Almanya Trier

Almanya Trier

Augusta Treverorum olarak da bilinir.

Trier şehri, bugün: Almanya’nın batısında, Renanya-Palatina (Rheinland-Pfalz) eyaletinde yer alan tarihi bir şehirdir.

Trier

Önemi ve tarihi süreç

Trier şehri kurulduğu dönemde ise, Güneybatı Almanya’ta Moselle ırmağı üzerinde, Roma öncesinde Germen-Kelt Treveri kabilesine (veya Romalıların kabileler için kullandıkları sözcükle civitas) ait olan topraklardadır.

MÖ 16 civarında, Augusta Treverorum adıyla kurulmuştur.

100 km kuzeyde, Moselle’nin Ren ırmağı ile birleştiği noktada, yüzyıllar boyunca Roma imparatorluğunun kuzeybatı sınırını belirlemiştir.

Hatta bir dönem Batı Roma İmparatorluğunun başkentlerinden biri olmuştur.

İmparator Augustus döneminde bir ordu kampı olarak kurulan şehir, zamanla bugünkü Kuzey Fransa, Belçika, Lüksemburg ve Ren nehrinin batısında kalan Almanya’dan oluşan kuzeybatı bölgesinin siyasal ve ekonomik merkezi haline gelmiştir.

Bölgenin mali görevlisi olan procurator’un, 337’den itibaren bölgenin en üst düzey adli görevlisi olan proetor praefectus’un karargahı buradaydı.

Kentte yapılan işlerden bazıları: şarap ticareti ile çömlek, tekstil ve silah imalatıydı.

Özellikle, şehir, 3 ve 4’ncü yüzyıllarda siyasal, kültürel ve ekonomik açıdan büyük öneme sahip olmuştur.

Ayrıca, 3’ncü yüzyıl sonları ile 4’ncü yüzyıl arasında, kent imparatorluk ikametgahı oldu, kültürel ve dini bir merkeze dönüştü.

Bu nedenle, Roma döneminde; Trier, Nimes veya Londra’dan çok daha önemliydi.

Bu statü mimarisine de yansıdı.

Ancak güvenlik nedeniyle, 395’te, Romalılar idari bir merkez olarak Trier’i terk ettiler.

Çünkü, Ren sınır bölgesindeki askeri çarpışmalar yoğunlaşıyordu.

Kısa süre sonra, 5’nci yüzyıl başlarında, kent imparatorluğun batısını fethedecek Germen kabilelerinden biri olan Franklar tarafından ele geçirildi.

Kentin 1’nci yüzyıla ait kalıntıları hakkında fazla bir şey bilinmemektedir.

Kazıklı bir köprü ve ızgara planın başlangıçları, bu döneme ait olabilir.

2’nci yüzyılda, inşaat faaliyetleri hız kazandı.

Bu döneme ait bir ızgara plan ile merkezde; batık bir Cryptopirtucus yani bir yeraltı galerisi ve geniş bir Forumun (400 x 100 metre) varlığı biliniyordu.

Bu dönemde diğer yapılar arasında bir taş köprü, ırmak yakınlarında dev bir hamam kompleksi (yakınlarında bir kiliseden dolayı Azize Barbara Hamamı adı verilir) belki Roma öncesinden gelen elliden fazla küçük tapınaktan oluşan bir kutsal bölge olan Altbachtal ve kentin doğu ucunda, 20.000 kişi kapasiteli bir amfi tiyatro sayılabilir.

Kentin önemli siyasal stütüsü en iyi şekilde imparatorluğun son dönemlerinde yapılan görkemli binalardan anlaşılabilir.

Bunlardan bazıları: Porte Nigra (Kara kapı), anıtsal İmparatorluk hamamı (Kaiserthermen) ve aynı zamanda Constantinus Bazilikası adıyla da bilinen Aula Palatina’dır. (Sarayvari hol)

Trier Constantinus Bazilikası-Aula Palatina

Constantinus Bazilikası-Aula Palatina

Constantinus Bazilikası, orijinal olarak bir saray kompleksinin parçası olup, kraliyet kabul salonu olarak hizmet veriyordu.

Yapım tarihi yaklaşık MS 310 yılıdır.

Roma imparatoru I. Konstantin (Constantinus) tarafından yaptırılmıştır. İmparator I Konstantin, Hıristiyanlığı serbest bırakan Milano Fermanını MS 313 yılında yayınlayan imparatordur.

Amaç: imparatorluk sarayının taht salonu olmasıdır. İmparatorluğun resmi toplantıları burada yapılıyordu.

Boyutları: 67 x 25 x 33 metre olun, bir ucunda geniş bir apsise sahip dikdörtgen biçimli bu görkemli yapı, Roma döneminden kalma en büyük holdür. Yani, geniş yüksek tavanlı tek bir devasa salondur.

Trier Constantinus Bazilikası içi

Duvarlar sade ama çok etkileyicidir. Hiçbir sütun veya süslemeye gerek kalmadan, devasa boyutlarıyla büyüleyicidir. Gün ışığı, yüksek pencerelerden salonu aydınlatır.

Özellikle büyük tek salon, sütunsuz, geniş iç mekan, arka kısmında yarım daire biçimli apsis bulunur.

Tamamen tuğladan inşa edilmiştir ve orijinal Roma dönemi duvarları hala ayaktadır.

19’ncu yüzyılda Prusya Kralı I Friedrich Wilhelm tarafından yapı restore edilip kiliseye çevrilmiştir.

Yapı günümüzde Protestan kilisesi olarak kullanılmaktadır.

