Bulgaristan Stara Zagora

Bulgaristan Stara Zagora

Bulgaristan Stara Zagora; Şehrin orijinal ismi “Beroe” Romalılar tarafından “Ulpia Augusta” olarak değiştirilmiştir.

Ortaçağ döneminde, Bulgarlar tarafından “Boruj” ve daha sonra “Zeleznik” olarak adlandırılmıştır.

Osmanlı döneminde ise şehrin ismi “Eski Zagra” (Eski Hisar) olmuştur.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının ardından şehirde çıkan yangınlar ve yıkımlardan sonra kalan kalıntıları restore etmek için, yeniden inşaat çalışmaları başlamıştır.  

Bulgarlar bu şehirde  kendi anlattıkları ve inandıkları tarihe göre, 1978 yılında Osmanlı-Rus savaşı sırasında, Osmanlı askerleri; şehri savunan az sayıda Rus askeri ve Bulgar gönüllüsünü esir alarak şehri ele geçirirler, sonra bütün şehri yakıp yıkarlar, 14 bin civarında sivil halkı katlederler.  

Tabii bu sav, Bulgarlar tarafından ileri sürülmektedir.

Bir de Türkler tarafından ileri sürülen sav vardır. Buna göre: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında, şehirdeki Müslüman halk katliama uğramış, birçok Türk eseri tahrip edilmiş ve Müslüman halktan sağ kalanlar, şehir dışına göçe zorlanmıştır.

Yine bu dönemde, aşağıda tanıtmaya çalışacağım Hamza Bey camisi tahrip edilmiş ve minaresi yıkılmıştır.

Evet, günümüzde şehir dik açılı uzun ve düz sokaklarıyla tanınır. Çünkü yukarıda söz ettiğim durumdan sonra, şehir neredeyse tamamen yeniden inşa edilmiş ve çağdaş ızgara planı uygulanmıştır.

Şehirde nemli subtropikal Akdeniz iklimi hakimdir. Şehirde çok sayıda ıhlamur ağaçları nedeniyle mikro klima iklimi hakimdir, yani yazlar aşırı sıcak olmaz. Nadiren kar yağar.

ULAŞIM

Stara Zagora şehrine olan uzaklıklar: Sofya 209 km dir. Burgaz şehrine uzaklık ise 180 km dir. Plodvin şehri 90 km uzaklıktadır.

Bulgaristan Stara Zagora Trakia University

TRAKİA UNİVERSİTY-TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

Şehrin batı kesimindedir. 1995 yılında kurulmuştur. Bünyesinde: Tıp Fakültesi, Veteriner Fakültesi, İktisat Fakültesi ve Ziraat Fakültesi bulunmaktadır. Halen üniversitede yaklaşık 8 bin civarında öğrenci eğitim görmektedir. Bulgaristan Üniversiteleri arasında 5’nci sıradadır. Yıllık ortalama bin öğrenci mezun olmaktadır.

Bulgaristan Stara Zagora

GEZİLECEK YERLER

ÇAR SİMEON VELİKİ CADDESİ

Şehirdeki bu ana caddenin tam orta kısmında, yaklaşık bir kilometrelik bölüm: tamamen yaya bölgesidir. Burada: kafeler, mağazalar, restoranlar ve iki park vardır. Buraya ayrıca “havuzlu meydan” da denilmektedir, çünkü fıskiyeli havuzlar bulunur.

Özellikle hafta sonlarında bu cadde oldukça canlıdır, çünkü şehir halkı burada gezinmeyi çok sevmektedirler.

Bulgaristan Stara Zagora Dzhamiya Camii-museum of Religions

DZHAMİYA CAMİİ-MUSEUM OF RELİGİONS

Çar Simeon Veliki Bulvarındadır. Adı cami ama günümüzde cami olarak kullanılmıyor.

Eski cami günümüzde ilginç bir “Dinler Müzesi” ne dönüştürülmüştür.

Yapının altında: 12 bin yıl öncesine ait kült nesnelerin kalıntıları bulunmuştur.

Aynı zamanda: MS 2-3’ncü yüzyıllardan kalma bir kutsal alan kalıntıları vardır.

Sonrasında: Ortaçağ döneminde ise, yine aynı yerde bir Hıristiyan kilisesi ve mezarlığı tespit edilmiştir.

Bulgaristan Stara Zagora Dzhamiya Camii-museum of Religions

Osmanlı döneminde ise cami olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi, 1652 yılında burayı ziyaret ettiğinde, Seyahat notlarına şehirde 17 cami bulunduğunu yazmıştır ve bunlardan günümüze sadece cami olarak kullanılmayan bir cami kalmıştır. Caminin cümle kapısı üzerindeki kitabesinde: yapının 1408-1409 yılları arasında, Emir Hamza Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Ancak bu Emir Hamza Bey’in kim olduğu meçhuldür.

Bulgaristan Stara Zagora Dzhamiya Camii-museum of Religions

Cami: 1980’li yıllardaki Türk ve Müslüman düşmanlığının en yoğun olduğu dönemde büyük zarar görmüştür.

Günümüzde müzede: tüm bu dinlerin yerlerini temsili olarak gösteren resimler göreceksiniz.

Sonuç: evet burası şu ana kadar üç dine ev sahipliği yapan tek yer olarak kabul ediliyor. Bu dinler: Trakya atlısına adanmış bir pagan tapınağı, Ortaçağ Hıristiyan mezarlığı kilisesi ve Müslüman tapınağı bir camidir.

Bulgaristan Stara Zagora Regional Historical Museum

REGİONAL HİSTORİCAL MUSEUM-BÖLGESEL TARİH MÜZESİ

Şehir merkezinde, Ruski Bulvarındadır. Augusta Trayana-cardo maximus’un ana caddesi kalıntıları üzerine kurulmuştur.

1912 yılında şehir kütüphanesi ve müzesi için özel bir bina inşa edildi. Ardından yeni buluntular müzeye taşındı. Augusta Trayana antik kentinde, birkaç mezar, mozaik ve kale duvarının bir kısmının incelenmesi de dahil olmak üzere birçok arkeolojik kazı çalışması yapıldı.

Bulgaristan Stara Zagora Regional Historical Museum

1949 yılında müze, bölgesel bir tarih müzesine dönüştürüldü.

