Fransa Nimes

Fransa Nimes

Fransa’da geziye gidip, Roma kültürüne, kalıntılarına, tarihi kalıntılara merakı olanların, burayı mutlaka ziyaret etmelerini öneririm.

Roma imparatoru Augustus: Mısır’da Cleopatra ve Antonius’a karşı yaptığı savaşta kazandığı zaferler üzerine, bu şehri kurarak gazilerine armağan eder. Ancak, şehrin kuruluşu: 6’ncı yüzyıla kadar uzanmaktadır.

Coğrafyacı Strabon’a göre: Bu oppidum (Latince kasaba demektir. Romalılara Batı Avrupa’daki yerli halkların yerleşimlerini ifade etmek için kullanılırdı) bir Kelt kabilesi olan Volcae Arecomici’nin başkentiydi.

MÖ.120 yıllarında ise, bu kere, bölgede Roma lejyonları görülür.

Roma imparatorluğu zamanında kent İtalya’dan İspanya’ya giden Via Domitiana gibi bu ana yolun üzerinde olmasının yararını görmüştür.

Şehir, yaklaşık MÖ 27’de Augustus döneminde, gaziler için bir koloni olarak (Colonia Augusta Nemasus) tekrar düzenlenmiştir.

Gaziler yerlilerle sorunsuz şekilde kaynaşmış gibi görülüyor. Gazilerin büyük kısmı Mısır’da savaşmış olduğundan, Roma’nın Mısır’ı fethini sembolize eden bir Palmiye ağacı ve zincirlenmiş bir timsah, kentin amblemleri haline geldi ve paralara basıldı.

Kent, Augustus döneminde yaklaşık MÖ 16’da duvarlarla çevrildi. Etkileyici sekizgen kule (Tour Magne-Büyük kule) dışında bu tahrimatlardan geriye fazla bir şey kalmamıştır. Ancak duvarın izlediği yol belirlenmiştir. İçeride kent cardo ve decumanus çevresinde kurulmuştu. Via Domitiana doğu kısmında decumanus’tan ilerlerken, bir köşeyi döndükten sonra, güney kısımda cardo olarak ilerler.

İki sokağın kesişiminde Forum bulunur.

Sadece ön cephede bulunan basamaklar, Korent sütunlu ve Yunan saçaklamalı derin bir sundurma ve tüm yapıyı yükselten bir platforma sahiptir.

Evet, Nimes: Avrupa’nın en eski şehirlerinden birisidir. Aynı zamanda, Roma tanrısı Nemausus adına kurulmuş bir “Bahar şehri” olarak da bilinir. Nüfus 148.000 kişidir.

Buraya havayolu ile ulaşmak isterseniz, şehrin havaalanı şehir merkezine 10 dakika uzaklıktadır. Havaalanında otobüsler, araba kiralama hizmeti ve taksiler bulunmaktadır. Otobüs ile şehir merkezine ulaşım, tek bilet bedeli olan 4.5 Euro’dur. Taksi ile şehir merkezine 25 Euro ücret ödeyerek ulaşabilirsiniz.

Fransa Nimes
Fransa Nimes
Fransa Nimes
Fransa Nimes

GEZİLECEK YERLER

Fransa Nimes Katedral
Fransa Nimes Katedral

KATEDRAL

Nimes şehri Gard bölgesindedir.

Katedral: Roma imparatoru Augustus döneminde yapılan bir tapınak üzerine inşa edilmiştir. Özellikle Romalı blok ve sütun parçalarının kullanımı bu fikri destekler.

Mimari stil olarak Romanesk ve Gotik hakimdir. Yapı, ilk olarak 1096 yılında inşa edilmiş olmasına rağmen, zaman içinde, yüzyıllar boyunca birçok kez değiştirilmiştir.

Üst firizde bulunan heykel: Romanesk heykellerin önemli bir örneği olarak kabul edilmektedir.

Fransa Nimes Les Arenas
Fransa Nimes Les Arenas
Fransa Nimes Les Arenas

ROMA ANFİTEATRE-LES ARENAS

Place des Arenes bölgesindedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler: 7.90 Euro’dur.

Evet şehirde Roma döneminden sağlam kalan önemli yapı, tüm Roma dünyasındaki en iyi korunmuş örneklerden biri olan Tiyatrodur.

Yakınlardaki Arles’daki (antik Arelate), T. Crispius Reburrus adlı aynı mimar tarafından yapılmış benzer, amfi tiyatro gibi bu da Flavius döneminde, MS 1’nci yüzyıl sonlarında yapılmıştır.

Oval biçimli bu tiyatronun kapasitesi 24.000 kişiliktir.

34 oturma katmanı bulunmaktadır. Bu koltuk katmanlarında, sosyal rütbelerine göre Romalılar gösterileri izlerlerdi.

Beton bir çekirdeğin üzeri, yerel kesme taşlarla kaplanmıştır.

Dış cephe, her biri altmışar kemerli iki kanattan oluşur.

Yapının uzunluğu 133 metre, genişliği 110 metredir. Yükseklik 21 metredir. Yapı içinde çok sayıda merdiven ve dairesel galeriler görülür.

Evet, Roma döneminde burada gladyatör dövüşleri ve güçlü hayvanlarla dövüşen insanlar gibi gösteriler sergileniyordu.

Ortaçağın ilk dönemlerinde, 5’nci yüzyılda, Hıristiyanlık bu tür eğlencelere son verdikten sonra, amfi tiyatro bir kaleye ve daha sonra da surlarla çevrili yoksulların toplu ikametgahı olan bir kasabaya dönüştürülmüştür.

1809 yılında, evlerin kaldırılmasıyla, antik bir anıt olarak restore edilmiştir.

Günümüzde bu amfi tiyatro, özellikle boğa güreşleri için kullanılır. Her yıl Eylül ayında boğa güreşleri düzenleniyor. Günümüzde 10.000 seyirci kapasitesine sahiptir.

Diğer modern gösterilerden bazıları gladyatörler ve araba yarışları gibi antik Roma oyunlarının tekrar canlandırılmasına dayanır.

 

Fransa Nimes La Masion Carree
Fransa Nimes La Maison Carree

LA MAİSON CARREE

Giriş ücretlidir, giriş ücreti: 4.60 Euro’dur.

Burası: güney Fransa’da en iyi korunarak günümüze ulaşmış bir Roma tapınağıdır. Tapınak ismi belki dikkatinizi çekmiştir, eski Fransızcada, herhangi bir dikdörtgen “carre” veya “kare” olarak nitelendirilirdi.

MÖ.1’nci yüzyıldan kalmadır. İlk halinde, Roma ve Augustus’a adanmıştır. Tapınakta, sütunlar üzerindeki zarif Korint başlıkları dikkati çeker. Yapı: 2.80 metre yükseklikte bir podyum üzerinde kurulmuştur. Ölçüleri: 13.55 x 26.40 metredir. Yapının kapı bölümünün genişliği 3.27 metre ve yüksekliği 6.87 metredir.

Etrüks ve Yunan öğelerinin birleşimiyle Roma’daki Portunus Tapınağını çağrıştırır.

