Eskişehir

Eskişehir

Sık sık gittiğim bu güzel şehir hakkındaki, ayrıntılı gezi yazısı aşağıdadır. Gerek turlarla ve gerekse kendi başınıza gittiğinizde, umarım size yardımcı olur.

Eskişehir tam Anadolu’nun ortasında bir kentimiz. Bu nedenle; çoğu şehre yakın. Ankara’ya; 233 km., Bursa’ya: 149 km. ve İstanbul’a ise; 330 km. Ayrıca; özellikle, Ankara ile arasında olan yol; otoban olmasa da, gayet güzel. İki gidiş, iki geliş olmak üzere, dört şerit. Yani: Ankara’dan özel aracınız ile yola çıktığınızda, muhtemelen 2 saat 15 dakika sonra Eskişehir’de olabilirsiniz. Ankara ile Sivrihisar arasındaki yol her ne kadar biraz yoğun olsa da, Sivrihisar ile Eskişehir arasındaki bölüm, nispeten boş. Otobüsler ise; 3 saatte varıyor.

Derken; günümüz modern dünyasının ulaşım sektöründeki en büyük rahatlığı, tren, evet hem de hızlı tren, Ankara-Eskişehir arasında, yaklaşık bir süredir seferlerini sürdürmekte. Özellikle; bu büyük konforun ve hızın fiyatının, çok düşük seviyede tutulması, 300 yolcu kapasiteli hızlı trenin, günde yaptığı birçok seferin büyük bölümünün dolu olmasını sağladı. Yani, mutlaka biletinizi birkaç gün önceden almanız şart.  Özellikle hafta sonlarında Eskişehir gezisi düşünüyorsanız, hızlı tren biletinizi en az bir hafta önceden almalısınız.

Sonuçta: Ankara-Eskişehir arasındaki yol, hızlı tren sayesinde, problem olmaktan çıktı. İnanılır gibi değil, ama lüks bir trenle, 1.5 saatte, Ankara-Eskişehir arasındaki yolculuğun tamamlanması, muhteşem bir keyif. Özellikle, hızlı trenin yolculuk sırasında, saatte: 255 km. hıza ulaştığını ekranda görüyorsunuz.

Eskişehir

TARİHİ SÜREÇ

Eskişehir denince, antik dönemlerde, şehir burada kurulu değil. Şu anda bulunulan yerin, 3 km. kuzeydoğusunda, Porsuk çayının kuzeyinde, bugünkü adıyla Şarhöyük denilen yerde, antik Dorylaion şehrinin bulunduğu saptanmış. Burası. 17 m. yüksekliğinde ve 450 m. çapında, orta Anadolu’nun en büyük höyüklerinden.

Evet; antik dönemdeki Eskişehir, işte burada imiş. Şehrin tarihi süreçteki adı: yunanca da: Rorylaion, latince de: Dorylaeum ve arap kaynaklarında ise; Darauliye, Adruliya, Drusilya olarak geçmekte. Özellikle: antik dönemde, Frigyalılar zamanında, önemli yolların kavşak noktası olması nedeniyle, şehirde, ticaret çok gelişmiş ve buna bağlı olarak da tabii zenginlik olmuş.

Bu şehir; Bizansın, Selçuklulara karşı korunmasında, uzun yıllar, önemli rol üstlenmiş. Ancak; 1176 yılında, Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan, Bizanslıları yenerek, şehri ele geçirmiş. Bundan sonra ise, şehir, uzun yıllar yıkık ve terk edilmiş olarak kalmış. Zamanla; harabelerin güneyine, bugünkü alana, yeni bir yerleşim yeri, yani bugünkü Eskişehir kurulmuş.

Şarhöyük bölgesinde, günümüzde resmi arkeolojik kazı çalışmaları sürdürülüyor. Buranın ilk yerleşimcilerinin Hititler olduğu saptanmış.

GENEL

Şehir; çok güzel ve hareketli. Özellikle; Anadolu Üniversitesi ve Osman Gazi Üniversitelerinin bu şehirde kurulu olması, şehre ayrı bir hava katmış. Ayrıca; bu üniversitelerde okuyan, yaklaşık 80 bin öğrenci, şehrin gerek kültür ve gerekse ekonomik yapısını olumlu yönde etkilemekte.

Bunun dışında; Eskişehir denince, akla gelenler, şunlar olabilir: şehrin hemen merkezinden geçen ve şehre bambaşka bir hava veren porsuk çayı, paraşüt-planör kısacası sivil havacılık, nugat helvası, lüle taşı ve çiğ börek diğer adıyla tatar böreği.

Eskişehir

GEZİ PLANI

Eskişehir’e çeşitli şekillerde gitmek mümkün. Özel aracınız ile giderseniz; özel aracınızı mutlaka şehir merkezine uzak bir noktada, bir otoparka veya alışveriş merkezlerinin otoparklarında bırakın.

Çünkü; şehir merkezinde, tramvay hatlarının bulunması nedeniyle, trafik çoğu yerde olumsuz etkilenmiş. Sonuçta; tramvay ile toplu taşımacılık gayet rahat ve hızlı, ama bu tramvay hatlarının döşenmesi nedeniyle, araç trafiği olumsuz etkilenmiş.

Bunun yanında; şehir merkezinde, özel aracınızı park edebileceğiniz bir yer bulmanız kesinlikle mümkün değil. Bu nedenle; özel aracınızı uygun bir otoparka bırakmanız, taksi ile, şehir merkezine inmeniz ve bolca yürümenizi tavsiye ediyorum.

Eğer, trenle giderseniz ki, en kolay yolu bu, inanın rahat edersiniz. Şöyle ki; Ankara’dan gidecekler için, Ankara’nın yeni açılan hızlı tren garının kapalı otoparkını kullanabilirsiniz. Ancak, bu kapalı otopark aşırı pahalı, yani bir iki günlük Eskişehir gezinizin dönüşünde, hızlı tren bilet ücretinden daha fazla otopark ücreti ödemeniz gerekebilir, bu yüzden dikkatli olmalısınız.

Öbür alternatif, otobüs veya dolmuşla yeni tren garına ulaşmaktır ki, Kızılay’da Sıhhiye köprüsü üstüne çıktığınızda, yeni tren garı yaklaşık 1 km uzaklıkta, gerek yürüyerek ve gerekse dolmuş veya otobüslerle kolayca ulaşabilirsiniz.

Sonuçta: herhangi bir şekilde Eskişehir’e gittiğinizde; hızlı trenden indiğinizde, sorarak ve yürüyerek şehir merkezine ulaşabilirsiniz.

Sadece: Odunpazarı ve park alanlarını gezmek isterseniz, araç gerekir ki, taksi tutabilirsiniz.

Eskişehir  rahat bir yer. Günün her saatinde: cadde ve sokaklarda, kalabalığa karışıp yürüyebilirsiniz. Asayiş açısından güvenli bir şehir, banklarda oturabilirsiniz, Porsuk ırmağı kıyısındaki kafelerde oturup bir şeyler içebilirsiniz. Hatta ve hatta “Barlar Sokağı” denen, gençlerin, öğrencilerin gittiği yerdeki mekanlara da gidebilirsiniz.

Eskişehir

Şehirde havuzlar var, havuzların yanında yine heykeller. Ama, bunlar asla rahatsız edici boyutta değil. Şirin ve planlı bir kent. Eski binalar yıkılmamış, restore edilerek modern binalara dönüştürülmüş. Örneğin: şehir içindeki eski buğday silosu, yıkılmadan restore edilerek, modern bir otele dönüştürülmüş.

Bunun yanında; uzun kule gibi bacalar göreceksiniz. Çok modern bir alışveriş merkezi önünde, uzun bir baca. Kiremit örgülü bu baca, bir zamanlar burada bulunan “Kiremit Fabrikası” bacası imiş.

Bir zamanlar burada bulunan kiremit fabrikaları yıkılmış, yerine çok modern alışveriş merkezi yapılmış ama bacası yıkılmamış, eski ve yeninin harmanlandığı güzel bir görüntü yaratılmış. (Espark denen alışveriş merkezi ve önündeki büyük baca)

Eskişehir

 

Eskişehir Porsuk Nehri

Şehir içinde, bol bol yürüyün dedim. Ama; bu şehirde, 16 km. lik güzel bir tramvay hattı var. Bu tramvaylar ile, şehrin birçok bölgesine, çok rahat yolculuklar yapabilirsiniz.

