Sicilya Güneydoğu bölgesi

Sicilya Güneydoğu bölgesi

Sicilya adasının güneydoğu bölümünde, turistik özellik taşıyan yerleşimler şunlardır:

a. Ragusa
b. Syracuse
c. Noto

Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa

RAGUSA-RAUSA

Şehir: MÖ.2000 yıllarında ilk yerleşimi görmüşken, 1693 depreminden sonra: Barok mimari stil kullanılarak yapılan yeni binalarla yeniden inşa edilmiştir. Bunun ardından ise, çevresindeki 7 belde ile birlikte, 2002 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek, koruma altına alınmıştır. Evet: burayı ziyaret ederseniz söylediğim gibi, UNESCO tarafından koruma altına alınmış, muhteşem mimari yapıları görebilirsiniz.

Evet: ilginç bir şehirdir. Çünkü: dağların yamaçlarına, yüksek tepelere kurulmuştur. Dolambaçlı sokaklardan, merdivenlerden, dar yollardan ilerleyerek şehir gezilebilir ve söylediğim gibi bu geziniz sırasında, Ortaçağ döneminden kalma, Barok, Gotik ve Rönesans dönemi izlerini taşıyan mimari yapılar görebilirsiniz.

Bunun dışında, buraya giderseniz, muhteşem bir manzara da sizi bekliyor. Ama yürümeyi sevmiyorum diyorsanız, Ragusa şehrinde, turistik bir tren var. Bu tren: Ragusa Ibla çevresini dolaşıyor. Şehir girişindeki otoparkta başlayan tur, şehir merkezindeki birçok tarihi-turistik yeri gezerek dolaşır. Yürümeyi sevmeyenler için uygun olabilir.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa

Şehir

adanın güneyinde “Monti İblei” dağlarının güney eteklerinde iki derin vadi arasında bulunan bir geniş tepe üzerinde yerleşmiştir ve 2 kısımdan oluşmaktadır.

1. Ragusa Superiore-Yukarı Ragusa
2. Ragusa İbla.

Şehrin rakımı ise: 385-635 metre arasında değişmektedir. Bu yüzden, İtalya ülkesinde, en yüksek rakımlı beşinci şehirdir. Denizden uzaklık ise, 20 km. dir. Şehirde, tarım ve turizm yanında, sanayi de bulunur. Bu yüzden, Ragusa, Sicilya adasının diğer şehirlerine nazaran daha zengindir. Sanayi yanında, Akdeniz’in en güzel mavisini burada bulmak mümkündür. Zaten: Ragusalılar, deniz kıyısını yasalarla koruma altına almışlar ve deniz kıyısında konut yapımına izin vermemişlerdir.

Şehrin diğer bir coğrafi özelliği: Avrupa kıtasının burada bittiği ve Afrika kıtasının başladığı nokta olmasıdır.

Şehirde: lezzetli “ricotto” şarapları üretilmektedir.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa Superiore

RAGUSA SUPERİORE

Bölgenin en önemli anıtı: katedraldir.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa Battista Katedrali

Battista Katedrali

Bu bölgenin en muhteşem anıtıdır. Buradaki ilk kilise: Ortaçağ kale duvarları altında, batı kesimde yapılmıştır. Ancak, 1693 depreminde yıkılınca, 1718-1778 yılları arasında bu yapı inşa edilmiştir. Yapının cephesi: üç portalı, oymaları ve tipik cephesiyle, Sicilya Barok tarzını simgelemektedir. Yapının kubbesi: 1783 yılında yapılmıştır ve 20’nci yüzyıla kadar bakır levhalar ile kaplıdır. Yan şapel ise, 19’ncu yüzyıl yapısıdır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa İbla

 

Sicilya Güneydoğu bölgesi Ragusa İbla

RAGUSA İBLA

Burası: diğer bölgeye nazaran daha yüksek bir tepe üzerinde, eski Ortaçağ döneminden kalma plana göre restore edilmiş, eski “Patro” mahallesi bölgesinde, 18’nci yüzyılda yeniden kurulmuş bir bölgedir.
Burada: Barok mimari stilin etkin olduğu, birkaç saray ve kilise bulunmaktadır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi

Ragusa Superiore ve Ragusa Ibla arasında: bunları birbirine bağlayan dar bir sokakta bulunan “Santa Maria” kilisesi ilgi çekmektedir. Bu kilisenin orijinal Gotik şeklindeki yarısı: 1693 yılındaki depremde zarar görür ve bunun üzerine zarar gören bölüm, Barok tarzında yeniden yapılır. Yani, kilise yapısının bir kısmı Barok, diğer kısmı Gotik mimari özellik taşımaktadır. Kilisenin şapelinde ise Rönesans etkisi görülür ve içinde ise, 18’nci yüzyıl Sicilyalı ressamların resimleri görülür.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa

SYRACUSE-SİRACUSA

Sicilya adasında bulunan tarihi şehir, Siraküza eyaletinin başkentidir. Sicilya’nın güneydoğu köşesinde, İyon denizi kıyısında, Sirakuza körfezi yanındadır.  Kıyıdan hemen açıkta, 2000 metre derinliğe sahip, dik bir yükseltide yer almaktadır.

Sikacusa şehri, 2005 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Antik Yunan-Roma döneminde, Siracusa, Sicilya adasının en önemli kentiydi.

MÖ 8’nci yüzyılda Korinthoslularca kurulan kent, küçük ama savunmaya elverişli ve iki yanında doğal limanlar bulunan Ortygia (Keklik) Adasından dışarı anakaraya doğru genişlemiştir.

MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarında, ada ile anakara yapay bir yolla birbirine bağlanmıştır.

Kent, Yunan dünyasının en büyüklerinden biri haline gelmiştir.

Klasik dönemde, 250.000 gibi sadece Atina’nınki ile karşılaştırılabilen bir nüfusa sahipti.

Siracusa’nın zenginliği tarım, kireçtaşı ocakları ve limanlardan geliyordu.

Ama kentin siyasi tarihi çalkantılıydı.

Sicilya’daki tipik olduğu üzere, ağırlık olarak yönetim şekli demokrasi yerine tiranlık olarak kaldı.

Yine başka yerlerde olduğu gibi, hükümdarın sanatsal ve mimari eserler yaratılmasında önemli bir rolü vardı.

Ancak, üç tiranı kısaca incelerken, Siracusa’nın tüm yöneticilerinin kendilerini sanat ve mimari ile yüceltme ihtiyacını hissetmedikleri görülür.

GELON:

MÖ 480’de, Himera’nın (Kuzey Sicilya) tahtından indirilmiş tiranı; Kartacalılardan yardım istedi.

Buna karşılık, Gela ve Siracusa’nın tiranı Gelon, koalisyon kuvvetlerinin başında sefere çıktı ve büyük bir zafer kazandı.

Himera’da Yunanlı olmayan Kartacalılara karşı kazanılan zafer, Yunanlıların Persleri yendiği Salamis Savaşının batıdaki karşılığı haline geldi, öyle ki, Herodotos ikisinin aynı gün gerçekleştiğini yazacaktı.

Diodoros Sikeliotes’e göre: Kartacalılar hafif ateşkes şartları sağlamayı başarmıştı.

Lehlerine mücadelesine şükranlarını sunmak için, Gelon’un karısı Damarete’ye 100 talent ağırlığında bir taç sundular.

Zaferin anısına, bu altından 10 Atrika drahmisi değerinde, olağanüstü büyük bir para birimi olan bir “dekadrahmi” sikke bastırmıştı.

Bunu onun adına “Damareteion” adı verilmiştir.

Bu sikke günümüze gelmemiştir.

Ama anma amacı, bize ulaşan çok güzel bir gümüş dekadrahmi de görülebilir.

Sikkenin turasında: dört atın çektiği bir araba, bir sürücü, yazı tarafında ise: kentin sembolü olan yöresel su perisi Arethusa’nın başı yunus balıklarıyla çevrili olarak tasvir edilmiştir.

Uzun zaman bunun da Himera’daki zaferin anısına olduğunu düşünen nümizmatlar, artık bu sikkeyi daha sonraya tarihlendirirken, kimi uzmanlar bunu MÖ 466’da titanların kovulmasıyla bağdaştırır.

Gelon’un kendisi, zaferi Dor düzeninde iki büyük tapınak ısmarlayarak kutlamıştı.

