Sarıgerme

Sarıgerme

Sarıgerme: Dalaman havaalanına, yalnızca 11 km. ve Dalaman merkeze 12 km uzaklıktadır. Dalaman ve Ortaca arasında kalan bir yerdir.

Fethiye’ye: 58 km., Muğla’ya: 81 km., İzmir’e: 307 km., Ankara’ya: 737 km., Antalya’ya: 260 km., İstanbul’a: 870 km. uzaklıktadır.

Ortaca’dan, düzenli minübüs seferleri bulunmaktadır. Öncelikle: Osmaniye Köyüne ulaşmayı denemelisiniz. Buradan: Sarıgerme Plajına; çekçek ler ile ulaşmak mümkün. Zaten: sezonda, plaj bölümü, araç trafiğine kapatılıyor.

Sarıgerme

GENEL:

Eşsiz güzellikte doğası, kumsalı ve geçmişten günümüze gelen tarihi önemi nedeniyle, turizm açısından önem kazanıyor. Türkiye’nin en meşhur turizm merkezlerine yakın olması büyük avantaj.

Neden Sarıgerme ismi verilmiş?

Dalaman çayının üzerinde taşınan tomruklar, denize kaçmasın diye, çayın deniz bağlantısı kapatılırmış. Bu işleme “Germe” deniliyormuş.

Dalaman çayının kollarından “Sarısu’da, bölgenin deresi. İşte “Sarı” ile “Germe” birleştirilerek, Sarıgerme oluşturulmuş. Esas yerleşim: Osmaniye köyü olarak biliniyor. Köy; sahilden 850 metre içeride.

Deniz sığ. Ege ve Akdeniz’in bu buluşma noktasında: farklı tuz yoğunluğu dikkati çekiyor. Kıyı bandında: bir-iki karış derinlikli suda, kilometrelerce yürüyebilirsiniz.

Bilek ve dizinizi geçmeyen su, tabandaki kumlar, ayaklarınıza doğal masaj yaparken, bacak kaslarınızı kuvvetlendirip, vücuttaki tüm elektrik ve stresi alıp götürüyor.

Sığ deniz; yüzme bilmeyenler ve çocuklar için ideal güzellikte. Aynı zamanda “Mavi Bayrak” sahibi olan denizden çıktıktan sonra; onlarca yıllık çam ağaçlarının gölgesinde dinlenebilirsiniz.

Kumsalı: çok geniştir.

Plajın uzunluğu 7 kilometredir, genişlik ise 100 metre civarındadır.

Sarıgerme’nin en önemli özelliği: çok ince, altın sarısı kumsalında, herhangi bir beton yapı bulunmamasıdır.

Orman bir anda sizi kucaklıyor. Temiz havası, ciğerlerinize dolarken, kendinizi yeniden doğmuş gibi hissedeceksiniz.

Sarıgerme Baba adası

Denizde, biraz açıklarda: Baba adası var. Bu ada: Marmaris-Göcek arasında dolaşan teknelerin ve yatların uğrak yerlerinden biri. Adanın Sarıgerme’ye bakan yüzü, korunaklı ve tekneler bu yüzden bağlanıyorlar.

Adanın arka yüzü ise kayalık ve dalma meraklıları için uygun bir alan. Baba adası: sahilden 1 mil açıkta. Bir tür dalgakıran görevi yapıyor.

Kıyı şeridindeki suyun sirkülasyonunu da sağlıyor. Sahile yan yana gelen dalgalar, yüzenlere yalnızca bir kez temas edip, geçip gidiyor.

Baba adasının bir özelliği de, burada tüplü su altı dalışı yapılabilmesidir.

Tüm bu güzellikleri anlattım. Yalnız bir sorun var. Bu güzel; plajın büyük bölümü: özel oteller tarafından kullanılıyor, yani yalnızca kendi müşterilerinin girebildiği özel alanlar haline getirilmiş.

Sonuçta ise: 1995 yılında, Sarıgermede yaşayan çeşitli insanlar bir araya gelerek SAR-ÇED denilen bir eğitim derneği kurmuşlar. Bu dernek, daha önce çöplük olarak kullanılan alanda; Turizm Bakanlığının pilot proje olarak gösterdiği çalışmalar yaparak; sahili düzenlemişler ve bu sahaya: büfe, duş, tuvalet, şezlong, şemsiye ve kabinler yanında Osmaniye Köyü’ne çekçek bağlantısı gibi hizmetler vermeye başlamışlar.