Müze: arkeoloji, etnografya, Rönesans, yeni tarih ve son tarih olmak üzere bölümlere ayrılmıştır.

1959 yılında müze, yeniden inşa edilen yeni bir binaya taşındı.

2007 yılında müze, bugünkü yeni binasına taşınmıştır.

Günümüzde müze, eserlerin sayısı ve önemi açısından Balkanların en zengin müzelerindendir. Mimarisi “kum saati” şeklindedir.

Neolitik sanat koleksiyonu, en büyük ve en iyi korunmuş durumdadır. Ayrıca: Roma cam koleksiyonu, Trakya savaş arabaları koleksiyonu, antik bronz sikkeler koleksiyonu ve Roma şehri Augusta Trajana objeleri koleksiyonu, müzenin Avrupa müzeleri arasında özel bir yere sahip olmasını sağlamıştır.

Günümüzde müzeyi ziyaret ederseniz, bodrum katta: yukarıda söz ettiğim gibi, Augusta Trayana-cardo maximus’un ana caddesi kalıntıları üzerinde yürüyebilirsiniz.

Bulgaristan Stara Zagora Samara Glag Monument

SAMARA FLAG MONUMENT

Şehir merkezine yaklaşık 3 km uzaklıktadır. Anıt 1977 yılında savaşın 100’ncu yılında açılmıştır.

Bulgaristan Stara Zagora Samara Glag Monument

Neden açılmıştır? 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşları sırasında ölen Rus askerleri ve Bulgar gönüllüler için yapılmıştır. Bu savaşta Osmanlı güçlerinin yenildiğini biliyorum ama Bulgarlar, kendi bakış açılarıyla: bu savaşta Rus askerleri ve Bulgar gönüllü güçlerinin teslim oldukları, ancak daha sonra Stara Zagora kentinin Osmanlı güçleri tarafından yakıldığını ve 14.500 sivil vatandaşın öldürüldüğünü söylüyorlar. Yorum yapmak istemiyorum, ama okurun takdirine bırakıyorum.  

Bulgaristan Stara Zagora Samara Glag Monument

Anıtta: 50 metre yükseklikte beton bir bayrak ve asker figürleri bulunmaktadır. Anıtın yüksekliği ise 15 metredir. Anıtta dev bir Rus subayı ve 6 Bulgar gönüllü savaşçı, şehre bakan taş sütunlara gömülmüş durumdadır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

ANTİQUE FORUM AUGUSTA TRAYANA

Şehrin merkezindedir. Site: şehir merkezinde Adliye Sarayı inşaat faaliyetleri sırasında bulunmuştur. Arkeolojik kompleks, 7 dönümlük bir alanı kaplar.

Burası: Augusta Trayana isimli Roma şehrinin en anıtsal alanlarındandır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Şehrin ismi, İmparator Trajan’dan gelir. (MS 98-117) Şehir. Önceden varolan bir sitede “Beroe” isimli eski Trakya yerleşimi üzerinde kurulmuştur.

İmparator Trajan: geniş çaplı bir şehircilik faaliyeti sürdürüyordu. Ancak 114-117 yılları arasında, doğuda Part’lara karşı yürüttüğü savaş: burayı inşa etmesini engelledi.

Şehrin Trajan’ın halefi İmparator Hadrian (MS 117-138) tarafından kurulduğu söyleniyor.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Şehrin en büyük kentsel gelişimi ise, İmparator Mark Aurelius (MS 116-180) döneminde olmuştur. Bugünkü Plovdin olan Philipopolis’ten (Trimontium) sonra Roma’nın Trakya Eyaletinde ikinci en önemli şehri oldu.

Onun yönetimi sırasında: şehirde cadde ağı, su temini, kanalizasyon ve konut inşaatları yapıldı. Ayrıca: kulelerle güçlendirilmiş, iki kale duvarı da yapıldı. Bu dönemde, şehir kendi madeni parasını basma hakkına sahip oldu ve takip eden 100 yıllık süreçte kendi bronz sikkesini bastı. (2016 yılında bu şehir sikkelerinden 874 tane bulunmuştur.)

Şehrin: Budapeşte ve Suriye vilayeti gibi uzak bölgeler ve şehirlerle ticari bağlantıları olduğu anlaşılmıştır.

Sonuç olarak: şehir, varlığının ilk on yıllarında, Roma’nın Trakya bölgesindeki önemli bir merkezi olmuştur. Bölgede: Trakya Tanrısına adanmış, 30’dan fazla Trakya Tapınağı vardı.

İmparatorluk başkentinin, MS 330 yılında Roma şehrinden, Konstantinopolis (İstanbul) şehrine taşınması, yerel halkın hızla Hıristiyanlaşmasıyla ilgilidir. 4’ncü yüzyıl sonunda Got akınları ve 5’nci yüzyıl ortalarında Hunların yıkıcı akınları ve Slavlar, Akarlar ve Eski Bulgarların akınları şehrin hızla tahrip olmasına sebep olmuştur.

4’ncü yüzyıl sonlarından itibaren, Trakya toprakları, Bizans olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. Aynı zamanda, Balkanlarda en büyük Erken Hıristiyanlık merkezlerinden birisiydi.

Evet, kazılar sırasında bulunan nesnelerin çoğu: Bölgesel Tarih Müzesinde sergileniyor.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

ANTİK ROMA FORUMU

Şehirde Ulusal Operanın ve Tarih Müzesinin yanında, Mitropolit Metodiy Kusev Bulvarındadır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Evet, Augusta Trayana şehrinin en etkileyici yeri: şehrin batı kapısı yanında bulunan Forum Kompleksidir. MS 3’ncü yüzyılda inşa edilmiştir.

Buranın en önemli bölümü ise: kare alana bakan, amfitiyatro şeklinde düzenlenmiş tiyatrosudur. Burada 10 tane taş oturma yeri vardır. Üst kısmı, şekillendirilmiş kemerli sütun dizileriyle taçlandırılmıştır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Ayrıca: kare meydan taş levhalarla kaplanmış ve ortasına, heykel bulunan bir kaide yerleştirilmiştir. Bu kaidede, at sırtında İmparator heykeli bulunuyordu.

Burada: kutlamalar, toplantılar, geçit törenleri, gladyatör dövüşleri düzenlenmiştir.

