Şanlıurfa Siverek

Şanlıurfa Siverek

Siverek, verimli toprakları ve mücadeleci-çalışkan insanları ile önem kazanıyor.

Buralara yolunuz düşerse, özellikle Siverek Kalesini gezmenizi öneririm.

Çünkü, günümüzde pek orijinal özelliği kalmasa da, bir zamanlar muhteşem bir yapı olarak, bölgenin en müstahkem kalesiymiş.

Kale bölgesinde herhangi bir resmi arkeolojik kazı çalışması yapılmadığından bazı sırları çözülememiştir.

Özellikle: yer altı hamamı ve yer altından ilçenin çeşitli yerlerine dağılan su şebekesi ve özellikle son dönemlerde, kale yakınlarındaki evlerin temel kazılarında ortaya çıkarılan tüneller-dehlizler ilgi ve merak çekiyor.

Şanlıurfa Siverek

ULAŞIM

Siverek, bağlı bulunduğu Şanlıurfa il merkezine, 91 km. uzaklıktadır. Siverek-Diyarbakır arasındaki uzaklık: 84 km. Siverek-Hilvan arasındaki uzaklık: 34 km. Siverek-Çermik arasındaki uzaklık; 60 km. Siverek-Viranşehir arasındaki uzaklık: 86 km.
Siverek’den Adıyaman şehrine geçmek isterseniz, Atatürk Baraj gölü üzerinden feribot kullanabilirsiniz.

Şanlıurfa Siverek

TARİH

Yörede yapılan araştırmalarda, ilk yerleşimcilerin MÖ.3000 yıllarında buraya geldikleri tespit edilmiştir. Bunlar: sırasıyla Hurri-Mitaniler, Hititler, Aramiler, Asurlular, Keldaniler, Medler ve Perslerdir. Şehir, Asurlular döneminde yığma bir tepe üzerine ilk olarak kurulan kale çevresinde oluşur.

MÖ.331 yılında ise, Persleri yenen Makedonyalı İskender, burayı ele geçirir. 640 yılına gelindiğinde Şam ordusu bölgede hakimiyet sağlar. 11’nci yüzyılda Urfa Haçlı kontluğu, 1182 yılında Eyyübiler, 1400 yılında Timur ve 1517 yılında Osmanlı egemenliği görülür.
Tarihi süreç içinde, bölgenin kullanılan isimleri şunlardır: Sevaverak, Sebabarak, Sebabarok, Sevaverag, Severags, Suveyda.

1926 yılında Şanlıurfa iline bağlanarak ilçe yapılır. Ancak, Siverek’in tarihi geçmişinde, ilginç bir olay var. Yöre: 1923 yılında il yapılır ve daha sonra, biraz önce sözünü ettiğim gibi, ilçe ye dönüştürülür.

GENEL

Siverek: sönmüş bir volkan olan Karacadağ’ın batısında, Diyarbakır-Şanlıurfa-Adıyaman arasındaki üçgende kurulmuş bir yerdir. Denizden yükseklik: 800 metredir. Toplam yüzölçümü: 4314 km. karedir. Güneye doğru alçalan ovada: çöl ikliminin belirtileri görülür.

Buna bağlı olarak: yarı göçer yaşam geleneği devam etmektedir. Özellikle, yaz döneminde, Karacadağ bölgesinde birçok köy ahalisi, kıl çadırlarda yaşarlar. Hayvancılık da, çadır yaşamının bir kültürü haline gelmiştir.

Siverek denilince ilk akla gelenler: bağları, üzüm türleri, pekmezi, pestili, narları, sütü, peyniri, ayranı ve suyu akla gelir.
Siverek insanı geçimini sağlamak için: tarım ve hayvancılık ile uğraşır.

Şanlıurfa Siverek

GEZİLECEK YERLER

Şanlıurfa Siverek Kalesi

SİVEREK KALESİ

Şehir merkezindeki yığma bir tepe üzerinde bulunan kalenin, Asurlular döneminden kaldığı düşünülmektedir. Zeminden 30-35 metre yükseklikteki kalenin altında, çeşitli sığınma yerlerinin bulunduğu da bilinmektedir.

Çünkü, özellikle son zamanlarda kale eteklerinde yapılan evlerin temel kazılarında, bir kısım dehlizler ortaya çıkmıştır.

Evet: kale; Kottopolis isimli şehrin korunması için yapılmıştır. Büyük kesme taşlardan yapılmıştır. Romalılar, bölgeye geldiklerinde, hazır buldukları malzemeler ile sur ve burçları yükseltirler ve böylece Siverek kalesi: Mezopotamya bölgesinin en korunaklı kalelerinden biri haline gelir.

Ancak yine de bu muhteşem kale: I. Şapurun güçlerine karşı etkili olamaz, şehir yakılıp yok edilir ve halk kılıçtan geçirilerek öldürülür.

Kalenin yapısal özelliklerinden biraz daha söz etmek istiyorum. Kalenin surlarının kalınlıklarının: 3.5 ile 4 metre arasında olduğu, burçların ise kalenin yüzeyine kadar tamamen yıkılmış olduğu görülmektedir.

Fakat, burçların temelleri hala görülebilmektedir. Burç temellerinin ölçüleri ise, en 5 metre ve uzunluk 8 metredir. Kalenin çevresi, yaklaşık 1250 metredir. Sekiz burç ve doğu ucunda bir gözetleme kulesi bulunmaktadır. Burçların yüksekliği 15 metre, surların yüksekliği 10 metredir. Kale içine, kuzeye açılan tek kapıdan giriliyormuş.

Siverek ilçesindeki evlerin birçoğunun toprak damlı olması ve bu damların sıvanması için kale çevresindeki toprağın halk tarafından kullanılması nedeniyle, kalenin çevresi çıplak kalmıştır.

Günümüzde kale yakın geçmişte yapılan restorasyon nedeniyle, orijinal halinden uzaklaşmıştır. Bugün kale yapısı içinde, sarnıç ve o döneme ait birkaç kalıntı görülebilmektedir.
Öğrendiğime göre: 1968 yılında, kalenin bulunduğu yerde kuzey cephede meydana gelen göçük sonucu, aynı aileden 7 kişi ölmüştür.

ULU CAMİ

İlçe merkezindeki bu cami, Selçuklu dönemi mimari özelliklerini taşımaktadır. Ancak, yine bazı kaynaklara göre, caminin kiliseden çevrildiği de belirtilmektedir. Yapının doğu kapında, 982 tarihi yazılıdır. Minaresinin üzerindeki kitabeden alınan bilgiye göre ise, 586 yılında onarım görmüştür. Minareyi: Hamdullah Bey yaptırmıştır.

Şanlıurfa Siverek Hüseyin Çeribaşı Camii

HÜSEYİN ÇERİBAŞI CAMİİ

Aynı zamanda “Sulu cami” de denilen yapının en büyük özelliği: avlusunda, yer altındaki taşlı kanallardan gelen suyudur.
Yapı: Siverek Çeribaşısı Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır, ancak ne zaman yapıldığı hakkında net bilgi bulunmamaktadır. İlk yapıldığında, uzun lüle kubbeli olan yapı, 1889 yılında, Siverekli Osman Paşanın annesi tarafından, öndeki kemerli eyvanıyla beraber, günümüzdeki görüntüsüne kavuşmuştur.

GÜLALİBEY CAMİSİ

Yapı: Osmanlı valilerinden Gülalibey tarafından, 1701 yılında yaptırılmıştır. Minaresi ise, 1955 yılında Siverek Derneği tarafından yaptırılmıştır. Caminin ilk yapıldığında ahşap olan kubbesi ise, 1957 yılında yine aynı Dernek tarafından yenilenmiştir.

HALİLİYE CAMİSİ

Caminin avlusunda, abdest almak için yapılan havuzun suyu: yer altındaki taş kanallardan gelmektedir ama esas çıkış kaynağı bilinmemektedir.

