Ortasından geçen Küra nehrinin, bambaşka bir güzellik kattığı, Doğu Anadolu bölgemizdeki güzel şehirlerimizden biridir.
ULAŞIM
Ardahan-Artvin arası uzaklık; 119 km. Ardahan-Kars arası uzaklık: 91 km. Ardahan-Posof arası uzaklık: 81 km. Ardahan-Bayburt arası uzaklık: 358 km. Ardahan-Ankara arası uzaklık: 1110 km.
TARİH
Şehrin önceki adı: Artan. Yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe sahip yörede, 628 yılından sonra Hazar Türklerinin bir kolu olan Arda Türklerinin yerleştikleri görülür ve buna istinaden, bölgeye “Ardahan” ismi verilmiştir. 1068 yılında ise, bölge Selçuklular tarafından ele geçirilir.
1555 yılına gelindiğinde: Amasya Antlaşması ile, Osmanlılar bölgeyi ele geçirirler.
1876-1877 Osmanlı-Rus savaşı bitiminde, bölge, Kars ve Batum ile birlikte, savaş tazminatı olarak: Ayastefanos anlaşması sonucu Ruslara verilir.
1918 yılında imzalanan Brest-Litovsk anlaşmasıyla geri alınmıştır. Bu dönemde: Kazım Karabekir paşanın: “Boğazlar boğazımız, Kars-Ardahan Bel kemiğimizdir” sözü, yörenin önemini açıklaması bakımından öne çıkmış ve tarihe mal olmuştur.
Daha sonra: 1919 yılında, Gürcüler tarafından işgal edilen yöre, 23 Şubat 1921 tarihinde kurtarılarak, ülkemiz topraklarına dahil edilmiştir. 1926 yılında ilçe yapılan Ardahan, 1992 yılında, ülkemizin 75’nci ili olarak seçilmiştir.
Atatürk Silüeti
ATATÜRK SİLÜETİ
Ulu önderimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ün silüeti: 1952 yılında, Damal dağına düşmüş ve fotoğrafçı Erdoğan Kumru tarafından çekilerek, Genelkurmay Başkanlığına gönderilmiştir.
Bu muhteşem fotoğraf, günümüzde Anıtkabir’de sergileniyor. Ancak, silüet görüntüsü, her yıl tekrarlanıyor. Şöyle ki: her yıl 15 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında, saat: 18.00’de, Karadağ sırtlarında, Atatürk silüeti, yaklaşık 20 dakika canlı olarak izlenebiliyor.
GENEL
İl, coğrafi konum olarak, Acaristan Özerk Cumhuriyeti, Gürcistan ve kısmen Ermenistan ile çevrilidir. Güney ve batısında ise, Kars, Erzurum ve Artvin illeri var.
Şehrin ortasından: Kura nehri geçiyor.
Deniz seviyesinden: 1800 metre yüksekliktedir. Yani, il toprakları yüksek ve engebelidir. İl sınırları içinde, 3000 metreyi geçen birçok yer var.
İklim değerlendirildiğinde: bölgede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak, kışlar: sert, kar yağışlı ve uzun, yazlar ise, kısa ve serin geçiyor.
Yörenin ekonomik etkinlikleri: sanayi yok denecek kadar azdır. Genel olarak sanayi tesislerinde, hayvansal ürünler işlenmektedir. Ekonomi, genel olarak tarım ve hayvancılık üzerine kuruludur.
ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ
Ardahan Üniversitesi, 2008 yılında kurulmuş ve 2009 yılından itibaren eğitime başlanmıştır. Günümüzde, üniversitenin bünyesinde: Sosyal ve Fen Bilimleri Enstitüleri, İnsani Bilimler ve Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Mühendislik Fakülteleri, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu bulunmaktadır.
NE YENİR
Ardahan yöresinde yenebilecek en muhteşem lezzet: alabalık. Bunun dışındaki yöresel lezzetler: kuymak, ekmek aşı, elma dolması, evelik aşı, pişi, bozbaş.
NE SATIN ALINIR
Ardahan yöresinin: kaşar peyniri ve balı; ülkemiz çapında büyük üne sahiptir. Bunun dışında: yörede, gümüş işlemeciliği ve halıcılık öne çıkıyor. Özellikle: gümüş kemerler, takılar ve başlıklar, mutlaka ilginizi çekecektir, bunların satıldığı yerleri gezin ve tercihinize göre, kendiniz veya yakınlarınız için satın alın.
Atatürk Silüeti
GEZİLECEK YERLER
Kale
ARDAHAN KALESİ
Kale: şehir merkezinde, Kura ırmağının hemen sol kıyısındadır.
Yapı: 1544 yılında, Osmanlılar döneminde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Bu durum, kapısı üzerindeki kitabede yazılıdır.
Mimarisi: dikdörtgen planlıdır. İstanbul-Rumelihisarı’nı andırmaktadır. Sur duvarlarının uzunluğu: 750 metredir. Surların en yüksek yeri: 31 metredir.
Kapısı: batıdadır. Anıtsal kapının iki yanında, kuleler var. Konum olarak: bütün Kür nehrini ve Ardahan ovasını görecek şekilde yapılmıştır. Günümüzde, kale içinde görebilecekleriniz: mescit ve hamam kalıntısı.
DERVİŞ BEY CAMİSİ
Şehir merkezinde, askeri yerleşimin hemen yanındadır.
Yapıya adını veren “Derviş Bey” hakkında ayrıntılı bilgi yok. Yapının: 1285 tarihinde yapıldığı sanılıyor. Duvar kalınlıkları: bir metreye yakın. Minaresi: kesme taştan yapılmış.
Caminin sağ ve sol tarafındaki panolarda “İslam’dan daha yüksek bir şeref yoktur” yazısı var.
İskenderun: Akdeniz kıyısında, gayet modern bir yerleşim yeri olarak dikkatimi çekmişti. Birkaç kez gittim, caddelerinde, sokaklarında, parklarında, deniz kıyısında sahilde yürüdüm. Arsuz, Gülcihan bölgelerini gezdim. İskenderun güzel bir yer, buraya mutlaka zaman ayırın ve bu güzel yöremizi gezin-görün.
İskenderun
ULAŞIM:
İskenderun, İl merkezi olan Antakya’ya: 45 km. ve Adana havaalanına: 130 km. uzaklıktadır. İskenderun, ulaşımı rahat olan bir yer. Ülkemizin çoğu yerinden, sorunsuz bir şekilde, buraya ulaşmak mümkün.
İskenderun
TARİHİ:
İlçe, Büyük İskender’e izafeten, MÖ. 333 yılında, kendisi veya komutanlarından Antigore tarafından “Alexandirya” ismiyle kurulmuştur.
Roma hakimiyetini takiben, bölgede Perslerin istilası görülür. Persler, şehri yakıp-yıkarlar ve daha sonra ise, şehir yeniden inşa edilir, yeni ismi ise: “Alexandreia Scabiasa”.Ancak: 4.yüzyıldan sonra, yöreye “Küçük İskenderiye” ismi de verilmiştir.
16.yüzyılda, Osmanlılar yörede egemenliği ele geçirirler. Bu dönemde, şehir, ticari ve stratejik özelliğini sürekli arttırmıştır. Özellikle; Doğu Akdeniz ticaretinde, önemli bir liman görevi görmüştür.
1832 yılında, bölgede: Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın yönetimi görülüyor. 1839 yılında, yöre, Adana eyaletine bağlanır. 1872 yılındaki depremde ise, büyük hasar görülür.
19.yüzyıl sonlarında, Osmanlı topraklarında, ilk petrol, İskenderun Çengen köyünde bulunur. Ancak, bölgede açılan kuyular, verimli olmadıkları gerekçesiyle kapatılır.
I. Dünya Savaşı sonunda, yöre, 1918 yılında İngilizler tarafından işgal edilir ve daha sonra Fransızlar gelir. 1938 yılında Bağımsız Hatay Devleti kurulması ve takiben 1939 yılında bu devletin Anavatana katılması sonucu, bölge işgalden kurtulur. 1939 yılında, Hatay vilayeti kurulur. İskenderun da, Hatay iline bağlı bir ilçe haline getirilir.
