Pursaklar, Ankara’da yaşayan veya hava yolu ile Ankara’ya gelip-gidenlerin mutlaka gördükleri, gelip-geçtikleri bir yer olarak dikkati çekmektedir. Dar anlamda ise, yerli halkın mülk zengini olduğu ve evlerin çok pahalı olduğu bir yer. Hemen karşısında: bir çam ormanı görülüyor.
ULAŞIM
Pursaklar, Ulus merkeze 12 km. uzaklıktadır.
TARİH
Pursaklar, Ankara’nın en eski köylerindendir. Yazılı kaynaklarda, bölgenin ismine, ilk olarak 1463 yılında, Osmanlı döneminde rastlanır. Bu dönemde, yörenin ismi “Busaklar” olarak geçer. Ancak, zamanla bu isim türetilerek, günümüze “Pursaklar” olarak gelmiştir.
Bu köyün, ilk olarak 150-200 yıl kadar önce, Eski köy ismiyle Çubuk ovası kenarında, Kavacık menba suyunun kenarında kurulmuş olmasına rağmen, daha sonra, eşkıya baskısı sonucu bugünkü yerine taşındığı söylenmektedir. İsim hakkında başka söylentiler de var.
Örneğin: Ankara savaşında Timur fillerini burada saklamış ve “filsaklar” ismi, zamanla “Pursaklar” olarak değişerek günümüze ulaşmıştır. Bir diğer söylenti: “Şapka devrimi” sırasında, şapka giymeyi kabul etmeyen Ankaralı pirlerin bir kısmı, buraya gelip saklanmış ve buranın ismi “Pirsaklar” dan türeyerek günümüze “Pursaklar” olarak ulaşmıştır.
Yörenin imar durumu hakkındaki en büyük etkinlik, Melike Hatun döneminde yaşanmıştır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, vakıf kurucuları arasında çok sayıda kadın bulunmaktadır.
Bunlardan bir tanesi de, Melike Hatun dur. Melike Hatun, 14’ncu yüzyılda yaşamış, varlıklı bir aileye mensuptur. Ankaralıdır ve öldüğünde: geriye: cami, medrese, hamam, çeşme ve bahçeden oluşan çok sayıda hayır eseri bırakmıştır.
Bu eserlerin en öne çıkanı ise, Melike Hatun Medresesidir ki, halk arasında, bu yapıya “Kara Medrese” ismi verilmiştir. Yapının inşaatında kullanılan taş nedeniyle, yapıya bu isim verilmiştir. Medresede, bir zamanlar, Hacı Bayram Veli’nin dersler verdiği söylenir.
Pursaklar, 2008 yılında ilçe olmuştur.
GENEL
Pursaklar, Ankara ilinin kuzeyine düşmektedir. Kıraç arazi üzerinde kurulmuştur. Ancak, beldenin 4 km. yakınlarında, Çubuk-I barajı bulunmaktadır.
Ayrıca: Esenboğa hava alanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşımı sağlayan Protokol yolunun buradan geçmesi önem kazanmaktadır.
Yörede karasal iklim hakimdir. Ancak, rakım Ankara’nın birçok yerine göre daha yüksek olduğundan, kışlar, sert ve serin geçmektedir.
Colombo: Sri Lanka ülkesinin hareketli ve ticari başkentidir. Adanın batı kıyısında kurulmuştur ve nüfus, yaklaşık 1.800.000 civarındadır.
Nehir boyunca: insanları, karmaşık çarşıları, yarı beline kadar nehre batan evleri, çatıları, yol boyunca yürüyen ayağı çıplak insanları, o karanlık izbe dükkanları, yerlerde bacaklarından asılmış yeni tüyleri yolunmuş tavukları, etlerin satış hallerini, pazarlarını, evsizlerini, kaç yüzyıl öncesinde yaşadığından haberi bile olmayan bu insanları mutlaka görmelisiniz.
Şehir: kırmızı kiremitli çatıları bulunan, sömürge dönemi binalarını barındırır. Ayrıca: sokaklarda: pazarlar, yüksek ofis katları, otel merkezleri de görülür. Hatta: nefis baharat kokuları, birçok yerde karşınıza çıkacaktır. Şehrin: cadde ve sokaklarında dolaşırken: Sri Lanka’nın etnik mirasının sembolü olan zarif Budist tapınakları, Hindu tanrı heykellerini ve ince minareli Müslüman camilerini görebilirsiniz.