Evet Avrupa’daki en iyi korunmuş Roma salon yapılarından biridir ve 1986 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Trier Porte Nİgra-Kara Kapı

Porta Nigra-Kara Kapı

İmparatorluğun batısında kalan en büyük kapı yapılarından biri olan Roma dönemi Trier şehrinin kendisine özgü kuzey kapısı ve Porta Nigra özellikle ilgi çekicidir.

Orta çağda taşıdığı koyu rengi nedeniyle bu isim verilmiştir, orijinal adı bilinmiyor.

Tahkimat duvarlarına inşa edilen dört ana kapıdan biridir ve günümüze tek ulaşan kapıdır.

Tarihi tartışmalıdır.

Tarihi için: 2 ve 3’ncü yüzyıl sonları ve 4’ncü yüzyıl başları önerilmiş olup, daha ileri tarihler ağır basıyor gibi görünür.

Yaklaşık MS 170 civarıdır.

Trier Porte Nigra-Kara Kapı

Amacı: Trier şehrinin kuzey girişini korumak için yapılmış bir şehir kapısıdır.

Kapı gri kumtaşındandır. Zamanla koyulaşmıştır. Yaklaşık 7200 taş blok kullanılmıştır.

Uzunluk 36 metre, genişlik 21.5 metre ve yükseklik 29 metredir.

Taş duvarların kaba dokusu bilinçli olmayıp, yapının hiçbir zaman bitirilememiş olduğunun bir göstergesidir.

Harç kullanılmamıştır, onun yerine, bloklar yerlerine paslanmalarını önlemek için kurşun kaplanmış demir kıskaçlarla sabitlenmiştir.

Bugün görünen yapı, metale erişmek isteyen Ortaçağ insanlarının açtığı deliklerle kaplıdır.

Orijinal olarak, Porta Nigra, bir geçidin iki yanındaki, dört katlı iki kuleden meydana geliyordu.

Hem iç hem de dış yanlardan birer çitf kemerle kuşatılmış bir avlu söz konusuydu.

Kuzeyde, dışta, kuleler eğrisel, hatta neredeyse yarım daire biçimindedir.

Güney cephe düzdür.

Trier Porte Nigra-Kara kapı

Bütün katlar sütunlarla süslenmiştir.

Üstteki üç kattaki sütunların arasında kemerli açıklıklar vardır.

Orta çağlarda, Porta Nigra bir kiliseye dönüştürülmüştür.

Pek çok başka değişikliğin yanı sıra, doğu yanına bir apsis eklenmiş ve batıda tek bir baskın kule yaratmak adına, doğu kulesinin tepe katı kaldırılmıştır.

MS 11’nci yüzyılda bir münzevi olan Simeon’un yaşaması için kullanılmış, ölümünden  sonra yapı “Simeon Kilisesi” olarak yeniden düzenlenmiştir.

Yapının orijinal işlevi ve görünümünün kazandırılması için; 19’ncu yüzyılda Nepoleion emriyle yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, kilise özelliği kaldırılmış, Roma dönemindeki haline yeniden düzenlenmeye başlamıştır.

Trier Roma Hamamları

İmparatorluk Hamamları

MS 4’ncü yüzyıldan kalma, devasa hamam kompleksidir. Alt yapı sistemleri hala görülebilir.

Trier Barbara Hamamları

Barbara Hamamları

MS 2’nci yüzyıla tarihlenir. Roma imparatorluğunun kuzeyinde inşa edilen en büyük hamam komplekslerinden biridir. Şu anda kalıntılar düzeyinde ziyaret edilebilmektedir.

 

Fransa Nimes

Fransa Nimes

Fransa’da geziye gidip, Roma kültürüne, kalıntılarına, tarihi kalıntılara merakı olanların, burayı mutlaka ziyaret etmelerini öneririm.

Roma imparatoru Augustus: Mısır’da Cleopatra ve Antonius’a karşı yaptığı savaşta kazandığı zaferler üzerine, bu şehri kurarak gazilerine armağan eder. Ancak, şehrin kuruluşu: 6’ncı yüzyıla kadar uzanmaktadır.

Coğrafyacı Strabon’a göre: Bu oppidum (Latince kasaba demektir. Romalılara Batı Avrupa’daki yerli halkların yerleşimlerini ifade etmek için kullanılırdı) bir Kelt kabilesi olan Volcae Arecomici’nin başkentiydi.

MÖ.120 yıllarında ise, bu kere, bölgede Roma lejyonları görülür.

Roma imparatorluğu zamanında kent İtalya’dan İspanya’ya giden Via Domitiana gibi bu ana yolun üzerinde olmasının yararını görmüştür.

Şehir, yaklaşık MÖ 27’de Augustus döneminde, gaziler için bir koloni olarak (Colonia Augusta Nemasus) tekrar düzenlenmiştir.

Gaziler yerlilerle sorunsuz şekilde kaynaşmış gibi görülüyor. Gazilerin büyük kısmı Mısır’da savaşmış olduğundan, Roma’nın Mısır’ı fethini sembolize eden bir Palmiye ağacı ve zincirlenmiş bir timsah, kentin amblemleri haline geldi ve paralara basıldı.

Kent, Augustus döneminde yaklaşık MÖ 16’da duvarlarla çevrildi. Etkileyici sekizgen kule (Tour Magne-Büyük kule) dışında bu tahrimatlardan geriye fazla bir şey kalmamıştır. Ancak duvarın izlediği yol belirlenmiştir. İçeride kent cardo ve decumanus çevresinde kurulmuştu. Via Domitiana doğu kısmında decumanus’tan ilerlerken, bir köşeyi döndükten sonra, güney kısımda cardo olarak ilerler.