Tarihi süreç içinde, tapınağın kullanım şekilleri şunlardır: tapınak, Belediye binası, ikametgah, ahır, kilise.

Günümüzde, 1823 yılında kurulan küçük bir müze bulunmaktadır.

Fransa Nimes Roma Şahir Kapıları

ROMA ŞEHİR KAPILARI

Bunlar “Porte Auguste” ve “Porte de France” olarak bilinirler. Augustus kapısının sadece kapı kasaları günümüze ulaşmıştır. Burası: antik şehrin ana giriş kapılarından birisidir.

Günümüzde, burada, yayalar için iki daha küçük yan pasajlardan geçilmektedir. Araçlar ise, iki merkezi kemer altından geçerler. İlk yapıldığında ise, kapı, iki kule ile çevrilidir. Günümüzde bulunmayan bu kulelerin yerleri, kattaki döşemelerden görülür.

Porte de France kapısı: burada, kör bir galeri ve tepesinde yarım daire kemerli bir çarşı bulunmaktadır. Antik dönemde, burası da, yarım daire şeklindeki kulelerle çevrilidir.

Fransa Nimes Musee Archeologique

MUSEE ARCHEOLOGİQUE

Müze, 17’nci yüzyıl yapısı bir Cizvit okulundadır. Yani şehrin kalbinde, Roma dönemi arenalarının tam karşısında yer alır.

Mimar Elizabeth de Portzamparc tarafından tasarlanan binanın cam cephesi “dalgalanan bir mozaik” gibi düşünülmüş, cam plakalar mozaik hissi vermektedir. Müze girişinde bulunan propylee yeniden oluşturulan büyük bir fronton parçasıdır ve görkemli bir giriş öğesi olarak kullanılmaktadır.

2 Haziran 2018 tarihinde açılan müzede: spiral zaman konsepti vardır. Ziyaretçiler önce Gaul dönemine, sonra Roma dönemine, sonrasında Orta çağa ve günümüze doğru ilerlerler. Müzenin içinde ayrıca bir Jardin Archeologique var. Eski Roma surlarının hatları, antik şehir kale duvarları ve benzeri kalıntılar bahçede belirgin şekilde sunuluyor.

Evet müzede toplamda yaklaşık 25 yüzyıllık tarihi kapsayan eserler sergileniyor. Yaklaşık 5000 parça var. Öne çıkan eserlerin başında: Mosaique de Penthee gibi iyi korunmuş mozaikler bulunuyor.

Fransa Nimes Musee Des Beaux-Arts De Nimes

MUSEE DES BEAUX-ARTS DE NİMES

Bu müze, şehrin güzel sanatlara ayrılmış müzesidir. Müze binası: 1907 yılında, mimar Max Raphel tarafından tasarlanmış ve son olarak 1987 yılında restore edilmiştir.

Müzede bulunan koleksiyonlar, 1824 yılından itibaren toplanmaya başlamış ve özellikle: resim ve modern resim üzerinedir. Toplam 3600 eser bulunduğu söyleniyor. Müzede eserleri bulunan sanatçılardan bazıları şunlardır: Rubens, Jacopo Bassano, Lelio Orsi.

Müzede, zemin katta: orta kısımda “Admetes of Düğün” denilen büyük bir Roma mozaiği bulunmaktadır. Bu mozaik, 19’ncu yüzyılda, şehir merkezindeki kapalı Pazar yeri yapımı sırasında bulunarak buraya getirilmiştir.

JARDİN DE LA FONTAİNE

Şehir merkezinin kuzeybatı ucunda, Mont Cavalier tepesinin yamaçlarında güzel bir park alanıdır. 18’nci yüzyıldan kalmadır. 18’nci yüzyılda, ilk yapıldığında, burası Avrupa’nın en büyük kamu bahçesi olarak önem kazanmıştır.

Park alanı içinde: av tanrıçası Diana’ya adanmış bir tapınak kalıntıları, eski Roma surlarının bir parçası olan sekizgen “Tour Magne” kulesi ve şehre adını veren “Nemausus” kaynağı bulunmaktadır.

Ayrıca: yeşil alanda, çok sayıda çam, selvi, şimşir ve yıl boyunca yeşil yapraklı defne bitkileri bulunmaktadır.

Fransa Nimes Temple De Diane

Temple De Diane

Roma dönemi yapılarından biridir ve Nimes’in Jardins de la Fontaine (Fontaine Bahçeleri) bölgesinde yer almaktadır.

Yapı Augustus dönemi (MÖ 1’nci yüzyıl) inşa edilmiş olup, Roma imparatoru kültüne ait büyük bir kutsal kompleksin (Augusteum) parçası olarak düşünülmektedir. Tapınak adı (Diane) geleneksel olarak verilmiş olup, Daniye ya da Diana ile doğrudan bir bağlantısı olduğunu destekleyen arkeolojik veya yazılı bir kanıt yoktur.

Ana yapının uzunluğu yaklaşık 14.52 metre, genişliği ise 9.55 metredir. Tonozlu ana salonu, iki yan koridor mevcuttur. Güneydoğu koridoru tamamen tahrip olmuş durumdadır. doğu cephede üç büyük kemer bulunuyor. Cephe zaman içinde değişikliğe uğramış, MS 2’nci yüzyılda restore edilmiştir.

Yapının bir tapınak mı yoksa başka bir kullanım mı olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar, imparator kültü törenleri ya da ibadet alanı olduğunu, diğerleri ise kütüphane ya da resim/pilgrim uykusu için kullanılan incubatio gibi mistik bir uyku salonu olabileceğini ileri sürürler. Ortaçağ’da (991 yılında) binaya kadın manastırı kurulur. Saint Sauveur de la Font manastırı buraya yerleşir. Manastır geçirdiği yangınlarla ve dinsel çatışmalarla bazı tahribatlar yaşar.

Yapı diğer Roma yapıları gibi zamanla tahribata uğrar, yangın, restorasyon, bahçe düzenlemeleri gibi müdahaleler geçirmiştir. Fransızların 1745’de yaptığı kazılar önemli bulgular sağlamıştır. Bu kazılarda, çeşitli renklerde mermer levhalardan oluşan opus sectile türü bir döşeme keşfedilmiştir. Günümüzde sadece harç altında alt destek kısmı korunmaktadır.

 

Fransa Nimes Tour Magne

Tour Magne

Burası, Nimes şehrinin Mont Cavalier ya da Cavalier Tepesi olarak anılan yüksek noktasında yer alır. Roma döneminde şehri çevreleyen yaklaşık 7 km uzunluğunda Augesten surlarının (Augustus döneminde inşa edilen) bir parçasıydı. Roma döneminde şehrin savunma sisteminin hem prestij hem de stratejik unsuru olarak öne çıkıyordu. Uzak mesafelere “şehir var” mesajını iletiyordu.

Bugün Nimes şehrindeki 80 kadar kuleli sur sisteminden ayakta kalan tek kuledir.

Eski yapı temelleri, Demir çağı dönemine ait “kuru taş” kuleye dayanır. Bu yapı yaklaşık 18 metre yüksekliğindedir. Bu ilk yapı, bölgede yükselen tepeden gelen yolları gözetleme, haberleşme ya da savunma amaçlı kullanılmış olabilir.

