Bir zamanlar, Roma Stadyumumu buradaymış. Günümüzde ise: meydan da: ressamlar ve falcılar bulunuyor.
Aslına bakarsanız: tam bir panayır yeri gibi. Şarkı söyleyenler, tahta tezgahlar üzerinde her türlü bebek türü oyuncaklar ve hediyelik eşya satanlar bulunuyor.
Ayrıca: burada, yine “hareketsiz” duran “cansız mankenler” var ki, bunlar ilginç kıyafetleri ve saatlerce hareket etmeden durabilmeleri ile insanların ilgisini çekiyor ve ziyaretçiler, bunlarla birlikte fotoğraf çektiriyorlar, tabii karşılığında bunların yanlarındaki kutulara bir miktar para atmak adetten.
Bu meydanın bir diğer önem kazanan yanı: “Bernini” kardeşlerin meşhur “dört ırmak” havuzunun bulunmasıdır.
Bu dört ırmaktan: “Nil” nehrini simgeleyen heykeldeki adam: kafasını bir örtüye sararak sırtını kiliseye dönmüştür. Bir söylentiye göre: heykeltıraş Bernini: yobaz Hıristiyanlığa tepki olarak böyle bir heykel yapmış, başka bir söylentiye göre ise: sanatçı Bernini: kilisenin mimarisini beğenmemiş ve heykelini, Meryem’e dönük yaparak, bu tepkisini ortaya koymuştur.
Evet, bu havuzda, geçen yıllarda bir gurup Alman turist: içki içip sarhoş olmuşlar ve havuzdaki balık heykelinin kuyruğunu kırmışlar ve bunun üzerine, Roma Belediyesi tarafından, şehirdeki havuzlara girilmesi yasaklanmıştır.
Bu karardan önce: özellikle, ziyaretçiler “Aşk Çeşmesi” denilen yerdeki havuzun kıyısına oturup ayaklarını havuza sokabiliyorlarmış.
Roma Novano Meydanı; Bu meydana büyük ihtimalle yolunuz düşecektir, meydandaki havuzu görmeyi unutmayın. Meydanın kenarındaki kafelerde oturup kısa bir mola vererek, Roma insanının ve ziyaretçilerin meydandaki yaşam tarzlarını izleyebilirsiniz.
Meteora, Kalambaka şehrinde bulunmaktadır. Şehir Atina şehrine 357 km uzaklıktadır. Tren veya otobüs bağlantısı vardır. Teselya ovasında, Pindos dağlarının hemen yamaçlarında kurulmuştur.
Atina şehrinden buraya ulaşmak isterseniz, uzunca bir karayolu yolculuğunu göze almanız gerekiyor ki, bir de yolculuk yapılan karayolu gayet çok virajlı ve inişli-çıkışlıdır.
Karayolu’nda ilerlerken yol kenarında, küçük küçük kilise-manastır maketleri göreceksiniz. Bu maketler: yolun o kısmında kazaya uğrayıp yakınlarını kaybedenler tarafından yerleştirilmektedir.
Bu maketlerin bulunduğu yerlerde, yolun tehlikeli olduğunu da işaret etmesi açısından önem kazanmaktadır.
Bir diğer başlangıçta sizlere sunmak istediğim husus: tur gurupları Meteora ekstra gezisi için ziyaretçilerden 35 Euro ücret alıyorlar.
Bu ücretin sadece 3 Euro’luk kısmı, Meteora manastırlarına giriş için kullanılıyor, yani kalan 32 Euro, tur tertip heyeti ve rehberlere veriliyor.
Karşılığında belki otobüs yani ulaşım ücreti denebilir ancak gittiğinizde göreceğiniz gibi, öyle ana yollardan ayrılıp saatlerce ayrı olarak gidilen yollar yok, zaten tur gurupları Meteora ekstra gezisini, şehirler arasında giderken yani örneğin: Selanik-Atina arası veya Atina-Kavala arasında giderken yapıyorlar, yani ana yollarından pek fazla uzaklaşma veya ayrılma söz konusu değil.
Sanırım kar marjının bu kadar yüksek olmasını kişilerin vicdanına bırakmak lazım. Ben bunları yazınca, okurlar elbette kendi başımıza gidelim, nasıl gidebiliriz şeklinde düşüneceklerdir. Ben tur gurubu ile gittiğim için, Atina veya Selanik şehirlerinden buraya nasıl ulaşabileceğiniz hakkında yorum yapmak istemiyorum, ama gerçek şu ki, mutlaka yolu olsa gerek yani Atina ve Selanik şehirlerinden mutlaka buraya bir şekilde ulaşım vardır ki, daha ucuz olduğu kesin.
Kalambaka şehri
Meteora bölgesine turdan ekstra gezi olarak satın alırsanız, Kalambaka şehrine girmeden doğrudan Meteora bölgesine çıkacaksınız. Ancak ben yine de Kalambaka şehri hakkında sizlere kısa bilgi vermek istiyorum.
Kalambaka şehri, günümüzde turist ve hacı gurupları için birçok otel, konuk evleri taverna ve restoranlarla doludur. 12 bin nüfuslu şehirde: hediyelik eşya dükkanlarından el boyalı geleneksel dini simgeler, işlemeli kumaşlar ve deri sandaletler satılmaktadır.
Büyük olasılıkla, manastır gezisi sonunda, buradan ayrılmadan önce yemek molası olarak Kalambaka şehrinin dışındaki bir yol kenarı istasyonda mola verilecektir. Burada unutmayın ki: seçmeli yemek reyonunda yemek seçerken, yemeklerin üzerinde mutlaka fiyat etiketi olmasını kontrol edin, yoksa elinizde tepsiyle kasaya geldiğinizde, yüksekçe bir meblağ ödeme yaparak sürprizle karşılaşabilirsiniz ki, yemeklerin kötü olduğunu da belirtmek isterim.
Yunanistan Kalambaka Meteora
Meteora
Meteora’ya ulaşmak için, yollar gayet güzel ve asfalt, ancak biraz önce de söylediğim gibi viraj-iniş-çıkış gayet bol, yani zor bir yol. Bu yolun bitiminde yani Meteora bölgesine geldiğinizde ki, Kalambaka şehrine uğranılmıyor, araçlar belli bir yerde durmak zorunda kalıyor, çünkü aşırı kalabalık, tam bir araç kalabalığının içine giriliyor.
Özellikle tur otobüsleri, bu kalabalık içinde ilerleyemiyor ve belli bir yerde ziyaretçileri bırakıyor ve sizler, o noktadan itibaren (şansınız varsa 200-300 metre kala, yoksa şansınıza kalmış, 500-600 metre de olabiliyor) yokuş yukarı yürümek zorunda kalıyorsunuz ki, hava da sıcaksa bu yürüyüş gayet sıkıntılı oluyor.
Yani, manastırlara tırmanmadan önce bir yer yokuş yukarı yürüyüş sıkıntısı yaşamak gerekiyor. Ancak, bu arada şunu söylemek istiyorum, manastırların bulunduğu kayalık tepeliklerin üstündeki görüntüsü gerçekten ilginç, yani bu manastırları uzaktan gördüğünüzde içine girip gezmenin verdiği heyecanla yürüyüş devam ediyor.
Yunanistan Kalambaka Meteora
Önemi
Burası Yunanistan ülkesinin gizli mücevherlerinden birisidir. Daha doğrusu Yunanlılar, burayı dünya çapında tanınır hale getirmek için her türlü reklamı kullanmaktadırlar.
Yunanistan’ın “taş ormanları” ve sarp kum taşları üzerinde yükselen, tünemiş manastırlar, her yıl binlerce ziyaretçi çeken, manevi vahalardır. Burayı gördüğünüzde, bu doğal ortamda, o manastır yapılarının nasıl yapıldığını hayretler içinde izleyeceksiniz.
Yunanistan Kalambaka Meteora
Burada biraz manastırlardan söz etmek istiyorum. Ardından yine yürüyüşe devam edeceğiz.
Meteora kelimesinin anlamı “havada asılı” demektir. Zaten milyonlarca yıl önce, buranın bir iç deniz olduğu ve doğa hareketleri sonucu deniz dibinin yer yüzüne çıktığı ve kayaların şekillendiği ve şimdiki halini aldığı söyleniyor.
Bu bölge, tarihi süreçte ilk olarak Ortodoks rahipler için dua yeri olarak 11’nci yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. 300 metre yükseklikteki kayaların tepesindeki mağaralarda yaşayan keşişler; zamanla tepelerin üstündeki düzlüklere manastırlar inşa etmeye başlamışlardır. Bu manastırların inşaatına 1356 yılında başlandığı söyleniyor.
Bölgede 24 tane manastır yapılmasına rağmen, bunlardan sadece 6 tanesi günümüze ulaşmıştır. Bunun sonucu olarak bölgede çok sayıda yıkık ve terk edilmiş manastır bulunmaktadır.
İlginç olan inşa edilen manastırların kaya bloğunun üstündeki düzlüklerle, birebir aynı olması yani kayanın dibinde bir karış bile boşluk bırakılmadan inşa edilmeleridir. Daha da ilginç olanı: bu yapıları inşa etmek için gereken malzemeleri, ipten yapılmış file asansörlerle tepelere çıkarmış olmalarıdır.