Tiyatronun kuzeyinde: hamamlar bulunuyor. Hamamlar, MS 2’nci yüzyıl ortalarında inşa edilmiştir, orijinal bir ısıtma sistemi vardır.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana

Bu hamam olarak kullanılan yapılar, aynı zamanda halka açık, entelektüel, spor ve eğitim kompleksi olarak kullanılmıştır. Burada bulunan bina, ondan fazla geniş salondan oluşuyordu ve MS 3’ncü yüzyılda şehirdeki en eski eğitim kurumu buradaydı. Ayrıca: Severian spor salonu vardı.

Tüm bu yapılar yani kompleks: Attila liderliğindeki Hunlar tarafından MS 5’nci yüzyıl ortalarında yıkılarak yok edildi.

Günümüzde Forum hala kullanılmaktadır. Yaz aylarında burada konserleri düzenleniyor. Mekanın yapısı nedeniyle, ses olağanüstü güzeldir.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana Mozaikler

MOZAİKLER-MOSAİCS

Forumun yanında, General Stoletov Bulvarındadır.

Mozaikler, MS 4’ncü yüzyıldan kalma özel bir Roma konutunda Geç Antik döneme aittir.

60 metre karelik toplam alana sahip ve renkli taşlardan oluşmaktadır. Bu mozaikler, Roma döneminden aristokratların zengin evlerinde, ana salonda zemini süslemek için yaptırılıyordu.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana Mozaikler

Mozaik panonun merkezinde: pagan tanrı görülür. Ancak Hıristiyanlığın kabulünden sonra bu pagan tanrının üstü çizilmiş/kazınmıştır. Bu yüzden pagan tanrının hangi tanrı olduğu anlaşılamamıştır.

Güzel ve nispeten iyi korunmuş antik Roma taban mozaikleri: Bölge Tarih Müzesinde sergilenmektedir.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Trayana Mozaikler
DİONYSOS ALAYI MOZAİĞİ

Mozaik zeminin bulunduğu konut binası: güney duvarına yakın, Augusta Traiana’nın ana caddelerinden birinin yanındadır.

Muhtemelen bir Roma kamu binasında, resmi bir toplantı ve yemek odasını dekore etmek için yapılmıştır. Bu mozaik: 2011 yılında Arkeologlar Kamisheva ve Dimitar Yankov tarafından keşfedilmiştir. Bölge tarih müzesinde restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.

Bu mozaik “Dionysus Alayı” olarak bilinir. 30 metre karelik toplam alana sahiptir. Mozaikte bulunan sahnede: bir kutlama alayı sırasında, Tanrı Dionysos’un takipçileri tasvir ediliyor. Sağda: dans eden iki kadın ve bunlara liderlik eden, tanrının öğretmeni ve yoldaşı Silenus vardır.

Yerel arkeologlar: bu işi ustaca yapılmış olarak tanımlıyorlar. Dans eden kadınların kıyafetlerinde ince renk kullanımına ve gölgelendirmenin tasvirine işaret ediyorlar. Kadınlar parmak zilleri de dahil olmak üzere müzik aletlerini tutuyorlar.

Mozaik renk aralığı açısından bir derece karmaşıklık gösterir. Giysilerin değişen mavi ve kırmızı tonları var. Gölge gösterme denemesi var. Mozaikler küçük taş küplerden yapılmıştır.

Ancak cam teseralar, figürlerin daha nice kısımları için kullanılmıştır. Örneğin: iki dans eden kadınların taç ve kuşakları gibi.

Çalışma muhtemelen MS 360’tan 363 yılına kadar hüküm süren İmparator Julian Apostate hükümdarlığı döneminden kalmadır.   

Mozaiğin bulunduğu alan muhtemelen daha sonra piskoposluk merkezine dönüştürülen, şehir valisinin ikametgahıydı.

Bulgaristan Stara Zagora Antique Forum Augusta Antik Cadde

ANTİK CADDE

Doğu-batı yönünde ilerleyen caddenin kaldırımlarında büyük taş levhalar, günümüze ulaşmıştır. Bunların yanında, arkeoloji ekibi, antik dönem camı ve henüz araştırılmamış çok sayıda bronz sikke bulunmuştur. Caddenin genişliği 6 metredir. Temelleri boyunca bir dizi ticari ve endüstriyel binalar keşfedilmiştir.

Erimiş demir izlerinin bulunmasıyla muhtemelen yakınlarda bir dökümhane atölyesi bulunuyordu.

Bulgaristan Stara Zagora Roma Lahdi

ROMA LAHDİ

Stara Zagora şehrinde bir inşaat kazısı sırasında: Roma şehri Augusta Traiana’da iki aile mezarı lahdi bulunmuştur. Arkeologlar mermer gladyatör başını bulmuşlardır. Gladyatör rölyefi bulunan yazıt çözülmeye çalışılıyor.

Evet lahitler oldukça büyük boyutludur. Mezarların üzerinde bulunan ağır taş plakalar, gazetecilerin huzurunda vinçle açılmıştır. Antik lahit, 2.2 metre uzunluğunda ve 1.5 metre enindedir. Mermer bloklardan yapılmış olup, kurşun kaplı metal braketlerle güçlendirilmiştir. Bu aile mezarlarının: Trakya ve Roma aileleri tarafından, muhtemelen defalarca kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Mezarlar taş levhalarda kapatılmıştır. Kapak veya yan duvarlarda hiçbir yazıt yoktur. İki lahitten birinin içinde, 6 kafatası ve kalıntılar bulunmuştur. Bununla birlikte yalnızca tek bir iskelet tam olarak korunmuş görülmektedir.

Bulgaristan Stara Zagora Neolitik Konutlar Müzesi

NEOLİTİK KONUTLAR MÜZESİ

Armeyska Street adresindedir. Bölge hastanesinin hemen yanında, tarih öncesi bir höyüğün bulunduğu yerdedir. 1969 yılında inşaat çalışmaları sırasında, burada seramik parçaları bulunmuş ve inşaat durdurulmuştur.

Arkeologlar, muhtemelen bir şeyler keşfetmeyi bekliyorlardı. Çünkü bölgenin antik höyükler ve eserler açısından zengin olduğu biliniyordu. Kazıcının ilk olarak açtığı delik, günümüzde de görülebilir.

