Çanakkale Ayvacık

Çanakkale Ayvacık

Ayvacık denilince akla hemen, başkaca birçok özellik söz konusu olmasına rağmen: Asos ve Behramkale gelmektedir. Buraya birkaç kez gittim. Özellikle: Asos, sahil kıyısındaki yapısı ile, gerçekten muhteşem. Hemen kıyıda bulunan restoranlardan, güneşin batışını mutlaka izleyin.

Behramkale de bulunan Athena Tapınağına çıkın ve çevreye yayılan muhteşem deniz manzarasını izleyin. Behramkale de, taş duvarlar ve antik mimari kalıntılar üzerinde dolaşın, dönemin büyüsünü hissedin. Tüm bunların yanında: tarihi gezi merakınız yanında, Asos’ta bulunan taş yapı otellerde, güzel bir tatil geçirmek te mümkün.

Tek sıkıntı: Behramkale ile Asos arasındaki yolun, nispeten dar, virajlı ve eğimli olması, sanırım bu yolda ilerlerken, mümkün olduğu kadar dikkatli araç kullanmak şart.

ULAŞIM

Ayvacık-Çanakkale arasındaki uzaklık: 72 km. Ayvacık-Ezine arasındaki uzaklık: 25 km. Ayvacık-Edremit arasındaki uzaklık ise: 70 km. dir. Özellikle: İstanbul ve Trakya bölgesinden gelerek, güneye, Ege bölgesine yolculuk yapanlar, bu bölgeden geçerler.

TARİH

Ayvacık ilçesinin hangi tarihte kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, ilk çağlardan bu yana, çeşitli kavimler tarafından, bölgenin yerleşim yeri olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Bölgede ilk yaşayan topluluğun: Mysyalılar ve Luviler olduğu, ardından ise Hititler, Lidyalı’lar ve Perslerin bölgede egemen oldukları öğrenilmiştir. MÖ.334 yılında, Büyük İskender bölgede egemen olur. Onun ölümü üzerine, Bergama krallığı,  daha sonra Roma ve Bizans idaresi görülür.

Selçuklu Beylerinden Emir Caka Bey, Oğuz boylarını buraya yerleştirir. Karesi Beyin ölümünden sonra ise, taht kavgalarından yararlanan Osmanlılar, Sultan I. Murat zamanında, Ayvacık bölgesini ele geçirirler. 1876 yılında, ulaşım güçlüğü nedeniyle, Ayvalıoba, bugünkü Ayvacık ilçesinin bulunduğu yere taşınmıştır.

Tarihi süreç içinde, yazılı kaynaklara göre, Ayvacık ile ilgili 1335 yılındaki bilgilere göre: burada Kızılca Tuzla adıyla anılan 15-20 evlik bir yerleşim bulunduğu bilinmektedir. Sonraları, Ayvalı oba adını alan yerleşim, Osmanlı kayıtlarında Biga sancağına bağlı bir kaza merkezi olarak geçer.

1920 yılında yaşanan Yunan işgali, 1922 yılında sona erdirilir. 1926 yılında Ezine ilçesine bağlanan Ayvacık, 1928 yılında ilçe haline getirilir.

İlçe adının temelinde şöyle bir söylenti var. Evet, söylentiye göre: 1514 yılında, bu bölgede yaşayan bir delikanlı, Çaldıran Savaşına katılır. Zaferden sonra, Osmanlı Ordusuyla Azerbaycan’ın başkenti Tebriz’e gider. Tebriz şehrinde, bir han avlusunda dinlenirken, hanın sahibesi olan Tiflisli Ümmühan Hatun ile tanışır.

Ümmühan Hatun, aşırı zengindir ve kocası, askerde iken ölmüştür. Bu genç delikanlıyı, kocasına benzetir ve bu isimsiz delikanlı ile evlenerek oradaki bütün mal varlığını satar ve bu bölgeye, delikanlının memleketine gelir.

Ümmühan Hatun: ilk olarak, çevredeki obaları dolaşır ve burada yaşayanları, Ayvalıoba’da yaşamak üzere davet eder. Böylece: Ayvalıoba köyü, kasaba haline gelir. Ayrıca yanında getirdiği para ile, kendi adını verdiği ve günümüzde de görülmekte olan “Ümmühan Hatun” camisini yaptırır.

Kasabaya su getirtir, hamam yaptırır. Böylece, kasabada rahat bir ortam sağlanır. Bu sırada, Ümmühan hatun, evinin bahçesine diktiği “ayva” ağacının cılız ve cansız kalması üzerine, kasabaya, küçük ayva anlamına gelen “Ayvacık” adını verir.

GENEL

Ayvacık: sırtını antik dönemlerin ünlü dağı İda dağına dayar, yüzünü ise, birçok efsanenin doğuşuna kaynaklık eden Ege denizine dönmüştür. Yeşilin ve mavinin her türlü tonu, bölgede görülebilir. Önemli bir kavşak noktasındadır.

İlçe, coğrafi açıdan nispeten dalgalı olup, dağlar ve tepeler, genellikle büyük çoğunluğu oluşturmaktadır. Yani, düzlükler yalnızca: yüzde 18. İlçe merkezinin denizden yüksekliği: 273 metredir. İlçenin deniz kıyısında, 88 km. lik sahil şeridi bulunmaktadır.

İklim olarak: yörede, Akdeniz ve Karadeniz ikliminin etkileri görülmektedir. İlçe merkezi ve çevresinde, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise don yapmayacak kadar soğuk ve yağışlıdır.

Yöre halkı, oldukça zengin bir kültür yapısına sahiptir. Yörük ve Türkmen köylerinde, kendilerine özgü kültürel farklılıklar yaşanmaya devam etmektedir.

Bölgenin ekonomik etkinlikleri düşünüldüğünde: turizmin yanı sıra, zeytincilik ve zeytinyağı üretimi, halı dokumacılığı, odun kömürü, peynir ve hayvancılık önemli gelir kaynakları arasındadır.

NE YENİR,. NE İÇİLİR

Ayvacık bölgesinde, özellikle Asos yöresinde: hemen deniz kıyısında bulunan restoranlarda, mutlaka deniz ürünleri ve özellikle balık yemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Ayvacık ilçesinde, kök boyama iplerle el dokuma halılar üretilmektedir. İlginizi çekerse, bunlardan satın alabilirsiniz.

Bunun dışında, bölgenin turistik özellikleri nedeniyle, Behramkale bölgesinde, yöresel el sanatları ve yöresel doğal ürünlerin (özellikle: kekik öneriyorum) satıldığını göreceksiniz. Asos’ta ise, el dokuma küçük çantalar-heybeler, bayanlar için ilginç oluyor, hediyelik olarak da düşünülebilir.

GEZİLECEK YERLER

Çanakkale Ayvacık

HÜDAVENDİGAR CAMİSİ

14.yüzyıl sonunda Sultan Murat Hüdavendigar döneminde yapılmıştır. 238 metre yükseklikteki bir tepe üzerinde, muhteşem bir görüntü sergilemektedir. Cami: bir kubbe ve sütunlu bir giriş kapısını da içine alan, dörtgen bir alan üzerine inşa edilmiştir. Osmanlı mimarisinin tipik bir örneğidir. Caminin yapımında: Roma ve Bizans dönemi kalıntıları kullanılmıştır.

Caminin mermer giriş kapısı: Carnelius kilisesinin kapısıdır. Kiliseyi tamir ettiren Skamandros kralının, kapıya yazdırdığı duaya dokunulmamış, ancak haç işaretinin iki kanadı kırılmış ve cami kapısı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Üzerinde haç işareti olan bir kapının, cami kapısı olarak kullanılmış olması ilginç ve etkileyicidir.

Caminin iç dekorasyon resimlerinde de, kadırga resimlerinin kullanılmış olması, daha önce bu tür bir süsleme görülmemesi nedeniyle ilgi çekmektedir. Caminin minaresi yoktur. Tonoz örtülü son cemaat yeri, yanlarda basık kemerlidir.

Çanakkale Ayvacık

ASSOS

Ayvacık ilçesinin en şöhretli yeri, Behram köyünde bulunan “Assos” tur. Büyük Filozof Aristo, yaşamının bir bölümünü burada geçirmiştir. MÖ.347-344 yılları arasında, burada “Felsefe Okulu” kurmuş ve işletmiştir. Amacı: Eflatun’un ünlü eseri Republic (Devlet) de sözünü ettiği, ideal devlet şeklini hayata geçirmekti. Bu amaçla, Atina’dan kalkıp, buraya gelmiştir. Evet, Asos ile ilgili, yine bu sitede ayrıntılı bir yazı örneği var. Oradan, Asos hakkında ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

Asos-Behramkale tanıtımı hakkındaki yazıma ulaşmak için. 

Çanakkale Ayvacık

BEHRAMKALE

Behramkale antik yerleşim yeri hakkında, yine bu sitede ayrıntılı bir yazı örneği var. Behramkale bölgesindeki gezinizden önce, siteden Behramkale arattırıp, ayrıntılı tanıtım yazısı örneğini alabilirsiniz.

BEHRAMKALE KÖPRÜSÜ

Yapılış tarihi net olarak bilinmeyen köprü, 14 yüzyıla tarihlenir. Tuzla çayı üzerindedir. Sivri kemerli olan ve yörenin taşlarıyla inşa edilen köprü, günümüzde kullanılmamaktadır.

Çanakkale Ayvacık

GÜLPINAR-CHRYSE-APOLLO SMİNTHEUS TAPINAĞI 

Bu kalıntılar, İlyada Destanında adı geçen “Apollon Smintheus Tapınağı”, burada yani Gülpınar da bulunmaktadır. Gülpınar, Ayvacık’ın güneybatısında, Bahçeleriçi kesimindedir.

Antik Troas bölgesi sınırları içindeki Chryse antik şehri, bir Aiolia şehridir. Ancak, Apollon Smintheus Tapınağı ile önem kazanmıştır. Bölgede, tapınak dışında, ayrıca Roma ve Bizans yapıları da bulunmaktadır.

Apollon Smintheus kültü, Anadolu kökenli ve Troas bölgesine özgü bir tapınma biçimidir.

Tapınağın yapıldığı Helenistik çağda, yörede suyun bol olması, Apollon kültürünün bir simgesidir. Çünkü: tanrı Apollon, kehanette bulunmak için, her zaman suya ihtiyaç duyar. Tapınağın bu nedenle, bu alanda kurulmuştur.

Tapınak: MÖ.330-30 yılları arasındaki 300 yıllık sürede, İon stilinde yapılmıştır. Troas bölgesinde, tek örnek olarak öne çıkmaktadır. Tapınağın ölçüleri: dar yüzeyler 23 metre, uzun kenarlar ise, 42 metredir. Alt yapısında, üç farklı taş kullanılmıştır. Temel ise, yöreye özgü, tüf  taşından yapılmıştır.