YER ALTI HAMAMI

Yapı: 1750 yılında, kalenin güneyinde yapılan araştırmalar sırasında tesadüfen bulunmuştur. Yapının iç duvarlarının birinde bulunan “aslan başı” kabartması, Hitit sanatının özelliklerini taşımaktadır. Söylenenlere göre: Hitit döneminde, kral ailesi, kalenin içindeki gizli bir geçitten bu hamama gelirmiş. Ancak, hamam, yeniden kullanılmak üzere tamir edilirken, tarihi özelliklerini kaybetmiştir.

SERAP ÇEŞMESİ

Yer altı hamamından, 150-200 metre uzaklıkta ve yeraltındadır. Siyah bazalt taşlardan örülmüş, kubbeli bir yapıda bulunan çeşmenin suyunun nereden geldiği bilinmemektedir. Ancak: taşlardan yapılmış bir kanalla taşındığı ve bu taş kanalların, kalenin altından geçtiği düşünülmektedir.

ABDALAĞA HAMAMI

Siverek kalesinin doğusundadır. Osmanlı döneminde yapıldığı düşünülmektedir, çünkü Osmanlı mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Ancak, yapı, zamanında koruma altına alınmadığından, günümüze kadar olan süreçte büyük ölçüde tahrip olmuştur. Günümüzde ise, Siverek Spor Kulübü tarafından kullanılmaktadır.

Şanlıurfa Siverek Hacı Pınar Çeşmesi

HACI PINAR ÇEŞMESİ

Çeşme, ilçe merkezinde, Çelebi mahallesinde, 1933 yılında Ermeni asıllı taş ustası Yane isimli bir usta tarafından Selçuklu mimari özellikleri kullanılarak yapılmıştır. Günümüzde faaldir ve kullanılmaktadır.
Çeşme: Siverek ilçesinin simgesi durumundadır.

ESKİ HÜKÜMET KONAĞI

İlçe merkezindeki bu yapı: 1903 yılında, Sultan Abdülhamit’in emriyle: zamanın Belediye Başkanı Cudi paşa ve Kaymakam Kemal Bey tarafından yaptırılmıştır.
Yapı: kare planlı, 2 katlı ve kesme taşlardan inşa edilmiştir.

Ön cephesinde: 6 sütunlu bir eyvan vardır. 1908 yılında hizmete giren bina: Siverek ilçe olduktan sonra, Hükümet Konağı olarak kullanılmaya başlanmıştır.1980 yılında ise, büyük bir yangın, binanın ahşap kısımlarını yok eder.

Günümüzde yapı, Anıtlar Kurulu tarafından koruma altına alınmış olsa da, herhangi bir restorasyon çalışması yapılmamıştır.

Isparta Senirkent

Isparta Senirkent

 

Üzüm, kiraz ve elma diyarı. Zengin yemek kültürü.

Özellikle: üzümün bol ve güzel olması, bu yörede pekmez kültürünün de yoğun olarak gelişmesine neden olmuş.

Birçok kez bulunduğum bu şirin ilçenin, yakınlarından geçerseniz mutlaka ziyaret etmenizi öneriyorum.

Isparta Senirkent

ULAŞIM

Senirkent ilçesinin, Isparta il merkezine uzaklığı: 76 km. dir. Barla üzerinden ise, Senirkent-Isparta arası uzaklık: 85 km. dir. Senirkent-Ankara arası uzaklık: 400 km. Senirkent-İzmir arası uzaklık: 390 km. Senirkent-İstanbul arası uzaklık: 602 km. Senirkent-Antalya arası uzaklık: 200 km. Senirkent-Afyonkarahisar arası uzaklık: 100 km. dir.

Isparta Senirkent Tarih

TARİH

Senirkent ovası, tarihten önceki çağlardan bu yana, insanların yerleşip yaşadıkları bir bölgedir. Tarih öncesi yerleşimlerin kalıntılarını: ovanın doğusunda bulunan, 8 höyükte görmek mümkün.

Bu höyüklerde: bulunan bir kısım kalıntılardan: MÖ. 4000-3000 yıllarında, yerleşim bulunduğu tespit edilmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise: Hitit, Frikya, Pers, Helen, Roma, Bizans ve Osmanlılar görülüyor.

Özellikle: Pers, Helenistik ve Roma dönemlerinde, höyüklerin dışında da şehirleşmeler meydana gelmeye başlamıştır. 

Senirkent’in bugünkü yerleşimine en yakın yerleşim merkezi ise: Plinistra şehridir. Senirkent’in 2 km. kuzeybatısındaki Gömüler mevkiinde kurulmuştur. Bizans döneminde kurulan bu şehrin ve şehirdeki bir kilisenin temelleri, günümüze kadar ulaşmıştır.

Ancak: Papa çayından gelen sellerin sürüklediği alüvyonlar, bu şehir kalıntıları üzerinde, 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmuştur.

1970 yılında, Papa çayı üzerinde yeni kanallar açılırken, bu Roma şehrinin temellerine rastlanılmıştır.

İlçenin bugünkü kurulduğu yerdeki ilk yerleşim ise: 1370 yılında, Oğuz soyundan olan Kayıhan kabilesinden bir Türk aşireti tarafından kurulduğu düşünülüyor.

Evet, ilçenin çekirdeğini: 4 mahalle oluşturmaktadır. Bunlar, daha sonra büyüyerek, 9 mahalle oluşmuştur. İlçe: 1870 yılında, Uluborlu ilçesine bağlı bir nahiye olarak görülüyor. 1952 yılında ise, müstakil İlçe olmuştur.

Isparta Senirkent

GENEL

Eğirdir gölünün, Hoyran Gölü denilen kuzey kısmının batısında, bir vadide bulunmaktadır. Dağ eteğindeki meyilli düzlük bir arazide kurulmuştur. İlçenin rakımı: 1010 metredir.

İlçenin bulunduğu bölgenin tarihi, çok eski devirlere dayanmaktadır. Ancak: su kanalı, kervansaray ve kale gibi ayakta kalmış tarihi yapılara rastlamak mümkün değildir. 

Senirkent ve civarı, 1361 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Tanzimat’tan sonraki idari yapılanma içinde de Isparta sancağına bağlı bir kaza statüsü kazanmıştır.

Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra Osmanlı devletinin sınırları içine giren bu bölgede, Senirkent, 1370 yılında Oğuzların Kayı boyundan gelen bir kısım Türkler tarafından kurulmuştur.

Şeyh Ahmet Sultan, Elperek ve Turgut Babaların emrinde gelen Türkler, bu topraklar üzerine yerleşmişler ve buraya “Eğimli arazi üzerine kurulmuş şehir” veya ” Sınır boyundaki şehir” anlamına gelen “Senirkent” ismini vermişlerdir. 

1370 yılında kurulan Senirkent, 1880 yılında Uluborlu’ya bağlı bir nahiye statüsüne geçerek Belediye teşkilatına kavuşur. Milli Mücadelenin başlamasıyla Senirkent’te, 17 Şubat 1920 tarihinde Bezirganzade Ali Efendi’nin başkanlığında Müdafaa-i Hukuk heyeti kurulmuş ve cepheye maddi ve manevi her katkı sağlanmıştır.

Düşman işgaline uğramamıştır. Senirkent, 16 Haziran 1952 yılında çıkarılan kanunla ilçe olmuştur. 

Isparta Senirkent
İlçenin başlıca geçim kaynağı: meyvecilik.

Çok sayıda elma bahçesi vardır. Ayrıca: son yıllarda, Napolyon cinsi kiraz dikimi de yaygın olarak yapılmaktadır.

Kiraz’ın maddi getirisinin fazla olması, kirazı önemli bir ticari ürün konumuna getirmiştir. Bunun dışında, ilçe ekonomisinde: mermercilik öne çıkıyor. Başköy, Gençaili Köyü ve Büyükkabaca kasabaları sınırları içinde, birçok şirket tarafından maden üretimi yapılmaktadır.

Bu firmaların aylık ortalama üretimleri : 1000-1500 ton civarındadır. Çıkarılan mermerin büyük kısmı, yurt dışına ihraç edilmektedir.