Biri Himera’da, diğeri Siracusa’da Ortygia’da.

Athena’ya adanmış olan ikincisinin boyutları: 52 x 22 metre olup, kısa yanlarında 6’şar, uzun yanlarında 14’er sütun vardı.

Yapımında yerel kireçtaşı kullanılmış, ayrıntılar mermerden yapılmıştı.

Zenginlik ifadesi ayrıntılar (günümüzde kayıptırlar) arasında altın ve fildişinden kapılar vardı.

Ayrıca, dışarıda alınlıklardan birinin zirvesine yerleştirilen Athena heykelinin, parlaması denizde uzak mesafelerden görünen, altından bir kalkanı vardı.

MS 7’nci yüzyılda tapınak; bir Hıristiyan kilisesine dönüştürülmüş ve başta sütunlar olmak üzere pek çok öğesi tasarıma dahil edilmişti.

MÖ 415-413’te Atinalılar o dönemde Sparta’nın müttefiği olan Siracusa’yı ele geçirmeye kalkıştı.

Korkunç bir felaketle sonuçlanan bu sefer Peloponnesos Savaşının sonunda Sparta’nın Atina’yı yenmesinin önünü açtı.

Kısa süre sonra, Kartacalılar Sicilya’yı işgal ettiler ve başarısız oldular.

I.DİONYSİOS:

MÖ 405’e gelindiğinde, önemli tiran I. Dionysios iktidara gelmişti.

Kentte acımasız, dışarıda saldırgan olan bu tiran;  Kartaca, Etrüksler ve Yunan kentlerine karşı savaşarak bir noktada; adanın yarısına egemen oldu ve MÖ 367’ye kadar iktidarda kaldı.

Namını heykel veya resim olsun görsel imgelerle yaymayı veya büyük dini anıtlar yaratmayı tercih etmedi. Onun yerine, şair ve yazarlara hamilik etti. Kendisi de tragedyalar yazdı.

Hatırlandığı mimari proje; askeri nitelikteydi. Siracusa’yı koruyan yeni bir tahkimatlar sistemi yaptırdı. Ortygia’nın savunmasını güçlendirdi.

Epipolac Yaylası’nı kuşatan yeni bir duvar yapıldı ve daha önce surlarla çevrili alanın; 8 katı bir alan kuşatıldı.

Uzak köşede, savunma açısından çok önemli olan Euryalus tepesi yer aldı.

Dionyssios’un burada yaptırdığı kale hakkında fazla bilgi yok, ama MÖ 4 ve 3’ncü yüzyıllardaki güçlendirmeler iyi korunmuş durumdadır.

Bu tahkimatlar arasında kuleler, anakayaya oyulmuş kuru hendekler ve askerlerin duvarlara ve düşmanların içine doldurduğu molozları temizlemek için kuru hendeklere kolayca ulaşmalarını sağlayan; yeraltı geçitlerinden oluşan gelişmiş bir kompleks de sayılabilir.

II.HİERON:

MÖ 3’ncü yüzyılda tiren II. Hieron (MÖ 271-216) egemen olmuştur.

Gerçek bir Helenistik çağ hükümdarı olduğunu kanıtlamıştır.

Helenistik doğudaki krallardan etkilenerek eşi Philistis ile birlikte kendilerini kentin sikkelerinde tasvir ettiren ilk Siracusa yöneticileri oldular.

İnşaat projeleri tam da başarılı bir hükümdardan bekleneceği gibi büyük kamusal anıtlar, bir tiyatronun baştan düzenlenmesi ile anıtsal bir sunaktan oluştu.

Tiyatro, tasarımda Yunan’dan Roma’ya geçişi sergiler, 15.000 kişi alacak şekilde genişletilen tiyatro, bir tepenin yamacı oyularak yapılmıştı ve yarım daire biçiminde oturma yerleri ile mimari açıdan karmaşık bir arka plana sahip, yakınlaştırılmış bir sahne yapısından meydana geliyordu.

Oturma yerinin ve sahne yapısının birleştirilmesi Roma tiyatrosunun ayırt edici özelliği olacak ve Romalılar tepe yamaçlarının yanı sıra düz zemin üzerine de tonozlarla inşaat yapabilme becerilerini Yunanlıları geride bırakacaklardı.

II.Hieron, tiyatronun yakınlarına yıllık Zeus Eleutherios festivalinde gerçekleştirilen 450 öküzün kurban edilme töreni için anıtsal bir sunak yaptırdı.

Bu tapınakla bağlantılı olmayıp müstakil olması açısından Pergamon’daki Zeus Sunağını hatırlatan bu sunak, devasa boyutlarıyla (198 x 23 metre) dikkat çeker.

II.Hieron, Roma ile yakın ve dostane bir ilişki geliştirmişti.

Ölümünden sonra bu ilişki bozuldu ve iki yıl süren acılı bir kuşatmadan sonra MÖ 212’de Romalılar kenti ele geçirip yağmaladılar.

Kurbanlardan biri de, dahi matematikçi ve mucit Arkhimedes’ti. (Arşimet) Aslında Arşimet, kendisine zarar verilmemesi yönündeki emirlere rağmen bir Roma askeri tarafından öldürülmüştür. Çiçero Arşimet’in mezarını ziyaret ettiğini ve mezarın üzerinde Arşimet’in en değerli matematiksel keşfini temsil etmek üzere bir küre ve bir silindir bulunduğunu anlatır.

Bu zaferle, Romalıların Güney İtalya ve Sicilya fetihlerini tamamlamış oldular ve dikkatlerini Orta Akdeniz’deki ezeli rakipleri Kartaca’ya yönettiler.

İşte Siracusa şehrinin tarihi geçmişi böyle.

Günümüzde burası küçük bir şehirdir. Şehirde, her döneme ve kültüre ait tarihi eserlere rastlanır. Yunanlı Cicero burayı “Yunan şehirlerinin en güzel yerlerinden biri olarak” nitelendirir. Ancak ada, Roma ve Bizans imparatorluklarının eline geçince, şehrin önemi yavaş yavaş azalır ve Palermo şehri, Sicilya Krallığının en önemli şehri haline gelir.

Şehirdeki “Pantalica Nekropolü”; UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Pantalica

Pantalica: Syracuse’nin 33 km. kuzeydoğusundadır.

Nekropol

Necropol, Pantalica nehri vadilerindedir ve Sicilya’ya MÖ.5000 yıllarında gelenler tarafından yapılmıştır. Nekropol: kanyonlarla çevrili bir plato üzerindedir. Anapo vadisi boyunca uzanan antik yol boyunca, 10 km. lik mesafe geçmek gerekir.
Pantalica nekropol bölgesinde, taş ocaklarında kayaya oyulmuş 5000 den fazla mezar bulunmuştur. Bu mezarların çoğu: Bizans dönemine aittir ve MÖ.7 ile MS.13’ncü yüzyıllar arasındaki döneme aittir. Nekropol: kazılmış ve çıkarılan nesneler Syracuse Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Bunlar arasında: iskelet kalıntıları, seramik ve Bizans dönemine ait metal ve altından oluşan bir hazine bulunmaktadır.

Tapınak

Burası, Bizans döneminde bir kilise, Arap döneminde ise cami olarak kullanılmış dini bir yapıdır.

Acradina

Burası, bir zamanlar Syracusa şehrinin merkezi olarak kullanılmıştır.
Günümüzde modern bir görünüme sahip bu bölgede çeşitli tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Ancak, tarihi eserlerin birçoğu apartmanların altında kalmıştır. Kazılarda bulunan binlerce parça eser ise, üç bölüm halinde “Arkeoloji Müzesinde” sergilenmektedir.
Bugün, burada merkez otobüs terminali bulunmaktadır. Ayrıca: “Piazza Marconi” denilen bir meydan vardır ve şehirlilerin buluşma yeridir. Piazza Marconi meydanının sağındaki demiryolu hattı geçildikten sonra ise, batıya doğru yürürseniz, bu kez “Romano” olarak bilinen bölgedeki MÖ.1’nci yüzyıla ait Roma sitesine ulaşırsınız. Burada: dikmeli sütunlarla çevrili küçük bir tiyatro bulunur. Oditoryumun büyük bölümü de sahne arkasında, yüksek bir kaide üzerinde bir sunak olarak kalmıştır.

