
Augusta Treverorum olarak da bilinir.
Trier şehri, bugün: Almanya’nın batısında, Renanya-Palatina (Rheinland-Pfalz) eyaletinde yer alan tarihi bir şehirdir.

Önemi ve tarihi süreç
Trier şehri kurulduğu dönemde ise, Güneybatı Almanya’ta Moselle ırmağı üzerinde, Roma öncesinde Germen-Kelt Treveri kabilesine (veya Romalıların kabileler için kullandıkları sözcükle civitas) ait olan topraklardadır.
MÖ 16 civarında, Augusta Treverorum adıyla kurulmuştur.
100 km kuzeyde, Moselle’nin Ren ırmağı ile birleştiği noktada, yüzyıllar boyunca Roma imparatorluğunun kuzeybatı sınırını belirlemiştir.
Hatta bir dönem Batı Roma İmparatorluğunun başkentlerinden biri olmuştur.
İmparator Augustus döneminde bir ordu kampı olarak kurulan şehir, zamanla bugünkü Kuzey Fransa, Belçika, Lüksemburg ve Ren nehrinin batısında kalan Almanya’dan oluşan kuzeybatı bölgesinin siyasal ve ekonomik merkezi haline gelmiştir.
Bölgenin mali görevlisi olan procurator’un, 337’den itibaren bölgenin en üst düzey adli görevlisi olan proetor praefectus’un karargahı buradaydı.
Kentte yapılan işlerden bazıları: şarap ticareti ile çömlek, tekstil ve silah imalatıydı.
Özellikle, şehir, 3 ve 4’ncü yüzyıllarda siyasal, kültürel ve ekonomik açıdan büyük öneme sahip olmuştur.
Ayrıca, 3’ncü yüzyıl sonları ile 4’ncü yüzyıl arasında, kent imparatorluk ikametgahı oldu, kültürel ve dini bir merkeze dönüştü.
Bu nedenle, Roma döneminde; Trier, Nimes veya Londra’dan çok daha önemliydi.
Bu statü mimarisine de yansıdı.
Ancak güvenlik nedeniyle, 395’te, Romalılar idari bir merkez olarak Trier’i terk ettiler.
Çünkü, Ren sınır bölgesindeki askeri çarpışmalar yoğunlaşıyordu.
Kısa süre sonra, 5’nci yüzyıl başlarında, kent imparatorluğun batısını fethedecek Germen kabilelerinden biri olan Franklar tarafından ele geçirildi.
Kentin 1’nci yüzyıla ait kalıntıları hakkında fazla bir şey bilinmemektedir.
Kazıklı bir köprü ve ızgara planın başlangıçları, bu döneme ait olabilir.
2’nci yüzyılda, inşaat faaliyetleri hız kazandı.
Bu döneme ait bir ızgara plan ile merkezde; batık bir Cryptopirtucus yani bir yeraltı galerisi ve geniş bir Forumun (400 x 100 metre) varlığı biliniyordu.
Bu dönemde diğer yapılar arasında bir taş köprü, ırmak yakınlarında dev bir hamam kompleksi (yakınlarında bir kiliseden dolayı Azize Barbara Hamamı adı verilir) belki Roma öncesinden gelen elliden fazla küçük tapınaktan oluşan bir kutsal bölge olan Altbachtal ve kentin doğu ucunda, 20.000 kişi kapasiteli bir amfi tiyatro sayılabilir.
Kentin önemli siyasal stütüsü en iyi şekilde imparatorluğun son dönemlerinde yapılan görkemli binalardan anlaşılabilir.
Bunlardan bazıları: Porte Nigra (Kara kapı), anıtsal İmparatorluk hamamı (Kaiserthermen) ve aynı zamanda Constantinus Bazilikası adıyla da bilinen Aula Palatina’dır. (Sarayvari hol)

Constantinus Bazilikası-Aula Palatina
Constantinus Bazilikası, orijinal olarak bir saray kompleksinin parçası olup, kraliyet kabul salonu olarak hizmet veriyordu.
Yapım tarihi yaklaşık MS 310 yılıdır.
Roma imparatoru I. Konstantin (Constantinus) tarafından yaptırılmıştır. İmparator I Konstantin, Hıristiyanlığı serbest bırakan Milano Fermanını MS 313 yılında yayınlayan imparatordur.
Amaç: imparatorluk sarayının taht salonu olmasıdır. İmparatorluğun resmi toplantıları burada yapılıyordu.
Boyutları: 67 x 25 x 33 metre olun, bir ucunda geniş bir apsise sahip dikdörtgen biçimli bu görkemli yapı, Roma döneminden kalma en büyük holdür. Yani, geniş yüksek tavanlı tek bir devasa salondur.