Bulgaristan Stara Zagora Neolitik Konutlar Müzesi

Şehirde, 1979 yılında kurulan “Neolitik Konutlar Müzesi”: Avrupa’nın en önemli tarih öncesi sanat sergilerinden birine ev sahipliği yapmaktadır.

1969 yılında arkeolojik kazılar sırasında bulunmuş konutların üzerine; MÖ 6 binli yıllara tarihlenen, bu iki Neolitik evin çevresine müze inşa edilmiştir. Daha doğrusu sitenin çevresine sabit bir soğuk ve sıcaklığın muhafazası için özel ve koruyucu bir bina inşa edilmiştir.

Bu Neolitik evlerin kazısı sırasında: 1826 tane obje bulunmuştur. Evler: Avrupa’da o döneme ait en iyi korunmuş iki katlı, insan yapımı evlerdir.

Bulgaristan Stara Zagora Neolitik Konutlar Müzesi

Konutlar: çubuklarla iç içe geçmiş, zemine sabitlenmiş ahşap kazıklarla yapılmıştır. Yapı: kil ve saman karışımı ile kaplanmıştır. İki katlı binalar, bölgede bulunan tarih öncesi yerleşimin orta kesiminde bulunduğu tahmin ediliyor. Ev, muhtemelen 30-40 yıl kullanılmıştır. Her yıl sakinleri zemini ve duvarları taze kille kaplamıştır.

Böylece yapı güçlenmiş ve aynı zamanda daralmış küçülmüştür. Bu organik yapı tarzı: tarih boyunca pek uzun süre kullanılmamıştır ve bu yüzden Neolitik dönemden günümüze ayakta sağlama olarak kalan ev sayısı çok çok azdır.

Bu neolitik dönem kalıntılarının, bir yangın nedeniyle günümüze kadar ayakta kaldığı düşünülür. Çünkü kil ateş tarafından yakıldığında; kilden daha uzun ömürlü olan “seramik” oluşur. Konutun duvarları bu şekilde yakılmış, seramiklere dönüşerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Bu tarih öncesi yerleşimin, bir takım misafirler tarafından yakıldığı ve tüm sakinlerinin evlerinden hiç bir şey alamadan başka yerlere kaçtıkları düşünülüyor.

Evlerin çevresinde bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Evlerde: mutfaklar, şömineler, el değirmenleri ve seramik kaplar bulunmuştur. Burada, insanların günümüzden 9 bin yıl önce, nasıl yaşadıklarını ve birçok çağdaş teknolojiyi bilmelerine rağmen, hayatlarının ne kadar karmaşık olduğu hakkında inanılmaz kanıtlar görmek mümkündür.

1’nci katta: iki fırın bulunur. Buna dayanarak, evde iki ailenin yaşadığı düşünülüyor. Ancak fırınlardan birinin yanında, muhtemelen ikinci kattan düşen başka bir fırının molozları görülür.

Her fırının önündeki boşluk, geleneksel olarak boş tutulur. Orada insanlar çalışır ve uyurlardı. Bu yüzden fırının önünde, sağlam mobilyalar bulundurulması doğal kabul edilmez. Yani fırınlardan birinin yanındaki katı moloz, ancak yukarıdan düşmüş olmalıdır.

Fırınların yanında: tahıl öğütmek için el değirmenleri vardır. Ayrıca gıdanın depolandığı tahıl ambarları bulunur. O dönem insanları: arpa ve baklagillerle birlikte erken dönem buğday çeşitlerini yetiştirdiler. Odaların her birinde, ayrıca çeşitli şekil ve dekorasyona sahip birçok seramik kap bulunur.

Evet, yukarıda da belirttiğim gibi, ev sakinleri fırınların önünde toplam 2-3 metre karelik bir alanda uyurlardı. Bu alan, küçüklüğü dikkate alındığında, en fazla 5 kişinin yatmasına uygun olduğu düşünülür.

Şimdi gelelim müze bölümüne

Elbette müze sadece bu iki konut kalıntısından oluşmuyor. Bölgede bulunan höyüklerde bir çok eser bulunmuştur. Bunların bazıları erken Neolitik döneme, bazıları ise daha geç dönemlere aittir. Özellikle: çok güzel hazırlanmış ve korunmuş seramik kaplar görülür.

Bu seramik kapların 8 bin yıllık olduğu düşünüldüğünde gerçek birer sanat eseri olduklarına inanmak zor olur. Çünkü metallere aşina değildiler, ayrıca çömlekçi çarkı bilinmiyordu.

Yine seramik güzellikler arasında en dikkat çeken husus: “anne kültürü” dür. Çünkü nesnelerin tamamında hamile bir kadın ve hatta doğum tasvir edilmektedir.

Bulgaristan Stara Zagora Art Gallery

ART GALLERY-SANAT GALERİSİ

Şehir merkezinde Tarih Müzesinin hemen karşısında Ruski Bulvarındadır.

Şehirdeki sanat galerisinde 4 binden fazla eser bulunmaktadır. Bu eserlerin çoğunluğu, Bulgar sanatçılara aittir.

Bulgaristan Stara Zagora Geo Milev Darama Theater

GEO MİLEV DRAMA THEATER-ŞAİR GEO MİLEV HOUSE

Mitropolit Metodi Kusev adresindedir. 5 Ekim parkının hemen yanındadır.

Geo Milov: Bulgar bir devrimci şairdir. En ünlü şiirinin ismi “Eylül” dür ve 1924 yılında yayınlanmıştır. 1’nci Dünya savaşı sırasında sağ gözünü kaybetti ve yerine camdan bir göz taktı. Sofya yakınlarındaki bir toplu mezarda bulunan cesedi, ölümünden yıllar sonra tanındı.

Müzede: eserleri sergilenmektedir. Bu eserler arasında pek çok el azması ve basılı yayınlar bulunur.

Binada: bir şeyler içmek için mola verebileceğiniz güzel bir teras vardır.

Bulgaristan Stara Zagora Brewery Museum

ZAGORKA BREWERY MUSEUM-MUSEUM OF BEER

Kuzey Sanayi Bölgesi olan Han Asparuh Street adresindedir. Giriş ücreti 8 Levadır.