Roma imparatoru Augustus döneminde (MÖ 1’nci yüzyılın sonları) bu eski kule yapı, büyük ölçüde yeniden düzenlenmiş ve sur sistemine entegre edilmiştir. Orijinal kule yüksekliği 18 metre iken, Augustus döneminde bu yükseklik iki katına çıkarılarak, 36 metreye çıkarılmıştır.

Yapının planı “düzenli sekizgen” biçimdedir. Bazası üzerine üç aşamalı olarak çekilerek inşa edilmiştir. En üst kat yani teras kısmı, zamanla büyük ölçüde yok olmuştur. Günümüzde kale halindeki yapısı, yaklaşık 32 metre yüksekliğindedir.

Sur kafeslerine, courtineler (kent surlarının duvarlarına) bağlantılar kuran rampalar ve geçitler mevcuttur. Örneğin: yaklaşık 70 metre uzunluğunda, coudee (bükülmüş) bir rampa, güney kısmında başlayıp çeperlerdeki geçitlere bağlanırdı. Günümüzde bu rampanın sadece kısmi bir başlangıcı ve son kemer kısmı korunmuştur.

Yapının üst düzeyleri, pilaster (yanda çıkıntılı sütun benzeri elemanlar), sütun ve dekoratif elemanlarla süslenmişti. Ancak günümüzde bunların sadece kaideleri korunmuştur.

Nimes halkı, zamanla tepeleri terk edip daha alçak alanlara yerleşmiş olsa da kule askeri/geçit gözleme işlevlerine devam etti. Orta çağ boyunca çeşitli askeri amaçlarla kullanıldığı, özellikle Yüz Yıl Savaşlar sırasında İngiliz tehdidine karşı savunma işlevi gördüğü anlaşılmıştır.

Günümüzde kule Nimes kent yönetimi tarafından yönetilmekte ve ziyarete açık tutulmaktadır. Üst terasa 140 basamaklı bir merdivenle çıkılır. En üstünden, şehrin güzel bir manzarası izlenir.

Fransa Nimes Castellum
Fransa Nimes Castellum

CASTELLUM

Nimes şehir merkezinde, Rue de la Lampeze adresindedir.

Bu yapı, Roma su mühendisliğinin şehir ölçeğinde su yönetimi açısından çok nadir korunan örneklerinden biridir. Su, Eure kaynağından başlayarak Uzes yakınlarında çıkar, yaklaşık 50 km boyunca akvadüt sistemiyle taşınır ve Port du Gard bu güzergahın en dikkat çekici kısmıdır.

Castellum yapısı, suyun şehir içindeki farklı noktalara (çeşmeler, binalar, hamamlar gibi) dağıtılmasını sağlamak üzere planlanmış bir döner rezervuar (daire havuz) biçimindedir.

Havuz (daire şeklindeki rezervuar) kaya içine oyulmuş olup çapı yaklaşık 5.90 metre, derinliği yaklaşık 1.40 metredir. Akvadükten gelen su, dik açılı bir kanal ile havuza girer. Giriş kontrolü için vana kullanılmıştır. Havuzun çevresinde, havuza bağlı birçok (orijinalde 10 civarında) çıkış deliği vardır. Bu çıkışlar kurşun borular aracılığıyla suyu kentin farklı bölgelerine iletirdi. Havuz tabanında suyu boşaltmak ya da temizlemek için bazı drenaj açıklıkları mevcuttur. Yapını orijinali bir duvarla çevriliydi ve çatılı, sütunlu bir yapı halindeydi. İç duvarlarında su temalı fresk ya da kaplamalar bulunabilirdi. Ayrıca taşma suyunun kanalizasyon sistemiyle geçişi sağlanıyordu. Böylece kent sanitasyonu destekleniyordu.

Evet, yapı MS.40-60 yılları arasında yapılmıştır. Modern anlamda kalıntılar 1844 yılında bir özel kişi tarafından kazılarak gün yüzüne çıkarılmıştır. 1688 yılında bir catadel yani kale inşa edilirken yapı büyük olasılıkla toprakla doldurulmuş ve üzeri kapatılmıştır. Buluntu sonrası yapı, şehir ve devlet tarafından satın alınmış, ardından anıt tarihi derecesine getirilmiş ve koruma altına alınmıştır.

 

 

Yunanistan Delos Adası

delos.antik yerler.1
Yunanistan Delos Adası

Mykonos’a yalnızca 6.5 km. uzaklıktadır.

Mykonos’tan kalkan bot, yarım saat sonra Delos adasına varıyor. Yüzölçümü: 5 km. karedir.

Tüm Kiklad adalar grubu içinde, arkeolojik bakımdan en önemlisidir. Girişi 5 Euro olan adada: bekçiler ve arkeologlar dışında kimse yaşamıyor.

Ada çok küçük ama, bir ara Akdeniz sahillerinde bulunan şehirlerimizden bazılarını da Delos Birliği içine almış.

Yunanistan Delos Adası

GENEL ÖZELLİKLERİ

ANTİK DÖNEMDEN KALMA-ÖNEMİ

Tüm Kiklad Adalar Grubu içinde, arkeoloji bakımından en önemlisidir.

Delos adası: Antik Yunan mitolojisine göre: Işık Tanrısı Apollon’un doğduğu yerdir.

Güneş tanrısının kendini gösterdiği: aydınlık, müzik ve güzellik birbiriyle iç içe girmiş bir adadır.

Apollon’un doğumuna kadar, adanın serbest bir şekilde yüzdüğü, ama sonra adayı demirlemek için deniz tabanından büyük sütunların yükseldiğine inanılıyor.

Delos: yalnızca, önemli bir dini merkez değildir.

Aynı zamanda: Yunan ve Roma dönemleri boyunca: Doğu ve Batı arasındaki ticaretin en önemli kesişme noktalarından biridir.

Delos: şu anda, dünyanın en önemli arkeolojik sitelerinden biridir.

Adadaki kalındılar, Delos’un antik Yunan hayatındaki kutsal mekan ve ticaret merkezi şeklindeki, ikili rolünü yansıtmaktadır.

Antik tiyatro, zengin mozaiklerle süslü evler, Apollon tapınağı ve aslanlı yol. Delos harabelerinde görebileceğiniz yalnızca birkaç örnek.

 

MİTOLOJİ:

Delos, uzun zamandan beri Leto’nun: ikizleri Apollon ve Artemis’i doğurduğu yer olarak yüceltilmiştir.

Demir çağından itibaren, ikiz tanrıların temenos’u Yunan dünyasının her köşesinden hacıları buraya çekiyordu.

DELOS VE TİCARET-KÖLE TİCARETİ:

Delos adası, Helenistik dönemin ortalarında köle ticaretinde uzmanlaşmış bir ticari liman olarak zenginleşti. Sözde Atina’ya bağlı olan ve Roma’nın göz kulak olduğu Delos, fiilen Akdeniz’in her yerinden gelerek burada yerleşmiş bulunan tüccarlar tarafından ve onların lehine yönetiliyordu. İtalyan nüfus özellikle önemliydi. Öyle ki, Akdeniz’in herhangi bir yerinden Roma ticaret topluluklarına ait ilk kalıntılar Delos’tadır.