Bunların dışında: Eğirdir gölü kıyısında bulunan: Büyükkabaca Kasabası, Gençali Köyü, Karip Köyü ve Akkeçili köylerinde, balıkçılık, birçok ailenin geçim kaynağı olarak öne çıkmaktadır.

İSMİNİN ANLAMI

“Senir” kelimesi: dağ eteğindeki meyilli düzlük anlamına gelmektedir.

Isparta Senirkent Doğan Afet

DOĞAL AFET

1995 yılında, ilçede büyük bir doğal afet yaşanmıştır. Bu doğal afette: çamur akması  sonucu, 74 kişi yaşamını yitirmiştir. Çamur akması denilince: olayın asıl gelişimi şöyle olmuştur. Senirkent’e gittiğinizde, büyük bir tepenin yamacında İlçenin kurulu olduğunu göreceksiniz.

Bu tepe de: sanırım uzun ve yoğun yağmur yağışı sonucu toprağın suya doyması ve yamaçtan aşağıya, tepenin bütün çakılını, taşını, toprağını toplayıp, önüne katarak, büyük bir akı, yani sel, su-çamur-çakıl-taş karışımı büyük, yoğun ve hızlı bir akıntı olmuş.

Tabii, bu akıntı önüne çıkan tüm her şeyi, ilçenin tek katlı ve kagir evlerini katmış, bu evlerin içinde yaşayan, akıntı ile doğrudan karşılaşan insanlar da, 74 kişilik yaşamını yitirenleri oluşturmuş.

İlginçtir, bu olayın hemen ertesi günü, ben Senirkent’te idim. Sokaklarda dolaşırken, çamur tabakasının üstünde uzatılan tahtaların üzerinde yürüyorduk.

Bir ara: yürüdüğüm yolun altında, bir arabanın tamamen çamurlara gömülü olarak bulunduğunu fark ettim.

Kötü ve hazin bir olay. Elbette, üstünden bayağı zaman geçti ama, o kötü görüntüleri unutmak elde değil.

Tabii can kaybı yanında, yüzlerce insanın konutsuz kalması da cabası. Bunun sonucunda: İlçe yerleşim merkezi yani tepenin yamaçları dışında, daha açık bir alanda, yeni konutlar yapıldı ve bu felaketten etkilenen ilçe halkına dağıtıldı.

Isparta Senirkent Festivaller

FESTİVALLER

İlçenin, Uluğbey kasabasında, her yıl, Ağustos ayının ilk cumartesi günü, Seyit Veli Baba Sultanı anma töreni ve pilav festivali düzenleniyor. Ayrıca: Eylül ayının son haftasında ise, Büyükkabaca Elma Festivali düzenleniyor.

 

ÜZÜM PEKMEZİ

Üzüm pekmezi: yüksek oranda şeker içermesi nedeniyle, iyi bir enerji kaynağı. Ayrıca: yoğun olarak çeşitli mineraller de içermektedir.

Günlük: kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gereksinimlerini karşılar. Pekmezin en önemli özelliklerinden diğeri ise: içinde bulunan kromdur.

Sözü fazla uzatmadan, pekmezin yararlarından bahsetmek istiyorum.

Enerji verir, iştah açar, vücuttaki kanı arttırır, bebek gelişiminde çok faydalıdır, mideyi, bağırsakları ve böbrekleri güçlendirir, kan dolaşımını rahatlatır, damar sertliğini gidermeye yardımcıdır.

 

Isparta Senirkent Ne Yenir

NE YENİR

Senirkent’te, buraya has zengin yemek kültürü var. Farklı lezzetlerden tatmak isterseniz, denemeniz gereken ilk yemek: banak.

Kemikli dana eti, pide ve çeşitli baharatlardan yapılan bu yemek, kesinlikle ilginizi çekecektir, mutlaka tadın. Mercimekli Bulgur Pilavı ki, Mercimek aşı olarak isimlendirilmektedir.

Bunun haricinde: bamya. Evet, bamya yemeği, burada bambaşka bir tat ile yapılıyor. Özellikle: goruk sulu bamya. Tüm bu yemekler üzerine: elbette tatlı: Samsa. Senirkent’te, bu lezzetleri tadabileceğiniz bir çok lokanta var.

 

NE SATIN ALINIR

Üzüm pekmezi almanızı öneririm. Ayrıca: kurutulmuş üzüm de satın alabilirsiniz.

Isparta Senirkent Meslek Yüksekokulu

SENİRKENT MESLEK YÜKSEK OKULU

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesine bağlı olarak 1994 yılında kurulmuştur. Önceleri Turan İlköğretim okulunda taş binada eğitim devam edilmiş ve 1994 yılından itibaren 3 programda 87 öğrenci öğrenime başlamıştır. 2018-2019 yılından itibaren ise, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesine bağlanmıştır. 

Isparta Senirkent Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

Isparta Senirkent Tymandos

TYMANDOS

Yassıören kasabasındadır. Hatta ya Yassıören kasabasının altında ya da yakınlarındadır. Kentin ismi Ptolomaios’ta “Talbonda”, Ortaçağ kilise kayıtlarında ise “Tymandos” veya “Tymandros” olarak geçer.

451 yılında, Khalkedon’da (Kadıköy) toplanan kilise kurultayındaki tutanakların Yunun dilinde olanı “Tymandosluların kentinden Longinos” adlı piskoposun sözünü ederken, Latin dilinde olan tutanaklarda aynı kişiyi “Talbonda kentinden Longuus” diye gösterir.

Bundan da Talbonda ve Tymandos isimlerinin bir arada kullanıldığı anlaşılır. 

Bu kentte, herhangi bir kalıntı olmamakla beraber, Yassıören’de dağınık durumda bulunan Roma dönemi mimari parçalar, kapı biçimli ve alınlıklı mezar stelleriyle Geç Arkaik Çağ iki adet palmetli, bir adet sphenksli mezar steli, Pisidia bölgesinin Isparta ili sınırları içinde kalan kısmında çıkan Pers üslubundaki ilk örnekler olması açısından çok önemlidir.

Mezar stelleri, halen Senirkent Kütüphanesi bahçesinde sergilenmektedir. 

Isparta Senirkent Veli Baba Külliyesi

VELİ BABA KÜLLİYESİ

İlçenin 3 km. kuzeyindeki Ulubeğ kasabasındadır. Veli Babanın, 16-17.yüzyıllarda yaşadığı düşünülmektedir. Anlatılanlara göre: 1630 yılında, Sultan IV. Murat’ın komutanlarından Murtaza Zor Paşa: Bağdat seferi için İç Anadolu, Ege ve Akdeniz yöresinden asker toplamaya çıktığında:

Isparta Ulubeğ’den geçer. O zamanlar, bu türbenin bulunduğu yer, üstü açık mezarlıktır. Veli Baba: Murtaza Zor Paşa ve ordusuna: izzet, ikram ve kerametlerini gösterir. 

Bunun üzerine: Paşa da; üzeri açık bulunan yerin türbe haline getirilmesini ve yanına bir de cami yaptırılmasını sağlar. Türbe: Veli Baba tarafında yapılmaya başlandığından, Veli Baba Türbesi olarak adlandırılır. 

Günümüzde Veli Baba ve Camisi birbirine bitişik iki yapıdır. Cami zaviye tipindedir. Mihrabın olduğu kısım dışarı çıkıntılıdır. Dikdörtgen planlıdır.

Çatı ahşap örtülüdür. Son cemaat yeri iki sütunlu ve doğuda binaya bitişik minare vardır. Minarede bir onarım kitabesi bulunur. Dış duvarlarda devşirme malzemesi kullanılmıştır. Türbe kısmı dikdörtgen planlıdır.

Türbenin kuzey dış duvarlarında bir mihrap vardır. Türbeye giriş kısmı dikdörtgen ve kubbelidir. Türbe ortada büyük ve güney ve kuzeyinde iki küçük kubbe vardır. Kubbeye geçiş, Türk üçgenleri ile olmaktadır. Caminin içi 17 ahşap sütunludur.