Gelelim manastırların gezilmesiyle ilgili bilmeniz gereken kurallara
1-Kesinlikle uzun ve yorucu tırmanışlara hazırlıklı olun. Bu manastırların 6 tanesini de gezmek mümkün olmuyor, bence en popüler olan iki tanesini gezin demek istiyorum ama tur gurubu ile giderseniz, zaman darlığı nedeniyle sadece bir tanesini gezmeniz mümkün oluyor. Belli bir yaş üstünde olan kişilerin, bu yorucu tırmanışlara kalkışmamasını öneririm.
2-Meteora bölgesini 3-4 saatte gezmek mümkün değildir. Gezi için yapılan parkurun toplam uzunluğu 15 km civarındadır, hava şartları, iniş ve çıkışları da düşünürseniz gerçekten yorulmaya hazırlıklı olmak gerekir.
Ancak genellikle tur guruplarında olduğu gibi, sadece tek bir manastır gezilecek ise, 3-4 saatlik süre yetmektedir.
Çünkü manastırın içinde saatlerce gezilecek bir ortam bulunmuyor ve zamanınızın büyük bölümü yol yani manastıra gitmek ve dönmek için geçiyor. Yunanistan gezinizde, bir şehirden başka şehre geçerken burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, bilmelisiniz ki, o gününüz tamamen bitecektir.
3-Plastik tabanla ayakkabı (bayanlar için topuklu ayakkabı asla), su, güneş kremi, soğuk ve yağışlı havalar için rüzgarlık, ceket, şemsiye bulundurun.
4-Manastırların hangisinin açık olduğunu ve açılış ve kapanış saatlerini önceden mutlaka kontrol edin. Çünkü manastırlardan dönem dönem farklı olanlar ziyarete açıktır ve hepsi bir arada olmadığından gideceğimiz manastıra göre yolunuzu belirleyin. (tur gurupları için rehber bunu belirlediğinden seçenek olmuyor)
5-Giysileriniz mutlaka muhafazakar olmalıdır. Kısa kollu veya şort ve kısa etekli olmayın, hatta pantolonlu bile olmanız durumunda: manastır kapısında ücretsiz verilen şallara sarılmak zorunda kalıyorsunuz. Yani: yanınızda bulunmadığında manastır kapısında şal veriyorlar.
6-Manastır ziyaretine gitmek isteyenler için: gerek yaz aylarında havanın sıcak olması ve gerekse ziyaretçi yoğunluğu nedeniyle: sabahın erken saatlerinde gitmelerini öneririm. Yoksa: özellikle manastır çıkış ve iniş merdivenlerinde büyük sıkıntı yaşanıyor ve zaten çok büyük olmayan manastır içinde kalabalıktan sıkıntı yaşanıyor.
7-Manastıra giriş ücreti 3 Euro’dur. Manastır girişinde 5-6 metrelik bir tünel bulunuyor, bu konuda fobisi olanların manastır ziyaretinden vazgeçmelerini öneririm.
8-Otobüslerden veya araçlardan indikten sonra, tepeye doğru yürüyoruz ve tepede: manastırların giriş bölümünde, bir süre aşağıya doğru merdivenlerle iniyoruz, sonra manastırın bulunduğu kaya bloğuna geçiriyor ve burada tekrar merdivenlerden yukarı doğru tırmanışa geçiliyor.
9-Bu manastırlarda uzun süre ulaşım için iplerle yapılan asansörler kullanılmıştır. Günümüzde ise, bu ip asansörlerin yerini çelik halat kullanılan asansörler almıştır.
10-Geldik en son ve en önemli maddeye: sayın okurlar, burayı bir tur ekstrası olarak ziyaret ederseniz, rehberiniz “benim burada içeride rehberlik yapma yetkim yok” diyerek sizleri manastıra yollayacak ve sizler de manastır hakkında herhangi bir açıklayıcı bilgi olmadan, yanınızda rehber olmadan manastır içinde boş gözlerle çevreyi izleyerek gezinizi yapacaksınız.
Halbuki: rehberinizin yetkim yok diye geri çekilmesi bir anlamda doğru ancak tur rehberinizin, manastır içinde yardımcı olması için yerel rehber tutması gerekiyor. Burada yerel rehberler var ve (tahminen 150 Euro civarında) ücret karşılığında (Türkçe rehberlik yapanlar da var) guruplara rehberlik yapıyorlar. Eğer bu da olmazsa, bu satırları hatırlayın ve manastır geziniz güzel geçsin.
Mantar müzesi-Natural History Museum Meteora
Müzede: memeliler, kuşlar ve mantarlar bölümü bulunuyor. Meteora çevresindeki iklim, mantar büyümesi için idealdir. Bu müzede: yenilebilir ve yenilemez ya da zehirli olup olmadığına göre kategorize edilen yerel mantarlar hakkında birçok bilgi bulunmaktadır.
Kilo başına binlerce dolar maliyetli beyaz ve siyah yer mantarlarının örnekleri görülüyor. Ayrıca yine müzenin satış bölümünde: mantarlı zeytin, mantar yağı, mantar sütlü çikolata, makarna bulup satın alabilirsiniz.
Yani hediyelik eşya satın almak için ilginç bir yerdir.
1-GRAND METEORON-KASTRAKİ MANASTIRI
Turlarla buraya gittiğinizde büyük olasılıkla bu manastırı ziyaret edeceksiniz. Bu manastır: 1988 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Zeminden 300 metre yükseklikte, deniz seviyesinden ise 615 metre yükseklikte, havada asılı gibi duran bu manastıra, başlangıçta sadece merdiven ve vinçle ulaşılıyormuş. Günümüzde ise modern yollar ve merdivenler yapılmış ve ziyaretçilerin daha kolay ulaşmaları sağlanmıştır.
Ama burada hala eski alışkanlık ürünü veya malzeme taşımak için kullanılan, manastır ile ana kara parçası arasında bir asansör misali ulaşım aracı duruyor, ben orada iken, bu araç manastırdan ana kara parçasına hareket etti, ana kara parçasında içinden bir insan çıktı, demek ki bunu günümüzde de ulaşım için kullanıyorlar.
Manastır, 1356 yılında, Athanasios tarafından Meteorite’de kurulmuş ve onun öğrencisi ve halefi Iosaph tarafından 14’ncü yüzyılın ikinci yarısında Kral Simeon döneminde büyütülmüştür. Manastırda: Athanasios ve Iosaph’ın mezarları, fresklerle bezenmiş bir kilisede durmaktadır.
Yunanistan Kalambaka Meteora Grand Meteoron-Kastraki ManastırıYunanistan Kalambaka Meteora Grand Meteoron-Kastraki Manastırı
Yukarıda belirttiğim gibi: otobüs veya araçlardan indikten sonra, tepe noktasında, merdivenlerle aşağıya iniliyor, karşıya kaya bloğuna geçiliyor ve sonra merdivenlerle yukarı manastırın girişine tırmanılıyor ve giriş bileti aldıktan sonra manastıra giriliyor.
Manastırın içindeki gölgeli avlu dinlenmek için idealdir. Dinlendikten sonra, aşağıda belirttiğim yerleri gezmenizi öneririm. Herhangi bir gezi planı veya rotası veya işareti yok, ama siz sağdan takip ederek manastırı geziniz.
Yunanistan Kalambaka Meteora Museum of Hıstory and Folklore
Müze-Museum of Hıstory And Folklore
Manastırda bir müze bulunuyor. Bu müzede fotoğraf ve video çekimi yasaktır. Müze pek zengin içerikli değil ama ücretsiz olduğu için girip gezmek ilginizi çekecek objeleri görmek gerekir. Özellikle: Türk düşmanlığının sergilendiği büyük resimler mutlaka ilginizi çekecektir.
Özellikle dini yapılarda, dini yerlerde bu şekildeki düşmanlık körükleyen veya aşılayan resimlerin olması düşündürücüdür. Müzede: çeşitli yöresel giysiler, ahşap oyma haç, nadir ricons, önemli dini el yazmaları, din adamlarının giysileri, silahlar ve resimler sergileniyor.
Hemen giriş kapısındaki görevli kesinlikle fotoğraf çekilmesini engelliyor, zaten bir taraftan müze, kameralar ile denetleniyor, bu yüzden fotoğraf çekimi yapmamanızı öneririm. Müzede: ilgimi çeken obje: girişte hemen solda bulunan bir resim, bu resimde Fener Rum Patriğinin Osmanlı döneminde asılması betimlenmiştir.
Elbette bu asılma olayının temeli bilindiğinde yani Patriğin alenen Türk düşmanlığı yaptığı ve düşmanlık konusunda Rus İmparatoru ile işbirliği yaptığı ve bu durumun bizzat Rus imparatoruna yazdığı bir mektupla kanıtlandığı ve bunun üzerine idama mahkum edildiği bilindiğinde, sanırım bu resimle yaratılmak istenilen Türk düşmanlığı onların yaratmayı arzuladığı şekilde olmayacaktır.
Çünkü olayın gerçek iç yüzünü bilmeyenler, sadece bu resmi gördüklerinde, Osmanlının sanki masum bir din adamını asarak öldürdüğünü yani cinayet işlediğini düşünüyorlar. Halbuki: Türk-Yunan çatışmalarında Yunan din adamları ve dini kurumları daima ön planda olmuşlardır.
Bu müzenin kapısının hemen dışında ise, yine duvarlarda iki bölüm halinde resimler sergileniyor. Aşağıda yazdıklarımı okursanız, bu resimleri gördüğünüzde ifade ettiklerini daha iyi anlayabilirsiniz.