Atina, adalar ve Doğu Ege’deki esas İonya kentlerinde yaşayan Yunanlılar için özel bir yere sahip olan Delos, MÖ 5’nci yüzyılda Delos Birliği ile hazinesine ev sahipliği yapmış, daha sonraki yüzyıllarda ise küçük ama bağımsız bir şehir-devlet olarak yoluna devam etmiştir.

Delos’un statüsü MÖ 166’da dramatik şekilde değişti. Roma, adayı bir serbest liman haline getiren Atina’ya verdi. Mallar vergi veya işlem olmadan getirilebiliyor, satılabiliyor ve ihraç edilebiliyordu. Bundan sonraki yüzyıl boyunca, MÖ 88’de, Roma’ya karşı ayaklanması sırasında Pontus Kralı VI Mithridates’in birliklerince, daha sonra da MÖ 69’da korsanlarca yağmalanıncaya kadar Delos, son derece varlıklı bir ticaret merkeziydi.

MS 7’nci yüzyılda son olarak terk edilene kadar ada sadece az sayıda sakin barındırdı.

 

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR VE YAŞAM:

1873’te Delos’da, Atina’daki Fransız Arkeoloji Okulu tarafından gerçekleştirilen kazılar, antik kentin büyük kısmını ortaya çıkarmıştır. Batı kıyısındaki korunaklı liman yerleşimin, odak noktasıydı. İlk dönemlerde kurulan tapınak fazla uzakta değildi. Yerleşim ve ticaret bölgeleri, kuzeye ve güneye doğru uzanırken, aralarında daha yeni tapınaklar serpiştirilmişti.

Helenistik döneme ait bazı evler, kaliteli mozaiklerle süslenmiş, peristil avlularıyla özellikle ihtişamlıdır. Ama burada yaşam pamuk ipliğine bağlıdır. Bu susuz adada yaşam, yağmur suyunun özenle avluların altındaki sarnıçlarda biriktirilmesiyle sürdürülüyordu.

Ticari binalar arasında, ambarlar ve agoralar öne çıkıyordu. Üstü kapalı veya açık olan, bu geniş alanlı yapıların içlerinde, tam olarak neler geçtiğini anlamak mümkün değil. Delos’ta bir konudan kinin ne yaptığından bahseden yazıtlardan çok yararlanılmıştır. Örneğin: alınıp satılan binlerce köle neredeydi?

Bu işe yarayabilecek birden fazla yer olduğundan bunu bilmek günümüzde pek mümkün değildir. Limanın güney kıyısı boyunca uzanan ve yerleşim bölgesinden, denizden gelen ve denize giden geçici ticaret ile onların arkasındaki kalıcı yerleşimler arasında, muhtemelen bir ayraç görevi gören, geniş bir sokakla ayrılan ambarların, bu işlevi görmüş olma ihtimali yüksektir.

Çoğunlukla köle ticaretinin açık hava meydanları olan agoralarda yapıldığı söylenir. Ama bu kanıtlamamış olup bir ihtimalden ibarettir.

Ticari merkezler olduklarından kuşku bulunmayan agoralar, genellikle sunak ve tapınak gibi dini nesnelerle dolu olur, ama bu bize Helenistik Delos’ta ticaretin dini bir havada gerçekleştirildiğini hatırlatıyor.

Güçlü bir otoritenin yokluğunda, şahit olarak tanrılar gösteriliyordu, işlemler her zaman tanrılar üzerine edilen yeminlerle bitiriliyordu.

 

HİPOSTİL HOL:

MÖ 3’ncü yüzyıl sonlarından kalma Poseidon Stoası veya modern adıyla Hipostilli Hol için bu ihtimal daha düşüktür.

Bu yapının mimarisi sıra dışı ve akıl kurcalayıcıdır.

Tam işlevi bilinmemekle beraber, ticari bir bina olarak sınıflandırılmıştır.

65 x 34 metre boyutlarında geniş, üstü kapalı bir holden ibarettir.

Üç yan, kapalı duvarlardan meydana gelirken, dördüncüyü de Dor düzeninde 15 sütunluk geniş bir giriş oluşturur.

Kırma çatı içeriden dokuzarlı 5 sıra halinde dizilmiş ve ortadaki sütun atlanmış halde, 44 sütunla taşınır.

Daha dıştaki 24 tanesi Dor tarzıyken, içteki daha yüksek olanlar İon düzenindedir.

Bir kare meydana getiren merkezi 8 sütun, aydınlatma amacıyla bir lamba ve bir asma pencere katını taşıyordu.

Asma pencere karşı binanın içinde, yanındakilerden yükseğe çıkan bir kısımdır.

Daha yukarıdaki bu duvarlarda pencereler içerinin aydınlatılmasını sağlar.

Asma pencerelere daha önce Mısır evlerinde ve Karnak’taki Hipostil Hol’de rastlanmıştır ve Roma mimarisi ile Erken Hıristiyan kilisesi mimarisinde tekrar karşımıza çıkacaktır.

İTALYANLAR AGORASI:

Delos’un en geniş agorası olan İtalyanlar Agorası: diğer agoralardaki dini öğelerden yoksun olduğundan farklı bir amaca hizmet ediyor olmalı.

MÖ 2’nci yüzyıl sonlarında inşa edilen agora yaklaşık 70 x 50 metre boyutlarında, 112 Dor sütunundan meydana gelen bir revakla çevrili yamuk bir dikdörtgendir.

Revağın arkasında nişler vardı. Dışarıdan girilmeleri nedeniyle, dükkanlar agoranın içindeki işlevlerden ayrılmıştı.

Burası bir köle ticareti merkezi olabilir mi?

Henüz kanıt yoktur. Onun yerine, spor için bir palaestra ve hamamla, Romalıların seyretmekten hoşlandığı gladyatör dövüşleri için kullanılabilecek bir alanla ve bir ihtimal bir şölen salonuyla donatılmış bu agora, Delos’daki İtalyan topluluğu için bir kulüp ve eğlence tesisi işlevi görüyor olabilir.

Tek bir propilondan girilen duvarlarla çevrili bu alan savunmaya da elverişli görünüyor ki, bu evinden uzaktaki bir azınlık topluluğu için önemli olabilir.

Eğer bu görüş doğruysa, MÖ 88’de VI Mithridates’in askerleri saldırarak Doğu Ege’deki İtalyanları katlettiğinde bu agora sınanmış olabilir.

Mithridates’in ölümü ve Roma egemenliğinin tekrar sağlanmasından sonra agora onarılmıştı ama daha sonra MÖ 60-50 gibi Delos’un düşüşüyle terk edilmişti.

 

delos.antik yerler.2
Yunanistan Delos Adası

Delos’ta bugün

Modern bir yerleşim yeri ve turistik tesis yok. Şayet bu adada kalmak isterseniz: yalnızca birkaç bungalov var. Ada’ya gelmeden önce, bu isteğinizi belirtirseniz, size belli bir ücret karşılığında konaklama izni veriliyor.