Bu sayede: lüks otellerin, yerli ve yabancı turistlere verdiği hizmetlerin aynısı, günübirlik kullanılan bu sahilde de verilmeye başlanmış. Bu arada: buraya giriş ücretli. Evet; bu hizmetler ücretli veriliyor. Ama: sonuçta, inanın verdiğiniz ücrete değecek.

Ayrıca: sezon başlayınca, Sar-Çed plajı yakınlarında, otopark yasağı başlıyor. Eğer aracınız ile buraya gidecekseniz; köyün hemen girişindeki otoparka aracınızı park edin. Yoksa geri dönmek zorunda kalırsınız.

Otopark’dan Sarıgerme plajına, çekçek (Traktör römorklarının özel olarak dizayn edilmesiyle hizmet veren, toplu taşıma aracı) ler ile ücretsiz olarak gitmeniz mümkün.

Sarıgerme Sahili

NE YENİR:

Burada; bir tür deniz yosunu olan: “Geren Otu” ve “Silcan Otu” nu mutlaka deneyin. Sarısu’ da avlanan Mavi Yengeçler diğer yiyecek alternatifleri. Ayrıca: yılan balığı ve çiçek balı nı da tatmalısınız.

Sarıgerme Sahili

NELER YAPILABİLİR:

Sarıgerme’nin dünyaca ünlü altın sarısı plajlarında, güzel bir yürüyüş sizi rahatlatacaktır. Sarıgerme Sahilindeki kumlar o kadar ince dir ki, avucunuzda sıktığınızda, su gibi akıp giderler, tutamazsınız. Su çok fazla derin değildir.

Bazı yerlerde: 45-50 metre ilerisinde bile, su yalnızca dizinize gelir. Özellikle: çocuklu aileler için bulunmaz bir güzelliktir bu.

Çocuklarınız: Sar-Çed park alanında: tavşan, tavus kuşu, ördek vb. gibi sevimli hayvanları severken, isterlerse oyun alanında bulunan parkta: salıncak, kaydırak ve bunun gibi birçok etkinlikten yararlanarak zaman geçirebilirler.

Sarıgerme Pisilis antik kenti

PİSİLİS ANTİK KENTİ:

Sarıgermedeki antik yerleşimin adı: “Pisilis”. Yerleşimin bugünkü adı da ilginç. Germa sözcüğü: Farsçada ılıca yani sıcak su anlamına geliyor. Bunu hatırlayınca, ilk çağ kenti Pisilis kalıntılar alanına, yöre halkının, niçin Sarıgerme dediğini anlamak mümkün.

Antik kentte bugün görülebilenler şunlar: duvarlarla çevrili şehir merkezi ve bunun dışında kalan, birkaç büyük yapı ve mezarlık kısmı.

Kayalık bir tepenin üzerinde bulunan şehir merkezinde, dar caddeler ve sokaklar, birbirine yakın, dar ve genellikle iki katlı evler görülüyor. Zemin katlarında ahırlar, üst katlarda oturma odaları bulunuyor.

Bir kısmının dışarıdan merdivenleri bulunuyor. 50-70 cm. kalınlığındaki dış duvarlar: taş, tuğla kırıkları ve horasanlar, damlar tahta kalaslar (kalaslar, hala sıkça görülebilmekte) ve kerestelerden yapılmış.

İçme suyu: dağlardan bir su kemeri ile aktarılmış veya yağmur suları yer altı sarnıçlarında biriktirilmiş. Şehir duvarlarının yüksekliği: yaklaşık 10 metre ve kalınlıkları ise, 3 metre kadar. Şehrin, yaklaşık yarısına yakın bölümü, güneydoğudan gelen göçmen kumullarla örtülmüş.

Şehir duvarlarının dışında; otel bungalovlarının bulunduğu bölümde, bir anıt mezarın heybetli taş kütle temeli (zengin bir Romalının aile mezarlığı olduğu sanılıyor) bulunuyor.