Birinci bölümde: I. Dünya savaşı resimleri var. Bu resimlerde: yine Türk düşmanlığı ve Türklerin Yunanlılar karşısındaki ezilmişliği açık ve aleni şekilde vurgulanmıştır.
Bir duvar resminde: bir Türk subayının Yunanlı subaya kılıcını teslim edişi, beyaz elbiseler içinde Yunanistan’ı temsil eden bir genç kızın, subaylar tarafından himaye edilmesi, yerdeki Türk bayrağının, kılıç ve kesik kafaların gösterilişi, büyük bir taş blokla temsil edilen Türklerin, Yunanistan ile aralarındaki zincirlerin kırılışı tasvir ediliyor.
Yani: Türk esaretinden kurtulan Yunan halkı resmedilmiştir. Yine buradaki bazı fotoğraflarda: Yunanistan’ın bağımsızlığı kazanma sürecinde, önemli ve omuzlarında silahları ile militan din adamlarının resimleri görülmektedir.
Yunanistan Kalambaka Museum of Hıstory and Folklore Meteora
İkinci bölümde ise, bu kere, II. Dünya savaşında Yunanistan’ı işgal eden Nazi Almanya’sını aşağılayıcı resimler görülüyor.
Yunanistan Kalambaka Meteora Museum of Hıstory and Folklore
Yukarıdaki resim, manastırın duvarında bulunmaktadır. Bu resim: Yunanistan ülkesinde diğer birçok yerde görülen çift başlı kartal figürü, Roma-Bizans kültüründen gelmektedir.
Figürde bir kartalın başı, Roma şehrine, diğer kartalın başı ise İstanbul’a bakmaktadır ve Bizans simgesi bu figür, Bizans’ın ardından Fener Rum Patrikhanesi tarafından kullanılmış ve kullanılmaktadır.
Yunanistan Kalambaka MeteoraYunanistan Kalambaka Meteora
Manastırın diğer bölümlerine gelince
Platys Lithos
Buranın kurucusu olan Aziz Athanasios Meteorites’in kayaya oyulmuş, orijinal inziva manastırı: girişte, merdivenin solunda görülür.
Başkalaşım kilisesi
1388 yılında Aziz Iosaph tarafından inşa edilmiştir. 1544-1545 yıllarında bir nef ve narteks ilave edilmiştir. Özellikle bir Giriş okulu anonim sanatçısı tarafından 1552 yılında boyanan freskler iyi korunmuştur. Fresklerde: İsa’nın hayatı, Meryem, çeşitli askeri azizler, manastırın kurucuları sahneleri tasvir edilmiştir. Nef bölümünde dikkat çeken tasvirler vardır.
Beş sütunlu ve baş melekler Mikail ve Cebrail ile Meryem portreleriyle dekore edilmiş bir apsis ile desteklenen tonozlu bir çatısı vardır.
Kilisenin kuzey tarafındaki yemekhane 1557 yılı yapımıdır. Bitişik mutfak, duman ile kararmış ekmek fırını ve özgün ocakla dikkat çeker. Şarap mahzeninde: ahşap şarap varilleri ve diğer tarım malzemeleri vardır.
Yunanistan Kalambaka Meteora Başkalaşım Kilisesi
Sacristy
Birçok ziyaretçi için kilise dışında; en ilgi çeken bölüm: önceki sakinlerin kafatası ve kemiklerinin, düzgün raflarda dizildiği “Sacristy” kısmıdır. Bir kapıda, küçük bir pencereden burası görülebiliyor.
Sanırım: burada görevli kişiler öldüklerinde, bir süre toprağa gömülü kalıyorlar ve belli bir süre geçince kemikleri topraktan çıkarılıp burada depolanıyor ve yeni ölenler aynı yere gömülüyorlar, yani bir anlamda mezar yerinden tasarruf yapılıyor.
Sonuç
Evet, manastırı gezdikten sonra (herhangi bir rota, plan veya işaret olmadığından belki bazı yerleri atlayacaksınız, görmeyeceksiniz) son durak bahçe olabilir. Bahçenin bulunduğu yerde, muhteşem güzel çiçeklerin arasında bir süre oturup dinlenin ve çevrenin manzarasını izleyin, çünkü yine uzunca bir yol, merdiven inişleri ve çıkışları sizi bekliyor.
Hatta: eğer kalabalık guruplar geliyorsa merdivenin bazı yerlerinde aynı anda iki kişinin geçmesi bile sorun yaratabiliyor. Bahçede bir süre dinlenin ve bahçede bulunan ağaca her kez gibi siz de bir şeyler bağlayın, dilek tutun diyerek bu manastırı tanıtım yazımı bitiriyorum.
Yunanistan Kalambaka Meteora Holy Trinity Manastırı-Agia Triada-James Bond Manastırı
2-HOLY TRİNİTY MANASTIRI-AGİA TRİADA-JAMES BOND MANASTIRI
Şimdi bölgedeki bir başka manastırdan söz etmek istiyorum. Genellikle yukarıda anlattığım manastır geziliyor ama yine de bir ihtimal, orası kapalı olursa, şimdi anlatacağım Holy Trinity Manastırı gezdiriliyor.
Burası, ulaşımın en zor olduğu manastırdır. Manastır, Osmanlıdan kaçan rahipler tarafından 1458-1476 yılları arasında kurulmuştur. 20’nci yüzyıla kadar, rahipler ve hacılar, sadece ip merdiven ve sepetler aracılığı ile buraya ulaşıyordu. Burada anlatılan bir hikayeyi belirtmek istiyorum.
Zamanın birinde, buradaki manastırların birine bir keşiş gelmiş, yukarı nasıl çıkacağım diye sormuş. Manastır görevlisi, bu ip asansörle çıkacaksın demiş. Keşiş peki siz bu ip asansörlerin iplerini ne zaman değiştiriyorsunuz. Manastır görevlisinin cevabı “kopunca değiştiriyoruz”
1925 yılında, kayaya oyma merdiven yapılır. Buraya ulaşmak için 140 basamaklı merdiveni tırmanmak gerekiyor. Manastırın bütün hazineleri: II. Dünya savaşında Almanlar tarafından yağmalanmıştır. 1476 yılı yapımı küçük kilise, tuğla ve kiremit bir cepheye sahiptir ve 1684 yılı yapımı büyük bir narteks yanındadır. Bu iki yapı, evrelerini yansıtan iki kubbeye sahiptir.
Kilise 17 ve 18’nci yüzyıllarda yapılmış fresklerle süslüdür. Ayrıca: 1539 yılında Venedik’te basılmış, gümüş kapaklı Gospel kitabı, kilisenin günümüze kadar gelebilen taşınabilir nadir hazinelerinden biridir. 1682 yılı yapımı, kaya içine oyulmuş, erken inziva yeri olarak kullanılan Chapel Baptist, yüzyıllar boyunca rahipler tarafından kopyalanan 120 dini el yazmasına ev sahipliği yapmaktadır.
1981 yılında James Bond “Your Eyes Only” isimli filmi, bu manastırda çekilmiştir. Filmde James Bond, halat merdivenle manastıra tırmanmaktadır ve bu yüzden manastırın adı “James Bond” manastırı olarak anılmaktadır.
373 metrelik bir uçurumda bulunan manastıra çıkmak için 195 basamaklı bir merdiven çıkmak gerekiyor. Anayoldan dar bir köprü ile ulaşılıyor. Kartal figürlü bir kapıdan girilerek manastıra ulaşılıyor.
Bir keşiş, bu köprüde bazen oturur ve ziyaretçilerle sohbet eder. Hoş bir bahçe vardır. Burası: Meteoron’dan sonraki ikinci büyük manastırdır.
1350 yılında Varlaam adında bir münzevi keşiş, bu büyük kayaya tırmanır ve üst kısmında yerleşir. Kendisi burada bir kilise, bir hücre ve bir su tankı inşa eder. Ancak kimse kendisini takip etmez ve ölümünden sonra, site terk edilir. Binalar 1517 yılına kadar 200 yıl boyunca harabe haline gelir. 1541-1542 yıllarında, manastırın restorasyonu yapılır.
İpler, kasnaklar ve sepet kullanılarak, kayanın üstüne tüm yapı malzemesi taşınır ve bu faaliyet 22 yıl sürer. Malzeme taşındıktan sonra ise, restorasyon işlemi 20 günde tamamlanır. Manastır 16’ncı yüzyıl boyunca kullanılır ama 17’nci yüzyıl başlarında rahipler azalmaya başlar. Günümüzde burada sadece 7 rahip bulunduğu söyleniyor.
Manastırın içinde: freskler, 16’ncı yüzyıldan kalma bir kilise, eski yemekhane ve müze ziyaret edilmektedir. Ayrıca keşişlerin malzemeleri taşımak için kullandıkları eski halat sepet ki 1536 yılı yapımıdır görülebilir. Yemekhane, dini eserler müzesi haline getirilmiştir. Müzede: oyma ahşap haç, simgeler ve başkaca eserler görülür.
Ayrıca rahipler tarafından kopyalanan 300 dini el yazması kitap bulunur. Manastırın mutfağı, sekizgen kubbesi, tonozlu yapısı ve bacası ile dikkat çeker. Yağmur suyunun biriktiği, 12 ton su taşıyabilen orijinal su varili, bir depoda sergilenmektedir. Hatıra eşyaların satıldığı bir dükkan da bulunuyor. Çünkü burası dış dünyaya açılmış bir manastırdır ve ikonlar, tahtadan eşyalar ve benzeri birçok hediyelik ve hatıra eşya satılmaktadır.