Epipolai

Burası, Syracuse antik kendinin kuzeyindeki en büyük ilçe olmasına rağmen, günümüzde tamamen ıssızdır ve kalker bir plato üzerinde, üçgen şeklindedir. Bu plato üzerinden ikmal yolu geçtiğinden, MÖ.400 yılında, Dionysos I tarafından, burası tahkim edilmiş ve 6 km. lik bir sur duvarı yaptırılmıştır. Kayıtlara göre, duvarın yapımında 60.000 kişi çalışmıştır.

Eurialo kalesi

1.5 hektarlık alana yayılan kale, Yunanlılar zamanından kalan en büyük tahkimat olarak dikkati çeker. Kalenin duvarları, MÖ.402-397 yılları arasında, Dionysios döneminde yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda, kale, MÖ.3’ncü yüzyıla kadar, askeri gereksinimleri karşılamak için yenilenmiştir. MÖ.213-212 yıllarında, Siracusa şehri Romalılar tarafından kuşatıldığında, dev aynanın güneşi yansıtarak düşman filosunun yelkenlerini ateşe vermesi için Arşimet burada çalışmalar yapmıştır.

Antiquarium

Kalenin girişinde, batı bölümünde: kayalara kazılmış üç mezar bulunuyor. Onların arkasında ise, beş büyük kule tarafından korunan ana kale bulunur. Doğu kesimindeki Bizans duvarlarının arkasında ise, birkaç su kuyusu görülür. Ayrıca: birliklerin düşman tarafından tespit edilmeden geçebilmeleri için yer altı geçitleri vardır.
Buradan: Syracusa ve Porto Grande Limanlarının muhteşem görüntüsünü izlemek mümkündür.

Megara Iblea

Burası: antik “Megara Hyblaea” şehridir ve günümüzde Syracuse şehrinde Mgara-Giannalena istasyonunun 10 km. kuzeyinde, Siracusa’nın ise 21 km. kuzeyindedir.
Megara: Sicilya adasının en eski Dorian kolonilerinden birisidir. Atina yakınlarındaki Megara bölgesinden gelen göçmenler tarafından kurulmuştur. MÖ.350 yılında buraya yerleşim başlamıştır. MÖ.214 yılında, Romalı Marcellus’un bölgeyi ele geçirmesinin ardından, yerleşim sona ermiştir.
Antik şehir: 1872-1889 yıllarında Fransız arkeologlar tarafından kazılmıştır. Buradaki kazılarda elde edilen objeler: Antiqurium’da sergilenmektedir. Bunların başlıcası: iki bebek emziren bereket tanrıçası heykelidir.
Günümüzde burada: bir çevre duvarı, iki antik tapınak, rıhtım tesisatı ve iki Nekropol bulunur.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa Old Town

OLD TOWN

Şehrin bu eski bölümünde: çekici balkonlar, dar ve dolambaçlı sokaklar ve eski evler, saraylar bulunur.

Piazza Pancali

Ponte Nuovo geçişi, buraya ulaşmayı sağlar.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa Temple of Apollon

Temple of Apollon

Burası: 1938-1943 yılları arasında kazılmıştır. Tapınak: MÖ.570 yılında yapılmış, eski Dorik stilindedir. Oluşturucunun belirttiğine göre: Apollona ithaf edilmiştir. Daha sonraki yıllarda ise, Bizans kilisesi, İslam camisi, Norman Kilisesi ve İspanyol kışlası olarak kullanılmıştır.
İlk yapıldığı dönemden ise: yalnızca cella duvarının bazı kısımları ve bazı sütunlar kalmıştır.

Piazza Archimede

Meydanın güneyinde: 18’nci yüzyılda yapılan Palazzo Gargallo, 15’nci yüzyılda yapılan Palazzo dell’Orologio, 15’nci yüzyıldan kalma Palazzo Lanza-Bucceri ve 1928 yılında yapılan Palazzo del Banco di Sicilia bulunmaktadır. Montana Via’nın kuzeyindeki saray ise, 1398 yılından kalmadır.

Dom Santa Maria dele Colonne

Burada bulunan binalar, 17 ve 18’nci yüzyıllardan kalmadır. Bunlar arasında dikkati çekenler: 1618-1751 yılları arasında yapılan Piskoposluk sarayı, 1695-1703 yılları arasında yapılan Santa Lucai alla Badia kilisesi, 1788 yılında restore edilen Palazzo Beneventano del Bosco ve 1633 yılında yapılan Palazzo del Senato bulunmaktadır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa Katedrali

Syracuse Katedrali

MÖ.9’ncu yüzyılda yapılan katedral: eski tarihli bir “Siculi Tapınağı” ve MÖ.480 yılında yapılan “Athena Tapınağı” üzerine MS.640 yılında Bizanslılar tarafından inşa edilmiştir. 480 yılındaki tapınak, Kartacalılara karşı yapılan savaşta kazanılan zafer anısına yapılmıştır. MS.7’nci yüzyılda, Bakire Athena için yapılan bu tapınak, Meryem Ana’ya adanmış bir kilise haline getirilir. Böylece orta nef kaldırılır ve bütün bina tersine edilir. Eski doğu girişi kapatılır, batı tarafından giriş yapılır.

Arap döneminde cami, Norman döneminde kilise olmuş, sonra yenilenmiş ve eklemeler ile günümüze kadar gelmiştir. 1693 yılındaki depremden sonra, canlı bir Barok cephe ve mükemmel açık sütunlu bir revak inşa edilir. 1927 yılındaki restorasyonda ise, yeni eklemeler yapılır. Ancak: bu restorasyonda: 1517 yılında yapılan ahşap tavan, 12’nci yüzyıl Norman dönemi yapımı yedi küçük bronz aslan tarafından desteklenen yazı, 1659 yılı yapımı yüksek sunak ve 1653 yılı yapımı kutsal şapel muhafaza edilir.
Katedralin sağındaki şapel: St. Lucia’ya adanmıştır. Burada bulunan ve 1204 yılında Venedik’ten getirilen kutsal emanetler, yakın zaman öncesinde Venedik-San Geremia kilisesine geri götürülmüştür.

Fonte Arethusa

Syracuse Katedral meydanında, papirus sazlarla çevrili ve denize yakın bir gölet bulunmaktadır. Evet, Syracuse şehri ve çevresinde, Mısır’a özgü bir bitki türü olarak bilinen “papirüs” yetiştirilmektedir. Avrupa’nın en büyük papirüs alanı, şehirdeki bu bölgede Cianne nehri çevresindedir. Bu bitki, bir zamanlar, Mısır Firavunu Prolemy II tarafından buraya gönderilmiş ve kağıt yapımında kullanılmıştır. Günümüzde de şehirde bir “Papirüs Müzesi” bulunmaktadır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Syracusa Castello Maniace

Castello Maniace

Adanın en uç noktasında, güney uçtadır.
Kale: 1239 yılında yapılmış ve daha sonraki süreçte ise yenilenmiş ve değiştirilmiştir. Kalenin bulunduğu alanda, daha önce, tanrıça Hera için yapılan bir tapınak, onun üzerinde ise, özel bir konutun ve daha sonra ise Bizanslıların yaptığı duvarların bulunduğu söylenir.
Kalenin bulunduğu bölgedeki ara sokaklardan, adanın diğer sahiline çıkmak mümkündür. Sahilde uzanan cadde üzerinde yürürseniz, Porto Piccolo denilen limana ulaşırsınız. Kalenin mermer giriş kapısı civarındaki iki antik bronz koç kaybolmuş olup, bunların bir benzeri Palermo Arkeoloji Müzesindedir.

Foro İtalico

Burası ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yeridir ve ağaçların altında piknik yapılabilmektedir. Burada, şehir surlarının kalıntıları görülebilir.

Porta Marina

Syracuse şehrinin kuzeyindedir ve 15’nci yüzyılda yapılmıştır. Burada, bir de 1501 yılı yapımı, Santa Maria dei Miracoli kilisesi bulunuyor.

Palazzo Bellomo

Capodieci Via boyunca yürüdüğünüzde, buraya ulaşmak mümkündür. Burada, önemli bir bina bulunur ve zemindeki orijinal bina, 1250 yılı yapımıdır. Üst katta: 15’nci yüzyıl Katalan etkileri görülen, ince sütunlar ile üçlü pencereler bulunur. İç avlu, açık bir salon düzeni, açık bir merdiven bulunur.