Dikkatinizi çekecek bir özellikten söz edeceğim. Pisilis antik kentinin kalıntılarının bulunduğu alan üzerinde, bugün bir turistik tesis bulunuyor. Bu nedenle, bugüne kadar burada herhangi bir kazı ve arkeolojik inceleme yapılamamış.

Bu yüzden bilgiler sınırlı. Ama: buradaki turistik tesisin açılışında, devrin Cumhurbaşkanı bir söz ediyor ki, bu söz şöyle:” Gavurlardan kalan bu taşları mı koruyacağız, yoksa beş yıldızlı oteller mi yapacağız?”

O devirlerde, kaçak büyük tesisler yapmak moda idi. Ama bunların sonradan devrin Başbakan ya da Cumhurbaşkanlarına açtırılması da, bu modanı bir parçası idi.

Evet, Sarıgerme bu. Gerçekten: burada, sizi muhteşem geniş ve incecik, vücudunuza yapışmayacak ölçüde ince kumlardan oluşan, sarı bir plaj karşılayacak. Ayrıca: sığ ve güzel, tertemiz bir deniz.

Bunun dışında; hayır, başka bir şey yok, sessizlik, huzur, yemyeşil çam ağaçlarının gölgesi var. Denize girebilir, sıcaktan bunalırsanız, çam ağaçlarının gölgesinde, gayet güzel zaman geçirebilirsiniz. İyi tatiller.

Sinop Erfelek

Sinop Erfelek Tatlıca Şelaleleri

Özellikle: Tatlıca Şelaleleri nedeniyle, son yıllarda, Karadeniz gezi turlarına katılan bu şirin ilçemiz de, bu şelalelere ulaşmak biraz zahmetli, bunu kesinlikle dikkate alın, bunun dışında, buraya yolunuz düşerse, kestane balı almayı sakın ama sakın unutmayın.

ULAŞIM

Sinop iline ulaşan ana yollar üzerinde bulunmaması olumsuz. Ancak: il merkezine yakın bulunması avantaj. Evet: Erfelek’in il merkezine uzaklığı: 26 km. dir. Sinop il merkezinden buraya ulaşmak için yolun büyük bölümü gayet güzeldir, ancak son 8-10 km lik bölüm, bir barajın çevresinden dolaşarak gidiliyor, burada yol dar ve virajlı yani sıkıntılıdır.

Bir de, buraya vardığınız da otopark sıkıntısı çıkıyor, gerek çevreden gelenler ve gerekse yerliler nedeniyle burası çok kalabalık oluyor, benden size öneri, buraya erken saatlerde gidin, yoksa asla ne arabanızı koyacak otopark ne de oturacak bir sandalye bulamazsınız.

Zaten otopark diye ayrılan yer de tam bir kepazelik, büyük taşların bulunduğu saçma sapan bir otopark, inanılır gibi değil. Son bir not, dönüş için Ankara istikametine gidecekseniz, ilçe merkezinin içinden geçen yolu takip edin, aksi halde yolunuz çok uzar.

Sinop Erfelek Tatlıca Şelaleleri

GENEL

Yukarıda belirttiğim gibi buraya ulaşmak biraz zahmetli, birçok şelale olduğu söyleniyor ama ilk vardığınız yerde sadece bir tane şelale göreceksiniz. Bu bölümde, restoranlar ve kafeler var, zaten turların büyük çoğunluğu, burada erken saatlerde sabah kahvaltısı veriyorlar, siz de burada bir çay veya kahve molası verebilirsiniz, fiyatlar aşırı uçuk değil, onun dışında buraya piknik yapmaya geliyorlar.

Evet, birinci şelale hemen burada, uzunca ve dik merdivenlerden çıktığınızda ikinci şelaleyi görüyorsunuz, hava sıcak ve ortam nemli olunca, daha fazla çıkmak, diğer şelalelere gitmek gerçekten güç istiyor, tercih sizlerin.

Evet: Erfelek’in eski ismi: Karasu. Çünkü: Karasu çayının, 25-30 metre yakınında kurulmuş. Bu nedenle: yaklaşık 80 km. uzunluğunda olan bu çay, zaman zaman taşarak, ilçe merkezinde yaşayanlara sıkıntı yaratıyor.