İskenderun
GENEL:
Kıyının hemen gerisinde, bir duvar gibi yükselen Nur dağlarına, sırtını vermiştir. Yani: İlçe, Amanos dağlarının eteğinde, 5 km. lik yalı ovasında kurulmuştur. Batıdaki burun, yöreyi, şiddetli lodos rüzgarlarından korumaktadır.
İşlek bir ticaret limanı olarak öne çıkıyor. İSDEMİR, 1970 tarihinde, İskenderun’un 17 km. kuzeyinde “Payas” yöresinde kurulur. Takip eden dönemde: TCDD İskenderun Limanı ve 7 adet özel liman kurularak, ilçe ekonomisinin kalkınmasında büyük hamleler yapılır.
İskenderun
Bölgede: tamamen Akdeniz iklimi hakimdir. Yazın sıcaklık 40 derece civarında oluşur, kışın ise yağmurlu ve ılıman bir hava hakimdir. Ancak: burada bulunduğunuz sürede mutlaka dikkatinizi çekecek bir coğrafi oluşumdan söz etmek istiyorum.
Burası: İlçe manzarasının hemen arkasında bulunan, yükseltilerin arasında bulunan büyük bir boşluk, daha doğrusu bir “yarık” benzeri boşluk.
Buraya: “Yarık kaya” deniliyor. Bazen; kış ve ilkbahar aylarında, güneydoğudan esen ve hızı zaman zaman 140 kilometreyi bulan rüzgarlar, buradan hızla esiyor ve kentte bir süre hayatı kısmen durduruyor.
İskenderun
Bölgenin en büyük ekonomik etkinliği: 1970’li yıllarda faaliyete geçen: İskenderun Demir Çelik Fabrikasıdır.
Burası: İskenderun ve yöresinin canlanmasına sebep olur. Kırsal kesimde ise, tarımla uğraşılır. Başlıca tarımsal ürünler: buğday, narenciye, zeytincilik ve meyveciliktir.
İskenderun güvercini: Büyük İskender tarafından, posta güvercini olarak kullanılmış ve ünü günümüze kadar ulaşmıştır. Bu güvercinin tanıtımı için, İskenderun yöresinde “İskenderun Güvercini Festivali” düzenleniyor.
İskenderun Festival
İSKENDERUN TURİZM VE KÜLTÜR FESTİVALİ:
Her yıl, ilçede, Temmuz ayının ilk haftasında, bu festival düzenleniyor. Festivalde, çeşitli gösteriler yapılarak, yörenin kültürel ve turizm etkinlikleri arttırılıyor.
İskenderun Festival
NE YENİR-NE İÇİLİR:
Bölgede: nar ekşisi, biber, domates, şalgam turşusu çok kullanılan katıklardandır. Çiğ köfte, içli köfte, oruk yanında arap kebabı. Tatlı denilince ise: künefe, cezerye, güllaç, lokma ve müşebbek tatlı meşhurdur. Bunların yanında, meze olarak yenilenler: humus, cevizli biber, çökelek salatası, küflü çökelek (sürk) başta gelir.
Ben burada bulunduğum sırada: özellikle “humus” ve “künefe” tatmaya çalıştım. Humus için, lüks yerleri değil de, çarşı içinde bulunan ve humusun muhteşem bir şekilde yapıldığı, küçük yerleri tercih etmelisiniz. Küçük bir masa ve bir tabure üzerinde oturarak, humusun en muhteşemini yiyebiliyorsunuz.
NE SATIN ALINIR:
Bölgeden: turunç ve ceviz reçeli satın alabilirsiniz.
İskenderun Gezilecek Yerler
GEZİLECEK YERLER:
İskenderun Teknik Üniversitesi
İSKENDERUN TEKNİK ÜNİVERSİTESİ:
Üniversite İskenderun şehir merkezindedir. Üniversite 23 Nisan 2015 tarihinde kurulmuştur. Bünyesinde, 8 fakülte, 3 yüksekokul ve 1 devlet konservatuvarı ile 7 enstitü ve 5 meslek yüksek okulu bulunmaktadır.
İskenderun Ulu Cami-Kaptanpaşa Camii
ULU CAMİ-KAPTANPAŞA CAMİİ:
Savaş Mahallesi Ulu Cami Caddesindedir.
1864 yılında Kaptan Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Ahşap bina ve tek şerefeli taş minareden oluşur. Kare kaide üzerinde yükselen silindirik gövdeli minare, iki renkli kesme taş işçiliği gösterir. Minare gövdesi, kalın bir bilezikle ikiye bölünürken, daha zarif bir bilezikle şerefe altında sınırlanır.
Sade bir altlıkla, demir korkuluklu şerefeye geçilir. Minare silindirik bir petek ve konik külahla son bulur. Günümüzde minare kapısı kapatılmış durumdadır.
Ancak bu ilk yapılan caminin ahşap kısmı, 1974 yılında yıkılmış ve bugünkü betonarme ve tek kubbeli cami yapılmıştır.
İskenderun Ulu Cami-Kaptanpaşa Camii
İlk yapılan minareye dokunulmamış, ilaveten iki minare daha eklenmiştir. Bu yeni eklenen minareler, 40 metre yükseklikte ve ikişer şerefelidir. Ancak bu iki minare, çatlaklar yüzünden 2005 yılında yıktırılmıştır. Bu yıktırılan iki minarenin yerine yeni bir minare yapılmıştır.
Evet, sonuç olarak ilk yapılan camiden, günümüze sadece minaresi orijinal kalmıştır.
İskenderun Sahil Şeridi
İSKENDERUN SAHİL ŞERİDİ:
Temiz ve güzel bir sahil şerididir. Oldukça uzun bir sahil şerididir.
İskenderun Sahil Şeridi
Yürüyüş boyunca birçok yerde yemek yiyebilirsiniz. Belediyeye ait ve özel işletmelere ait restoranlar ve kafeteryalar vardır.
İskenderun Sahil Şeridi
Yaz akşamlarında, şehrin yarısı buraya gelirler. Sahilde, Atatürk anıtının arkasından, tekne turlarına katılabilirsiniz.
İskenderun Sahil Şeridi Tekne Gezisi yeri
Ayrıca büyük bir lunapark bulunmaktadır.
İskenderun Sahil Şeridi Atatürk Anıtı
Atatürk Anıtı:
Bu güzel anıt hakkında, anıtın ne zaman ve kim tarafından yapıldığı hakkında yaptığım tüm araştırmalara rağmen bilgi sahibi olamadım.
İskenderun Sahil Şeridi Atatürk Anıtı
Umarım bu anıt hakkında bilgi sahibi olan okurlar yorum yazarlar.
Kore Şehitleri Anıtı:
Atatürk anıtının karşısındadır. 25 Haziran 1950-27 Temmuz 1959 tarihleri arasında, Kora Savaşına katılan ve orada şehit olan Türk askerleri anısına yapılmıştır.
İskenderun Sahil Şeridi Park Forbes AVM
Park Forbes Avm
Sahilde, deniz manzaralı bir alışveriş merkezidir. Atatürk Bulvarı üzerindedir.
17 Haziran 2016 tarihinde hizmete açılmıştır.
İskenderun Sahil Şeridi Park Forbes Avm
Temizlik iyidir, ancak marka çeşitliği açısından zengin değildir. 108 mağazalar ve 24 restoran-kafe bulunmaktadır. Restoran ve kafeler, deniz manzaralıdır. Ayrıca 7 salonlu ve 585 seyirci kapasiteli sinema salonları bulunmaktadır.
İskenderun Sahil Şeridi Park Forbes Avm
Merkezin en güzel yanı: İskenderun körfezine olan cephesidir bu manzarayı seyrederken yemek yemek veya çay içmek muhteşem güzeldir.
İskenderun Sahil Şeridi Nihal Atakaş Camii
Nihal Atakaş Camii
Sahil Yolu Yenişehir Mahallesindedir. Deniz doldurularak yaptırılmıştır. Sahil kenarında, deniz doldurularak yapılmıştır. Denizin doldurulması sırasında, her biri 32 metre derinliğe kadar inen, 1.5 metre genişliğinde, 100’den fazla fore kazık çakılmıştır.
