İtalya Venedik San Polo ve Santa Croce

a.rialto genel.1
İtalya Venedik San Polo ve Santa Croce

 

İtalya Venedik San Polo ve Santa Croce; 

Birbirine bitişik: San Polo ve Santa Croce bölgeleri, Büyük Kanal’ın sol yakasının kuzey yarısındadır.

Sanatsal hazine değerindeki “Frai Kilisesi” ile “Scuola Grande di San Rocco” ve şehrin en renkli mekanlarından “Rialto pazarları” da görülecek yerler arasındadır.

Rialto

Venedik’in en eski mahallesidir. Venedik-Bizans tarzı sarayların en çok bulunduğu bölgedir. Kuruluşundan bu yana; Cumhuriyetin güç merkezi ve Doğu ile Batı’nın kavşak noktası olmuştur. Şehrin ticaret merkezi ve tüccarların buluşma yeriydi.

Rialto: Venedik’in mutfağı, ofisi ve oturma odası” olarak anılır. Cumhuriyetin zirvede olduğu zamanlarda Avrupa’nın en önemli finans merkeziydi. (Shakespeare’in Venedik Tacirinde, Shylock’un Bassanio’ya “Rialto’dan haberler nasıl?” diye sorması bu yüzdendir.)

a.rialto köprüsü.en güzel
İtalya Venedik San Polo ve Santa Croce Ponte di Rialto


Ponte di Rialto

Ponte di Rialto (Rialto Köprüsü): şehri iki yakaya ayırır. San Marco’nun bulunduğu “Rialto di qua (bu yaka) ve Rialto di la (o yaka).

Büyük kanal üzerindeki, zarif eğimli mermer kemerleriyle yayılan köprüde, dizi dizi sıralanmış ayakkabı, ipek eşarp ve mücevher dükkanları var. Romancı Henry James: “İtalian Hour” adlı romanında Venedik karakterine has, bu küçük dükkanlar ve tezgahlardan keyifle bahsetmiştir.

Köprü: önceleri dubalar üzerinde basit bir köprüyken, daha sonra geliştirilen altından yüksek gemilerin geçebileceği açılır-kapanır ahşap bir köprü halini almış.

Mevcut köprü: çöken eski köprünün yerine, 1588-1591 yılları arasında “Antonio da Ponte” tarafından yapılmış. Köprü projesini, katılımcılar arasında Michelangelo ve Palladio gibi sanatçılar olmasına rağmen, Antonio da Ponte’nin tasarımı kazanmış.

Sonuçta: içinde dükkanlar bulunan kapalı kemerleriyle sağlam, parlak, dubalı bir köprü ortaya çıkmış. Köprüden bakan biri; Büyük Kanal’ın bir dirsek gibi kıvrıldığı La Volta del Canal’daki büyüleyici saraylara ve antrepolara hayran kalır.

a.rialto pazarları.1
İtalya Venedik San Polo ve Santa Croce Rialto Pazarları


Rialto Pazarları

Rialto bölgesini görülmeye değer kılan diğer önemli özelliği: San Marco’nun anıtsal Venedik’ini canlandıran “pazar”larıdır. Turistik malları bir kenara bırakırsanız, angora kazaklar ve deri ayakkabılar ile hamur işi, peynir ve salam çeşitlerinin bulunduğu tezgahlar çok çeşitli.

Ruga Vecchia di San Giovanni: harika yiyecek dükkanları ile ilgi çekicidir ve Venedik’in geleneksel şarap barları “bacarolar”a yakındır.

Erberia

Büyük Kanal’a nazır bir meyve-sebze pazarıdır. Casanova: burayı “masum zevkler” yeri olarak tarif eder, ama günümüz gurmeleri burada bolca bulunan şifalı otlardan, kuşkonmazdan, radicchioya (İtalyan hindibası) ve küçük enginarlara kadar, pek çok sebze ve meyve arasında duygusal zevklere kapılırlar.

Pazaryeri

Kıyıdaki balık pazarı “Pescheria”ya kadar uzanır. Burası: Carpaccio’nun gerçekçi resimlerinden esinlenerek tasarlanan arkadlı Neo-Gotik bir yapıdır. Kemerlerin altında, balıkçıların yakaladığı balıkları buzlar üstünde sergilenir.

Bu iştah açıcı görüntü, yerel bir bacaroda öğle yemeğine bir davettir. Bitişikte bir zamanlar mezbaha olarak kullanılan ve şimdilerde canlı bir bar olan Campo delle Beccarie var.


Campo San Polo


Piazza San Marco’dan sonra, şehrin en büyük camposu (meydan) olan meydanda görülecek yerler: kilise ve kilisenin karşısındaki 14’ncü yüzyılın ortalarından kalma, gül rengi “Palazzo Soranzo”dur.

Casanova: genç bir kemancı olarak bu eve gelmiş, bir oğul ve aile servetinin mirasçısı olarak kabul görmüştür. Casanova; böylece Venedik sosyetesine girerek Avrupa aristokrasisini baştan çıkarmış ve öfkeleri de üzerine çekmiştir.

San Polo Kilisesinin

15’nci yüzyıla ait orijinal yapısından günümüze kalabilen birkaç öğesinden biri olan ana giriş kapısı görülmeye değerdir. Kiliseye girişler yan kapıdandır. İç mekanda: Tintoretto’nun “Son Yemek” tablosunu göreceksiniz. Kilisenin yan tarafındaki 1362 tarihli çan kulesi, biri pençeleri arasında bir insan başıyla, ötekiyse bir yılanla oynayan iki aslan figürüyle dikkat çekiyor.

frai kilisesi.1
İtalya Venedik San Polo ve Santa Croce Frari


Frari

Santa Maria Gloriosa dei Frari (kardeşler anlamına gelen Firati sözcüğünün değiştirilmiş hali olan Frari kelimesiyle anılır): Venedik’in San Marco’dan sonraki ikinci kilisesidir. Ressam Tiziano’nun mezarına ev sahipliği yapar.

Bu toprak parçası: 1236 yılında Frasisken mezhebine bağlı din kardeşlerine verilmiş ve bu kilise 1340-1469 yılları arasında geniş bir alan üzerinde inşa edilmiştir.

Frari’ye girişte cüzi miktarda ücret alınıyor. Biletin arkasında ise, kilisede görülecek eserlerin yerini gösteren bir kroki bulunuyor. Krokiyi takip ederek kiliseye girdikten sonra, gezinize saat yönünde devam edin.

Frari’nin sahip olduğu en değerli eser: yüksek altarın üzerinde bulunan Gotik apsisi süsleyen ve Tiziano’nun ilk başyapıtlarından biri olan “Meryem’in Göğe Çıkışı”dır.

1518 yılında yapılmıştır. Bu eser: Tiziano’nün ünlenmesinde büyük rol oynamıştır. Sağ tarafında, Donatello’nun çok beğenilen heykeli “Vaftizci Yahya” var. Çalışmanın solan renkleri: 19’ncu yüzyılda restore edilmiş.

Bu ahşap çalışma: Floransalı sanatçının Venedik’te kalmış başlıca eseridir. Ayrıca: kilisenin sakristisinde: Giovanni Bellini’nin triptik (üç kanatlı resim) şahaseri “Madonna ve Azizler “ var. 1488 yılında yapılmıştır. Bu: sanatçının karısını temsil ettiği söylenen bir eser.

Koro koltuklarının, girift oyma ve kakmaları dikkat çekicidir. Koro mahalli, Venedik kiliselerinde orijinal yerinde duran az sayıdaki koro mahallerinden biridir.

Büyük nefin iki yanında duran, Tiziano’nun ve 19’ncu yüzyıl heykeltıraşlarından Canova’nın anıtları; Frari’de en çok ilgi çeken eserler arasındadır. Tiziano; 1576 yılında, buraya gömülmüştür. Sanatçının anıtı ise; 19’ncu yüzyılın ortalarında yapılmıştır. Canova’nın mozolesi, ölümünden beş yıl sonra, 1827 yılında dikilmiştir. Buraya yalnızca kalbi defnedilmiştir.

Frari’de bazı düklerin mezarlarını da ziyaret edebilirsiniz. Bunların iki tanesi yüksek atlardadır. Ayrıca: Dük Giovanni Pesaro’ya ithaf edilen, şehrin en gösterişli anıtlarından birini de, burada, Canova’nın mozolesinin yanında görebilirsiniz.

a.san rocco.
İtalya Venedik San Polo ve Santa Croce Scuola Grande di San Rocco


Scuola Grande di San Rocco


Scuola Grande di San Rocco: ziyaretçiler için çok etkileyicidir. 19’ncu yüzyıl sanat tarihçilerinin önde gelenlerinden ve şehri en iyi gözlemleyenlerden biri olan John Ruskin, San Rocco’yu; İtalya’nın en değerli üç resim sergisinden biri olarak nitelendirir. Sıralamada, Accademia’nın bile üzerine koyar.

Scuola’nın hayranlarından biri olan, romancı Henry James de burayı farklı bir biçimde nefes kesici ve boğucu olarak tanımlar.

Bir zamanlar, beş büyük Venedik scuolasından biri olan San Rocco’nun dekorasyonu için, 1564 yılında, Tintoretto görevlendirilmiştir. Sanatçı, takip eden 23 yılı buradaki 65 resmi yapmakla geçirmiştir.

Tintoretto’nun yapıtları, yukarıda bulunan ana salonun hemen yanındaki, muhteşem Sala dell’Albergo’da başlar.

Ruskin’in “her türlü değerlendirme ve övgünün ötesinde” diye nitelendirdiği anıtsal “Çarmıha Geriliş”, sanatçının en önemli yapıtı olarak kabul edilir.