Meteora bölgesindeki, erişimin en rahat olduğu manastırdır ve herhangi bir tırmanmaya gerek kalmaz. Bir köprü vasıtasıyla ulaşılıyor. Diğer manastırlara göre daha az gösterişlidir. 18’nci yüzyılda 1798 yılında inşa edilen burası çevredeki tek kadın manastırıdır. Moni Aghiosu Stefanunun, Sırp hükümdarı Epirus Nicephorus II’nin oğlu olduğu düşünülmektedir.
Manastır, Aziz Antoninus Cantacuzenos tarafından kurulmuştur. Manastır 20’nci yüzyılda çok zarar görmüştür. II. Dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından bombalanmış ve sonraki iç savaş sırasında talan edilmiştir.
İç savaş sırasında, manastırdaki fresklerin çoğu, Komünist isyancılar tarafından tahrip edilmiştir. Ardından, Aziz Stephen bir rahibe manastırı olmuştur ve 1961 yılında terk edilmiş, günümüzde manastırda Abbest Agathi Antoniou liderliğinde 28 rahibe yaşamaktadır.
Balkonundan, çevrenin muhteşem manzarası izlenir. Manastırda rahibeler, freskler ve altın detaylarla süslenmiş güzel bir şapel görülmektedir. Özellikle yemekhanesinde 15’nci yüzyıldan kalma freskler ilgi çekmektedir. Müzede ise, rahibeler tarafından yapılan el yapımı nakış ve diğer ıvır zıvır satılmaktadır.
Yunanistan Kalambaka Meteora Roussanou ManastırıYunanistan Kalambaka Meteora Roussanou Manastırı
5-ROUSSANOU MANASTIRI
Aziz Barbara adına adanmış bu manastır, bir kaya zirvesinin üstünde durmaktadır. Manastıra 1930 yılında yapılan bir ahşap köprüyle ulaşılmaktadır. Manastır Maximos ve Yanya Iosaph tarafından 1545 civarında kurulmuştur.
Manastırın adının anlamı bilinmemektedir. Manastır tüm kaya yüzeyini kaplar ve 3 seviyeden oluşmaktadır. Zemin katta kilise ve hücreler, iki üst katlarda misafir yerleri, resepsiyon salonları, sergi salonları ve yine hücre evleri vardır.
Kilisedeki freskler, ilgi çekmektedir. Manastır: II. Dünya savaşında Almanlar tarafından talan edilmiştir. 1940 yılından önce, 200 yıl boyunca bakıma muhtaç halde kalmıştır.
Daha sonra bölgesel arkeolojik hizmet birimi tarafından onarılmış ve 1988 yılından bu yana, 13 rahibelik küçük bir topluluk tarafından işgal edilmiştir. Güzel küçük bahçesinde, burada yaşayan rahibeler görülebilir.
Rahibeler, ziyaretçilere dostça yaklaşma eğilimindedir, avluda dinlenen ziyaretçilere şeker ikram ederler ve böylece kutuya küçük bir bağış koymanızı beklerler.
Yunanistan Kalambaka Meteora Agios Nikolaos Anapfsas Manastırı-St Nicholas
6-AGİOS NİKOLAOS ANAPFSAS MANASTIRI-ST NİCHOLAS
Buraya 1 km uzaklıktaki Kastraki köyüne yakın bu manastır, Aziz Nicholas adına, dik bir tepeye yapılmıştır. Mevcut manastır: Aziz Dionysius, Larisa Metropoliti ve Nikanoras tarafından 1510 yılında kurulmuştur. Manastır 1900’lü yıllarda terk edilmiş ve arkeolojik bölge hizmetleri tarafından 1960 yılında restore edilene kadar bakıma muhtaç harap halde kalmıştır.
1997 yılında Kalambaka rahipleri, her yaz turistlere manastırı açmaya başlamışlardır. Burada günümüzde bir keşiş ve başrahip yaşamaktadır.
Manastır binaları, üç katlı yükselen, yukarı yerine dışa uzatılır şekilde yapılmıştır. Kubbesi yüzünden, üstüne inşa zemin pencere vardır ve kaya üzerinde sığdırmak için, düzensiz kat planı vardır.
Geniş bir narteks batı tarafında uzanır. Yapının içi, Giritli sanatçı Theophanes tarafından, 1527 yılında boyanmış fresklerle süslüdür.
Özellikle bu fresklerin görülmesi önerilir. Üçüncü kat: eski yemekhanedir ve fresklerle süslenmiştir, son zamanlarda resepsiyon salonu (kemiklerin depolanması için) kullanılan bir şapel içermektedir.
İspanya Sevilla Genel; Evet, Sevilla şehri: İspanya ülkesinde, İber yarımadasının güneybatı bölümünde, Endülüs özerk bölgesinin merkezi ve ayrıca en büyük şehridir.
Önce şehrin genel özelliklerinden söz etmek istiyorum.
Nüfus olarak: İspanya’nın dördüncü büyük şehridir.
Şehir, uzun yıllardır Katolik piskoposluk merkezidir.
Sevilla yeşillik ve özellikle portakal ağaçlarının yoğun olduğu bir şehirdir. Bir şey söylemeden geçmek istemiyorum “sokaklarda göreceğiniz portakal ağaçlarındaki portakalları sakın yemeyin, çünkü bunlar son derece ekşidir”
Şehir: Guadalquvir nehrinin kıyısındadır, daha doğrusu doğu yakasındadır.
Bu nehrin ismi uzun olduğundan her seferinde ismini yazmaktansa, nehir olarak söz etmek sanırım daha uygun olacaktır. Yani, yazı içinde nehir kelimesi kullandığımda, bu nehirden söz etmek istediğimi bilmelisiniz.
Bu nehir yüzlerce yıl öncesinden bölgenin yapısını etkileyen bir durumdadır. Romalılar bu nehre: “Betis” ve Araplar ise “Betik Vahd-Al-Khabir” ismini vermişlerdir. Yani, biraz önce söylediğim gibi, bu nehir, şehrin tarihinde önemli bir rol üstlenmiştir.
Şehir
Atlas okyanusundan 88 km. içeridedir. Başkent Madrid şehrinin 550 km. güneybatısındadır.
Yüzlerce yıl boyunca, farklı kültürel katmanların (Roma, Vizigot, Berberi, Gotik, Rönesans, Barok gibi) birbiri üzerine oturması nedeniyle, farklı tarihi alanlarda, farklı tarzlar oluşmuştur.
Ama yine de son derece derli-toplu görünür. Bu alanlar birbirlerine yürüme mesafesindedir.
Evet: Sevilla şehri, İspanya iç savaşının devam ettiği 1936-1939 yılları arasındaki süreçte, sürekli olarak milliyetçilerin elinde kaldığından ve bölgede çatışma yaşanmadığından, şehirdeki birçok mimari yapı ve anıt ayakta kalarak günümüze sağlam olarak ulaşmıştır.
FLAMENKO
İspanya Sevilla Genel; şehrinin en önemli özelliklerinden birisi de Flamenko kültürüdür. Çünkü, şehir, Flamenko dansının merkezidir. Ama bunun yanında, yine şehre özgü bir dans türü olan “Sevillano” yine bu bölgede yaygındır.
Flamenko dansı Sevilla şehrinde izlenir. Ancak: Flamenko seyredeceğiniz mekanı dikkatli seçmeniz gerekiyor. Çünkü, birçok bar-taverna tarzı mekanda Flamenko gösterileri sergileniyor ve masanızda içkinizi yudumlarken, gösteriyi izleme imkanı buluyorsunuz.
Hatta: şehirdeki birçok Flamenko barı, giriş ücreti almazlar. İçkiye normalden biraz daha fazla ödemek suretiyle, girişi ücretsiz Flamenko barları bulmak mümkündür.
Ancak, İspanyollar gerçek Flamenko’nun böyle turistik hale getirilmesinden rahatsızdırlar. Ayrıca: Flamenko’yu sanat olarak yapan sanatçılar da, bu tür taverna-bar gibi yerlerde bulunmuyorlar.
Şehirde, Flamenko izleyebileceğiz yerler şunlar olabilir.
“Museo del Baile Flamenco” sanata adanmış ve her Cuma ve Cumartesi akşamları, ziyaretçilerine Flamenko dansları sunulan bir müzedir. Müze binası: 18’nci yüzyıldan kalmadır. Müzede: Flamenko sanat ve fotoğraf sergileri ve dans-gitar ve şarkı dersleri verilmektedir.
Flamenko izlemek isterseniz: “El Arenal” de düşünülebilir. Kültür Merkezi: gerçek Flamenko izlemek için en iyi noktalardan birisidir. Giriş ücretleri: öğrenciler ve çocuklar için 9 Euro, yetişkinler için: 13 Euro’dur.
Katedralin önünden kıvrılan “Alleyways” bölgesinde: Santa Maria la Blanca yakınlarında, Levies sokakta bulunan “La Carboneria” her gece, ücretsiz olarak Flamenko gösterileri sunmaktadır. Bence, tek adres burasıdır. Giriş ücretsizdir. İçecekler hesaplıdır. Gösteri: saat: 23.00 de başlıyor, 23.30 da kısa bir ara ve sonra yine başlayan gösteri, saat: 24.00’de biter.
Son olarak:
Şehirde Flamenko şovu izlemek isterseniz: “Casa de la Memorial de Al-Andulas” seçmelisiniz. Burası: Santa Cruz bölgesindeki bir kültür merkezidir ve çeşitli Flamenko yarışmalarında ödül kazanmış sanatçıları izlemek mümkündür.