İskenderun Sahil Şeridi Nihal Atakaş Camii
Sahil kenarında deniz doldurularak yapılan caminin bir benzerinin dünya üzerinde sadece Macaristan Budapeşte şehrinde bulunduğu söyleniyor.
Osmanlı ve Selçuklu mimarisi hakimdir.
Cami, merkezi ana kubbe ve çevresine yerleştirilen dört tonozdan oluşmaktadır. Kubbeyle beraber, tonozlar kullanılarak daha ferah bir iç mekan algısı oluşturulmuştur. Giriş cephesinde, Selçuklu Taç kapısının bir yorumu kullanılmıştır.
Taç kapı sivridir. Deniz cephesinde kademelenerek inen ikişer kubbe ile de piramidal bir etki yaratılarak güçlü bir giriş cephesi oluşturulmuştur.
Cephelerde, Selçuklu tarzı olan sivri kemerli büyük pencerelerle, aydınlık ve ferah bir iç mekan olgusu yaratılmıştır.
İskenderun Sahil Şeridi Nihal Atakaş Camii
Ana kubbe yüksekliği 26 metre, çapı ise 18 metredir. Ana kubbede: 32 parçadan oluşan, altın varak kaplamalı, yıldız motifli 32 farz temsil edilmektedir. Tonozlarda, sivri pencere kemerlerinin üst kısımlarında, çini üzerine yazılmış hat sanatı görülür.
Minarelere gelince, camide 40 metre yükseklikte, tek şerefeli iki minare bulunur. 2018 yılında yapılarak ibadete açılmıştır. 3000 kişi aynı anda ibadet edebilmektedir.
ŞATO KALINTISI-KARAKOL ŞATOSU:
Şehir merkezinde Mareşal Çakmak Caddesindedir. Catoni acentasının bahçesindedir. Yapı: Ortaçağ Alexandreia Skabias Liman kalıntısıdır ve aynı zamanda savunma kalesidir. Günümüzde denizden 100 metre içeride kalmıştır.
İskenderun Fransız Askeri Mezarlığı
FRANSIZ ASKERİ MEZARLIĞI:
Mezarlık günümüzde, Numune Mahallesi Dr Sadık Ahmet Caddesi üzerindedir. İskenderun Halk Eğitim Merkezinin güney duvarlarına, ortak duvarları bulunmaktadır.
Mezarlık içinde: mezar anıtı, iki toplu mezar ve 300 ayrı mezar bulunmaktadır.
İskenderun Adliyesi ve Primemal alışveriş merkezi tarafından: Fransız askerleri için yapılmış anıt, görülebilmektedir.
İskenderun Fransız Askeri Mezarlığı
1914-1918 yılları arasında, 1’nci Dünya Savaşında hayatını kaybeden Fransız askerleri için 1935 yılında İskenderun-Antakya yolu üzerinde yapılmıştır.
Türkiye ve Fransa arasında, 23 Haziran 1939 tarihinde yapılan anlaşmaya göre, mezarlık alanının muhafaza ve bakımı için bir bekçi atanmıştır. Bu amaçla, mezarlık kapısından girer girmez, sağ kısımda, duvara bitişik derme çatma yapılan kulübe de bulunmaktadır.
Girişin hemen karşısındaki haçvari düzendeki yolun, dört adasında yer alan mezarlıkların taşları yuvarlak kemerli, düz yüzeyli dikdörtgen biçimde yapılmışken diğer alanlardaki mezarlıklarda haç şeklindeki taşlar tercih edilmiştir.
Mezarlığın dış duvarı ise kesme taştan inşa edilmiştir. Alan, 1987 yılında tescil edilerek Sit alanı ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.
İskenderun Deniz Müzesi
İSKENDERUN DENİZ MÜZESİ;
Süleymaniye Mahallesi Atatürk Bulvarı 512 Sokaktadır. Giriş ücretlidir. Giriş ücreti 7 TL dir.
Müzenin bulunduğu bina: 1930 yılında inşa edilmiş, 3 katlı bir binadır. Bu bina, 1942 yılında Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınmış ve 2008 yılına kadar İskenderun Deniz Üs Komutanlığı Karargah Binası olarak kullanılmış, 2009 yılında ise müze olarak düzenlenmiştir. Ülkemizdeki 3’ncü Deniz Müzesidir.
İskenderun Deniz Müzesi
Müzede 6 tane salon bulunuyor.
1’nci Salon: Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen salonudur.
2’nci Salon: Hatay’a giren ilk Türk birliklerinin komutanı Albay Şükrü Kanatlı salonudur.
3’ncü Salon: Barbaros Hayrettin Paşa salonudur.
4’nci Salon: Cezayirli Gazi Hasan Paşa salonudur.
5’nci Salon: Cumhurbaşkanlığı yatı Savarona’ya ayrılmıştır.
6’nci Salon: Rauf Orbay Salonudur. Kendisi Kurtuluş Savaşında, Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında bulunan isimlerden biridir.
İskenderun Deniz Müzesi
Bu salonlarda: Hatay’ın kurtuluşu, İskenderun Tarihi, Deniz Harp tarihiyle ilgili olarak 320 civarında obje ve 200 kitaplık bir kütüphane bulunmaktadır. Ayrıca: müze bünyesinde: kurslar, sergiler ve atölyeler gibi faaliyetler gösterilmekte olup bünyesinde kiralanabilir sergi salonları ve 20 kişilik sinevizyon odası bulunmaktadır.
MARCİRCOS KİLİSESİ-RUM ORTODOKS KİLİSESİ:
İlçe merkezinde, Denizciler Caddesindedir.
1585 yılında yapılmıştır. Günümüzde: gerek ibadet ve gerekse adakta bulunmak için kullanılmaktadır. Her yıl, kilisede 5 Mayıs tarihinde “Hıdır İlyas Şenlikleri” ve 6 Mayıs tarihinde ise “Aziz’in İsim Günü Kutlamaları” yapılmaktadır.
5 Mayıs günü, Hz Hızır ve İlyas Peygamberlerin yeryüzünde buluştukları gün olarak kabul edilmektedir. Umutlar kadar baharın da simgesi olarak bilinir.
Bu gün Rum Ortodokslar, Aya Yorgi ve Katolikler ise Aziz George günü olarak kutlarlar.
İskenderun Aziz Nikola Rum Ortodoks Kilisesi
AZİZ NİKOLA KİLİSESİ-RUM ORTODOKS:
Şehit Pamir Caddesindedir. 1870 yılında yapılmıştır. Kilise halen ibadete açıktır. Kilisede paha biçilmez tablolar bulunduğu söylenmektedir.
İskenderun Katolik Katedrali
İSKENDERUN KATOLİK KATEDRALİ:
Yenişehir Mithatpaşa caddesindedir. Yapı, 1888 yılında büyük bir restorasyon geçirmiştir. Toplam 14 sütun üzerine oturur. Halen ibadete açıktır.
İskenderun Millet Parkı
İSKENDERUN MİLLET PARKI:
İsmet İnönü Caddesindedir. Fener Mahallesindeki eski Karayolları arazisine yapılmıştır. Büyüklük yaklaşık 50 dönümdür.
İskenderun Millet Parkı
İskenderun Belediyesi tarafından düzenlenen park alanı, 2019 yılında ziyarete açılmıştır. Giriş ücretsizdir.
İskenderun Millet Parkı
Park alanı içinde: 1 kilometre uzunluğunda yürüyüş, koşu ve bisiklet yolu, amfi tiyatro, yazlık sinema, büyükçe bir otopark ve spor sahaları bulunmaktadır. Ayrıca kendi kendini temizleyen, 3000 metre karelik bir biyolojik gölet vardır. Gölet büyüklüğü 2640 metre karedir.
MERKEZ YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER:
ALEXANDRETTA:
Bugünkü İskenderun kentinin, ilk yerleşimidir. Ancak, maalesef günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. 1973 yılında, Esentepe bölgesinde yapılan kazılarda, antik kent kalıntılarına rastlanmış ve “Büyük İskender’in bir büstü” bulunmuştur.