Evet; merkezde, gezebileceğiniz, şehrin özellikle gezilmesi gereken, başlıca mekanları ayrı ayrı anlatmak istiyorum. Siz; tercihleriniz yönünde, bunları gezebilirsiniz. Önce merkezden başlayalım. Sonra; şehrin nispeten merkeze fazla uzak olmasa da, yürüyerek değil de, taksi ile ulaşabileceğiniz mekanlarını anlatmak istiyorum. Önce merkez;

Eskişehir Porsuk Nehri

 

Eskişehir Porsuk Nehri

 

Eskişehir Porsuk Nehri

 

Eskişehir Porsuk Nehri

PORSUK ÇAYI

Murat dağından ve Kütahya’dan gelen iki ayrı kol, şehir girişinde birleşiyor. Bu birleştikleri yer; regülatör ismiyle biliniyor. Porsuk çayı suları; burada, şehir içinde ilerleyeceği kanallara ayrılıyor. Regülatör denen yer; yeşillik bir yer. İki tane güzel restoran var. Özellikle; bahar ve yazın, muhteşem güzel, yeşil ağaçların altında harika bir ortam.

Regülatörde kanallara ayrılan su; şehir içindeki kanallardan geçiyor ve sonra yine, birleşerek Sakarya Nehrinin bir kolunu oluşturuyor. Yalnız; yeni yapılan düzenleme ile; şehir girişinde, suyun çamur ve tortusu, yani kirliliğini önleyecek tedbir alınmış. Bu çok güzel, çünkü bunun sonucunda; şehir merkezindeki kanallardan geçen su temiz ve gerek görüntüsü güzel ve gerekse pis koku yapmıyor.

Ayrıca: kanallar üzerinde; Hollanda tipi üstü kapalı gezinti amaçlı teknelerle ve Venedik tipi gondollarla gezi yapmak mümkün. Fiyatları da gayet uygun. Gezinti tekneleriyle, porsuk çayı üzerindeki, yaklaşık 15 dakikalık bir gezi yapabilirsiniz. Bu teknelere binip geziye katılırsanız, birkaç değişik ve güzel dakika geçirebilirsiniz.

Gondollar ise, iki, üç veya dört kişilik, yani size özel. Bunların fiyatı da, kısa bir gezinti için yaklaşık 10 ile 20 TL. arasında değişiyor. Bunlara binmek için, hemen şehrin merkezinde, porsuk çayı kıyısındaki iskeleleri kullanabilirsiniz. Bence mutlaka deneyin.

Görünce şaşıracaksınız, bunlar gece gündüz faaliyetteki tekneler ve gondollar. Özellikle: gondollar, gerçek bir gondol, bu arada tek eksikleri var, gondol kullananların gündelik bir kıyafet giyiyor olmaları, işin esprisinin tam olmasını engellemiş, keşke daha orijinal bir kıyafetleri olsa.

Evet: mutlaka gondol gezisi yapın veya tekne ile gezinti yapın. Bunun yanında; belirli zamanlarda, kanallar üzerinde, renk renk kanolar ile, yarışlar yapılıyor.

Eskişehir Porsuk Nehri

 

Eskişehir Porsuk Nehri

     

Evet, Porsuk çayı kent merkezinde 13 km. boyunca ilerliyor ve tüm bu güzellikleri yanında; çevresinde barındırdığı kafeler, kıraathaneler, pastaneler, yürüyüş yolları, restoranlar ile ayrı bir güzellik yaratıyor. İnsanlar ve özellikle üniversite gençliği; hava güzel olduğunda, mutlaka bu çayın çevresindeki mekanlarda. Çayın çevresinde: birçok kafeterya, kahvehane var.

Buralarda: oturabilirsiniz. Ayrıca: porsuk çayının çevresindeki kalabalığa karışarak yürüyün, kafelerde veya çayın kıyısındaki banklarda oturun, gelip geçenleri izleyin, çay-kahve için, büyük keyif alacağınız kesin. Çayın üzerinde; 24 tane köprü var. Bir vesile ile, bu çayın ve köprülerin eski durumunun resimlerini gördüm, şu anki durumları gerçekten harika, bu güzelliği yaratanlara teşekkürler.

Eskişehir Espark

 

Eskişehir Espark

 

Eskişehir Espark

ESPARK

Evet, porsuk çayının kıyısında gezindikten sonra; Espark’a girebilirsiniz. 2007 yılının sonlarında açılmış, 24 bin metre karelik arazisi ile, büyük bir alışveriş merkezi. Eskişehir’in en büyüğü. Yalnızca alışveriş değil, aynı zamanda: sinema salonları, food-court alanları var.

Ayrıca; çok profesyonelce işletildiği hemen göze çarpıyor. Çünkü; burayı işleten şirket, aynı zamanda Ankara’da Ankamall ve Antalya’da Migros AVM gibi yerleri de işleten bir şirket. Zemin altı da dahil, toplam 5 kat var. İki büyük asansör ve yürüyen merdivenler. En üst katında; biraz öncede söylediğim gibi, sinema salonları ve yemek yerleri var. Yemek yerleri ferah ve çeşitli yemeklerin sunulduğu değişik alternatifleri barındırıyor.

Sinema salonları; modern, koltuklar rahat, sinema meraklıları için şartlar çok uygun. Yemek mekanları: geniş ve ferah, çeşit bol. Gerek fasd-food ve gerekse ev yemekleri bulmak mümkün. Otopark sıkıntısı yok. En üstte; 3 katlı otopark var. Yani: 1100 araç kapasiteli. Toplam; 140 mağaza bulunmakta, arzunuza göre alışveriş de yapabilirsiniz.

Birçok marka ürünü bulmak mümkün. Özellikle: yemek katı altındaki büyük bir elektronik mağazasının bulunması, burayı hareketlendiriyor. Üniversite gençliği, hep burada. Mutlaka görün, güzel bir alışveriş merkezi.

Eskişehir Kanatlı Alışveriş Merkezi

 

Eskişehir Kanatlı Alışveriş Merkezi

KANATLI ALIŞVERİŞ MERKEZİ

Yine, merkezde bulunan bir alışveriş merkezi. 4 katlı. Ama; alışveriş merkezi derken, görünce şaşırdığım bir alışveriş merkezi. Çünkü: büyük yapısı ile orantılı olarak, alışveriş mağazaları yok.

Yani; büyük bir yapı ama mağaza sayısı çok az. En üstteki 10 sinema salonu var; Eskişehir’in en iyileri imiş. Birde giriş katındaki kafeler güzel. Burada oturup, çok hareketli olan hemen öndeki meydanı, caddeleri, gelip geçenleri seyrederek, yorgunluk atabilirsiniz. Mekanın önünde, güzel bir süs havuzu var.

Eskişehir 222

222

Burası; eski bir kereste fabrikası. 1949-1985 yılları arasında, kereste fabrikası olarak kullanılmış. Bir süre atıl olarak bekleyen bu yapılar; 2001 yılında bir özel şirket tarafından alınmış ve 11 aylık bir süreç sonunda restore edilerek, 31 Aralık 2002 tarihinde hizmete sokulmuş.

Ama, yapılan restorasyonda, ana mimariye asla dokunulmamış. Fabrikada zamanında aktif olarak kullanılan; marina rayları, şerit makineleri ve diğer makineler, tesiste, bugün dekoratif amaçlı olarak kullanılmış. Restorasyon sırasında, İzmir-Aliağa’dan alınan bir gemiden sökülen malzemeler, yine dekoratif amaçlı olarak kullanılmış.

Ana girişteki kapı; Erzurum Aslanlı Kışladan getirilmiş. Bu kapı; mekana ismini vermiş ve kapıdan geçmenin şans getirdiği rivayet ediliyor. Mekanda kullanılan tüm objelerin; ikinci hayatlarını yaşadıkları düşünülüyor. Bu yüzden, buraya 222 ismi verilmiş. Yani; ikinci hayatlar.

