Ankara Sincan

Ankara Sincan

Aslında, birçok kez gittiğim Sincan ilçesinin, Ankara’nın hemen yakınında olmasına rağmen, her türlü imkanların yaratılması nedeniyle, Ankara’ya pek de ihtiyaç duymayan bir yöre olduğu kesin. Yani, burada yaşandığında, her türlü imkan bulunuyor.

Öte yandan, Ankara’nın özellikle yüksek kiralarından kaçan insanların, burada ikamet ediyor olması ve her gün Ankara’ya gidip-geliyor olmaları, buranın hareketliliğini sağlıyor.

ULAŞIM

Sincan: Ankara-İstanbul tren yolu üzerinde olması ve Ankara-Beypazarı-Ayaş kara yolu üzerinde bulunması nedeniyle, öne çıkmış ve herhangi bir ulaşım problemi bulunmayan bir ilçedir.
Ankara-Sincan arasındaki uzaklık: 27 km. dir. Ankara ile olan ulaşım: minibüs, otobüs ve banliyö trenleriyle sağlanmaktadır.

TARİHİ

Sincan isminin kelime anlamı “şen ve canlı insanların yurdu” demektir. Özellikle, Asya’da, bazı yerlerde, aynı ismi taşıyan yerleşim yerleri bulunmaktadır.

Sincan yöresinde: antik dönemlere ait kalıntılar, genellikle kaya yerleşimleri şeklinde görülür.

Özellikle: Esenler köyü yöresinde ortaya çıkan “aslan heykeli ve üzüm tekneleri”, İncilik köyünde ortaya çıkan “küp ve sütunlar” ile Saraycık köyünde bulunan “aslan heykeli” bölgede antik dönemdeki Roma ve Bizans yerleşimlerinden günümüze kalan kalıntılardır.

Sincan ve yöresi, Osmanlı döneminde de, tipik Anadolu köyleri yerleşimi şeklinde görülür. Sonuç olarak: mimari ve sanatsal açıdan, yörede, eski dönemlere ait çok sayıda kalıntı görülmemektedir. Her ne kadar, yörede, ilk yerleşimin, MÖ. 5000’li yıllara kadar uzandığı bilinse de, o dönemlerden ve medeniyetlerden, günümüze herhangi bir kalıntı intikal etmemiştir.

Sonraki dönemde, Sincan ismi, 1892 yılında, İstanbul-Bağdat demir yolu hattının, Sincan köyünden geçmesi şeklinde duyulur. 1926 yılındaki yazılı kayıtlarda, burada, 8-10 hanelik bir köy ve 1 cami bulunduğu yazılıdır.

Yine aynı dönemde, yani 1926 yılında çıkarılan bir kanunla “Zir köyü” bölgesinin, bucak yapıldığı, daha sonra ise, 1928 yılında, Sincan köyünün Etimesgut’a bağlandığı görülür. Aynı dönemde: Sincan, küçük bir köy iken, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle, özellikle yurt dışından göçen vatandaşlarımızın buraya yerleştirilmesiyle büyümüştür.

1950’li yılların başında, Bulgaristan ve Romanya’dan gelen göçmenler ile, köyün nüfusu hızla yükselmiştir. Özellikle: Romanya’dan gelen göçmenler, beraberlerinde “lale” soğanları getirmişler ve Sincan yöresinde lale bahçelerinin oluşturulmasını sağlamışlardır.

Sonuç olarak: 1983 yılında, Sincan ilçe haline getirilmiştir. 1988 yılında ise, Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırları içine alınmıştır.

GENEL

İlçe, dağlık alanlarla kuşatılmıştır. Kuzeydoğu bölgesinde “Karyağdı dağı” ve doğu bölgesinde “Ayaş dağı” uzantıları görülmektedir. Yöredeki başlıca akarsu ise Ankara çayıdır.

Yöre insanının başlıca ekonomik etkinlikleri: tarım ve hayvancılıktır. Ayrıca: yörede bir kısım sanayi tesisi ve kombinalar görülür. Özellikle: Ankara Sanayi ve Ticaret Odası tarafından kurulmuş olan “Organize Sanayi Bölgesi” önem kazanmaktadır.

Evet, Sincan için, sembol olarak “lale” kullanılmış ama yaptığım araştırmada, bunun sebebini öğrenemedim. Bir noktada: 1950’li yıllarda, özellikle Romanya bölgesinden göçerek Anadolu’ya gelen ve buraya yerleştirilen göçmen yurttaşlarımızın beraberlerinde lale soğanları getirdikleri düşünülmektedir.