İlçe merkezi, tepeler arasında kurulduğu için; çevreden görülmüyor. Yalnız: Sinop-Ayancık kara yolunun, İyice Meydan Mevkiini geçtikten sonra, Sakarabaşı yakınlarından, kuş bakışı görmek mümkündür.

İlçenin: rutubetli ve yağışlı bir iklimi var. En soğuk ay: Şubat, en sıcak ay ise: Temmuzdur.

Yerleşim yerinin: Cumayanı adını alması nedeniyle, her hafta Cuma günleri, ilçe merkezinde pazar kurulur. Cuma günleri; çevre köylerin tamamı ilçeye iner, çarşı ihtiyacını karşılar, resmi dairelerdeki işlerini görürler. Varsa, ürünlerini satarlar.

İlçede, her yıl Temmuz ayının ilk pazar günü: Tatlıca şelalelerinde, doğa şenlikleri düzenlenir. Bu şenlikler boyunca: doğa yürüyüşü, yüzme, güzellik yarışmaları gibi, birçok dalda yarışmalar düzenlenir.

İlçede: her yıl, Eylül ayı içinde, bir hafta süreli: Hayvan ve Emtia panayırı düzenlenir. İlçe Belediyesi tarafından düzenlenen bu panayırda, hayvancılığı teşvik için, her cins ve ırktan, büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yarışmaları, halk konserleri, söyleşi ve paneller ile yörenin en büyük karakucak güreşleri  düzenleniyor.

Sinop Erfelek Tatlıca Şelaleleri

Erfelek, ilçe merkezine geldiğinizde, bir ilçeden çok, bir köye geldiğinizi düşünebilirsiniz. Ancak: burada, muhteşem manzara yaratan şelaleler var ve birçok insan, bu şelaleleri görmek için, buraya akın ediyor. Erfelek içinde: çarşıdan, kestane balı almanızı öneririm.

Çünkü: kestane balı, birçok derde deva olduğu dünya çapında haklı olarak ünlenen Anzer balından aşağı kalır yanı olmadığı, bilim adamlarınca tescil edilmiş.

Evet, Erfelek, kestanesi ile ünlü. Çünkü: kestanenin kendine özgü lezzeti var ve piştikten sonra iç kabuğundan kolayca ayrılıyor. Olgunlaşan kestaneler, uzun sırıklarla, ağaçlara çıkılarak silkeleniyor.

Ayrıca: ilçe merkezinde, Abanoz Mahallesi denilen bir yer var. Burada: asma köprü, çelik halatlar üzerinde duruyor. Abanozlular, ürkütücü köprüden, hayvanlarını geçirebilmek için, eşekle önden gidiyorlar.

 

Sinop Erfelek Tatlıca Şelaleleri
Sinop Erfelek Tatlıca Şelaleleri
Sinop Erfelek Tatlıca Şelaleleri

 

GEZİLECEK YERLER

Evet, tabelaları takip ederek; şelaleleri bulabilirsiniz. Sonrasında ise: aracınızı park edip, başlıyorsunuz tırmanmaya. Tırmanış boyunca; irili-ufaklı birçok şelale geçiyorsunuz. En tepeye ulaştığınızda ise, sizi bir çay bahçesi karşılıyor. Ufak bir moladan sonra; aşağı doğru iniş başlıyor.

Aşağıda: temiz bir lokanta var. Burada: bu muhteşem ortamda güzel bir yemek yiyebilirsiniz. Yanında: açık ayran öneriyorum. Bu arada: şelalelere tırmanmaya niyetli olanların: altı kaymayan ayakkabıları olması şart. Ancak: her koşulda dikkatli olmak şart.

Yöre halkı: şelalelere: Yedibasamak ve Deliktaş gibi isimler takmış.

Evet; işte böyle. Tatlıca Şelaleleri hakkında: şimdi daha genel ve ayrıntılı bilgiler vermek istiyorum.

Sinop Erfelek Tatlıca Şelaleleri
Sinop Erfelek Tatlıca Şelaleleri

 

TATLICA ŞELALELERİ

İl merkezine uzaklık: 42 km. dir. Erfelek ilçesi Tatlıca köyü sınırları içindedir.