Sizin yapacağınız: önceden randevu almak ve günü geldiğinde kumanyalarınızı hazırlayarak Delos adasına kapağı atmak. Bot, sizi gurubunuzla birlikte adaya bırakıyor ve ertesi günü almaya geliyor. Düşünsenize, geceyi mitolojinin derinliklerinde kaybolarak yaşamınıza katıyorsunuz. Bence deneyin.

DELOS ADASINDA GEZİNTİ PLANI-ROTASI

Ziyaretçiler: buraya, çevredeki adalardan gezi tekneleriyle gelerek, şimdi alüvyonla dolmuş antik limanın yanındaki feribot iskelesinde iniyorlar.

İskeleden; kentin sağında, evlerin bulunduğu semt ve sol tarafta da bir dizi muhteşem tapınak kalıntısıyla, bütün kasaba manzarasını görebilirsiniz. Tapınaklar: antik Yunan inananları için; uzun haç yolculuğunun son durağı idi. Burada: tanrı Apollon’un doğum yerinde adak adayabilirler ya da kahine danışabilirlerdi.

delos.antik yerler.3
Yunanistan Delos Adası

Feribot iskelesinden sola dönün ve Kutsal Yoldan ilerleyin. İleride; Apollon’un doğum yerini simgeleyen güzel bir palmiye ağacı göreceksiniz. Çevresinde ise; 1920’lerde sivrisineklerin durgun suda çoğalmalarını önlemek için kurutulan Kutsal Gölün kalıntıları var.

Palmiye ağacından, SİT alanına doğru yapılacak bir yürüyüşle, bir zamanlar, güzel bir dizi sütunlu revakın ve aralarında Apollon’un kız kardeşi “Artemis” tapınağının da olduğu, tapınakların bulunduğu “Apollo Mabedi” ne gidebilirsiniz.

Aslan heykellerinin bulunduğu “Aslanlar Terası”:

Kutsal Göl’e yaklaşırken, bir şeref muhafız kıtası oluşturuyor. Bu aslanlar: Delos’un en çok fotoğraf çekilen sembolleridir. MÖ.7’nci yüzyıldan kaldıklarına inanılan bu aslanların sayısı: yüzyıllar içerisinde 16’dan 5’e inmiştir.

Bugün: heykelleri, modern malzemelerle, en mükemmel oldukları dönemlerdeki halleriyle yeniden yaratmak için çaba harcanmaktaymış.

Heykellerin arasında, yalnızca bir tanesi orijinal. Kutsal göl: Apollon’un doğumuna tanıklık ettiği için bu adı alıyor. Göl evinin zeminindeki mozaikler büyüleyici. Göl çevresindeki hurma ağaçları, palmiye ağaçlarının gölgesine sığınmışlar.

Gölün arkasındaki tepede: “Delos Müzesi” var. Delos Müzesi: baraka binalarının soğuk görüntüsüne sahip olmasına rağmen, SİT alanındaki en iyi heykellerin ve sanat eserlerinin pek çoğunu barındırarak, tapınak binalarının ve evlerin çıplak iskeletlerine hayat veriyor. Zarif çömlekler ve enfes mücevherler günlük hayatın, kaliteli servetini gözler önüne seriyor.

Küçük olmasına rağmen zengin bir müze. Altın takıların işçilikleri çok ince. Çünkü: Delos: borsanın ve kuyumculuğun başkentiymiş. Antik çağın Nato’su, Lozan antlaşmasının beşiğiymiş. Hatta: ülkemizdeki Gümüşlük’teki Myndos antik kenti: bu birliğin üyesi olarak Delos’a haraç ödermiş.

Tapınak alanının solunda:

Belki de Delos’un en ilgi çekici bölümü olan “Tiyatro Semti” var. Sitede: aslında ilginç olan şey: MÖ. 3’ncü yüzyıldan kalma tiyatro değil, onun gölgesinde, kente hayat veren evlerden oluşan labirentler. Helenistik ve Roma dönemi zenginlerinin trendiymiş evlerini tiyatronun civarında yapmak. MÖ.3000 yıllarında, 5500 seyirci alıyormuş bu tiyatro.

Antik Yunanlıların ve Romalıların, ayak seslerinin duyulduğu sokaklar, hala evlerin ve dükkanların kapılarına kadar uzanıyor. Küçük kutulara benzeyen birkaç taş duvarın ardında: karşınıza muhteşem evler çıkıyor. Evlerin iç avluları; antik dünyanın en güzel mozaik zeminleri ve freskleriyle süslenmiş.

Dionysos Mabedi ve Trident Mabedindeki sade zemin örneklerine dikkat edin. Masklar Evi’nde bulunan Dionysos’un bir pantere bindiği zemin de dahil olmak üzere Yunuslar Evi ve Masklar Evi’ndeki zeminleri inceleyin. Mozaikler koruma altına alınmış.

Masklar adını alan evde:

Kendisinin ve kocası Dioskourides’in başsız heykellerini bırakan “Cleopatra Evi” de ayrıca dikkate değer. Kocası ve kendisine ait, kafaları olmayan iki mermer heykel, oldukça zarif kesimlerdeydiler. Ancak, burada sergilenen heykeller: reprodüksiyondur. Yani: orijinalleri; Delos Müzesinde bulunuyor.

Tiyatro Semtinin arkasında: Delos’u etkileyen çeşitli kültürlerin bir göstergesi olarak yabancı tanrılara adanmış birkaç mabet var. İnananlar, Suriye ve Mısır tanrılarına burada tapıyorlarmış. Pek çoğu bozulmadan kalabilmişler.

Kasabanın yukarısında: Kynthos Dağı’nın yamaçları: 112 metreye kadar yükseliyor. Buradan; bütün SİT alanının güzel bir manzarası görülüyor.

Dar ve bazen dikleşen patikaya tırmanarak, MÖ.3’ncü yüzyıldan kalma tapınakların kalıntılarına gidebilirsiniz. Burada: Taş Çağı kadar erken bir dönemde dahi yerleşim bulunuyormuş.

DOĞUM-ÖLÜM YASAKLANAN ADA

Batıya doğru, birkaç yüz metre uzaklıktaki: Rineia adası ise Deloslular için hem bir doğum yeri ve hem de mezarlıkmış. Delos kutsal bir adaydı ve topraklarının bozulmadan korunması gerekiyordu.

Bu nedenle: antik dünyada, kanun koyucular tarafından: doğum ve ölüm, bu adada yasaktı. Günümüzde bile: modern arkeologlar, bu antik kurala sadık kalmışlardır. Bu nedenle: burada bulunan definle ilgili sanat eserleri; Mykonos’ta sergilenmektedir.

Roma Anıtlar

Roma

Titus Kemeri: Roma şehrinde : Roma’nın ana tören caddesi olarak hizmet veren Via Sacra (Kutsal Yol) üzerinde, en yüksek noktası olan Summa Sacra Via’da, Roma Forumunun hemen güneydoğusundadır.