Hani, Sincan yöresinde çok miktarda lale üretimi mi var? Meçhul veya böyle bir yazılı kaynak bulamadım, ama sonuçta, Sincan yöresinde, lale, yörenin sembolü olarak kabul edilmiş ve kullanılıyor. Bu arada: her yıl “Mayıs” ayı içinde, burada “Lale Festivali” yapılıyor.

 KONAKLAMA

Sincan Öğretmenevi İstasyon Mah. Erdal Sokak.No.12 312-2765960

GEZİLECEK YERLER

Sincan: herhangi bir tarihi ve doğal güzelliği olan yer değil. Yani, turizm açısından herhangi bir beklentiye cevap vermez. Yalnızca, burada bulunan “Harikalar Diyarı” ziyaretçiler için ilginç gelebilir. Bunun dışında yörenin herhangi bir turizm aktivitesi bulunmuyor.

HARİKALAR DİYARI

Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmıştır. Sincan-Fatih semti yanındadır.
Park, kapladığı alanın büyüklüğü ile, Avrupa’nın en büyük kentsel parklarından birisidir.

Park alanında: spor kompleksleri, piknik alanları, kültürel alanlar, yeşil alanlar ve masal adası gibi rekreasyon alanları bulunmaktadır.

Özellikle: 25 bin m. Karelik masal adası, çocukların ilgisini çekiyor. Bunun dışında: park alanında, 1 nikah salonu var.

ALİ YAKUT KÖYÜ CAMİ

Sincan ilçesine bağlı, İlyakut köyünde bulunan cami, boyuna dikdörtgen planlı, çatılı, kagir bir yapıdır. Binanın yapımında: moloz taş, kesme taş ve devşirme taş kullanılmasının yanında, ahşap malzeme kullanımı da önemli yer tutar.

Duvarlar içte ve dışta sıva kaplıdır. Camide, iki sıra halinde dizilen üstü kemerli pencerelerden, doğuda altı, güneyde-kuzeyde-batıda dörder adet bulunmaktadır. Kuzeyinde, sonradan eklenmiş bir son cemaat yeri ve kuzeybatısında ise 1965 yılında yapılmış bir minare bulunur.

Kuzeydeki mihrap eksenindeki kemerli bir kapıdan girilen caminin harimi: üç sahınlı, düz tavanlı ve kırma çatılıdır. Sahınlar, iki sıra halinde dizilmiş, ikişer ağaç direklerle birbirlerinden ayrılır.

Direkler: iki kalın kirişle ahşap tavanı taşırlar. Kirişlerle direkler arasında, ucu profilli yastıklar bulunmaktadır. Kıble duvarına dikey olarak uzatılan kirişlerle, hatıl ve duvarlar arasında, ucu profilli yarım yastıklar bulunur.

Yarım yastıkların üzerinde ise, kirişleri taşıyan tahtalar ve orta hatılın yan yüzleri, aşı boyalı klasik kalem işi nakışla süslenmiştir. Tavan tahtaları ayrıca çapraz ve dikey çakılmış çıtalarla süslenmiştir.

Güneydeki tavana kadar yükselen altıgen alçı mihrap, kalıplama tekniğiyle yapılmıştır. Mihrap, çokgen nişli olup, üstü mukarnaslıdır. Nişin çevresini dolaşan geniş silmeler, geometrik süslemelere sahiptir.

Mihrabın, sağında geometrik süslemeli, ahşap minber bulunur. Yapı: alçı, ahşap ve kalem işi süslemeleriyle dikkat çekmektedir. Caminin 14’ncü yüzyıl sonu ile 15’nci yüzyıl başlarında yapıldığı düşünülmektedir.

ESKİ BUCUK KÖYÜ CAMİ

Eski Bucuk köyünün günümüze yalnızca camisi ulaşmıştır. Bir yamaca yapılan cami, dikdörtgen planlı, kırma çatılı, kagir bir yapıdır. Caminin dış duvarları, yamaçta kalan kuzey ve doğu cephelerinde taş kullanılmıştır. Son cemaat yeri ve minaresi yoktur.

Caminin kesme taş kaplı doğu ve güney cephe duvarlarında, altta ve üstte ikişer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Alttakiler büyük, üsttekiler küçüktür. Pencerelerin lentonlarına kemerler motif olarak işlenmiştir. Çatısı alaturka kiremit kaplıdır.

Batıda kemerli bir kapı ile girilen cami harimi, boyuna dizilmiş, ikişerden dört adet ahşap direkle, boyuna üç sahına ayrılmıştır. Kapalı olan kuzey duvarında ahşap mahvel vardır. Ahşap tavanda  herhangi bir süsleme yoktur.