Bu şelaleler: aynı vadi içinde sıralanmış, 28 irili-ufaklı şelaleden oluşur. Bu özelliği ile: dünyada benzeri yoktur.

Dar ve 2 km. uzunluğundaki vadi içinde; şelaleler yanından ve kayın ormanları içinde, çok güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Bu yürüyüş, yaklaşık 2 saat sürer.

Şamı;

Şelalelerin aktığı vadide, eski su değirmenidir.

Şelalelere adını veren Şamı (Tatlıca) köyüne ait. Eski değirmen: 1.5 kilometreyi aşan şelale tırmanışınız için, kriter noktanız. Şelalelere tırmanarak değirmene ulaştığınızda, yolu yarılamış sayılırsınız.

Geri dönmek isteyenler için, değirmenden, aşağıdaki patikaya inmek mümkün. Değirmenden sonra, vadi daha da sarplaşıyor ve zorlaşıyor.

Yola devam ederseniz: kayın, ıhlamur, gürgen ve meşe ormanından, gökyüzünü göremeyeceğiniz, dar Şamı Vadisi: Karasu üzerine kurulan baraj çalışmaları sırasında keşfedilmiş. Şelaleler: bazen, döküldükleri noktalarda, 4-5 metre derinliğinde ve rengarenk gölcükler oluşturuyorlar.

Vadide: zaman zaman, küçük kollara ayrılan su, birleşip aynı gölcüğe dökülürken, muhteşem görüntüler sunuyor. Soğuk suların uğultularla döküldüğü, Şamı Şelalelerinin her biri ayrı şekilde. Sonbaharda dahi, su seviyesi düşmüyor.

Bölge: doğal SİT alanı olarak koruma altına alınmıştır. Burada: trekking, piknik, gezi ve av turizmi yapmak mümkündür.

Kırklareli

Kırklareli

Resmi araştırmalara göre, Kırklareli, ülkemizdeki iller arasında, gelişmişlik bakımından: 11’nci sıradadır.

Özellikle: eğitim alanında, gelişmişlik üst düzeydedir. Bu arada, Kırklareli ve Kırıkkale’yi karıştırmamak gerek, ama isimleri o kadar yakın ki, genellikle karıştırılıyor.

Kırklareli

ULAŞIM

İstanbul-Edirne bağlantı yolu olan TEM Otoyolunun büyük kısmı ve D-100 karayolunun, yaklaşık 80 km. lik bölümü, Kırklareli il sınırları içinden geçmektedir.

Kırklareli-Edirne arasındaki uzaklık; 62 km. Kırklareli-Tekirdağ arasındaki uzaklık: 121 km. Kırklareli-İstanbul arasındaki uzaklık: 210 km. Kırklareli-Çanakkale arasındaki uzaklık; 234 km.

TARİHİ

Bu yörede, bilinen ilk yerleşimciler olan “Traklar” Roma dönemi ortalarına kadar, uzun yıllar, bölgede bağımsızlıklarını sürdürmüşlerdir.

MÖ.750 yıllarında ise, bu kez, Avrupa’dan, Anadolu’ya geçen Trak kabilelerinden Frigler: Anadolu’da büyük bir devlet kurmuşlardır. MÖ.3’ncü yüzyılda ise, bu kez, Galatlar bölgede görülürler.

Özellikle, yörenin bir geçiş bölgesi olması: Roma ve Bizans dönemlerinde, bölgenin birçok kez ve çeşitli uluslar tarafından istila edilmesine neden olmuştur. Ancak, 1363 yılında, Osmanlılar yöreyi ele geçirirler.

Daha sonra takip eden tarihi süreçte ise, bu kez: I. Dünya Savaşı sıralarında, Bulgar ve Yunanlılar, buraları işgal ederler. 10 Kasım 1922 tarihinde kurtuluşa kadar, işgal sürer.

1924 yılına gelindiğinde, Kırıkkale, il olur.

Kırklareli isminin kaynağı: tarihi süreç içinde, şehrin isimleri: Herakliya, Vrisium, Verisse, Bozili, Nerisse, Saranta Ecclesies, Kırkkimse, Kırkkimesne. Ancak: Kırklareli isminin nasıl bulunduğu hakkında ayrıntılı bilgi yok.