Gösteriler: bir 18’nci yüzyıl Yahudi evinin arka bahçesinde yapılmaktadır. Konuklar için, sınırlı sayıda yer var ve gösteriler tiyatroda imiş gibi, sessizce izleniyor.
Fotoğraf: ancak gösterilerin sonunda, izin verildiğinde çekilebilmektedir. Bu gösterileri izleme ücreti, kişi başı 14 Euro’dur. Gitar, şarkı ve dansın ritim senfonisini bir arada yaşamak istiyorsanız, burayı tercih etmelisiniz.
SEVİLLA İNSANLARI
İspanya Sevilla Genel; Mitolojiye göre: tüm İspanyollar arasında, Endülüslüler hem en tutkunları ve hem de en tasasızlarıdır. Ancak, diğer Endülüs şehirleri gibi Sevilla’da, turizmden olumlu yönde etkilenmesinin yanında, çalışan bir şehir olarak bilinir.
Çünkü Endülüs bölgesinin başkentidir ve Güney İspanya’nın politik, idari ve hizmet merkezidir. Ayrıca, büyük bir Üniversiteye de sahiptir ki, bu üniversite şehrin kültürel yapısını büyük oranda etkiler.
Şehirde, gençler için başlıca yer: “Plaza del Salvador” meydanıdır. Gündüz saatlerinde de güzel olmasına rağmen, bu meydan esas olarak, her gece saat: 22.00’de dolar ve meydanda adım atacak yer bulunmaz.
Her milletten insan bulabileceğiniz meydanda, tanışmak için yanlarına gidip “hola” demeniz yetiyor. Bu arada: Sevilla şehrinde bildiğiniz gibi “İspanyolca” konuşuluyor ama diğer şehirlerdeki İspanyollar gibi, burada da, şehirliler “İngilizce” konuşmayı sevmiyorlar ve tercih etmiyorlar, kullanmıyorlar. Siz, bence birkaç kelime İspanyolca ve vücut dili kullanmalısınız.
Evet biraz önce söylediğim gibi, Sevillalı’lar, nehir kıyısında veya sokak ortalarında buluşurlar. Kısa sürede, köşe başlarında 100 kişi toplandığını görebilirsiniz.
Saat: gece yarısı 2-3’e kadar sokakta içki içilir ve sonra herkes kendi arkadaş gurubu ile kafasına göre bir bara veya diskoya gider. Zaten diskolar, her gece saat: 02.00’den sonra kalabalıklaşırlar.
Turistik olan restoran, bar ve diskolardan uzak durmak ve asıl İspanyol mekanlarına gitmek isterseniz: nehrin karşı tarafındaki “Triana” bölgesine gitmelisiniz. Çünkü, burası genelde çalışan kesimin oturduğu semttir. Asıl yerliler ile birlikte aynı tapas barlarına takılıp, aynı diskolara gidebilirsiniz.
HAVA DURUMU-SEVİLLA ŞEHRİNİ ZİYARET ZAMANI
Sevilla şehrine uygun bir mevsimde gitmeniz çok önemlidir.
Haziran-Eylül ayları arasındaki dönemde, sıcak güneş kendini gösterir. Hiç yağmur yağmaz. Temmuz-Ağustos ayları ise çok sıcaktır. Günlük sıcaklık 40 dereceyi geçer, gece ise 18 derece civarındadır.
İlk yağmurlar: Eylül sonu Ekim başında başlar. Kışın burayı ziyaret edecekseniz, gündüzün kazak ve akşam ceket yeterlidir.
Günlük sıcaklıkların aylara göre dağılımı şöyledir: Ocak:15-Şubat:18-Mart:21-Nisan:24-Mayıs:27-Haziran:32-Temmuz:36-Ağustos:38-Eylül:32-Ekim:26-Kasım:20-Aralık:16.
Sonuç olarak: Sevilla şehrine, özellikle Temmuz-Ağustos aylarında sakın gitmeyin, çünkü bir yandan sıcak öte yandan nem, insanı bunaltıyor.
Şehri en iyi ziyaret zamanı nedir?
Sevilla şehrini ziyaret etmek için en uygun zaman: İlkbahar dönemi ve özellikle “Nisan” ayıdır. Ama, şehri sakin bir zamanda ziyaret etmeyi düşünürseniz, bu kez “Nisan” ayında gitmemenizi öneririm. Nisan ayı içinde, şehirde büyük kutlamalar gerçekleştirilir. Bu kutlamaların ilki: Semana Santa olarak bilinen “Kutsal Hafta” kutlamalarıdır. Ardından ise, Paskalya Pazarı kutlamaları yapılır.
Semana Santa kutlamalarında, nazarenos olarak isimlendirilen tövbekarlar: sivri başlıklı ve engizisyon cüppeli kıyafetleriyle, gece-gündüz mahalleler arasında dolaşırlar.
Bu bir haftalık kutlamaların ardından, şehirde “Feria de Abril” olarak isimlendirilen “Nisan Fuarı” düzenlenir. Bu fuar: şehir merkezinde, nehrin karşı kıyısında, bu amaç için ayrılmış olan fuar alanında gerçekleştirilir. Fırfırlı Flamenko elbiseleri giymiş kadınlar, toplu halde fuar alanına giderler. Siz de bu dönemde şehri ziyaret ediyorsanız, fuar alanına mutlaka gitmelisiniz.
ULAŞIM
İspanya Sevilla Genel; Evet, gelelim şehre ulaşmaya. Elbette şehre ulaşmanın çeşitli yolları var. Havayolu, tiren yolu ve karayolu.
SEVİLLA ULUSLAR ARASI HAVAALANI
Sevilla havaalanı, orta ölçekli bir havaalanıdır. Şehir merkezine, 25-30 dakika uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasında, bir otobüs servisi bulunuyor. “Especial Aeropuerto” isimli bu otobüs servisi: havayolu ile şehre gelen ziyaretçilerin, 2.40 Euro’ya şehir merkezine ulaşımını sağlıyor.
Ama taksi kullanmak isterseniz, bunun maliyeti de, yaklaşık 18-21 Euro arasındadır. Ama, taksiler fazla bagajlar için 1-2 Euro fazladan talep edebilirler.
TREN ULAŞIMI
Sevilla şehrinde “Santa Justa” tren istasyonu var. Bu istasyon, şehir merkezinin doğu ucundadır. 1991 yılında tamamlanan istasyondan, hızlı trenler de hareket ediyorlar ve muhteşem bir hızla giden bu trenler İspanya ülkesinin birçok yerine kısa sürede ulaşımı sağlıyorlar.
Örneğin, bu hızlı trenler ile: Sevilla-Cordoba arasındaki uzaklık, 1 saatte alınabiliyor. Sevilla-Madrid arasındaki uzaklık ise, 3 saat civarındadır. Ancak, normal trenleri tercih ederseniz ki, bunlar da nispeten konforludur, Sevilla-Barselona arasındaki yolu, 11 saat civarında alabilirsiniz.
Sizler, yani ülkemizden bu şehri ziyarete gidecek ziyaretçiler, doğrudan uçak olmadığından büyük olasılıkla, İspanya’nın başka bir şehrine gidecek ve oradan, tren veya otobüs ile Sevilla şehrine ulaşacaksınız ki tren öneririm.
OTOBÜS ULAŞIMI
İspanya Sevilla Genel; İspanya ülkesinde, otobüs servisleri, inanılmaz dakik ve konforludur. Otobüsler düzenli olarak çalışacak şekilde planlanırlar.
Şehirde: nehir kıyısındaki “Plaza de Armas” bölgesinde otogar bulunuyor. Diğer otogar ise; Üniversite yakınlarında Santa Cruz semtinde “Prado de San Sebastian” otogarıdır.
Son olarak: Sevilla şehriyle birkaç şehir arasındaki otobüs yolculuklarının ne kadar zaman aldığından söz etmek istiyorum.
Sevilla-El Rocio arasındaki yolculuk: yaklaşık 35-50 dakika sürmektedir. Sevilla-Cordoba arasındaki yolculuk: 2 saat sürer. Sevilla-Granada arasındaki yolculuk: 3 saat ve Sevilla-Malaga arasındaki yolculuk: 1 saat civarında sürer.
Sevilla şehrinin yakınlardaki diğer şehirlere olan uzaklığını kilometre olarak da vermek istiyorum. Çünkü: araba kiralayarak buraya ulaşmak isteyenler olabilir.
Sevilla-Huelva arasındaki uzaklık; 91 km. Sevilla-Cadiz arasındaki uzaklık: 123 km. Sevilla-Malaga arasındaki uzaklık: 209 km. Sevilla-Cordoba arasındaki uzaklık: 143 km. Sevilla-Osasuna arasındaki uzaklık: 92 km. Sevilla-Carmona arasındaki uzaklık: 32 km. Sevilla-Camas arasındaki uzaklık: 5 km. Sevilla-Granada arasındaki uzaklık: 259 km. Sevilla-Almeria arasındaki uzaklık: 409 km. Sevilla-Estepa arasındaki uzaklık: 112 km.
İspanya Sevilla Genel
ŞEHİR İÇİ ULAŞIM
Sevilla, yürüyerek keşfetmek için ideal bir yerdir. Tarihi merkez: büyük oranda yayaların yürüyüşü için ayrılan, ideal dar ve dolambaçlı sokaklardan oluşur. Bu sokakları ve geçitleri dolaşmak, şehri tanımanın en iyi yoludur. Ama tek seçenek değildir. Sevilla şehrinde ulaşım için çeşitli alternatifler vardır.