Üzeri ise, çevrede çok görülen, andezit-bazalt taşından yapılmıştır. Temel ve 11 basamağın son kaplaması, mermerdir. Mermer bloklarla döşenen kutsal alan ise, 3 odadan oluşur. Bunlar: kutsal ön oda, kutsal oda ve arka odadır. Kutsal oda da, Paroslu heykeltıraş Skopas’ın yaptığı düşünülen ve 110 cm. lik bacak parçası ele geçen, tanrı Apollon’un heykelinin bulunduğu biliniyor.

Tapınak hakkında antik kaynaklarda bahsedilmektedir. Ayrıca, Helenistik çağ sikkelerinde, tapınak cephesinde duran bir kutsal heykelin, 5 metre uzunluğunda bulunduğu sanılmaktadır. Ünlü Roma İmparatoru Julius Ceaser’ın burayı ziyaret ettiği biliniyor.

Tapınak kalıntıları ve tapınaktan çıkan eserler, burada bulunan müzede sergilenmektedir.

Çanakkale Ayvacık

KÜÇÜKKUYU-ZEUS ALTARI

Beldeye bağlı, Adatepe köyünün üst tarafında, Gargaran tepesinde bir mağara bulunuyor. Gargaran Tepesi; eski Yunan kültürüne göre, tanrılarına kurbanlar sunmak üzere yapılmış bulunan Zeus Altarı’na ev sahipliği yapmaktadır. Eski Yunanlılar; savaşta galip gelmek, kuraklıktan, hastalıktan kurtulmak, bereketli ürün alabilmek, felaketlerden korunmak için tanrılara kurban vermeyi adet haline getirmişlerdi.

İşte, bu alışkanlığın uygulandığı bir yer. Mağaranın ön tarafı, diklemesine uçurum. Taş duvarlarla örülen küçük odaya kadar olan bölümde bir su sarnıcı var. Sarnıca inen taş merdiven, günümüzde yıkılmıştır. Homeros, İlyada destanında, Zeus Atlarından söz etmektedir. “Hera, dosdoğru yürüdü Gargaran doruğuna. İda’nın en yüksek tepesiydi bu. Bulutları devşiren Zeus, onu gördü. Görür görmez aşk sardı düşünceli kafasını ve Hera, Zeus’un dokuz eşinin birincisi oldu”.

Çanakkale Ayvacık

ADATEPE KÖYÜ

Bu köy: Türk ve Rum kültürünün bir arada uzun yıllar yaşadığı bir yer olarak öne çıkıyor. Deniz kenarında değil de, dağlara, daha güvenli yerlere yerleşmek düşüncesindeki insanlar tarafından kurulmuştur. Köydeki Rum ve Türk yerleşim yerleri, Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmıştır.

Bu konutlar, orijinal taş yapılarıyla, yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Köyün yerli halkı, büyük yerleşim yerlerine göç ederken, büyük yerleşim yerlerinden gelen bir kısım insanlar, Adatepe köyünde yaşamaya başlamışlardır.

Çanakkale Ayvacık

KÜÇÜK ÇETMİ KÖYÜ-AFRODİT KAPLICASI

Küçük Çetmi köyünde bulunmaktadır. Adını, mitolojideki güzellik tanrıçası Afroditten almaktadır. Kaplıcanın tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmez, ancak Cenevizliler zamanında onarıldığı bilinmektedir. İlyada Destanına göre: Zeus, hastalanan güzellik tanrıçası Afrodit’i yanından uzaklaştırır.

Afrodit: İda dağında, bir mağaraya konur. Bu mağarada: 42 derece sıcaklıkta çıkan suda yıkanan Afrodit, eski güzelliğine ve sağlığına kavuşur. Ancak, Zeus’un yanına bir daha dönemez.

O zamandan, günümüze kadar, bu söylenti sonucu, güzelleşmek ve iyileşmek isteyenler, bu kaplıcanın sularına girerler. Zamanınız varsa, sizde değerlendirebilirsiniz.

Çanakkale Ayvacık

SİVRİCE-SOKAK AĞZI

Ayvacık ilçesinde, deniz kıyısındaki bir bölgedir. Burada bulunan dalgıç kulüpleri: kursiyerlerini eğitmektedirler. Ülkemizin gizli cennetlerinden biridir. Son yıllarda özellikle soft turizm konusunda, öne çıkmaktadır.

Çanakkale Ayvacık

BABAKALE

Asya kıtasının en uç noktasıdır. Assos bölgesine, 17 km. ve Küçükkuyu bölgesine ise, 25 km. uzaklıktadır.

Gözden uzak, muhteşem sakin ve dinlendirici, tertemiz havasıyla öne çıkan minik bir yerleşim yeri. Evet, Babakale bir balıkçı köyüdür.

Geçmişi ise, 1723 yılına kadar gidiyor. Bu tarihte kurulan Babakale, görkemli kalesi, antik su yolları, camisi, hamamı, çeşme ve ulu çınar ağacı ile, ziyaretçilerinin, tarih içinde, zamanda yolculuk yapmasını sağlıyor.

Çanakkale Ayvacık

Babakale’nin yine geçmişini izlemek, belki ilginizi çekebilir. Şöyle ki: bir gün, Osmanlı sultanı III. Ahmet, deniz seferinden dönerken, kötü hava nedeniyle, buradaki köye sığınır. Halk: Padişahın çevresini sarar ve korsan saldırılarından bıkıp-usandıklarını söylerler. Padişah, veziri İbrahim Paşa’ya talimat vererek, bir ferman çıkarılır.

Bu fermana göre: ülkenin bütünündeki mahkumların, Babakale’de çalışmalarından sonra, serbest bırakılacakları vaat edilir. Daha sonra, mahkumlar bölgeye gelirler. Bölgede: kaleyi yaparlar, çeşmeye su getirmek için, 5 km. künk döşerler ve liman inşaatına başlarlar.

Günümüzde, bu kale, maalesef restorasyon beklemektedir. Hemen karşı kıyıda bulunan Midilli Adasındaki kale ışıklandırılmış görüntüsüyle, muhteşem ilgi çekerken, Babakale’de bulunan kale, maalesef kaderine terk edilmiş görüntüsüyle, görenleri üzüyor.

Kalede, 2000’li yıllarda restorasyon çalışmaları başlamış olmasına rağmen, belli bir onarım yapılamamış. Çeşmeye su getirmişler dedim ya, Osmanlı Donanması, deniz seferlerine çıkarken, bu çeşmeden su alırmış. Alınan bu su, 3 ay gibi uzun sürede, asla bozulmaz ve tazeliğini muhafaza edermiş. Ama, günümüzde bu çeşmenin suyu akmıyor.

Evet, bu arada liman yapılmış dedim ya, bu yapılan liman, elbette arzu edilen gibi olmaz. Özellikle: günümüzdeki gemilerin yükleme yapabilecekleri, balıkçı teknelerinin sığınabilecekleri, turistik yatların barınabilecekleri bir liman olma özelliğini taşımaz.

Yani: uzun yıllara dayalı bir ihmal, günümüzde hala devam etmektedir. O yıllarda liman için atılan taşlar, hala eskisi gibi duruyor. Liman yapılması için çalışmaların yürümediğini öğrendim.

Evet, Babakale ve çevresinin, diğer bir ismi de: akvaryum. Balıkların yumurta bırakmak için, Akdeniz’den Karadeniz’e geçtikleri, geçiş yolu üzerinde bulunması nedeniyle, burada, her türlü balık bulunabiliyor. Özellikle, denizin temiz olması nedeniyle, dalış yaparak balık avlamak ta mümkün.

Ama avlamaktan değil de, yemekten hoşlanıyorsanız, Babakale, tam size göre bir yer. Çünkü, özellikle balık fiyatlarının düşük olması en büyük özellik. Bunun yanında, deniz ürünleri muhteşem şekilde servis ediliyor. Hatta, kırlangıç balığı çorbasını mutlaka tatmanızı öneriyorum.

Burada, günümüze kadar uzanan bir efsane var. Osmanlı donanmasında, adı “peksimet yemez Latif Baba” olarak bilinen denizci ölünce, Babaada Burnuna gömülür. Donanma, ne zaman buradan geçse, uğur getirsin diye, türbenin bulunduğu tarafa, denizciler tarafından peksimet atılırmış.

Evliya Çelebi, ünlü Seyahatnamesinde, bundan söz eder. Günümüzde, mavi yolculuğa çıkanlar da, bu yöreden geçerken, mavi sulara, peksimet atıyorlarmış.

Babakale yöresine gelirseniz, elbette balık ve deniz ürünleri yemelisiniz. Ama, satın alabileceğiniz ilginç bir şeyden söz edeceğim. Bıçak. 1723 yılında kurulan köyde, uzun yıllardır bıçakcılık yapılıyor.

El yapımı bıçakların en büyük özelliği: keskinliği ve balık ayıklamada kullanışlı olması. Tercih ederseniz, satın alabilirsiniz.

Ezine tanıtımı.

Edremit tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

Gelibolu tanıtımı.

Truva tanıtımı.

 

Çanakkale Bozcaada

Çanakkale Bozcaada

Çanakkale Bozcaada; Dünyanın önde gelen gezi dergilerinden “Conde Nast Traveller”; dünyanın en güzel 22 adasını seçti. Okuyucular tarafından yapılan listede: 4’ncü sırada “Bozcaada” bulunuyor. Listenin ilk sırasında: Yunanistan’dan Mykonos adası, ikinci sırada: Endonezya’dan Bali adası, üçüncü sırada: Karayip Adalarından: Bermuda adası. Evet; Bozcaada için muhteşem bir onur, bu insanların seçimi, Bozcaada’nın turizm geleceği açısından çok önemli. Çünkü: ülkemizde, özellikle yabancı turistler; kuzey ege bölgesi kıyılarını pek tercih etmiyorlardı.

Çanakkale Bozcaada

ULAŞIM

Çanakkale’den sonra: Geyikli-Bozcaada tabelaları takip edilerek, yaklaşık 50 dakika sonra, Geyikli Yükyeri Feribot İskelesine ulaşılıyor. Bandırma üzerinden buraya gelmek isteyenler için ise: Bandırma’dan sonra, Lapseki-Çanakkale üzerinden Geyikli’de ki iskeleye ulaşmak mümkün. Bu yol, muhtemelen 3 saat sürüyor. Alternatif olarak: Bandırma’dan sonra, Biga-Çan-Bayramiç güzergahı da takip edilebilir. Ancak, bu yol, diğeri kadar bakımlı değil.