İki sokağın kesişiminde Forum bulunur.

Sadece ön cephede bulunan basamaklar, Korent sütunlu ve Yunan saçaklamalı derin bir sundurma ve tüm yapıyı yükselten bir platforma sahiptir.

Evet, Nimes: Avrupa’nın en eski şehirlerinden birisidir. Aynı zamanda, Roma tanrısı Nemausus adına kurulmuş bir “Bahar şehri” olarak da bilinir. Nüfus 148.000 kişidir.

Buraya havayolu ile ulaşmak isterseniz, şehrin havaalanı şehir merkezine 10 dakika uzaklıktadır. Havaalanında otobüsler, araba kiralama hizmeti ve taksiler bulunmaktadır. Otobüs ile şehir merkezine ulaşım, tek bilet bedeli olan 4.5 Euro’dur. Taksi ile şehir merkezine 25 Euro ücret ödeyerek ulaşabilirsiniz.

Fransa Nimes
Fransa Nimes
Fransa Nimes
Fransa Nimes

GEZİLECEK YERLER

Fransa Nimes Katedral
Fransa Nimes Katedral

KATEDRAL

Nimes şehri Gard bölgesindedir.

Katedral: Roma imparatoru Augustus döneminde yapılan bir tapınak üzerine inşa edilmiştir. Özellikle Romalı blok ve sütun parçalarının kullanımı bu fikri destekler.

Mimari stil olarak Romanesk ve Gotik hakimdir. Yapı, ilk olarak 1096 yılında inşa edilmiş olmasına rağmen, zaman içinde, yüzyıllar boyunca birçok kez değiştirilmiştir.

Üst firizde bulunan heykel: Romanesk heykellerin önemli bir örneği olarak kabul edilmektedir.

Fransa Nimes Les Arenas
Fransa Nimes Les Arenas
Fransa Nimes Les Arenas

ROMA ANFİTEATRE-LES ARENAS

Place des Arenes bölgesindedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler: 7.90 Euro’dur.

Evet şehirde Roma döneminden sağlam kalan önemli yapı, tüm Roma dünyasındaki en iyi korunmuş örneklerden biri olan Tiyatrodur.

Yakınlardaki Arles’daki (antik Arelate), T. Crispius Reburrus adlı aynı mimar tarafından yapılmış benzer, amfi tiyatro gibi bu da Flavius döneminde, MS 1’nci yüzyıl sonlarında yapılmıştır.

Oval biçimli bu tiyatronun kapasitesi 24.000 kişiliktir.

34 oturma katmanı bulunmaktadır. Bu koltuk katmanlarında, sosyal rütbelerine göre Romalılar gösterileri izlerlerdi.

Beton bir çekirdeğin üzeri, yerel kesme taşlarla kaplanmıştır.

Dış cephe, her biri altmışar kemerli iki kanattan oluşur.

Yapının uzunluğu 133 metre, genişliği 110 metredir. Yükseklik 21 metredir. Yapı içinde çok sayıda merdiven ve dairesel galeriler görülür.

Evet, Roma döneminde burada gladyatör dövüşleri ve güçlü hayvanlarla dövüşen insanlar gibi gösteriler sergileniyordu.

Ortaçağın ilk dönemlerinde, 5’nci yüzyılda, Hıristiyanlık bu tür eğlencelere son verdikten sonra, amfi tiyatro bir kaleye ve daha sonra da surlarla çevrili yoksulların toplu ikametgahı olan bir kasabaya dönüştürülmüştür.

1809 yılında, evlerin kaldırılmasıyla, antik bir anıt olarak restore edilmiştir.

Günümüzde bu amfi tiyatro, özellikle boğa güreşleri için kullanılır. Her yıl Eylül ayında boğa güreşleri düzenleniyor. Günümüzde 10.000 seyirci kapasitesine sahiptir.

Diğer modern gösterilerden bazıları gladyatörler ve araba yarışları gibi antik Roma oyunlarının tekrar canlandırılmasına dayanır.

 

Fransa Nimes La Masion Carree
Fransa Nimes La Maison Carree

LA MAİSON CARREE

Giriş ücretlidir, giriş ücreti: 4.60 Euro’dur.

Burası: güney Fransa’da en iyi korunarak günümüze ulaşmış bir Roma tapınağıdır. Tapınak ismi belki dikkatinizi çekmiştir, eski Fransızcada, herhangi bir dikdörtgen “carre” veya “kare” olarak nitelendirilirdi.

MÖ.1’nci yüzyıldan kalmadır. İlk halinde, Roma ve Augustus’a adanmıştır. Tapınakta, sütunlar üzerindeki zarif Korint başlıkları dikkati çeker. Yapı: 2.80 metre yükseklikte bir podyum üzerinde kurulmuştur. Ölçüleri: 13.55 x 26.40 metredir. Yapının kapı bölümünün genişliği 3.27 metre ve yüksekliği 6.87 metredir.

Etrüks ve Yunan öğelerinin birleşimiyle Roma’daki Portunus Tapınağını çağrıştırır.

Tarihi süreç içinde, tapınağın kullanım şekilleri şunlardır: tapınak, Belediye binası, ikametgah, ahır, kilise.

Günümüzde, 1823 yılında kurulan küçük bir müze bulunmaktadır.

Fransa Nimes Roma Şahir Kapıları

ROMA ŞEHİR KAPILARI

Bunlar “Porte Auguste” ve “Porte de France” olarak bilinirler. Augustus kapısının sadece kapı kasaları günümüze ulaşmıştır. Burası: antik şehrin ana giriş kapılarından birisidir.