Loş ana salondaki yaldızlı tavan, 21 muhteşem resimle bezenmiştir. Duvarlarda 13 ayrı resim bulunur. Kutsal tavan resimlerinin incelemenin en iyi yolu: hızlı bir bakışla bütünü kavramaya çalışmak yerine, detaylara odaklanmaktadır.

Duvar resimlerinin altındaki karanlıkta, Venedik’te 17’nci yüzyılda çalışan sıra dışı heykeltıraş Francesco Pianto’nun muhteşem ahşap figürleri bulunur.

Ana salonun aksine: zemin kat salonundaki resimler daha aydınlık ve canlı görünür. Bu koridorda Meryem Ana’nın hayatından kesitler resmedilmiştir.

Özellikle de; Tintoretto’nun bir diğer başyapıtı olarak kabul edilen “Mısır’a Kaçış” adlı eser dikkat çekicidir. San Rocco’nun hemen yanındaki kilisede de; Tittoretto’nun eserleri bulunur.

 

Casa di Carlo Goldoni


Campo San Polo’ya ve Frari’ye yakın bir yerdedir. Oyun yazarı Carlo Goldoni’nin 1707 yılında doğduğu evdir. Üst sınıf evlerinin, güzel bir örneği olan yapı: 1952 yılında, bu üretken oyun yazarının anısına müzeye çevrilmiştir.

Müze küçüktür ve sergilenen teatral eserler, daha çok konunun uzmanlarının ilgisini çeker. Ancak iyi korunmuş bir Gotik palazzonun iç mekanını ve hoş avlusunu görmek için gezilmeye değer.

Venedik şehri genel özellikleri hakkındaki yazım.

Venedik şehri gezi planı hakkındaki yazım.

 

Macaristan Pecs

Macaristan Pecs

Pecs şehri: savaşlardan ve komünist yönetimden kalma sanayiden çok hasar almamış, sakin bir üniversite şehridir. Merkezi büyük değildir ve kolayca gezilebilir. Burada: Güney Macaristan’da Akdeniz iklimi hakimdir ve herhangi bir sokakta, herhangi bir yöne baktığınızda, ağaçlı tepeleri ve Mecsik dağlarındaki üzüm bağlarını görebilirsiniz.

Şehri ziyaret etmenin en büyük nedeni: Türk harabeleri ve özellikle Zsolnoy Seramik fabrikasıdır. Şehir aynı zamanda birçok öğrenci barındırmaktadır ve ünlü bir üniversite şehridir. Pecs özellikle ortaçağ döneminde eğitim ve öğrenim merkezi olmuştur. 1367 yılında kurulan Pecs Üniversitesi, Macaristan ülkesindeki en eski üniversitedir.

Ziyaretçiler Pecs şehrinin güzelliğini öve öve bitiremezler, ama buranın dünyaca ünlü bir yer olması bir raslantıya bağlıdır. 1975 yılında Pecs şehrindeki bir çeşmenin, mekanizmasının sürekli bozulması nedeniyle değiştirilmesine karar verilir. Çeşmenin bulunduğu yeri kazan işçiler, inanılmaz güzellikteki ve eşsiz mimarisi olan erken döneme ait bir Hıristiyan mezarlığına rastlarlar.

Bu mezarlık: şehirde zaten bulunan Roma, ortaçağ Macar ve Osmanlı ile Avusturya tarihi hazineleriyle birleşince Pecs şehri doğal olarak büyük ilgi çekmeyi başarmıştır. 200 yıllık geçmişi olan mezar kazıldığında ise, sembolik fresklerle dolu çok sayıda oda ortaya çıkarılmıştır.

Macaristan Pecs

Tarihteki ilginç muammalardan birisi de şudur “hiç kimse Pecs şehrini yıkmaya kalkmamıştır”. Osmanlılar 150 yıl boyunca burada hüküm sürmüşler, burayı ordularının konaklaması için düzenlemişlerdir. Modern şehrin ortasında bulunan 11. yüzyıldan kalma gotik St Bartholomew kilisesinin kulesi minare yapılarak “Gazi Kasım Paşa camisi” olarak kullanılmıştır.

Yapı 1686 yılında yeniden eski haline yani kiliseye dönüştürülmüştür. Çarmıhın arkasında Arapça yazılar dikkatinizi çekecektir. Kule 1753 yılında yok olmuştur. Yerine yapılan mekanik kule, çanlar her çaldığında 15 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. Böyle güzel bir karışımı, başka bir yerde görmek mümkün değildir.

Evet şehirde 158.000 kişi yaşamaktadır. Şehir 2010 yılında İstanbul ile birlikte “Avrupa Kültür Başkenti” olarak seçilmiştir. Şehir coğrafi konum olarak: Macaristan’ın güneyinde, Mecsek dağlarının güneybatı yamacında, Hırvatistan sınırına yakın bir yerdedir. Macaristan ülkesinin beşinci büyük şehridir.

Buraya gitmek için en uygun zaman: Mart-Eylül ayları arasındaki dönemdir, çünkü bu dönemde şehirde birçok sanatsal etkinlik düzenlenmektedir.

Bu şehre yolunuz düşerse: muhteşem lezzetli şarap ve şampanyalardan tatmayı unutmamalısınız

Eğer, bu şehri ziyaret ettiğinizde, başkent Budapeşte’ye de gitmek isterseniz, 3 saatlik yolculuk yapmanız gerekir.

Macaristan Pecs

Macaristan Pecs

 

TARİHÇE

Şehir bölgesinde, Mecsek tepe üzerindeki Sopinae Roma yerleşim merkezi, günümüzden 2000 yıl önce buradaki ilk yerleşim olarak dikkati çeker. MS.3. yüzyılda Sopiane şehri bölgenin idari merkezi olmuştur. Akdeniz bölgesinden gelen Romalılar, burada kendilerini ülkeleri İtalya’da gibi hissetmişlerdir.

Çünkü burada Akdeniz iklimi hakimdir. Öte yandan, şehir panorama görüntüsü: İtalyan Toscana veya Lazio şehirlerinin tepelerinden görüntülerinin benzeridir.

İtalyan Rönesans şairi Janus Pannonius: burada piskoposluk kale evini yaptırmıştır. Szkoko semtinde, Havihegy tepesinde özellikle bahar aylarında Nike heykeli altında çiçeklenmiş badem ağaçları görülebilmektedir.

Pellerd göllerinin ışıltılı yüzeylerine baktığınızda, burayı bir deniz olarak hayal etmek mümkündür. Öte yandan, buraya yalnızca birkaç yüz kilometre uzaklıkta olan Adriyatik denizinin de, Hırvat dağları tarafından kapatıldığı bir gerçektir.

Macaristan Pecs Şarap Turizmi

Şarap Turizmi

Pecs şehri, Villany bölgesinin güneyindedir ve Macaristan’ın en güneyindeki bu şarap bölgesi, şarap meraklıları arasında çok popülerdir. Villany: özellikle baharatlı kırmızı şarapları ile ünlüdür. Villanay bölgesi şehir merkezinin 25 km güneyinde yer almaktadır.

Cabernet Sauvignon, Cabernet Francs ve Merlot, buranın başlıca ünlü şaraplarıdır. Çünkü burada yazlar ve kışlar ılık geçer. Bölgede üst şarap imalathaneleri: Bock, Csanyi, Gere, Tiffan, Vylyan ve Wunderlich’dir.

Biraz önce de söylediğim gibi buranın favori şarapları “Merlot” cinsidir. Bölgedeki çoğu şarap imalathaneleri, ziyaretçiler için şarap tadımı sunmaktadırlar.

Macaristan Pecs porselenleri

Macaristan Pecs porselenleri

 

Porselen

Miklos Zsolnay: çömlek ve seramik üretmek için, Pecs şehrinde 1853 yılında fabrikasını kurmuştur. Çeşitli uluslar arası sergiler ile fabrika dünya çapında ün kazanmıştır. Zsolnay süslemeleri, özellikle art nouveau hareketi sırasında Macaristan’da sayısız binanın mimari elemanı olarak kullanılmıştır.

Bunlar arasında öne çıkanlar: Matthias kilisesi, Uygulamalı sanatlar müzesi, posta tasarruf bankası, gellert hamamları, central market hall.

1893 yılında, Zsolnay başka bir yenilik ile tanıştı ve “eozin” denilen bu yönteme göre: porselen parçaları, parlak yüzeyli ve zengin bir yeşil-mavi renk alıyordu. Zsolnoy fabrikasında üretilen porselen yemek takımları ve figürler “eozin” tarzının dünya çapında ünlenmesine neden oldu.

1914 yılında fabrika Avusturya-Macaristan imparatorluğunun en büyük fabrikasıydı.
Fabrika günümüzde de el boyalı porselende uzmanlaşmış personeliyle şehirde faaliyetini sürdürmektedir.

Eğer Zsolnay porselenlerine ilginiz varsa: şehirde Viraj Judit Gallery ve Müzayede evinde, önemli koleksiyonlardan birini görebilirsiniz. Eğer Zsolnay porselenlerinden satın almak isterseniz, şehirde ve Budapeşte şehrinde hemen hemen tüm büyük alışveriş merkezlerinde bulabilirsiniz.

Macaristan Pecs

Macaristan Pecs

 

GEZİLECEK YERLER

Macaristan Pecs Neo-Romaneks Katedral

Neo-Romaneks Katedral

Szent Istvan adresindedir.
Katedralin cephesi 1882-1891 yılları arasında tamamlanmıştır. İç ve dış bölümler post-romaneks mimari tarzı yansıdır. Katedralin son iç dekorasyonu 1962 ve 1968 yılları arasında yapılmıştır.