Sütun başlıkları kornişlere göredir ve oyma işlemelidir. Cami içinde ahşap bir ikinci kat vardır. Minber ve vaaz kürsüsü ahşaptır. Yer karo döşelidir. Caminin üzeri beşik çatı ve alaturka kiremitle kaplıdır. Minareye bitişik bir ahşap sütun orijinaldir. Taşlar ören mevkiinden getirilmiştir. 

 

ŞEYH AHMET CAMİİ, İMAM EVİ, TÜRBE VE HAZİRESİ

İlçe merkezinde Şeyhler mahallesindedir. Caminin, camiye doğu cepheden bitişik ve cami ile aynı dönemde yapılmış olan imam evi ve türbe, doğu tarafta yayılmış hazire, güneyde camiden bağımsız bir türbe ve kuzey batıda yer alan minare ile bir arada bulunduğu; Caminin duvarlarında ve imam evinin duvarlarında devşirme (başka yapılardan alınıp getirilen) malzeme kullanılmıştır.

Doğu cephede, camiye bitişik türbeye girişte, küçük bir hazırlık mekanı vardır.  Hazırlık mekanından türbeye geçişi sağlayan kapı üzerinde bir kitabe vardır. Türbe  kare planlı olup üzeri kubbeyle örtülüdür.

Kubbe içinde boya altında madalyon yazılar vardır. Türbenin içinde, iki adet sanduka bulunur. Güneyde bulunan bağımsız türbe kare planlı, taş örgülü, üstü kiremit kaplı, kırma çatı ile örtülüdür.

Kuzey cephede, ortada basık kemerli giriş kapısı ve iki yanında birer basık kemerli pencere ile kapı üzerinde bulunan tabelanın altında kaldığı; ancak bir satırı açık durumda olan özgün kitabesi vardır.

Doğu ve batı cephelerde bir adet basık kemerli pencere vardır. Güney duvarı sağır bırakılmıştır. Caminin kuzeybatısında sonradan eklenmiş olan kadınlar için ayrılan bölüm vardır. 

 

ŞEYHLER CAMİİ

İlçe merkezinde Cumhuriyet mahallesindedir. Şeyhler camisi dikdörtgen planlı, taş duvarlı olup, kırma çatısı Marsilya tipi kiremitle kaplıdır. Batıda cephede camiye bitişik taş minare bulunur. Yüksek kare kaideden bilezikler ile silindirik gövdeye geçilmektedir.

Şerefe, petek ve saç kaplı külah ile minarenin oluştuğu; kot farkı nedeniyle kuzey cephenin iki sıra halinde düzenlenmiştir.

Alt sırada iki adet kapı ve üç adet dikdörtgen formlu pencere; üst sırada beş adet dikdörtgen pencere; Doğu cephede iki adet dikdörtgen pencere vardır. Güney cephe sağır bırakılmıştır. Batı cephede ise, bir adet dikdörtgen pencere ve minare bulunmaktadır.

Harimin düz ahşap örtülü olduğu; Güney duvarı ortasında mihrap, güneybatıda ise ahşap minber; Kuzey ve batıyı dolanan balkon şeklinde ahşap direkler tarafından taşınan kadınlar mahfili ve mahfilin batı tarafından minare hizasında, minareye açılan bir kapı ve ahşap kapaklı bir dolap bulunmaktadır. Ayrıca cami tabelasında da 1854 tarihi yazılıdır. 

 

ÇELEBİ CAMİİ DÜKKANLARI

İlçe merkezi, Hıdır Çelebi Mahallesindedir. Dikdörtgen bir avlunun içinde, son cemaat yeri bulunmayan cami, kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir. Ana ibadet mekanı olan harime, 3 yönden dört girişle ulaşılır.

Bunlar: kuzey ana girişi, doğu girişi, batı girişi ve bu yönde sonradan açılmış kadınlar mahfili girişidir. Cephelerde giriş bölümleri de dahil olmak üzere üçer pencere bulunur.

Yapı, yöresel küfeki taşı kullanılarak inşa edilmiş olup, kesme taşların örgüsü düzgün ve kalın derzlidir. Minare ise gövde kısmında, tuğla malzeme kullanılarak yapılmıştır. Yapının iç mekanında, çok sayıda bitkisel ve yazı süsleme vardır.

Kubbe göbeğinden zemine kadar inen süslemeler, panolar halinde dairesel bordür gibi varyasyonlarla tamamı sıva üzerine kalıp halde oluşturulmuş baskı tekniği kullanılarak yapılmıştır. 

Caminin girişine doğru çıkan merdivenlerin her iki yanında yola cephe veren iki adet dükkan yapısının da, hem malzeme hem de yapım tekniği olarak, camiyle aynı zamanda inşa edildiği düşünülmektedir.

Ön cephelerinde geniş cam olarak değiştirilen dükkanların, üst tavanında döşeme izleri görülür. Dükkanların birinin hemen bitişiğinde duvar cephesinde bir kemer izi görülmüş olsa da bunun daha önce ne olduğu anlaşılamamıştır. 

 

TURAN İLKÖĞRETİM OKULU

İlçe merkezindedir. 1928 yılında yapımına başlanarak, 1932 yılında faaliyete geçmiştir. Yapı: zemin+1 katlı, yarı bodrumlu, simetrik dikdörtgen planlı, kırma çatılı, kiremit kaplı, geniş ahşap saçak altı kare kasetli, yığma taş duvarlı, yol ve bahçe yönündeki giriş kapılarına merdivenle ulaşılan, üst kat döşemesi ahşap, oldukça sağlam bir yapıdır. 

Dış cephe duvarları aralarına çimento harç ile yeni derz dolgusu yapılarak üzeri siyah boya ile belirginleştirilmiştir. İç mekanlar yüksek tavanlıdır ve betonarme kirişler ile güçlendirilmiştir. Bodrum kat ve dış duvarlarında, pencere altlarına gelecek şekilde havalandırma delikleri yapılmış olup çoğunluğu kapatılmıştır.

Üst kata ulaşım sağlayan merdivenler bahçeye çıkış kapısının yanında yarıya kadar iki kolludur. Yapı içerisindeki kapıların üst kısımları, dış pencere formları ile uyumlu olup, yuvarlak kemerlidir. Binaya giriş merdivenleri beton, zemin kat tabanı mozaik ile yenilenmiştir. Halen kullanılan yapı oldukça iyi durumdadır. 

 

DEĞİRMENDERESİ VE AYAZMANA

Yassıören kasabası sınırları içindedir. Yemyeşil doğası ile, güzel bir piknik alanıdır. İlçe merkezine uzaklığı: 6 km. dir.

Ayazmana Efsanesi

Efsaneye göre: bir zamanlar, bir ana-kız varmış. Bunların bostanında: bir sürü kavun-karpuzu varmış. Ancak, yakınlarında su yokmuş. Bostanlarını sulamak için, çok uzaklara gider, su  taşırlarmış.

Kız: su taşımak için uzaklara gidip gelmekten çok bunalmış. Oturmuş ve Allaha yalvarmış “ Allah’ım, ne olur şuracıkta su olaydı. Su çıkar da, istersen evimin ortasından çıkar” der. Bunun üzerine, oturduğu odasının ortasından su çıkar.

Bir kış günü, yakacakları kalmamış. Anne, yakacak aramak için dışarı çıkıyormuş. Ama, soğuktan fazla uzaklaşamadan geri dönüyormuş. Her defasında, kız soruyormuş, “Ayaz mı ana?” derken, oranın ismi de Ayazmana olmuş.

 

TOPRAKTEPE I-II TÜMÜLÜSLERİ

Yassıören kasabası, Delipınar Mevkiindedir. 

Toprakkale tümülüsleri olarak adlandırılan mezarlar, Yassıören kasabasının 2 km doğusunda, Yassıören’den Ortayazı köyüne giden yolun güneyindeki Delipınar mevkiindedir.

2 Nolu tümülüs’ün mezar odası, 1966’lı yıllarda kaçak kazı ile açılmış ve dromos kısmından çıkan, iki adet bezeme ile biten, uzun stel ve bir adet dikdörtgen prizma biçimli alınlık stel olmak üzere toplam üç adet eser yakalanmış ve bunlar 2002 yılında Isparta Müze Müdürlüğüne götürülmüştür. 