Günümüzde, burada, yayalar için iki daha küçük yan pasajlardan geçilmektedir. Araçlar ise, iki merkezi kemer altından geçerler. İlk yapıldığında ise, kapı, iki kule ile çevrilidir. Günümüzde bulunmayan bu kulelerin yerleri, kattaki döşemelerden görülür.

Porte de France kapısı: burada, kör bir galeri ve tepesinde yarım daire kemerli bir çarşı bulunmaktadır. Antik dönemde, burası da, yarım daire şeklindeki kulelerle çevrilidir.

Fransa Nimes Musee Archeologique

MUSEE ARCHEOLOGİQUE

Müze, 17’nci yüzyıl yapısı bir Cizvit okulundadır. Yani şehrin kalbinde, Roma dönemi arenalarının tam karşısında yer alır.

Mimar Elizabeth de Portzamparc tarafından tasarlanan binanın cam cephesi “dalgalanan bir mozaik” gibi düşünülmüş, cam plakalar mozaik hissi vermektedir. Müze girişinde bulunan propylee yeniden oluşturulan büyük bir fronton parçasıdır ve görkemli bir giriş öğesi olarak kullanılmaktadır.

2 Haziran 2018 tarihinde açılan müzede: spiral zaman konsepti vardır. Ziyaretçiler önce Gaul dönemine, sonra Roma dönemine, sonrasında Orta çağa ve günümüze doğru ilerlerler. Müzenin içinde ayrıca bir Jardin Archeologique var. Eski Roma surlarının hatları, antik şehir kale duvarları ve benzeri kalıntılar bahçede belirgin şekilde sunuluyor.

Evet müzede toplamda yaklaşık 25 yüzyıllık tarihi kapsayan eserler sergileniyor. Yaklaşık 5000 parça var. Öne çıkan eserlerin başında: Mosaique de Penthee gibi iyi korunmuş mozaikler bulunuyor.

Fransa Nimes Musee Des Beaux-Arts De Nimes

MUSEE DES BEAUX-ARTS DE NİMES

Bu müze, şehrin güzel sanatlara ayrılmış müzesidir. Müze binası: 1907 yılında, mimar Max Raphel tarafından tasarlanmış ve son olarak 1987 yılında restore edilmiştir.

Müzede bulunan koleksiyonlar, 1824 yılından itibaren toplanmaya başlamış ve özellikle: resim ve modern resim üzerinedir. Toplam 3600 eser bulunduğu söyleniyor. Müzede eserleri bulunan sanatçılardan bazıları şunlardır: Rubens, Jacopo Bassano, Lelio Orsi.

Müzede, zemin katta: orta kısımda “Admetes of Düğün” denilen büyük bir Roma mozaiği bulunmaktadır. Bu mozaik, 19’ncu yüzyılda, şehir merkezindeki kapalı Pazar yeri yapımı sırasında bulunarak buraya getirilmiştir.

JARDİN DE LA FONTAİNE

Şehir merkezinin kuzeybatı ucunda, Mont Cavalier tepesinin yamaçlarında güzel bir park alanıdır. 18’nci yüzyıldan kalmadır. 18’nci yüzyılda, ilk yapıldığında, burası Avrupa’nın en büyük kamu bahçesi olarak önem kazanmıştır.

Park alanı içinde: av tanrıçası Diana’ya adanmış bir tapınak kalıntıları, eski Roma surlarının bir parçası olan sekizgen “Tour Magne” kulesi ve şehre adını veren “Nemausus” kaynağı bulunmaktadır.

Ayrıca: yeşil alanda, çok sayıda çam, selvi, şimşir ve yıl boyunca yeşil yapraklı defne bitkileri bulunmaktadır.

Fransa Nimes Temple De Diane

Temple De Diane

Roma dönemi yapılarından biridir ve Nimes’in Jardins de la Fontaine (Fontaine Bahçeleri) bölgesinde yer almaktadır.

Yapı Augustus dönemi (MÖ 1’nci yüzyıl) inşa edilmiş olup, Roma imparatoru kültüne ait büyük bir kutsal kompleksin (Augusteum) parçası olarak düşünülmektedir. Tapınak adı (Diane) geleneksel olarak verilmiş olup, Daniye ya da Diana ile doğrudan bir bağlantısı olduğunu destekleyen arkeolojik veya yazılı bir kanıt yoktur.

Ana yapının uzunluğu yaklaşık 14.52 metre, genişliği ise 9.55 metredir. Tonozlu ana salonu, iki yan koridor mevcuttur. Güneydoğu koridoru tamamen tahrip olmuş durumdadır. doğu cephede üç büyük kemer bulunuyor. Cephe zaman içinde değişikliğe uğramış, MS 2’nci yüzyılda restore edilmiştir.

Yapının bir tapınak mı yoksa başka bir kullanım mı olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar, imparator kültü törenleri ya da ibadet alanı olduğunu, diğerleri ise kütüphane ya da resim/pilgrim uykusu için kullanılan incubatio gibi mistik bir uyku salonu olabileceğini ileri sürürler. Ortaçağ’da (991 yılında) binaya kadın manastırı kurulur. Saint Sauveur de la Font manastırı buraya yerleşir. Manastır geçirdiği yangınlarla ve dinsel çatışmalarla bazı tahribatlar yaşar.