Şehir, Bulgaristan ülkesindeki en popüler biralardan birini üretmektedir ve bu yüzden Bira Fabrikasını ziyaret etmek mümkündür.

Tur sırasında ziyaretçilere: ilk kurucunun kişisel eşyalarının bulunduğu müze gösteriliyor. Müzede ayrıca tüm şişelerden oluşan bir koleksiyon, ilk şişelenmiş bira görülebilmektedir.

Bu ziyaretin devamında: burada üretilen bazı biraları ve elma şarabını deneyebilirsiniz.

STARA ZAGORA STATE OPERA

Mitropolit Metodi Kusev adresinde Antik Forumun hemen yanındadır. Operanın yeni binası, 1971 yapımıdır. Opera ve tiyatro salonu, 850 seyirci kapasitelidir. Bulgaristan ülkesindeki en modern opera binası olarak kabul edilir.

Bulgaristan Stara Zagora Hilandar Manastırı

HİLANDAR MANASTIRI

Vasil Levski olarak da bilinen Vasil Ivanov Kunchev: bir Bulgar devrimcidir. Bulgaristan ülkesini Osmanlı yönetiminden kurtarmak için devrimci bir lider olarak öne çıktı.

Özgürlük Havarisi lakabıyla tanınır. Bu ulusal kahraman 1873 yılında öldü, ancak onu Bulgaristan ülkesinde hiç kimse unutmadı.

Hilandar Manastırı: bir mahzen okuludur ve bölgede türünün ilk örneğidir. Vasil Levksi, eğitimine burada başlamış ve 3 yılını geçirmiştir.

Sofya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım.

Plovdin şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım.

Yunanistan Sifnos adası

sifnos.ana resim.
Yunanistan Sifnos adası

Yunanistan Sifnos adası; Yunanistan ana karasına yakın bir konumda. Atina’dan 80 deniz mili uzaklıktadır.

Yüksek hızlı katamaran 2 saatte, feribot ise 5 saatte buraya varır. Burada: havaalanı yok.

sifnos.genel.2
Yunanistan Sifnos adası Genel Özellikleri

GENEL ÖZELLİKLERİ


Sifnos: antik çağlarda: altın ve gümüş yataklarıyla ünlü imiş. Delphoi’de (antik Yunanistan’ın en ünlü mabedi) saklanan ada hazinesinin, burada saklananların en büyüğü olduğu söyleniyor.

Yakın dönemlerde: zenginlik, adayı yalayıp geçmiş. Ama: adada, hala biraz mücevher üretiliyormuş.

Özellikle: ada, zarif çömlekleriyle ünlü. Burada: atölyelerin dışında, güneşte kurumaya bırakılmış olarak bu çömlekleri göreceksiniz. Çünkü: adanın zengin kil damarları var. Güneşli hava ve sıcaklık ta, çömlek yapımında olumlu etkiler.

Burada: benzersiz kavanozlar ve seramik kaplar yapılıyor ve bunlar marka olmuş. Günlük yaşamda kullanılan: kül tablası, yemek ve gıda objeleri de yapılmakta.

Ayrıca: adada, bereketli zeytinliklerin arasına sığınmış, yaklaşık 365 kilise ve manastır bulunuyor.

sifnos.genel.8
Yunanistan Sifnos adası

 

Küçük ada; kayalık olmasına rağmen oldukça verimli toprakları var ve tarım ürünleri üretiliyor. Ayrıca: kokulu bal, çeşitli tiplerde peynir, incir, geleneksel tatlılar ve el dokuma tekstil meşhur.

Ama her şeyden önemlisi, biraz önce de söylediğim gibi: Sifnos, seramik ürünleriyle ünlü.

Adanın yüzölçümü: 74 km. karedir. Uzunluğu 15 km. ve genişliği ise 7.5 km. dir. Kalıcı nüfus: 2442 kişidir.

YEMEK

Adanın yemek şefleri ünlü. Nicolaos Tselementes gibi Yunanistan’da kendi adına yemek kitabı yazan şefler buralı.

Ayrıca; buraya has yerel pişirme metotları ünlü. Chick-kek, piliç güveç, kapari salata, özgün peynir ve tatlı.

sifnos.genel.3
Yunanistan Sifnos adası Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLERİ

Ana liman “Kamares”: merkez “Apollonia” ve kardeş kasaba “Artemon”un 5 km. ilerisinde bulunuyor.

sifnos.apollania.1
Yunanistan Sifnos adası Apollonia Köyü

 

APOLLONİA KÖYÜ


Sifnos adasının başkentidir. Kent hala antik kentin adını korur. Çünkü: antik kent, Yunan mitolojisinde, güneş tanrısı Apollon adını taşımaktadır. Burada: 1000 kişi sürekli ikamet etmektedir.

Burada: seyahat acenteleri, turizm ofisleri, araba kiralama ofisleri, mağazalar, kitap mağazaları, hediyelik eşya mağazaları, bankalar bulunmaktadır.

Konaklama için ise, çeşitli alternatifler var. Sifnos’da daha önce de söylediğim gibi, ünlü Yunan aşçıları var. Bu nedenle, yöresel yemekleri mutlaka tatmalısınız.

Köyde: güzel bir “Halk Sanatları Müzesi” var. Burada: Sifnos geleneksel gündelik yaşamına ait çok sayıda obje sergileniyor.

sifnos.kastro köyü.+1
Yunanistan Sifnos adası Kastro Kasabası

KASTRO KASABASI


Adadaki en eski yerleşim yeri: “Kastro” kasabasıdır. Apollania köyüne, 3 km. uzaklıktadır. Yürüyerek de buraya ulaşabilirsiniz.

Evet, burası, günümüzde de kullanılmaktadır.

14’ncü yüzyılda yapılmış pek çok binanın bulunduğu kasaba: adanın doğu kıyısının 100 metre üstündeki, kayalık arazi çıkıntısının üzerinde, çember şeklinde yerleşmiş.