Galleria Regionale

Palazzo Bellmo meydanındaki bu galeride: heykeller, resim ve el sanatları ile antik eserler sergilenmektedir. Zemin katta: 16’ncı yüzyıldan kalan heykeller görülür. Üst katta ise, 18’nci yüzyıldan gelen önemli eserler bulunur.

PİAZZA SANTA LUCİA

Burası; ağaçlar ve yeşilliklerle çevrili bir meydandır. Söylenenlere göre: St Lucia, hasta annesi ile beraber 17’nci yüzyılda, Syracuse koruyucu azizinin türbesine ziyarete gider ve annesinin iyileşmesi için dua eder. Bu ziyaret yeri olan sekizgen türbe, 17’nci yüzyılda yapılmıştır. Onun kuzey ucunda, aynı adı taşıyan kilise görülür. Günümüzde, türbe ziyaret edilebilmektedir ve hatta her yıl 13 ARALIK günü kutlamalar yapılır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Piazza Santa Lucai

Santa Lucia

Burası, 12’nci yüzyılda inşa edilmiş bir bazilikadır. 6’ncı yüzyılda St Lucia burada öldürülmüş ve bunun anısına buraya bir kilise inşa edilmiştir, ancak bazilika, bu kilisenin üzerine yapılmıştır. Eski kiliseden günümüze, batı uçtaki gotik bina kalıntıları kalmıştır.

Piazza Vittoria

Piazza Santa Lucia kuzeybatısında, geniş arkeolojik kazı alanı ve Piazza Vittoria bulunmaktadır. Burada, yani arkeolojik kazı alanında çıkarılan, Demeter adak hediyeleri, günümüzde, Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Piazza Santa Lusia Santuario della Madonna dele Lacrime

Santuario della Madonna dele Lacrime

Arkeoloji Müzesinin kuzeyindedir. 76 metre yükseklikte olması amaçlanmıştır. 1953 yılında dikilen bu alçıdan heykel, Enrico Castiglioni tarafından yapılmıştır. Alçı heykelin, birkaç kez ağladığı söyleniyor.

Cyane-Zeus Tapınağı

Sicilya Güneydoğu bölgesi

Cyane

Şehir merkezinin 7 km güneybatısındadır ve tekneyle veya araçla gidilebilir. Burada: her yıl, eski Syracusans Persephone ve Cyane onuruna, bahar şenlikleri düzenlenir. Çünkü: efsaneye göre: Bahar perisi Cyane: Demeterin kızı Persophonenin, Hades tarafından kaçırılmasına engel olur ve yer altı Tanrısı tarafından bir yay haline getirilir.
Evet, burası aynı zamanda “Ciane” nehrinin kaynağıdır. Burada, vahşi papirüs yatakları bulunur.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Zeus Tapınağı

Zeus Tapınağı

Zeus Tapınağı: Ciane nehrinin hemen güneyindedir.
Buradaki Zeus Tapınağı: MÖ.560 yılında inşa edilmiştir. Syracuse şehrindeki Apollon Tapınağına benzer. Tapınak: MÖ.480 yılında, Kartacalılar üzerinde kazanılan zaferin anısına, Olympieion Zeus için, bir şükran hediyesi olarak yaptırılmıştır.

Villa Landolina

Syracuse şehrinde kıyıda bulunmaktadır. Park alanı: MÖ.735 yılında, şehirdeki korunaklı liman alanında Yunanlılar tarafından kurulmuştur.
Bu park alanı içinde bulunanlar:

Museo Archeologico Regionale Paolo Orsi

Müze: Villa Teocrito parkı içindedir. Giriş ücretlidir, yetişkin 4 Euro.
Palermo şehrindekinden sonra adada bulunan ikinci en önemli arkeoloji müzesidir. Müzenin koleksiyonlarında: erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi eserleri bulunur. Müzenin üst katında: Yunan, Roma ve Erken Hıristiyanlık dönemi objeleri sergileniyor. Buranın en önemli eserleri: Augustus ve Adelphia lahitleridir.
Müze binası: Franco Minnisi tarafından tasarlanmış olup, tuğla ve cam yapıdır. 1988 yılında ziyarete açılmıştır.

İngiliz Mezarlığı

Çevre duvarının arkasında, müze girişinin önündeki patika çıkıldığında, mezarlık görülür.
Burada: Napolyon’a karşı yapılan savaşta ölen İngiliz denizci askerleri bulunmaktadır. Ayrıca: yine burada, 1835 yılında Kont Landolina’nın konuğu iken ölen August Von Platen adını taşıyan bir Alman şairin mezarı ve bir büstü bulunmaktadır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Arethusa kaynağı

Arethusa kaynağı

Parkın güneyinde, yarımada üzerinde tatlı su kaynağıdır. Zaten, bölgenin ilk yerleşimcilerinin burayı tercih etmesinin en büyük sebebinin, bu tatlı su kaynağı olduğu söylenir. Su kaynağının çevresinde, vahşi Papirus bitkileri görülür.

Arkeoloji Alanı

Bu arkeoloji alanı: parkın hemen yakınında, MÖ.360-315 yılları arasında inşa edilmiştir.

 

Catacombe San Giovanni Evangelista

Burası: Roma döneminde ilk Hıristiyanların gömüldüğü, yer altı galerileriyle birbirine bağlanmış, yüzlerce odadan oluşan bir mezar alanıdır. Bunlar: Acradina kenar boşlukları boyunca, Neopolis içine yerleştirilmişlerdir.

Santuario Madonna dele Lacrime

Parkın hemen karşısında, şehrin her yerinden görülen konumda bulunan bu kilise: koni şeklinde ilginç bir tasarıma sahiptir. 1953 yılında Meryem Ananın Heykelinin gözünden aktığı söylenen yaşların anısına; 1966-1994 yılları arasında burada inşa edilmiştir.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Roma Gymnasium

Roma Gymnasium

Muhtemelen MS.1’nci yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Bu anıtsal kompleks, çeşitli yapılardan oluşur. Sunak önünde tapınak kalıntıları ve bir tiyatro görülür.

NEOPOLİS BÖLGESİ

Burası da önemli tarihi eserlerle doludur. Burada: tarihi eserleri sit alanı içine almak için bir park oluşturulmuştur.

Parco Archeologica della Neopolis

1955 yılında oluşturulan park alanına ulaşmak için, hafif meyilli olan “Viale Paradiso” caddesini takip etmeniz gerekir. Parka girince, bilet gişesinden sonra: iki yolla karşılaşıyorsunuz. Aşağıya giden yolu takip ettiğinizde: bir bölgeye ulaşıyorsunuz.

Latomie del Paradiso

Burada: taş ocakları bulunuyor. Bu bölgedeki taş ocaklarından çıkarılan taşlar, yüzyıllar boyunca şehirdeki tarihi eserlerin yapımında kullanılmıştır. Ayrıca: yine bu bölgede bulunan karanlık ve nemli mağaralar, bazı tarihi dönemlerde hapishane olarak kullanılmışlardır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Orecchio di Dioniso

Orecchio di Dioniso

Bu mağara: en ilgi çekici mağaradır. Mağaranın girişi, 66 metre uzunluğunda, 23 metre yüksekliğinde, bir kulak şeklindedir. Söylenenlere göre: Şarap tanrısı Dionysos: mağaranın muhteşem akustiği sayesinde, mahkumların tüm konuşmalarını duymuş ve ona göre hareket etmiştir. Evet, burası şehirdeki binalar için taş sağlanan bir taş ocağı olarak uzun yıllar kullanılmıştır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Teatro Greco

Teatro Greco

Park alanı içinde, gişenin bulunduğu yere geri dönüp, yukarı giden yolu izlerseniz, buraya ulaşırsınız. Burası, Yunan tiyatro sanatının en önemli örneklerinden birisidir. Sicilya’da en büyük tiyatro binasıdır. 15.000 seyirci kapasitelidir.
MÖ.5’nci yüzyılda yapılmıştır. Romalılar döneminde, burada gladyatör dövüşleri düzenlenmiştir. Günümüzde ise, yaz akşamlarında burada klasik müzik konserleri düzenlenmektedir. Tiyatronun üst tarafındaki terasta ise: mağara içinde küçük bir şelale ve onun sularının biriktiği bir havuz görülür. Terasın diğer yanı ise mezar alanıdır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Amfiteatro Romano

Anfiteatro Romano

Burası park alanı dışındadır. Kendi türünün en büyük örneklerinden birisidir. MS.3’ncü yüzyılda yapılmıştır. Taş işçiliğinin önemli eserlerinden olan bu tiyatro, Romalılar tarafından yapılmış ve gladyatör dövüşlerinde kullanılmıştır. Tiyatronun hemen yan tarafında ise: yine ünlü muhteşem bir yer vardır.