Ancak, özellikle Osmanlılar zamanında, yöreden sürekli olarak “Kırkkilise” olarak söz edilmiştir. Ancak, 20 Aralık 1924 tarihinde,  TBMM tarafından kabul edilen bir kanun ile, şehrin “Kırkkilise” olan ismi, “Kırklareli” olarak değiştirilmiştir.

Kırklareli

GENEL

Kırklareli, bir hudut ilimiz. Kuzeyinde Bulgaristan var. Bulgaristan ile olan kara sınırı: 180 km. ve Karadeniz kıyısındaki sahil şeridi ise, 60 km. dir.

İl merkezinin rakımı: 203 metredir. Yörenin, kuzey ve doğu bölümleri dağlık ve ormanlık, diğer bölümleri ise, genellikle düzlük arazidir.

Bölgede: kara iklimi egemendir. Buna bağlı olarak: kışlar sert ve yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer.

Yörenin ekonomisi: tarım ve hayvancılık üzerine yoğunlaşmıştır. Bölgenin: yüzde 40 tarım arazisi, yüzde 40 orman ve yüzde 5 meradır. Tarım denilince, bölgede öne çıkan ürünler: buğday ve ayçiçeğidir. Özellikle: ayçiçeği çok yoğun. Uygun zamanda gittiğinizde, çok büyük ayçiçeği tarlaları görmek mümkündür.

KIRKLARELİ ÜNİVERSİTESİ

2007 yılında kurulmuştur. Günümüzde, üniversitenin: 5 fakültesi, 1 sağlık yüksek okulu, 7 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Fakülteler, il merkezinde olup, isimleri: Teknik Eğitim, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen ve Edebiyat, Ticaret ve Turizm ve Teknoloji Fakülteleridir.

Bu fakülte ve yüksek okullarda, günümüzde, yaklaşık 10 bin civarında öğrenci eğitim görmektedir. Öğretim kadrosunda ise, 100 öğretim üyesi, 150 öğretim elemanı ve 250 idari personel görev yapıyor.

Kırklareli

NE YENİR. NE İÇİLİR

Kırklareli yöresine yolunuz düşerse: koyun yoğurdu ve Bıldırcın kağıt kebabı yemelisiniz.

Bir şeyler içmek isterseniz: Hardaliye içmelisiniz. Yörede, bağcılığın gelişmişliğine bağlı olarak: içki üretimi de yoğun.

Bu arada hardaliyeden söz etmek istiyorum. Hardiliye: yörenin kendine özgü tadı ve kokusu olan, alkolsüz bir içecektir. Hammaddesi: yaş üzümdür. Eskiden hardaliye yapımında, sadece son üzüm kullanılırken, günümüzde farklı üzümlerde kullanılmaktadır.

Öte yandan, üretim, üzümler tam olgunlaşmadan: Ekim-Kasım aylarında yapılmaktadır. Hardaliye: kolesterolü azaltıcı, bağışık sistemi ve sindirim sistemini güçlendirici etkileri olan bir içecektir. Hatta: kansere karşı yararı bulunduğu da söyleniyor.

NE SATIN ALINIR

Kırklareli yöresinden: peynir satın almalısınız. Kaşar peyniri, burada çok lezzetli yapılıyor. Bunun dışında, bir kısım dokuma ürünü var, beğenirseniz satın alabilirsiniz, ama öncelikle: kaşar peyniri. Kaşar peyniri hakkında çok kısa birkaç bilgi: Rengi hafif sarımsı olmalıdır.

Üstü: önce küflendirilir ve sonra temizlenerek tüketilir. Yani, dışının küflü olması, peynirin iyi kalite olduğunun en büyük göstergesidir. Ama, bakmalısınız ki, bu küf tabakası peynirin içine bulaşmışsa, bozuk demektir.

GEZİLECEK YERLER

Kırklareli Müze

MÜZE

Müzenin bulunduğu bina: 1894 yılında yaptırılmış, uzun süre Belediye binası olarak kullanılmış ve 1983 yılından sonra yaptırılan restorasyonlar sonucu: 1993 yılından sonra müze olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1994 yılında ise, ziyarete açılmıştır.