Kasaba: solmak üzere olan görkem ile yenilenen parlaklığın büyüleyici bir karışımıdır. Venedik tarzı güzel bir bina: “Arkeoloji Müzesi”ne ev sahipliği yapmış. Mykenai ve arkaik döneme ait buluntuları müzede görebilirsiniz. Ayrıca: seramik ve sikke koleksiyonu da var.

sifnos.kato petari köyü
Yunanistan Sifnos adası Kato Petari köyü

KATO PETARİ KÖYÜ


Apollonia’nın 1 km. kuzeydoğusundadır. Köy alçak bir tepe üzerinde kurulmuştur. 19’ncu yüzyılda inşa edilen, Zoodochos Pege kilisesi görülmeye değer.

Kilise: mükemmel bir taş döşeli avlusu ile, yerel halk sanatlarından örnekler vermektedir.

sifnos.ana petali köyü.
Yunanistan Sifnos adası Ano Petali köyü

 

ANO PETALİ KÖYÜ


Küçük bir köy. Apollania’ya 1.5 km. uzaklıktadır. Petali: kayalık/yükseklik anlamına gelmektedir. Burada: ünlü geleneksel bir kafe var: tou Fellou.

sifnos.vahti köyü.1
Yunanistan Sifnos adası Vathi Köyü

 

VATHİ KÖYÜ


Vahty: Yunanca derin anlamına gelir. Apollonia’nın 11 km. güneybatısındadır. Küçük bir yerleşim yeridir.

Daimi ikamet eden yalnızca 50 kişi vardır. Ancak, sakin bir tatil tercih eden turistler için oldukça popüler bir yer.

Halk, seramik konusunda uzun bir geçmişe sahip. Konaklama tesisleri var. Buradaki güzel kumsallarda, yüzmenin keyfine varabilirsiniz.

Deniz çok güzel korunmuş. Ayrıca: çeşitli mağazalar ve Vathy seramik kapları satın alabilirsiniz. Seramik atölyesinde üretiliyorlar ve birçok yere ihraç ediliyorlar.

sifnos.plaj.2
Plajları

 

PLAJLARI


Sifnos’un plajları: adanın güney kıyısında bulunuyor. Sevimli “Platis Gialos”: bir dizi bar ve tavernasıyla ünlü.

sifnos.plaj.1

Yunan adalarının genel özellikleri hakkındaki yazım.

Yunan adalarında gezi planı hakkındaki yazım.

İtalya Venedik Tarihi

İtalya Venedik Tarihi

 

Lagünün sığ adaları arasında dolaşan balıkçı ve kayıkçılar: ilk Venedikliler olarak kabul edilirler. İlk büyük yerleşim: MS.568 yılında, Lombardların istilası sonucu kurulmuş.

Kıyı boylarında yaşayanlar: Lombardların saldırılarından kaçarak: Torcello ve Malamocco gibi, Lido dizilerine ve Adriyatik sahillerine yerleşmişlerdir.

Roma imparatorluğu döneminde: Adriyatik’in kuzey sahillerini kapsayan bölgeye, Venetia veya Venezia adı verilirdi.

Venedik: Kuzey İtalya’ya hakim olan Lombard krallığının ulaşamadığı ve Roma-Bizans imparatorluğunun, Konstantinapolis’e bağlı olan Ravenna merkezinin gevşek yönetimi altındaki bu küçük adacıklar kümesi üzerinde: yavaş yavaş gelişmiştir.

MS.697 yılı civarında: lagün üzerinde yaşayan topluluklar: Malamocco’da bağımsız bir askeri komutanlık kurdular. Bir “dux” (Latince: lider), yani “dük” altında birleştiler.

Dükler: lagün sakinleri tarafından seçilmelerine rağmen, emirleri Bizans İmparatorluğundan alırlardı.

Anakara; 774 yılında: Lombardların hakimiyetinden, İmparator Charlemagne komutasındaki Frankların eline geçti. Lagün topluluklarını fethetmek üzere, 810 yılında, oğlu Pepin gönderildi. Pepin: Malamocco adasını ele geçirdi.

Ama: dük ve maiyeti: Rivo Alto’ya (yükse kıyı) kaçtılar. Dükler Sarayının bulunduğu alana, bir kale inşa ettirdiler. Daha sonra, buraya: Rialto adı verildi.

CUMHURİYETİN DOĞUŞU

Yeni şehir: zaman içinde, bağımsızlığını kazandı. Kuzey İtalya nehir deltaları üzerinde ve denizde sağladığı hakimiyetle zenginleşmeye başladı.

Köle ticaretinin yanı sıra: balıkçılık, tuz ve kereste ticaretiyle zenginleşen kent; kısa sürede rakiplerini devre dışı bıraktı.

Papanın ve Bizans İmparatorunun karşı çıkmalarına rağmen, 9’ncü yüzyıldan itibaren, Venedik’liler: İslam dünyasıyla ticaret yapmaya, Konstantinapolis’ten, gösterişli eşyalar getirip yüksek karla Avrupa’ya satmaya başladılar. Venedik, bu tarihlerde, artık Bizans İmparatorluğundan kopmaya başlamıştı.

Venedikliler, 829 yılında: Müslümanların kontrolünde bulunan İskenderiye’den Aziz Marcos’un naşını çalarak kaçırdılar.

Aziz Marcos: Bizans azizi Theodoros’un yerine, şehrin hamisi olarak kabul edildi.

İMPARATORLUĞUN BÜYÜMESİ

Şehrin, yeni kurulan Arsenale’sinde (tersane): daha hızlı ve daha sağlam kadırgalar inşa edilmeye başlandı. Böylece: Venedikliler, Adriyatik’e indiler ve burada Dalmaçyalılarla savaştılar.

1000 yılında: Cumhuriyet önemli bir zafer kazandı. Bu “Venedik’in denizle evliliği” töreniyle kutlandı. Bu tören: her yıl tekrarlanmaktadır.

Aziz Marcos flaması çekilmiş olan gemiler: Ege ve Doğu Akdeniz sularında gezinerek, ticaret ve yağmacılık yapıp, ganimetlerle ülkelerini güçlendirdiler. Venedik: bir süre sonra: Serenisma (En Yüce Cumhuriyet) veya “Denizlerin Kraliçesi” adıyla anılmaya başlandı.

1095 yılında: Haçlı seferleri sonrasında: Venedik, değerli ganimetler elde etti. Avrupa ve Doğu arasında, siyasi ve coğrafi olarak ideal konuma sahip olan Venedik’te gemiler yapıldı, şövalyelere gerekli teçhizatlar sağlandı.