Geyikli İskelesinden adaya geçiş: Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait büyük bir arabalı vapur ile sağlanıyor. Yolculuk: ortalama yarım saat. Mesafe ise: 6 km. Yaz sezonunda; karşılıklı altı sefer yapılırken, kış sezonunda sefer sayısı yarıya indiriliyor.

Karadan uzaklıklar şöyle: Bozcaada-İstanbul arası uzaklık:400 km. Bozcaada-Ankara arasındaki uzaklık: 710 km., Bozcaada-Bursa arasındaki uzaklık: 320 km., Bozcaada-İzmir arasındaki uzaklık: 280 km. Bozcaada-Çanakkale arasındaki uzaklık; 60 km.

Ulaşımın diğer bir alternatifi: Çanakkale-Bozcaada arasındaki deniz otobüsü seferleridir. Özel bir firma tarafından, Haziran 2009 tarihinde, Çanakkale-Bozcaada deniz otobüs seferleri, haftanın üç günü yapılmaya başlanmış.

tarihi eserler.1
Çanakkale Bozcaada

TARİHİ

Antik çağda: Leukophrys, Yunan Mitolojisinde: “Tenedos” adıyla anılan Bozcaada; stratejik konumundan dolayı, çağlar boyunca birçok kez, istilalara uğrar ve el değiştirir.

Adadaki Nekropol alanında yapılan kazılarda: adanın tarihinin MÖ.3000 yıllarına dayandığı tespit edilmiş. Adanın bilinen ilk sakinleri; Pelasg’lar. Daha sonra ise: Fenikeliler, Atinalılar, Yunanlılar, Persler, Büyük İskender, Bizanslılar, Cenevizliler, Venedikliler ve Osmanlılar. Ada: 1455 yılında Osmanlı topraklarına katılmış. Ancak; 1912 yılında, Yunanistan tarafından işgal edilmiş. 1923 Lozan Antlaşmasıyla, Türkiye Cumhuriyetine bağlanmış.

Tenedos parası

Bozcaada’da; çok eski zamanlarda, önemli bir darphane bulunduğu tahmin ediliyor. Bunun sebebi: Bozcaada’ya ait özel paraların bulunması. Gümüş olan bu paraların; Perslerden daha önce basılmaya başlandığı tahmin ediliyor. Paranın bir yüzünde: Zeus ve Hera’nın yarım yüzleri, diğer yüzünde ise çift balta, şarap kadehi ve üzüm salkımı bulunuyor.

Arkeolojik araştırmalar

Tenedos antik kentinin, bugünkü yerleşim alanının hemen altında kaldığı düşünülüyor. Yerleşim alanının dışında ise, adanın güney kesiminde, Nekropol-Mezarlık alanlarının bulunduğu sanılıyor. Ancak; adanın hemen her bölümünde yerleşim alanları dışında, tek tek, az sayıda mezarlara rastlanıyor.
Çanakkale Arkeoloji müzesi tarafından yapılan kazılarda: nekropol’de, en eski MÖ.3000’lere ait mezarlar bulunmuş. Daha sonra, Rumlar ve Osmanlılar tarafından da mezarlık olarak kullanılan nekropol, son yıllara kadar çok fazla tahrip edilmeden gelebilmiş.

Mitolojik efsane

Denizlerin efendisi Poseidon’un çocuklarından biri olan: Kyknos adında bir kralmış. Bu kral; Lapseki bölgesindeki Miletos Kolonisinde bulunan; Kolonai kentine hükmedermiş. Kralın: Tenes adında bir oğlu varmış. Tenes’in annesi ölünce; kral baba yeniden evlenmiş. Fakat; üvey anne Philomene; bir gün, Tenes’e bir iftira atmış. Üstelik kendine yalancı tanık olarak da, bir kavalcı bulmuş.
Kral baba; bu iftiraya inanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık; Tenes’in büyükbabası Poseidon’un yardımı ile boğazdan geçerek, Leukophrys kıyılarına ulaşmış. Ada halkı: Tenes’i alıp kral yapmışlar ve adanın ismi Tenes’in adası anlamına gelen “Tenedos” olmuş.
Kyknos,kısa süre sonra, oğluna atılan iftirayı anlamış ve oğlundan özür dilemek için Leukophrys’e hareket etmiş. Tenes; babasının gemilerinin limana yaklaştığını görünce, elindeki balta ile gemilerin halatlarını kesmiş. Yunanistan’da kullanılan “Tenes’in baltası ile kesmek ” deyimi, buradan gelmektedir. Bir kişi, biriyle görüşmek istemediği zaman, Tenes’in baltasıyla kesti denilmektedir.
Homeros’un Truva savaşlarını anlatan ünlü destanı İlyada’da, Tenedos’un adı geçer. Antik kent, Truva’nın karşısında yer alan Bozcada, savaş boyunca Akhalar tarafından üs olarak kullanılır. Hatta, ünlü Truva atı hilesi gerçekleştirilirken, Akha donanması, adanın arka tarafından bir limanda (Ayazma tarafı) saklanarak, anakaradan gelecek işareti bekler.

genel.2
Çanakkale Bozcaada

GENEL

Bozcaada; boz görüntüsünün arkasında: uçsuz bucaksız bağları, onları bekleyen güzel bağ evleri, rüya gibi kumsalları ve pırıl pırıl denizi var. Küçük koyları, kekik kokulu tepeleri, lezzetli şarapları ve yemekleri; ziyaretçiler tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Bu arada: adanın boz görünmesinin sebebi; rüzgara açık kısımlarda ağaç yetişmemesi. Ama iç kesimlerde, bölge bölge çamlıklara rastlamak mümkün.

Adada: 12 koy ve burun bulunuyor. Ayrıca, çevrede irili-ufaklı 10 adacık daha var. Burası: Türkiye’nin, üçüncü büyük adasıdır. Adanın yüzölçümü: 40 km. karedir.

Çevresi: 38 km. 500 yıldır, Adada; Türkler ve Rumlar, bir arada yaşıyorlar. Toplam nüfus: 2500 civarında. Rum nüfus, günümüzde, yalnızca 25-30 kişi civarında kalmış. Rumların adadan ayrılmaları hakkında çeşitli söylentiler olsa da, en büyük gerçeğin ekonomik nedenler olduğu söyleniyor. Son yıllarda, büyük kentlerden gelip yerleşenlerin sayısı ise, her geçen gün artıyor. Yazın gelen turistlerle birlikte, ada nüfusu: 10 bine kadar çıkıyor. Kışın ise; 1000 civarında.

Adanın geçim kaynakları

Bağcılık, şarapçılık, balıkçılık ve turizm. Bağcılık ve şarapçılık; yüzyıllar öncesinden gelen ada gelenekleri. Adada yaşayıp ta, bağı olmayan, şarap yapmayı bilmeyen yok. Az miktarda: tahıl, baklagil ve meyve yetiştiriliyor.

Ada; balık göç yolları üzerinde bulunduğundan, balıkçılık da uzun geçmişi olan bir meslek. Ada çevresinde, çeşitli türlerde birçok balık yakalamak mümkün. Özellikle: temiz denizlerin göstergesi olan kalamar ve ahtapot, bolluğu ile adanın sembolleri haline gelmiş. Ada çevresinde trolle avlanma yapılmıyor. Amatör balıkçılar için, çok müsait yerler var. Yani; balık tutma merakınız varsa, buraya giderken, yanınızda mutlaka balık olta takımlarınızı almayı sakın unutmayın.

Bunun dışında: Adada, liman başkanlığına kayıtlı 48 balıkçı teknesi ile, 120 kişi profesyonel olarak balıkçılık yapmaktadır. 2004 yılında kurulan Bozcaada Su Ürünleri Kooperatifinin, 29 üyesi bulunmaktadır. Ada dışından gelen balıkçılar, büyük teknelerle avlanmakta ve yüksek miktarda deniz ürünü elde etmektedirler. Ada balıkçıları tarafından avlanan balıklar, Bozcaada Balık Halinde satılmaktadır.

Son yıllarda yükselişe geçen turizm ise, kontrollü olarak ilerliyor. Adada imar izinleri kısıtlı ve doğanın hakimiyeti, hep ön sırada tutulmaya çalışılmış.

1999 yılında Zeki Alaysa ve Metin Akpınar’ın başrolünü oynadıkları “Güle Güle” filmi, Bozcaada’da çekilmiş. İzleyenleriniz hatırlayabilirler.

Bozcaada’nın tamamı; doğal ve tarihi sit alanı. Mitolojik dönemlere kadar uzanan zengin geçmişi; henüz ciddi bir arkeolojik kazı ile ortaya çıkarılmamış olmasına rağmen, bu topraklar yüzyıllardır, üzerinden geçen çeşitli kültürlerin izlerini saklamaya devam ediyor. Mitolojide, adından sık bahsedilen Bozcaada, eski ismiyle “Tenedos” yalnızca doğasıyla değil, zengin geçmişiyle de dikkat çekiyor.

rüzgar gülleri.1
Çanakkale Bozcaada

İklim denilince: kışları ılık ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak. Nem oranı yüksek olduğu için, günlük sıcaklık değerlerinde önemli düşüşler yaşanmıyor. Bu durum bağların yetişmesi için oldukça uygun bir ortam oluşturuyor. Ancak; yazın kavurucu sıcağında, sürekli esen rüzgar, serinletici etki yaratıyor. Kışın ise, bazen anakara ile irtibatı kesebilecek ölçüde sert esebiliyor. Lodoslu havalar, poyraza oranla, feribot ulaşımını daha çok aksatıyor. Temmuz ayında bile, akşamların serin olduğunu sakın unutmayın ve yanınızda; hırka, ceket gibi kalın giysiler bulundurun.
Haziran 2000 yılında: Batı burnu civarında, 17 türbinden oluşan bir rüzgar enerjisi santralı kurulmuş. Kurulduğu tarihte adanın enerji ihtiyacının yaklaşık 30 kat fazlasını karşıladığından, anakaraya da enerji gönderiliyormuş. Turizme zarar vermemek için, santralin ürettiği elektrik, deniz altından, kablolarla anakaraya aktarılıyormuş.

Adada: 3 cami ve 1 kilise var.

Evet: Bozcaada’da dikkat etmeniz gereken bazı hususlar var. Şöyle ki: adada asla aracınızın kornasına basmayın. Hiç hoş karşılanmıyor. Adaya günübirlik gitmeye kalkmayın, güzellikleri görünce bir günün yeterli gelmediğini görüyor ve hayıflanıyorsunuz. Adada iken, mutlaka, feribot saatlerini öğrenin, dönüşte problem yaşayabilirsiniz. Özellikle: pazar akşamları, özel aracınızı dönüş öncesinde, feribot sırasına sokmayı unutmayın.