Yapı diğer Roma yapıları gibi zamanla tahribata uğrar, yangın, restorasyon, bahçe düzenlemeleri gibi müdahaleler geçirmiştir. Fransızların 1745’de yaptığı kazılar önemli bulgular sağlamıştır. Bu kazılarda, çeşitli renklerde mermer levhalardan oluşan opus sectile türü bir döşeme keşfedilmiştir. Günümüzde sadece harç altında alt destek kısmı korunmaktadır.

 

Fransa Nimes Tour Magne

Tour Magne

Burası, Nimes şehrinin Mont Cavalier ya da Cavalier Tepesi olarak anılan yüksek noktasında yer alır. Roma döneminde şehri çevreleyen yaklaşık 7 km uzunluğunda Augesten surlarının (Augustus döneminde inşa edilen) bir parçasıydı. Roma döneminde şehrin savunma sisteminin hem prestij hem de stratejik unsuru olarak öne çıkıyordu. Uzak mesafelere “şehir var” mesajını iletiyordu.

Bugün Nimes şehrindeki 80 kadar kuleli sur sisteminden ayakta kalan tek kuledir.

Eski yapı temelleri, Demir çağı dönemine ait “kuru taş” kuleye dayanır. Bu yapı yaklaşık 18 metre yüksekliğindedir. Bu ilk yapı, bölgede yükselen tepeden gelen yolları gözetleme, haberleşme ya da savunma amaçlı kullanılmış olabilir.

Roma imparatoru Augustus döneminde (MÖ 1’nci yüzyılın sonları) bu eski kule yapı, büyük ölçüde yeniden düzenlenmiş ve sur sistemine entegre edilmiştir. Orijinal kule yüksekliği 18 metre iken, Augustus döneminde bu yükseklik iki katına çıkarılarak, 36 metreye çıkarılmıştır.

Yapının planı “düzenli sekizgen” biçimdedir. Bazası üzerine üç aşamalı olarak çekilerek inşa edilmiştir. En üst kat yani teras kısmı, zamanla büyük ölçüde yok olmuştur. Günümüzde kale halindeki yapısı, yaklaşık 32 metre yüksekliğindedir.

Sur kafeslerine, courtineler (kent surlarının duvarlarına) bağlantılar kuran rampalar ve geçitler mevcuttur. Örneğin: yaklaşık 70 metre uzunluğunda, coudee (bükülmüş) bir rampa, güney kısmında başlayıp çeperlerdeki geçitlere bağlanırdı. Günümüzde bu rampanın sadece kısmi bir başlangıcı ve son kemer kısmı korunmuştur.

Yapının üst düzeyleri, pilaster (yanda çıkıntılı sütun benzeri elemanlar), sütun ve dekoratif elemanlarla süslenmişti. Ancak günümüzde bunların sadece kaideleri korunmuştur.

Nimes halkı, zamanla tepeleri terk edip daha alçak alanlara yerleşmiş olsa da kule askeri/geçit gözleme işlevlerine devam etti. Orta çağ boyunca çeşitli askeri amaçlarla kullanıldığı, özellikle Yüz Yıl Savaşlar sırasında İngiliz tehdidine karşı savunma işlevi gördüğü anlaşılmıştır.

Günümüzde kule Nimes kent yönetimi tarafından yönetilmekte ve ziyarete açık tutulmaktadır. Üst terasa 140 basamaklı bir merdivenle çıkılır. En üstünden, şehrin güzel bir manzarası izlenir.

Fransa Nimes Castellum
Fransa Nimes Castellum

CASTELLUM

Nimes şehir merkezinde, Rue de la Lampeze adresindedir.

Bu yapı, Roma su mühendisliğinin şehir ölçeğinde su yönetimi açısından çok nadir korunan örneklerinden biridir. Su, Eure kaynağından başlayarak Uzes yakınlarında çıkar, yaklaşık 50 km boyunca akvadüt sistemiyle taşınır ve Port du Gard bu güzergahın en dikkat çekici kısmıdır.

Castellum yapısı, suyun şehir içindeki farklı noktalara (çeşmeler, binalar, hamamlar gibi) dağıtılmasını sağlamak üzere planlanmış bir döner rezervuar (daire havuz) biçimindedir.

Havuz (daire şeklindeki rezervuar) kaya içine oyulmuş olup çapı yaklaşık 5.90 metre, derinliği yaklaşık 1.40 metredir. Akvadükten gelen su, dik açılı bir kanal ile havuza girer. Giriş kontrolü için vana kullanılmıştır. Havuzun çevresinde, havuza bağlı birçok (orijinalde 10 civarında) çıkış deliği vardır. Bu çıkışlar kurşun borular aracılığıyla suyu kentin farklı bölgelerine iletirdi. Havuz tabanında suyu boşaltmak ya da temizlemek için bazı drenaj açıklıkları mevcuttur. Yapını orijinali bir duvarla çevriliydi ve çatılı, sütunlu bir yapı halindeydi. İç duvarlarında su temalı fresk ya da kaplamalar bulunabilirdi. Ayrıca taşma suyunun kanalizasyon sistemiyle geçişi sağlanıyordu. Böylece kent sanitasyonu destekleniyordu.

Evet, yapı MS.40-60 yılları arasında yapılmıştır. Modern anlamda kalıntılar 1844 yılında bir özel kişi tarafından kazılarak gün yüzüne çıkarılmıştır. 1688 yılında bir catadel yani kale inşa edilirken yapı büyük olasılıkla toprakla doldurulmuş ve üzeri kapatılmıştır. Buluntu sonrası yapı, şehir ve devlet tarafından satın alınmış, ardından anıt tarihi derecesine getirilmiş ve koruma altına alınmıştır.