Caminin içindeki direkler, zarif konsollarla tavanı taşırlar. İç duvarlarda, sonraki yıllarda yapıldığı tahmin edilen hat ve bitkisel bezemeler görülür. Caminin kuzeyine, yakın zamanda eklenmiş, eski eser olmayan türbesi bulunmaktadır.

Türbenin içinde kimlere ait olduğu bilinmeyen 4 adet mezar olup, çok eski olmayan bir zamanda bu mezarların üstü örtülmüştür. Camide, onarım kaydı dışında bir yapım kitabesi bulunmamaktadır. Minare elemanları, yapı malzemesi ve çevresindeki benzer yapılarla karşılaştırıldığında, yapıyı, 15-16. yüzyıllar arası bir döneme tarihlemek mümkündür.

KÖTÜRÜM BEYAZID CAMİ

Sincan beldesinde, Yenikent’in ilk yeri olan “Zir köyü”, eskiden “Istanos” kazası imiş. Heyelan ve sel yatağı olması sebebiyle terk edilen “Uluköy”e bağlı olan bu yerleşimdeki “Kötürüm Beyazıd Cami”, yakın zamanlara kadar metruk ve harap durumda iken, günümüzde yıkılmıştır.

Yani, görme şansınız yok, yalnızca tarihi kalıntılar hakkında bilgi sahibi olmamız açısından burası ile ilgili birkaç not yazmak istiyorum.

Dikdörtgen planlı, çatılı bir yapı olan cami, 7.20 x 9.50 metre ölçülerindedir. Camiye, kuzeyden iki yanı kapalı, önü açık son cemaat yerinden girilir. Cami harimi, kare planlıdır. Alçı mihrabın kavsarası yıkılmış ve mihrap, bir niş halinde kalmıştır.

Ahşap mihberin ise köşk, külah, seren ve korkulukları yok olmuştur. İbadet mekanını, altta dikdörtgen yedi pencere ile üstte dokuz kare pencere aydınlatmaktadır. Tavan, ahşap çıtalı, ortası göbekli, birbirine geçmeli geometrik ve yıldız motifleri ihtiva etmektedir.

Mahfelin tavanı ile mahfelin alt kısmının tavanı ahşaptan, naşıklı ve boyalıdır. Mahfelin ahşaptan iki kare sütun ile yanda duvara yapışık ahşap sütunlar taşımaktadır.

Son cemaat yerinin doğu duvarına bitişik minarenin kare planı, kaidesi kesme taştan, gövdesi tuğladan, silindirik olarak inşa edilmiş ve üzeri sıvalıdır.

Minarenin şerefe korkulukları ve külahı ahşaptır. Caminin kitabesi bulunmadığından, “Kötürüm Beyazıd” diye meşhur olan Candaroğullarından “Celaleddin Beyazıt bin Adil Bey” (tahta çıkışı: 1362, ölümü: 1385) tarafından yaptırıldığına inanılmaktadır.

Ankara Güdül

Ankara Güdül

Güdül denilince, benim ilk aklıma gelen Kirmir çayı ve leblebi. Merkezde, yaklaşık 20 civarında leblebi imal atölyesi bulunmaktadır. Ayrıca: Kirmir çayı yöresinde, İnönü mağaralarını mutlaka görmenizi öneririm.

Ankara Güdül

ULAŞIM

Ankara’dan Güdül ilçesine ulaşım için, Etlik bölgesinde bulunan Otobüs Terminali kullanılır. Ankara-Beypazarı kara yolu takip edilirken, Ayaş geçildikten sonra, kara yolundan kuzeye yönelinir ve 28 km. sonra Güdül ilçesine ulaşılır.
Güdül-Ankara arasındaki uzaklık: 90 km. dir. Güdül-Ayaş arasındaki uzaklık: 33 km. Güdül-Kızılcahamam arasındaki uzaklık: 93 km. Güdül-Beypazarı arasındaki uzaklık: 60 km. Güdül-Çamlıdere arasındaki uzaklık: 60 km.

TARİHİ

Yapılan araştırmalar sonucunda, yörede, çok önceki tarihlerden bu yana yerleşim bulunduğu anlaşılmıştır. Özellikle: ilçe yakınlarındaki “Kirmir Çayı” çevresinde, kayalara oyulmuş mağaralar görülmektedir. Bu mağaralarda, MÖ. 2000’li yıllarda Hititlerin yaşadığı anlaşılmıştır. Daha sonraki tarihi süreçte ise, bu kez Frigler bölgedeki egemenliği ele geçirirler.

1071 Malazgirt savaşından sonra ise, bölge, Türkler tarafından ele geçirilir. Günümüzdeki yerleşim yeri ise: Anadolu Selçuklu Hükümdarlarından I. Mesud’un eniştesi ve Ankara Emiri olan Şehabüldele Güdül Bey tarafından kurulmuştur. Yaklaşık 850 yıllık geçmişe sahip olan yerleşim yeri: 1957 yılında ilçe olmuştur.