Adada; yalnızca ziraat bankası bulunuyor. Ayrıca iki bankaya ait ATM makinesi var. Kredi kartı; her yerde geçmiyor, bazı işletmeler özellikle küçük işletmeler kredi kartı kabul etmiyorlar, yanınızda bir miktar nakit para bulundurmanız şart.

Adada, yalnızca bir eczane bulunmaktadır. Bunun dışında: 24 saat esasına göre çalışan bir sağlık ocağı bulunmaktadır. Sağlık ocağında: diş ünitesi, röntgen cihazı ve laboratuvar bulunmaktadır.

Adada, 45 yat kapasiteli ve Belediye tarafından işletilen bir yat limanı var. Burada: gelen yatlara: yakıt ikmali, elektrik ve su hizmeti veriliyor.

adaçayı.1
Çanakkale Bozcaada ada çayı

Ada denilince, ada çayı olmadan olmaz.

Ada çayı hakkında biraz aydınlatıcı bilgi vermek istiyorum. Ballıbabagillerden olan adaçayı: bir kır bitkisidir. Hafif kireçli, kolay su geçiren, kuru toprakları sever. Şifası: kenarları tırtıllı, buruşuk görülen, açık yeşil yapraklarındadır. Taen, uçucu yağ, acı madde ve B vitamini içerir. Tüm bedeni güçlendirir. Kalp krizi tehlikesini azaltır. Mikroplu hastalıkların neden olduğu, gece terlemelerini keser. Kramp, omurilik rahatsızlıkları, beze hastalıkları ve organ titremelerinde başarı ile kullanılır. (günde yalnızca iki fincan)
Kan temizleyici etkisi vardır. Karaciğer hastalıklarında yararlıdır. Vücuttaki toksinleri atar, safrayı söker. Mide ve bağırsak gazlarını, bulantıyı giderir. Mide sularının düzenli çalışmasını sağlar. Hazmı kolaylaştırır. İştah açıcıdır. Ülsere ve ishale iyi gelir. İdrarı arttırır. Böbrek ve mesane taşlarının atılmasını sağlar. Grip ve soğuk algınlığı ve bunlardan ileri gelen adale ağrılarında kullanılır. Ateşi düşürür ve vücudu dinlendirir. Bademcik iltihabı, boğaz hastalıklarında, adaçayı özellikle önerilir.
Böcek sokmalarında: sokulan yere, ufalanmış adaçayı yaprağı uygulanır. Yaprakları ezilip merhem haline getirilerek: sivrisinek, arı vs. sokmalarında sürülürse, acıyı dindirir, kaşıntıyı önler.

Evet, bu muhteşem şifalı bitkinin bir sorunu var. Lüzumundan fazla içilirse (günde 3 kahve fincanından fazla) vücuda zarar verir, zehirlenmelere sebep olur. Damakta şişmeler meydana gelir. Doktora başvurmak gerekir. Çocuklara az miktarda verilmelidir.

Çanakkale Bozcaada

Çanakkale Bozcaada

ADA İÇİNDE ULAŞIM

Evet, sonuçta bir adadasınız. Kaybolmaktan korkmayın. Adada en çok kullanılan ulaşım araçları: motosiklet ve bisiklettir. Ancak: ada merkezi küçük ve sokaklar dar olduğundan, arabanızı merkezde belirtilen park yerlerine koyup, yürümenizde fayda var. Hani yürümek dedim de, adanın sokakları hep Arnavut kaldırımı. Topuklu ayakkabılar sizi mutlaka rahatsız edecektir, yanınızda mutlaka rahat ayakkabılar olması gerek. Ama merkez dışında mesafeler uzun olduğundan, bir yere varmak için yürümek çok pratik değil. Ada turu yapmanın en keyifli yolu: kendinize ait bir taşıt kullanmak. Adanın ana yolları düzgün ve asfalt kaplı. Toprak yolların çoğu da zaten araç girmesine uygun. Bu arada: adada; araç ve bisiklet kiralama şansınız var.

evler.1
Çanakkale Bozcaada Konaklama

KONAKLAMA

Bozcaada; doğal ve tarihi SİT alanı olması nedeniyle, büyük oteller ve tatil köyleri göremezsiniz. Konaklamanız için, sizi daha samimi ve doğal mekanlar bekliyor. Genellikle: ada halkının işlettiği bu yerlere, son yıllarda büyük kentlerden gelip yerleşenlerin açtığı mekanların da eklenmesiyle, her zevke ve bütçeye uygun seçenekler bulmak mümkün.
Yine de, konaklamak için yer seçerken; karar sizin, ya merkeze yakın ya da merkez dışında kalabilirsiniz. Ada merkezi: feribotun yanaştığı küçük bir kasaba. Tüm mekanlar, yürüme mesafesinde. Merkez dışında konaklamak isterseniz, ada, toplu taşıma uygun olmadığı için, özel aracınız ile gelmek, size kolaylık sağlayacaktır.

Evet, Bozcaada’da, toplam yatak kapasitesi: 2500. Özellikle çok yoğun sezon olan Temmuz ve Ağustos aylarında, önceden rezervasyon yaptırmanız şart. Ancak: Ada, yaz sezonu dışında da keyifle kalınabilecek bir yer. Kışın merkezde kaloriferli oteller var. Klimalı otel ve pansiyonlardan bazıları kışın da açık.

Sezon 2-3 ay gibi kısa olmasına rağmen, halkın en önemli gelir kaynağı turizmdir. Adada: 22 otel ve 44 pansiyon bulunmaktadır. Bunların toplam yatak kapasitesi: 1602’dir. Ev pansiyonları ile birlikte, toplam yatak kapasitesi, yaklaşık olarak 2500 civarındadır.

Konaklama: genellikle oda-kahvaltı şeklindedir. Ev yapımı yöresel zeytin ve peynirler, doğal reçel çeşitleri, bahçeden toplanan taze sebzelerden oluşan kahvaltılar, oldukça lezzetlidir. Adanın samimi ve misafirperver halkı, nerede kalırsanız kalın, sizin keyifli bir tatil geçirmeniz için ellerinden geleni yaparlar.

evler.2
Çanakkale Bozcaada Mimari

MİMARİ

Genel olarak, Bozcaada mimarisine baktığımızda, Türk ve Rum kültürlerinin izlerine rastlanır. Önceleri: kasaba merkezini Rum ve Türk Mahallesi olarak ikiye ayıran derenin yerine, günümüzde, bir cadde bulunuyor. Ada merkezi; şu anda: Cumhuriyet (Rum) ve Alaybey (Türk) Mahallesi olarak iki mahalleden oluşuyor. Cumhuriyet mahallesinde Rum, Alaybey mahallesinde ise Türk mimarisine ait izler taşıyan yapılar var.
Rum ve Türk mimarisinde, genel olarak yapı özellikleri birbirine benzese de, işlev olarak farklar vardır. Yapı cinsi: kagir ve ahşap karkas yapılardan oluşmaktadır. Genelde: alt kat kagir, üst kat ahşap ya da tamamı kagir yapılardır.
Rum mahallesinde: evlerin bodrumları vardır. Mutfak, banyo, çamaşırlık burada bulunur. Pencereler, yüksek ve geniş, genelde kepenklidir. Üst katlar, ahşap, yüksek pencereli, kepenklidir. Kapılar; yine yüksek, çift kanat ve pencerelidir. Türk evlerinden farklı olarak; bazı evler balkonludur. Birçok evin binaya bitişik, yüksek duvarlı yapıları bulunmaktadır. Bunlar: şarap imalatı ve muhafazası yanı sıra, kışlık erzakların depolandığı yerlerdir.

Türk mahallesinde: alt katlar, biraz daha yüksek ve dar pencerelidir. Bunun sebebi, alt katın erzak deposu olarak kullanılmasındandır. Evlerin avlularında: genelde üstü toprak damla örtülü mutfak ve çamaşırlık vardır. Evin içinde; yerli dolaplar, gusulhaneler, ahşap tavanlar bulunur. Tuvalet avludadır. Çatılar: alaturka kiremitli ve kirpi saçaklıdır. Zaman içerisinde de, ihtiyaçlar sonucunda, günümüzde, bu sayılan özellikleri bir arada koruyabilmiş çok az örnek ev kalmıştır.

Rum mahallesinde, sokaklar genelde birbirini dik kesen yapıdayken, Türk mahallesinde sokaklar dar ve girifttir.

Sosyal ve dini yapılarda; kilise ve küçük şapel gibi yapılar: Cumhuriyet mahallesinde, cami, hamam ve namazgah gibi Türk kültürüne uygun yapılar Alaybey mahallesindedir.

Merkez dışında konumlanan bağ evleri: eskiden yaz süresince bağlarda kalan insanların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yapılmıştır. Odalar, mutfak ve ahırdan oluşmaktadır. Bugün, artık bağ evleri de, günümüzde her türlü konfora sahip yapılar olabilmektedir. Eski işlevini sürdüren, yenilenmiş yapılar dışında, bir kısmı da yazlık ev olarak kullanılmaktadır.

yemek yeri.1
Çanakkale Bozcaada Ne Yenir

NE YENİR

deniz kestanesi.1
Çanakkale Bozcaada Deniz Kestanesi

Ada mutfağında: deniz ürünleri, kırmızı et, yabani otlar ve zeytinyağı; kullanılan başlıca malzemeler. Baharın gelmesiyle; yabani ot mevsimi başlar. Isırgan, cibes, radika, turp otu, kazayağı, şevketi bostan. Evet, bunlar adadan toplanan otlardan bazıları. Bunlar: ya zeytinyağlı yemek ya da salata ya da börek içi olarak kullanılıyor ve size sunuluyor. Yine, baharla birlikte: kuzu ve oğlak eti bulunan yemekler hazırlanıyor. Ada tavşanı; adaya özgü yabani bir hayvan. Rumlara özgü yemeklerde, tavşan yahnisi varmış, ama günümüzde yapılmıyor.
Denizkestanesine: adada “kirpi” deniliyor. Kıyıdan ve taşlık alanlardan, dalarak çıkarılan kirpiler, şarabın yanında meze olarak sunuluyor. Ortadan ikiye ayrılan kirpiler; temizlendikten sonra, içinde turuncu renkli havyarı kalıyor. Üzerine limon ve sirke konulduktan sonra, ekmekle sıyrılarak yeniliyor, yanında genellikle beyaz şarap tavsiye ediliyor.