MYRİANDOS LİMAN KENTİ
İskenderun merkezin 5 km güneybatısında, deniz kıyısındadır.
Heredot’a göre: buradaki körfez “Myriandos Körfezi” olarak isimlendirilir.
Yörede bilinen en eski yerleşim yeridir. Fenikeliler tarafından MÖ 1500’lerde kurulduğu tahmin edilir. Myriandos kentinin kelime anlamı: “Mura-wand” yani “Muralı-Mura’ya tapan halk” demektir. Ancak bu şehirden günümüze ulaşan herhangi bir kalıntı yoktur.
Çünkü ören yerindeki yapıların hepsi, 1822 yılındaki depremde yıkılmıştır. Ardından tam deniz kıyısında olan kentin yapı taşları, yeni yapılarda kullanılmak üzere teknelerle başka yerlere taşınmıştır.
Kentin tarihi geçmişinde: MÖ 333 yılında, Büyük İskender, Pers Kralı Darius’u pusuya düşürmek için buraya gelir, ancak iki ordu arasındaki savaş burada değil İssos yakınlarında olur. İsos savaşını kazanan Büyük İskender: Myriandos kenti yakınlarında, “Issum” yani “dağlık” ismi verilen bir şehir kurar. Evet, Myriandos kentinden günümüze hiçbir kalıntı kalmamıştır.
Son bir not: Bazı kaynaklarda, kayıt “Atlantis kentinin”: Kıbrıs ve Suriye arasında bir bölgede bulunduğu ve hatta Myriandikos körfezinde olduğunu iddia etmektedirler.
İskenderun Karaağaç Plajı
KARAAĞAÇ PLAJI:
Karaağaç Mahallesindedir. İskenderun merkeze en yakın plajdır.
Plaja giriş ücretlidir. Plajın kumları, altın sarısıdır. Plajda, doğal dalgakıran bulunması nedeniyle, çok fazla dalga olmuyor. Ancak deniz girişi taşlıktır, bu yüzden deniz ayakkabısı kullanmanız önerilir. Denizin aniden derinleşmiyor olması nedeniyle, özellikle çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler tarafından tercih edilmektedir.
Plajın kenarında, çok sayıda: çadırlı kamp alanı, piknik alanı ve restoran bulunuyor. Ağaçlık alanda çocuk oyun parkı da vardır.
SARISEKİ TURUNCU PLAJI:
Sarıseki Mevkiindedir. Plaja giriş ücretsizdir, ancak otoparka araç bırakmak ücretlidir. Plaj: kum ve çakıl karışımıdır. Duş ve tuvalet vardır. Ayrıca yiyecek sağlanabilecek mekanlar da bulunmaktadır.
İskenderun Suçıkağın Çağlayan Şelalesi
ŞALAN KALESİ-SUÇIKAĞI ÇAĞLAYAN ŞELALESİ:
Sakıt Yaylası Suçıkağı (Sakıt) Mahallesindedir.
Kale “Şivlan Kale” olarak da bilinir. İskenderun körfezini, Kırıkhan ovasına bağlayan Değirmendere köyü yakınlarındadır. Amanos dağlarının sarp ve kayalık bir tepesine kurulmuştur. Helenistik dönemde yapılan kale, Bizans ve Haçlılar tarafından: karakol, gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır.
İskenderun Suçıkağın Çağlayan Şelalesi
Suçıkağı Çağlayan Şelalesi:
İlçe merkezine uzaklık 5 km dir. 2007 yılında hizmete açılmıştır.
Çınar ağaçlarının gölgesinde, buz gibi akan suyun içindeki masalarda farklı bir ortam bulunuyor. Çağlayan alabalık tesisleri var. Buraya yolunuz düşerse: kaşarlı balık, balık ızgara, kiremitte balık ve kebap çeşitleri bulabilirsiniz. Menülerde kullanılan tüm malzemelerin, doğal olduğu söyleniyor.
İskenderun Yunus Sütunu-Sarıseki
YUNUS SÜTUNU-SARISEKİ:
İskenderun-Payas demiryolu üzerinde Sarıseki Mahallesindedir. Sarıseki girişinde, yolun deniz kenarında burunda, Nato iskelesi yanında, antik bir sütun görülür. Günümüzde, sütun oldukça bakımsızdır ve taşları sağa-sola dökülmüştür.
Sütun: Sarıseki kanyonu içinden akan Sakıseki çayının iki kıyısındadır. Her iki sütun arasındaki mesafe, 200 metredir. İki sütun, birbirine paraleldir.
Sütunlarla ilgili 2 inanış vardır.
1’nci İnanış:
Yöre halkının inanışına göre: “Yunus Peygamber, yunus balığı karnında burada karaya çıkmıştır.” İsmini de bu olaydan alır.
“Yunus Peygamber, Allah tarafından, Asur şehirlerinden olan Ninova halkını doğru yola davet etmek için görevlendirilir. Ancak Ninovalılar, Yunus Peygamberin sözlerini dinlemezler. Bunun üzerine Hz Yunus çok kızar ve Allah’ın iznini beklemeden Ninova şehrinden ayrılır.
Yafa şehrine gelir. Bir gemi bulur, ücretini verir ve gemiye biner. Yolculuk sırasında büyük bir fırtına çıkar, gemi batacak gibi olur ve bunun üzerine Hz Yunus, gemidekilere “beni denize atın, fırtına durur” der.
Ancak gemidekiler ona uymazlar, gemiyi karaya çekmek isterler ancak başaramazlar, bunun üzerine Hz Yunus kendi rızasıyla denize atlar, Allah’ın emriyle Hz Yunus’u bir balık yutar, üç gün üç gece balığın karnında kalır.
Sonra, balığın karnından karaya çıkar. Nereye? İki dağ arasındaki bir yere. Evet, buranın yani Hz Yunus’un karaya çıktığı yerin, burası olduğuna inanılır.
2’nci İnanış:
Bu sütunların dini yani manevi anlamları olduğu gibi, tarihi anlamları da vardır.
Yöredeki taş kalıntıları, Amanos dağlarının tepelerinden, denize kadar inen bir kale görünümündedir. Sütunların bulunduğu dar geçit ve Belen geçidi: Kral yolunu Antakya’ya bağlayan yerdir.
Yani, tarihin her döneminde, önemli bir geçit yeri olmuş, önemli olaylara şahitlik etmiştir. Anadolu’yu Suriye’ye bağlayan en önemli geçitlerden birisidir.
Sütunlar: tarihi süreçte Perslere hem maddi hem de siyasi kazanımlar sağlamıştır. Bu yüzden, İskender, bu geçidi tutmaya karar verir. Bu sırada, Per ordusu, İsos civarında Pinaros suyunun denize döküldüğü yerdedir. İskender, deniz kıyısı boyunca güneye ilerler.
Birliklerini: Yunus sütunlarının ve körfez ve Amanos sıradağlarının arasına yerleştirir. İskender ve Darius arasındaki İsos savaşı: Yunus sütunlarının 15 km kuzeyinde, ovanın oldukça dar ve Kuruçay dolaylarında yapılır.
Bu savaşta, İskender 500 ve Persler ise 10 bin asker kaybederler. Bu olaydan sonra İskender’e “Büyük” lakabı verilir. Evet, bu bölge bu ünlü savaşın geçtiği yerlerdir.
Günümüzde burası Kilikya ve İskenderun şehrinin giriş kapısı olarak kabul edilir. Tapınak ve Cenevizlilerden kaldığı düşünülen kale kalıntıları vardır, ancak yukarıda belirttiğim gibi, kalıntılar oldukça harap bir durumdadır.
3’ncü İnanış:
Yine rivayetlere göre, Büyük İskender’in cenazesi, bu kemer üzerine yerleştirilmiştir.
4’ncü İnanış:
Bence doğruluğu yüksek olan bir varsayıma göre: MS 194 yılında, Roma İmparatoru Septimus Severus: Pescennius Niger’i yenince, İskenderun yerleşiminin 8 km kuzeyinde, Amanos dağlarının deniz kıyısına ulaştığı yerde bir “Zafer Anıtı” yaptırmıştır.