Katedralin tarihi Roma imparatorluğu döneminde başlar. Mevcut alt kilisenin temelleri 4. yüzyılın sonuna atfedilir. Bazı çalışmalara göre, 8. yüzyılda burada bulunan bir erken Hıristiyan dönemi katedrali, 9. yüzyılda uzatılarak genişletilmiştir.

Romanesk katedralin inşaatı 1064 yılında Lombard ve Macar mimarlar tarafından yapılmıştır. Günümüzde görülen katedral ise 19. yüzyıl yapımıdır. Bu katedralin yapımında, önceki dönemlere ait heykel parçaları çıkarılmıştır ve bunlar katedralin Lapidarium bölümünde sergilenmektedir.

Ortaçağ kilisesine sonradan fazladan iki kule ilave edilmiştir. Şapel inşaatı ise gotik tarzdadır. 1543-1686 yılları arasında Osmanlı işgali görülür. Katedral takip eden süreçte, Mihaly Pollack tarafından 1807 yılında yeniden inşa edilmiştir. Mihaly Bartalist tarafından yapılan havarilerin 12 heykeli, cephenin üzerine bu dönemde yerleştirilmiştir.

Katedralin bugünkü şekli, 1882-1891 yılları arasında tamamlanmıştır. Restorasyon çalışmaları Avusturyalı mimar Friedrich von Schmit tarafından yönetilmiştir.

Bu yeniden yapılanma ile, katedral orijinal haline geri dönüştürülmüştür. Yan koridorlar üzerindeki çatı 22 metre boyunda ve kilisenin uzunluğundadır.

Kulelerin yüksekliği 60 metredir. Genişlik ise 22 metredir.

Yeni havari heykelleri, güney kapısı üzerinde, 1968 yılında Karoly Antal tarafından oluşturulmuştur.

Onlar Meryem ve Macaristan’ın koruyucu azizlerini göstermektedirler.
21 metre uzunluk ve 21 metre genişlikteki alt kilise, katedralin eski bir parçasıdır ve sütunlar tarafından bölümlere ayrılmıştır.

Beyaz mermerden oyulmuş piskopos Nandor Dulanszky heykeli burada görülür. Kuzey ve güney merdivenlerdeki kabartmalar György Zala eserleridir. Orijinal kabartmalar 11. yüzyıl civarında yapılmıştır. Bugün görünen kabartmalar bunların kopyalarıdır.

 

Yakovali Hasan Paşa Camii

Pecs Rakoczi adresindedir.
Cami şehrin Szigeti kapısı dışında, 16. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Minaresiyle birlikte bozulmadan kalarak günümüze gelen, Macaristan ülkesindeki tek camidir.

Cami kubbesi sekizgen, zemin kare planlıdır. Caminin kuzeydoğu köşesinde bir minare bulunmaktadır.

Cami: Osmanlı döneminde, 1702-1703 yılları arasında Saint John adına adanmış bir şapelin bulunduğu yere yapılmıştır. 1971-1972 yılları arasındaki yenileme çalışmalarında: cami kompleksine bağlı medrese kalıntıları ortaya çıkarılmıştır ve özgün giriş yeniden inşa edilmiştir.

Duvarlarda, simetrik Osmanlı tarzı pencereler vardır. Restorasyon 1975 yılında tamamlanmış ve Türk hükümeti tarafından bağışlanan eserler kullanılarak burada kalıcı bir sergi açılmıştır.

Ana girişten girerken, ilk odada Mevlevi dervişlerin öyküsü tanıtılır ve haritalar ile Osmanlı işgali anlatılır.

Ayrıca Türk silahlarının yanı sıra, Türk mimarisinin kalıntıları da görülebilir. İkinci kattaki odada ise, muhteşem Türk tekstil işçilik ürünleri, müzik, edebiyat ve fen bilimleriyle ilgili resimler görülebilir. Şehirdeki küçük bir Müslüman topluluğu, düzenli olarak camiyi ibadet için kullanırlar.

Eski Türk mezarlığının eski mezar taşlarının bazıları, bahçede sergilenmektedir.

Macaristan Pecs Paşa Gazi Kasem Camii

 

Paşa Gazi Kasem Camii

Hunyadi Janos bölgesindedir.
13.yüzyılda Osmanlı işgali başlangıcında Aziz Bartholomew gotik kilisesi yıkılmış ve eski kilisenin taşları kullanılarak, Gazi Kaseem paşanın talimatlarına uygun olarak bu cami yapılmış ve 150 yıllık Osmanlı hakimiyeti döneminde kullanılmıştır.

Günümüzde cami, Macaristan ülkesindeki en önemli Türk camilerinden birisidir. Ünlü gezgin Evliya Çelebi: Pecs camiinin güzelliği ve büyüklüğü konusunda, İstanbul’daki Sultan Selim camisine rakip olabileceğini yazmıştır.

Ekim 1686 yılında şehir Osmanlı işgalinden kurtarılınca, Türk camisinin şekli muhafaza edildi, ancak Katolik dini hizmetler için kullanıldı. Yapıda karakteristik Osmanlı mimari elamanları açıkça görülür.

Caminin minaresine 18. yüzyılda yıldırım çarptı ve yıkıldı. Kubbenin üstüne yarısı ay ve yarısı Katolik haç görünümlü bir sembol dikildi. İki sembolün aynı anda kullanımı, iki dinin barış içinde bir arada olduğunun ifadesidir. 1933 yılında caminin/kilisenin boyutu iki katına çıkarıldı.

Freskler: ünlü ressam Emo Gebauer tarafından boyandı. Kilisenin organı Pecs ünlü Angster fabrikasında 1943 yılında inşa edildi.

Macaristan Pecs İdris Baba Türbesi

İdris Baba Türbesi

Nyar bölgesindedir.
Şehir banliyölerindeki bu tenha anıt, çocuk hastanesi toprakları içindedir. Türbede yatan kişi hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Çağdaş tarihçiler, onun mucizevi işler yaptığını ve bu nedenle kutsal kişi olarak saygı duyulduğunu söylemektedirler.

Kubbe, sekizgen planlıdır ve 1591 yılında inşa edilmiştir. 6 metre çapında ve 8.5 metre yüksekliğindedir. Duvarlar üzerinde küresel bir kubbe bulunur. Kapı gotik çerçeveli, 17. yüzyıl yapımıdır. 18. yüzyılda türbe bir veba şapeli olarak kullanılmıştır.

1912 yılında türbe kısmen restore edilmiş ve 1961 yılında bugünkü şeklini almıştır. İdris baba mezar yeri de 1912 yılında tespit edilmiş ve onun bozulmamış iskeleti bulunmuştur. Türbede, Türk hükümeti tarafından hediye edilen: mobilya, mezar anıtı, dokuma kapağı ve seccade bulunmaktadır.

Macaristan Pecs Zsolnay Müzesi

Zsolnay Müzesi

Kaptalan bölgesindedir.
Macaristan’ın ilk halk kütüphanesi 1476 yılında burada kurulmuştur. Osmanlı işgali döneminde ise bina Türk baş imamı ikametgahı olarak kullanılmıştır. 1954-1955 yılları arasında yürütülen çalışmalarda, binada birkaç ortaçağ bina bölümlerine rastlanmıştır.

Seramik fabrikasında yapılan ürünlerin sanatsal detay ve üretim teknikleri eşsizdi. 1853 yılında tüccar Miklos Zsolnay tarafından kurulan fabrikanın özel sırlı seramikleri, uluslar arası ün kazandı ve ölümüne kadar, yani 1900 yılına kadar fabrikanın başında kaldı. Daha sonra fabrikanın başına geçen oğlu Vilmos Zsolnay’ın iki kızı ürün tasarımında çalıştı ve mimari seramik üretimi başlatıldı.

Art nouve tarzında üretilen Zsolnay seramiklerinin çoğu resimliydi ve bunlar mimari seramik üretiminde büyük ün kazandı. Birçok genç ve yetenekli sanatçı fabrika da çalıştı. I. Dünya savaşı ardından, gündelik yemek ve endüstriyel seramik üretimine başlandı.

Evet, Zsolnay fabrika müzesi: Vilmos Szolnay’ın doğumunun 100. yıldönümünde, 1928 yılında açılmıştır. Sergiler: kızı Terez ve onun büyük kızı Margit tarafından derlenmiştir. Müze 6 odadan oluşmaktadır. Endüstriyel seramik, yüksek yangın cam ve eozin çeşitlerine ait örnekler sergilenmektedir. Odalardan birinde ise Vilmos Zsolnay tarafından toplanan Pers ve Mısır seramikleri sergilenmektedir.

Evet, burası 2007 yılında yenilenen ve seramik ile porselen üzerine yoğunlaşan bir müzedir.

Macaristan Pecs Zsolnay Fabrikası

Zsolnay Fabrikası

Utca Zsolnay Vilmos adresindedir.
Fabrika tarihi Miklos Zsolnay sert çini üretimi için 1853 yılında açılmıştır. 1870 yılı ortalarında, fabrikada 15-20 kişilik kadro bulunuyordu. 1878 yılında Paris Dünya Expo Fuarında, fabrika ürünleri uluslar arası başarı kazanmıştır. Fabrikada üretilen yüksek ateşli sırlı porselen fayans yeni bir buluş olarak, bu fuarda altın madalya kazanmıştır ve Fransa hükümeti tarafından “Onur ödülü” ile ödüllendirilmiştir.