DENİZKESTANESİ

Damar ve sinir sistemi bulunan, küre şeklinde omurgasızdır. Kabuğuna gelebilecek herhangi bir zararı iyileştirmek, hatta eksik bir uzvunu tamamlamak için, yeterli enerjiye ve organik zenginliğe sahiptir. Yani: kendini yenileme gücü bulunmaktadır. Günümüzde: denizkestanesinin içindeki turuncu kısmın, iyi edici özellikleri olduğu söylenir. Örneğin: Çin’de, denizkestanelerinin bu turuncu kısımları: pirinç unu ve sandal ağacı unu ile karıştırılarak: kaşıntılar, yaralar, kabuklar gibi bazı deri hastalıklarının iyi edilmesinde kullanılırlar. Sicilyalı denizciler: denizkestanesinin turuncu kısımlarını; zeytinyağı ile karıştırarak, deriyi yumuşatan ve kırışıklıkları önlemekte kullanılan bir krem elde etmişlerdir.
Denizkestanesinde, sürekli yenilenme hali, turuncu kısım tarafından yapılır. Evet: denizkestanesine, biraz önce söylediğim gibi, Bozcaada’da kirpi deniliyor. Son olarak: denizkestanesinin içindeki bu turuncu kısmın tüketimi, afrodizyak etkiler yapıyormuş, yani cinsel istek uyandırıcı etkisi varmış. Ama unutmayın, denizde denizkestanesi görünce uzaklaşın, ayağınıza battığında, muhteşem bir acı verdiği gerçeğini unutmamak gerek.

Kalamar ve ahtapot: ada mutfağında bolca kullanılan deniz ürünleri. Adadaki deniz ürünleri; mevcut restoranların hepsinde, değişik pişirme yöntemleriyle hazırlanarak servis ediliyor. Sıcak havalarda ve yağmurdan sonra; üzüm bağları, salyangozlar ile doluyor. Domates, soğan ile pişirilen salyangoz yahnisi: Rum mutfağının leziz yemeklerinden, ama günümüzde artık pek yapan kalmamış.

Bağlar: ilk yeşermeye başladığında toplanan körpe asma yaprakları: salamura yapılarak, bütün yıl kullanılıyor. Çiğ dolma, taze yaprağın içine malzemeler çiğden konularak hazırlanan ve adaya özgü bir yemek. Sardalya balığı bile, asma yapraklarına sarılarak ızgarada pişiriliyor. Domates ve üzüm reçeli; ada mutfağına özgü tatlılardan.

Çınaraltı kafede: likör, çikolata ve sigara ile birlikte ikram edilen damla sakızlı kahve ve ev yapımı limonata için. Bir de; Çanlı İbo’nun kahvesinde, ada halkıyla birlikte, sabah çay içerek sohbet edin. Muhteşem keyif alacaksınız.

NE SATIN ALINIR

şarap satın alınması.1
Çanakkale Bozcaada Şarap

ŞARAP

Adada, 4 tane marka, şarap üretiyor. Bunların tadım tesislerinde, çeşitli tür ve çeşit şarapların tadına bakarak, arzu ettiklerinizi satın alabilirsiniz. Evet: Bozcaada’da gerçekten uzun bir geçmişi olan şarap yapımı var. Gerek fabrikalarda ve gerekse evlerdeki atölyelerde, buranın muhteşem üzümleri ile şarap yapılıyor. Yalnız: şarap üretimi konusunda birkaç sayısal bilgi vermek istiyorum. Ülkemizde üretilen üzümlerin yalnızca % 5’lik bölümü şarap üretimine ayrılmış. Bu rakam; Fransa’da % 85 ve dünya ortalaması olarak ise % 50. Ülkemizin dini ve sosyal durumu nedeniyle, bu rakamın düşük olduğunu düşünüyorum. Neyse; şarap gerçekten antik çağlardan günümüze gelen bir içki kültürü. Bunun hakkında; tarih sahnesinde biraz gerilere gitmek ve geçmişi öğrenmek, belki ilginizi çekebilir.

Şarabın Yunanistan’a geçişi, burada bağcılık ve şarapçılığın başlaması, gelişmesi: MÖ.1500’lü yıllara dayanmaktadır. MÖ.900 civarında: Homeros, Akdeniz için “şarap renkli” deniz demiştir. Şair ve oyun yazarı Euripides: “şarap olmasaydı, insanoğlu aşkın farkına varamaz, mutluluğun keyfine varamazdı” der.

Evet: Yunanlıların şaraba katkıları; şaraba bir tanrı atamakla olmuştur. Olimpos’un büyük tanrısı Zeus ve Thebai şehrinin kralı Kadmos’un kızı Semele’den olma Dionysos. Zeus; bir ölümlü kılığına bürünür ve her gece Olimpos’tan ayrılıp Thebai şehrinde, kralın şatosuna gelir. Ancak: Zeus; karısı Hera’nın bu durumu öğrenmesinden çok korkmaktadır.
Hera, bir gün Zeus’tan şüphelenir ve onu takip eder. Olup biteni kendi gözleriyle görür. Dahası, Semela’nın hamile olduğunu Zeus’a söylediğini duyar. Zeus; Semela’ya: bu durumdan kimseye bahsetmemesini, buna bir çözüm bulacağını söyler. Çünkü: Hera’nın bunu öğrenmesi durumunda yapacağı kötülüklerden çekinir.

Hera;

Başka bir kılığa girer ve Semele ile ilişki kurar, onu kandırarak “madem ki tanrılar tanrısı Zeus’un sevgilisisin, sana da tüm ihtişamı ile kendi karısına göründüğü gibi görünmesini istemelisin “ diye ikna eder.
Zeus, her geldiğinde, kendisini tanrı suretinde göstermesini isteyen Semele’yi “hiçbir ölümlünün buna dayanamayacağını, yanıp kavrulacağını ve öleceğini söyleyerek vazgeçirmeye çalışır. Her seferinde, bu isteğini yineleyen ve daha fazla ısrarcı olan Semele’yi kıramayan Zeus, bir gün kendini o yüzüyle göstermeye istemeden de olsa razı olur. Ve birden odanın içinde şimşekler, yıldırımlar oluşmaya başlar ve buna dayanamayan Semele, yanar ve kavrulur.

Zeus, yedi aylık hamile olan Semele’nin bebeğini kurtarmayı son anda başarır. Sonra, onu saklamak için baldırına yerleştirir. İki ay daha geçip, bebeğin doğum zamanı geldiğinde, onu oradan çıkarır. Böylece: iki kez doğmuş olduğu için “iki kez doğan” anlamına gelen “Dionysos” adını koyar.
Karısı Hera’dan saklamak ve bakıp büyütmeleri için Nysa dağındaki orman perilerine gönderir. Nysa dağındaki orman perilerine gelen bu bebek büyür ve çevresine mutluluk saçan, çok neşeli bir çocuk olur. Biraz daha büyüyen Dionysos: ormanda gezmeyi ve avlanmayı çok sever. Çok sevdiği şeylerden birisi de üzümdür. Sabah uyandığında bile, yediği üzümün suyunu çıkarıp içmeyi de çok sever. Yine, bir gün üzüm suyu çıkarıp içen ve bir miktarını da daha sonra içmek üzere bir kenara koyduktan sonra gezmeye giden Dionysos, gittiği yerde, daha uzun kalması için kendisine yapılan ricaları kıramayınca, ancak günler sonra geriye dönebilir. Bir köşede duran, unuttuğu üzüm suyunu görünce alır ve içmek için kafasına diker. O da ne?

Bu bildiği üzüm suyundan çok farklıdır.

Şaşkınlıkla, kupanın içindeki sıvıyı inceleyen Dionysos; Arguvan renginde, kıvamlı, buruk ama lezzetli bu içkiden büyük bir yudum daha alınca yorgunluğunun yavaş yavaş yok olduğunu fark eder. Hiç sebep yokken neşelenen Dionysos; gülerek, kendisini büyüten peri kızlarını ve diğer orman perilerini çağırıp, üzüm suyunun verdiği neşeyi onlarla paylaşır. Onlar da içmiş, yeni ve bilinmedik bir içkiye dönüşen bu üzüm suyundan hoşlanmışlardır.
O günden sonra, genç tanrının gösterdiği şekilde, üzümlerin tanelerini ezdiler, suyunu sıktılar ve bir süre bekleterek Arguvan renkli yeni içkiden elde ettiler. İşte böylece dertlilere dertlerini unutturan, üzülenleri neşelendiren, ağlayanları güldüren, özellikle antik dönemde ticareti en fazla yapılan ürünlerden birisi olan, Hayyam’ın üzerine dörtlükler yazdığı, şarap doğmuş olur.

KEKİK BALI

Bozcaada’da; ada florasının en önemli bir parçası olan kekik tarlalarının kattığı aroma sayesinde; çok lezzetli kekik balları üretilmektedir. Nadir bulunan bu ada balından bulursanız, o gün şanslı gününüzdesiniz demektir, mutlaka satın alın.

DOMATES REÇELİ

Adanın en ünlü reçeli, Rum mutfağına özgü, içine badem konan küçük domateslerden yapılır.
Adada özellikle buraya has yapılan domates reçelini mutlaka tadın, beğenirseniz, kendinize veya dostlarınıza hediyelik olarak satın alabilirsiniz.

Bunların dışında: adadan: çavuş üzümü ve adaya özgü sembolik hediyelikler alabilirsiniz. Bu arada: adanın Çarşamba pazarından, nohut ekmeği almayı unutmayın. Adada, her Çarşamba günü, ada merkezinde meyve-sebze satılan bir pazar kuruluyor.

dalış.1
Çanakkale Bozcaada Dalış

DALIŞ

Ege denizinin en önemli dalış noktalarından biri olan Bozcaada, sualtı güzellikleri bakımından oldukça zengin flora ve faunaya sahiptir. Ada çevresinde, dalış yapılabilecek bir çok alternatif vardır. Deniz suyunun temizliğinden dolayı görüş mesafesi, planktonların olmadığı dönemlerde, 20-40 metreye kadar ulaşmaktadır. Scuba dalışlar ve yapılan tüm gece dalışlarından önce, izin alınması gerekmektedir. Skin dalışlar için gelenlerin, herhangi bir izin alması gerekmiyor. Adaya gelen balıkadamların en büyük avantajı, değişik yönlerden esen rüzgarlarda, daima dalınabilecek, rüzgar almayan, kuytu bölgeler bulabilmeleridir.

Bozcaada, doğal güzelliklerinin dışında, fazla derin olmayan dalma noktalarıyla, bilhassa yeni eğitim alanlar için oldukça güvenilir bir dalma bölgesidir.

dalış.2
Çanakkale Bozcaada Dalış

Adanın tek dalış okulu

Aganta. Hem ilk defa dalış yapacaklar ve hem de amatör dalgıçlar için iyi bir fırsat. Ada suları, görüş mesafesinin fazla olması nedeniyle, özellikle daha önce dalış tecrübesi olmayanların, keşif dalışı yapmaları için ideal bir yer. Dalış eğitimleri: Türkiye Sualtı Federasyonu belgeli eğitmenler tarafından birebir veriliyor. Dalgıçlar için, dalış malzemesi de temin etmek mümkün.
Aganta teknesi: hava durumu müsait olduğunda, adanın karadan ulaşımı olmayan koylarına turlar düzenliyor. 15 kişilik guruplar için hazırlanan bu turlarda; önceden rezervasyon yaptırmak şart. Adada başka tekne turu düzenleyen yok. Aganta teknesi: feribotu kaçıranlar için; Bozcaada iskelesiyle, Anakara Geyikli iskelesi arasında taksi boz olarak ulaşım hizmeti de veriyor.