GENEL

Bağlı bulunduğu Ankara ilinin, kuzey batısındadır. İlçe merkezi, Kirmir çayı vadisinin güney yamacına kurulmuştur. Yani, arazi yapısı oldukça dağlıktır.

Kirmir çayı, Sakarya nehrinin en önemli kollarından birisidir. Derin kayalıklar arasında, kıvrılarak akar ve Kirmir Vadisini oluşturur.

İlçe merkezinin denizden yüksekliği 720 metredir. Yörede, karasal iklim görülmekte olup, buna bağlı olarak: kışları soğuk ve yazları sıcak geçer. Yağışlar azdır.

İlçede yaşayanların ekonomik etkinliklerinin başında: hayvancılık gelmektedir. Çünkü: tarıma elverişli arazi kapasitesi çok kısıtlıdır. Arazinin, dörtte birlik bölümü ormanlıktır. Hayvancılık açısından ise, genellikle kıl keçisi ve sığır yetiştiriciliği öne çıkmaktadır. Bunun dışında: yörede, dericilik, leblebicilik yapılmaktadır. Unutmadan, Güdül ilçesinin sivri biberi de meşhurdur.

Güdül ilçesinde, her yıl “Haziran” ayında Kiraz festivali yapılmaktadır.

Ankara Güdül Leblebisi

NE YENİR/NE İÇİLİR

Buralara yolunuz düşerse “leblebi” tatmayı unutmayın. Bunun dışında, yöredeki yöresel lezzetlerden bazıları şunlardır: Göçeaşı, höşmerim, kapama, mıhlama.
Göceaşı: kabukları soyulmuş buğday, nohut ve kuru fasülyeden yapılır. Et de katılabilir. Sonradan, sarımsaklı yoğurt katılarak karıştırılır ve lezzetle yenilir.
Mıhlama: doğranmış soğanlar, yağ, kıyma, tuz ve biber karışımı ile yapılır. Daha sonra içine yumurta kırılır ve üzerine limon sıkılarak yenilir.
Kapama: kemikli et parçaları doğranır, iri soğanlar ile birlikte toprak testiye konulur ve az su ilave edilen testi, ters çevrilerek, başka bir kabın içinde pişirilir.

KONAKLAMA

Güdül Öğretmenevi 312-7181788

GEZİLECEK YERLER

Ankara Güdül Evleri

GÜDÜL EVLERİ

İlçe merkezinde, toprak damlı, genellikle 2 katlı ve duvarları kerpiçten yapılmış, 39 ev, 2 cami, 4 çeşme ve 13 işyeri, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bu tip evler, Anadolu’da, genellikle mimari alışkanlıkların benzerliğinin ürünüdür. Dar sokakların kenarlarına sıralanırlar, birbirlerine bitişik haldedirler. Ancak, bunların sahipleri zamanla dışarıya göç ederler ve bu evler sahipsiz kaldığında virane haline gelmektedirler.

Ankara Güdül Sorgun Göleti
Ankara Güdül Sorgun Göleti

 

SORGUN GÖLETİ

İlçe merkezine bağlı, Sorgun köyündeki ormanlık alandadır. İlçe merkezine yaklaşık 23 km. uzaklıktadır. Yeşilöz kasabası üzerinden Sorgun yaylası ve göletine ulaşmak mümkündür. Burada: muhteşem bir doğal güzellik ziyaretçilerini karşılar. Günübirlik piknik yapılabilir. Çam ormanları ve tam bir oksijen deposudur.

Ankara Güdül Yeşilöz-Kirmir Vadisi
Ankara Güdül Yeşilöz-Kirmir Vadisi
Ankara Güdül Yeşilöz-Kirmir Vadisi

YEŞİLÖZ-KİRMİR VADİSİ

İlçe merkezine bağlı: Güdül-Kızılcahamam kara yolu üzerinde bulunan Yeşilöz kasabası ve burada bulunan Kirmir vadisi: yörenin turistik merkezlerindendir.

Burada: yani ilçe merkezine 2 km. uzaklıktaki İnönü mevkii, özellikle ilgi çekmektedir. Kirmir çayı çevresindeki kayalıklarda, kayalara oyulmuş mağaralarda, MÖ. 2000’li yıllarda Hititlerin yaşadıkları bilinmektedir. Bu mağaralarda, ayrıca “haç” işaretlerine de rastlanmıştır.