Vilmos Zsolnay: 1890’lara gelindiğinde kendi teknolojisini iyice geliştirilmiştir. Eozin teknolojisinin uygulanması ile, fabrikada art-nouveai ürünler üretilmeye başlanmıştır. Fabrika, dünya savaşından sonra Zsolnay ismi ve marka kullanım hakkını kaybetmiş ve Mattyasovszky kuruluşu, 1974 yılında burayı ele geçirmiştir.

Fabrika 1982 yılında restore edilmiş ve ürünler uluslar arası pazarlarda satılmaya başlanmıştır.
Burada ünlü “Pecs seramiği” üretimi yapılmaktadır.

Macaristan Pecs Sopiane

Macaristan Pecs Sopiane

 

Sopiane

Apaca utca bölgesindedir.
Sopiane: Roma döneminden kalma, erken Hıristiyanlık dönemi mezar mimarisinin ve sanatının en güzel örneklerinden birisi olarak 2000 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Çünkü 2000 yıldan fazla bir geçmişe sahiptir. İtalya dışında bulunan en büyük erken Hıristiyanlık mezar odasıdır. Duvar resimleri özel ilgi çekmektedir.

Macaristan Pecs Kiraly Sokak

Kiraly Sokak

Burası şehrin en güzel yaya bölgesidir. Burada bir kilise, eski bir manastır ve Pecs ulusal tiyatrosu da dahil olmak üzere birçok barok manastır bulunmaktadır. 1914 yılında inşa edilen Macar art-nouveanu tarzı Palatinus Hotel de buradadır.
Şık mağazalar, restoranlar ve açık hava kafeleri, burayı her zaman popüler yapmıştır.

Macaristan Pecs Kaptalan Sokak

Kaptalan Sokak

Kaptalan street boyunca bulunan her ev bir müze gibidir. Sokakta bulunan “Pecs Modern Galerisi” 19. ve 20. yüzyıl Macar güzel sanatlarının zengin koleksiyonuna sahiptir. Zsolnoy müzesi de, eşsiz bir koleksiyon sergiler ve özellikle Zsolnay seramikleri ilgi çeker. Vasarely Müzesindeki sergiler, Pecs doğumlu pop-art sanatçıların eserlerine ayrılmıştır.

Pecs şehrinde üretilen yerel bir bira çeşidi “Pecsi Sörföz” tüm ülkede tek bir restoranda satılmaktadır. Bu restoran “Cellarium” buradadır.

Öte yandan romantik Pecs şehrinde; aşık çiftler, birbirine olan duyguları için küçük kilitler alırlar ve Janus Pannonius caddesi boyundaki demir parmaklıklara bunları yerleştirirler. Bu alışkanlığın nasıl başladığı bilinmiyor ama kilit kaplı çitler, görülmeye değerdir.

Macaristan Pecs Vasarely Müzesi

Vasarely Müzesi

Kaptalan bölgesindedir.
Victor Vasarely: Pecs şehrinde 1906 yılında doğmuş ve 1930-1997 yılları arasında ölümüne kadar Fransa’da yaşamıştır. 1960’ların ortasında kendisi Macar sanatçılar arasında ilişki kurmada öncü rol oynadı.

Kendisi sanatı insanlığın ortak hazinesi yapmak için bütün hayatını adadı. Önce 1968 yılında Pecs Müzesine, 41 çizimden oluşan koleksiyonunu sundu. Ayrıca: yine hayatının bütün çalışmalarını kapsayan 400 resim, duvar halıları, heykeller ve çizimler de bağışladı.

Bütün bu eserler, 1976 yılında açılan bu müzeyi doldurmak için kullanıldı. Koleksiyon ayrıca, dünyaca ünlü Zebra resimlerini içerir.

Müzenin bulunduğu bina ise, 1838 yılında Jozsef Piatsek tarafından inşa edilmiştir.

 

All Saint Kilisesi

Tettye bölgesindedir.
Eski bir yapıdır. Eski mezarlığa ait bir kale-duvar tipi bariyerle çevrilidir. Tetye nehri vadisi sakinleri, 13. yüzyıl başlarında burada bir lacivert kilise inşa etmişlerdir.

Başlangıçta Romanesk tarza inşa edilen kilise, daha sonra 15. yüzyılda gotik tarzda yeniden inşa edilmiştir. Ana cephenin üçgen alınlığı üzerinde kısa bir kule görülür. İç bölüm ise, çoğunlukla 18. yüzyıl motifleriyle süslenmiştir.

Osmanlı döneminde, burası Hıristiyanlara ait tek kilise olarak varlığını sürdürmüş ve Katolikler, kalvinistler ve üniteryanler tarafından ortak olarak kullanılmıştır. 17. yüzyıl ortalarında kilise, ünitaryen olmuştur. Mezarlığın güney yönünde, taş duvar ile korunan 18. ve 19. yüzyıldan kalma mezarlar bulunur.

Macaristan Pecs Katedral Parish ve Collegiate Arşivleri

Katedral Parish ve Collegiate Arşivleri

Szent Istvan adresindedir.
Burası 1784 yılında ünlü mimar Sartory tarafından papaz evi ve kanonik arşivlerin korunması için yapılmıştır. Bina 1794 tarihinde mimar Janos Krammer tarafından genişletilmiştir.

Crypta, kiler ve depo odaları bodrum katına ilave edilmiştir. Zemin katta ise, çan zilleri, papaz odaları, mutfak ve katip dairesi bulunur. Ayrıca yine zemin katta arşiv odası ve arşivci çalışma odası ile kütüphane vardır.

Katedral binası güneyden arşivlere bağlanmıştır. 1800 yılında yapılan inşaatta, güneydoğu köşedeki kule kalıntıları yıkılmıştır.
Katedralle birlikte, bu bina ve saray arasında kapalı bir simetrik boşluk bulunur. Kapı 1747 yılında yapılmıştır.

Macaristan Pecs Barbican

Macaristan Pecs Barbican

 

Barbican

Esze Tamas adresindedir.
Barican: Bishot kalesi duvar sistemine ait dairesel bir yapıdır ve 15. yüzyılda yapılmıştır. Osmanlı tehdidi nedeniyle 1498 yılında yapılmıştır.

Yapı gotik tarzdadır. Dar bir sütun üzerinde oturan bir yuvarlak kapı kulesidir. Kulenin arka kapısı: savunucuların, saldıran düşmana saldırmaları için yapılmıştır. Kule hendek kalıntıları ile çevrilidir ve eski bir asma köprü üzerinden girişe kadar yürünür.

Barbican kulesini ziyaret ederseniz, burcun üst kısmında, tepe mazgalı olan ahşap geçitte yürüyebilirsiniz. 18. ve 19. yüzyıllarda savunma duvarları demode olunca, evler kale duvarları çevresinde inşa edilmeye başlanmıştır. Kale duvarları boyunca inşa edilen evler, 1960 yılında yıktırılmıştır.

Macaristan Pecs Kalvanist kilisesi

Kalvanist kilisesi

Szabadsag adresindedir.
Kilise Imre Schlauch tarafından tasarlanmış ve 1907 yılında inşa edilmiştir. Meşe minber, Budapeşte Kavlin Meydanı kilisesinin minberinin aynısıdır. Kilisenin organı, Jozsef Angster tarafından yapılmıştır.

Mobilya tasarımları ise, 1927 yılında mobilya sanatçısı Gyözö Szatyor ve Pecs Emil Vata tarafından yapılmıştır. Kilisenin cephesi üç eksenlidir. Koni şeklindeki sivri orta kule sağ taraftan yapıya bitişiktir. Beyaz duvarlar, pencerelerin olduğu yerde tuğla kaplama ile dekore edilmiştir.

Macaristan Pecs Belediye Binası-City Hall

Macaristan Pecs Belediye Binası-City Hall

 

Belediye Binası-City Hall

Şehir merkezinde “Szechenyi” meydanındadır.
Günümüzde görülen neo-barok yapı 1907 yılında yapılmıştır. Belediye binasının çan kulesi, aynı zamanda şehrin merkez meydanına eşsiz bir atmosfer görünüm kazandırmaktadır. Her saat başında, çanın sesini duymak mümkündür.

Szechenyi meydanındaki en belirleyici yapı, burasıdır. Burada ilk belediye binası 1695 yılında Osmanlı işgalinin ardından kurulmuştur ve yalnızca iki katlıdır. Napolyon savaşları sırasında ise, burası askeri bir hastane olarak işlev sürdürmüştür.

1780 yılında yapıya balkon ilave edilmiştir. 1830-1834 yılları arasında ise Jozsef Piatsek, şehrin ihtiyaçlarına uygun iki katlı bir bina inşa etmiştir. Günümüzde görülen yapı ise yukarıda sözünü ettiğim gibi 1907 yılı yapımıdır.

Macaristan Pecs Paşa Memi Hamamı

Paşa Memi Hamamı

Ferencesek adresindedir.
Hamam, bölgede en uzun hayatta kalan Türk hamamıdır. Ancak 1880 yılında yıkılmıştır.

Osmanlılar bölgede kaldıkları sürede: dini eğitim kurumları, camiler, medreseler ve mezarlar inşa etmişlerdir. Ayrıca gençler için temel ve orta düzeyde okullar kurmuşlar, ruh yanında vücut temizliği için hamamlar yapmışlardır.

Ünlü gezgin Evliya Çelebi: 1660-1664 yılları arasında burayı ziyaret ettiğinde şunları yazmıştır “Paşa Memi kaplıcası: Paşa Memi camisine yakındır, bu hoş binada ılık bir banyo ve spa kullanılır”

Bugün banyo alanı yeniden kısmen sergilenmektedir. Ayrıca, burada Paşa Memi hamamı kazı tarihine ait küçük bir sergi bulunur.