Evet; burası Eskişehir yanında, diğer birçok kentte de bilinen büyük bir eğlence mekanı. Buranın; kapı önünde, 06, 34 gibi plakalı ve çok lüks otomobiller görmek mümkün. Mekanlar tek kat. Bütün mekanların bulunduğu alana; tek bir kapıdan giriyorsunuz. Bu kapıda; güvenlik elemanlarının bulunması, metal dedektörden geçilmesi, çok iyi düşünülmüş bir uygulama.

Yani; buraya silahla girmek mümkün değil. Çünkü; içeride içkili ve çok lüks mekanlar var. Ayrıca; açık ve kapalı, genelde canlı müziğin ağırlıkta olduğu eğlence yerleri bulunuyor. Bunların yanında, çok büyük (sanırım 1000 kişi) kapasiteli bir disko da var. Özellikle; akşam saatlerinde yani hava kararmaya başlayınca hareketleniyor. Genellikle; kızlı-erkekli üniversite öğrencileri.

Veya yalnız kızlar veya yalnız erkekler, yani bir buluşma veya tanışma mekanı da denebilir. Sonuçta; yine de nezih bir yer. Birkaç kez bulundum, genelde insanlar seviyeli.

Evet; merkezde bunlar gezildikten sonra; buraya biraz mesafeli bir bölgeye gidelim isterseniz. Bu gideceğiniz yer; Eskişehir ilinin ilk kurulduğu yerler. Burada; özellikle evler çok ilginç.

 

 

Eskişehir Odunpazarı

 

Eskişehir Odunpazarı

ODUNPAZARI

Eskişehir’in ilk yerleşim yeri burası. Osmanlı döneminden kalma tarihi evler var.

Bir rivayete göre: buralara gelip, Eskişehir’e yerleşmeyi düşünen Tatarlar; Odunpazarı ve şimdiki Porsuk çayının bulunduğu bölgelere, birer koyun ciğeri asarlar. Hangi bölgedeki daha çok dayanırsa, oraya yerleşmeyi düşünürler.

Derken, Odunpazarına asılan ciğerin, diğerine nazaran daha geç bozulduğunu görürler ve Odunpazarı bölgesine yerleşirler. Peki isim neden Odunpazarı? Bir zamanlar, köylüler dağlardan kestikleri odunları satmak için “Yediler Parkı” meydanına getirirlermiş ve bu yüzden, buraya “Odunpazarı” ismi verilmiş.

Odunpazarı’nda bulunan evler, tipik Osmanlı ve Türkmen evleridir. Geleneksel Osmanlı mimarisinin yoğun olduğu bu evler, genel olarak iki katlıdır. Alt katta hol, mutfak ve depo vardır. Üst katta ise odalar bulunur. Zaman içinde büyük hasar gören bu evler, Belediye tarafından onarılarak turizme kazandırılmıştır.

Odunpazarı semtinde; 27 evin çatı ve dış cephesi restorasyonları bitirilmiş. Proje: 100 evin restorasyonunu kapsamakta. Ayrıca; bu semt, tarihi ve kentsel sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmış. Diğer bu tür yerlerden (örnek Safranbolu evleri) farklı olarak, bu evlerde, günümüzde hala yerleşim ve yaşam sürmekte, bazı evler ise kafe, müze, restoran ve butik otel olarak hizmet vermektedir.

Eskişehir Odunpazarı

YENİ NESİL ODUNPAZARI EVLERİ

Ankara yoluna çıkan cadde üzerinde, caddenin hemen kıyısında, mutlaka dikkatinizi çekecektir,  tam merkezde. Rengarenk, güzel bir görünüm oluşturmuş. Belediye tarafından, aslına uygun olarak restore edilen bu evler, hemen yolun kıyısında bulunmaları nedeniyle, ulaşım rahatlığı da sağlıyor.

Bunlardan bir tanesinin içinde ise, 2007 yılından bu yana, çağdaş cam sanatları müzesi bulunmakta. Bu müze, Türkiye’de bir ilk. Yerli ve yabancı 50 ye yakın cam sanatçısının eserleri sergileniyor.

Aşağıda Odunpazarı’nı gezerken, sokak aralarında karşılaşacağınız bazı mekanlar ve konutlar hakkında bilgi verilmiştir.

Yeşil Efendi Konağı

Yapı 1890 yılında Odunpazarı’nın sayılı zenginlerinden ve Cumhuriyetin ilk milletvekillerinden Yeşil Efendi lakaplı Halil İbrahim Efendi tarafından yaptırılmıştır.

Bu konağın en büyük özelliği: Kurtuluş Savaşında Atatürk’ün Eskişehir’i ziyaretinde, kendisinin burada ağırlanmış olmasıdır. Burada, günümüzde “Atatürk Galerisi” bulunuyor.

Eskişehir Odunpazarı Kurtuluş Müzesi-Mestanoğlu Halil Konağı

Kurtuluş Müzesi-Mestanoğlu Halil Konağı

Yine Odunpazarı’nda bulunan bu konut: Kurtuluş Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Müzede: Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihi hakkında bilgiler veriliyor.

Hafız Efendi Konağı

Odunpazarı’ndaki bu konut: 1717 yılında Hafız Ahmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kendisi aynı zamanda bir lületaşı ustası idi. İşlemiş olduğu lületaşından bir asa, Atatürk’e hediye edilmiştir. Bu asa günümüzde, Anıtkabir’de sergileniyor. Aynı Asanın bir eşi de, İran Şahı Rıza Pehlevi’ye hediye edilmiştir.

Yağcızade Konağı

1754 yılında zengin bir yağ tüccarı tarafından yaptırılmıştır. Rivayete göre; yağ tüccarı çok sevdiği eşini amansız bir hastalık sonucu kaybedince, kızının da aynı hastalığa yakalanma ihtimali olduğunu düşünür ve dışarıya çıkmasını yasaklar. Ama, kızının sıkılmaması için de konağa cihannüma denilen bir seyir köşkü yaptırır.

Tayfun Talipoğlu Daktilo Galerisi

Türkiye’nin ilk daktilo galerisidir. Gazeteci Tayfun Talipoğlu’nun daktilo koleksiyonudur. Burada eski Başbakan Bülent Ecevit’in de daktilosu sergileniyor.

Kırk Ambar Çarşısı

İçinde küçük hediyelik eşyaların satıldığı ve atölyelerin bulunduğu bir mekandır. En önemli özelliği: kadın girişimciler  tarafından işletiliyor olmasıdır.

Eskişehir Odunpazarı Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

 

Eskişehir Odunpazarı Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

 

Eskişehir Odunpazarı Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

    

Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

Tarihi Odunpazarı evlerinin içinde bulunan bu müzede: yerli ve yabancı sanatçıların kendi atölyelerinde yapıp müzeye bağışladıkları cam eserler görülüyor. 1 Aralık 2007 tarihinde ziyarete açılan müzede, yerli ve yabancı birçok sanatçının eseri sergileniyor.

Eskişehir Odunpazarı Balmumu Heykel Müzesi

 

Eskişehir Odunpazarı Balmumu Heykel Müzesi

Balmumu Heykel Müzesi

Odunpazarı, Çağdaş Cam Sanatları Müzesinin altındaki bu müze, 19 Mayıs 2013 tarihinde açılmıştır. Müzeye giriş ücretlidir, 14 TL. ancak elde edilen bütün gelir: engelli ve kız çocuklarının eğitimi için harcanıyormuş. Müzenin resmi ismi Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesidir.

Müzede: başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gerek askeri ve gerekse sivil kıyafetli çok sayıda balmumu heykeli bulunuyor.

Ayrıca: Atatürk’ün aile fertlerinin, çeşitli Osmanlı Padişahlarının, Kurtuluş Savaşı Komutanlarının, yerli ve yabancı devlet adamlarının da balmumu heykelleri görülebiliyor. Müzede toplam heykel sayısı 160 tanedir.

Bu heykellerin Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen tarafından yapıldığı söyleniyor. Bence, Eskişehir gezinizde, burayı mutlaka ziyaret edin. Benzeri Londra’da var, Madam Tousso Müzesi, giriş ücreti 60 sterlin idi, yani böyle bir müzeyi ziyarete açabilmek gerçekten büyük bir kültür hizmetidir.