 

 

Yunanistan Delos Adası

delos.antik yerler.1
Yunanistan Delos Adası

Mykonos’a yalnızca 6.5 km. uzaklıktadır.

Mykonos’tan kalkan bot, yarım saat sonra Delos adasına varıyor. Yüzölçümü: 5 km. karedir.

Tüm Kiklad adalar grubu içinde, arkeolojik bakımdan en önemlisidir. Girişi 5 Euro olan adada: bekçiler ve arkeologlar dışında kimse yaşamıyor.

Ada çok küçük ama, bir ara Akdeniz sahillerinde bulunan şehirlerimizden bazılarını da Delos Birliği içine almış.

Yunanistan Delos Adası

GENEL ÖZELLİKLERİ

ANTİK DÖNEMDEN KALMA-ÖNEMİ

Tüm Kiklad Adalar Grubu içinde, arkeoloji bakımından en önemlisidir.

Delos adası: Antik Yunan mitolojisine göre: Işık Tanrısı Apollon’un doğduğu yerdir.

Güneş tanrısının kendini gösterdiği: aydınlık, müzik ve güzellik birbiriyle iç içe girmiş bir adadır.

Apollon’un doğumuna kadar, adanın serbest bir şekilde yüzdüğü, ama sonra adayı demirlemek için deniz tabanından büyük sütunların yükseldiğine inanılıyor.

Delos: yalnızca, önemli bir dini merkez değildir.

Aynı zamanda: Yunan ve Roma dönemleri boyunca: Doğu ve Batı arasındaki ticaretin en önemli kesişme noktalarından biridir.

Delos: şu anda, dünyanın en önemli arkeolojik sitelerinden biridir.

Adadaki kalındılar, Delos’un antik Yunan hayatındaki kutsal mekan ve ticaret merkezi şeklindeki, ikili rolünü yansıtmaktadır.

Antik tiyatro, zengin mozaiklerle süslü evler, Apollon tapınağı ve aslanlı yol. Delos harabelerinde görebileceğiniz yalnızca birkaç örnek.

 

MİTOLOJİ:

Delos, uzun zamandan beri Leto’nun: ikizleri Apollon ve Artemis’i doğurduğu yer olarak yüceltilmiştir.

Demir çağından itibaren, ikiz tanrıların temenos’u Yunan dünyasının her köşesinden hacıları buraya çekiyordu.

DELOS VE TİCARET-KÖLE TİCARETİ:

Delos adası, Helenistik dönemin ortalarında köle ticaretinde uzmanlaşmış bir ticari liman olarak zenginleşti. Sözde Atina’ya bağlı olan ve Roma’nın göz kulak olduğu Delos, fiilen Akdeniz’in her yerinden gelerek burada yerleşmiş bulunan tüccarlar tarafından ve onların lehine yönetiliyordu. İtalyan nüfus özellikle önemliydi. Öyle ki, Akdeniz’in herhangi bir yerinden Roma ticaret topluluklarına ait ilk kalıntılar Delos’tadır.

Atina, adalar ve Doğu Ege’deki esas İonya kentlerinde yaşayan Yunanlılar için özel bir yere sahip olan Delos, MÖ 5’nci yüzyılda Delos Birliği ile hazinesine ev sahipliği yapmış, daha sonraki yüzyıllarda ise küçük ama bağımsız bir şehir-devlet olarak yoluna devam etmiştir.

Delos’un statüsü MÖ 166’da dramatik şekilde değişti. Roma, adayı bir serbest liman haline getiren Atina’ya verdi. Mallar vergi veya işlem olmadan getirilebiliyor, satılabiliyor ve ihraç edilebiliyordu. Bundan sonraki yüzyıl boyunca, MÖ 88’de, Roma’ya karşı ayaklanması sırasında Pontus Kralı VI Mithridates’in birliklerince, daha sonra da MÖ 69’da korsanlarca yağmalanıncaya kadar Delos, son derece varlıklı bir ticaret merkeziydi.

MS 7’nci yüzyılda son olarak terk edilene kadar ada sadece az sayıda sakin barındırdı.

 

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR VE YAŞAM:

1873’te Delos’da, Atina’daki Fransız Arkeoloji Okulu tarafından gerçekleştirilen kazılar, antik kentin büyük kısmını ortaya çıkarmıştır. Batı kıyısındaki korunaklı liman yerleşimin, odak noktasıydı. İlk dönemlerde kurulan tapınak fazla uzakta değildi. Yerleşim ve ticaret bölgeleri, kuzeye ve güneye doğru uzanırken, aralarında daha yeni tapınaklar serpiştirilmişti.

Helenistik döneme ait bazı evler, kaliteli mozaiklerle süslenmiş, peristil avlularıyla özellikle ihtişamlıdır. Ama burada yaşam pamuk ipliğine bağlıdır. Bu susuz adada yaşam, yağmur suyunun özenle avluların altındaki sarnıçlarda biriktirilmesiyle sürdürülüyordu.

Ticari binalar arasında, ambarlar ve agoralar öne çıkıyordu. Üstü kapalı veya açık olan, bu geniş alanlı yapıların içlerinde, tam olarak neler geçtiğini anlamak mümkün değil. Delos’ta bir konudan kinin ne yaptığından bahseden yazıtlardan çok yararlanılmıştır. Örneğin: alınıp satılan binlerce köle neredeydi?