Çünkü: Romalılar döneminde, Hıristiyanlığın ilk yıllarında, yine burada ilk Hıristiyanların yaşadıkları görülmektedir. Mağaralar, merdivenler aracılığı ile birbirine bağlıdır ve merdivenlerden, kat kat yukarıya çıkılmaktadır.

Bu mağaralar: Ürgüp-Göreme bölgesindeki mağaralara benzemektedir. Evet, turizme açılan ve bir kısım güvenlik önlemleri alınan mağaralar bölgesini, yöreyi ziyaret edenler, mutlaka görmelidirler.

Ankara Gölbaşı Mogan-Eymir Gölü

Ankara Gölbaşı Mogan-Eymir Gölü

 

Gölbaşı, Ankara şehir merkezine 20 km. uzaklıkta. Özel araç ile veya toplu taşım araçları ile gitmeniz mümkün. Ankara’nın kendi çapında bir sayfiye yeri denebilir. Bu bölgede: aslında iki tane göl var. Bunlardan; biri Mogan gölü ve diğeri ise, özel bir alan içinde olan Eymir gölü.

 

Ankara Gölbaşı Mogan-Eymir Gölü

Yaklaşık 20 km. gittikten sonra ki, gayet geniş ve güzel bir yol, hafif bir rampadan inerken, Mogan gölünü görebilirsiniz.

Gölbaşı girişinde kara yolu ikiye ayrılıyor, Konya istikametine giden ve Haymana istikametine giden her iki yolda, gölün iki yanından geçerek gidiyor.

Mogan gölü, nasıl oluşmuş?

Öncelikle, burada iki tane göl olduğunu belirtmem gerek. Büyük olan “Mogan” ismini taşımasına rağmen daha çok “Gölbaşı” olarak anılıyor ve bende yazımda buradan yani büyük gölden “Gölbaşı” olarak söz edeceğim.

Ankara Gölbaşı Mogan-Eymir Gölü

Biraz daha batıda bulunan ve küçük ve göze batmayan, daha doğrusu uzaklardan görülmeyen göl ise “Eymir” gölüdür.

Gölbaşı: Teknonik olaylar yani yer kabuğunun çeşitli hareketleri sonucu meydana gelen bir göçme ile oluşmuş. Jeolojik oluşum bakımından; bir alivyonal set gölü. Su girdisi; yağmur ve kar suları ve genelde yazın kuruyan dereler. Gölün büyük bölümü, yazın kuruyor. Ancak: 2015 yılı kış aylarındaki aşırı yağışlar, sanırım gölün bu kuruma özelliğini, hiç olmazsa bir süre için unutturacak seviyededir.

Suyu hafif tuzlu. Ortalama derinlik: 3-5 metre civarında. Gölün uzunluğu 5.5 km. Çevresinin uzunluğu ise, 14 km. Göl alanı: muhtemelen 1900’lü yıllarda oluşmuş. Ancak: aradan geçen yıllarda, sürekli olarak küçülmekte, derinliği azalmakta, kirliliği artmakta, bataklaşma ve sığlaşma izlenmekte imiş.

Son yıllarda, su seviyesinin yeterli seviyede tutulması için, göle, Kızılırmak suyu verilmektedir. Gölün küçüldüğü, göl üzerinden çeşitli zamanlarda çekilen hava fotoğraflarından gayet net olarak görülebiliyormuş.

Göl kıyılarının büyük bölümünde; genişliği 100 metreye ulaşan sazlıklar var. Bu sazlıklar, tarım alanlarından göle ulaşan suların doğal arıtımını sağlıyor. Sazlık bölgeler, aynı zamanda, önemli kuş türlerinin üreme, beslenme ve barınma alanı. Göl; 1990 yılında, Bakanlar Kurulu kararı ile, özel çevre koruma bölgesi olarak ilan edilmiş. Türkiye’deki 13 özel çevre koruma alanından biri.

Sebebi ise, gölün barındırdığı, bitki ve hayvan türlerinin çeşitliliği, nadir ve nesli tehlikedeki kuş türlerinin önemli üreme bölgesi olması. Bulunduğu ortam itibarı ile, göl, köklü su bitkilerinin büyümesine çok uygun.

Bu nedenle, su dip bitkilerinde büyük artış oluyor ve göl, bir çeşit su çayırı haline gelerek kirleniyor. Yani, gölün kıyısında ve yakın çevresindeki yerleşim alanlarının atıkları yanında, gölün bu doğal özelliği de, kirliliğin hızla ilerlemesine neden oluyor.

Dünya kuşları koruma kurulunca geliştirilen bilimsel verilere göre; Türkiye’deki 184 önemli kuş alanından bir tanesi burada. Mogan gölü alanı; Türkiye’de yaşayan 456 kuş türünden, 201 kuş türüne, farklı dönemlerde ev sahipliği yapıyormuş.