1204 yılında: Haçlı Orduları, 90 yaşındaki Dük Enrico Dandalo’nun liderliğinde: Konstantinapolis’i yağmaladı. Hazineler arasındaki: dört bronz at heykeli, günümüzde San Marco Bazilikasını süslemektedir.

Cumhuriyet, artık Mısır’dan Kırım’a kadar, önemli merkezleri kontrol altında tutuyordu.

13’ncü yüzyılın sonunda, Venedikliler bir çeşit soylu oligarşisine geçerek, dükün yetkilerini sınırlandırdılar. Dükler, danışmanların rızası olmadan, dış dünyayla bağlantı kuramayan, yalnızca hürmet gösterilen tutsaklar haline getirildi. Görevleri: Cumhuriyetin festivallerine başkanlık etmekti.

1310 yılından: Cumhuriyetin yıkıldığı, 1797 yılına kadar; Venedik’in tarihinde, büyük değişiklikler meydana gelmedi.

SAVAŞLAR VE ENTRİKALAR

Venedik: 14’ncü yüzyılın büyük bir kısmını: Cenova ile, Karadeniz’deki köle ve tahıl ticareti için savaşarak geçirdi. Akdeniz’den: Brugge ve Anvers’e uzanan, kaliteli baharatların ve değerli malların; Flaman giysileri, İngiliz yünü ve kalay ile değiş-tokuş edildiği güzergah için çarpıştı.

1379 yılında: Ceneviz Savaşlarının dördüncü ve sonuncusunda: Venedikliler, tarihlerinin en büyük bozgununa uğradılar. Ceneviz filoları: Macar ve Padovalı askerlerin de yardımıyla, Venedik gemilerini, kendi sularında ele geçirdi ve batırdılar.

Venedik’in güneyindeki: Chioggia Limanının ele geçirilmesiyle, Serenissima kaybedildi. Venedikliler, limanı geri almayı başardılar ve 1380 yılında: Cenevizlilerin pes etmesiyle, denizcilik konusunda çok gelişmiş bir güç, tarih sahnesinden silindi.

14’ncü yüzyıl: iç çatışmalara ve sorunlara sahne oldu. 1310 yılında: Baiamonte Tiepolo önderliğinde toplanan bir gurup muhalif aristokrat: iktidarı ele geçirmek için, dükü öldürmeyi denedi. Ama: isyan kısa sürede bastırıldı. 120.000 kişilik nüfusun neredeyse yarısı “veba” dan öldü.

1382 yılında: 20.000 Venedikli, başka bir salgın hastalıktan öldü ve bunu takip eden 300 yıl boyunca, salgın hastalıklar şehirde, eksik olmadı.

Cumhuriyet, komşu topraklara göz dikti. 15’nci yüzyılda genişleyen üretim için: gıda, kereste ve maden temin etmek gerekiyordu. Kuzey İtalya nehirlerine ve Lombard ovasına düzenlenen baskınlar: direnişle karşılaştı.

1425 yılında: Lombard Savaşları olarak bilinen karmaşık dönem başladı. Cumhuriyet, bu bölgeyi vermemek için öyle bir savunma sergiledi ki; Milano, Floransa ve Napoli; Venedik’e karşı bir koalisyon oluşturdular.

Avrupa ülkelerinin tümü; Venedik’in bütün İtalya yarımadasını ele geçirmesinden kaygı duyuyorlardı.

ALTIN ÇAĞDA YENİ TEHDİTLER

Doğudan gelebilecek tehlikelere karşı: tampon olan Bizans İmparatorluğunun yıkılması ile,  yeni rakip Osmanlılar ortaya çıktı. İlk başlarda, genç Fatih Sultan Mehmet, ciddiye alınmadı.

Konstantinapolis’i korumak üzere Venedikliler tarafından gönderilen kuvvet yetersiz kaldı. Sonuçta: Osmanlılar, 1453 yılında, şehri ele geçirdiler.

Venedik’in hakimiyetindeki ticaret yollarına sık sık saldırılar düzenlediler. 1470 yılında: Kuzey Ege’de Eğriboz’da: önemli bir deniz savaşını kazandılar.

Venedik; Akdeniz’in en büyük deniz gücü olmayı sürdürmesine rağmen, bu yenilgiler, gerileme döneminin başlangıcı oldu.

Lagün dışından elde edilen kazançların azalmasıyla, Venedik başka alanlarda gelişme göstermeye başladı. Batı dünyasında: Palazzo Ducale’den (Dükler Sarayı) daha gösterişli bir yapı ve San Marco kadar kıymetli hazinelere sahip bir başka kilise yoktu.

Bu dönemde: Bellini, Giorgione, Carpaccio, Tintoretto, Veronese ve Tiziano gibi sanatçılar yetişti. Andrea Palladio’nun devrimci fikirleri, gelişen mimarinin oluşumuna damgasını vurmuştu.

Bu dönemde, Venedik, Avrupa’nın en kompleks ekonomisine ve en zengin kültürüne sahipti.

Venedik için tehlike oluşturan unsurlar, zamanlar artmaya başladı. 1498 yılında: Portekizli Vasco da Gama’nın, Ümit Burnu’ndan Hindistan’a yaptığı efsanevi yolculuğun ardından, yeni ticaret yolları bulundu.

Venedik’in baharat ticaretindeki hakimiyeti sona erdi. Büyük keşiflerin yapıldığı bu dönemde: Kristof Kolomb’un Atlantik’in öte yakasında, yeni bir kara parçası keşfetmesi de; Venedik Cumhuriyetini etkiledi.

Avrupa’daki güç ekseni, yavaş yavaş Atlantik kıyısındaki ülkelere kaydı. Yeni Dünya ile ticaretin gelişmesiyle, uzun zamandır Venedik’in zenginliğine kaynak sağlayan Doğu ticaretinin önemi azalmaya başladı.

GERİLEME VE ÇÖKÜŞ DÖNEMİ

İtalya Venedik Tarihi; 1494 yılında: Fransızların İtalya’ya saldırması üzerine, Venedik’te, kendi topraklarına yakın bölgeleri işgal etmeye başladı.