Kurşunlu Camisi ve Külliyesi

Külliye: cami, aşevi, şadırvan, kervansaray ve Sıbyan mektebinden oluşuyor. Cami kubbesi kurşunla kaplı olduğu için bu isimle anılır. Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa tarafından 1525 yılında yaptırılmıştır. Mimarı: Mimar Sinan’dan önce mimarbaşı olan Acem Ali’dir.

Gerçek ismi: Alaeddin Ali Bey olan Acem Ali (Acem Alisi veya Esir Ali diye de bilinir) klasik Osmanlı mimarlığında adı bilinen ilk Osmanlı mimar başıdır. Yani, külliye, Osmanlı mimarisi klasik döneminin önemli eserlerinden biridir.

Kurşunlu Camisi

Kubbesi kurşunla kaplıdır. Kubbe içi kalem işleriyle süslüdür. Külliyede kitabeye sahip tek yapıdır.

Kervansaray

Günümüzde nikah salonu olarak kullanılıyor. Ayrıca: sıcak cam üfleme atölyesi ve cam sanatları merkezi bulunuyor. Bu kısım, uluslararası cam festivali ve birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor.

Lületaşı Müzesi

Külliyenin “Hanihaki (Medrese)” olarak adlandırılan bölümündedir. Lületaşı dünya üzerinde, sadece Eskişehir’de çıkar. Bu yüzden, Eskişehir’in simgesi haline gelmiştir. Eskişehir taşı olarak da tanınır. Burada 2008 yılından beri çalışan 60 kadar sanatçının 400 civarında lületaşı ürünü sergileniyor.

El Sanatları Merkezi

Külliyenin el sanatları merkezinde, birçok sanatçının yaptığı eserleri görebilirsiniz. Özellikle: tezhip ve ebru sanatı ürünleri bulunuyor.

Eskişehir Odunpazarı Ahşap Eserler Galerisi

Ahşap Eserler Galerisi

Külliyede Kervansaray içindedir. Galeride: Uluslararası sanatçıların Odunpazarı tarihi bölgesindeki festivallerde ürettikleri eserler sergileniyor.

Eskişehir Odunpazarı Atlıhan El Sanatları Çarşısı

 

Eskişehir Odunpazarı Atlıhan El Sanatları Çarşısı

Atlıhan El Sanatları Çarşısı

Kurşunlu camisi ve külliyesine yakındır. 1850’li yıllarda, bölgenin ileri gelenlerinden Takattin Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapılış amacı: çevre il ve ilçelerden bölgeye gelen insan ve hayvanların konaklaması içindir.

Uzun yıllar, burada bulunan çay ocağında, bölge insanının toplanıp bir araya gelerek sosyal, siyasi ve ekonomik sohbetler yapmışlardır. Lületaşı ürünleri satın almak isterseniz, burayı ziyaret etmelisiniz.

Arasta Çarşısı

Burası el sanatları çarşısıdır. İçinde: cam, çini ve seramik eserler sergileniyor. 2 katlı bina, modern mimarisiyle dikkat çekiyor.

Eskişehir Odunpazarı Gözyaşı Çeşmesi

 

Gözyaşı Çeşmesi

Odunpazarı sokaklarında gezerken mutlaka göreceksiniz, muhteşem güzellikte bir çeşme var. Bu çeşme: Gözyaşı çeşmesi olarak biliniyor. Bunun hikayesi çok ilginç o yüzden sizlerle paylaşmak istiyorum. Kırım Hanı, Giray Han: haremine yeni getirilen Polonya asıllı Dilara’ya (asıl ismi Maria) aşık olur.

Ama, Han seferde iken, Dilara hastalanır, günden güne eriyip biter ve sonunda vefat eder. Giray Han, seferden dönünce, biricik aşkının ölümünü öğrenir ve çok üzülür. Dilara’ya olan aşkını ölümsüzleştirmek için “Dünya durdukça bu çeşme de benim gibi ağlasın” diyerek bu çeşmeyi yaptırır.

Çeşme ilk yapıldığında, Dilara Bikeç’in türbesinin yanındadır. Ama, 2’nci Katerina, Kırım’ı 1783 yılında işgal edince, çeşme türbeden kaldırılır ve Han Saray içindeki avluya getirilince çeşmenin akustiği bozulur.

Dilimize Farsçadan geçme “Çeşme” kelimesi “göz” demektir. Kırım Hanı: yaptırdığı bu eserle, gözünden bile kıskandığı, güzelliğinden gözünü ayıramadığı Dilara’nın göze geldiğini, durduk yere hastalanıp öldüğünü bu yolla anlatmak istemiştir.

Gözyaşı çeşmesinin üst kısmından, gözyaşları akarak ilk kurnayı kederle doldurur. Buradan taşan damlalar, çift küçük kurnaya akmaya başlar. Yani “zaman acıları hafifletir”. Ama çift kurnalar dolunca taşar ve bu kez tekrar ortadaki büyük kurnayı doldurmaya başlar. Yani, hatıralar zihinde canlanmakta ve acılar tekrar başlamaktadır.

Buradan taşan su, en alttaki delikten çıkar ve zemindeki “çark-ı felek” (spiral) üzerinden geçerek yer altında kaybolur. Yani: “Hayat böyle devam eder gider”. Akustiği öyle güzel ayarlanmıştır ki: su damlalarının akışı, sırasında ağlama ve hıçkırık sesleri oluşur.

Sonuç, evet bu çeşmenin orijinali halen Kırım Bahçesaray’dadır. Ama: Kırım’a gidip bu şaheseri göremeyenler üzülmemeli, Çünkü Eskişehir Kırım Tatar Kültür Evi bahçesinde bulunan çeşme aynı çeşmenin birebir kopyasıdır. Suyun huzur veren sesini burada da dinleyebilirsiniz.

Eskişehir Odunpazarı Modern Müze

 

 

Odunpazarı Modern Müze

Yeni açıldı. Hemen Balmumu heykel müzesinin yanındadır. Binası: Osmanlı ve geleneksel Japon mimarisi ve Odunpazarı sivil mimarisi öğelerinden esinlenilerek tasarlanmıştır. Giriş ücreti, tam bilet 20 TL ve öğrenci bileti 15 TL. dir.

Müzenin kurucusu: Polimeks Holding Yönetim Kurulu Başkanı mimar ve müteahit Erol Tabanca’dır. Müzeyi tasarlayan ise, ünlü Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma’dır. Bu mimarlık ofisi, dünyanın pek çok yerinde, fark yaratan projeler geliştirmiştir.

En önemli özellikleri: mümkün olduğunca az beton kullanılması ve ahşap, taş, kağıt gibi doğal malzemelere ağırlık vermeleridir. Tokyo 2020 Yaz Olimpiyat Oyunları için tasarlanan stadyumu da yapmışlardır.

Müzede: farklı büyüklükteki sergi salonlarının yanı sıra: kafe, satış mağazası ve atölye alanları bulunuyor. Sergi salonlarında özellikle Japon sanatçıların bambudan yaptıkları eserler muhteşem güzel, mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Eskişehir Şelale Park

 

ŞELALE PARK

Odunpazarının hemen arkasından buraya gidilmektedir. Tabelaları takip ederek gidebilirsiniz. Eskişehir’i yüksek bir yerden, panoramik olarak izlemek için burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Araç park yeri sıkıntısı yok. Park alanı içinde: 1400 metre karelik bir şelale var ve park ismini bu şelaleden alıyor. (Ben defalarca gittim, bu şelaleyi bir kere akarken, açık görmedim.)

Park alanında, bu yapay şelale yanında: yel değirmeni, Don Kişot ve Sanço Panço heykelleri, çocuk oyun gurupları, yürüme yolları, seyir terası, kafe ve restoranlar bulunuyor.

Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi

ETİ ARKEOLOJİ MÜZESİ

Evet, şehirde müze olmaz mı, var elbette. İlk kurulan müze çevreden toplanan eserlerin, 1944 yılında, Alaattin Camiinde depolanması ile kurulmuş. 1974 yılında ise, Atatürk Bulvarı üzerindeki şimdiki binaya taşınmış. Ancak; aynı yerde, günümüzde, daha modern ve güzel olduğunu düşündüğüm bir müze binası inşaatı sürmekte. Yani; müzeye gitmeyin.