Bu tak, halk arasında “Yunus Sütunu” olarak bilinmektedir. Günümüzde yakın çevrede görülebilen kalıntılar şunlardır: Su depoları, kemerler, tapınak ve Cenevizlilerden kaldığına inanılan bir kale kalıntısıdır.
İskenderun Soğukoluk Yaylası
SOĞUKOLUK YAYLASI:
Günümüzdeki ismi: Güzelyayla. İlçe merkezine: 18 km. uzaklıktadır. Arsuz’a ise: 40 km. uzaklıktadır. İskenderun halkının en çok tercih ettiği yerlerin başında gelir. Tepede, orman içinde harika yapılar bulunuyor.
Yazın 5-6 bin olan nüfus, özellikle hafta sonları ve tatil günlerinde 15-20 bine yükseliyor. Çevreden gelen işadamları ve yöneticiler, burada: yeşil tepeler üzerinde, birbirinden güzel binalar inşa ettirmişler.
Ama hiçbir bina, bir ağaç boyunu aşmıyor. Yani, görüntü kirliliği yok. Bu bölgeye, karşıdan bakanlar, bu binaları, taş yapıları göremiyorlar.
Burası: gayet serindir. Suyu ve havasıyla, çok güzel bir çamlık yayladır. Amanos dağlarının 800-1000 metre yükseklerinde bir bölge.
Ama; elbette yaşı belli bir seviyede olanlar, buranın eski ününü mutlaka hatırlamışlardır. Burası, bir zamanların, ülkemiz genelindeki en büyük “kadın ticaretinin yapıldığı, genç kızların kaçırılıp hapsedildiği ve pazarlandığı bir yer olarak öne çıkmış ve emniyet birimleri tarafından yapılan büyük operasyonlar sonucu, tamamen çökertilerek, günümüzde sadece anılarda kalmıştır.
Günümüzde, burada bulunan oteller virane halde ve onarılmayı bekliyor. Bazıları: Milli Eğitim Bakanlığına verilmiş ve Öğretmenevi-misafirhane yapılmış. Soğukoluk bölgesine tırmanış bittikten sonra, sizi bir meydan kahvesi karşılıyor.
Burada, bahçede ağaçlar altında dinlenebilirsiniz. Kahvehanenin hemen karşısında, bir dükkan var, bu dükkandan, mutlaka ceviz satın alın, satılan cevizlerin şifalı olduğu söyleniyor. Hatta, ceviz reçeli bile bulabilirsiniz.
Kınalıtepe, tüm bölgenin en gözde piknik alanı. Milli Parklar koruma alanı içinde bulunuyor. Tahta masalar var. Araçların girişi için yollar yapılmış. Kınalıtepede bulunan restoranda: özellikle kaz dolması yemenizi öneririm. Yanında ise, humus.
Evet, burası yeşillikler içinde bir cennet. Bir şekilde, bu yöreden geçerseniz: buradaki restoranlarda, tereyağında bıldırcın tava yemeyi, sakın ihmal etmeyin.
Müze: Reyhanlı yolu üzerinde 2’nci kilometrede Maşuklu Mahallesi Atatürk Caddesindedir. St Pierre kaya kilisesine yakındır.
Şehir merkezinin dışındadır ve bu yüzden araçla ulaşmak gerekir.
Şehir merkezinden müzeye taksiyle ulaşım 20 TL. civarında tutuyor.
Yeni müze binası yapımına 2011 yılında başlanmış ve 2014 yılında tamamlanmıştır. Lahitler salonu ise 2018 yılında tamamlanarak ziyarete açılmıştır.
Antakya Arkeoloji Müzesi
Mimarı Kemal Nalbant’tır. Müzenin dış mimarisi de oldukça ilgi çekicidir.
Yapının önündeki/girişindeki yuvarlak nesne: tasarımı ile Londra London Eye benzetiliyorsa da, değirmene daha yakın olduğu da düşünülmektedir.
Müzenin mozaik koleksiyonu, Dünyada 2’nci: Para-sikke koleksiyonu ise, Dünyada 3’ncü sıradadır.
Müzeye giriş ücretlidir. Müze: Cumartesi ve Pazar günleri kapalıdır.
Antakya Arkeoloji Müzesi
MÜZE PLANI
Müzenin Bölümleri
Samandağ ilçesi Meydan köyünde bulunan Üçağızlı Mağarası canlandırmasıdır. Tarih: MÖ 43 bin ile MÖ 17 bin yılları arasıdır.
Sonrasında: Neolitik dönemden Demirçağı sonuna kadar olan höyük kültürleri bölümü vardır.
Müze içinde: o dönemin yapıları inşa edilmiş, bu yapılardan çıkan buluntular temsili yapıların içinde sergileniyor.
Antakya Arkeoloji Müzesi Heykel Bölümü
HEYKEL KOLEKSİYONU:
Müzede 86 tane heykel sergilenmektedir.
En önemli heykeller şunlardır:
Antakya Arkeoloji Müzesi Kral Şuppiluliuma heykeli:
Kral Şuppiluliuma heykeli:
Bazalt taşından yapılmış devasa heykel, Hatay ili Antakya-Reyhanlı karayolunun 20’nci km. sinde yolun sol tarafında bulunan Tell Tayinat Höyüğün iç kale kapısı alanında bulunmuştur.
Heykelin yüksekliği 1.5 metredir. Ağırlığı ise 1.5 tondur.
Geç Hitit Krallığı dönemine aittir.
Antakya Arkeoloji Müzesi Kral Şuppiluliuma heykeli:
Heykelin sırtında bulunan Luvice hiyeroglif yazı, bu heykelin Geç Hitit Patina/Unki krallığında büyük olasılıkla MÖ 9’ncü yüzyılın başında Tayinat’ta (antik Kunulua) hüküm süren kral Suppiluliuma olduğunu göstermiştir.
Anadolu-Suriye bölgelerinde bulunan Geç Hitit kraliyet şehirlerinin iç kale girişlerine, insan heykellerinin dikilmesi, bu girişlerin sembolik sınır konumunda oldukları ve kralın tanrı konumunda olduğunu vurgulamaktadır.
Kral Suppilulima’ya ait bu devasa heykelin sadece vücudunun üst kısmı, kol ve kafası bulunmaktadır. Steatik kakma gözler ve bir elde hançer, bir elde de buğday demeti bulunmaktadır.
Heykelin: oldukça büyük boyutlu oluşu, sakallı ve üç boyutlu olarak yapılışı, göz betimlemesinin etkileyiciliği ve diğer özellikleri: ünik bir eser niteliği taşımasını sağlamaktadır.
Antakya Arkeoloji Müzesi Çift Aslanlı Sütun Kaidesi
Çift Aslanlı Sütun Kaidesi:
Bazalttan, blok şeklinde oyulmuştur. Aslan figürleri oturur pozisyondadır. Ağızları açıktır. Üst bölüm sütun kaidesidir. Aslan sütun kaidesi, tapınağın girişinde bulunmuştur.
Antakya Arkeoloji Müzesi Gaius Vibius Trebonianus Gallus büstü:
Gaius Vibius Trebonianus Gallus büstü:
Roma İmparatoru olan Trebonianus Gallus büstü: elbiseli, kısa saçlı ve hafif sakallıdır. İmparatorun giydiği zırhın üstünde: Savaş tanrısı Ares ve Zafer tanrısı Nike kabartmaları bulunur.
Gallus, 2 yıl imparatorluk yapmıştır çünkü kendisi ve oğlu, kendi askerleri tarafından, MS 235 yılında öldürülmüştür.
Antakya Arkeoloji Müzesi Tyche Heykeli:
Tyche Heykeli:
Figür: kaya üzerine oturur halde temsil edilmiştir. Başının üstünde polos (silindir bir başlık türüdür) bulunur, elinde ise başak tutar.
Antakya Arkeoloji Müzesi Mozaik Bölümü
MOZAİK KOLEKSİYONU:
Dünya üzerinde, mozaiklerin ilk örnekleri: Mezopotamya’da Urug Tapınağında görülmüştür. Bunlar: genellikle siyah, beyaz ve kırmızı renklerde, geometrik desenlerden oluşuyordu. Ama, zamanla yeni renkler, geometrik şekiller, insan ve hayvan figürleri kullanılmaya başlanmıştır.