Çanakkale Bozcaada

Çanakkale Bozcaada

Çanakkale Bozcaada

GÖRÜLECEK YERLER

Çanakkale Bozcaada Kalesi

Çanakkale Bozcaada Kalesi

BOZCAADA KALESİ

Feribotla adaya yaklaşırken dikkatinizi çekecek büyüklükte bir kale. Ama: bu kale aslında adanın zengin geçmişini yansıtıyor. Ada: boğazın hemen çıkışında ve anakaraya yakın olması nedeniyle, tarihi süreç boyunca, istilaya açık bir yer olmuş. Üzerinde yaşayanlar, ancak bu denli büyük bir kalede, kendilerini güvende hissetmişler. Evet: günümüzde, kale meraklı ziyaretçilerini yani sizleri bekliyor.

Çanakkale Bozcaada Kalesi

Kalenin Tarihçesi:

Truva Kralı Priamos, kente saldırabilecek gemilere karşı sağlam bir kale yaptırmış, adını da Tenedos koymuştur. Bizanslılar tarafından da kullanılan kalenin yerine Venedikliler sağlam bir kale inşa ettirdiler. Kale, Venedikliler ile Cenevizliler arasında sürekli anlaşmazlık konusu oldu. 8 Ağustos 1381 tarihinde yapılan anlaşma ile savaş sona erdi. Anlaşmaya göre tarafsız bölge haline getirilen şimdiki kalenin surları yıkılarak kullanılmaz hale getirildi. Ada, tamamen tahliye edilerek halkı Girit’e gönderildi. Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı hakimiyetine geçen kalenin yıkık surları üzerine 1478-1479 yılları arasında yeniden bir kale yaptırıldı. 1807 yılında Bozcaada’yı ele geçiren Ruslar ve İngilizler kaleyi tahrip ederek kullanılmaz hale getirdiler.

Kısa bir süre sonra tekrar Osmanlı hakimiyetine geçen kale, 1816 yılında II Mahmut döneminde kapsamlı bir onarım görmüştür. Bozcaada kalesi son olarak 1965-1970 yılları arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yeniden onarılmıştır. Kaleye karadan ve şehirden; yaklaşık 10 metre genişliğinde ve 250 metre uzunluğunda bir hendekle ayrılmıştır. Günümüzde tabanı yükseltilmiş olan hendek içi, önceden su ile dolu olup saldırılara karşı kaleye koruma sağlamaktaydı. Önceleri, hendek üzerine yapılan, yukarıdan açılır-kapanır zincirli, makaralı asma bir köprü kullanılmaktayken, daha sonra kemerli sabit bir köprü yapılmıştır.

Çanakkale Bozcaada Kalesi

Çanakkale Bozcaada Kalesi

Evet, Türkiye’nin en iyi korunmuş kalelerinden biri. İlk ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fenikeliler, Cenevizliler ve Venedikliler tarafından kullanılan kale, bugünkü görünümüne Fatih Sultan Mehmet zamanında gelmiş. Yani, muhtemelen 1455 yılında. 1815 yılında ise: Sultan 2.Mahmut zamanında onarım görmüş.

Kale

Adanın kuzeydoğu ucundaki kayalıklar üzerine yapılmış. Üç tarafı denizle çevrili kalenin güney cephesinde: zamanında suyla dolu olan ve 10 metre genişliğinde bir hendek varmış. Bir zamanlar, bu hendek üzerinde bulunan asmalı bir kapı ile girilirken, günümüzde sabit bir köprü üzerinden geçilerek giriliyor.

Kalenin içi boş, sadece festival döneminde burada konserler veriliyor.

Çanakkale Bozcaada Gazi Hüdavendigar Camii

Gazi Hüdavendigar (Kale) Camii

Fatih Sultan Mehmet tarafından kale ile birlikte inşa ettirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman devrinde yeniden yapılmıştır. Bozcaada Venedikliler’in elinden alındıktan sonra, tahrip edilen cami 1660 yılında IV Mehmet zamanında yeniden yapılmıştır. Evliya Çelebi, kalede bir hünkar camii ile birlikte imam ve müezzin evlerinin olduğundan bahsetmektedir. Başbakanlık Arşivinde bulunan bir belgeye göre: Bozcaada Kadısı Abdullah Efendi, 4 Ekim 1915 tarihinde yayınladığı bir yazıda “Gazi Hüdavendigar Camiine 10 akça yevmiye ile müezzin-i sani ve 5 akça ile kayyum olan Mustafa’nın vefatı üzerine yerine başka birinin tayin edilmesini” istemiştir. 1915 yılına kadar sağlam ve kullanılabilir durumda olan bina sonraki dönemde yıkılmıştır.

Çanakkale Bozcaada Kalebendlik

Kalebendlik

İç kalenin birinci bölümü olan bu bölgede suç işleyen mahkumların yattığı zindanlar vardı. Aynı zamanda, Bozcaada Osmanlı Devleti tarafından bir kalebendlik ve sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Kalebend, işlediği suçtan dolayı bir kimsenin kale surları içinde mahkum edilme durumudur. Devlet ricalinde görev yapan birçok kişi buraya sürgüne gönderilmiştir. Bunlardan en önemlisi Sadrazam Hamit Halil Paşa’dır. Paşa, Bozcaada’ya sürgüne gönderilmiş ve 27 Nisan 1785 tarihinde başı kesilerek idam edilmiştir. Vücudu Alaybey Camii bahçesine defnedilmiştir. Kesik başı ise 2 Mayıs’ta İstanbul’a gönderilerek Ortakapıda teşhir edildikten sonra Karacaahmet Mezarlığındaki aile kabristanına gömülmüştür. Ispartalı olan Halil Hamit Paşa, eski Devlet Bakanı Kemal Derviş’in büyük dedesidir.

Çanakkale Bozcaada Kışla Binası

Kışla Binası

Burası kalede görevli askerlerin kaldığı yerleşim birimidir. 1915 yılına kadar sağlam ve kullanılabilir durumda olan bina sonraki dönemde yıkılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde kaleyi, Bursa ve Biga Sancaklarından her sene iki bin askerin muhafaza ettiğini, her yıl değiştirildiklerini ifade etmiştir. Ayrıca İstanbul’dan bir oda (bölük) Yeniçeri, bir oda Cebeci ve bir oda Topçu birliğinin her zaman kalede hazır bulundurulduğundan bahseder. Başka bir kaynakta; 1646 yılında adadaki muhafızların 73 neferden ibaret olduğu, 1676 yılında ise 40 topçu ve 20 cebeci olduğu ifade edilmiştir.

Çanakkale Bozcaada Cephanelik (Arsenal)

Cephanelik (Arsenal)

Kaleyi silah ve cephane gönderilmesi, kaledeki cephanenin muhafazası, ocaktan gönderilen cebecilerin göreviydi. Kaledeki savaş malzemesinin kontrolü de Cebecibaşı tarafından yapılıyordu. Cebecilerin kale görevleri üç yıl süreyle olurdu. Bu süreyi bitiren cebeci merkeze alınır yerine başkası görevlendirilirdi. 1676 yılında kalede görevli 20 cebeci vardı.

Çanakkale Bozcaada Tabya Kitabesi

Çanakkale Bozcaada Tabya Kitabesi

 

Tabya Kitabesi

1827-1828 yıllarına ait Tabya Kitabesi oldukça ilginçtir. Bu kitabe, kaleye hakim olan tepede bulunan ve gözetleme amaçlı olarak yapılan tabyaya aittir. Burası halk arasında “Yeni Kale” olarak bilinmektedir. Tabya, II Mahmut döneminde Hafız Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Önemli bir bölümü yıkılmış olan tabyadan getirilen kitabe koruma amaçlı kalede sergilenmektedir.

İç kale bölümünde: ada çevresinden çıkarılan amforaların sergilendiği bir oda var. Ayrıca: bahçede, adada çıkarılan çok sayıda, eski mezar taşı ve tarihi eser sergileniyor. Yani bir açık hava müzesi gibi oluşturulmuş. Ziyaret edebilirsiniz, giriş ücretli.

müze.1
Çanakkale Bozcaada Müzesi

BOZCAADA MÜZESİ

Dünyada, yalnızca Bozcaada’da çıkan bir deniz kabuğu var. Bunun yanında; ada ve çevresinde toplanan 720 çeşit deniz kabuğu: bu müzede sergileniyor. Yani: Müzede; yalnızca adaya özgü: fosil, arkeolojik eser, sikke, harita ve gravür ve 1915 Çanakkale Savaşında adayı askeri üs olarak kullanan Fransızlara ait malzemeler, o dönemden kalan kartpostallar, posta tarihine yönelik evraklar ve eski görüntülere ait resimler var. Değişik bir müze. Ada merkezinde.

Kaymakamlık tarafından tahsis edilen 130 yıllık tarihi bir binada; 2006 yılından bu yana ziyarete açık. Giriş ücretli. Belki ilginizi çekebilir.

şarap fabrikaları.1
Çanakkale Bozcaada Şarap Fabrikası

ŞARAP FABRİKALARI

Ada’da, şarapçılık geleneği çok eski yıllara dayanıyor. Fabrikalar ise, bu geleneğin vazgeçilmez yapıları. Adada: 4 büyük şarap fabrikası var. Bunların en eski üç tanesi merkezde, yeni olanı ise Tuz Burnu mevkiinde. İlgi ve merakı olanlar fabrikaları gezebiliyorlar. Bu gezi sırasında: üzümün şarap olana kadar hangi aşamalardan geçtiğini öğrenebilir ve damak tadınıza uygun şarabın hangisi olabileceği konusunda fikir edinebilirsiniz. Ayrıca: fabrikaların yanında keyifle alışveriş yapabileceğiniz, şarap tadım ve satış mağazaları bulunuyor. Bu tadım ve satış mağazaları: merkezde de var. Ayrıca: bağ evlerinde üretim yapan, küçük imalathaneler de bulunuyor.

ayazma manastırı.1
Çanakkale Bozcaada Ayazma Manastırı

AYAZMA MANASTIRI

Ayazma kelimesi; “kutsal su” anlamına geliyor. Adanın ayazması, adanın güzey kısmında. Burası: çift oluklu bir çeşme. 8 tane dev çınar ağacı var. Küçük bir şapel ve 2 tane, tek katlı yapı bulunuyor.
Dev ağaçların gölgesinde ve sürekli akan çeşmesi sayesinde: piknik yapanların başlıca tercih yeridir. Özellikle, gün batımında; Ayazma plajına bakan manzarası muhteşemdir. Bir ağaca yaslanın ve bu manzaranın keyfini çıkarın. Ayrıca: buradaki çeşmeden bir kez su içenin, artık adalı olacağına inanılıyormuş. Adanın büyüsüne kapılıp, mutlaka bu suyu tadacağınıza eminim. Burada: bir de restoran var. Özel günlerde (örneğin: düğün) , burada masalar kurulup yemek servisi de yapılıyormuş.
Evet, burada bir de şapel var.