Bir general, büyük bir zafer kazandığında, Roma’da bir geçit töreni yapma hakkı kazanırdı. General, tüm ihtişamıyla ve askerleri eşliğinde kente girerdi. Tutsaklar zorla yürütülür ve ganimetler herkesin görmesi için sergilenirdi. Triumphus adı verilen bu zafer töreni anısına, çoğunlukla anıtsal bir kemer yapılırdı.

Kemerlerin ilki, MÖ 196’da yapılmıştı, ama günümüze ulaşmamıştır. Geriye kalanlardan ikisi özellikle ilgi çekicidir. Bunlar: Titus Takı ve Constantinus Kemeri.

Roma Titus Takı

TİTUS TAKI

Titus takı, taştan, tek bir müstakil anıtsal kemer olup, eğri kemer düz hatlı bir biçimin içine yerleştirilmiştir.

Kemerin ölçüleri: yüksekliği 15.4 metre, genişliği 13.5 metre ve derinliği 4.75 metredir. İç kemer yüksekliği 8.3 metre ve genişliği 5.36 metredir.

MS 81’den sonra İmparator Domitianus tarafından, ölen ağabeyi Titus’u onurlandırmak için yaptırılan kemer, MS 70 yılında Filistin’deki bir Yahudi isyanın Vespasianus ve oğlu Titus tarafından bastırılmasını anar.

Roma Titus Takı Çatı katı yazıtı

Çatı katı yazıtı

Günümüze ulaşan antik çatı katı yazıtı (yukarıda), anıtın Titus’a ithaf edildiğini belirtir. Titus’un tanrılaştırıldığı belirtildiğine göre, anıtın tamamlanmasının ancak Titus öldükten sonra yani MS 81 yılının Eylül ayından sonra gerçekleştiği varsayılır.

Çatı katındaki yazıt şöyledir: (Türkçesi)

Senato ve Roma halkı bunu tanrılaştırmış Vespasian’ın oğlu, tanrılaştırılmış Titus Vespasian Augustus’a ithaf ediyor.

Bu adanma, İmparator Domitianus’un kurnazca güç siyasetinin bir örneğidir. Babası ve kardeşinin sahip olduğu askeri zaferlerden pay almak için çok gençti. Belki de kendisi iktidara geçerken, onların sahip olduğu genel kamuoyunun olumlu görüşlerinden yararlanmak istemişti.

Roma Titus Takı Kubbenin ortası

Kubbenin ortasında

Burada Titus’un tanrılaştırılması kabartması da görülür.

Epotheosis tasvir edilmiştir. Titus, imparatorun ihtişamını sonsuza dek ölümsüzleştirerek tanrılar diyarına bir kartal üzerinde girerken görülür.

Bu imge, Dominus et Deus, yani Efendi ve tanrı unvanını alan Domitian’ın kamuoyundaki algısı açısından çok önemliydi.

Bir imparatoru böylesine ilahi bir şekilde tasvir etmek, yeni unvanının meşruiyetini daha da sağlamlaştırdı.

 

Bezemeler arasında öne çıkanlar:

Kemerli geçidin içinde: göz hizasının hemen üzerine yerleştirilmiş iki rölyef heykelli paneldir. Bu panellerin yüksekliği 2.04 metre ve uzunluğu 3.85 metredir.

Bu iki sahne, savaş yerine zaferden sonra Roma’da yapılan törenlerden iki anı gösterir.

İki sahnede de: figürler batıya, Roma dininin yüce merkezi Capitolium’daki Jüpiter Tapınağına doğru yürüyüştedir.

Roma Titus Takı Rölyef Paneli
1’nci rölyef panel:

Bir yandan bu geçidin önemli noktalarından birini, muzaffer generali dört atın çektiği arabasında, çevresinde mızraklı askerlerle görürüz.

Bu kurgusal eserde, Titus bir quadriga veya dört atlı savaş arabası sürerken tasvir edilmiştir. Ona, Roma halkının ve senatosunun kişileştirilmiş hali olan cinlerle birlikte tanrıça Victoria ve Roma eşlik etmektedir. Ölümlülerin ve ilahı olanın bu şekilde tasvir edilmesi Roma sanatında eşi benzeri görülmemiş bir şeydi.

Roma Titus Takı

Titus’un arabasının Roma kentinin dişi kişileştirilmesi olan Roma tarafından yönlendirilmesi ve kanatlı tanrıça Venüs’ün Titus’a zafer tacı giydirmesiyle ilahi olan ölümüyle bir araya gelir.

Figürlerin hepsi, ayakta duran veya belli belirsiz yürüyenler de dahil, farklı bir hareket içindedirler.

Panelin üst yarısı, çizgileri çarpıcı desenler meydana getiren mızraklar haricinde boştur.

Sahnenin görsel gücü, rölyefin güçlü gölgelere imkan tanıyan derin yontmalarıyla da vurgulanmıştır.

Roma Titus Takı
2’nci rölyef Panel

Soldaki panelde, Romalı askerler tarafından zafer alayında taşınan savaş ganimetleri tasvir edilmiştir. Bu ganimetler arasında MS 70’de Celile’de yağmalanan ve yok edilen Kudüs Tapınağının menorasının yanı sıra Yahudi halkına kutsal olan birçok değerli eser de vardır.

MS 70’de Yahudi isyanını acımasızca bastırmak olarak anılan bu çatışma, milyonlarca Yahudi’nin hayatına mal olmuş ve Yahudi tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak Kudüs’teki İkinci Tapınak’ın yıkılmasıyla sonuçlanmıştır.

Roma Titus Takı

Bunlar Menora adı verilen yedi kollu dev şamdan; ritüel eşyalarıyla altın masa (Ahit sandığının masası) ve uzun ince tören borularıdır. (gümüş trompetler)

Bu ganimetler muhtemelen altın rengindeydi ve arka plan maviydi. Çünkü 2012 yılında yapılan araştırmada, menorah kabartmasında sarı aşı boyası kalıntıları tespit edilmiştir.

Roma Yahudileri bu kemerin altından geçmeyi her zaman reddederlerdi. Ancak İsrail Devletinin kuruluşundan sonra bu kemeri geçtiler, ancak bu sefer zafer alayının yönünün tersine geçtiler.

Bu Menora, İsrail devletinin amblemi olarak kullanılan memora için bir model kabul edildi.

Bu iki kapsayıcı sahnede, imparatorluk zafer töreni ve çok sayıdaki tabi halktan birinin ezici şekilde yenilgiye uğratılışının özünü buluruz.

Roma Titus Takı

1821 yılında Giuseppe Valadier, alanın kapsamlı bir restorasyonunu üstlendi. Bu süreçte kemer tamamen sökülüp mevcut haline getirildi, restore edilen kısımları belirtmek için orijinal mermer yerine, traverten kullanıldı ve yeni bir yazıt eklendi.

 

Roma Tirauanus Sütunu

TRAİANUS SÜTUNU-COLONNA Dİ TRAİANO

Via dei fori İmperiali caddesindedir.

Sütun günümüze kadar bozulmadan kalmış bir tarihtir. Hiçbir anıt, zamanın tahribatına Trajan sütunu kadar dayanıklı olmamıştır.

Trianus sütunu, bir mesajı iletmek için uzun ve sürekli bir sarmal halinde dizilmiş resimlerden yararlanmıştır.