Macaristan Pecs Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi

Zzechenyi bölgesindedir.
Müze binası, 18. yüzyılda geç-barok mimari stilinde inşa edilmiştir. Burada, daha önceleri İbrahim Csor isimli bir Türk ağasının evinin bulunduğu bilinmektedir. 1687 yılında ise Cizvitler tarafından bir okul kurulmuştur.

Cizvit tarikatına ait bina, 1773 yılında kamulaştırılmıştır.
Müzede: prehistorik çağlardan Macaristan’ın fethine kadar olan döneme ait Transdanubiya bölgesinin tarihini tanıtan sergiler bulunmaktadır.

Müzenin en önemli eserleri: Zengovarkony, zok ve Jakab tepenin antik mezarlarında bulunan kalıntılardır. Özellikle: bronz kuş şeklindeki pot taş ilgi çekmektedir. Geç Tunç çağında, insanlar Jakab tepenin çevresinde MÖ.1000 yılında yerleşmişlerdir.

Tuhaf ölü gömme gelenekleri, onları urn alanı kültürü insanları olarak adlandırılmışlardır. Onlar ölüleri yakmışlar ve küllerini bir semaver içine yerleştirerek, yanına yiyecek-içecek ve çeşitli araçlar koyarak höyük mezarlara yerleştirmişlerdir. Müzenin avlusunda, kazılarda bulunan Roma mezar taşları ve lahitler de sergilenmektedir.

Macaristan Pecs Etnoğrafya Müzesi

Etnoğrafya Müzesi

Rakoczi adresindedir.
Sergi 20. yüzyıl başından 1950’lere kadar Baranya halklarının geleneksel kültürüne bir bakış sağlar 1996 yılında kalıcı sergi açılmıştır. Sergide: doğramalar, renkli kostümler, çanak-çömlek, nakış ve Baranya halklarının çeşitli eşyaları sergilenmektedir.

Birinci oda: fotoğraflar yardımı ile mobilya ve araçların parçaları, ilk oda, çeşitli halk gurupları ve onların yapı teknikleri hakkında bilgiler verilmektedir. İkinci odada: Baranya geleneksel tekstil, halk-örgü ve nakış işleri ve geleneksel kostümler sergilenir.

Üçüncü oda: çömlekçi ve soba üreticilerin ürünlerine ayrılmıştır. Dördüncü oda, en iyi bilinen Baranya halk geleneği “Buso Mart” aksesuarlarına ayrılmıştır.

İrlanda Dublin yakınları

İrlanda Dublin yakınları

Dublin şehrinin çevresi: günübirlik geziler ve turlar için çok elverişlidir. Dublin yakınlarındaki deniz kıyısı kasabaları ve köylerine giden DART tren yolu: kıyı şeridi boyunca, yolcularına muhteşem manzaralı yolculuklar sunmaktadır. DART: Dublin kıyıları boyunca uzanan demiryolu hattıdır ve ulusal demiryolu hattı tarafından yönetilmektedir. DART hizmeti, tüm gün boyunca her 15 dakikada bir çalışır.

İrlanda Dublin yakınları

ŞEHRİN GÜNEYİ

İrlanda Dublin yakınları Dun Laoghaire

 

Dun Laoghaire

Dublin şehir merkezinin yaklaşık 11 km güneydoğu kıyısında bir şehirdir. DART ile buraya ulaşmak 15 dakika sürer. Doğu kıyılarının en büyük limanı buradadır. Şehir merkezi: görkemli bir liman ve muhteşem tepelerle çevrilidir.

Buradaki iskeleden hareket eden feribotlar: İrlanda denizinde seyrederler ve Liverpool ve Holyhead şehirlerine giderler.

Burası: turistik bir noktadır, çünkü: bir ziyaretçi burada gidebileceği birçok restoran ya da bar bulabilir. İskeleler boyunca yürüyüş yapılabilir. Balıkçılık da burada oldukça popülerdir. Her yerde ve sahil boyunda balık tutmak mümkündür. Öte yandan, burada yüzmek de mümkündür. Her yere yürüyerek gitmek mümkündür.

 

National Maritime Museum-İrlanda Ulusal Denizcilik Müzesi

Limanın batısındadır. Burada bulunan interaktife ekranlar özellikle çocukların ilgisini çekmektedir. Müze 1941 yılında kurulmuş olmasına rağmen, 2012 yılında ziyarete açılmıştır. Çünkü: müze, 1837 yılında yapılan “Denizciler Kilisesi”nde bulunuyormuş.

Müzeye giriş ücretlidir, yetişkinler 5 euro ve yemekli bir giriş ücreti 10 eurodur.

Müzede: İrlandalı deniz kuşları, balıklar, küçük hayvanlar, bir denizcilik sanat galerisi, bir geminin telsiz odası ve bir Titanic sergisi, İrlanda sahil çevresinde yaban hayatı gibi birçok açıdan birinci sınıf eserlerin bulunduğu ilginç mekanik sergiler vardır.

Evet, burada diğer birçok benzeri gibi büyük sergiler veya sergilenen büyük gemiler yoktur. Ama, burada yerel görüntüler ve bazı özel nesneler görebilirsiniz, yani gidip gitmemek sizin tercihinize kalmıştır.

 

Bray

Burası: bir plaj ve eğlence merkezi barındırmaktadır. Bray Head denilen yerden: liman ve dağların muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

İrlanda Dublin yakınları James Joyce Museum

James Joyce Museum

Sandycove. Burası Dublin şehir merkezine 8 km uzaklıktadır. DART istasyonunda trenden indikten sonra 15 dakika yürümek gerekir. Giriş ücretsizdir.

James Joyse, İrlandalı ünlü bir yazardır ve “Ulysses” isimli eseri dünya çapında tanınmaktadır.
Burada sahil boyunca: 19.yüzyılda, Napoleon’un saldırılarından korunmak için İngilizler tarafından Martello olarak isimlendirilen bir dizi kule yapılmıştır. Bunların bazıları 12 metre yüksekliğe ve 2.5 metre genişliğe kadar ulaşmaktadırlar.

James Joyce: bugün müze olarak kullanılan en küçük kulede: 1904 yılında 6 gece yaşamıştır ve Ulyses isimli eserinin ilk bölümünü burada yazmıştır.

Müzede: kendisine ait: el yazmaları, kitap ve yazışmaları ile gitarı ve yeleği sergilenmektedir. James Joyce hayranları burayı mutlaka ziyaret etmektedirler. Kulede: panaromik manzaralı silah platformu ve kulenin iç oturma odası, onun kitabında anlattığı gibidir.

İrlanda Dublin yakınları Avoca Village

Avoca Village

Arklow.
Avoca: İrlanda dilinde “büyük nehir” anlamına gelir. Nehir yaklaşık 2 km yakından geçer. Burada iki nehir birleşir.

Glendalough ile Avoca köyü arasındaki otobüs yolculuğu yaklaşık yarım saat sürer.
Burası; muhteşem güzel manzaralı bir köy olarak bilinir ve BBC’de yayınlanan bir televizyon dizisi (Ballykissangel) burada çekilmiştir. Pembe ve sarı evleri ve ana caddeyi süsleyen çiçek sepetleriyle, Avoca: yeşil, gri ve kahverengi renklere bürünmüştür.

1720 yılında, bakır madenciliği, Avoca nehri vadisinde başlamış ve 1982 yılına kadar devam etmiştir.

Öte yandan: Avoca: kendi el dokuma ürünleri İrlanda çapında bilinen bir yerdir. Burada 1723 yılında bir el dokumacılığı şirketi kurulmuştur ve günümüzde de burayı ziyaret edenler, bu şirketin çalışanlarını, çalışırken görebilirler.

Dünyanın en eski ve ayakta kalan üretim şirketlerinden birisidir. Yapının içi: pembe, yeşil, mavi, sarı, turuncu renklerle boyanmıştır.

Eski binalardan oluşan şirket merkezinde, bir dükkan ve güzel bir kafe de bulunur. Buranın İrlanda’ya özgü Avoca ismi verilen el dokumaları çok ünlüdür ve burayı ziyaret ederseniz, bu el dokumalarına bakmanızı öneririm. Özellikle: yumuşak tiftik, kaşmir ve kuzu yününden yapılan şallar (özellikle turuncu ve pembe) ilgi çekmektedir.

İrlanda Dublin yakınları Glendalough

Glendalough

Wicklow. Dublin şehir merkezinden otobüsle yaklaşık 1 saat uzaklıktadır.
Burası “Wicklow Mountains” denilen “Wicklow Dağları Milli Parkı” içinde bulunmaktadır.
Burada: “Wicklow Mountains National Park” alanı bulunmaktadır ve park alanı içinde muhteşem güzel manzaralar, vahşi hayat ve az bulunur bitki türleri görmek mümkündür.

Ayrıca, yine burada “St Kevin” tarafından yapılan manastır; yüzyıllar boyunca “öğrenmenin kutsal merkezi” olarak Avrupa’nın birçok yerinden Hıristiyanlar tarafından ziyaret edilmiş ve bir haç yeri olarak kabul edilmiştir ve 600 yıl boyunca genişlemeye devam eden manastır 1398 yılında yıkılmıştır.

Bugün burada: orijinal binadan kalma iki kemerli geçit, taş duvara kazınmış büyük bir haç görülür. Bu kutsal şehri ziyaret eden insanlar, sadece haça dokunarak, günahlarının silineceğine inanıyorlardı. (Bu durum “David” tarafından açıklanmıştır) “St Kevin Haç”ı: günümüzde İrlanda’nın en sıra dışı haçlarından birisidir.