Dünya çapında, ünlü taktiklerini kullanarak, savaşan gurupları başarılı bir şekilde, kendi lehine çevirdi ve İtalya’nın içlerine kadar ilerledi. Ancak: bu uluslar arası oluşumlar, Avrupa’daki güçleri tedirgin etti ve Cumhuriyeti yıkmak üzere: 1508 yılında; Papa II. Julius ve İspanya kralının önderliğinde, Cambrai Birliği kuruldu.

20.000 paralı askerden oluşan Cumhuriyet ordusu, arka arkaya yenilgi alınca ve Birlik, anlaşmazlıklarla bölününce, Venedik;  topraklarını geri aldı. Yedi yıl süren savaş: pahalıya mal oldu ve İtalya’yı ele geçirme çabaları dizginlendi.

V. Karl’ın, İtalya’nın sınırlarını genişletmek istemesi karşısında, Venedik, diplomatik hünerlerini sergileyerek, bağımsızlığını koruyabildi.

Doğu ve Güney Akdeniz’de: Osmanlıların hakimiyeti, giderek artmaya başladı. 1571 yılında: İnebahtı Savaşı, Akdeniz’deki güç dengelerini değiştirdi. Venedik komutasında; bir Haçlı Seferi düzenlendi. Venedik konusunda şüpheleri olan müttefikler: şehrin, bu zaferden kazanç sağlamaması için, ellerinden geleni yaptılar.

Doğuya saldırılara devam etmek yerine; Venedik’in kalesi olan Kıbrıs, bir anlaşmayla Osmanlılara verildi.

1575 ve 1577 yılları arasında yayılan veba ile nüfus: 150.000’den, 100.000’e düştü. Yine de Venedik: İtalya yarımadası ve İspanya’dan gelen Yahudilerin becerileri sayesinde, 16 ve 17’nci yüzyıllarda zenginliğini sürdürdü.

17’nci yüzyılda: Claudio Monteverdi, 18’nci yüzyılda: Antonio Vivaldi gibi dehalarla, müzikte önemli gelişmeler yaşandı.

Venedik sanat geleneği: Tiepolo, Canaletto gibi ustalarla sürdü ve Carlo Goldoni’nin “commedia dell’arte” uyarlamaları, tiyatro tarihinde çığır açtı. Venedik hakimiyetini kaybetmeye başlayınca; Avrupa’nın eğlence merkezi haline geldi. Karnaval baloları düzenleniyor ve şehir, kumarbazlarıyla dillere düşüyordu.

CUMHURİYETİN SONU

İtalya Venedik Tarihi; 18’nci yüzyılın sonlarına doğru, herkes Napoleon’un kapıda olduğunun farkındaydı.

Ama, şehir bunu engelleyebilecek güçte değildi. Napoleon: şehre girdi ve yönetimin Fransız ordusunun himayesinde, demokratik bir konsey sistemine devredilmesini talep etti.

1797 yılında: son dük Ludovico Manin, görevden çekildi. Büyük Konsey; oylamasını yaparak kendini feshetti. Seranissima, tarih sahnesinden çekildi. Napoleon’un Tugayları: hazineleri yağmaladı ve Arsenale’yi harap etti.

Napoleon; şehri Avusturya kontrolünde bırakarak çekilmeden önce, burada 5 ay kaldı. 1805 yılında: Avusturyalıları, Austerlitz’de yenerek geri geldi ve şehri İtalya Krallığına bağladı, ancak bu pek uzun ömürlü olmadı.

Avusturyalılar, Waterloo’dan sonra Venedik’i tekrar ele geçirdiler ve 1866 yılına kadar burada kaldılar. Avusturyalılar, Venedikliler tarafından küçümsenmelerine rağmen, Nepoleon’un yağmaladığı pek çok hazineyi yeniden şehre kazandırdılar.

1846 yılında: zevksiz bir tren köprüsü inşa ederek, Venedik’in ana karayla bağlantısını sağladılar. 1848 yılında: devrimci Daniele Manin önderliğinde Venedikliler, Avusturya garnizonunu şehirden attılar. Geçici Cumhuriyet kuruldu, ancak ertesi yıl yıkıldı.

1866 yılında; Avusturya’nın Prusya’ya yenilmesinin ardından yapılan referandumla, Venedikliler, ezici bir çoğunlukla İtalya Krallığına katılmayı seçtiler ve Venedik, yarımadanın 20 bölgesinden birinin başkenti oldu.

GÜNÜMÜZDE ŞEHİR

İtalya Venedik Tarihi; Venedik, 20’nci yüzyılda sorunlarla boğuşmuştur. Porto Marghera’daki geniş liman ve petrol rafinerisi: 1920’li ve 1930’lu yıllarda, önemli kirlilik sorunlarına neden oldu.

Bölgenin su seviyesiyle oynanması sonucunda, sel tehlikesi ortaya çıktı ve zararlı su yosunları gelişti. Şehrin: 13 saat boyunca, 2 metre yüksekliğinde suların altında kaldığı, Kasım 1966 tarihindeki sel felaketinden sonra, Venedikliler ve uluslar arası camia, şehrin tarihi dokusunu korumak üzere harekete geçti.

1992 yılında, İtalyan Hükümeti, lagündeki gelgitleri kontrol altına almak için, Pordo di Lido’da, Porto di Malamocco’da ve Pordo di Chioggia’da: hareketli, büyük bariyerler inşa etti.

Buna rağmen: uluslar arası uzmanlar tarafından yapılan dayanıklılık testlerinden sonra, “Moses (Musa)” olarak bilinen proje: 1998 yılı sonunda, hükümet tarafından durduruldu. Fakat; 2001 yılında, bu projeye yeniden başlandı.

Şehrin en önemli sorunu: aynı zamanda en önemli gelir kaynağı olan turizmdir. Yoğun sezonlarda, günlük turist sayısı 25.000’in üzerine çıkar. Bu da, şehrin alt yapısı için tehlike oluşturuyor. Turistlerin şehre akın etme nedeni olan güzellikleri tehdit ediyor.

Ziyaretçi sayısına sınır koymak, su taşkınlarına karşı çözümler bulmak, kirliliği kontrol altında tutmak ve genç nüfusun sayısındaki azalmaya çözüm bulmak gibi meseleler, şehrin geleceğini güvence altına almak için çözülmesi gereken sorunlar olarak, Venedik’in önünde durmaktadır.