Bu işe yarayabilecek birden fazla yer olduğundan bunu bilmek günümüzde pek mümkün değildir. Limanın güney kıyısı boyunca uzanan ve yerleşim bölgesinden, denizden gelen ve denize giden geçici ticaret ile onların arkasındaki kalıcı yerleşimler arasında, muhtemelen bir ayraç görevi gören, geniş bir sokakla ayrılan ambarların, bu işlevi görmüş olma ihtimali yüksektir.

Çoğunlukla köle ticaretinin açık hava meydanları olan agoralarda yapıldığı söylenir. Ama bu kanıtlamamış olup bir ihtimalden ibarettir.

Ticari merkezler olduklarından kuşku bulunmayan agoralar, genellikle sunak ve tapınak gibi dini nesnelerle dolu olur, ama bu bize Helenistik Delos’ta ticaretin dini bir havada gerçekleştirildiğini hatırlatıyor.

Güçlü bir otoritenin yokluğunda, şahit olarak tanrılar gösteriliyordu, işlemler her zaman tanrılar üzerine edilen yeminlerle bitiriliyordu.

 

HİPOSTİL HOL:

MÖ 3’ncü yüzyıl sonlarından kalma Poseidon Stoası veya modern adıyla Hipostilli Hol için bu ihtimal daha düşüktür.

Bu yapının mimarisi sıra dışı ve akıl kurcalayıcıdır.

Tam işlevi bilinmemekle beraber, ticari bir bina olarak sınıflandırılmıştır.

65 x 34 metre boyutlarında geniş, üstü kapalı bir holden ibarettir.

Üç yan, kapalı duvarlardan meydana gelirken, dördüncüyü de Dor düzeninde 15 sütunluk geniş bir giriş oluşturur.

Kırma çatı içeriden dokuzarlı 5 sıra halinde dizilmiş ve ortadaki sütun atlanmış halde, 44 sütunla taşınır.

Daha dıştaki 24 tanesi Dor tarzıyken, içteki daha yüksek olanlar İon düzenindedir.

Bir kare meydana getiren merkezi 8 sütun, aydınlatma amacıyla bir lamba ve bir asma pencere katını taşıyordu.

Asma pencere karşı binanın içinde, yanındakilerden yükseğe çıkan bir kısımdır.

Daha yukarıdaki bu duvarlarda pencereler içerinin aydınlatılmasını sağlar.

Asma pencerelere daha önce Mısır evlerinde ve Karnak’taki Hipostil Hol’de rastlanmıştır ve Roma mimarisi ile Erken Hıristiyan kilisesi mimarisinde tekrar karşımıza çıkacaktır.

İTALYANLAR AGORASI:

Delos’un en geniş agorası olan İtalyanlar Agorası: diğer agoralardaki dini öğelerden yoksun olduğundan farklı bir amaca hizmet ediyor olmalı.

MÖ 2’nci yüzyıl sonlarında inşa edilen agora yaklaşık 70 x 50 metre boyutlarında, 112 Dor sütunundan meydana gelen bir revakla çevrili yamuk bir dikdörtgendir.

Revağın arkasında nişler vardı. Dışarıdan girilmeleri nedeniyle, dükkanlar agoranın içindeki işlevlerden ayrılmıştı.

Burası bir köle ticareti merkezi olabilir mi?

Henüz kanıt yoktur. Onun yerine, spor için bir palaestra ve hamamla, Romalıların seyretmekten hoşlandığı gladyatör dövüşleri için kullanılabilecek bir alanla ve bir ihtimal bir şölen salonuyla donatılmış bu agora, Delos’daki İtalyan topluluğu için bir kulüp ve eğlence tesisi işlevi görüyor olabilir.

Tek bir propilondan girilen duvarlarla çevrili bu alan savunmaya da elverişli görünüyor ki, bu evinden uzaktaki bir azınlık topluluğu için önemli olabilir.

Eğer bu görüş doğruysa, MÖ 88’de VI Mithridates’in askerleri saldırarak Doğu Ege’deki İtalyanları katlettiğinde bu agora sınanmış olabilir.

Mithridates’in ölümü ve Roma egemenliğinin tekrar sağlanmasından sonra agora onarılmıştı ama daha sonra MÖ 60-50 gibi Delos’un düşüşüyle terk edilmişti.

 

delos.antik yerler.2
Yunanistan Delos Adası

Delos’ta bugün

Modern bir yerleşim yeri ve turistik tesis yok. Şayet bu adada kalmak isterseniz: yalnızca birkaç bungalov var. Ada’ya gelmeden önce, bu isteğinizi belirtirseniz, size belli bir ücret karşılığında konaklama izni veriliyor.

Sizin yapacağınız: önceden randevu almak ve günü geldiğinde kumanyalarınızı hazırlayarak Delos adasına kapağı atmak. Bot, sizi gurubunuzla birlikte adaya bırakıyor ve ertesi günü almaya geliyor. Düşünsenize, geceyi mitolojinin derinliklerinde kaybolarak yaşamınıza katıyorsunuz. Bence deneyin.

DELOS ADASINDA GEZİNTİ PLANI-ROTASI

Ziyaretçiler: buraya, çevredeki adalardan gezi tekneleriyle gelerek, şimdi alüvyonla dolmuş antik limanın yanındaki feribot iskelesinde iniyorlar.

İskeleden; kentin sağında, evlerin bulunduğu semt ve sol tarafta da bir dizi muhteşem tapınak kalıntısıyla, bütün kasaba manzarasını görebilirsiniz. Tapınaklar: antik Yunan inananları için; uzun haç yolculuğunun son durağı idi. Burada: tanrı Apollon’un doğum yerinde adak adayabilirler ya da kahine danışabilirlerdi.

delos.antik yerler.3
Yunanistan Delos Adası

Feribot iskelesinden sola dönün ve Kutsal Yoldan ilerleyin. İleride; Apollon’un doğum yerini simgeleyen güzel bir palmiye ağacı göreceksiniz. Çevresinde ise; 1920’lerde sivrisineklerin durgun suda çoğalmalarını önlemek için kurutulan Kutsal Gölün kalıntıları var.