Şehrin en büyük geçim kaynaklarının başında: çay ve tekstil ürünleri geliyor.
Evet, giriş bölümü için son bir not: Colombo şehri, gerçekten Sri Lanka adasının en kalabalık şehirlerinden birisidir ve burada, elbette gelişmiş bir şehir beklemek yersizdir. Burada: büyük çöp yığınları, cadde ve sokaklarda büyük çukurlar, insanların yaşadıkları kötü ev daha doğrusu gecekondu koşulları göreceksiniz.
Ama öte yandan: Sri Lankalıların muhteşem hoşgörüsü ve güler yüzlülüğü, Budizm ve Hindu tanrılarının ibadet yerlerini, köri sosu ve envai çeşit baharat kokusunu hissedeceksiniz. Ayrıca: Colombo şehri dışında, Sri Lanka’nın keşfedilecek o kadar çok yeri var ki, bu büyük adada, eminim ki, keyif alarak gezinizi sürdüreceksiniz.
Sri Lanka Colombo
TARİHİ SÜREÇ
Şehir, 2000 yıl önce, antik dönem tüccarları tarafından biliniyordu.
1915 yılında, İngiliz sömürgesi döneminde, adanın başkenti olarak kabul edilmiştir.
1948 yılında bağımsızlık ilan edilince, idari fonksiyonlar, Sri Jayawardenepura şehrine alınmış olmuş, 1978 yılında ise, Colombo, ülkenin başkenti olarak ilan edilmiştir.
Yani: ilk Arap tüccarlar, daha sonra Portekizliler, Hollandalılar ve İngilizler, sömürgeleştirmek üzere ülkeyi işgal etmişlerdir. Çünkü: Kelani nehri ağzında, doğal bir liman pozisyonundaki şehir, her zaman için bir cazibe merkezi olmuştur.
Sri Lanka Colombo
ULAŞIM
Colombo uluslar arası havaalanı “Bandaranaike” ismindedir ve Colombo şehri kıyısında, kuzeyde, Negombo bölgesindedir.
Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki uzaklık, taksi ile, yaklaşık yarım saat sürmektedir. Colombo havaalanından, şehir merkezine gitmek için taksi düşünürseniz, pazarlık sonucu 10000 Rs ücretle taksi bulabilirsiniz. Ancak, elbette ilk anda daha fazla isteyeceklerdir.
Sri Lanka Colombo
İKLİM
Şehirde, tropikal muson iklimi egemendir. Buna bağlı olarak: Mart-Nisan ayları arasındaki dönemde, ortalama sıcaklık 31 derecedir. Mayıs-Ağustos ve Ekim-Ocak ayları arasındaki dönemde ise: muson yağmurları görülür. Ancak, bu muson yağmurları zaman zaman çok şiddetlidir ve şehrin ziyaretçilerini olumsuz etkilemektedir. Özellikle: yağışların en yoğun olduğu: Mayıs-Ekim-Kasım aylarında, bu ülkeyi ziyaret etmemenizi öneririm.
Sri Lanka Colombo
İNSANLAR
Şehirde çok kültürlülük esastır. Bu etnik guruplar arasında: Sinhala, Sri Lanka Mors ve Tamiller bulunur. Ayrıca: küçük topluluklar halinde: Çinliler, Portekizliler, Hollandalılar, Malaylar ve Hintliler bulunur. Öte yandan: Sri Lankalılar gerçekten çok güler yüzlüler, bir yer sorduğunuzda, size eşlik ederek gideceğiniz yere kadar gidiyorlar.
Sri Lanka Colombo
NE YENİR
Sri Lanka’da gıdalarda genellikle Sinhala ve Hindu gelenekleri önemli yer tutar. Kültürel festivallerde: Hindistan cevizi sütü, bal-süt-pirinç karışımıyla özel tatlılar yaparlar.
Yemeklerde ise, köriler ve baharatlar yoğun olarak kullanılır. Ancak: Sri Lanka yemeklerinde: genellikle sebze ağırlıklıdır. Pirinç ve köri: ülkenin ana besinidir. Köriler, sıcak baharatlı tatlar için kullanılır. Hindistan cevizi sütü ise, ülkenin farklı bölgelerinde yemeklerde kullanılır.