Eskişehir Uğur Mumcu Parkı

UĞUR MUMCU PARKI

Park, şehir merkezinde, Büyükdere Mahallesinde cadde üstündedir. Yani, ulaşım kolaydır.

23 Ocak 2016 tarihinde açılışı yapılan parkta: Türkiye’nin aydınlık gazetecilerinden biri olan Uğur Mumcu’nun, 24 Ocak 1993 tarihinde evinin önünde bombalı saldırı sonucu suikaste uğradığı 06 YR 245 plakalı aracı, ibret anıtı olarak sergileniyor. Parkta bulunan Uğur Mumcu anıtı: 16 farklı şehirden gelen mermerlerden hazırlanmış ve gazete küpürlerinden oluşmaktadır.

Parkta: ziyaretçilerin kitap okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak adına: Uğur Mumcu kitapları yanı sıra çocuk ve gençlik kitaplarının da bulunduğu bir açık hava kütüphanesi bulunuyor. Ayrıca, yine parkta 1 adet amfi tiyatro alanı ve meraklıları için model uçak pisti vardır.

Öğrendiğime göre: Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı, Uğur Mumcu’nun katil veya katilleri yakalanana kadar, bu aracın burada sergileneceğini söylemiş. Bence zaman ayırın burayı ziyaret edin, ilginç bir yer.

Eskişehir Sazova Parkı

 

SAZOVA PARKI

Şehir merkezinin dışında, buraya yürüyerek ulaşmak mümkün değil, bir araçla (Sazova Minübüsleri) gitmelisiniz. Burası: şehrin en büyük park alanıdır. Yaklaşık 400 bin metre karelik alana kurulmuştur. Ortada bir suni gölet bulunuyor. Gölette renkli süs balıkları bulunuyor ve gölet üzerindeki tahta iskelede bunları görebilirsiniz.

Gölet kıyısında ise, Korsan gemisi var ve bunun içini ücretsiz gezmek mümkündür. Gemi, Amerika kıtasının keşfedilmesinde kullanılan “Santa Maria” kalyonuna benzemektedir. Burada ayrıca: muhteşem güzel kuleleriyle bir “Masal Şatosu” bulunuyor. Park alanı içinde, ayrıca çeşitli masal kahramanlarının heykelleri, oyun gurupları ve çocuk bahçeleri ile spor alanları bulunuyor.

Ayrıca, Türkiye’nin en büyük uzay evinin de içinde bulunduğu “Bilim Merkezi” dikkat çekiyor. 2010 yılında Japon yılı etkinliklerinde düzenlenen “Japon Bahçesi” de gezilebilir. Tabii park alanın içinde çok sayıda restoran ve kafeterya bulunuyor ve bunların ücretleri aşırı yüksek değil, yani bence burayı da mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Eskişehir Kentpark

KENTPARK

Kent park da şehir merkezinin dışındadır. Burada, Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan yapay bir plaj alanı ilgi çekiyor. Plaj alanı, park içinde, Porsuk çayına bakan kısımda yapılmıştır. Uzunluğu 350 metredir ve plaj kenarında kumluk alanda şezlong ve şemsiyeler bulunmaktadır. 

Bu kumluk alan için, 400 ton beyaz deniz kumu buraya taşınmıştır. Plaj alanının bulunduğu yerin su kapasitesi ise, 15 bin metre küptür. Su bulunan bölümün altı da mermer kaplıdır. Yaz dönemi boyunca, sıcak havalarda, burası gerek yerel halk ve gerekse dışarıdan gelenler tarafından plaj alanı olarak kullanılıyor ve insanlar denize girmenin ve güneşlenmenin tadını çıkarıyorlar.

Plaj alanının hemen yanında ise 50 metrelik olimpik yüzme havuzu bulunuyor. Yaklaşık 300 bin metre karelik alana yapılan park da ayrıca oyun alanları, kafeler, restoranlar, yürüyüş yolları bulunuyor.

ESKİŞEHİR’DE NE YENİR-NE İÇİLİR

Eskişehir denilince akla hemen elbette çiğ börek gelmekte. Bunun asıl adı: Tatar böreği. Malum, Eskişehir’de ilk yerleşim Odunpazarı bölgesine olmuş, daha sonra yamaçtan aşağıda şehir kurulmaya devam etmiş ve bu bölgeye ise yoğun olarak göçmen tatarlar yerleşmiş.

Çiğ börek de, böyle bir kültürün eseri. Muhteşem bir tat. Mutlaka deneyin. Nerde? Şehir merkezinde, çiğ böreğin çok güzel yapıldığı yerler var, sorarsanız mutlaka göstereceklerdir. (Tedaş arkasındaki bölümde bulabilirsiniz) Bunun yanında, Eskişehir’de, boza içmenizi öneririm. Yine merkezde, muhteşem lezzetli boza yapan bir yer var.

   

ESKİŞEHİR’DEN NE SATIN ALINIR

Mutlaka duymuşsunuzdur, Eskişehir denilince akla, lületaşı gelir. Türkiye’de birkaç farklı bölgede çıkarılmasına rağmen, en kaliteli lületaşı burada. Çünkü: Eskişehir’den geçen fay hattı, lületaşı ocaklarının bulunduğu bölgeyi kapsıyormuş. Faylar; lületaşı oluşumu için olumlu etki yaratıyor. Yer altı sularının içinde bulunan magnezyum eriyiğinin su yataklarının tabanına çökmesi sonucu, lületaşı yataklarının oluştuğu söyleniyor.

Eskişehir’de yeterli jeolojik şartların bir arada bulunması, lületaşının kalitesini arttırmış. Toprağın içinden; damar şeklinde olmayıp, yumrular halinde 250 gr. ile 5-7 kiloluk parçalar halinde çıkarılan lületaşı hammaddesi; bazen 30 bazen ise 100 metre derinlikteki ocaklardan çıkarılıyormuş. Lületaşı ocaklardan çıkarıldıktan sonra ise, sanatçıların hünerli ellerinde, yeniden hayat buluyor.

Evet; şehirde, lületaşından yapılma, özellikle pipo satan yerler var. Fiyatlarını ve tiplerini beğenirseniz, elbette alabilirsiniz. Gerçekten, görüntüleri çok güzel. Eskişehir’de lüle taşından yapılmış yapıtları alabileceğiniz başlıca yer: Esnaf Çarşısı. Merkeze yakın, sorduğunuzda gösterirler, 4 katlı bu çarşıda bol ve uygun fiyatlı, lüle taşı mamulü objeler bulmanız mümkün. Almak istiyorsanız, bu çarşıyı bulun. Evet amaç alışveriş veya gezmek, şehir merkezi yakınlarındaki “Hamamönü” semtine de mutlaka gidin, burada kalabalık içinde gezinin, dükkanlara bakın, uygun fiyatlı ürünler bulup satın alabilirsiniz.

Evet; Eskişehir, bir günlük Eskişehir gezimiz bu kadar. Elbette; şehir çok daha büyük. Çevresindeki parkları ve kaplıcaları var. Ama; bir günlük gezi planımıza yalnızca bunları sığdırmak mümkün olabilir. Bu güzel ve modern şehri; gezip gördüğünüzde, gerçekten seveceksiniz. Son olarak: Neo alışveriş merkezi. Büyük şehirlerdeki AVM benzerlerinden.

Şehir merkezine biraz uzak olsa da, güzel bir alışveriş merkezi, alışveriş düşünürseniz burayı da ziyaret edebilirsiniz. Buranın hemen yanında, Eskişehir’in en modern ve lüks oteli bulunuyor. Buranın yüzme havuzu, belli bir ücret karşılığı halka açık. Evet; Eskişehir işte böyle.

Merkeze inin ve porsuk çevresindeki kafelerin bulunduğu alanda yürüyün, yürüyün, sokaklarda, ara sokaklarda kaybolun. Öğrencilerin sosyal hayatına büyük artılar kattığı bu şehirde, mutlaka güzel zaman geçireceksiniz, zaten yürüdüğünüzde, sizinle birlikte yürümekte olan, büyük insan topluluklarını göreceksiniz. Hoş zaman geçireceksiniz.