Her üç eserde, Geç Arkaik Döneme (MÖ 530-510) tarihlenir ve önemli eserlerdir. Bu Tümülüs’ün mezar odasının kesme taşlardan yapılmış olduğu öğrenilmiştir. Bu yüzden her iki mezarın da Lidya Tümülüs’ü tarzında olduğu düşünülmektedir. Her iki Tümülüs’ün üzerinde kaçak kazı çukurları vardır. 

1 Nolu tümülüsün mezar odası, eğer antik çağda soyulmadı ise genel görünüm itibarı ile sağlam gibi gözükmektedir. 

2 Nolu tümülüs, 1 Nolu tümülüsün yaklaşık 30-40 metre batısındadır. Bu tümülüsün üç tarafı kayalarla çevrilidir. Tümülüsün güneybatı kısmında ve Tepe noktasında kaçak kazı çukurları vardır. Bu tümülüsün mezar odası 1966’lı yıllarda kaçak kazı ile açılmıştır. 

 

ÇEŞTEPE I VE II TÜMÜLÜSLERİ

İlçe merkezine bağlı Gençali köyü Çeştepe mevkiindedir. 

Çeştepe tümülüsleri olarak adlandırılan mezarlar, Eğirdir gölünün batısında, Gençali köyünün kuzeyinde, köye yaklaşık 500 metre uzaklıktadır.

Köyden yüksek bir noktada olan tümülüsler köyün her tarafından görülmektedir. Tümülüslerden biri büyük birisi küçük olmakla birlikte, her ikisi üzerinde de kaçak kazı çukurları vardır. 

Küçük tümülüsün mezar odasının önceden yapılan kaçak kazılar neticesinde açıldığı ve mezar odasının kare biçiminde ardıç ağaçlarından yapılmış olduğu belirtilmiştir.

Bu tümülüslerden birinin açılan mezar odasının ahşap olması nedeniyle her iki mezarın da Frig Tümülüsü tarzında olduğu düşünülmektedir. 

1 Nolu tümülüs

Yaklaşık 20 metre yükseklikte ve 30-35 metre çapındadır. Tümülüsün batısında kuru bir dere yatağı bulunur. Tümülüsün güney eteği ve tepe noktasında kaçak kazı çukurları bulunur. Bu tümülüsün açılmış olma ihtimali yüksektir. 

2 Nolu tümülüs

Diğer tümülüsün yaklaşık 30 metre batısındadır. Bu tümülüs daha küçük ölçülerdedir. Yaklaşık 5 metre yükseklikte ve 10-15 metre çapında ve yayvan olarak yapılmıştır. Önceden yapılan kaçak kazılar neticesinde açıldığı ve mezar odasının da kare biçiminde ardıç ağaçlarından yapılmış olduğu bilinmektedir. 

 

SANTRAL MESİRELİĞİ

İlçe merkezinin kuzeyindedir. Kapı dağının eteklerinde bulunmaktadır. Özel araçlarla gidilir. Burada: yapay şelale, çocuk oyun alanları ve piknik için çardaklar bulunuyor. Ayrıca: yaz sezonunda, bir restoran açılarak hizmet veriyor. Güzel bir piknik ve dinlenme yeridir. 

 

1 NOLU SEDİR AĞACI

İlçe merkezine bağlı Garip köyünde, Kapıderesi mevkiindedir. 614 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Ağacın boyu 20 metredir. Çapı 216 cm, çevresi 680 cm dir. Ağacın bulunduğu yerin rakımı 1740 metredir. Ağaç 2000 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Çapı itibarı ile görüntüsü muhteşemdir. Garip köyünde, aynı mevkii de 2 tane daha sedir ağacı vardır. 

 

BOZDURMUŞ KALINTILARI

İlçe merkezine bağlı Gençali köyündedir. 

Bozdurmuş mahallesi olarak bilinen, Gençali köyüne bağlı Eğirdir gölünün batısında, Gençali köyünün kuzeybatısında, köye yaklaşık 5.5 km uzaklıktadır. Şuhut-Afyonkarahisar yol ayırımından 5 km sonra, sağa ayrılan 1.5 km lik stabilize bir yola girilerek buraya ulaşılır. Bozdurmuş mahallesi Kümbet tepe ile kuzeyindeki tepe arasında kalan vadi içerisindedir.

Kuzey tepenin güney eteği üzerinde bol miktarda kayaya oyulmuş mezar odası bulunmaktadır. Merdivenle inilen çukurun içinde oyulmuş, kare biçimli kapılardan girilen mezar odalarının tavanları tonozlu ya da kırma çatılıdır. Mezar odalarının büyük kısmı, kaçak kazılarla soyulmuştur.

Güney tepe üzerindeki birkaç ağıl ve köy evinin arasında, bol miktarda mimari blok ve iki adet üçgen alınlıklı mezar steli vardır. Stellerden birisi üzerinde, cepheden dört insan tasviri, diğerinde ise cepheden üst büst bulunur.

Eğimli bir araziye oturan köy evlerinin oturduğu kısımlardaki teraslarda bolca antik malzeme görülmektedir.

Mahallenin güney eteği ile karşıdaki Kümbet tepesinin kuzey eteklerindeki ana kayaya oyulmuş Roma dönemi mezar odaları bulunmaktadır. Ancak maalesef mevcut mezar odaları tamamıyla açılmış ve toprağı boşaltılmıştır. 

Isparta şehir merkezi tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

Eğirdir merkezi ve tanıtımı, gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

 

Gökova

Gökova


Gökova denilince, aklıma hemen, Haluk Levent’in, “Gökova” şarkısı geliyor. Belki sözlerinin bir kısmını hatırlayanlarınız olabilir. “Cennet vatan Türkiye’nin kıyısında. Rüzgar esmez, yağmur yağmaz, adı Gökova. Gökyüzü paramparça orada.

Ağaçlar sessiz, yeşili öldürdük Gökova’da.” Bir de; Halikarnas Balıkçısı’na atfen anlatılan, bir hikaye var.

O da, Şöyle ki :”Halikarnas balıkçısı, ölür, melekler onu cennete götürürler. Cenneti görünce:” Burası cennet, peki, Gökova neresi?”

Evet, yaklaşım elbette güzel. Yani: Gökova’nın cennet ve hatta cennetten daha güzel bir yer olduğunun tasviri açısından ilginç bir hikaye.


Evet, buyurun; Gökova’yı tanıyalım ve bu güzellikleri yaşamak için, mutlaka oraya gidelim.

Gökova


ULAŞIM:


Bulunduğunuz yerden, bir şekilde Muğla’ya ulaştığınızı düşünüyoruz. Muğla’dan sonraki yolculuğunuz ise şöyle gelişecek. Öncelikle: Yatağan Termik Santralının hemen yanından geçecek ve maalesef büyük bir ikilem de kalacaksınız.

Gökova körfezinin kuzeyindeki linyit yataklarının değerlendirilmesi amacıyla, Milas ilçesi sınırları içinde, Türkevleri Köyü ile Ören Beldesi arasında kurulu. Asıl adı: Kemerköy Termik Santralı.

Yoğun hava ve deniz kirliliğine ve körfez ile çevresindeki doğal dengenin bozulmasına sebep oluyor. Hani; bu santral, bu güzel yöre de doğaya büyük zararlar vermekte. Diğer yandan düşünüyorsunuz, enerji olmadan, elektriksiz hayat mümkün değil ki, bir şekilde enerjinin üretilmesi gerek.

Yine de: eski teknoloji kullanılarak elektrik üretilen bu tesiste, gerekli tedbirlerin alınması ve özellikle bacaların filtrelerinin takılarak, sürekli aktif olarak bulundurulması şart.

Çevre örgütleri; bu tesis ile ilgili protestolarını zaman zaman yoğunlaştırıyorlar.

Muğla’yı geçip; Marmaris’e doğru yol aldığınızda, bir süre sonra, Sakar Geçidi denen yere ulaşacaksınız.

1000 metre yüksekten, kıvrıla kıvrıla inmeye başlayan yol üzerinde, tam burada, eşsiz bir manzara sizi bekliyor.