Büyük bir granit taştan tek parça olarak oyulmuştur. Haçın 1 metre uzunluğundaki yan kollarında herhangi bir bağlantı yoktur, yani tüm haç tek bir parça kayadan oyulmuştur. Yine burada anlatılan bir efsaneden söz etmek istiyorum. Kollarını bu haçın çevresine dolayıp ellerini birleştirebilenlerin tutacakları dileklerin olacağına inanıyorlar. Haçın çevresi bayağı geniş, birçok kişinin elleri, maalesef kavuşmuyor, siz de deneyebilirsiniz.

Kasabanın yapıları arasında: 11. yüzyıldan kalma: 34 metre yükseklikteki silindirik taş kule ilgi çekmektedir. Bu kule, ortaçağ döneminde İrlanda yerleşiminin karakteristik bir örneğidir. Kulenin sivrilerek yükselen çatısı, orijinal taşlar kullanılarak 1877 yılında restore edilmiştir.

Anlatılan bir efsaneye göre: kulenin tabanının 16 metrelik çevrinde, saat yönünde tek başına yürüyen bir bayan: evlenmek için iyi bir adam bulacaktır.

Kilisenin batısında, taş duvarlarla çevrili bir yükseltilmiş platform göreceksiniz. Burada: 8 metre yukarıda kısmen insan yapımı ve kısmen doğal bir mağara var ve içinde bir yerleşim düzeni görülüyor.

Söylenenlere göre: St Klevin, burada yatıyormuş, yaşıyor ve dua ediyormuş.
Ayrıca: 9.yüzyıldan kalma beşik tonozlu bir kilise ve çatısız bir katedral: 1214 yılındaki Viking saldırıları ve 14.yüzyıldaki büyük yangına rağmen günümüze sağlam olarak gelebilmişlerdir.

Kasabada: bir saatten kısa süreli, üç doğa gezisi hattı bulunmaktadır. Bunlar içinde seçmenizi önereceğim yürüyüş yolu: 138 km uzunlukta, Wicklow Way olarak isimlendirilen ve uzun bölümü 500 metrelik rakım üzerinde bir yükseltide yapılan huzurlu yürüyüş yoludur.

İrlanda Dublin yakınları Mount Usher Gardens

Mount Usher Gardens

Wicklow.

Bu 8 hektarlık yemyeşil alan, River Varty nehri boyunca, Ashford yakınlarında bulunmaktadır ve 1868 yılında, Walpole ailesi tarafından yaptırılmış ve 2007 yılında Avoca tarafından devralınmıştır.

Bahçeler

Vartry nehri ile 8 hektarlık bir alanı içermektedir. Bunun üzerinde, İrlanda ve İngiltere’nin birçok yerinden getirilen ağaç, çalı ve bitkilerden oluşan 4500 farklı çeşit bulunmaktadır. Çünkü: buranın öyle bir iklimi vardır ki, normalde bu kadar kuzeyde yetişmeyen bitki ve ağaçlar, burada görülebilmektedir.

Ayrıca, yine burada birçok kuşu türü ve yabanıl kuş görebilirsiniz.

Bugün İrlanda’nın en sevilen bahçeleri arasındadır.

Gölgeli dolambaçlı yollardan birini izleyin ve Vartry nehri boyunca 8 hektarlık alana yapılmış bahçeleri gezin, yorulduğunuzda dinlenmek için banklara oturabilirsiniz.
Avoca Garden Cafe ve Courtyard dükkanlar da çok popülerdir.

İrlanda Dublin yakınları Powerscourt Estate

Powerscourt Estate

Wicklow-Enniskerry

Buraya giriş ücretlidir. Yetişkinler için 8.5 euro, öğrenciler için 7.5 euro, çocuklar için 5 euro ödemek gerekir.

Dublin şehir merkezine 17 km uzaklıktaki bu şirin köy: Wicklow Mountains eteklerinde, 550 hektarlık bir alandır.

Buradaki bahçeler; 1731 yılında oluşturulmaya başlanmış ve günümüzde Avrupa’nın en büyüklerinden sayılır ve mükemmel tasarımları nedeniyle “Sugar Loaf Mountain” denilen yerin izlenmesini sağlarlar.

Ayrıca yine burada bulunan geniş teraslar: süslemeli göllerin, park içinde dolaşan geyiklerin ve 122 metre yüksekten akan ve İrlanda’nın en yüksek şelalesi olarak bilinen “Dargle” ın izlenmesini sağlar.

Şelaleye erişim ve giriş için 5.50 euro ücret ödeniyor. Çocuklar için ise 3.50 euro ödemek gerekiyor. Çünkü: şelaleye yürüyerek gitmek pek mümkün değil, yol dar ve uzun.
Burada bir de hayvan mezarlığı bulunmaktadır.

Yine burada bulunan “Paladyen” tarzı ev; “Palladian Konağı” olarak bilinir ve içinde bir balo salonu, bahçelere bakan bir restoran ve birçok dükkan ve bir bahçe ve çiçekçilik merkezi olarak restore edilmiştir.

İrlanda Dublin yakınları Russborough House

Russborough House

Wicklow-Blessington.
1740-1750 yılları arasında Richard Cassells tarafından George ve Palladio üslubunda yapılmış bu ev: İrlanda’nın en güzel evlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

80 hektardan daha geniş bir alan üzerine kurulmuş ev: 212 metre yükseklikteki “Wicklow” granitinin ön cephesindedir. Evin ön cephe uzunluğu 210 metredir. Evin dor kemerleri ve süslemeleri ilgi çeker.

Evin içinde: Lafranchini kardeşler tarafından yapılmış muhteşem alçı süslemeleri bulunmakta olup bunlar Francili kardeşlerin simgesi olan “kartal kafası” işaretleriyle süslenmiştir. Merdivenlerde bulunan ve “ağızlarında çiçekler taşıyan” şekilde betimlenen köpek alçıları da ilgi çekmektedir.

Ev: göllerin ve ötesinde Wicklow dağlarının muhteşem manzarasına sahiptir.
Süslemeler dışında: evin içinde çok zengin bir mobilya koleksiyonu, duvar halıları ve gümüşler de görülür.

Tüm bunların yanında, yine evin içinde: bir kısmı “National Gallery”de bulunan tablolardan oluşan; etkileyici “Beit” koleksiyonu bulunmaktadır. Bu koleksiyon içinde eserleri bulunan ressamların bazıları şunlardır: Goya, Reynolds Rubens, Valesquez, Vermeer. (Öte yandan, bu evin dört kez soyulduğunu ve en son 1974 yılında IRA tarafından basıldığını söylemek istiyorum)

2010 yılı Şubat ayında batı kanadında bir yangın çıkmış, ama koleksiyona ve mobilyalara zarar vermemiştir.

Özellikle: Murillo’ya ait “Savurgan Oğul” öyküsünün anlatıldığı tabloyu görmenizi öneririm. Ayrıca koleksiyonun en değerli parçası, Vermeer’in “Madame Bacelli” tablosudur.

İrlanda Dublin yakınları

ŞEHRİN BATISI

 

Castletown House

Kildare.Celbridge. Dublin şehir merkezinden 20 km uzaklıktadır.
Burayı ziyaret etmek için rezervasyon yaptırmak gerekiyor, giriş ücretleri yetişkinler için 4.5 euro, çocuk ve öğrenciler için 3.5 eurodur.

William Connoly: güzel bir kır evi yaptırmak istediğinde, oturduğu evin mimarı Alessandro Galilei’yi görevlendirir.

Ancak bu muhteşem bina: İrlandalı Edward Lovett Pearce tarafından 1722 yılında tamamlanmıştır. Yapıda, takvim yılının her günü için bir pencere yani 365 pencere vardır.
Sonuçta, İrlanda’da dönemin en zarif Palladion tarzı evi ortaya çıkmıştır.

Evin “Long Gallery” denilen bölümünde: Pompei fresklerine benzer tasarımlar, Simon Vierply tarafından yapılan Venedik cam işi avizeler ve Lafrancili kardeşlerin alçı çalışmaları görülmektedir. Evin içi orijinal dönem mobilyaları ile döşenmiştir.

Zemin katta bulunan oda: duvarlara doğrudan siyah ve beyaz gravür ve süslemeler yapıştırma geleneği korunarak yapılmıştır ve İrlanda’da türünün hayatta kalan tek odasıdır.

Uzun galeri: 23 metre uzunluğundadır ve üst katta bulunan bir oda: biraz önce söylediğim gibi Pompeian süslemeleri ile bezenmiş ve 3 adet zarif Venedik avizesi bulunmaktadır.

Yapı: 47 metre yükseklikteki bir dikilitaş ile süslenmiştir. Günümüzde ve 1994 yılından bu yana devlet mülkiyetindedir.

İrlanda Dublin yakınları Iris National Stud ve Japanese Gardens

İrlanda Dublin yakınları Iris National Stud ve Japanese Gardens

 

Iris National Stud ve Japanese Gardens

Kildare.Tully

Kildare kasabası: bir at cennetidir ve atlar, İrlanda’da oldukça popüler hayvanlardır.
Burada: yarış atları damızlıkları beslenir ve ülkede en başarılı yarış atlarının yetiştirildiği “İrish National Stud” buradadır. “Tully” at çiftliği, William Hall Walker tarafından 1900 yılında Fay ailesinden satın alınmıştır.

Daha sonra, burada doğup büyüyen ve damızlık olan ve Walker’a ait “Minoru” isimli at: Kral Edward VIII zamanında, 1909 yılında ünlü bir “Derby” yarışı kazanmıştır. 1917 yılında ise, çiftlik ve tüm bölge: Sir Henry Greer önderliğinde ulusal bir at yetiştirme çiftliği haline getirilmiştir.

