

Kendileriyle görüşme talep eder ve bu görüşmede, kendilerine “ Siz kimsiniz ki, dünyayı fethe çıkmış bir komutanın ordusunu rahatsız ediyorsunuz” der. Bunun üzerine, Hapset kalesinde kalanlar: “Bizler, Gur Beyleriyiz, asıl siz bizim toprağımızda, bizleri rahatsız ediyorsunuz” derler.

Bu sırada: komutan Beatles, İskender’e haber göndererek, kaleyi teslim edeceğini söyler. İskender: bu kaleyi niye baştan teslim etmedin ve ordumun birçok askerinin kırılmasına neden oldun? “ der.

Bu soru üzerine, komutan Beatles, İskender’e, Mısır yolculuğuna çıkmadan önce, kendisine verdiği emri hatırlatır.

Günümüzde: burada, surlar ve iki kuleyi görebilirsiniz. Kalenin diğer kısımları, depremler sonucu yıkılmıştır.

MUŞET KALESİ

Şehir merkezinin güneyinde, Kızıl Ziyaret dağındadır.

Kalenin: Urartular döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Horasan harcı ile yapılmıştır. Karakol olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Yörenin tarihi geçmişi incelendiğinde: Hititler yıkıldıktan sonra kurulan birçok beylik arasında, Muşkan oymağı da bulunmaktadır.

Özellikle: Şah Tahmasp; 1530 yılında, Bağdat şehrini, Muşlu kabilesine mensup Zülfikar’dan aldı şeklinde kayıtlar bulunmaktadır. Yani: Muşki kabilesinin, Bağdat şehrine bir zamanlar sahip olduğu bilinmektedir.

Muşki oymağının kökeni, Urartulara kadar dayanmaktadır.

ARAK MANASTIRI

Karaçavuş dağlarının doğu yönündeki zirve üzerindedir. Zirvenin eteklerinde: Arak yani Kepenek köyü bulunmaktadır. Arak kelimesinin anlamı : Farsçada “şarap” anlamına gelmektedir. Çünkü: eskiden, bu bölgede muhteşem üzüm bağları bulunuyormuş.

Yapı: geniş bir düzlükte kuruludur. Yapının: 200 metre ilerisinde ise, büyük bir çan kulesi görülüyor. Söylentilere göre: bu bölgede, yaklaşık 400 yıl hakimiyet süren Sasaniler, bu manastırı, Romalı mimar ve ustalara yaptırmışlardır. Ancak: Ermeniler tarafından sahiplenilmiştir.

Halbuki: Ermenilerin bu ölçüde büyük bir manastır inşa etmeleri mümkün değildir. Bu manastır: Muşlu Ermeni Symbat tarafından mesken tutulmuş, yandaşlarına eğitim verilmiş ve özellikle Rus işgali yıllarında, yörede yaşayan Türklere büyük zulümlerde bulunulmuştur.

MERCİMEKKALE HÖYÜĞÜ

Muş-Varto kara yolu üzerindedir. Bizans döneminde haberleşme amacıyla kullanıldığı sanılmaktadır. Efsaneye göre: “Bir zamanlar, bölgede büyük bir kuraklık yaşanır. Yaşanan bu kuraklık döneminde, ovada, yalnızca Sekavi Beyin ektiği mercimekler yetişir.

Sekavi Bey: topladığı mercimekleri üst üste, bir kale gibi yığar. Bu sırada, yanına bir ihtiyar gelir. Bu ihtiyar: Hz.Hızır’dır. İhtiyar: Sekavi Beyden, bir avuç mercimek vermesini ister.

Bunun üzerine, Sekavi Bey: mercimek vermemek için, binbir tür yalan uydurur, “eğer benim mercimeğim varsa, taş olsun” der. Bunun üzerine, Hz. Hızır, “Allaha yalvarır” ve Sekavi Beyin mercimekleri taş olur. Böylece, buraya Mercimekkale ismi verilir.

KEPENEK HÖYÜĞÜ

İl merkezine bağlı, Kepenek köyündedir. Buradaki arkeolojik kazı çalışmaları, halen sürdürülmektedir. Yapılan araştırmalarda: Urartu dönemine ait bir taş yazıt bulunmuş olup, bu yazıtta “ Kral Argişti, bu tapınağı ve kaleyi, Urartu baş tanrısı Haldi’ye atfen yaptırdı.

Ona, ben Argişthinli adını verdim. En büyük Haldi sayesinde, ben Menua oğlu Argişti, güçlü kral, Bianli kralı, Tuşpa kenti Efendisi”Muş yöresinde: Urartu dönemine ait iki önemli yazıt bulunmuştur ve bunların her ikisi de, Urartu kralı Menua dönemine aittir.

Bu yazıtlardan ilki, şehrin 18 km. doğusundaki Tmerd mezarlığında bulunmuş olup günümüzde Tiflis Arkeoloji Müzesindedir. Bu yazıtta: “askeri bir seferden, Atauni kendinden ve Urme ülkesinden söz ediliyor ve stelin Arhi kentine dikildiği bildiriliyor.”

Urartu dönemine ait yörede bulunan ikinci yazıtta ise: yine Urme ülkesinden ve başka bir yerden daha söz ediliyor. Ancak, bu yazıt oldukça yıpranmış ve eksiktir.