Yani: burada, dikkatli gözler, 201 farklı kuş türü görebiliyorlar. Dikkuyruk ve paspaş ördeğinin, dünyadaki en önemli üreme alanlarından biri burası. Zaten: genellikle göl kıyısında gezinirken, bu ördek türlerini mutlaka göreceksiniz.

Gölde yaşayan balık türleri; turna, pullu sazan, kadife, yayın, gümüş ve kerevit. Gölde yaşayan turna balıkları, genelde avcı balıklar. Ancak, son yıllarda, gölde, turnaların sayısının azalması nedeniyle, sazan balıklarının sayısında hızla artış kaydedilmiş. Sazan balıkları, tatlı suların, bulanık olan yerlerinde yaşamayı tercih ederler.

Mogan gölünün dibinin çamurla kaplı olması nedeniyle, göl bulanık. Son yıllarda, hava sıcaklıklarının artması ve güneş ışınlarının gölün dibine kadar ulaşması, göldeki sazan balıklarını rahatsız etmiş.

Güneş ışınlarını fazla alan sazan balıkları, kendilerine yaşamsal hayat alanı yaratmak için, dip çamurunu bulandırıyorlar ve bunun sonucunda zaman zaman gölün rengi bulanıklaşarak, yeşil bir renge bürünüyormuş. Bu durum, göl kıyısındaki yerleşim yerlerinde yaşayanlar tarafından net olarak sezilebiliyor.

Evet; efsane olmadan olmaz.

Mogan gölünün, basit bir oluşum efsanesi var. Şöyle: ” Bir zamanlar, burada, bir köyde yaşayan Monza ve Ganey adında iki genç, birbirlerine aşık olurlar. Ama, her iki gencin ailesi de, bu sevgiye karşı çıkar. Bunun üzerine, iki genç, evlerinden kaçarlar ve birbirlerinden habersiz, iki ayrı tepeye çıkarlar. Bu tepelerin üzerinde, tamı tamamına 8-10 yıl, hiç durmadan ağlarlar.

Gözyaşları, tepelerden inip, şimdiki gölün yatağına birikir ve göl oluşur. Monza ve Ganey’in göz pınırları kurur ve kör olurlar. Mogan ismi: Monza ve Ganey isimlerinden gelir” Her ne kadar basit bir efsane olarak değerlendirseniz de, buranın köylerinde anlatılan bir efsane.

Ankara Gölbaşı Mogan-Eymir Gölü Mogan gölü rekreasyon alanı

REKREASYON ALANI


Rekreasyon: yenilenme, yeniden yaratılma veya yeniden yapılanma anlamına gelir.

Peki, rekreasyon insana ne sağlar? Fiziki sağlık gelişimi yaratır, ruh sağlığı kazandırır, insanı sosyalleştirir, diğer kişilerle kültürel ve sosyal ilişkiler kurularak toplumsal dayanışma ve bütünleşmeyi sağlar ve sonuç olarak insanı mutlu eder. Rekreasyon bunlardır. Rekreasyon alanı ise, bunların sağlandığı mekan olarak düşünülür.

Evet, Ankara’da Büyük Şehir Belediyesinin son yıllarda yaptığı rekreasyon alanlarından bir tanesi de burada, yani Mogan gölünde. Rekreasyon alanı, kelime gayet havalı, inanın mekan da güzel. Gölbaşı-Haymana yolundan ilerlerken, sapaktan yaklaşık 1 km. sonra, sola dönüyorsunuz.  Giriş paralıdır.

2 Temmuz 2005 tarihinde açılmış, 602 bin metrekarelik bir alana kurulu. Avrupa’nın en büyük rekreasyon alanı. Alan içinde: piknik alanları, asma köprüler, marina adası, ahşap kıyı yürüyüş yolu, koşu yolları, çocuk oyun alanları, istasyonlu koşu pisti, üç adet (biri kapalı) tenis kortu, iki adet mini futbol sahası ve basketbol sahaları var. Ahşap yürüyüş yolu 4 km. uzunluğunda ve sahil boyunca ilerliyor.

Yol üzerinde: 3 seyir terası ve 400 oturma bankı var. Piknik alanından, aynı anda 200 ailenin yararlanabileceği bir sistem kurulmuş. 200 piknik masası, barbekü ve 50 çeşme var. Kıyıdaki deniz feneri ise, 25 metre yüksekliğinde. Balkonundan, gölün tüm güzellikleri izlenebilir. Akşamları, deniz fenerinin tepesindeki lazer ile, gölün yüzeyi aydınlatılıyor.