Antakya Arkeoloji Müzesi Mozaik Bölümü
Antakya ve çevresindeki mozaikler, Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Genellikle MS 2 ve 5’nci yüzyıllar arasında yapılmıştır. Roma sanatının klasik dönemlerine ait eserlerdir. Özellikle Roma İmparatorları Antoninus ve Severius zamanında yapılan mozaikler, evlerin, sarayların ve hamamların taban ve duvar süslemeleri olarak kullanılmıştır.
Müzede sergilenen mozaikler özellikle tanınmış kişilerin, prenslerin, prenseslerin, imparatorların ve varlıklı kişilerin yaşadığı ve ağırlandığı villa ve sarayların bulunduğu Daphne (Harbiye) bölgesinde bulunmuştur. Burada bulunan yapılar, zamanla tam bir sanat merkezi haline gelmiştir.
Antakya Arkeoloji Müzesi Mozaik Bölümü
Mozaiklerde konu;
Hıristiyanlık kabul edilmeden önce yapılan mozaiklerde; mitolojik kahramanlar, efsaneler, tanrılar, tanrıçalar ve çeşitli kahramanların başlarından geçen olaylar işlenmiştir. Bunların çoğunda: Zeus, Apollon, Eros, Aphrodite, Baccus gibi mitolojik varlıkların başlarından geçen olaylar konu edilmiştir.
Hıristiyanlığın kabulünden sonra yapılan mozaiklerde ise, mitolojik öyküler azalır ve daha çok mevsimler ve dini konuları içeren mozaikler yapılmaya başlanır.
Hatay Arkeoloji Müzesi, mozaik koleksiyonu açısından dünya birincisidir.
Müzede, MS 2 ile 5’nci yüzyıllar arasına ait mozaikler sergileniyor. Mozaiklerin toplamı 3250 metre karedir.
Müzedeki mozaiklerin sergilenişi çok başarılıdır. Her mozaik, kendi çıktığı villanın temel planına göre sergilenmiştir. Yani ziyaretçi cam bir köprü üzerinde yürüyor ve ayaklarının altında mozaik vardır.
Fakat yürüdüğü yer sadece mozaiklerin sergilendiği bir yer değil, sen bir evde yürüyorsun, evin oturma odasında yürüyorsun, evin temel planı dahi yapılmış, görülüyor.
Bu durumu, başka bir odaya geçtiğinde hissediyorsunuz. Yani, sadece mozaikle değil ev ile ilgili bilgiler veriliyor. Ayrıca: her mozaiğe üst açıdan bakmayı sağlayan üst kat balkon planları da vardır. Çünkü devasa mozaikler dibinden net görülemeyeceği varsayılır.
Samandağ yöresinde bulunmuştur. MS 2 ile 3’ncü yüzyıl arasına tarihlenir.
Mozaik panoda: aralıklı olarak açık ve koyu renkte, testere dişli motiflerden oluşan bir çerçeve içinde: koyu renk bir sıranın her tarafında, renkli karelerle meydana gelen, kare şeklinde geometrik bir zemin döşemesidir.
Bu zemin içe doğru, ikinci bir çerçeve ile ve bu çerçevenin içinde de mitolojik sahne ve geometrik şekillerden meydana gelmektedir.
Mitolojik sahnede, üstte ve iki uçta kartallar ve merkezde karşı karşıya duran diğer kartallarla beraber, siyah zeminli bir bordür vardır. Muhtelif hayvanlar birbirinden vazolarla ayrılmıştır.
Altta mimari tarzda, üç sütunla üç kısma ayrılmış bir sahne görülür. Merkezi panelde: Ariadne uyur vaziyette temsil edilmiştir. Solunda, kayalar üzerinde, elinde thyrus (sarmaşık asa) tutan, uzun giysili Dionysos görülür.
Bunların arkasında ise, uçar durumda kanatlı bir Eros bulunur. Soldaki panel: Bakat’ı temsil etmektedir. Sağdaki panelde ise, ayakta duran bir Silen, sağ eliyle bir kase, sol eliyle bir thyrsus tutmaktadır.
Antakya Arkeoloji Müzesi Mevsimler Mozaiği
Mevsimler Mozaiği:
Defne (Harbiye) de bulunmuştur. MS 2 ile 3’ncü yüzyıla tarihlenir.
Mozaik panoda: Spiral şeritlerle birbirinden ayrılmış, dokuz sahne görülür. Mozaiğin dört köşesinde mevsimleri temsil eden şahıslar, diğer kısımlarında ise Grek Mitolojisinden alınmış sahneler tasvir edilmektedir.
Mozaiğin köşelerinde: mevsimler, orta panolarda ise mitolojik sahneler vardır. Mitolojik sahnelerde: Bllerophon, Stheneboia, Pasi, Helena, Hippolytos-Phedra, Meleagros-Atalanta ve İason-Medeia-Assyrtos figürlerinin tasvirleri bulunmaktadır.
Antakya Arkeoloji Müzesi Yaz Dönemi Mozaiği
Yaz dönemi Mozaiği:
Defne (Harbiye) de bulunmuştur. MS 4 ile 5’nci yüzyıl arasına tarihlenir. Mozaikte: sağ elinde çiçekli bir vazo bulunan ve yaz ayını temsil eden kısa elbiseli bir erkek temsil edilmiştir. Sağ tarafı: koyu kırmızı benekli, beyaz gölgeli, gri bir manto giymiştir.
İç kenar siyah hatlar, kırmızı ve pembe taş ve mavi camla yapılmıştır. Tunik: mor ve beyaz gölgeli açık kırmızıdır. Boyundan başlayıp, aşağıya kadar uzanan elbise, aşı boyalı ve gri gölgeli beyazdır.
Başında, her iki yanında koyu yeşil yapraklar bulunan ve dış hattı koyu kırmızı ile yapılmış, pembe bir kep vardır.
Antakya Arkeoloji Müzesi Yakto ve Satyr ve Hermaphroditos Mozaiği:
Yakto ve Satyr ve Hermaphroditos Mozaiği:
Mozaik, MS 5’nci yüzyıla tarihlenmektedir. Dafne’de bulunmuştur. Eser: iç içe üç kısımdan oluşur. Ortada: Madalyon içinde bir kadın portresi vardır. Başının hizasındaki yazıdan “MEGALOPSYKHİA” yani “BÜYÜK RUH” un simgesi olduğu anlaşılır.
Madalyonun kenarındaki bordür arasında: avlanan mitolojik kahramanların başları hizasında Grekçe yazılı isimleri vardır.
Mozaiğin 4 kenarında kent yaşantısını gösteren tasvirler vardır. Bunlar, Antakya’nın o dönemindeki şehir kültürünü ve yaşamını anlatan tasvirlerdir.
Son bir not: Yakto adı verilen mozaik, nemden en çok etkilenen eserdir. Bin yıl boyunca direndiği zamana yenik düşmemek için ısrarla beklemektedir.
Antakya Arkeoloji Müzesi İskelet Mozaiği
İskelet Mozaiği:
Mozaik panonun sol bölümündeki sahnede: hafifçe sol tarafına uzanmış, dirseğini bir yastığa yaslamış ve elinde kadeh tutan bir iskelet figürü tasvir edilmiştir. Rahat ve keyifli bir şekilde betimlenmiş olan erkek iskelet figürünün sağında iki somun ekmek ve çift kulplu bir amphora bulunur.
Sahnenin üst kısmındaki “eupocynoc” yazıtı “Neşe, neşelen, mutlu ol, hayatta kal” anlamına gelmektedir. Bu doğrultuda hayatın ne denli kısa ve geçici olduğunu simgeleyen iskelet figürü, ziyafete katılan davetlilere adeta uymaları gereken bir çağrıyı, bir gerçekliği anlatmaktadır.
Bu mozaiği oluşturan figüratif paneller, konu seçiminin yanı sıra, ikonografik ve üslup özellikleri bakımından MS 3 ve 4’ncü yüzyıllara tarihlenen Antakya Mozaikleriyle aynı döneme sahiptir.