Çiftlikte yetiştirilen atlar: tüm klasik at yarışlarını kazanmışlardır. 1942 yılında “Sun Charıot” doğmuş ve tüm yarışları kazanarak, yarış tarihinde silinmez bir yer edinmiştir.

Burayı ziyaret ederseniz, atları eğitilirken izleyebilirsiniz. Hara bölümünde: yarış atları, emeklilik yıllarını geçirmektedirler. Yarışların en başarılı kısrakları, üremeleri için buraya gönderilirler.

Burada bir de müze bulunuyor. Müzede: atların İrlanda tarihindeki yeri ve “Arke” isimli bir yarış atının iskeleti sergilenmektedir. Onun ölümünün ardından 40 yıl geçmesine rağmen, iskeleti gururla damızlık müzesinde sergilenmektedir.

Ahırların hemen bitişiğinde ise, ahırın kurucusu tarafından yaptırılan “Japanese Garden” ve “St Fiachras Garden” görülür.

Bu Japon bahçeleri

Dünya çapında ünlüdür ve Avrupa’nın kendi türünün en güzel örnekleridir. Bahçeler 1906-1910 yılları arasında Japon usta bahçıvan Tassa Eida ve oğlu Minoru tarafından oluşturulmuştur.

Onların amacı: “İnsan yaşamını sembolize” etmek üzere ağaçlar, bitkiler, çiçekler, çimler, kayalar ve su yolları oluşturmaktı. Bu şekilde yaratılan miras, her yıl 150 bin kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

St Fiachra bahçesi ise: ödüllü peyzaj mimarı Prof.Martin Hallinan tarafından 1999 yılında tasarlanmıştır. Bahçe, bahçıvanların koruyucu azizi St Fiachra’yı anmak için düzenlenmiştir ve Stud içindeki Japon bahçeleriyle mükemmel bir uyum ve ortaklık sağlanmıştır.

Bahçeye hakim olanlar: sulak alan, kayalar, ormanlık, şelaleler ve göller, yani muhteşem bir doğal güzelliktir.
Mayıs 2011 tarihinde, İngiltere Kraliçesi Elizabeth II ailesi için bir yarış atı üretildi ve kraliçe, onu görmek için buraya geldi.

İrlanda Dublin yakınları

ŞEHRİN KUZEYİ

Dublin şehrinin kuzeyinde, “Howth” denilen yarımada bölümü bulunmaktadır. Burası: deniz kuşları, ilginç kara kuşları ve uçurumların tepelerindeki bozkır alanlarda görebileceğiniz kelebekler ile ünlüdür. Ayrıca: yaz aylarında o kadar güzel çiçekler açar ki, bitkilerin renk uyumu izleyenlere inanılmaz güzellikler sunar.

Howth bölgesine yolunuz düşerse deniz fenerine mutlaka çıkan ve Dublin koyunun muhteşem manzarasını izleyin.

İrlanda Dublin yakınları National Bocanic Gardens

National Bocanic Gardens

Glasnevin. Dublin şehir merkezine, yalnızca 5 km kuzey batısındadır.
Rehberli turlarda kişi başı 2 euro ücret ödemek gerekir.

Burası, Londra şehrindeki “Kew Garden” model alınarak tasarlanmış ve 1795 yılında açılmıştır. İrlanda’nın başlıca bahçecilik etkinliği burada yürütülmektedir. Ayrıca: bahçecilik sektöründe istihdam edilmek üzere burada öğrenci yetiştirilmektedir.

20 hektarlık alanda, yaklaşık 15 binden fazla bitki türünün bulunduğu söyleniyor. Ayrıca dünya üzerinde 300’den fazla tehlike altındaki bitki türü burada yetiştirilmektedir. Nesli tükenmiş olan 6 bitki türü de buradadır.

Sera gurubu: 1843-1868 yılları arasında yapılmış ve kusursuz şekilde dekore edilmiştir. Bunların içinde, özellikle orkide bahçesini görmenizi öneririm.

İrlanda Dublin yakınları Marino Casino

Marino Casino

Malahide Road. Dublin şehir merkezinden yalnızca 3 km kuzeydedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler için 3 euro, çocuk ve öğrenciler için 2 euro ödemek gerekir. Yalnız rehberli turla girilebilir ve ayakkabı ile girilmesine izin verilmez.

Marino Casino ismi, İtalyancadan türetilmiştir ve “küçük deniz içindeki ev” anlamına gelmektedir.

Lord Charlemont adına 1750-1775 yılları arasında inşa edilen bu villa: İrlanda’nın en ilginç 18.yüzyıl neo-klasik yapılarından birisidir ve Londralı mimar William Chambers tarafından tasarlanmıştır.

Çevresindeki kötü yapılaşmaya karşın, yine de kusursuz bir uyum içindedir.

Bina: dışarıdan bakıldığında: yapı kuzey yüksekliği ve diğer yükseltiler, her biri üzerinde tek büyük bir pencere üzerinde büyük panelli kapı ile tek odalı yapı görünümüne sahiptir. Aslında ise, biraz önce söylediğim gibi 3 katlı ve 16 odalıdır. Yani: ön cepheden bakış, yanılma yaratır.

Kurnazca kavis verilmiştir. Bundan başka: belirgin balistiğin korunması için diğer birçok hile tasarımı da yapılmıştır. Binayı çevreleyen sütunların içi boştur ve çatı yağmur suyu tahliye etmek için kullanılır ve Roma dönemi mezar çömlekleri, çatılarda baca olarak yerleştirilmiştir.

İç odalarda: bazı çok ince alçı tavan ve ayrıntılı parke zemin yapılmıştır.
Bram Storek, 1897 yılında ünlü eseri “Drakula” yı burada yazmıştır.

İrlanda Dublin yakınları Malahide Castle

Malahide Castle

Malahide

Burası: 12.yüzyılda yapılmış ve 800 yıldan fazla süre “Talbot” ailesinin evi olarak kullanılmıştır. Bunlar: Norman işgali sırasında Fransa’dan gelmiş ve adının Fransızca kökeni “Tailbois” veya “Talebot” olduğu sanılan kişilerdir.

Onların ismi, ilk olarak 1086 yılında yazılı kayıtlarda görülmektedir. Richard Talbot: 1174 yılında İngiltere’den İrlanda’ya geldi ve biraz önce de söz ettiğim gibi, yaklaşık 800 yıl boyunca Malahide denilen bu bölgede yaşadılar. Onların ilk kalesi, günümüzdeki kalenin yerinde inşa edilmişti. Onların sloganı “Forte-et-Fidele” yani “cesur ve sadık” kelimeleridir ve simgeleri ise “aslan ve tazı başı” dır.

Talbot ailesi

Boyne savaşlarında, İngiltere ve İrlanda ve diğer ülkelerin tarihi değiştiren: 17. yüzyılın önemli askeri ve siyasi olaylarda öncü rol oynadılar. Burada bulunan: Boyne savaşlarının ünlü resimleri günümüzde İrlanda Ulusal Portre Koleksiyonunda, National Gallery’de bulunmaktadır.

Burayı ziyaret ederseniz: 18.yüzyıldan kalma mobilyalar, Çin porselenleri ve bazı oyuncakları görebilirsiniz. Samuel Johnson: bir Talbot kızı ile evlendiğinden, burada, onunla ilgili 20.yüzyıldan kalma birçok kağıt bulunmuştur.

Zemin katta: el yapımı eşyalar satan bir dükkan ve bir restoran vardır. Giriş katında ise bir kitapçı bulunur.

Burada: ayrıca 4 dönümlük “Botanik Bahçe&Exhibition” bölümü bulunmaktadır. Bu botanik bahçe Rab Milo Talbot tarafından oluşturulmuştur. Rab Milo Tablot ve kız kardeşinin bahçe ve bitki toplama kayıtları da yapı içinde sergilenmektedir.

İrlanda’nın dört botanik bahçesinden biri buradadır. Burada bulunan 7 serada: yaklaşık 5000 bitki türü bulunduğu söyleniyor. Batı çim bölümünü ziyaret etmeli ve en eski ağaçların yanında fotoğraf çektirmelisiniz. Hatta: 400 yaşında olduğuna inanılan bir Lübnan Sediri özellikle ilgi çekmektedir.

İrlanda Dublin yakınları Newbridge House ve Victorian Farm

Newbridge House ve Victorian Farm

Donabate. Dublin şehir merkezinin 19 km kuzeyindedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler için 7 euro, yaşlılar ve öğrenciler için 4 euro.

Bu ev: piknik alanları ve yürüyüş yolları ile birlikte 140 hektarlık arazide bulunmaktadır ve 1737 yılından bu yana “Cobbe” ailesine aittir. İlk olarak 1737 yılında Dublin Başpiskoposu Dr Charles Cobbe tarafından ev olarak kullanılmıştır.

Bu ev, mükemmel şekilde restore edilerek günümüze ulaşmış olup içinde ilginç el oyması mobilyalar, portreler ve güzel alçı işleri görülmektedir. Büyük “Drawing Room” orijinal haliyle durmakta ve İrlanda’da türünün en güzel örneğidir.

Ayrıca: yine burada kırsal yaşam hakkında küçük bir müze bulunmaktadır. Bu müzede: dünyanın çeşitli yerlerinden toplanan nesneler sergilenmektedir.

Çocuk oyun alanı da çok beğenilmektedir.

İrlanda Dublin yakınları Newgrange

Newgrange

Meath-Slane. Burası, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Rehberli turlar, her gün sınırlı sayıda vardır, bu yüzden önceden rezervasyon yaptırmanızı öneririm.