Polatlı tanıtımı.

Sivrihisar tanıtımı.

İnönü tanıtımı.

Bozöyük tanıtımı.

Ağrı

ağrı.ağrı dağı.3
Ağrı

Ağrı denilince, burayı bilen-bilmeyen herkesin aklına: kar, kış ve ağrı dağı geliyor. Birçok kez gittiğim ve bulunduğum bu şehirde: yazıma başlamadan önce, meşhur olan üç nesneden söz etmek istiyorum.

Bunlar: kar, karga, kavak. Kavak: bol miktarda kavak ağacı var ve özellikle, bunlar yılın belli dönemlerinde havaya saldıkları pamuklar ile, şehri tamamen etkiliyorlar.

Karga: evet, şehirde karga da çok bol. Özellikle: bu kargalar, yaya kaldırımlarındaki ağaçların üzerlerine tünüyorlar ve yaya kaldırımlarından geçen halkın üzerini pisletiyorlar.

Bu yüzden, Ağrı’ya gelen yabancılar hemen anlaşılır. Çünkü: yabancılar yaya kaldırımından gider ki, bir karga üstlerine edene kadar.

Ağrının yerlisi ise, bu durumu bildiği için, yaya kaldırımından değil, caddeden-sokaktan yürür. Son özellik: kar demiştim. Malum, bunu anlatmaya gerek var mı, soğuk, kar ve kış, bu güzel ilimize, yılın en az yarısında, yani altı ay egemen oluyor ve tüm yaşamı etkiliyor .

ağrı.terminal.1
Ağrı

ULAŞIM

Ağrı; E-80 karayolu ile, doğrudan Erzurum ve İran’a bağlanır. Belli başlı merkezlere ve komşu illere olan uzaklıklar şöyledir. Ağrı-Ardahan arası uzaklık: 310 km. Ağrı-Iğdır arası uzaklık: 142 km. Ağrı-Erzurum arası uzaklık: 180 km. Ağrı-Kars arası uzaklık: 221 km. Ağrı-Van arası uzaklık; 230 km. Ağrı-Ankara arası uzaklık: 1065 km. Ağrı-İstanbul arası uzaklık: 1414 km. Ağrı-İzmir arası uzaklık: 1647 km. Ağrı-Trabzon arası uzaklık: 485 km. dir.

AĞRI HAVAALANI

Havaalanı, 1997 yılında hizmete açılmıştır. Ankara-İstanbul bağlantılı havayolu seferleri yapılmaktadır. Havaalanının kent merkezine uzaklığı: 7 km. dir.

ağrı.tarih.1
Ağrı Tarihi

AĞRI TARİHİ

Bölgede, tarihi süreç içinde, en köklü uygarlığı: Urartular kurmuşlardır. Ağrı dağının yamaçlarında: Karakoyunlu ve Taşburun köyleri arasında bulunan bir yazıtta: Urartuların, Kral Menua döneminde, bölgede egemenlik kurdukları görülmektedir.

Persler; Büyük İskender tarafından ortadan kaldırılıncaya kadar, yaklaşık 200 yıl kadar bölgede yaşamışlardır. Büyük İskender’in ölümü üzerine, boşluktan yararlanan Ermeniler, bölgeyi ele geçirirler.

1071 Malazgirt Savaşı sonrasında: bölgeye Türk boyları gelmeye başlarlar. 1027-1225 yılları arasında: Ani Atabeylikleri, 1256-1358 yılları arasında: İlhanlılar; bölgeye egemen olurlar. 1393 yılında, Moğol hükümdarı, Timur, bölgeyi ele geçirir.

1405-1468 yılları arasında: Karakoyunlular, görülür. Daha sonra ise, Akkoyunlular ve takip eden dönemde, Çaldıran Savaşı ardından, Yavuz Sultan Selim tarafından, bölge, Osmanlı topraklarına katılır.

Osmanlılar döneminde: Şorbulak olarak bilinen şehir, Ermeniler zamanında “Karakilise” olarak isimlendirilir. Kazım Karabekir Paşa zamanında: şehir ele geçirilince, ismi “Karaköse” olarak yeniden değiştirilir.

Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı: Tevrat’ta adı geçen “Ararat” dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılmaktadır. Bu nedenle: şehre, batılılar tarafından “Ararat” denilir.

29 Temmuz 1854 tarihinde, Ruslar Ağrıyı işgal ederler. Ancak: 30 Mart 1856 yılında, Batılı devletlerin baskısı üzerine, Paris antlaşması sonucu, Ağrı’dan geri çekilirler. Ancak: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşlarında, Ağrı, yeniden Ruslar tarafından işgal edilir ve şehirde büyük tahribat yapılır.

Yine: batılı devletlerin zorlaması sonucu, Berlin antlaşması ile, geri çekilirler ve Ağrı yeniden Osmanlı topraklarına katılır.

ağrı.merkez.1
Ağrı

GENEL

Ağrı’nın deniz seviyesinden yüksekliği: 1640 metredir. Deniz seviyesinden çok yüksekte olması nedeniyle, şiddetli bir kara iklimi hüküm sürer.

Yazlar: sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Yazın ve kışın, gece-gündüz sıcaklık farkı fazladır. İlkbahar ve sonbahar mevsimleri, ılık ve yağışlı geçer.

Merkez ilçenin eski adı: Karaköse’dir.

ağrı.iran transit yolu.1
Ağrı

Anadolu’nun İran bağlantısını sağlayan yol üzerinde bulunması nedeniyle: öne çıkar. Bu nedenle: il genelinde, transit taşımacılık ve nakliyecilik gelişmiştir.

İlde: orman, yok denecek kadar azdır.

Ağrı; bir sınır ili olması nedeniyle, tarih boyunca değişik toplumların yönetiminde kalmıştır. İlde: Türkçenin yanı sıra: Ermenice, Azerice ve Farsça da kullanılmıştır. Dolayısı ile; bu dillerden birçok kelime, günlük kullanılan dile yerleşmiştir. İslam dininin etkisiyle, Arapça kelimeler de yaygınlaşmıştır.

Birkaç örnek vermek gerekirse: Ağrı yöresinde kullanılan, fakat Türkçe sözlükte bulunmayan kelime ve terimlerden bazıları şöyledir: Aynoyun (eşya, öteberi), Cığız (oyun bozan), Dayaz (derin olmayan), Direj (uzun, uzun boylu), Endirme (merdiven), Eze (teyze), Gödek (kısa, uzun olmayan), Gürgüre (şelale), Payız (sonbahar), Sako (kalın palto), Ulam( başkasına bedava iş yapma).

doğubayazıt.ağrı dağı.1
Ağrı

AĞRI DAĞI EFSANESİ

Nuh Peygamber: suların bütün dünyayı kapladığı sırada, suda yaşayanlardan başka her türlü hayvandan erkekli-dişili birer çift alıp, üç oğlu ve üç gelini ile gemiye kapanıp, canlarını kurtarırlar.

Bir gün, geminin demiri bir dağın tepesine ilişip, içindekileri yer oynamasından korkuya düşürürken; Nuh Peygamber, hayretle “Allahuekber” der ve bu yerin adını beller.

Aradan günler geçtikten sonra, yine bir sarsıntı olur. Peygamber yine şaşırarak “Suphanallah” der ve burayı da beller. Sonunda: sular çekilip azalınca, gemi bir dağın tepesine oturur kalır.

Nuh Peygamber ve oğulları; gemiyi buradan yürütemezler. Bu arada: Nuh Peygamber: “Ne ağır dağ” der. Sonradan: bütün sular çekilince, gemiden inerler.

Gemideki son erzak kırıntıları ve kalıntıları olan: buğday, arpa, pirinç, nohut, mercimek, üzüm, ceviz, fındık, incir, dut kurusu, pekmez ve balı; Sürmeli Çukurunda karıştırırlar ve son yemek (aşure aşı) hep birlikte yenir.