Bu panellerde Romalıların gündelik hayatlarında büyük önem taşıyan hamam ve ziyafet temaları işlenmiştir. Convivium, dostlarla birlikte keyif içerisinde yemek ve içmek anlamına gelir.
Bu ziyafetlerde ölüm temasının işlenmesi ise hayatın coşkusunu ve güzelliğini, yaşamın sevincini anlatmak için kullanılan bir alegori olarak yorumlanmaktadır. MÖ 1’nci yüzyıl Latin edebiyatında Horatius, Martialis, Petronius ve Psuedo Vergilius gibi şairler: yaşamın kıymetini daha etkileyici bir şekilde vurgulamak amacıyla, şiirlerinde ölüm temasını işlemişlerdir.
Bu felsefenin görsel sanatlardaki yansıması olan iskelet figürleri ise, MÖ 1’nci yüzyıldan itibaren giderek yaygınlaşmış, bu doğrultuda insanlara ölümün varlığını hatırlatarak “ye, iç, neşelen ve mutlu ol” çağrısında bulunmak için kullanılmıştır.
Gece Alemi Mozaiği:
Açık renk zemine işlenmiş ve çevresi bantlarla sınırlandırılmıştır. Konu: gece perileri Tiritenler ve su perileri Nereidler işlenmiştir. Figürlerin üstlerinde, Grekçe isimleri yazılıdır.
Panonun çevresi, ince bant, dalga motifi ve bitkisel bordürle sınırlandırılmıştır.
Mozaik mavi zemin üstüne işlenmiştir.
Mozaiğin üst kısmında: Erol tasviri, alt kısmında ise Psykhe tasviri bulunur.
Efsaneye göre: “Eros: Afrodit ve Hermes’in oğludur. Miletos kralının üç kızı vardır. Bu kardeşlerin en güzeli ise Psykheler’dir. Afrodit: oğlu Eros’a: Psykhe’yi dağa bırakmasını, eş olarak da ejdere vermesini ister.
Fakat: Eros, Psykhe’ye aşık olur. Bir saraya yerleştirir ve geceleri, gizlice yanına gider.
Sevgilisine görünmez, ayrıca sevgilisine, kendisini görmesi için herhangi bir girişimde bulunmamasını tembih eder.
Ama Psykhe dayanamaz. Bir gece, Eros kanatlarını yaymış uyurken, Psykhe: yağ kandilini yakar ve yanına giderek Eros’a bakar.
Sevgilisinin tanrı olduğunu görünce, elleri titrek ve bir damla kızgın yağ, Eros’un omuzuna damlar. Tanrı Eros uyanır uyanmaz, sevgilisini bırakır ve gider.
Uzun bir süre, birbirlerinden ayrı eriyip dururlar.
Sonunda: Afrodit, ikisine de acır, Psykhe’nin bir sürü olamayacak işler yapmasını buyurur. Bu işler sırasında, Periler Psykhe’ye yardım ederler ve sonunda Psykhe ile Eros birbirlerine karışırlar.
Antakya Arkeoloji Müzesi Ocaenus Portre Mozaiği:
Ocaenus Portre Mozaiği:
Yengeç kıskacı şeklindeki boynuzlarıyla dikkati çeken mozaik, MS 2 ile 4’ncü yüzyıllar arasında, zengin bir ailenin duvarını süslemekteydi.
Antakya Arkeoloji Müzesi Oceanus ve Tethys Mozaiği:
Oceanus ve Tethys Mozaiği:
Mozaikte: teseralar yani taşların çok küçük olması, renklerin canlığı, anatomik özelliklerin çok iyi vurgulanması ve bir yağlıboya tablo gibi olması nedeniyle, mozaik sanatının en iyi eserleri arasında gösterilir.
Mozaikte, Oceanus, Yunan mitolojisinde Uranus ile Gaia’nın çocuğu olan titandır. Tüm okyanusların kişileşmiş hali olan Oceanus, genelde kaslı bir adamın uzun sakallı ve istakoz kıskaçlı yüzüyle simgeleniyor. Alt kısımda ise, bir yılanı andırıyordu.
Oceanus’un kardeşi olan bir başka titanla, Tethys’le evlenmesi üç bin deniz nymphelerinin (peri) oluşmasına neden oldu.
Oceanids olarak da bilinen bu nymphelerin her biri ayrı bir ırmak, çay, göl ya da havuzun hakimi oldular.
Antakya Arkeoloji Müzesi Khresis Mozaiği:
Khresis Mozaiği:
Defne (Harbiye) de bulunmuştur. MS 4 veya 5’nci yüzyıla tarihlenmektedir. Mozaik panoda: Apollon rahibinin kızı olan Khresis: Truva’yı kuşatan Kral Agamennon’un kölesidir.
Khresis, özgürlüğüne kavuşmak için fidye olarak iki şehri Kral Agamennon’a sunmaktadır.
Antakya Arkeoloji Müzesi Sikke Koleksiyonu
SİKKE KOLEKSİYONU:
Burada: Antakya darphanesinde, aralıksız olarak tüm dönemler boyunca darp edilen, geniş ve dünya çapında bir sikke koleksiyonu bulunmaktadır.
Müzenin sikke koleksiyonunun ağırlığını, Roma ve Bizans sikkeleri oluşturmaktadır. Bu sikkeler: Harbiye, Antakya, Açana, Çevlik ve İskenderun’da yapılan kazılarda toplanmıştır.
Antakya Arkeoloji Müzesi Nikator Sikkesi
Niketor Sikkesi:
Sikkenin ön yüzünde: İmparator Nikator’un başı sağa dönüktür ve defne çelenklidir. Arka yüzde ise, fil üstünde akrobat görülür. Nikator, aynı zamanda Antakya şehrinin kurucusu olarak bilinir.
Antakya Arkeoloji Müzesi Lahitler Salonu
LAHİTLER SALONU:
Salon, 2018 yılında tamamlanarak ziyarete açılmıştır. Salonun son bölümünde, ünlü “Antakya Lahdi” görülebilir. Lahitler bölümünde Seneca’nın bir etkileyici sözü vardır “Ölüm her şeyi eşit kılar”
Antakya Arkeoloji Müzesi Lahitler Salonu
Lahit hakkında ayrıntılı bilgi:
Lahit, 1993 yılında Antakya Harbiye Caddesi Kışlasaray Mahallesinde, Sit alanı içinde bir temel kazısı sırasında tesadüfen bulunmuştur. Lahdin bulunuşuna ait bir başka kaynaktan aldığım bilgi şöyledir.
“2000 yılında Antakya’da bir ev sahibi, bahçesindeki asma ağacının yerini değiştirmek isterken, lahde rastlar ve Müze Müdürlüğüne haber verir.
Müze müdürlüğü yetkilileri lahdi inceler ve o andaki şartların yetersizliği nedeniyle başka bir işlem yapmazlar. Yaklaşık 4 ay sonra, lahit yapılan çalışmalar sonucu müzeye taşınır.
Müzede, tüm basın mensupları ve lahdin bulunduğu evin sahipleri huzurunda lahit açılır, içinin su dolu olduğu görülür ve kovalarla su temizlenir.
Sonuçta: Lahitten sadece baba, anne ve kız çocuğuna ait olduğu sanılan iskeletler çıkar. Öte yandan, arkeoloji ilmine göre, bu tür lahitlerde ölü veya ölülere çeşitli hediyeler bırakıldığı bilinen bir gerçektir, ancak bu lahit bulunduğu yerde 4 ay bekletilmiş ve müzede sözüm ona ilk kez açılmış ve içinden su ve iskelet dışında bir şeyler çıkmamıştır ister inanın ister inanmayın.
Evet, Lahdi anlatmaya devam edelim:
Lahit, kapağı ile birlikte ağırlığı 10 ton civarındadır.
Müzenin eşsiz güzellikteki eserlerinden birisidir. İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan İskender Lahdinden sonra, gelmiş geçmiş en önemli eserler arasında sayılmaktadır.
Lahit: içinden çıkan değerli eserler ve bireylere ait iskeletlerle birlikte, özel bir odada sergilenmektedir.