Yapı: 2 katlı olup, üst katında: arkeoloji ve Etnografya bölümleri var.

Giriş katında ise: kültür-tabiat varlıkları sergi salonu bulunuyor. Burada: 76 türden 102 adet obje sergileniyor. Üst katta ise: arkeoloji ve Etnografya bölümleri bulunuyor. Bu bölümde: çeşitli fosiller sergileniyor. Ayrıca: çevredeki  Tümülüslerde yapılan kazılarda elde edilen eserler sergileniyor.

Ayrıca: Vize antik tiyatrosunda bulunan, 4 tane alçak kabartma rölyef, 1 sütun kaidesi ve 1 yunus balığı heykeli ve büyük boy bir kadın heykeli, salonun girişinde sergileniyor.

Ülkemizdeki müzelerin büyük bölümünü ve dünya üzerinde bir kısım müzeyi gezdim ve hiçbirinde görmediğim bir uygulama bu müzede var. İnanmak mümkün değil. Bir kısım eser, sergilendiği vitrin önünde, camda açılan bir boşluktan elinizi uzatıp, yüzlerce-binlerce yıl önce yapılmış antik esere dokunarak, temas etme hissini yaşıyorsunuz, inanın gördüğümde anlamakta zorluk çektim ama bu hissi, ziyaretçilere yaşatan müze idaresini takdir etmemek mümkün değil.

Umarım bu insanların yani görevlilerin bu güzel ve anlamlı uygulaması, bazı kendini bilmezler tarafından olumsuz etkilenmez ve uygulama devam eder. Vatikan Müzesi aklıma geldi, dünyaca ünlü “İsa ve Meryem” heykelinin önünde, kocaman bir cam korunak, niye: çünkü sapığın biri, heykele bir zamanlar boya atmış ve bu yüzden heykelin önünde şu anda, kocaman bir cam korunak var.

Bu arada, müzenin bahçesinde de, Osmanlı dönemine ait bir kısım top sergileniyor. Kırklareli yöresini ziyaret eden, buralardan geçen okurlar için, bu güzel müzeyi mutlaka ziyaret etmelerini öneriyorum.

KADI CAMİ

İl merkezindeki cami: 1577 yılında, Emin Ali Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Halen kullanılmaktadır. İsminin anlamı ise, daha önce, buranın yakınlarında bulunan bir mahkeme nedeniyle verilmiştir. Yapının: tavan ve çatısı ahşaptır. Minaresi: hemen yapıya bitişik ve çok köşelidir.

Kırklareli Hızır Bey Cami ve Külliyesi

HIZIR BEY CAMİ VE KÜLLİYESİ

İl merkezindeki çarşıdadır. Yapı: 1383 yılında: Hızır Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlıdır. Minaresi tek şerefeli, kaidesi kare ve külahı kurşun kaplıdır. Günümüzde, kullanılmaktadır.

ARASTA-BEDESTEN

İl merkezindedir. Yapının, 1383 yılında yapıldığı biliniyor. Planı: “T” şeklindedir. Yapının uzunluğu: 15 metredir ve günümüzde, burada 12 dükkan bulunuyor.

Kırklareli Küçük Köprü

KÜÇÜK KÖPRÜ

İl merkezinde, Atatürk ilkokulu yanındadır. Köprü: 1569 yılında, Sokullu Mehmet Paşa tarafından, Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Genişliği 4 metre olan köprü tek gözlü, klasik tiptedir.

AŞAĞIPINAR ANTİK KENTİ

İl merkezine, yaklaşık 3 km. uzaklıktadır. Şehrin hemen güneyindedir.

Dere kıyısında, küçük bir tatlı su kaynağının yanındaki göletin yanındaki bur yerleşim yerinde: uzun yıllar boyunca, birçok medeniyet hüküm sürmüştür. Ancak, gölün sınırlarının değişmesiyle, zamanla yerleşim yerinin de yeri değişmiş ve daha batıya geçmiştir.

Buranın en büyük önemi şu: Anadolu’da yerleşik çeşitli uygarlıklar, Neolitik dönemde, buraya kadar gelmişler ve buradan sonra Avrupa’ya geçmişlerdir. İşte, bu yönü çok önemli.