Hieron II

Burası: tiyatronun yan tarafında 400-450 boğanın aynı anda kurban edilebildiği bir altar yani sunaktır. MÖ.225 yılında inşa edilmiştir.

NECROPOLİS GROTTİCELLE

Neopolis Arkeoloji Parkının kuzeyindeki bölgedir.

Archimede Mezarı kalıntıları

Bu mezarın, ünlü bilim adamı “Archimed” e ait olup olmadığı kesin değildir. Ancak: mezarın, onun ölümünden 200 yıl sonra Romalılar tarafından yapıldığı söylenir. Çünkü: Archimet: Syracuse şehrinde doğmuş, burada yaşamış ve suyun kaldırma kuvvetini bulan bilim adamı olarak tarihe geçmiştir.
Roma kuşatması sırasında yaptığı mekanik düzenekle, Romalıları güç durumda bırakmış ve söylenenlere göre, aynaları kullanarak, Roma donanmasını yakmıştır. Ancak, Archimet: MÖ.212 yılında, şehrin Romalılar tarafından teslim alınması sırasında, bir Romalı asker tarafından öldürülmüştür. Ünlü bilim adamının anısına, şehrin çeşitli yerlerine onun adı verilmiş ve adı yaşatılmaya çalışılmıştır.

Castello Maniace

Burun tarafındaki kale: 1232-1240 yılları arasında İmparator Frederick II döneminde inşa edilmiştir. Günümüzde, kale halka açıktır ve turistler tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir.

ORTGİA ADASI

Şehrin en güzel bölgesi ve tarih yüklü küçük bir adadır.
Şehrin iki limanı olan “Porto Piccolo” ve “Porto Grande” yi birbirinden ayırır. Bu iki liman, bir kanalla birbirine bağlanır. Ada, anakaraya ise, köprülerle bağlanır.
Adada, birçok tarihi eser bulunur ve bir anlamda, açık hava müzesi gibidir. Köprülerden geçince, karşınıza çıkacak ilk yer “Piazza Pancali” meydanıdır.
Meydan: kuşlar, köprüler, kayıklar ve tarihi binalarla doludur.

Meydanı geçtikten sonra ise: bu kez “Tempio di Apollo” yani “Apollo Tapınağı” kalıntılarını göreceksiniz. Tapınak: MÖ.6’ncı yüzyılda yapılmış ve Avrupa kıtasının en eski Dor tapınağıdır. Zaman içinde çeşitli değişimler geçirmiş olmasına rağmen, tarihi süreç içinde, bazilika, cami, kilise ve askeri depo olarak kullanılmıştır.

Tapınağın önündeki “Corso Matteotti Caddesi”nden yürürseniz, Piazza Archimede meydanına ulaşırsınız. Bu meydan ve çevresi, çok sayıda tarihi yapı barındırmaktadır. Bunlar arasında öne çıkanlar şunlardır: Palazzo Montalto, Palazzo Lanza, Chiesa del Collegia dei Gesuiti.
Meydanın ortasında ise: Tanrıça Diana Heykeli ile süslenmiş bir havuz bulunmaktadır ki, bunun adı “Fontana di Artemide” dir.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Piazza dei Duomo

Piazza dei Duomo

Havuzun sağ tarafındaki sokaklara girip, biraz yürürseniz, bu meydana ulaşırsınız. Burası, adanın en güzel yerlerinden birisidir. Meydan: eski bir “Acropol” üzerine inşa edilmiştir. Meydanda, başka katedral olmak üzere, barok kiliseler ve saraylar görülür. Bunlar arasında, halen şehir Meclisi olarak kullanılan “Palazzo Vermexio” ilgi çeker. Bu güzel meydanda: kafe veya restoranlardan birinde güzel bir mola vermenizi öneririm. Ancak, meydanın en ilgi çeken yapısı katedraldir.

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİGER YERLER

San Giovanni

Bu kilise: başlangıçta erken Hıristiyanlık döneminde inşa edilmiş, 12’nci yüzyılda Normanlar tarafından restore edilmiş, 1693 depreminden sonra ise harabe olarak kalmıştır. Kilisenin ayakta olan bölümü, 14’ncü yüzyıla ait portal duvarıdır.

San Marziano Crypt

İlk Hıristiyan toplumunda, ilk şehit olan San Marziano adına yaptırılmıştır. Başlangıçta burası bir Roma mezar tonozu idi. İon sütun kaidesi hala görülmektedir. Daha sonraki dönemde ise, eski bir kilise oldu. Crypt’nun doğu kesiminde: efsaneye göre, Havari Pavlus yani St Marcian’a ait dua sunağı bulunmaktadır.

San Giovanni Catacombs

Burası Crypt bitişiğinde, 6’ncı yüzyıldan kalma geniş bir yer altı mezarlığıdır. Bu alanlardan birinde, arkeologlar, MS. 340 yılından kalma bir lahit bulurlar ve lahit halen Syracuse Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Papirüs Müzesi

Syracuse Papirüs Müzesi: 1989 yılında ziyarete açılmıştır. Müzenin üç odasında: papirüs ve papirüsten yapılmış tekne gibi orijinal malzemeler, fotoğraflar, faks ve video filmleri, eski zamanlarda günlük makaleler için kullanılan papirüsler ve yazı malzemesinin nasıl sağlandığı gösterilmektedir. Burada, papirüs üzerine yapılan boyalı resimler satışa sunulmaktadır.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Noto Nutu

NOTO-NOTU

Burası, Syracuse şehrine bağlı bir kasabadır. Syracuse şehrinin, 32 km. güneybatısındadır. Kasabanın erken yerleşimcilerinin izlerinin bir kısmı, kayaya oyulmuş üç mağarada bulunmuş olup, kalan izlerin şehrin altında bulunduğu düşünülmektedir.

Şehir: 1693 yılındaki depremde büyük hasar görmüş ve eski merkezin yaklaşık 10 km. uzağında yeniden inşa edilmiştir. Yapılarda ana yapı malzemesi olarak sıkıştırılmış kireçtaşı kullanılmıştır. Kireçtaşı: güneş ışınlarını emer ve yumuşak altın sarısı bir renge dönüşür. Bu durum, özellikle günbatımında, muhteşem güzel görüntüler ortaya çıkarır. Tüm binalarda, Barok tarzı hakimdir ve her biri büyüleyici tasarımı ile benzersizdir. Mimarlar, neredeyse kendi özgünlüğünü ziyaretçiye sunmaktadırlar.

Kasabanın muhteşem güzel Barok mimari tarzdaki binaları zamanla hafifçe çökmektedir. Bu güzel binalar: UNESCO tarafından: 2010 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Evet, şehrin en güzel yapıları, 18’nci yüzyıl Sicilya Barok tarzını yansıtırlar.

Evet, şehrin ana caddesi “Corso Vittorio Emanuele”dir. Ayrıca: üç tane meydan bulunur. Bu şehri ziyaret ederseniz, muhteşem güzel mimari harikaları ve katedral yapısını görebilirsiniz. UNESCO tarafından koruma altına alınmış bu yapıların: ilginç oldukları kesin.

Sicilya Güneydoğu bölgesi Cattedrale di Noto

Cattedrale di Noto-Noto Katedrali

UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.
Katedral: Corso Vittorio Emmanuele üzerindedir. Yapı: 18’nci yüzyıl başlarında yapılmaya başlanmış ve 1776 yılında tamamlanmıştır.
Kubbesi, 1990 depremi sonrasında düzeltilmeyen bir yapısal hata nedeniyle, 13 Mart 1996 yılında çökmüştür ve daha sonra yeniden restore edilmiş ve 2007 yılında ziyarete açılmıştır. Dış yüzey: sarı kireçtaşından, Sicilya Barok tarzında yapılmıştır. Katedralin önündeki sütunlar üzerinde, dört aziz heykeli bulunur. Sol yanda bulunan kulenin üzerinde, çan bulunur. Sağ yandaki kule üzerinde ise, saat bulunur. Daha önceki çökme nedeniyle, iç dekorasyon, yalnızca beyaz boyanarak yapılmıştır. Temel özellikleri ve mobilyaları ise, 2011 yılında takdis edilmiştir.