OTOBÜS
Sevilla şehri, büyük bir toplu taşıma sistemine sahiptir. Otobüsler sık çalışır. Ancak, akşam saat 23.00’de normal seferler biter ve gece otobüsleri çalışmaya başlar. Gece otobüsleri, gece saat: 02.00’ye kadar çalışırlar, ancak farklı güzergahlar kullanırlar.
Otobüsler için: şehir içindeki bir çok haber standında satılan otobüs biniş kartı ( bu kartın ismi: Bonobus ) satın alabilirsiniz. Doldurulabilir özellik taşıyan bu kartlar, (depozito) 1.5 Euro dur ve her bir otobüs binişi: 1.30 Euro’dur.
Turistlere yönelik olarak kullanılan: 3 günlük sınırsız seyahat imkanı sunan kart için 10 Euro ödemeniz gerekir.
Evet, şehrin tarihi merkezine ulaşmanın en hızlı ve etkili yolu, otobüstür.
METRO
Sevilla şehir metrosu; 2009 yılında hizmete girmiştir. Metro şehir içinde, 18 km. boyunca, ters “U” şeklinde dolanıyor. Metro: her gün saat: 06.30 ile 23.00 arasında çalışmaktadır. Cuma ve Cumartesi günleri ise, metro, gece saat: 02.00’ye kadar çalışmaktadır.
Ancak özellikle akşam saatlerinde metro istasyonlarında gasp olaylarına karşı tedbirli olmanızı öneririm. Özellikle sakin istasyonlar tehlikelidir. Metro biletleri: her biniş için 1.30 Euro’dur.
TAKSİ
Şehir içinde, taksilere kolayca ulaşabilirsiniz. Çoğu kişi, hız ve rahatlık için, geceleri taksi kullanmayı tercih ederler. Taksilerin tepesinde lisans numarası yazılıdır. Evet, şehirde, merkezdeki cadde ve meydanlarda rahatlıkla taksi bulabilirsiniz. Ayrıca, otelde iseniz telefon ile de taksi çağırılabilir.
BİLETLER
İspanya Sevilla Genel; Şehir içi ulaşım araçlarını kullanmak için, toplu taşıma kartı türü kartlar da satın alabilirsiniz.
Örneğin: “Sevilla Kart” olabilir. Bu kart ile birlikte, bir de Sevilla şehir haritası verilmektedir. Bu kart: 1 günlük 50 Euro, 2 günlük 60 Euro ve 3 günlük 65 Euro’dur.
Bu kartı: turizm ofislerinden, havaalanı, tren istasyonu, seyahat acenteleri, ulusal ve uluslar arası tur operatörlerinden satın alabilirsiniz.
Bu fiyatları görünce şaşırmamak mümkün değil. Ama: bu kart ile: Real Alcazar’da rehberli gezi, gezi otobüslerinde sınırsız kullanım, tekne gezintisi, müze ve anıtlar için ücretsiz giriş, toplu taşıma araçlarında (tramvay hariç) sınırsız kullanım ücretsizdir.
Ayrıca, yine bu kart: gerek yetişkinler ve gerekse çocuklar için, şehir içindeki çeşitli restoranlar, dükkanlar, gösteri ve eğlence merkezlerinde önemli indirimler sağlamaktadır. Yani, en geniş kapsamlı kart budur.
BİSİKLET
Sevilla şehrinde, şehir gezisi için en uygun yollardan birisi de bisiklet kiralamaktır. Çünkü: şehrin her yerinde, otomatik bisiklet kiralama sistemi bulunmaktadır. Günlük: 10 Euro ödeyerek herhangi bir bisiklet kiralayabilirsiniz.
Eğer yalnızca 1 saat bisiklet kullanacaksanız: 1 Euro ödemelisiniz. Fazladan kullandığınız her saat için: ilaveten 2 Euro ödemeniz gerekir.
Evet, Sevilla bisiklet severler için bir cennettir. Çünkü: bisiklet yolları, tüm şehri kaplıyor.
İspanya Sevilla Genel
TARİHİ
Sevilla şehri: MÖ.2’nci yüzyılda, Romalılar tarafından inşa edilmiştir.
Bu dönemde, şehir “Baetica” eyaletinin bir şehri, yani “Hispalis” olarak bilinmektedir. Öte yandan, efsaneye göre: Sevilla şehri “Hercules” tarafından kurulmuş ve kökeni “Tartessian” medeniyetine kadar gitmektedir.
461 yılında, Romalılar zayıflayınca, şehir, Vandallar ve Vizigotlar tarafından ele geçirilir.
711 yılında ise: bu kez, bölgede Müslüman orduları görülür. Kuzey Afrikadan gelen Endülüs Emevileri şehri alırlar. Bu dönemde: gerek Abbasi hanedanı ve gerekse Murabit ve Muvahhid dönemlerinde, şehir, bir ticaret ve kültür merkezi haline gelir. Muvahhidler döneminde, başkent olarak seçilir.
1248 yılına gelindiğinde: şehir, Kastilya kralı Fernando III tarafından ele geçirilir. Çünkü: Kastilya kraliçesi İsabella ile Aragonlu Ferdinand evlendiğinde: o döneme kadar dağınık durumda olan krallıklar birleştirilir, İspanyollar tüm topraklarını geri alırlar.
Bölgede:
Müslüman yönetimine son verilince, çok sayıda Magripli ve Yahudi, şehirden sürülürler. Bu durum: şehir ekonomisine büyük darbe vurur.
Takip eden süreçte ise: Kristof Kolomb, İspanya kraliçesi İsabella’dan aldığı destek ile, yola çıkıp Hindistan’a varmak yerine tesadüfen Amerika kıtasını bulur. Yeni kıtadan taşınan tüm zenginliklerin İspanya’ya akıtılmasında Sevilla çok önemli bir merkez ve zengin bir liman kenti olur.
İspanya ve Yeni Dünya arasındaki ticareti düzenlemek üzere, 1503 yılında, şehirde, Ticaret Odası kurulur. Bu durum, yaklaşık 200 yıl boyunca devam eder. Şehirdeki darphanede, Yeni Dünyadan gelen altın ve gümüş kullanılarak, bol miktarda para basılır.
1588 yılında, şehir 150 binlere varan nüfusu ile, İspanya ülkesinin en kalabalık ve zengin şehirlerinden biri olarak önem kazanır.
Ancak, bu zenginlik uzun sürmez. Çünkü, bu zenginlik, sömürgelerden sağlanan kazançlara dayanmaktadır. Sömürge imparatorluğu: 17’nci yüzyılda sarsılmaya başlayınca, ticarette gerileme görülür. Ancak, yine de kültürel yapı gelişimini sürdürür.
İspanyolların övünç kaynağı olan; ressam Velazquez, Zurbaran, Murillo ve heykeltıraş Montanes ve şair Herrera gibi sanatçılar, bu şehirden yetişirler. Hatta: Cervantes isimli yazarın, tüm dünyada en fazla okur tarafından okunan eseri olan “Don Kişot” u, Sevilla hapishanesinde tasarladığı bilinmektedir.
18’nci yüzyıla gelindiğinde: şehirde, sınırlı ekonomik kalkınma sağlanır.
19’ncu yüzyıldaki Fransız istilası, devrimler ve iç savaş: tüm gelişimleri durdurur. 1847 yılında ilk kez yapılan “Nisan Panayırı”, 1929 yılında yapılan “İber-Amerika sergisi” sonucu, şehirde yeniden canlanma yaşanır. Liman genişler, sanayi ve ticaret yatırımları artar. Özellikle: 1992 yılında, şehirde düzenlenen “Expo 92” dünya fuarı: şehirdeki alt yapının tamamen düzenlenmesini ve restore edilmesini sağlayarak, gelişimin hızlanmasını sağlamıştır.
EĞLENCE-GECE HAYATI
Sevilla şehrinde çok sayıda bar bulunmaktadır. Katedral çevresinde: ideal ve sessiz barlar ve kafeteryalar bulunmaktadır.
Özellikle: yaz aylarında “Isla Cartuja” bölgesine gidip, İspanyol gece hayatını görebilirsiniz. Çünkü, burada çok sayıda açık hava diskoteği bulunuyor. Özellikle yaz günlerinde aşırı sıcak nedeniyle kapalı yerlere girmek mümkün değildir.
Santa Cruz semti ve Argote de Molina sokağı: gecenin ilk saatlerindeki eğlenceler için önerilir.
Betis ve Yonca sokakları: buralarda gece boyunca çeşitli etkinlikler düzenlenen bar ve diskolar bulunur.
Julio Cesar ve Adriano sokakları: buralarda da eğlencenin doruğa çıktığı bar ve kulüpler bulunmaktadır.
Evet, diğer eğlence mekanları şunlardır
Los Gallos
Plaza de Santa Cruz bölgesindedir. Flamenko dünyasının yıldızlarını burada görebilirsiniz.
Tablaos de Flamenko
Flamenko gösterilerinin ağırlıklı olduğu bir mekandır.
El Patio Sevillano
Paseo de Cristobal Colon bölgesindedir. Burada: Flamenko, klasik İspanyol dansı, İspanyolca şarkı ve bölgesel dans gösterileri izleyebilirsiniz.