Burayı gezerken, ücret ödeyip, içeri girdiğiniz andan itibaren: solda, otopark blokları var. Gidilen yolun, sağ bölümü de otopark olarak ayrılmış. Dolayısı ile, gittiğiniz yol tek yönlü, yani geri dönme şansınız yok.

Bu yüzden; girişte, nereye duracağınıza karar verin, son bölümlere geldiğinizde, geri dönme şansınız yok. Çünkü; yol tek yönlü. Girişten sonra ilk solda bir amfi tiyatro, sahil yürüme yolu, çocuk oyun alanı ve tuvalet var. Go-cart araba pisti var. 3 Nolu otoparkta; kafeler başlıyor.

Burada; yiyecek ve içecek bulabilir, gölün hemen kıyısındaki ve hatta gölün üzerine yapılmış ahşap teras üzerindeki masalarda oturabilirsiniz. Gölün daha önce belirttiğim gibi sularının rengi yeşil. Göl üzerinde ise, binlerce ördek ve çeşitli kuşlar var. İlerlediğinizde, çok şirin bir açık hava sineması var.

Çevresi tamamen açık. Sonra, kapalı ve açık tenis kortları. 5 Numaralı otopark: burada da pek kafe yok gibi, deniz feneri var burada. 7 ve 8 Numaralı otoparklarda; günübirlik piknik yerleri var. 9 Numaralı otoparkta bir şey yok.

Evet; rekreasyon alanı bundan ibaret. Dediğim gibi; burada kesinlikle işletmecilik adına, hoşunuza gitmeyen konular olacaktır. Ama; gerçekten halkın parası ile yapılan ve güzel bir yer. Mogan gölünde; bundan yani rekreasyon alanından başka gidilebilecek yer yok mu?

Var, elbette. Özel mekanlar var. Ama bunlar tahmin edebileceğiniz gibi, yiyecek ve içeceklerin çok yüksek fiyatlarla sunulduğu özel mekanlar.

Ankara Gölbaşı Mogan-Eymir Gölü

EYMİR GÖLÜ

Mogan gölünden ayrılıyoruz. Ankara-Konya yolundan gelirken, Gölbaşı ilçesine gelmeden; Haymana sapağını geçin, büyük bir market var, onun yanından sağa dönün ve Teaş, Polis Akademisi levhalarını takip ederek, önce Teaş’ı geçin ve sağa doğru virajı alın, sonra sola dönüp, doğruca Eymir Gölü nizamiyesine kadar gitmek mümkün.

Buraya gelen toplu taşım aracı yok. Sadece, özel aracınız ile gidebilirsiniz. Hoş; durumu anlattıktan sonra, zaten, özel aracınız ile de olsa gitmeyin demek sanırım daha doğru olacak.

Evet; Eymir gölü: çevresi tepelerle çevrili, şehir gürültüsünden ve kirliliğinden uzak. Gölün su girdisi: yağmur suları ve Elmadağ’dan gelen kar suları. Mogan gölü, buraya nazaran, 3 metre daha yukarıda olduğundan, su akımı Eymir gölü yönünde. Bu nedenle; Mogan gölünden de, buraya su gelmekte. Zaten ana su kaynağı, Mogan gölü.

Ortalama derinlik, 6-10 metre. Gölün uzunluğu: 4.2 km. ve göl çevresinin uzunluğu ise, 11 km ve asfalt bir yol var. Yürüyüş için ideal bir mekan. Su kalitesi, nispeten kirlilik nedeniyle düşük olup, göl suyu, kullanma amacıyla ve tarımsal sulamada kullanılmıyor. ODTÜ kürek takımı, gölde çalışıyor. Göl kıyısında, takıma ait bir kayıkhane var.

Ayrıca: bir büfe ve bunların yanında bir lokal binası mevcut. Gölde yaşayan balık türleri: turna, pullu sazan, kadife, yayın, gümüş ve kerevit. Göl; kuzeybatıda, bir kanal ile, İmrahor deresine bağlanıyor ve imrahor deresi: imrahor vadisinden akıyor ama genelde kuru veya çok az suyu olan bir dere denilebilir. Büyükşehir Belediyesi sanırım ileride İmrahor vadisinde bir kısım düzenleme yapacak ve bu dereyi büyüterek, burada bir boğaz benzeri görüntü yaratacakmış.

Evet: Eymir gölüne bu giriş dışında bir giriş daha var. Oran Mahallesi TRT Genel Müdürlüğü binasının hemen yanından aşağıya doğru inen bir yol ile buraya ulaşmak mümkündür. Hatta: TRT Genel Müdürlüğü-Panora Alışveriş Merkezinin hemen karşısındaki ormanlık alandan da Eymir gölüne ulaşmak mümkündür.