Slane kasabasının 3 km doğusundaki bu alanda: Dublin çevresinde bulunan en önemli tarihi kalıntılar görülmektedir. Hatta: buranın, Avrupa’da en iyi korunmuş geçit mezarları olduğu söylenir ve bunlar Mısır piramitlerinden 500 yıl önce yapılmışlardır.

Yani, buranın 5000 yıl önce, MÖ.3200 yılında: Boyne vadisinin zengin toprakları üzerinde, zenginleşmiş bir tarım topluluğu tarafından, neolitik ya da yeni taş çağında inşa edilmiştir. Arkeologlar, burayı bir geçit mezarı olarak sınıflandırırlar.

Mezarların bulunduğu bu tepe: yaklaşık 12 metre yükseklik ve 90 metre genişlikte, büyük bir böbrek şeklinde höyüktür.

Ancak, en ilgi çeken yanı, bu tepeciğin, 200 bin ton ağırlığındaki kayalardan yapılmış olması ve bu kayaların: Wicklow Mountains bölgesinden taşınarak buraya getirilmiş olmasıdır.
Höyüğün içindeki 19 metre uzunluğunda bir geçit, bindirmeli bir çatı, haç biçiminde bir bölgeye götürür.

Öte yandan: buranın belki de dünyanın ilk güneş gözlem merkezi olduğu düşünülmektedir. Çünkü: buradaki tüm düzenleme “kış gündönümü” günlerinde güneş ışığının büyük kısmının, 17 dakika süresince içerideki Tümülüs içindeki bu salona düşmesi fikri üzerine düzenlenmiştir.

Geçit girişi üzerinde bir çatı kutusu olarak adlandırılan bir açıklık vardır. Bu şaşırtıcı delik, onu ortaya koyanlar tarafından şaşırtıcı bir sürpriz yaratmaktadır.

Güneş ışığı 21 Aralık günü, yani kış gündönümünde, yılın en kısa gününde buradan girerek yavaş yavaş bölmenin arkasına uzanır. Güneş daha yükseldiğinde, ışık, bölmenin içinde genişler.

Bu olay, saat: 09.00 gibi başlar ve 17 dakika sürer. Buranın Mısır piramitlerinden 500 yıl önce inşa edildiği düşünülürse, bu ışık olayı gerçekten ilgi çekmektedir. Onu inşa edenler, yılın başlangıcını işaretlemek için böyle bir düzenek kurmuş olabilirler.

Buna ek olarak: ölüme karşı yaşamın zaferinin güçlü bir sembolü olarak da değerlendirilmiş olabilir.

Her yıl, kış gündönümünde: Newgrange yoğun ziyaretçi akınına sahip olmaktadır. Rehberli turda rehberler: bu görüntüyü ortaya çıkaran düzenlemeyi görmeniz için salonu karanlık yapıp, daha sonra güneş ışığının yavaş yavaş gelmesini size izleteceklerdir. İnsanlar, 5000 yıl önce olduğu gibi, şafak vaktini beklemek için antik mezarda toplanmaktadırlar.

Hatta: o kadar çok insan bunun için müracaat etmektedir ki, odanın içinde olanlar piyango ile belirlenmektedirler. Gökyüzü bulutlu ise, bu olayın gerçekleşmeme şansı da var. Yani odaya girebilmek yeterli değil. Ülkemizde Siirt ili Aydınlar kazasında da buna benzer bir olay var.

Belki oraları gören veya okuyan varsa hatırlayacaktır; Aydınlar ilçesinde, ilçe yakınlarında bir tepe üzerinde bir taş  duvar var ve bu taş duvarın ortasında küçük bir pencere var, her yıl 21 Aralık tarihinde bu pencereden doğan güneşin ilk ışıkları süzülür, ilçe merkezindeki bir türbenin minaresine yansır ve oradan da türbe içindeki bir mezarın başucuna yansır.

Bunu yapan kişi “yeni doğan güneşin ilk ışıkları hocamın başını aydınlatsın” diye böyle bir  düzenek kurmuştur, düzeneği kuran Erzurumlu İbrahim Hakkı. Ama bu düzenekten çok daha muhteşemdir ki, güneş ışığının yansıtığı pencere burda mekanın içinde, Aydınlar da ise mekandan 1.5 km. kadar uzaktadır.

Hemen yan taraftaki “Knowth” ise, daha büyük ve eski bir komplekstir ve neolitik çağa kadar uzanır. Burada da iki mezar bulunur ve halen arkeolojik kazılar sürdürülmektedir.

İrlanda Dublin yakınları Tara

Tara

Meath.

Tara

Melt hikaye ve efsanelerde çok geçen bir isimdir. Çünkü: burası Kelt medeniyetinin dini, siyasi ve kültürel merkezidir. Tepede bulunan en eski anıt (rehineler höyüğü) MÖ.2500-2100 yılları arasında inşa edilmiş ve tarih öncesi çağlardan bu yana: kutsal bir yer olmuştur.

Buranın ilk kullanıcıları

Kelt krallarının tören merkezidir. MS.430 yıllarında St Patric’in burayı ziyaret ettiği söylenir. Krallar 6.yüzyıl sonunda siteyi terk etmişlerdir.

Yakın geçmişte burası yine önemli siyasi olayların merkezi olmuştur. 1798 yılında İrlanda devrimci isyancıları, Tara Hill denilen yerde İngiliz askerleriyle savaşmışlar ve 1843 yılında 750 bin insan, İngiltere ve İrlanda birliğini burada protesto etmişlerdir.

Günümüzde Tara tepesi

Önemli bir arkeolojik ve İrlanda manevi ve siyasi mirasının önemli bir merkezidir. Sadece iki ana alanda arkeolojik çalışmalar yapılmıştır. 1850’lerde sinodlar ve Rehineler höyüğü kazılmış ve Tunç çağı mezarları bulunmuştur. Son yıllarda ise, toprak altı görüntüleme sistemleri ile araştırmalar sürdürülmektedir.

Evet, burayı ziyaret ederseniz neler görebilirsiniz?

Boyne nehri yakınında ve yaklaşık 500 metre yükseklikteki bu alçak tepe üzerine yayılmış yaklaşık 30 anıt görebilirsiniz.

Tepenin üzeri, 2000 yıl boyunca “Tara” olarak işgal edilmiştir. Tara krallarının sarayları buradadır ve Hıristiyanlık öncesi krallar burada taç giymişlerdir.

Tara da, birçok önemli işler, ilk beş yüzyıllarda, demir çağına tarihlenen “Raıth na Riogh” yani “Karal veya kraliyet muhafaza fort) bölümünde tepenin zirvesinde bulunur.

Bu oval muhafazanın ekseni: kuzeyden-güneye 265 metre ve doğudan-batıya 318 metredir. Bu muhafaza içinde: halka şeklinde iki oluşum vardır ki, bunlara “Teach Chormaic” yani “Cormac Evi” ve “Forradh” yani “Kraliyet Seat” ismi verilmektedir.

Forradh 

Buranın merkezinde: 15. metre yükseklikte “Kader Taşı” yani “Lia Faıl” bulunur. Ama aslında bu, kuzeydeki Rehineler höyüğünün bir ayak taşıdır. Bu taş: 1798 yılında, İrlanda devrimi sırasında, Tara savaşında ölen 400 isyancıyı anmak için buraya taşınmıştır.

Bazı araştırmacılar ise, bunun orijinal Tara taşı olduğunu ve orijinal tara taşının ise: Kelt krallarının taç giyme törenlerinde merkezi bir rol oynadığını düşünmektedirler. Efsaneye göre: kral haklı olduğunda ve bu taşa dokunduğunda taş haykıracaktır.

Teach Chormaic

Burası Tara’nın efsanevi ünlü kralına aittir ve burada birçok anıt inşa ettirilmiştir. Grainne ise, ünlü kralın kızının ismidir.

Rehinler Höyüğü

Burası, bir mezardır ve MÖ.2500-2100 yılları arasına tarihlenmektedir. Yerel soyluları rehin tutmak: Kelt krallarının geleneklerinden gelmektedir. Mezar, önemli insanlar ve özellikle kralların gömülmesi için kullanılmıştır. Mezarın içindeki geçit yeri yalnızca 3 metre uzunlukta yani oldukça kısadır. Mezarın özelliklerinden birisi de, bir neolitik kaya sanatı örneğinin görülmesidir.

Hıristiyanlığın gelmesiyle önemi gitgide azalan burada, günümüzde: bir tepe, demir çağından kalma bir kale ve birkaç sütun bulunur. Öte yandan: muhteşem bir manzara görülmektedir.

Yakınlarda ise, 19.yüzyıldan kalma bir Anglikan kilisesi bulunur. Rehberli turlarda: Rath na Rigoh (Kralların duvarı) ve Dumha na Giall (Tutsakların hendeği) gibi isimlere sahip yerler gezdirilmektedir.

Son bir not

Kral Arthur: İngiltere’de olduğu gibi, İrlanda’da da önemli rol oynamıştır. Kelt krallarına ait modern mitler ve teoriler, Tara Hill çevresinde gelişmiştir. 1900’lü yıllarda, bir gurup İrlandalı: İsrail’in kayıp kavimlerinden biri ve Ahit Sandığının Tara’da gömülü olduğuna inanarak, sinodlar ve Rath bölgelerini kazmışlar, ancak bazı Roma sikkelerinden başka bir şey bulamamışlardır.

Hatta: bir yazar İrlanda’da, Atlantis kayıp kıtasının, Tara’daki krallık olduğunu öne sürmüştür.