Rum Ortodoks cemaatine ait şapel: Rum Azize Aya Paraskivi adına yapılmış ve onun adını taşıyor. Yalnızca özel günlerde, ibadete açılıyormuş. 26 Temmuz’da kutlanan, Rumların Aya Paraskivi günü; şapelin ibadete açıldığı günlerden biri. Bu günde: kalabalık bir cemaat gurubu; Ayazma’da yiyip-içip eğleniyormuş. Halk arasında; buna “Ayazma Panayırı” deniliyor.
Şapelin alt kısmında: bir mağara var. Ada halkı, burada mum yakıp adak adıyor, dileklerini sembolize edecek taştan ve çalı çırpıdan şekiller yapıyorlar. Mağara; üst üste dizilmiş taşlarla anlatılmaya çalışılan, küçük evlerle dolu. Umarım sizde şansınızı denemek istersiniz.

göztepe.2
Çanakkale Bozcaada Göztepe

GÖZTEPE

Adanın en yüksek noktası. 192 metre yükseklikte. Buraya çıkın, burada kendinizi: denizin ortasında büyük bir geminin kaptan köşkünde gibi hissedeceksiniz. Adanın bütün yükseltileri, düzlükleri, çevresindeki küçük adacıklar, bağlar, çamlıklar, evler ve hatta adanın diğer ucundaki rüzgar gülleri bile rahatlıkla seçiliyor.

Nasıl çıkacaksınız? Asfalt bir yol var. Döne döne ilerliyorsunuz. Yürüyüş yapmayı tercih ederseniz: 45 dakika sürüyor. Puslu olmayan bir havada çıkmalısınız. Tepede bulunan bina: bir radyolink istasyonudur. Dolunay zamanı: bir taraftan güneşin batışını izlerken, arkanıza döndüğünüzde, tüm ihtişamı ile koskocaman bir dolunay göreceksiniz.

rüzgar gülleri.2
Çanakkale Bozcaada Rüzgar Gülleri

RÜZGAR GÜLLERİ

Burada: rüzgar gülleri ve terkedilmiş bir deniz feneri var. Tüm gün tek başlarına döner rüzgar güllerini izleyebilirsiniz. Güneşin batmasıyla, ayrı bir güzellik oluşuyor. Çevrede; herhangi bir yerleşim yok ve yalnızca gökyüzündeki yıldızların ışıkları altındasınız. Bu rüzgar gülleri: 2000 yılında yapılmış ve Türkiye’nin üçüncü rüzgar enerji santralını oluşturuyorlar. Ada tüketiminden 30 kat fazla enerji üretiliyormuş. 30.000 kişiye yetecek ölçüdeki elektrik enerjisi; deniz altından döşenen kablolarla anakaraya gönderiliyormuş.

Evet, bu muhteşem türbinlerin, yalnızca bir tanesi, adanın enerji gereksinimine yeterli geliyormuş. Bu rüzgar gülleri, ilk yapıldığında adaya gelenlerin ziyaretine açıkmış. Ama, 2007 yılında rüzgar gülleri ziyarete kapatılmış. Sebebi, çok basit ve maalesef içler acısı bir durum. Ziyarete gelenler, rüzgar güllerine sprey boya ile, yazı yazıyorlarmış, doğal olarak ortaya kötü ve çirkin görüntüler çıkıyormuş. Bu yüzden, işletici firma tarafından, rüzgar gülleri ziyarete kapatılmış. Ziyaretçiler: yalnızca, Polente Fenerine giderek, buradan gün batımını seyredebiliyorlar.

TENEDOS

Çanakkale boğazının girişinde bulunan ve stratejik konumundan dolayı tarihte önemli bir yere sahip olan Bozcaada’nın antik çağdaki adı Tenedos’dur. MÖ 6 yüzyıldan Roma dönemine kadar yerleşme olduğu anlaşılan kentte, pişmiş toprak heykelcikler ve çanak çömlek parçaları bulunmuştur.

Çanakkale Bozcaada Denize girilecek yerler

ADADA NERELERDEN DENİZE GİREBİLİRSİNİZ?

Adanın denizi tertemiz ve bakir koyları var. İlk kez gelenleri, oldukça şaşırtacak güzellikteki, irili-ufaklı koylar karşılıyor ve bu koylar, denize girmek için uygun.

Adanın denizi: genel olarak soğuk. En rüzgarlı havada bile, adada denize girebileceğiniz bir koy bulmak mümkün. Denize gitmeden önce yapmanız gereken; o gün esen rüzgarın yönünü tayin etmek. Eğer rüzgar: güneyden esiyorsa adanın doğu ve kuzeyindeki koylara gidin. Eğer rüzgar ; kuzeyden esiyorsa; (genellikle öyle eser) güneydeki koylara gitmelisiniz. Güneyde: Ayazma ve Habbele koyları var. Buralarda: günübirlik tesisler var. Adadaki minibüsler, yalnızca bu iki koya sefer yapıyorlar. Ayrıca: bu iki koyda, gün boyunca yemek yiyebileceğiniz restoranlar da bulmanız mümkün.

ayazma plajı.2
Çanakkale Bozcaada denize girilecek yerler

Diğer koylar ise; tüm doğallığıyla sizi bekliyor. Merkeze yakın olanlara yürüyerek veya bisikletle gidebilirsiniz. Ama güney kıyılarındaki uzak koylara, taşıt ile gitmeniz şart. Bu bakir koylara giderken: yanınıza şemsiye ve içecek su ve yiyecek maddeleri de almanız şart.

AYAZMA PLAJI

Adanın en popüler ve kalabalık koyu. Ulaşım kolaydır. Turkuaz rengi denizi ve incecik kumu var. Denizi genel olarak soğuk. Plaj boyunca: 6 tane restoran var. Gün boyunca, buralarda oturup yemek yiyebilirsiniz. Buraya: ada merkezinden, düzenli minibüs seferleri var. Plajda; profesyonel bir şirket tarafından: jet ski, su kayağı, sürat teknesi ile çekilen banana, ringo hamburger ile tek ve çift kişilik kanolar, deniz bisikleti ve sörf bisikleti ekipmanları ile, su sporları aktiviteleri yapılabilmektedir.

habbele plajı.1
Çanakkale Bozcaada Ayazma plajı

HABBELE PLAJI

sulubahçe plajı.1
Çanakkale Bozcaada Habbale plajı

Ayazmadan sonraki ikinci koy. Şezlong ve şemsiye kiralamak mümkündür. Gün batımına kadar yemek servisi yapan bir restoran var. Denizi hem kumluk ve hem de yer yer taşlık. Ayazmaya göre daha sakin bir yer. Adaya uzun yıllardır gelenler, burayı tercih ediyorlar. Ada merkezinden, buraya da düzenli minibüs seferleri bulunuyor.

SULUBAHÇE KOYU

akvaryum koyu.1
Çanakkale Bozcaada Sulubahçe Koyu

Ayazma plajının hemen yanında. Ada merkezinden kalkan minibüsler, bu koyun önünden geçiyorlar. Bu yüzden, yaz döneminde günübirlikçiler tarafından tercih edilen bir yer. Herhangi bir tesis yok. Gerekli malzemeleri (şemsiye, su gibi) yanınıza almanız şart.

AKVARYUM KOYU

Ufak bir koy. Mermer burnu olarak da biliniyor. Deniz altındaki inanılmaz çeşitliliği ve amfora kalıntılarını görebilirsiniz. Bir şinolker ve gözlük almanız yeterli. Ancak: bu koya, yalnızca kendinize ait taşıtla gidebilirsiniz. Yürüyüş mesafesi: merkezden yaklaşık 2 saat sürüyor. Yine gerekli malzemeleri yanınıza almanız şart.

BEYLİK KOYU

Çok fazla bilinmeyen bir yer. Ama adanın en güzel koyu. Ayazmanın hemen solunda bulunuyor. Ana yoldan, koya kadar uzanan 200 metrelik bir toprak yoldan gidiliyor. Herhangi bir tesis yok, gerekli malzemeleri yanınızda bulundurun.

POYRAZ LİMANI

Ada merkezine en yakın koylardan biri. Fazla rüzgar almaması avantaj. 15 dakikalık bir yürüyüşle gitmeniz mümkün. Bağlarla kumsal iç içe. Denizi sığ ve sıcak, ama bol miktarda denizkestanesi bulunması keyif kaçırıyor. Sakinliği açısından tercih edilen bir yer.

genel.1
Çanakkale Bozcaada

Evet, sonuç olarak: özellikle: Temmuz ve Ağustos aylarında, adaya sakın rezervasyon yaptırmadan gitmeyin. Bozcaada da, kendinizi mutlu hissedeceksiniz.

Bingöl

Bingöl

 

Şehir: Elazığ-Tatvan yolu üzerinde kuruludur. Bingöl, Elazığ arası uzaklık: 143 km. Bingöl, Diyarbakır arası uzaklık: 142 km. Bingöl, Muş arası uzaklık: 129 km. Bingöl, Erzurum arası uzaklık: 181 km. Bingöl, Tunceli arası uzaklık: 162 km.

TARİHİ

Çapakçur 1926 yılında Elazığ ve 1929 yılında Muş illerine bağlıdır. 1936 yılında il olmuştur.

Yörenin ismi, 1944 yılına kadar “Çapakçur” olarak kullanılmıştır. Sonra isim Bingöl olarak değiştirilmiştir. Şehir önceleri vadi içinde kurulu iken, 1950’lerden sonra hızla gelişmesi sonucu, günümüzdeki yerine yani düzlüğe taşınmıştır.

Bingöl isminin kökeni: Bingöl ismi, Varto ilçesinde bulunan Bingöl dağından gelir. İsim 1936 yılında verilmiştir. Bu konuda başka bir rivayet daha var. Evliye Çelebi’ye göre: Yörenin ismi Büyük İskender tarafından verilmiştir.