Duvarlar sade ama çok etkileyicidir. Hiçbir sütun veya süslemeye gerek kalmadan, devasa boyutlarıyla büyüleyicidir. Gün ışığı, yüksek pencerelerden salonu aydınlatır.
Özellikle büyük tek salon, sütunsuz, geniş iç mekan, arka kısmında yarım daire biçimli apsis bulunur.
Tamamen tuğladan inşa edilmiştir ve orijinal Roma dönemi duvarları hala ayaktadır.
19’ncu yüzyılda Prusya Kralı I Friedrich Wilhelm tarafından yapı restore edilip kiliseye çevrilmiştir.
Yapı günümüzde Protestan kilisesi olarak kullanılmaktadır.
Evet Avrupa’daki en iyi korunmuş Roma salon yapılarından biridir ve 1986 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Porta Nigra-Kara Kapı
İmparatorluğun batısında kalan en büyük kapı yapılarından biri olan Roma dönemi Trier şehrinin kendisine özgü kuzey kapısı ve Porta Nigra özellikle ilgi çekicidir.
Orta çağda taşıdığı koyu rengi nedeniyle bu isim verilmiştir, orijinal adı bilinmiyor.
Tahkimat duvarlarına inşa edilen dört ana kapıdan biridir ve günümüze tek ulaşan kapıdır.
Tarihi tartışmalıdır.
Tarihi için: 2 ve 3’ncü yüzyıl sonları ve 4’ncü yüzyıl başları önerilmiş olup, daha ileri tarihler ağır basıyor gibi görünür.
Yaklaşık MS 170 civarıdır.

Amacı: Trier şehrinin kuzey girişini korumak için yapılmış bir şehir kapısıdır.
Kapı gri kumtaşındandır. Zamanla koyulaşmıştır. Yaklaşık 7200 taş blok kullanılmıştır.
Uzunluk 36 metre, genişlik 21.5 metre ve yükseklik 29 metredir.
Taş duvarların kaba dokusu bilinçli olmayıp, yapının hiçbir zaman bitirilememiş olduğunun bir göstergesidir.
Harç kullanılmamıştır, onun yerine, bloklar yerlerine paslanmalarını önlemek için kurşun kaplanmış demir kıskaçlarla sabitlenmiştir.
Bugün görünen yapı, metale erişmek isteyen Ortaçağ insanlarının açtığı deliklerle kaplıdır.
Orijinal olarak, Porta Nigra, bir geçidin iki yanındaki, dört katlı iki kuleden meydana geliyordu.
Hem iç hem de dış yanlardan birer çitf kemerle kuşatılmış bir avlu söz konusuydu.
Kuzeyde, dışta, kuleler eğrisel, hatta neredeyse yarım daire biçimindedir.
Güney cephe düzdür.

Bütün katlar sütunlarla süslenmiştir.
Üstteki üç kattaki sütunların arasında kemerli açıklıklar vardır.
Orta çağlarda, Porta Nigra bir kiliseye dönüştürülmüştür.
Pek çok başka değişikliğin yanı sıra, doğu yanına bir apsis eklenmiş ve batıda tek bir baskın kule yaratmak adına, doğu kulesinin tepe katı kaldırılmıştır.
MS 11’nci yüzyılda bir münzevi olan Simeon’un yaşaması için kullanılmış, ölümünden sonra yapı “Simeon Kilisesi” olarak yeniden düzenlenmiştir.
Yapının orijinal işlevi ve görünümünün kazandırılması için; 19’ncu yüzyılda Nepoleion emriyle yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, kilise özelliği kaldırılmış, Roma dönemindeki haline yeniden düzenlenmeye başlamıştır.

İmparatorluk Hamamları
MS 4’ncü yüzyıldan kalma, devasa hamam kompleksidir. Alt yapı sistemleri hala görülebilir.

Barbara Hamamları
MS 2’nci yüzyıla tarihlenir. Roma imparatorluğunun kuzeyinde inşa edilen en büyük hamam komplekslerinden biridir. Şu anda kalıntılar düzeyinde ziyaret edilebilmektedir.