Roma İmparator Sarayları

Augustus sonrası yüzyıllardaki kraliyet beklentileri hakkında, 3 saraydan söz edilebilir.

Bunlar:

1-Neron’un Domus Aurea. (Altın evi)

2-Palatium Tepesindeki Flavius Sarayı

3-Hadrianus’un Roma dışında Tivoli’deki Villası.

Bunların tümü de, Augustus’un evinden daha ihtişamlıydı.

Ayrıca, üçüde bu dönemi ayrı kılan mimari yeniliklere sahipti.

DOMUS AUREA:

Neron MS 54 yılında, 17 yaşında imparator oldu ve kısa sürede kaprisli ve acımasız olarak nam saldı.

İhtişama da meraklıydı ve bu ifadesini en iyi şekilde iddialı yeni saray projesinde buluyordu.

Tiberius’un Palatium Tepesindeki Domus Tiberiana’sıyla tatmin olmayan Nerol, Palatium’dan başlayarak alçak arazi boyunca kuzeydeki Esquilinus Tepesine kadar uzanan Domus Transitoria adında yeni bir konuta başladı.

Bu saray, MS 64 yılında, Circus Maximus’ta başlayan ve kuzeye doğru yayılarak korkunç sonuçlara yol açan büyük yangında yok oldu.

Kent merkezinin yarısı, 14 ayrı bölgeden 3 tanesi tamamen yanmış, ayrıca 7 bölge de hasar görmüştü.

 

Neron hemen mimar Severus ve mühendis Celer’in yardımıyla yenisini yapmaya koyuldu.

Yeni topraklara el konması sayesinde, Domus Aurea, Altın Ev olarak bilinen yeni saray kentin merkezinde öncülünden de büyük, yaklaşık 50 hektarlık bir alan kaplıyordu.

Parklar, göller ve yapıların bir bileşimi olan Domus Aurea, kentsel ortama yerleştirilmiş bir kır villasıydı.

Geniş girişte, Neron’un heykeltıraşı Zemodorus tarafından yapılan dev bir tunç heykeli dururdu.

Birinci yüzyıl yazarı Suetonius’a göre heykelin boyu 120 Roma adımıydı. (35.48 metre)

Sarayın ardında kalan alçak arazide (daha sonra Collesseum olacak yerde) yapay bir göl oluşturulmuştu.

Esas sarayın yaşama kısmı, Esquilinus Tepesinin güney yamacındaydı.

Göl, bahçeler ve ikametgahtan oluşan bütün kompleks, muhtemelen anısını lanetlemek adına Neron’un ölümünden sonra yıkılarak üzerine yeniden inşaat yapılmıştı.

Ancak, Suetonius ve Plinius’un tasvirleriyle modern dönemde keşfedilen mimari ve duvar resmi kalıntıları, yapının müsrifliğini ortaya koyar.

Evet, duvarlar belirli bir seviyeye kadar kayıp mermer levhalarla, üst kısım ve tavanlar ise mitolojik figürlerin resimleri ve sıvalarıyla süslenmişti. Odalar artık karanlık ve kasvetli, ancak başlangıçta tüm odalar sundurmaya açıldığında, yapay gölü ve çevresindeki bahçelerle vadinin güzel bir manzarasını sunan aydınlık hakimdi.

Sarayda 300’den fazla oda vardı, ancak çok az yatak odası vardı, bu yüzden Nero’nun sarayda uyuduğu kesin değildir. Domus Aurea, esas olarak eğlence amaçlı tasarlanmıştı. Nero’nun ihtişamlı partileri efsaneydi.

Yemek odası:

Orijinal ve etkili bir mimari tasarım örneği olan merkezi yemek odası özellikle önemliydi.

Sekizgen plana sahip odada, girintili nişlerle dönüşümlü düz duvarlardan oluşan, karmaşık ama muntazam bir düzenleme söz konusuydu.

En sıra dışı olarak da, odanın üzerinde, gökleri temsil eden dönem bir tavan (bir tür tente belki?) ve onun üzerinde de bir kubbe vardı.

Tavan uzun zaman önce yok olmuştur, ama kubbe günümüze ulaşmıştır.

Kubbe parçalıydı, yani sürekli bir yarımküre yerine betondan yapılmış, sekiz eğri panelden oluşuyordu.

Yuvarlak veya sekizgen mekanlar, bu zamana dek geleneksel Çin şapkasını andırır düz kenarlı konik çatılarla örtülüyordu.

Alçaldıkça dışa doğru kıvrılan kubbe, çatı yapımında yeni bir anlayışı temsil ediyordu.

Kısa süre sonra, Pantheon’da görülen küresel kubbe, kemer biçiminde tam daire döndürülmüş halinden ibarettir.

Romalılar zaten kemeri mimarilerinin önde gelen parçalarından biri yaptıklarına göre, kubbeyi geliştirmiş olmaları da şaşırtmaz.

Domus Aurae aynı zamanda, doğrusal hatlı kolon ve kiriş yapı ve dış görünüşün baskın olduğu Yunan mimari tasarımının antitezi biçiminde, Romalıların eğrisel hatlı biçimlere ve iç mekana karşı ilgisini de yansıtıyor.

Evet ölümünden sonra (MS 68 yılında intihar etmiştir) Neron’un bu sarayının üst katları yıkıldı ve alt katları toprakla dolduruldu.

Terk edilmiş saray, daha sonra İmparator Trajan tarafından MS 79 yılında inşa ettirilen Titus Hamamlarının temeli oldu.

Saray yapısının merkezine bulunan yapay göl kurutuldu ve on yıl içinde Romalıların heyecan verici gladyatör dövüşlerini izlemek için toplandıkları, devasa bir amfitiyatro’ya yani Kolezyuma dönüştü.

Sadece 40 yıl içinde, yeni yapıların altında kalan Altın Ev, tamamen yok edildi. Ne zamana kadar? Rönesans’a kadar gizli kalmıştır. Efsaneye göre: saray kalıntıları, boyalı mağaralar olarak tanımlandığı bir yere düşen genç bir çocuk tarafından keşfedilmiştir.

Yapı topluluğunun bir kısmı, 2007 yılından bu yana ziyarete açıktır. Colle Oppio parkının içindedir.

 

FLAVİUS SARAYI-DOMUS AUGUSTİANA:

Flavian Sarayı, Roma şehrindeki Palatine Tepesindeki geniş Domitian Sarayının bir parçasıdır. Kolezyum’a yaklaşık 1 km ve 12 dakika yürüme mesafesindedir.

Evet: Augustus’un oturduğu Livia Evi’nin ve Romulus’a atfedilen dal örgü kulübenin bulunduğu Palatium Tepesi, İmparatorluk yüzyılı boyunca kraliyet konutunun yeri olmaya devam etti.

Öyle ki, tepenin adı çoğunlukla bu konutu ifade eder oldu.

Palatium, İngilizcede “saray” anlamına gelen “palace” sözcüğü de buradan gelir.

Augustus’un ardılı Tiberius, mütevazi Livia Evi’nin yerine tepenin kuzey yanında Forum Romanum’a tepeden bakan, daha büyük bir konut yaptırdı.

Bu, Domus Tiberiana, birinci yüzyıl sonlarında Flavius hanedanı imparatorlarından Domitian tarafından tadil edildi ve buna ek olarak tepenin güney yanında, Domus Augustiana adında, çok daha büyük, çok katlı, etkileyici manzaralar ve mimari sürprizlerle dolu, mimar Rabirius’un tasarladığı bir saray yapıldı.

Flavius Sarayı adını verilen bu yeni yapı, biri kamusal veya resmi diğeri özel iki kısımdan oluşuyordu.

Resmi kısma giriş kuzeydeki mütevazi ve tam ortada durmayan bir girişten, sade ama geniş tonozlu bir odadan yapılıyordu.

Buradan kuzey kanadındaki üç görkemli odaya geçiliyordu.

Güney ucunda bir apsis bulunan dikdörtgen bir hol olan bazilika’nın tepesi, dönemine göre sıra dışı şekilde, bir beşik tonozla örtülüydü.