Nuh Peygamber: sofrasını silkeleyip, Sürmeli Çukuruna döktüğünde, bu Iğdır Ovası, çok bereketli hale gelir. Dağın adı da: geçen zaman içinde “Ağrı” ya dönüşür.

ağrı.genel.1
Ağrı

BÜYÜK VE KÜÇÜK BACI EFSANESİ

Çok eski zamanlarda: Sürmeli Çukuru; uçsuz-bucaksız, düzlükler halindedir. Ağrı Dağının birçok yerinde ise, büyük ormanlar vardı. Günlerden bir gün: iki bacı, evlerine odun getirmek üzere, ormana giderler.

Ormandan topladıkları, odunları, birer birer sırtlarına almaları zamanı gelince: Büyük bacı, küçük kardeşine: “Bacı bacı kurbanın olayım, ne olur, gel sırtıma bu yükü kaldırıver” der. Küçük bacı: “hayır” der, yükü kaldırmaz ve üstelik te: “canın çıksın, kendin kaldır” der.

Büyük bacı: yalvarır-yakarır olmaz. Aralarında kavga başlar. İkisi de kan-ter içinde kalırlar. Hareket edemezler ve başlarlar, birbirlerine beddua etmeye.

Küçük bacı: “Allah seni öyle bir dağ etsin ki, yaz-kış başından kar eksik olmasın” der.

Büyük bacı da: “ Sen de öyle bir dağ olasın ki, başından: yılan-çıyan eksik olmasın”  der.

Tanrı: her ikisinin de beddualarını kabul eder. Büyük bacı: Büyük Ağrı dağı olur. Başından: yaz-kış kar eksik olmaz. Küçük bacıda: Küçük Ağrı dağı olur ve tepesinde: yılan-çıyan eksik olmaz.

ağrı.üniversite.1
Ağrı

İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ

İbrahim Çeçen: Ağrılı bir iş adamıdır. 1941  yılında Ağrı’da doğmuştur. Halen: 30 dan fazla şirketin bağlı bulunduğu IC Holding Yönetim Kurulu Başkanıdır. Aynı zamanda: IC Vakfı kurucusudur.

2004 yılında: IC İbrahim Çeçen Vakfını kurmuştur. Eğitim, sağlık, spor ve sanat alanlarında yaptığı hizmetler, ülkesi için gayretli çalışmaları, katkıları ve üstün başarılarından dolayı, 2007 yılında, TBMM tarafından “Devlet Üstün Hizmet Madalyası “ ile ödüllendirilmiştir.

Üniversite bünyesinde: 3 fakülte, 1 yüksek okul, 2 enstitü, 2 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Üniversite: süratle yerleşimlerini sürdürmektedir.

YEME-İÇME

Ağrı toprağı ve iklimi: sebze tarımına elverişli olmadığı için: Ağrı mutfağında, tahıl önemli yer tutar. Kış mevsiminin uzun sürmesi: un ve una dayalı yemek çeşitlerini çoğaltmıştır.

Yörenin en tanınmış yemeği: saç kavurmadır. Saç kavurması: etin saç üzerinde pişirilmesiyle yapılır. Diğer ismi: Selekelidir. Taze oğlak veya kuzu etinden yapılır. Üzerine: tereyağında eritilmiş, salça konur. Üzerine: sarımsaklı yoğurt dökülerek servis edilir.

Ağrının kendine özgü başka bir yemeği de: Abdigor köftesidir. İçli köfteye benzer. İlin en tanınmış yemeğidir. Yağsız, sinirsiz, kemiksiz sığır eti, çok az miktarda soğan, bir adet yumurta ve baharatlardan yapılır.

Hamur haline gelen et, soğan ve su katılarak elle çırpılır. Çırpıldıktan sonra, bir saat dinlendirilen köfteler, pilav üzerine konularak servis yapılır.

Diğer öne çıkan yemek: sahan kebabı. Sahanda, iki lavaş arasına, kuşbaşı et konularak pişirilir.

ağrı.genel.2
Ağrı

Bu arada: Ağrı ilinde, mutlaka gözünüze çarpacaktır, çok miktarda: gayet küçük mekanlardan oluşan, çorbacılar var. Her sabah: İlin yerlileri, erken saatlerde açılan bu çorbacılarda, kahvaltı yaparlar.

Siz de deneyebilirsiniz, gerçekten lezzetli çorbalar var, özellikle: paça-işkembe çorbası. Özellikle: soğuk kış günlerinde muhteşem güzel.

Son olarak: gerek tatmak ve gerekse satın almak suretiyle, mutlaka denemenizi önereceğim: beyaz bal var. Türkiye’nin en güzel çiçek balı, burada elde ediliyor.

Bin bir renk ve çeşit kokulardaki yayla çiçeğinden elde edilen bembeyaz balın tadına doymak mümkün değil.

Özellikle: Aladağ ve Sinek yaylalarının balı meşhurdur ve şifalı olduğuna inanılır. Bu bal: mideye kuvvet verir, midedeki fazlalıkları  dışarı atar. Sindirimi kolaylaştırır, sindirim organlarının düzenli çalışmasını sağlar.

Hazmı gerektirmediği için, kolayca kana karışır. Ayrıca: kansızlığı ve zaafı giderir. Hastalıklardan yeni kalkmışlara, kuvvet verir.

ağrı.halı.1
Ağrı Hediyelik-Alışveriş

HEDİYELİK-ALIŞVERİŞ

TİFTİK ÇORABI

Koyun ve keçilerden elde edilen yün ve tiftik: yöresel işleyiş biçimiyle, giyim eşyası olarak değerlendirilir. Bunların en önemlilerinden birisi: tiftik çoraplarıdır. Tiftik, kış başlarında; keçilerin, özel taraklarla taranması şeklinde elde edilir.

Elde edilen tiftik: yıkanıp temizlendikten sonra iplik haline getirilir. Bundan: renkli ipliklerle, çoraplara  desenler verilir. Evet, yöreye gittiğinizde, bu tiftik çoraplarından alabilirsiniz.

NAZARLIK VE ÜZERLİK

Bunlar: mısır, arpa taneleri ve üzerlik otunun dizilmesiyle elde edilen, duvar süslemeleridir. Gerek inanç bakımından ve gerekse süsleme tekniği ve anlayışı olarak, bölgenin kültürel özelliklerini yansıtır.

Ayrıca: turistik değer taşır. Üzerlikler: genellikle köylerde, evlerin duvarlarını süsleyen ve ayrıca nazardan koruduğuna inanılan eşyalardır.

Sizde; özellikle nazardan korunması özelliğini dikkate alarak, yöreden üzerlik alabilir ve evinizin güzel bir köşesine asabilirsiniz.

ağrı.genel.3
Ağrı Gezilecek Yerler

AĞRI GEZİLECEK YERLER

BALIK GÖLÜ

Ağrının kuzeyinde, Kars sınırındaki, Sinek yaylasında, bir lav seti gölüdür. Gölün suyu tatlı ve temizdir. Sazan balığı ve ünlü kırmızı pullu (kızıl alabalık) alabalığı vardır.

Bu alabalık: elbette aklınıza ilk gelen olduğu üzere: gayet güzel tadı nedeniyle yeniliyor.

Ama: büyük olasılıkla, genel olarak bilinmeyen bir uygulama daha var. Bu alabalık: kırık-çıkık tedavisinde: ilaç olarak kullanılıyor.

Öyle ki, söylenenlere göre: bu alabalık, yapıştırıldığı yerde bulunan kemikler üzerinde, muhteşem bir yumuşatıcı etki yaratıyormuş ve böylece: kırık-çıkık olaylarında, tedavi edici bir ilaç olarak kullanılıyormuş.

Yozgat çevresinde de, alabalık ile, bu tür tedaviyi duymuştum. Zaten: balık gölünde araştırma yapan Avusturyalılar: göldeki alabalığı gördüklerinde, “bu endemik bir alabalık alt türü” sonucuna varmışlar.

Aslında: bu göldeki alabalık, Abant alabalığı ile aynı türden. Diagnostik (pul sayıları, solungaç dikenleri, omur sayıları) ve morfolojik yapıları: Abant alabalığı ile, neredeyse aynı ve onun gibi siyah benekli ve aynı desenli.

Gölün çevresindeki buz gibi kaynaklar: Anadolu’nun en güzel sularıdır. Doğu Anadolu’nun Abant’ı sayılır.