Yani, Anadolu’daki tarım ve hayvancılığa dayalı köy yaşamı, buradan Avrupa’ya aktarılmıştır. Burada: MÖ.6500 yıllarında başlayan yerleşim, aralıksız olarak, MÖ.4100 yıllarına kadar, 2400 yıl devam etmiştir.

Evet, burada, yaklaşık 15 yıldır resmi arkeolojik kazılar sürdürülüyor. Bu kazılarda bulunanlar: kilden yapılmış sapan taneleri, öğütme taşları, çanak-çömlekler, kemikten yapılmış mühür, yassı baltalar, boncuklar, figürinler.

Evet, Kırklareli yöresinin, 8000 yıllık geçmişi burada bulunuyor. Tarih meraklıları için, ziyaret edilmesi gereken bir yer. Çünkü: burası, Anadolu ile Avrupa kültürü arasında bir geçiş bölgesidir.

İki bölge arasındaki ilişkileri anlamak için, buranın yani yörenin tarihi geçmişinin net olarak anlaşılması şart. Kazılar ilerlediğinde: buradaki köylünün, çiftçinin yaşamı, ilk yerleşim yerinin nasıl olduğu, iklim ve ne gibi teknolojiler kullanıldığı hakkında ayrıntılı bilgiler ortaya çıkarılacaktır.

Kazılarda bugüne kadar ortaya çıkarılan bir kısın eser: halen Kırklareli Müzesinde sergileniyor.

Kazı alanında ise, ağaçtan-dal evlerin yapımı tamamlanmış ve yakında burada bir açık hava müzesi açılması planlanıyormuş. Bu dal evleri görebilirsiniz. Daha doğrusu, iskeleti ağaç ve üzerleri sap olan samanlık mı desem? İnsanlar, yüzlerce yıl bu tür evlerde yaşamışlar.

Hatta: Istıranca dağlarında veya ülkemizin diğer birçok yerinde, bu tür evlerde yaşayan insanlar olmamış mı?

Hatta, yaşayan insanlar bile olduğunu düşünüyorum. Tabii küçük bir ayrıntı var, aradan geçen 8000 yıl. Bu arada, bu müze bölümünde: MÖ.6000’li yıllara ait bir odanın köşesi de var.

Burada: cansız mankenler tarafından: buğday üretimi, çanak-çömlek yapımı, duvar tamiri gibi işlevler anlatılıyor. Diğer saman evlerden birinde ise (şu anda 3 taneler) hayvanlardan nasıl kullanıldığı anlatılıyor.

Kırklareli Kanlıgeçit

KANLIGEÇİT ANTİK KENTİ

İl merkezinin 3 km. güneyinde, Aşağıpınar antik kentinin batısındadır.

Bu antik yerleşim yeri de, bir dere kıyısında kurulmuştur. Haydarderenin kıyısındadır. Hatta, biraz önce sözünü ettiğim gibi, Aşağıpınar yerleşim yeri, kıyısında kurulduğu göletin yerinin değişmesi sonucu, orada yaşayan insanlar, Kalkolitik çağda yani MÖ.3500 yıllarında, orayı terk edip, buraya yerleşmişlerdir.

Ancak, buranın ilk yerleşimcilerinin daha eskilere gittiğine dair buluntular da var. MÖ.3000 yılından kalma: dal ve ahşapla yapılmış kulübe yapılarının kalıntıları görülmüştür. Yani, mimari de, taş malzeme hiç kullanılmamıştır.

Bunların dışını: savunma amaçlı, derin bir hendek ve bunu sınırlayan ahşap bir duvar çevrelemektedir. Mimari yapılarda: taş malzeme hiç görülmüyor. Taş malzeme, daha sonraki yapılarda kullanılmıştır.

Burada, 1994 yılından bu yana, resmi arkeolojik kazı çalışmaları sürdürülmektedir. Bu kazı çalışmalarında: bir bakır ocağı bile bulunmuş. Bu bakır ocağında: düşünün, binlerce yıl önce bakır işlenmiştir.

Edirne tanıtımı.

Tekirdağ tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.