Orta oda, kraliyet kabul odası olarak kullanılıyor, imparatorluk tahtı güneydeki apsise yerleştiriliyordu.

Bu üç odanın en küçüğü hane tanrılarının tapınağı olan lararium’du.

Bu bloğun güneyinde, iki yanında eğri hatlı küçük odalar dizili bir peristil avlu vardı.

Avlunun ötesinde büyük resmi şölen holü triclinium bulunurdu.

Bu odanın uzun kenarlarından oval çeşmeli bahçelere kapılar açılırdı.

Peristil avludan, bunun yanındaki bir peristil bahçeye geçerek sarayın özel kısmına girişmiş oluyordu.

Bu noktada, tepe Circus’a doğru aşağı eğim kazanıyordu.

Bunu dengelemek adına saray da çok katlılaşıyordu.

Aslında, en alt katta, güneydeki kıvrılan bibr revaktan resmi bir giriş bulunurdu.

Daha sonra buradan çeşmeli bir avluya geçilirdi.

Avlunun kuzeyinde, Domus Aurea’nın sekizgen yemek odasının ardılları olan kubbe çatılı, sekizgen odalar vardı.

Domus Aurea’nın etkisi; sıkça beton sayesinde mümkün olan eğri hatlı mekan kullanımlarıyla kendini gösteriyordu.

Bu özel bloğun doğusunda, stadyum biçiminde, 160 x 50 metre, üç yanı iki katlı bir revakla çevrili büyük bir bahçe vardı.

Bahçenin güney ucundaki imparatorluk locası Circus Maximus’a tepeden bakıyordu.

Saraydan bir seyir noktasına doğrudan erişim, dördüncü yüzyıl başkenti Konstantinopolis’te de tekrarlanacak bir tasarım öğesiydi.

Gelelim günümüze: bugün ziyaretçilerin sarayın gerçek ihtişamını görmek için hayal güçlerini kullanmaları gerekir. Saray şu anda harabe halinde ve bazı restorasyonlar yapılmış durumda. Üç ana bölümden oluşuyor. Kamusal alan, sarayın üçte ikisinden fazlasını kaplayan özel konut alanı ve bahçeler.

Tüm yapı, Gemeline tepesinden Palatine’ye uzanan insan yapımı temeller üzerinde inşa edilmiş ve imparatorun doğayı manipüle etme konusundaki muazzam gücünü sembolize ediyordu. Bugün geride kalanlar, orijinal ihtişam ve lüksle karşılaştırıldığında sönük kalıyor, surların yüksekliği bir zamanlar 30 metreyi aşıyormuş. Saray arazisi çok geniştir, bahçeler, stadyum, misafirhaneler ve havuzlar bulunmaktadır.

HADRİANUS’UN TİVOLİ’DEKİ VİLLASI:

Yapı, 1999 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Roma’nın merkezindeki Palatium Tepesinde yaşamayı seçen imparatorlardan biri de Hadrianus’tu.

Hadrianus başka açılardan da diğerlerinden ayrılıyordu.

Barışçıl veya askeri amaçlarla, durmak bilmeksizin imparatorlukta yolculuk halindeydi.

Yunan kültürünün Augustus ve Neron’dan beri en ateşli savunucusu olan bu imparator, başkentte Yunan sanatı ve mimarisine karşı resmi ilgiyi tekrar canlandırdı.

Roma’nın 25 km doğusundaki Tivoli’de inşa ettirdiği kompleks, Hadrianus’un villası olarak bilinir.

Geniş bir alana yayılmış (yaklaşık 120 hektar) pavyonlar, avlular, sular, bahçeler ve büyük yapılardan oluşan bu eklektik derleme, kent dışındaki konumu sayesinde iyi durumda kalmıştır.

Mimarisi standarttan şaşırtıcıya dek uzanır.

Şaşırtıcı olanlara örnekler arasında: Hadrianus’un yolculuklarında gezdiği yerlerin anısını taşıyanlar da vardı.

Denizcilik Tiyatrosu:

“Ada Pavyonu” (geleneksel olarak yanlış şekilde “Denizcilik Tiyatrosu” diye adlandırılır) adlı dairesel bir adada inşa edilmiş bir yapı Büyük Herodes’in Kudüs’ün 12 km güneyindeki Herodium Sarayını (MÖ 23-15) çağrıştırır. Deniz tiyatrosu olarak adlandırılan yapı, hendekle çevrili dairesel bir ada üzerine inşa edilmiş 35 odalı bir kompleksti. Genellikle Hadrianus’un kişisel kullanımına tahsis edildiği düşünülmektedir. İki yatak odası yaşam alanı sağlarken, Hadrianus muhtemelen bir odayı çalışma ve yemek için kullanmıştır.

Evet, devam edelim. Burası: Mısır’da; villa içinde dağılmış firavun tarzı heykellerle temsil edilmiştir.

Ne var ki, uzun ve ince bir havuzun sonunda bulunan mağaramsı bir şölen holünün geleneksel olarak Nil’i andırması için yapılmış Mısırlılaştırıcı bir kompleks olduğu teşhisi, yakın zamanlarda reddedilmiştir.

Canopus:

MacDonald ve Pinto, uzun yıllardır Serapis Tapınağı ile ünlü Mısır kenti Kanopos’tan dolayı “Canopus” olarak bilinen bu iki öğeyi “Manzaralı Triclinium” ve “Manzaralı Kanal” olarak yeniden adlandırmıştır.

Tıpkı Domus Aurea gibi Hadrianus’un villası da yenilikçi bir mimari tasarıma sahiptir.

Hadrianus mimariyle fiilen ilgilenirdi ve bazı yerleri kendisi tasarlamış olabilir.

Canopus/Manzaralı Triclinium’un yarım kubbesi parçalı bir kubbedir.

Ama bu parçalar dikey olduğu kadar, yatay olarak da kıvrılır.

Bu önemli mimarlardan Damascuslu (Şam’lı) Apollodorus’un yerdiği o “balkabağı” biçimindeki kubbe olabilir.

Canopus/Manzaralı Kanal’ın bittiği yerde tekrar yükselen kolonadın tepesinde, standart Yunan saçaklığının bir Romalı çeşidi görülür.

Yatay öğeler kemerlerle dönüşümlü olarak sıralanır ve böylece kemerler Yunan mimarisinin kolon ve kiriş sisteminin yatay hatlarını kesintiye uğratır.

Bu dönüşümlülük, geç imparatorluk mimarisinde standartlaşmıştır.

Nymphaeum-Çeşme:

Bir diğer çarpıcı kompleks: sekizgen bir girişi, ortasında su kanalı bulunan geniş revaklı bir avlu ve girişin karşısında bir nymphaeum (çeşme) odasından meydana gelen Piazza d’Oro adındaki (Su avlusu) geniş (yaklaşık 59 x 88 metre) bir yapıdır.

Ortada bir çeşme, dört köşenin her birinde birer çeşme ve avlunun karşısında kıvrılan geniş bir altıncı çeşme ile bu oda şaşırtıcıdır.

İnce sütunlarla taşınan arşitrav düzeyinde tekrarlanan, eğrisel kat planı da şaşırtıcıdır.

Bu odanın çatısı olup olmadığı veya nasıl bir çatısı olduğu bilinmiyor.

Roma mimarisinde daha sonra ortaya çıkacak eğilimlere işaret etmekle beraber, oval ve eğrisel biçimler Roma’da 1500 yıl sonraki Barok tasarımları, özellikle de Borromini’nin mimarisini yansıtır.

Gelelim bugün burayı ziyaret etmek isteyenlere önerilere: yaklaşık 40 hektarlık alana yayılan ziyaret, arkeolojik alanın tamamının maketiyle başlıyor ve bu maket, alanın büyüklüğü hakkında bilgi veriyor.

 

Antinoeion:

Uzun bir merkezi havuzun bulunduğu bahçeyi barındıran geniş revak olan Pecille’den, İmparator Hadrian’ın sevgilisi olan genç Antinous’u onurlandırmak için inşa edilmiş olan tapınak Antinoeion’a geçilir.

Sonra Filozoflar Salonu var. Bir zamanlar antik Yunan’ın 7 bilgesinin heykellerine ev sahipliği yapan 7 nişten oluşur. Birkaç metre ötede, villanın en ünlü ve en önemli anıtlarından biri olan Denizcilik Tiyatrosu bulunur. Bu tiyatro, yapay bir kanalla çevrili, iyonik sütunlu bir ada görünümündedir. Bu büyüleyici mekan, İmparator Hadrianus’un düşünmek için sığındığı yerdi.