Göl:  doğal bir güzelliğe ve sade bir manzaraya sahiptir.

Deniz seviyesinden: 2241 metre yüksekliktedir. Yurdumuzun, en yüksekte oluşmuş gölüdür. Alanı: 34 km. karedir. Derinliği: 100 metreyi aşar. Gölün güney kıyısında: plaj tesisleri ve turistik tesisler var.

Balık gölüne en kısa yol: Taşlıçay üzerinden çıkan 26 km. lik yoldur.

Gölün kuzey tarafında: üzerinde tarihi kalıntılar bulunan, 4 dekar genişliğinde bir ada var. Adaya: motorlu ve kürekli kayıtlarla gitmek mümkün.

DAMBAT ÇERMEĞİ VE MADEN SUYU

Ağrı’ya 5 km. uzaklıkta, Dambat köyündedir. Murat nehri kıyısındadır. Yerden fışkıran su: kükürtlüdür ve her yıl yer değiştirmektedir.

Ayrıca: kapaklı bir yerde kalınca, zehirlenme yaptığından, sabit bir havuz içine alınmamıştır.

Yara, çıban, sivilce gibi deri hastalıkları ve romatizma için şifalıdır.

Ayrıca: maden suyu kıvamındaki kaynak suyu: böbrek, bağırsak ve mide hastalıklarına iyi gelmektedir.

KIRIK KÖPRÜ

Kırık köprü ve civarındaki: Körçay; yerli halk tarafından, piknik ve dinlenme yeri olarak kullanılıyor. Çocuklar: ayrıca, çaya girip yüzüyorlar.  Özellikle: karayolu ile seyahat edenler: Ağrı Havaalanının, hemen yakınında bulunan bu çeşmeden su içmeden, geçmezler.

AŞAĞI KÜPKIRAN

Burada: kayak tesisleri var. Küpkıran köyü arazisinde: beybi lift kayak tesislerinin kurulmuş. Burada: Türkiye Kayak Federasyonunun faaliyet programında yer alan: Kayaklı koşu yarışmaları yapılıyor.

KÜPKIRAN-HARABEGÖL KALESİ

Merkez ilçeye, 20 km. uzaklıktadır. Yukarı Küpkıran ve Güneysu köyleri arasındadır. Kale: büyük blok taşlardan yapılmıştır. Mazgalları var. Ancak: kalenin, bir deprem sonucu battığı ve oluşan çukura, su dolduğu için, bu adın verildiği sanılmaktadır.

Karakoyunlular zamanında, 250 haneli bir yerleşim yeri olan buranın; Yezidi ve Ermeniler tarafından işgal edildiği ve bunun üzerine, Türkler tarafından, savunma amaçlı olarak bu kalenin yapıldığı sanılmaktadır.

Ancak: kaleyi kimim ve hangi tarihte yaptırdığı bilinmiyor. Günümüzde ise: yıkık durumdadır.

Doğubayazıt tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Zonguldak Devrek

Zonguldak Devrek

Bilmiyorum, ne kadar doğru olur, ama “Devrek” denilince, benim aklıma hemen “Baston” geliyor. Şöyle ki, “Baston her yerde Bastondur, üzerinde sanat eseri varsa o “Devrek Bastonu” dur. Buna belki şöyle bir eklenti yapılabilir, aslında Zonguldak’tan eski ama günümüzde tam bir emekli kasabası olmuştur.

Evet, muhteşem sanat eseri olarak “baston” denilince, ülkemizde, yalnızca “Ahlat” ve “Devrek” geliyor.

ULAŞIM

İlçenin, il merkezine uzaklığı: 60 kilometredir. Devrek-Mengen arası uzaklık: 36 km. Devrek-Bartın arası uzaklık: 50 km.

TARİH

Devrek, denizyolu güzergahında olması nedeniyle, çok önemli ve stratejik bir konuma sahiptir. Fatih Sultan Mehmet, 1460 yılında, Amasra’nın fethine giderken, bu yol güzergahını kullanmıştır.

Zonguldak Devrek

GENEL

İlçe, genellikle yüksek bir arazi üzerine kurulmuştur ve topraklarının büyük bir bölümü, ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar, ülkenin en zengin ormanları olarak tanımlanıyor. Bu ormanlar: iğne yapraklı çam, yayvan yapraklı meşe ağaçlarından oluşmaktadır. Denizden yükseklik: 100 metredir. Ekonomik olanaklar değerlendirildiğinde: ilçe halkının çoğunluğunun, Demir-Çelik Fabrikalarında çalışmak üzere, Ereğli’ye göçtüğü anlaşılmaktadır.

İklim değerlendirildiğinde, ilçede dört mevsim yağışlı geçen, ılıman deniz ikliminin hakim olduğu görülür. İlçenin içinden bir çay geçiyor. Bu “Devrek çay” ıdır ve Filyos çayına karışarak, Karadeniz’e dökülür. Devrek denildiğinde: burada bulunan Jandarma Eğitim Birliği de öne çıkıyor.

Çünkü: tarihi süreç içinde, birçok asker adayı, burada acemi eğitimini tamamlamış ve daha sonra başka yerlere, askerlik hizmetini tamamlamak üzere gitmişler. Yani: kısa süreli de olsa, birçok insan için, Devrek bir süre yaşanılan bir yer olarak hafızalarda yer etmiştir. Tabii, burada birkaç yıllık süreçte görev yapan personeli de unutmamak gerek.

Zonguldak Devrek

BASTONCULUK

El sanatı açısından, yörenin simgesi olmuştur. Yaklaşık, 500 yıldır, yörede baston yapılmaktadır. Günümüzde, daha geliştirilerek yapım sürdürülmektedir.

Bastonculuğun, tarihi geçmişine gelince: Mısır’da, İngilizlere esir düşen, Devrekli marangoz ustası Ali Rıza Efendi tarafından, bastonculuk, İngilizlerden öğrenilmiş ve Devrek’te yapılmaya başlanmıştır. Takip eden dönemdeki önemli bastoncu ustaları: Aziz Salman Usta, Münteka Çelebi Usta.

Zonguldak Devrek Baston

Klasik Devrek bastonunda: gövde kızılcık, sap ceviz ağacıdır. Gövdesinden başlayarak, sap kısmına doğru dolanmış, iki yılan motifi bulunur. Günümüzde ise, bastonlar, değişik malzemeler ve motiflerden üretilmektedir. İlçede, her yıl, Temmuz ayının, üçüncü haftasında “Devrek Baston ve Kültür Festivali” düzenlenmektedir.

NE YENİR.NE İÇİLİR

Devrek’te: asma yaprağından sarılan ve sıcak yenen, etli yaprak sarmasını denemelisiniz. Zeytinyağlısı da var. Bunun dışında, cevizli ev makarnası da olabilir.

Bunların dışında: burada, Devrek simidi ve cevizli ekmek tatmalısınız. Hatta, cevizli ekmekten satın alıp, yakınlarınız için götürebilirsiniz. Simit yemeyi unutmayın.

Zonguldak Devrek

NE SATIN ALINIR

Mutlaka ve mutlaka baston satın almalısınız. Şu an için belki bir bastona ihtiyacınız bulunmadığını düşünüyorsunuz, ancak gelecek dönemlerde, mutlaka baston gerekebilir. Siz, Bastoncular Çarşısına mutlaka uğrayın ve hoşunuza giden ve uygun fiyatlı bir baston satın alın.

GEZİLECEK YERLERİ

Zonguldak Devrek Bostandüzü Ormaniçi Dinlenme Kampı

BOSTANDÜZÜ ORMAN İÇİ DİNLENME ALANI

İlçe merkezine, yaklaşık 11 km. uzaklıktadır. Özellikle, hafta sonu ve tatil günlerinde, büyük kalabalıklar görülüyor. Piknik ve dinlenme alanı olarak kullanılan burada, rahatlıkla mangal da yakılabiliyor. Şehir yoğunluğundan sıkılıp, bunalanlar için ideal. Sizler de, buralara yapılacak herhangi bir gezide, bu dinlenme alanında, kısa bir mola verebilirsiniz.

Zonguldak Çaycuma gezi yazım hakkında Çaycuma