Büyük İskender, vücudundaki dayanılmaz ağrılar için burada bulunan sudan içer ve ağrılarından kurtulur. Faydasını gördüğü bu suya “Makdis lisanı” üzerine cennet suyu anlamına gelen “Çapakçur” ismini verir. Ayrıca: “Burada bir kale yapın ve adını Çapakçur koyun” demiştir.

Daha sonra bu isim çeşitli kaynaklarda “Mingöl” olarak ortaya çıkar. Mingöl kelime anlamı, göller bölgesidir. Mingöl kelimesi zamanla Bingöl şeklinde telaffuz edilerek kullanılır olmuştur.

Bingöl

 

GENEL

Yerleşim yeri, Doğu Anadolu bölgesinde, Yukarı Fırat bölümündedir. İl sınırlarında arazi oldukça fazla engebeli ve yüksektir. İl merkezinin denizden yüksekliği ortalama 1151 metredir. Yörede yüksekliği 3000 metreyi aşan dağlar bulunur.

Dağlar genellikle seyrek ormanlıktır, Güney bölümleri çıplaktır. Yörede: karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk geçer. İl ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Bingöl dağlarının yüksek yaylalarında hayvancılık yapılır. Koyun ve kıl keçisi beslenir.

Bingöl Ünivirsetesi

 

BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ

2007 yılında açılmıştır. Halen Üniversite bünyesinde 8 fakülte, 2 yüksekokul, 5 enstitü, 6 meslek yüksekokulu, 21 araştırma merkezi ve 1 laboratuvar vardır. 15090 öğrenci eğitim görmektedir.

 

Bingöl Üniversitesi Uygulama Oteli ve Termal Tesisleri

Bingöl-Erzurum kara yolunun 22’nci kilometresindedir. 2014 yılında açılmıştır. Tesiste: 36 yataklı bir otel vardır. Ayrıca: 2 adet termal havuz bulunur. Havuzdaki suyun sıcaklığı 42 derecedir.

Ayrıca yine normal sıcaklıkta 2 havuz ve 2 termal havuz daha vardır. Yani, toplam 6 tane kapalı havuz bulunmaktadır. Yine tesiste 2 Türk hamamı, 2 sauna, restoran, masaj ve dinlenme odaları bulunur. Tesis: Fizyoterapi ve Turizm ve Otelcilik Programında okuyan öğrenciler için uygulama alanı olarak kullanılmaktadır.

 

GEZİLECEK YERLER

Bingöl Kalium Alışveriş Merkezi

 

KALİUM ALIŞVERİŞ MERKEZİ

İl merkezinde Şehit Mustafa Gündoğdu Aydınlar Caddesindedir. Burada: zincir marka mağazalarda alışveriş yapabilir ve restoranlarda yemek yemek için oldukça uygundur. Burası, il merkezinde oldukça çok ziyaret edilmektedir.

Bingöl DSİ Dinlenme Parkı

 

DSİ DİNLENME PARKI

İl merkezine bağlı Saray Mahallesi içinde, il merkezine 3 km uzaklıktadır. Park alanı, Devlet Su İşleri tarafından Gayt çayı üzerine yapılmıştır. Park alanı, mesire yeri olarak düzenlenmiştir.

Bingöl Abdülkadir Sarı Parkı

 

ABDÜLKADİR SARI PARKI

İl merkezine 7 km uzaklıktaki Kaleönü Mahallesindedir. Park alanı 1985 yılında açılmıştır. Parkta piknik masaları ve kafe vardır.

SENTARİUS KALESİ

Murat ırmağı vadisindedir. İl merkezinin 18 km uzaklıktadır. Diğer Urartu kaleleri gibi, bir ileri karakol niteliğinde olan üç önemli kaleden bir tanesidir. Bu kale: bölgedeki yol kavşaklarına ve Murat nehrine hakim bir yerde yapılmıştır. Ancak günümüzde kalenin sadece kalıntıları bulunmaktadır.

Bingöl Kös Kaplıcaları

 

KÖS KAPLICALARI

Kös Hamamı diye de tanınır. İl merkezine 21 km uzaklıktadır. Yaz ve kış döneminde ulaşımda sorun yoktur.

Bingöl-Karlıova kara yolunun 20’nci kilometresindedir. Kaplıca karayoluna 1 km uzaklıkta Ilıcalar beldesindedir. Kaplıca tesisleri Kös çayının kuzeydoğu ve güneybatı kıyılarında yer almaktadır.

Tesislerde kullanılan sular ise, vadinin güneybatısında ve yaklaşık 100 metre uzaklıktadır. Bu termal sular tesislere ulaştırılır. Ayrıca dere yatağı boyunca yüzeye çıkan kaynaklar da görülür. Ancak: tesis vadi tabanına kurulduğu için, derenin yüksek debiye ulaştığı kış ve ilkbahar aylarında, bölgede taşkın tehlikesi yaşanır.

Orman içinde bulunan kaplıcalar Doğu Anadolu bölgesinin en iyi kaplıcalarıdır. Orman içinde olması da ayrı bir güzellik katıyor. Yani doğal güzellikler de dikkati çekiyor. Burada dağ keçisi başta olmak üzere yabani hayvanların yaşadığı dağlık bir bölge vardır.

Kaplıca sularının bir deprem sonrasında ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.

Kaplıca suyunun: maden suyu gibi içilerek kullanıldığında: mide rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenir. Midenin hemen boşalmasını sağlar, hazmı kolaylaştırır. Ancak tortu bıraktığı için şişelenip başka yere götürülemez, kaynağında içmek gerekir.

Banyo olarak kullanıldığında ise: romatizmal rahatsızlıklar ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir. Kaplıcaların 1 moteli, 1 oteli, 1 pansiyonu vardır. Ayrıca 2 kapalı ve 1 açık havuzu bulunur. Bunların yanında lokanta, çay bahçesi ve araç parkı vardır.

Bingöl Yolçatı Kayak Merkezi

 

YOLÇATI KAYAK MERKEZİ

Bingöl-Elazığ kara yolu üzerinde Yolçatı köyündedir. İl merkezine 22 km uzaklıktadır. Kayak merkezinde, kayak sezonu: Aralık-Mart ayları arasında devam etmektedir. Kayak merkezinde bir kayak evi vardır.

Bina iki katlı, kaloriferli ve 50 yatak kapasitelidir. Telesiki 44 askılıdır. Kayak arabası ve kayakla yürüyüş alanı mevcuttur. Ortalama meyil yüzde 25 derecedir. Merkez alt istasyon 1650 metre ve üst istasyon 1890 metre yüksekliktedir.

Pistin uzunluğu 950 metredir. Genişliği 100 metredir. Acemi ve ileri düzey kayakçılar için ayrı pistler bulunmaktadır.  Her türlü kış sporlarına elverişli olup, kış sezonu boyunca halkın hizmetine açıktır.

Bingöl Çır Şelalesi

 

ÇIR ŞELALESİ

İl merkezine bağlı Ilıca bucağı Uzundere köyünde Deşt Yaylası mevkiindedir. İl merkezine 28 km uzaklıktadır.

Şelale, Çır taşı denen, 100 metre yükseklikteki kayalığın ortasından geçerek akar ve 50 metre yükseklikten düşer ve kayalık zemine çarpar. Heybetli görüntüsü ve etkileyici sesiyle ilgi çekiyor. Ancak şelale, yaz aylarında genellikle kuruyor, yani burayı ziyaret etmek isteyenlerin bahar döneminde gitmelerini öneririm.

Özellikle Nisan-Mayıs aylarında gidilmesi uygundur. Şelale ve çevresi, olağanüstü güzel manzaralarla doludur. Buraya gidip, piknik ve doğa yürüyüşü yapmak mümkündür.

Bingöl Haserek Kayak Tesisleri

 

HASEREK KAYAK TESİSLERİ

İl merkezine 34 km uzaklıkta, Dikme köyünde Hesarek dağı eteklerindedir. Hesarek dağı 2500 metre rakımlıdır. Burada yılın 6 ayı boyunca kar eksik olmuyor.

 

Haserek kayak merkezinde 3 tane pist var. Telesiyej pisti 1200 metredir. Teleski pisti 1000 metredir. Baby lift pisti ise 200 metredir. Otel binası: 35 oda ve 70 yatak kapasitelidir. Türkiye’nin en uzun kayak sezonu olan merkezlerinden birisidir.

Yörede, her yıl geleneksel olarak “Kayak festivali, paraşüt gösterileri ve çeşitli etkinlikler” düzenleniyor. Kayak tesislerini ziyaret eden ziyaretçilerin toplamı 150 bin kişi civarındadır.

Bingöl Buban Bacaları

 

BUBAN BACALARI

İl merkezine 50 km uzaklıktaki Sancak Beldesinde, Oğuldere köyündedir. Oğuldere köyü ile Buban bacaları arasındaki yol stabilizedir. Yol umarım en kısa zamanda asfalt yapılır.

 

Burada bulunan peri bacaları: Kapadokya’da bulunan peri bacalarına benzemektedir. Buban bacalarının oluşumu hakkında kesin bilgi yoktur. Bacaların oluşum şeklinde etkili olan: vadi yamaçlarından inen sel suları ve rüzgarın etkisidir. Son bir not: Buban bacalarıyla ilgili anlatılan bir efsane var.

 

“ Eski dönemlerde Kemer-i Veeyvi denilen bu alanda, bir düğün alayı vardır. Düğün sırasında inançlara ve mezheplere ters düşen bir yeminin edilmesiyle, burada düğünde bulunan insanların taşa dönüştüğü” rivayet edilmektedir. Evet, bence buralara yolunuz düşerse, kesin yolunuzu değiştirin ve bu doğa harikası yeri görün.

 

URARTU YOLU

1980’lerde Bingöl-Elazığ kara yolunda keşfedilmiştir.

Bingöl Urartu Yolu

 

Yol Karakoçan’dan başlayarak, Kığı, Sancak ve Karlıova Kara cehennem ormanlarına kadar uzanan Urartuların, 2800 yıl önce inşa ettikleri bir yoldur. Urartuların merkezi Van şehri olmasına rağmen, Urartuların Bingöl yöresini yol güzergahı ve konaklama merkezi olarak kullandıkları da bilinmektedir.

 

İlde Urartu izlerini taşıyan en önemli kalıntı: günümüze kadar varlığını sürdüren Bingöl-Elazığ karayolu kenarında bulunan Urartu yoludur. Ancak, duyduğuma göre: bu tarihi yol, dünyanın en eski yolu: bölünmüş yol çalışmaları nedeniyle tahrip ediliyormuş. Bingöl-Elazığ arasında, yol genişletme çalışmalarında, tarihi yol dikkate alınmışı, taşlarla örülmüş tarihi yolun üstüne asfalt dökülmüştür.

Solhan tanıtımı.

Elazığ tanıtımı.

Palu tanıtımı,

Muş tanıtımı.

Karakoçan tanıtımı.