Lahdin içinden çıkan sikkeler değerlendirildiğinde, lahdin MS 265-270 yılları arasında yapıldığı tahmin edilir.
Lahdin uzunluğu: 2.47 metredir. Genişliği 1.22 metre ve yüksekliği 1.20 metredir.
Anadolu’nun birçok yöresinde de kullanılmış olan “Sidamara” olarak bilinen lahit gurubuna girer, ters tekne (semendam) şeklindedir.
Lahdin üzerinde tahribat görülmektedir, bu tahribatların lahdin bulunduğu arsada yapılan hafriyat sırasında oluştuğu düşünülüyor. Zaten, yukarıda anlattığım gibi, lahdin bulunduğu yerde, 4 ay kendi başına bekletilmesi, anlamak mümkün değil.
Günümüzde müzede sergilenen lahdin üzerinde, özellikle kabartmaların bir kısmının baş bölümü yoktur. Sanki, koparılıp alınmış gibi?
Lahdin tümünü kaldırıp götürmek mümkün olmadığından, en kolay parçalar yani baş bölümleri yok olmuş.
LAHİD KapaĞI:
Yatak (kline) biçimli olan lahit kapağının üzerinde yan yana ve uzanmış şekilde mezar sahibi karı koca betimlenmiştir. Erkeğin başı eksiktir, kadının başı yerinde olsa da yüzü işlenmeden bırakılmıştır.
Bunun nedeni asıl mezar sahiplerinin yüz özellikleri lahdin yapıldığı atölyede bilinmediğinden sonradan işlenmek üzere böyle yapılmıştır, fakat yüz hatları işlenmemiştir.
Yatak şeklindeki kapağın arka ve yan yüzlerinde yan yana dizilmiş dikdörtgenlerin içinde çeşitli deniz canlıları (yunuslar ve tritonlar) kabartmaları vardır. Ön cephesinde ise köşelerde küçük çocuk figürleri oturmaktadır.
Burada yapıların önünde ve arasına yerleştirilmiş beş figür bulunur. Köşelerde her biri bir tabure üzerine oturmakta olan yaşlı bir kadın ile yaşlı bir erkek figürü vardır. Bunların arasındaki alanda bu kez ayakta betimlenen üç figür görülür.
Bunlardan ortadaki oldukça genç olduğu anlaşılan bir erkek figürüdür. Bunun sağında ayakta ve yönü oturan kadına dönük sakallı bir erkek, solunda ise bir oturan yaşlı erkeğe bakan bir kadın yer almaktadır.
Muhtemelen hayatın gençlik, olgunluk, yaşlılık gibi değişik safhalarını temsil eden figürlerdir. Bu sahnelerde veda sahnesi olarak da tanımlanmaktadır.
1.DAR YÜZ:
Kurban sahnesi,
Buradaki yapı cephesinde ayrıca bir kapı bulunmaktadır. Burası mezarın kapısını temsil eder. Kapının önüne aslan bacağı şeklinde ayakları olan bir sehpa, bunun üzerinde üst kısmında ucundan dumanların yüksekliği bir tütsü vazosu yer alır.
Kapının bir tarafında başı örtülü ve elinde bir koku kabı tutan ayakta bir kadın, diğer tarafında yine ayakta sakallı bir erkek vardır.
Bu figürün sağ elinde bir sunu kasesi, sol elinde de bir kitap rulosu tutmaktadır. Kadın ile kapı arasında ileriye doğru uzanmış bir kurbanlık boğa yer alır.
ARKA GENİŞ YÜZ
Aslan avı sahnesi görülür.
Bu yüzde aslan avı sahnesi betimlenmiştir. Burada da hem yapıların nişlerinin içinde hem de aralarında beş genç avcı görülmektedir. Ortadaki nişin içindeki avcı bir at üzerindedir ve uzun mızrağını aslanın başına saplamıştır.
Atın altında avcının köpeği, aslana doğru hamle yapmıştır. Bu sahnenin iki yanında avcının arkadaşları/yardımcıları sakin bir şekilde olayı izlerken, atın önünde olanın sağ eli atın yularını tutmakta, sol elinde de kamçı taşımaktadır.
Atın arkasındaki yardımcı ise sol elinde avcıların öttürdüğü boynuz şeklinde bir boru, sağ elinde ise mızrak tutmaktadır. Bu yüzün köşelerinde atları zapt etmeye çalışan, aynı zamanda ortadaki olayın izleyen gençler yer almaktadır.
2.DAR YÜZ.
Buradaki sahnede ortadaki yapının önünde ayakta genç bir kadın ve iki yanında birer genç erkek figürleri yer almaktadır. Kadın ile sağdaki genç birbirlerine bakarken, omuzunu açıkta bırakan elbiseli üçüncü genç, sahnedeki diğer iki figüre doğru dönmüştür.
Durgun ve sakin ifadeli bu gençler belki de aile bireyleri olup, kadın yasta olduğundan şalı ile başını örtmüştür.
Kime aittir
Lahit, üzerindeki betimlemelere göre, aristokrat bir aileye aittir.
Antakya Arkeoloji Müzesi Antakya Lahdi içinden çıkanlar
Lahdin içinden çıkanlar:
Lahdin içinden 3 kişiye ait kemikler çıkmıştır. Bunlar: yetişkin bir erkek, yetişkin bir kadın ve genç bir kıza aittir. Ayrıca, yine lahdin içinden çıkanlar: bir bilezik, altın kolye, düğmeler ve üç adet sikkedir. Bu sikkelerin üzerinde: iki ayrı Roma İmparatoru ve bir Augusta bulunmaktadır.
1’nci Sikke: Roma İmparatoru Gordianus’un resmi (Ölüm tarihi: MS 244)
2’nci Sikke: Roma İmparatoru Gallineus III’ün karısı Augusta Cornellia Salonina’nın resmi. (ölüm tarihi: MS 268)
Bu sikkeler değerlendirildiğinde: Lahdin, Roma İmparatoru Gordianus döneminde yani MS 244 yılından önce yapıldığı ve ilk gömünün bu tarihte yapıldığı, daha sonra sırasıyla diğer gömülerin gerçekleştiği tahmin edilir.
Antik dünyada gelenek olduğu üzere, ölünün dili altına sikke konuluyordu.
Lahdin içinden çıkan, iskelet ve sikkeler, camekanlı bir vitrinde sergileniyor.
ORTAÇAĞ VE İSLAMİ ESERLER BÖLÜMÜ:
Müzenin son bölümüdür.
MÜZEDE SERGİLENEN DİĞER ÖNEMLİ BULUNTULAR:
Antakya Arkeoloji Müzesi Sivri Kafalar
Sivri Kafatasları:
Sivri kafatası geleneği: Orta Kalkolitik yani günümüzden 4000 yıl öncesi döneme aittir. Günümüzde Afrika’da hala bu gelenek sürdürülmektedir.
Ankara Gordion kentini gezen ve bilenler için: Kral Midas döneminde Frig asillerinde de bu sivri kafatası geleneği varmış.
Şeyh höyükte yapılan kazılarda bulunan kafataslarının kemiklerinin hala yumuşak olduğu ve bebeklik çağlarında sarılarak şekillendirilmesi sonucunda deformasyona uğramış olduğu tespit edilmiştir. Tell Kurdu da bulunan bazı insan heykelciklerinin kafalarının uzatılmış olması, böyle bir uygulamayı gösterebilir.
Tanrıça İştar Heykeli:
Geç Tunç çağına tarihlenir. Heykel: özel bir taş olan Lapis Lazuli taşından yapılmıştır. Rengi özeldir.
Antakya Tykhe’si;
Antakya bölgesine özeldir. Antakya (Antiocheia) şehrinin: şansı ve bahtı ile ilişkilendirilir.
Antakya Tykhe’si: Antakya’nın şehir surlarını, Orantes (günümüzdeki ismiyle Asi) nehrini, Habib-i Neccar Dağını sembolize eder.
Hem sikke ve hem de heykel olarak karşımıza çıkar.
Bu tablet, Asur Kralı Esarhaddan tarafından, Veliaht Prens Asurbanipal’ın veraset statüsü için MÖ 672 yılında uygulanmış bağımlılık yeminini içermektedir.