Roma ve Konstantinopolis’te dikilen ve şerit halinde öykülerin anlatıldığı sütunlardan ilki olan bu anıt, Traianus’u hem MS 113’de Dacia’daki (bugünkü Romanya) muzaffer seferlerinin heykel tasvirleriyle, hem de tepede imparatorun tunç heykeliyle anar.

Sütunun kaidesi imparator ve eşi Plotina’nın küllerini barındırmak için tasarlanmıştı.

İmparatorun külleri kaidenin içindeki bir altın vazoda saklanıyordu. (imparator 8 Ağustos 117’de ölmüştür.)

Roma Tirauanus Sütunu

Carrara ocaklarından gelen Luna mermerlerinden yapılan sütunun yüksekliği 29 metre, dibinde çapı 4 metre, tepede çapı 3.66 metredir.

5.37 metre yüksekliğinde, dikdörtgen bir blok üzerinde durur.

17 aşamasının içinde 185 basamaklı bir merdiven vardır.

Merdiven kaidenin içinde, düz kısımlar halinde yükselirken esas sütunun içinde sarmallaşır.

Sütun gövdesinde açılmış 43 yarık pencere, merdivenlere ışık ve hava sağlar.

Bugün Traianus Forumunun diğer öğeleri olan iki yandaki kütüphaneler, Ulpia Bazilikası ve yakınlarındaki ilahi Traianus Tapınağının sadece temelleri kalmış ve Trianus’un yaldızlı bronz heykeli, 1588 yılında Papa Sixtus V tarafından Aziz Petrus heykeliyle değiştirilmiştir.

Ama Roma sanatının başlıca anıtlarından biri olan rölyef sahneler hala yerlerindedir.

Roma Tiraianus Sütunu

Rölyefler:

Rölyeflerde: Traianus’un 101-102 ve 105-106’daki iki Dacia seferi gösterilir.

Anlatı, en alttan başlayan ve bir sarmal halinde tepeye kadar çıkan, toplam 200 metrelik bir sürekli şerit biçiminde düzenlenmiştir.

Savaşlar, hazırlıklar, yürüyüş, nakliye, ırmaklar, tepeler, kamplar gibi 155 sahnede 2.500’den fazla figürle heykeller bir askeri seferin antik sanatta benzeri olmayan bir görsel kaydını sunar. Bu figürlerden 59 tanesi İmparator Trajan’a aittir.

 

Kaynak olarak, antik yazarların dediği gibi seferlere katılan ressamlar tarafından paneller ve rulolar üzerine yapılan resimler kullanılmış olabilir.

Heykellerin görülmesi için bazı tavizler verilmiştir.

Örneğin: şerit sütun yükseldikçe genişleyerek altta 0.89 metre iken tepede 1.25 metreye ulaşır olmasına rağmen, bu resimlerin iki kütüphaneye tırmanmaktan yüksünmeyen ve göz sağlıkları mükemmel seyirciler tarafından bile seçilmesi zor olmalı.

Anıt muhtemelen, yanından geçenleri bilgilendirmek kabiliyetinden daha çok sanatsal tasarımı açısından saygı uyandırmıştı.

Roma Tiarianus Forumu

TRAİANUS FORUMU–FORUM TRAİANİ:

Traianus’un gözdesi olan mimar ve mühendis Şamlı Apollodorus tarafından tasarlanmış ve 113’te adanmıştı.

Hükümet işleri, özellikle de bazı hukuk mahkemeleri ve arşivlere ev sahipliği yapıyordu.

Birkaç kısımdan meydana geliyordu.

Augustus Forumuna bilinçli gönderme olarak güney ve kuzeyinde ekoylumlar bulunan, revaklı bir meydan, bir bazilika, ortalarında Traianus Sütunu olan iki kütüphane ve arkada tanrılaştırılmış Traianus’a adanmış bir tapınak.

Kuzeydeki Traianus çarşısı, Quirinalis Tepesinin kısmen düzlenmesiyle forumun bir parçası gibi inşa edilmiştir.

Roma Tiraianus Forumu

Meydana, bir zafer kemerini andıran üç açıklığı bulunan bir kapıdan girilirdi.

İlk halinde kapının tepesinde İmparatoru Dacia’daki başarılı seferlerinden sonra, 6 atın çektiği bir arabada gösteren bir heykel gurubu vardı.

Meydanın ortasında Traianus’un at üzerindeki bir heykeli duruyordu.

Meydanın ardında, tipik bazilika planının aksine, girişleri kısa yerine uzun yanlarda olacak şekilde enine yerleştirilmiş Ulpia Bazilikası vardı.

Bu bazilikanın içinde, beklendiği gibi, nef ile iki yan koridor bulunuyordu.

Ancak, her iki kısa uçta apsislerin kullanımı sıra dışıydı.

Kuzey apsiste bir özgürlük heykeli dururdu.

Köleler burada azat edilirdi.

Güney apsis imparatorluk kültüne adanmış olabilir.

Bunun ötesinde biri Latince, diğeri Yunanca eserlere adanmış iki kütüphane vardı.

Bunların ortasındaysa olağanüstü Traianus Sütunu ve onun ötesinde de İlahi Traianus Tapınağı bulunuyordu.

Roma Tiraianus Çarşısı

TRİANUS ÇARŞISI-MERCATİ TRAİANİ:

Kaidesindeki yazıta göre: “Traianus Sütununun yüksekliği, Forum ile yanındaki Trianus çarşısı için Quirinalis Tepesinden çıkarılan toprağın derinliğine eşitmiş.”

En azından 6 katlı olan bu büyük ticaret kompleksi, tepenin oyulan bölgesinin en derin kısmında, forum meydanındaki kuzey ekoylumun hemen kuzeyinde ve ondan fiziksel olarak ayrı konumdaydı.

170’ten fazla odası ve holünün, geleneksel olarak gıda ticareti ve hükümet faaliyetlerine ayrılmış dükkan ve ofisler olduğu kabul edilmiştir.

Roma Tiraianus Çarşısı

Satılan gıdalar arasında biber (üçüncü kat boyunca dolanan sokağın adı da buradan gelir, Via Biberatica) ve balık (balık tankları bulunmuştur) da vardır.

Via Biberatica’dan girilen geniş bazilika tipi hol, Roma mimari devriminin önemli eserlerinden biri kabul edilir.

Roma Tiraianus Çarşısı

Betondan yapılmış bu bina, asma pencereleri uzun nef ile bunu kesen ve sütunlar üzerinde duran 7 tonoz (çapraz tonoz) gibi imparatorluğun ileri dönemlerindeki dev hamam yapılarında tekrar ortaya çıkacak öğelere sahiptir.

Roma Tiarianus Çarşısı

Nefin her iki yanında iki kat dükkan vardı.

Karmaşık, asimetrik, çok katlı planıyla çarşı holü, hatta bütün kompleks Traianus Forumunun çağdaş ama tutucu şekilde Augustusçu tasarımıyla tezat oluşturur.

Her iki yaklaşım da başkentteki imparatorluk mimarisinde kendi değerine sahipti.