Palmiye ağacından, SİT alanına doğru yapılacak bir yürüyüşle, bir zamanlar, güzel bir dizi sütunlu revakın ve aralarında Apollon’un kız kardeşi “Artemis” tapınağının da olduğu, tapınakların bulunduğu “Apollo Mabedi” ne gidebilirsiniz.

Aslan heykellerinin bulunduğu “Aslanlar Terası”:

Kutsal Göl’e yaklaşırken, bir şeref muhafız kıtası oluşturuyor. Bu aslanlar: Delos’un en çok fotoğraf çekilen sembolleridir. MÖ.7’nci yüzyıldan kaldıklarına inanılan bu aslanların sayısı: yüzyıllar içerisinde 16’dan 5’e inmiştir.

Bugün: heykelleri, modern malzemelerle, en mükemmel oldukları dönemlerdeki halleriyle yeniden yaratmak için çaba harcanmaktaymış.

Heykellerin arasında, yalnızca bir tanesi orijinal. Kutsal göl: Apollon’un doğumuna tanıklık ettiği için bu adı alıyor. Göl evinin zeminindeki mozaikler büyüleyici. Göl çevresindeki hurma ağaçları, palmiye ağaçlarının gölgesine sığınmışlar.

Gölün arkasındaki tepede: “Delos Müzesi” var. Delos Müzesi: baraka binalarının soğuk görüntüsüne sahip olmasına rağmen, SİT alanındaki en iyi heykellerin ve sanat eserlerinin pek çoğunu barındırarak, tapınak binalarının ve evlerin çıplak iskeletlerine hayat veriyor. Zarif çömlekler ve enfes mücevherler günlük hayatın, kaliteli servetini gözler önüne seriyor.

Küçük olmasına rağmen zengin bir müze. Altın takıların işçilikleri çok ince. Çünkü: Delos: borsanın ve kuyumculuğun başkentiymiş. Antik çağın Nato’su, Lozan antlaşmasının beşiğiymiş. Hatta: ülkemizdeki Gümüşlük’teki Myndos antik kenti: bu birliğin üyesi olarak Delos’a haraç ödermiş.

Tapınak alanının solunda:

Belki de Delos’un en ilgi çekici bölümü olan “Tiyatro Semti” var. Sitede: aslında ilginç olan şey: MÖ. 3’ncü yüzyıldan kalma tiyatro değil, onun gölgesinde, kente hayat veren evlerden oluşan labirentler. Helenistik ve Roma dönemi zenginlerinin trendiymiş evlerini tiyatronun civarında yapmak. MÖ.3000 yıllarında, 5500 seyirci alıyormuş bu tiyatro.

Antik Yunanlıların ve Romalıların, ayak seslerinin duyulduğu sokaklar, hala evlerin ve dükkanların kapılarına kadar uzanıyor. Küçük kutulara benzeyen birkaç taş duvarın ardında: karşınıza muhteşem evler çıkıyor. Evlerin iç avluları; antik dünyanın en güzel mozaik zeminleri ve freskleriyle süslenmiş.

Dionysos Mabedi ve Trident Mabedindeki sade zemin örneklerine dikkat edin. Masklar Evi’nde bulunan Dionysos’un bir pantere bindiği zemin de dahil olmak üzere Yunuslar Evi ve Masklar Evi’ndeki zeminleri inceleyin. Mozaikler koruma altına alınmış.

Masklar adını alan evde:

Kendisinin ve kocası Dioskourides’in başsız heykellerini bırakan “Cleopatra Evi” de ayrıca dikkate değer. Kocası ve kendisine ait, kafaları olmayan iki mermer heykel, oldukça zarif kesimlerdeydiler. Ancak, burada sergilenen heykeller: reprodüksiyondur. Yani: orijinalleri; Delos Müzesinde bulunuyor.

Tiyatro Semtinin arkasında: Delos’u etkileyen çeşitli kültürlerin bir göstergesi olarak yabancı tanrılara adanmış birkaç mabet var. İnananlar, Suriye ve Mısır tanrılarına burada tapıyorlarmış. Pek çoğu bozulmadan kalabilmişler.

Kasabanın yukarısında: Kynthos Dağı’nın yamaçları: 112 metreye kadar yükseliyor. Buradan; bütün SİT alanının güzel bir manzarası görülüyor.

Dar ve bazen dikleşen patikaya tırmanarak, MÖ.3’ncü yüzyıldan kalma tapınakların kalıntılarına gidebilirsiniz. Burada: Taş Çağı kadar erken bir dönemde dahi yerleşim bulunuyormuş.

DOĞUM-ÖLÜM YASAKLANAN ADA

Batıya doğru, birkaç yüz metre uzaklıktaki: Rineia adası ise Deloslular için hem bir doğum yeri ve hem de mezarlıkmış. Delos kutsal bir adaydı ve topraklarının bozulmadan korunması gerekiyordu.

Bu nedenle: antik dünyada, kanun koyucular tarafından: doğum ve ölüm, bu adada yasaktı. Günümüzde bile: modern arkeologlar, bu antik kurala sadık kalmışlardır. Bu nedenle: burada bulunan definle ilgili sanat eserleri; Mykonos’ta sergilenmektedir.