Sanki: uçaktan bakar gibi, aşağıda Gökova’yı görebileceksiniz. Marmaris’e giden, meşhur okaliptus ağaçlı yol, önünüzde uzanıyor. Aşağıda, uzanan engin bir ova var.

Zengin meyve bahçeleri, verimli topraklar, seralar, okaliptus ağaçlarının gölgelediği Marmaris yolu ve Ege’nin mavi suları.

Yol kenarında, manzara seyretmek için park yerleri var. Aracınızı kenara çekin ve manzarayı mutlaka bir süre izleyin. Hoş, körfez çoğu zaman sisler içinde olabiliyor.

Bu durumda, size manzarayı izleme şansı vermiyor. Ama, bakın. Sis yoksa, bu manzaranın keyfini mutlaka bir süre yaşayın.

Muğla’dan çıktıktan 29 km. sonra, Gökova’ya ulaşacaksınız.

Biraz önce söylediğim, tepeden aşağıya iniyorsunuz. Bu virajlı yol, ovaya inerken, gitmek istediğiniz yer Akyaka ise, Akyaka’ya ayrılıyor. Sağa dönüp, çamlar arasından Akyaka’ya geçebiliyorsunuz. Akyaka’nın özel mimarisi hemen dikkatinizi çekecektir.

Akyaka şehir merkezine girip, orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz, plaja çıkarsınız.

Gökova-Marmaris arası uzaklık ise: 32 km. dir. Muğla-Marmaris karayolunda ilerlerken, sakın, Akyaka Sapağını kaçırmayın. Kaçırırsanız geri dönmek sorun oluyor.

Evet: Gökova’nın belli başlı yerlere uzaklıkları ise şöyle: Dalaman Havaalanı: 65 km., Bodrum Havaalanı: 115 km., Fethiye: 125 km.

Gökova


GENEL:

Gökova: Gökova (Kemre) körfezinin doğusundadır. Ula ilçesine bağlı bir beldedir. Kuzeyinde: yüksekliği, 1000 metreye ulaşan dağlar dikkati çeker. Bu dağların ormanla kaplı olması, yemyeşil bir görüntü vermesi açısından yörenin güzelliğini etkiliyor.

Bu, rengini gökyüzünden alan ovanın adı: Gökova. Gökova ve onun iskelesi, şirin Akyaka burada. Gerek Gökova’da ve gerekse Akyaka’da konaklayabilirsiniz.

Kıyıya doğru gittikçe daralan Gökova körfezinin uzunluğu: 80 km. civarında.

Kuzeyde Bodrum ve güneyde Datça var. Körfezin: girişinde, kuzey ve güney kısımlarının açıklığı ise: 35 km. Uzaktan bakıldığı zaman, körfez, sütliman görünür. Aslında: açıklarda, sert rüzgarlar eser.

Körfezin doğu kıyılarında, deniz sığ. Derinlik: açıklarda ve batıya gidildikçe artıyor. Kuzey kıyıları ise: dik ve yüksek. Bu kıyıların ardında: Yanan Dağı uzanıyor.

Körfezin en önemli özelliği: güneydoğu kıyısının, Türkiye’nin en girintili-çıkıntılı kıyı kesimi olmasıdır. Bu kesimde; iç içe geçmiş, genellikle daire biçiminde ve yörede “bük” adıyla anılan çok sayıda koy bulunmakta.

Bu koyların başlıcaları: Çökertme, Akbük, Gelibolu, Söğüt Bükü, Ballısu, İngiliz Limanı, Değirmen Bükü, Langoz Limanı ve kıyısında bir de tatlı su kaynağı bulunan Mercincik Limanı. (Bunlar hakkında, aşağıda ayrıntılı bilgi vereceğim)

Ayrıca: körfezin güneydoğu kıyıları önünde, çok sayıda, irili ufaklı ada var.

Bunların başlıcaları: Karacada, İncirliada, Yalı Adası, Şehir adası olarak da bilinen, Sedir Adası’dır. Her bir adanın yüzölçümü: 1 km. kareden az. Körfezin batısında ise: Yunanistan’a ait, İstanköy Adası bulunuyor.

Doğal ve tarihsel değerlere zengin olan körfez, yat turizmi açısından büyük önem taşıyor. Bu koylar ve adacıklar: yatlar ve mavi yolculuğa çıkan teknelerin uğrak yerleri.

Yabancıların; özellikle de, İngiliz’lerin haritalarında, Kos (İstanköy) adıyla anılan körfez, halk arasında da “Kerme Körfezi” diye anılır. Kerme adı; bugünkü Ören Beldesinin, tarihte adı olan “Keramos” dan gelmektedir.

Yunanistan’da, Atina yakınlarında da aynı adı taşıyan antik bir kent var.

Zaten, “Keramos” tarihte, daha çok çanak-çömlek üretimi yapılan merkezlere verilen Yunanca bir ad. Ancak, ne hikmetse, bizim Keramos’ta; çanak-çömleğe ait herhangi bir ize rastlanmamış. Yalnızca, bize isim kalmış. Hatırlayanlar olabilir, çoğu yerde, seramiklere, keramik deniliyor.

Yazları oluşan sıcak hava, denizden esen “meltem” sayesinde, çok az hissedilir. Yani: bu bölgede nem olmaması çok güzel. Terlemiyor ve nispeten yaşamınızı daha rahat sürdürüyorsunuz.

Evet, buranın bir özelliği daha var.

Bu bölge: zemini hareketli bir bölge. Yani: sık sık, muhtelif çaplı yer sarsıntıları yani deprem olmakta. Karşılaşırsanız, unutmayın ki, burada sürekli yer sarsıntısı olabilmekte.

Bodrum’dan Gökova körfezine açılanlar, Tavşan adasından sonra, sırasıyla: Yalıçiftlik, Orak Adaları, Kargı Bükü, Çökertme, Çakal ve Akbük Koylarını geziyorlar.

Gökova Tarihi


TARİH:

Gökova ve Akyaka bölgesinin bilinen tarihi; MÖ.2600 yıllarına dek uzanır. Karia uygarlığının, “İdyma” kenti, Akyaka’nın ilk yerleşim yeri olarak bilinir. Akyaka’nın mahallelerinde görülen kaya mezarları, bu döneme aittir.

Kaya mezarlarının 250-300 metre kadar yukarısında ise, Akropol bulunuyor.

MÖ.3’ncü yüzyılda: İdyma kenti, Rodos adasının karşısına gelen anlamında “Rhodeian” ismini alır.

MÖ.200 yıllarında, Rodos’lu Nicagoras tarafından, kent, Rodos egemenliği altına alınır.

Evet: MS.1’nci yüzyıl sonlarında, İdyma kenti, Roma kenti olur. MS.3’ncü yüzyıl ortalarında: Roma imparatorluğunun zayıflaması sonucu, bölgede düzensizlik baş gösterir ve salgın hastalıklar ve yıkıcı depremler sonucu, İdyma kenti, tarihin karanlıklarına gömülür.

Bölge: 13’ncü yüzyıl sonlarında: Türk egemenliğine girer. Karia; Menteşe Bölgesi adını alır. Önceleri; Menteşe Beyliğine ve daha sonra ise, 1420 yılında, Osmanlı egemenliğine girer.

Osmanlı döneminde: Kanuni Sultan Süleyman, Rodos’un fethi için kara ordusu ile, 1522-1523 yılları arasında, bölgede kalır.

Gökova gezilecek yerler

GEZİLECEK YERLER:

Gökova Sakartepe Seyir Terası

SAKARTEPE SEYİR TERASI

Sakartepe’den Seyir Terasına gitmek için ana caddeden ayrılıp orman içine sapıldığında, yol oldukça bozuktur, özellikle aracınız arazi aracı ise, bu yolu devam etmenizi öneririm. Yolun toplam uzunluğu 3 km dir ve özellikle yolun 2 km kadar bölümü topraktır.

Burası, aslında bir Orman yangını gözetleme yeri olarak yapılmıştır. Ancak sonradan bir kafe açılmış ve seyir terası ilave edilmiştir.