Bu ormanlık alan, aslında ziyarete kapalı olmasına rağmen, bir kısım tel örgü tahrip edilerek giriş kapıları oluşturulmuş, ancak hemen girişte karşılaşacağınız üzere “İçeride başıboş köpekler vardır” tabelası ilginizi çekecektir ve bu tabelada yazanın gerçek olduğunu, ormanlık alanda kısa bir yürüyüş sırasında görebilirsiniz.

İçeride, tam bir köpek imparatorluğu var denilebilir, ancak bu köpeklerin birçoğu gayet uyuşuk ve insanlara zarar vermekten uzak, ama yine de ziyaret etmeyi düşünürseniz tedbirli olmakta yarar var.

TRT Genel Müdürlüğü yanındaki yolu takiben giderseniz: Eymir gölü girişinde: büyük bisiklet ve MTV denilen araçların kiralandıkları mekanlarla karşılaşıyorsunuz.

Bir de: at çiftliği var ki, burada at binmek mümkün. Ziyaretçilerin birçoğu, bu bisiklet yerlerinden bisiklet kiralayarak gölün çevresinde bisiklet binmeyi tercih ediyorlar ki, bu mümkün, gayet güzel bir bisiklet yolu var.

Bu arada: ben gittiğimde gölün çevresindeki bu yolun uzunluğunu merak ettim, internette birkaç siteye baktığımda, göl kıyısındaki bu yolun uzunluğu için 9, 11, 13.5 gibi rakamlar kullanılmış, tabii şaşırdım, kendim yürürken ölçtüm, gölün çevresindeki yolun uzunluğu tam 11 km.

Göl, halen de olduğu gibi ODTÜ arazisi olarak kullanılıyor, ama eskiden sadece kendi mensuplarının kullanımına açık iken, günümüzde arazi tüm halka açık hale getirilmiş. Eskiden: sadece ODTÜ mensupları kart göstererek buraya girebiliyorlardı, artık herkes girebiliyor.

Cumartesi-Pazar ve tatil günlerinde, göl kıyısına araç sokulmuyor (bu günlerde özel araçlar saat: 19.00 dan sonra içeri girebiliyor ama göreceksiniz, özel araçlar içeri girince, ne bisiklete binecek ne de yürüyerek yer kalmıyor, gürültü ve egzoz kokuları da elbette yoğun) , özel araçlar giriş yakınındaki gayet büyük otoparka bırakılıyor ve yine buradan hareket eden, ücretsiz servis araçları ile göl kıyısına ulaşılıyor.

Ama bisiklet veya yürüyerek ulaşmak isterseniz, tabiatın muhteşem kokularını hissedebilirsiniz. İlk olarak karşınıza, “Bağ evi” denilen bir bir restoran, kafeterya olarak kullanılan, hemen göl kıyısındaki oturma yerleri ile gayet cazip bir mekanla karşılaşacaksınız.

Bu arada: bu yürüyüş yolunda bolca ve nispeten temiz tuvaletler bulmak ta mümkün. Fiyatların nispeten uygun olduğu düşünülen bu bağ evinden sonra yürümeye devam ederseniz, bu kez: karşınıza daha önce sözünü ettiğim, Gölbaşı istikametinden buraya gelen yolun giriş kapısı geliyor.

Burayı da geçerek yürümeye devam ettiğinizde: yine restoran türü bazı tesislerle karşılaşılıyor. Özellikle: bu restoran türü tesislerin yakınlarında yine bir köpek, başıboş köpek ordusu var. ODTÜ Kayıkhanesi ve ardından yine bir restoran ve ardından 11 km. lik asfalt yol bitiyor ve yine bisiklet kiralanan veya özel otoların park edildiği alana ulaşılıyor.

Evet: bir önceki yazımda, burası ODTÜ arazisi, gitmeyin giremezsiniz demiştim, ama artık serbest, yalnız özellikle burada mangal yakarak piknik yapılmasına asla izin vermiyorlar ve bir anlamda iyi ediyorlar çünkü yangın çıkması durumunda, Ankara’nın hemen merkezindeki bu cennet, yanarak yok olabilir.

Bence: bir tatil günü, kendiniz ve aileniz için burada zaman ayırın. Bisiklet kiralayın, bisikletle veya yürüyerek gölün kıyısındaki yolu takip ederek, muhteşem doğa kokuları içinde zaman geçirin. Yorulursanız veya bir şeyler yemek ve içmek isterseniz: bağ evi veya diğer tesislere girebilirsiniz. Göl kıyısının yeşille birleştiği muhteşem ortam, göl üzerindeki çeşitli  kuşların ve ördeklerin gösterisi, ortamın kokusu inanın güzel bir gün geçirmenizi sağlayacaktır.