NE SATIN ALINIR
Sevilla şehrinde: çok güzel eserler bulabilirsiniz. Özellikle: tabak ve İspanyol fayansları satın alabilirsiniz. Ayrıca: el sanatları, giyim, deri eşyalar, hediyelikler vb. satın alabilirsiniz. Gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hediyelik olarak: birçok alternatif bulunuyor.
Uygun fiyatlı hediyelik eşya satın almanız için önerebileceğim yer: San Esteban kilisesinin hemen yanında bulunan mekandır. Burada: yöreye özgü magnet ve anahtarlıkların fiyatları, 1.5 ile 2 Euro arasında değişmektedir.
Triana:
Burası, seramik pazarıdır. Burada bulunan satıcılardan, otantik fayans satın alabilirsiniz. Ayrıca: özel tasarım plakalar ve karolar da olabilir. Çünkü: bu bölgede çok sayıda fayans fabrikası bulunmaktadır. Bu bölgede, yani nehrin öte yanında: birkaç butik alanı da bulunuyor.
La Campana ve Tetuan ve Sierpes bölgelerinin çevrelerindeki tarihi merkezlerin sokaklarında bulup satın alabileceğiniz ürünler: seramik, gitar, Flamenko kostümleri, nakışlar.
Özellikle: Noel döneminde, şehir tam bir alışveriş yeri haline gelir, birçok fuarlar düzenlenir.
Bunun dışında: şehirde, tüm büyük uluslar arası ve İspanyol giyim markaları (örneğin: şehirde Zara’nın dört mağazası bulunmaktadır) bulup satın alabilirsiniz.
Katedral çevresindeki, Santa Cruz alanındaki dolambaçlı sokaklar ve geçitlerde: İspanyolca ve Endülüs temalı “t-şört” ve küçük kız çocukları için, ucuz “Flamenko elbiseleri” bulup satın alabilirsiniz.
Corte İngles, İspanya’da, Amerikan tarzı giysi satan mağazalar zinciridir.
Tüm bunların yanında, ikinci el bit pazarı görmek isterseniz: Plaza del Duque ve Plaza de la Magdalena bölgelerindeki açık hava pazarlarına gitmelisiniz. Buralarda: deri giysiler, takılar vs. bulabilirsiniz.
Şehrin geleneksel açık hava alışveriş pazarı ise, Perşembe günleri “Feria” sokakta kurulur. Eğer antika meraklısı iseniz, burada antika eşya bulup satın alabilirsiniz.
Diğer alışveriş mekanları olarak ise: özellikle “Cabeza del Rey Don Pedro” caddesi ve bitişik sokaklarında, antika dükkanları ve çağdaş sanat resimleri satılan galeriler bulmak mümkündür. Antika fuarı: her yıl, yılda bir kez olmak üzere “Plaza de Armas” tren istasyonunun yanında düzenleniyormuş.
ALIŞVERİŞ YERLERİ
Bershka
Genç nesil arasında popülerdir.
Toro de Fuego
Hernando Colon bölgesindedir. Burada: çok sayıda ve zevkli “t-şört” bulup satın alabilirsiniz. Bunların baskı ve kumaş kalitesi yüksektir. Fiyatlar ise, muhtemelen 15-16 Euro civarındadır.
Blanco
İspanya ve Avrupa’daki genç kadınlar için popülerdir. Trendy ve özgür tasarımları, renkli ve rahat kıyafetleri: uygun fiyatlıdır.
El Corte İngles
Plaza del Duque bölgesindedir. Ana binada, giyim ağırlıklı birkaç kat bulunuyor. Tarihi merkezin dışında ise, Nervion Plaza var. Bu mağaza zincirinde fiyatlar, pek uygun sayılmaz.
Massimo Dutti
Erkek ve kadın moda giyim mağazalar zinciridir. Tasarımları resmi ama oldukça şık ve kentsel, kozmopolit detayları ile mükemmel kumaşlar kullanılmaktadır.
Alışveriş denilince: şehirdeki birkaç süpermarketten de söz etmek istiyorum. Ancak, bunların “Pazar” günleri kapalı bulunduğunu unutmayın.
Mas ve Dia
Bu iki popüler market: El Corte İngles içindedir. Burada: birçok şeyi, ucuz fiyatla bulup satın alabilirsiniz. Ayrıca: Dia markette: bir sürü, kendine ait indirimli markaların ürünlerini bulmak mümkündür.
Torre Sevilla AVM-Centro Comercial Bonito
Alışveriş merkezinden ayrı, binanın 19 katını kaplayan bir otel var. Açık hava alışveriş merkezidir. Dikkat burada Prime Mark mağazası bulunuyor.
Lagoh Sevilla:
Çok büyük bir alışveriş merkezidir. Zara ve HM gibi büyük markaların mağazaları, süper büyük bir Prime Mark var. Primor kozmetik ve parfüm mağazası var. Ancak satılan parfümler orijinal değilmiş. Her türden dükkan, her türlü yiyecek yiyebileceğiniz restoran ve tüm alışveriş merkezini çevreleyen bir göl var. İskele tipi teras bulunuyor.
El Duque, Sierpes, Tetuan:
Burası bir yaya bölgesidir. Büyük moda ve aksesuar markalarının yerleri, Sevilla şehir merkezindedir. Alışveriş merkezi: kuyumcular, büyük ulusal ve uluslararası mağazalar, estetik ve güzellik mağazaları, Mango, Zara, HM, Stradivarius, Mary Puz, Calzedonia, Bershka, Massimo Dutti, Sephora, Yves Rocher gibi kozmetik ve telefon satış mağazaları var.
Nervion, Triano, Los Remedios:
Nervion: Merkeze tramvay ve metro ile bağlantılıdır İhtiyacınız olan her şeyi bulabileceğiniz çok uluslu büyük markalara ve alışveriş merkezlerine sahiptir. Mağazalar: Luis Montoto ve Lus de Morales gibi caddelerde yoğunlaşır.
Triana: Seramikler ve Triana pazarının lezzetleri bulunur.
Los Remedios: Bu semtte, özellikle yayalara ayrılmış, Calle Asuncion da birçok moda ve aksesuar mağazası vardır. Ayrıca mobilya ve dekor ürünleri satılmaktadır.
İspanya Sevilla Genel
NE YENİR-NE İÇİLİR
Sevilla şehrinde, musluk suyu kullanılabilmektedir. En başta bunu belirttikten sonra, gelelim, şehrin en önemli yiyecek kültürüne.
Sevilla şehrinde “tapas” iyi bilinir ve hatta tapas’ın doğduğu yer olarak bilinir. Tabii bunun sonucunda, bu şehirde, yüzlerce tapas çeşidi bulmak mümkündür.
Tapas’ın yanında ekmek verilmiyor. Kraker benzeri bir yiyecek gelebilir, fakat onun içinde ayrı para ödemeniz gerekir. Kişi başına ortalama 2-3 Euro ödeyerek lezzetli bir tapas yiyebilirsiniz.
Şehir merkezinde, katedral çevresinde, birçok harika tapas yiyebileceğiniz yerler bulunmaktadır. Bunun dışında: güzel tapas yemeniz için önerebileceğim yerler: Plaza Cristo de Burgos bölgesinde bulunan “Taberna Coloniales” dir.
Bölümleri büyük ve yiyecekleri çok iyi olan bu mekan, rahat bir yerdir. Buraya yolunuz düşerse, ev yapımı tatlılardan tatmayı unutmayın. Yine tapas yenebilecek güzel yerlere öneriler:
Santa Cruz bölgesinde: Buralarda, çok sayıda lezzetli tapas bulabileceğiniz yerler var. Örnek olarak: Bar Giralda, Modesto, Las Terasa, Casa Robles.
Triana bölgesinde: El Kiosco de las Flores, Bodeguita Sanlucar de, Casa Cuesta olabilir.
Santa Catalina bölgesinde: El Rinconcillo, El Bacalao, Quitapesares.
Castilleja ve yakınındaki kasabada ise: tortes, kek, tatlılar ve özellikle ekmek tatlısı, pestinos ve ganotes gibi ev yapımı tatlılar bulup tadabilirsiniz.
YEMEK KÜLTÜRÜ-YEMEK MEKANLARI
Sevilla şehrinin en ünlü yemekleri: Flamenko yumurta, börekler, sote, enginar, Fried-Balık dolmasıdır.
Tatlı olarak ise: özellikle şehir manastırında yapılmış enfes tatlıları tatmanızı öneririm. San Laendro bölgesinde: şekerlendirilmiş yumurta sarısı tatlısı deneyin.
Evet, Sevilla şehrinin tipik yemeklerini tatmak için en uygun yer: tarihi merkez ve nehrin öte yanı, Triana bölgesidir.
Eğer sıcak yaz aylarında Sevilla şehrine giderseniz: çok lezzetli ve serinletici “Gazpacho” yani “ağırlıklı olarak domates ile yapılan soğuk çorba” tatmanızı özellikle öneririm.
NE İÇİLİR
Sangria:
Tarihi 2000 yıl önce, Romalılar İber yarımadasından geçtiler ve yol boyunca üzüm bağları diktiler. O zamanlar su içmek için güvensiz kabul edildiğinden, herhangi bir bakteriyi öldürmek için alkolle takviye edilmesi yaygındı.
İlk Sangria, muhtemelen şarap, su, bitki ve baharat karışımlarıyla sulandırılmıştır. Günümüz Sangriasında ise, genellikle meyve ve diğer alkolleri içeren bir şarap kokteylidir. Ancak karmaşık bir içecektir ve birçok insan içinde ne olması gerektiği konusunda farklı fikirler üretirler.