Roma Tiarianus Hamamı

TRAİANUS HAMAMI-THERMA TRAİANİ:

Halk hamamları bir Roma kentinin vazgeçilmez unsurlarındandı.

Büyük nüfusa sahip başkentte hamamlara sıkça rastlanırdı.

Betonun özellikleri sayesinde tonozlarla dev alanların kaplanması yoluyla çok büyük olabiliyorlardı.

 

Roma Tiarianus Hamamı

Cömertliklerini kanıtlamak isteyen geç imparatorluk dönemi imparatorları, genellikle hem bir kamusal hizmet sunmak, hem de imparatorluğun ihtişamını sergilemek için hamam komplekslerini tercih etmişlerdir.

Traianus hamamı, hamam komplekslerinin anıtsallaşması yönünde önemli bir adımdır.

Halk hamamlarının farklı ısıda odalar ve bir soğuk su havuzu gibi ilkeleri zaten Cumhuriyet’te belirlenmişti.

İmparatorluk başkentlerindeki daha eski hamamların, özellikle de Titus’unkilerin tasarımına uymakla beraber, Trianus’un hamam binası Titus’unkinin 3 katı boyutlarındaydı ve yıkanma tesislerine ek olarak ders odaları, kütüphaneler, toplantı odaları ve bahçeler gibi çeşitli toplumsal ve dinlence amaçlı odalar içeriyordu.

Bu plan daha iyi korunmuş durumda olan Caracalla (211-216) ve Diocletianus (298-306) hamamları gibi bundan sonraki birkaç yüzyıl boyunca yapılan hamam komplekslerine örnek oluşturacaktı.

Oppius Tepesinde, Domus Aurea’nın kalıntılarının üzerine yapılan bir terasta inşa edilen hamamlar, Damascuslu Apollodorus’un eseriydi.

Hamam binası 250 x 210 metrelik geniş bir platformun ortasında yer alır.

Platformun doğu ve batı yanlarında küçük odalar dizilidir.

Aralarında ana binayı üç yandan kuşatan bahçeler vardır.

Kuzeyden girilen ana odalar bir kuzey-güney ekseninde, ikincil odalar da her iki yanda simetrik olarak dizilidir.

Girişten sonra, önce üç yanı kolonadlarla çevrili yüzme havuzuna ulaşılır.

Güneyinde iki ekoylum vardır.

Havuzun her iki yanında aynı boyda küçük odalar ve bir ihtimal frigidariumlar olabilecek nişli iki rotond bulunur.

Havuzu geçerek devam edildiğinde, bir merkezi hole (doğu ve batıda palaestralar yani spor yapılan dikdörtgen ve buna ekli bir yarım daireden oluşan avlular) daha sonra yıkanma odalarına ve son olarak da güneşten yararlanmak için en güneye yerleştirilmiş olan, dikdörtgen nişleri ve yarım daire apsisleri olan 3 tonozlu odadan oluşan caldarium’a ulaşılır.

Roma Constantinus Takı

KONSTANTİNUS KEMERİ-CONSTANTİNUS ZAFER TAKI-ARCH OF CONSTANTİNE

Roma şehrinde Collesseum ile Palatino Tepesi arasında, Via Triumphalis (zafer yürüyüş yolu) üzerinde yer alır.

Ortaçağ tarzının önemli bir imparatorluk anıtı üzerindeki en eski örneklerinden olan frizi nedeniyle, Constantinus Kemerine modern sanat tarihçilerince “ortaçağlara açılan kapı” nitelemesi yapılmıştır.

312-315 arasında Constantinus’un Maxentius karşısındaki zaferini ve Licinius ile ortak yönetimini kutlamak için yapılan kemerde, ortadaki en büyükleri olmak üzere üç kemerli açıklık vardır.

Roma Senatosu tarafından armağan olarak inşa edilmiş olup, zafer geçidi niteliğini taşır.

Yüksekliği 21 metre, genişliği 25.9 metre ve derinlik 7.4 metredir.

Kemer, heykelli süslemelerinin eklektik karışımıyla öne çıkar.

Panaller ikinci yüzyıl anıtlarından, diskler Hadrianus döneminden, dikdörtgen levhalar Marcus Aurelius döneminden alınarak, kemerin saçaklığına iliştirilmiştir.

Taş heykellerin ve mimari öğelerin böyle tekrar kullanımına spolia adı verilir.

Ortaçağlarda, harap veya bakımsız Yunan ve Roma yapıları yeni inşaatlar için mükemmel yapıl malzemesi kaynaklarıydı.

Spolia bazen süsleme amaçlı olarak kullanılırdı.

Ancak yan kemerlerin hemen üzerindeki frizler, Constantinus Kemeri ile çağdaştır.

Roma Constantinus Kemeri

Frizde, anıtın dört yanındaki iki panelde, Constantinus’un seferi, Milano’dan ayrılışından Verona kuşatmasına Milvius köprüsü savaşına ve Forum Romanum’da Roma halkına seslenişi ve para dağıtışına kadar anlatılmıştır.

İkinci yüzyıl heykelleri, hareket halindeki insan bedeninin görsel açıdan gerçekçi tasvirleriyle katıksız klasik tarzda iken, ortaya imparatoru yerleştiren friz, katı ve resmi bir düzene sahiptir.

Ayrıca, tıknaz beden tipleri kullanılmış ve insanlar bireyler yerine tipler olarak gösterilmiştir.

Rönesans’tan bu yana gözlemcilere, bir imparatorun (Batı Avrupa’da Rönesans’tan beri el üzerinde tutulan) klasik tarzı reddetmesi ve yerine daha geri bir ortaçağ tarzını tercih etmesi şaşırtıcı gelmiştir.

Çünkü gerçekten de bu ortaçağ tarzıdır ve yukarının onayı olmadan yapılmadığına da kuşku yoktur.

Neden?

Klasik tarzın çöküşü ve ortaçağ tarzının benimsenmesi Avrupa sanat tarihinde önemli bir andır.

Açıklama bariz değildir, ama dev imparatorluk içinde işlemekte olan pek çok etmene bağlı olmalıdır.

Bu değişim ani değildi, tam tersine Yunan-Roma sanatı ortaçağlar boyunca değişen derecelerde nüfuslu olmaya devam etmişti.

Anlaşıldığı kadarıyla sanat, imparatorun sağlam şekilde tepede olduğu, diğerlerinin kendi rütbe ve mesleklerinde sahip oldukları yeni bir hiyerarşik toplum görüşünü yansıtacak şekilde değiştiriyordu.

Bu frizler toplumsal gurupların statülerini görsel olarak açıklama görevini yerine getirir, görsel gerçekçilik artık aranan bir özellik değildir.

Evet devam eden süreçten söz etmek istiyorum. Orta çağda bu yapı, Frangipane ailesinin kalesine dahil edilmiştir. 1597 yılında Papa VIII Klement, tak üzerindeki mermer sütunlardan birini St John Lateran kilisesi için almıştır. 2024 yılında şiddetli bir fırtına sonucu, tak yıldırım düşmesi sonucu hasar görmüştür, yapıdan bazı taş parçaları kopmuş, müdahale edilmiştir.