Gökova Sakartepe Seyir Terası

Evet, burası: rakımı 900 metre olan bir tepe ve üzerinde bir kafe bulunmaktadır. Akşam saat: 19.00’a kadar açıktır. Kafe de, yiyecek ve içecekler var ve fiyatlar nispeten uygundur. Ancak kredi kartı kabul edilmiyor, yanınızda nakit bulundurmayı unutmanızı.

Burada bulunan seyir terasından: Muğla Akyaka’dan Marmaris’e kadar kuşbakışı muhteşem bir manzara izlenmektedir.

Evet, bu muhteşem manzarayı izlediğinizde belki de o yol sıkıntısını çektiğinize değeceğine hak vereceksiniz, keşke yolu yapılsa diyeceksiniz.

Gökova Aşıklar Yolu

 AŞIKLAR YOLU

Gökova Merkezdedir. Burası aslında ana yola paralel bir bir köy yoludur. İki yanı yüksek ağaçlarla kaplıdır. Bu ağaçlar 1938 yılında burada bulunan bataklığı kurutmak için dikilen Avustralya’dan getirilen ve çok su çeken 1500 okaliptüs ağacından oluşmaktadır.

O yıllarda yörede oturan halk, sırta nedeniyle zor günler geçirmiştir.

Aşıklar Yolu: Marmaris’ten çıktıktan sonra, Antalya-Muğla kavşağına geldikten sonra, durup arabanızdan inin, anayola paralel sağdaki köy yoludur.

Gökova Aşıklar Yolu

Ağaçlar çok yüksek ve çok geniş gövdelidir. Yani, burası ağaçlardan oluşan bir tünel gibidir.

Burada Okaliptus ağaçlarının üzerine çok sayıda, yüzlerce isim kazınmıştır.

Evet bu yolun bir başka özelliği de, yolun sonunda-başında meşhur tostçuların olmasıdır. Akçapınar tostunu burada tatmalısınız.

 

KARGI KOYU

Gökova şehir merkezine en yakın koylardan birisidir ve merkeze 3 km uzaklıktadır. Burada: antik dönemde Akantos isimli bir şehir kurulmuştur ancak bu şehirden günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. Burada oldukça güzel yüzülecek yerler vardır.

Gökova Palamut Bükü


PALAMÜTBÜKÜ

Datça merkezine: 25 km. uzaklıktadır. Koyun açığında: küçük bir ada var. Lokanta ve pansiyonlardan yararlanmak mümkün. Kumsalı: 2 km. uzunluğunda. Kum ve çakıl karışımı. Denizi çok temiz.

Denizde: 25 metre derinlikte, dipte net görüntü mümkün, yani zıpkınla balık avlanabilir. Burada: ayrıca, tekne ve yat barınağı da bulunuyor.

Buradan alışveriş yapmak da mümkün.

Özellikle; almanızı önerebileceğim: bu yörenin leziz yiyeceklerinden: badem, zeytinyağı, bal, kekik ve diğer şifalı olduğu söylenen bitkiler var.

 

DOMUZBÜKÜ

Sessiz, sakin bir ortam arayanlar için ideal bir yer. Televizyon dahil, kimi nimetleri unutmak isteyenler tarafından tercih ediliyor. Karayolu ulaşımı yok.

Bu nedenle: yarımadanın, el değmemiş koylarından biri. Datça’dan, bir saatlik tekne yolculuğu sonucu ulaşılıyor. Konaklamak isteyenler için tek seçenek: bungalov tipi evlerden oluşan bir tesis var.

Çevresi: çam ağaçlarıyla kaplı, geniş plajı olan koy: güney dışındaki tüm rüzgarlara kapalı. Denize girmek ve dinlenmek dışında, küçük çevre turları yapmanız da mümkün.

Elektrik dahil, hiçbir teknoloji yok. Kendisiyle baş başa kalmak isteyenler için, ideal bir ortam sunuyor.

Çevrede, yürüyerek ulaşılabilecek bir mağara ve kaya şekilleri var.

Gökova Çökertme

ÇÖKERTME

Çökertme beldesi: Gökova’nın Bodrum’a doğru uzanır. Gökova merkeze 65 km uzaklıktadır.

Bodrum’dan 1.5 saat uzaklıkta, Mazı’dan sonra ve virajlı bir yol ile buraya ulaşılıyor. Evet uzun bir yol, minik köyler geçiliyor, bol bol zeytin ağacı görülüyor ve sonuçta Çökertme koyuna ulaşılıyor.

Sonuç olarak karadan ulaşımı zordur, o yüzden Çökertme genel olarak denizden teknelerle ziyaret ediliyor.

Gökova Çökertme

Özel koruma bölgesi ilan edildiğinde, burada yapılaşma yoktur, yasaktır.

Çökertme: dağlarla çevrili bir koydur. Muhteşem bir deniz, ufukta tekneler, karada tek sıra az katlı restoran ve pansiyonlar yani Yunan adası havasında bir ortam. Restoran ve pansiyonlar, denize sadece 2-3 adım ötededir.

Pansiyonda yattığınız yerden denizi görebilir, gece dalga sesiyle uyuyabilirsiniz. Yani lüks bir yer olmamasına rağmen, buradaki pansiyonların konumu muhteşem güzeldir.

Çökertme Limanı: Bodrum ve Gökova arasındadır.

Çökertme köyü, oldukça küçük bir köy olduğundan, yörede gezilecek yer yoktur. Ancak yakınlarda bulunan yerlere (Mazı köyü, Fesleğen Bükü, Kargılı Bükü gibi) gidebilirsiniz.

Çökertme Limanında sadece 5-6 tane restoran vardır. Bu restoranların ilginç bir uygulamasına şahit oldum.

Restoranın önünde, sahilde motordaki restoran görevlisi gençler, koya giren tekneleri dürbünle takip ediyorlar ve koya gelen yabancıları kendi lokantalarına davet ediyorlarmış.

Çökertme de bir yürüyüş yolu, çarşı ve müzikli eğlence mekanı bulamazsınız. Burada tatil yapmayı düşünürseniz: sadece bir şeyler yemek, kitap okumak, bir şeyler içmek, denize girmek, biraz uyumak, yemek yemek ve tekrar uyumaktır.

Buna göre, burayı tercih etmeden önce düşünmelisiniz. Buraya gelirseniz, mutlaka deniz ayakkabısı getirin çünkü deniz girişi oldukça taşlıktır.

Plajda, “T” iskelesi vardır.

Aslında: Çökertme de bulunan 4 iskeleden 3 tanesi, önceki yıllarda yıkılmıştır. Bu yüzden, koyda duraklayan tekneler, sahildeki dört güzel klasikleşmiş restorana botla ulaşıyorlar.

Gökova Çökertme

Çökertme Limanı: genellikle Mavi tur teknelerinin başlangıç veya bitiş yeridir. Çünkü buraya karayolu ulaşımı bulunmaktadır.

 Son bir not: “Mandıra Filozofu” filme, Çökertme Limanbükün de çekilmiştir. Buraya yürüyerek veya tekne ile gidebilirsiniz. Ayrıca: burası türküsü olan Çökertme değil, Çökertme türküsünün çıktığı yer Bodrum’dur.

Bodrum’da bir çökertme caddesi vardır. Meşhur çökertme kebabı da burada değil, Bodrum da ünlüdür. Bir de, asıl Çökertme köyü, deniz kenarında değildir, denizden 1 km kadar içeridedir.

Gökova Löngöz Koyu

LÖNGÖZ KOYU

Gökova körfezinin en güzel koylarından birisidir.

Kargılı burnunun batısındaki çam ormanlarıyla kaplı, yüksek tepelerden başlar, daralarak batıya doğru uzanır. Ancak 10 yıl önce çıkan bir yangında bu sık kızıl çam örtüsü oldukça büyük hasar görmüştür ve sonra bölge yeniden ağaçlandırılmıştır.

Ancak bu yeni dikilen fideler henüz küçüktür.

Özellikle yaz aylarında yoğun tercih edilir.