Cerveza-Bira
Damıtılmış alkollü bir içecektir. Arpa taneleri veya fermente edilmiş nişasta içeren diğer tahıllardan yapılır. Maya ile sudan ibarettir. Genellikle sarı altın renginde, siyaha ve kırmızımsı kahverengiye kadar değişik tonlarda, kehribar rengine sahiptir. Alkol derecesi, yüzde 3-9 arasındadır.
RESTORANLAR
Sevillalılar büyük restoranların müdavimleri değildirler. Yine de şehirde, tüm İspanyol Endülüs spesiyallerinin sunulduğu restoranlar bulabilirsiniz.
Arenal bölgesinde: kızarmış balık mekanları bulunuyor.
Şehirdeki restoranların mutfakları, genellikle akşam saat: 20.30’dan önce açılmazlar. Yani, yemek saatinizi buna göre ayarlamalısınız.
Yemek mekanları hakkındaki önerilerim
Rodilla
Öğle yemeği için burayı önerebilirim. Çünkü, burada tapas tipinde sandviçler var. Bu sandviç yanında, taze sıkılmış meyve suları ve harika kahve “Con Leche” tadabilirsiniz. Evet, Rodilla: ucuz ve aynı zamanda büyük bir seçenek olabilir.
Los Coloniales
Şehirdeki en ünlü restoranlardan biridir ve mutlaka gitmenizi öneririm.
El Cordobes
Alcazar yakınlarındaki “Santa Maria La Balanca” sokağındadır. İspanyanın en kaliteli yemeklerini, burada makul bir fiyata tadabilirsiniz. Özellikle: günün menüsünü (Menu del Dia) ve paella ve tortillo denemelisiniz.
Kafeler-Pastaneler
Sevilla şehrinde, birçok kafe ve pastane bulunuyor. Katedralin karşısında: lezzetli çikolata ve kahve bulabileceğiniz “Cafe de İndias” bulunuyor. Burası: bir kahve dükkanıdır.
Caddedeki pastanede ise, çikolata satılıyor.
Evet: Cafe de İndias, Starbucks ve diğer bayilikler: şehrin son zamanlarında sayılarını arttırmışlardır.
Ama yöreye has, zincir dışında bir kahve dükkanı arıyorsanız: Calle Sierpes sonundaki “La Campana” önerebilirim.
Santa Maria la Blanca caddesinde, çok hoş kafeler bulabilirsiniz. Bu cadde üzerinde, aynı zamanda bir şeyler yemek için uygun yerler de var ki, ben örneğin: külahta balık, churro, paella yemenizi öneririm. Bu cadde, gerçekten her bütçeye uygun yani uygun fiyatlı mekanlar içeriyor.
Evet, tüm bunların yanında, bir şeyler içmek isterseniz
Cerveceria la İnternacional
Burası: Plaza Nueva bölgesine bir dakika yürüyüş uzaklığında, Calle Barcelona’dadır. İspanya’nın en iyi “bira” dükkanıdır. Burada: 250’den fazla bira türü ve harika tapaslar tadabilirsiniz.
BARLAR
Tüm kentin sokaklarında, çeşitli lezzetleri tadabileceğiniz barlar bulunmaktadır. Bu barlarda, her türlü tapas bulabileceğiniz gibi, buraya has bir şarap türü olan “Rıoja” tadabilirsiniz.
Pedelquivir ve El Faro de Triano bölgelerinde, nehir kıyısında, güzel manzaralı barlar bulunmaktadır.
Yonca bölgesinde: yaz aylarında çok canlı açık hava barlar dizisi bulabilirsiniz. Triana, Betis ve bunlara yakın sokaklarda: yine nehir manzaralı barlar görebilirsiniz. La Macarena bölgesinde de birçok bar var.
ŞEHİRDE KUTLANAN FESTİVALLER
Endülüs bölgesinde tutku ile festivaller düzenlenmektedir. Sevilla şehri de, bu bölgenin başkenti olarak, en önemli kutlamalardan bazılarına ev sahipliği yapmaktadır.
Semena Santa (Paskalya Haftası)
Şehrin en ünlü kutlamasıdır. İlk olarak, 14’ncü yüzyılda kutlanmaya başlamıştır. Kutlamalar 7 gün sürer ve 57 tarikat kutlamalara katılır.
Paskalya sırasında: gerek Sevilla şehrinde ve gerekse İspanya’nın diğer birçok şehir ve kasabasında yapılan sokak geçit törenlerinde: bir “nazareno” ile karşılaşabilirsiniz.
Bunlar: kafalarına kukuleta takarlar ve cüppe giyerler. Bu kıyafetleri üzerine: İsa’nın çarmıha gerildiği sahneler görülen desenler vardır. Ayakları çıplaktır.
Kendilerine bando eşlik eder. Taşıdıkları “pasos” denilen tabut sehpası, zengin süslemeler ile süslenir. Ayrıca: ellerinde “bakire Meryem” heykelleri taşırlar. Böyle bir törene rastlayan yabancı ziyaretçiler, öncelikle ürkerler ve korkarlar.
Ancak, unutmamak gerekir ki, bu bir gelenektir ve uzun yıllardır sürdürülmektedir. Yazının başında da belirttiğim gibi, 14’ncü yüzyıldan bu yana sürdürülmektedir.
Evet, özellikle Amerika’daki “Ku Klax” klanından kopyalanan bu kostümler; bir anlamda, katılan şahısların Engizisyon kimliklerini saklamakta kullanılır.
Hatta çoğu kez, paçavralar içinde, çıplak ayaklı, insan boyundaki haçları taşıyan, zincire vurulmuş ve tövbekar olarak isimlendirilen bu insanların tören kıyafetleri ve hareket tarzları gerçekten korkunçtur.
Ama, biraz önce söylediğim gibi, bu törenler, şehirdeki erkekler, kadınlar ve hatta çocukların katıldığı bir mahalle etkinliğidir.
Biraz da bu geçit törenlerinin yapılışından söz etmek istiyorum:
Geçit törenlerine katılanlar, kendi yerel kiliselerinden-katedrale kadar olan yolda, sokak ve caddeleri takip ederler. Ancak, kiliseleri, katedrale ne kadar uzaksa, yürüyüş o kadar uzun sürer ve bazen 12 saate kadar sürdüğü bile görülür.
Bu yürüyüş sırasında, özellikle “tabut sehpaları” çok ağır olabilmektedir. Bu yüzden, taşıyıcılar sürekli değişir ve ağırlığı dengelemek için, sallanarak yürürler.
Tören yürüyüşü ve katılanlar her ne kadar korkutucu olsalar da, özellikle haftanın zirvesi olan “Aziz Cuma” sabahında, tam bir kutlama havası hakim olur.
Törenin en haşmetli bölümü ise, bu Cuma günü öncesinde, Perşembe günü yapılır. Biraz önce söylediğim gibi, törenin zirve anı: Cuma günü, saat: 18.00 civarında, katedrale ulaşılan andır.
Bu anda: mücevherlerle süslü elbiseler içinde, çiçeklerle süslenmiş ve mumlarla aydınlatılmış tabut sehpası üzerinde taşınan “Bakire Meryem” görüldüğünde, törene katılanlar muhteşem etkilenirler, evet inanılmaz bir mistik ortam yaratılıyor.
Eğer bu geçit törenini izlemek isterseniz, törene hürmeten “şort” ve “tişört” giymemeniz istenir. Turizm ofisleri “hermandad alayı” olarak isimlendirilen tören geçit alayının rotasını ve zaman çizelgesini, her şehir ve kasaba için ayrı ayrı yayınlar.
Feria de Abril (Nisan Fuarı)
Sevilla şehrinde portakal ağaçları çiçeklendiğinde kutlamalar başlar. Fuar, ilk olarak bir tarım ve hayvancılık fuarı olarak 19’ncu yüzyıl ortalarında kutlanmaya başlamıştır. Esas amacı: Endülüs bölgesinin kırsal kesimindeki bir kutlamadır.
Kutlamalar sırasında; şehir ışıklandırılır, küçük fenerler tanzim edilir. Şehrin erkekleri: renkli elbiseler, kısa ceketler ve botlar giyerler. Şehrin kadınları ise, yine yöresel kıyafetler giyerler.
İspanya Sevilla Genel
KISA BİR ŞEHİR TURU İÇİN ÖNCELİK ÖNERİLERİM
Şehirde, elbette kalacağınız zaman önemli ama, bence durumunuz uygunsa yürüyerek veya bisiklet kiralayarak gezmenizi öneririm.
Katedralin bulunduğu “Avenida de la Constitucion” bitiminde bulunan “Plaza Nueva” ve “Plaza de San Fransısco” bölgeleri, Sevilla şehrinin en canlı yerleridir. Şehir hayatını görmek isterseniz, bu meydanlara zaman ayırmalısınız.
Hatta: “La Macerana” meydanındaki Parlamento binasının önündeki çimlere, siz de Sevillalılar gibi bir süre oturup mola verebilirsiniz.
Triana köprüsünden geçin, ama eşsiz mimariye sahip “Alamillo” yu da mutlaka görün. Triana bölgesinde: “Betic” caddesinde mutlaka bir tur atın.
Eski şehir yani tarihi merkez bölümünde. “Plaza Alfaffa” meydanı mutlaka hoşunuza gidecektir. Oradan katedrale dönmeye çalışırken ara sokaklara dalın ve kaybolun.