Sonra Hadrianus Villasının Kanopusu var. Sütunlar ve heykellerle süslü, tepesi bölgeli bir kubbeyle kaplı bir tapınağa kadar uzanan uzun bir su havuzudur.

Burada iki termal hamamın kalıntılarını görebilirsiniz. Bunlar: Grandi Terme ve Piccole Terme di Villa Adriana.

Hadrianus’un ikametgahının ve sarayının orijinal çekirdeğini oluşturan Palazzo İmperiale’de özellikle görülmesi önerilen bir yerdir. Turun sonunda az sayıda seyirciyi ağırlayabilecek şekilde tasarlanmış bir saray tiyatrosu olan Yunan Tiyatrosuna ve Venüs Tapınağının bulunduğu, etkileyici Nymphaeum’a ulaşılır. Son olarak müzenin de mutlak ziyaret edilmesi önerilir. Müzede, 1950’lerden bu yana villada bulunan birçok eser ve bir zamanlar Villanın kanopos’unu süsleyen Atina’daki Erechtheion’dan gelen Karyatidlerin 4 kopyası yer alıyor.

 

İtalya Ostia

Ostia arkeolojik alanı: günümüzde Roma Limanının yakınında bir mahalledir. Modern sahil beldesi: Lido di Ostia ise, antik kentin yaklaşık 5 km güneybatısında ve Roma şehrinin merkezine yaklaşık 28 km uzaklıktadır. Ostia arkeolojik alanı: 150 hektarlık büyüklüğüyle dünyanın en büyük arkeoloji parkıdır. Burada kazıların sadece yüzde 40 kadar bölümü tamamlanmış olup, antik kentin yarısından fazlası, hala toprak altındadır.

Evet, Roma şehrinin limanı olarak gelişecek Ostia, Roma kolonilerinden ilklerinden olup, MÖ 4’ncü yüzyıl ortalarında, deniz ve ırmak trafiğini denetlemek ve Roma’yı denizden gelecek saldırılara karşı korumak amacıyla, Tiber ırmağının ağzında kurulmuştu.

Roma’dan farklı olarak, Ostia antik çağdan sonra sönükleşmiştir. Bakımı yapılmayan limanlar bataklık ve sıtma kaynağı haline gelmiştir, yerleşim azalmıştır.

Roma harabelerini kum tepeleri kaplayarak mükemmel bir koruyucu örtü meydana getirmişlerdir.

Evet, şimdi Ostia şehrini anlatmaya başlayalım:

Ostia, yaklaşık MÖ 350’de Tiber ırmağına ve Roma’ya erişimi koruyan bir kale olarak başlamıştır.

Kalın duvarları, 2 hektarın biraz üzerinde, dikdörtgen biçimli bir alanı kuşatıyordu.

Dik açıyla kesişen ve dört kent kapısına çıkan, iki ana sokakla, bu müstahkem yerleşim ızgara planının İtalya’daki ilk örneklerindendi.

Pön savaşları sırasında, bir askeri liman olarak kullanılmıştı.

MÖ 2’nci ve 1’nci yüzyıllarda, Ostia ilk koloninin duvarlarını aşarak genişledi.

Roma’nın büyük nüfusunu beslemek açısından, ithal edilen gıda kaynakları yaşamsal önem taşırdı.

Ostia limanı, özellikle Sicilya’dan ve Mısır’dan ithal edilen tahılların girişinde ana limandı.

Tahıl Ostia ve Roma’daki geniş ambarlarda depolanırdı.

Kentin büyümesinin bir göstergesi olarak, yaklaşık MÖ 80’de 64 hektarlık bir alanı kuşatan yeni duvarlar yapılmıştı.

İki ana yol olan cardo (kuzey-güney) ve decumanus’un (doğu-batı) kesişiminde bulunan eski castrum genişleyen kentin forumu oldu.

İmparatorluğun ilk dönemlerinde Tiber’in ağzı, kentin trafiği için fazla küçük kalmıştı.

Dahası, ırmak ve liman silt dolup duruyordu.

Bu yüzden, Tiber’in ağzının 3 km kuzeyinde, bir yapay liman, yaklaşık MS 42 gibi, Claudius döneminde başlanarak ve Neron döneminde bitirilerek yapıldı.

Genişliği yaklaşık 1000 metre idi ve bir deniz feneri vardı, ama rüzgarlardan yeterince korunaklı değildi.

Bir kanal limanı Tiber’e bağlıyordu.

Traianus döneminde yaklaşık MS 112’de, Claudius limanının yanına, altıgen biçimli bir liman daha eklenmişti.

Bu limanların yakınında bir kentsel merkez oluştu.

Zamanla, geç imparatorluk döneminde, artık duvarla kuşatılmış bu yeni yerleşime Portus adıyla Ostia’dan bağımsız bir kent statüsü tanındı.

Ama 2’nci yüzyıl boyunca liman bölgesi, Ostia’nın denetiminde kalarak Ostia’nın artan refahı ve büyüyen nüfusunun ardındaki itici güç oldu.

Nüfus, bir tahmine göre, 50-60 bin, ama başka bir tahmine göre ise sadece 22 bin kişiydi.

TİCARİ YAPILAR:

Ostia, ticari kompleksler, ambarlar ve dükkanlar hakkında bolca kanıt sunmuştur.

Küçük tiyatronun arkasında bulunan Şirketler Revağı (Piazzale delle Corporazioni) Ostia’daki iş merkezlerinin en tipik örneğidir.

Revak ve tiyatro Augustus döneminde yapılmış, ama MS 2’nci yüzyıl sonları veya 3’ncü yüzyıl başlarında tekrar biçimlendirilmiştir.

İş kompleksi, yaklaşık 125 x 80 metre boyutlarında, bir çifte kolonadlı revakla çevrili, dikdörtgen bir alandan meydana geliyordu.

Ortada, içinde bir ihtimal Mercurius’a adanmış küçük bir tapınak bulunan bir bahçe vardı.

Revağın ardında, 61 tane küçük oda Akdeniz’de gemicilik yapan şirketlerin şubeleri olarak hizmet veriyordu.

Ofislerin çoğu, uzmanlık alanlarını kapılarının önündeki mozaik kaldırımlarda duyuruyordu.

Örneğin: bir fil resmi ile stat Sabratensium ifadesi, Tripolitania’da (günümüzdeki Libya) Sabratha’dan fildişi ticareti yapan, hatta belki Colesseum için Afrika fillerinin taşınmasını ayarlamış olabilecek tüccarları gösteriyordu.

Ostia’daki ambarlar arasında Epagathus ve Epaphroditus adında iki azat edilmiş köle tarafından, Antonius Pius (138-164) döneminde yaptırılan Horrea Epagathaiana et Epaphroditiana ‘da vardı.

Yapım malzemesi tuğlaydı.

Gerçekten de, Ostia’da beton iç üzerine taş kaplama yerine, normal sıralar halinde tuğla tercih ediliyordu.

Ambarların dış cephesi sokağa açılan dükkanları barındırıyordu.

Ostia’da 800’den fazla dükkanın varlığı bilinmektedir.

Normalde tek bir yüksek, derin, beşik tonozlu ve çoğunlukla depolama veya uyumak için bir asma kata sahip bir odadan oluşuyorlardı.

Kapının üzerindeki tek bir pencere, ön kapı kanatları açık olduğunda ışık girmesini sağlardı.

İki yanında tuğla sütunlar ve alınlıklar bulunan görkemli bir giriş, sokaktan ambarın iç avlusuna geçişi gösteriyordu.

Demir sürgüleri olan bir çifte kapı güvenliği sağlıyordu.

İç avlu, mozaik döşeliydi ve kemerli revaklarla çevriliydi.

Binanın zemin katında 16 oda vardı.

Ayrı girişleri olan merdivenler, üst katlara, ofislere ve bir ihtimal maliklerin dairelerine çıkıyordu.

Bazı ambarlarda ticareti yapılan ürünlerin izleri kalmıştı.

Forumun kuzeydoğusundaki bir örnekte, toprağa gömülü olarak 100 dolia (dev seramik kazanlar) bulunmuştur ki bu 84.000 litreden fazla yağ veya şarap alacak bir kapasite demekti.