Güney kıyıda, ağaçların altında bir restoran ve küçük tahta iskele vardır.

Koyun kuzey batısında ise, bir restoran daha vardır. Bu restoranların bulunduğu yerlerde küçük yürüyüş yolları bulunur ve bu yürüyüş yollarıyla komşu koylara ulaşılır.

Koy dar ağızlı ve çok derin bir koydur. Koyun sonuna yaklaştıkça deniz sığlaşır ve bulanıklaşır. Çünkü koya bir dere akmaktadır.

 

ORAK ADASI

Gökova merkeze 94 km uzaklıktadır.

Ada, Gökova körfezindedir. Gökova körfezindeki en büyük adalardan bir tanesidir ve adanın ucu, bir orak şeklinde olduğu için ismi “Orak Adası” olmuştur.

Bir başka söylentiye göre ise, ismini: adanın ucunda bulunan orak şeklindeki sığınaktan almıştır.

Ada ıssızdır. Gökova rüzgarını tersten aldığı için, burada deniz sürekli sakin ve dalgasızdır. Denizin turkuaz rengi inanılmaz güzeldir. Suyun berraklığı da mükemmeldir.

Adada bir deniz feneri bulunmaktadır. Ayrıca zeytinlikler vardır. Duyduğuma göre, mavi tur tekneleri adada bulunan fareler yüzenden adaya yaklaşmak istemezlermiş.

 

Dalış Bölgesi

Adanın güney kıyısında bulunan ince burun, su altı sporları için oldukça elverişlidir. Yani, Ege’nin su altı dalışı için en uygun noktalarından biridir.

Burundan iki yöne doğru dalış yapılabilir. Burunda, Gökova yönünde yapılan dalış, heyecan vericidir. Bu yönde 30 metre derinlikte bulunan mağaranın içinde mor süngerler vardır. Burundan itibaren, önce 25 metre ve sonra 65-70 metrelere kadar dalınabilir.

Dibi cam gibi görünen turkuaz sularıyla güzel manzaralar sunar. Kırmızı mercan, denizyıldızı, renkli papağan balığı gibi çeşitli deniz hayvanlarını görebilirsiniz. Dalış yapanlar, kayıtlı bir dalış rehberiyle dalış yapmak zorundadır.

Öğle yemeğinden sonra, çam ve zeytin ağaçları ile kaplı yamaçta yürüyüş yapabilirsiniz.

Peki buraya nasıl ulaşılır, Bodrum’dan kalkan günübirlik teknelerle buraya ulaşmak mümkündür. Ancak deniz yolculuğu yaklaşık 2 saat sürmektedir.

 

ÖREN VE ÖREN MARİNA

Ören eski ismi Keramos, deniz kıyısında çok eski bir Yunan yerleşim alanıdır.

Yemyeşil çam ormanlarıyla çevrili bölge tarihi kalıntılarla doludur. Bu çam ağaçlarının altında büyük kömür yatakları bulunmuş ve Ören yerleşiminin hemen arkasında iki termik santral yapılmıştır.

Yeniköy ve Kemerköy santrallarına kömür çıkarabilmek için, santralların çevresindeki çamlara büyük zarar verildiğini duydum.

Ören: tertemiz ve sakin bir yerleşim yeridir. Çevresi yemyeşildir. Yerel Pazar ve market bulunuyor.

Ören’de: sahil şeridi 8 km uzunluğundadır. Kordon boyu ise 14 km dir.

Ören tamamen Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır, iki kattan fazla yapılaşmaya izin verilmiyor.

Ören Marinanın konumu oldukça güzeldir. Gerek karayolu ve gerekse uçak la bölgeye ulaşım kolaydır.

Ören Marinaya çevredeki koyların uzaklıkları: Akbük ve Tuzla koyları 1 saat, İngiliz Limanı 1.5 saattir.

Marina içinde, denize girilebilecek oldukça temiz bir deniz vardır.

 

OKLUK KOYU

Sadun Bora, Okluk koyunu, Gökova’nın en iyi koyu olarak tanımlar. Koy “Değirmendere Bükü” olarak da isimlendirilir.

Koyun hemen yanında “İngiliz Koyu” bulunmaktadır.

 

İngiliz Koyu-İngiliz Limanı-Bördübet koyu

2’nci Dünya Savaşında, geceleri Alman gemilerini bombalayıp, sabahın ilk ışıklarıyla koya sığınıp saklanan İngiliz muhriplerinden dolayı, koya bu isim verilmiştir.

İngiliz askerleri, deniz ve ormanın iç içe olması ve değişik kuşların bolluğu nedeniyle adaya “Kuş Yatağı” anlamına gelen “Bird the bed” adını takmışlardır.

Bu isim zamanla değişime uğrayarak “Bördübet” olarak anılmaya başlanmıştır.

Okluk koyunun hemen altında güneyde Cumhurbaşkanlığı konutu ve iskelesi vardır.

Gökova Deniz Kızı Heykeli

Koyda Sadun Bora’nın diktiği “Deniz Kızı Heykeli” görülür. Sonrasında Okluk koyuna varılır. Okluk koyunu: çepeçevre ağaçlardan oluşan orman sarar.

Burada: 2 iskele ve 2 restoran vardır. Bu restoranlarda en meşhur yemek Orfoz Buğulamasıdır.

Karaya çıktığınızda: Sadun Bora’nın 1986 yılında yazarak hazırladığı bir pano görülür.

 

YEDİ ADALAR

Halikarnas Balıkçısı “Burada adalar gökyüzünde asılı gibi durur, burası Gökova’nın, dünyanın merkezidir” demiştir.

Yedi Adalar: Gökova körfezinin güneyinde, Amazon ve Tuzla koyu arasındadır. Burada: irili ufaklı 6 ada bulunmaktadır. Adalar kalın çam ormanlarıyla kaplıdır. En kuzeydeki “Güllü ada” iyi bir dalış yeridir. Su altı özellikleri çok güzeldir.

Burada ilginç bir öyküden söz ediliyor. Şöyle ki “Yılan balıkları, buradan çıkıp Bahama adalarına kadar 3 yıl süren bir yolculuk yaparlar.

Orada yumurtlar ve ölürler. Yumurtadan çıkan yavrular, hiç bilmedikleri koca denizlerden geçerek Gökova’yı bulurlar ve yedi adalara geri dönerler.

Norveç’ten gelen anne-baba yılan balıklarının yavruları, Norveç fiyorduna, Gökova’dan gelen yılan balıklarının yavruları ise 7 adalara dönerler.”

Bu öykü: Halikarnas Balıkçısının “Balık Bankası” isimli hikayesinden alınmıştır.

 

MAZI  KÖYÜ

Gökova sahilindedir. Köy, zeytin ağaçlarıyla sarılıdır ve eski dönemlerde, halk korsanlardan korunmak için buraya sığınırmış.

Köy ve yöresi, oldukça sessiz ve sakindir.

Köy halkının birinci derece geçim kaynağı “halıcılık” tır. Burada uygun fiyatlarla halı satın alabilirsiniz.

Mazı köyüne bağlı “Hurma Sahili” vardır. Burası: zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı ve nemsiz doğası ve havası yanında tertemiz deniziyle ilgi çeker.

Hurma sahilinin muhteşem manzarasını izlemek için “Gözyaşı Kayasına” çıkmalısınız. Gözyaşı kayası: rivayete göre, Malta Şövalyelerinin içini oyarak altın dolu küplerini sakladıkları bir yerdir, bir başka söylentiye göre ise bir sunaktır.

Hurma sahilinin solundaki koylarda: dipten karışan soğuk ve tatlı suların bulunduğu yerler vardır.

Gökova Atahan Turistik Tesisleri

ATAHAN TURİSTİK TESİSİ

Ataköy beldesindedir. Burası tarihi bir handır ve mimarisiyle ilgi toplamaktadır. Çiniler yapıya ayrı bir güzellik katar ve bu yüzden turistlerin uğrak yeri olmuştur.

 

Akyaka gezilecek yerler için.

Sedir Adası/Kleopatra adası tanıtımı için.

Boncuk koyu tanıtımı için.