Burada: “Lunu dehi” denilen bir tür turşu, “Jaadi” denilen bir tür güneşte kurutulmuş balık deneyebilirsiniz. “Karawala” denilen kurutulmuş (tuzla) balık da ilgi çekmektedir.
ALIŞVERİŞ
Colombo şehrinde birçok alışveriş mekanı bulunuyor. Bunların başında ise “Odels Unlimited” denilen ve adanın en iyi alışveriş yerlerinden birisi gelmektedir. Burada: orijinal markaların, Sri Lanka üretimi olanlarını uygun fiyatla bulup satın alabilirsiniz.
Ayrıca, yine “Cotton Colection” denilen yerde de, güzel tekstil ürünleri bulmak mümkündür. Ancak, alışveriş yaparken pazarlık yapmayı sakın unutmayın.
Burayı ziyaret ederseniz, siz de gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için türlü türlü çay ve tekstil ürünleri satın alabilirsiniz. Ayrıca, yine burada, özellikle “mavi taşlı safir” ile yapılan takılar, özellikle yüzükler büyük ilgi çekiyor, ancak elbette pazarlık ve iyi bir fiyat araştırması yapmak gerekiyor. “Colombo Jewellery Stores” ve “Nithyakalyani Jewellery” kaliteli ve iyi ürünler bulup satın alabileceğiniz yerler olarak başı çekmektedir.
Bunların dışında hediyelik olarak ne almak gerekir derseniz: buradan, özellikle “şeytan” figürlü masklar ve tahta oyma fil bibloları satın alabilirsiniz.
SEYLAN ÇAYI
1860 yılına kadar, Sri Lanka’da ana ürün olarak “kahve” üretilmiştir. Ama, 1869 yılında kahve bitkisi bir hastalık geçirir ve üreticiler, diğer bazı bitkileri de üretmeyi düşünürler.
1867 yılında, ülkede ilk çay tohumu ekilmiştir. Kuzey Hindistan’da, çay tarımı konusunda temel bilgileri bulunan İan Taylor isimli şahıs: ülkede ilk kez, çay üretimiyle ilgili deneyler yapmıştır. 1872 yılında üretilen ilk çaylar yöresel olarak satılır. 1873 yılında ise, Taylor, ilk kaliteli çayları, İngiltere-Londra’ya gönderir. 1873-1880 yılları arasındaki dönemde: ülkede, çay üretimi hızla artar.
Evet: Seylan çay bahçeleri, adanın güneybatı kesimindeki iki alanda: Colombo ile Galle’nin güneyinde, 3000-8000 metre arasındaki yüksekliklerde yaygınlaşmıştır. Buralardaki yükseltilerin eteklerindeki sıcak ve nemli ovalarda, çay, tüm yıl boyunca üretilir ve toplanır. İyi çaylar: batı bölgelerinde, en geç “Haziran” ve doğu bölgelerinde ise “Ağustos” ayı sonunda ve “Şubat” ayı başında, en geç “Mart” ayı ortasında toplanır.
Öte yandan: 1971 yılına kadar, adanın çay sitelerinin % 80’den fazla bölümü: halen İngiliz şirketleri tarafından yönetilmektedir. 1971 yılında, Sri Lanka hükümeti: bu sitelerin büyük bölümünü devlet kontrolüne alan bir “Toprak Reformu” yapmıştır. 1990 yılında ise, yine, çay sitelerinde yeniden yapılandırma faaliyetleri sürdürülmektedir.
EFSANEVİ KAPICI
Colombo şehrinde, “Galle Face” oteli dışında “K.Chattu Kuttan” isimli bir şahıs görebilirsiniz. Üzerindeki ilginç giysileri dikkat çeken bu şahıs: efsanevi kapıcı olarak tanınmaktadır.
70 yıldır burada kapıcılık yapan, 90 yaşındaki bu şahıs: bugüne kadar birçok devlet başkanı, kraliyet üyesi ve hatta Sovyet kozmonotları ile samimi dialoglara girmiştir. 90 yaşındaki Kuttan: bağımsızlık ve etnik çatışmaların yaşandığı karanlık günlerde, onyıllarca burada bulunmuştur. Hatta: II. Dünya Savaşında, bir Japon uçağının, otel yakınlarına inişine tanıklık etmiş, 1976 yılındaki yılbaşı balosunda, ünlü yıldız “Ursula Andress” ile dans etmiştir.
Evet, aslen Hindistan doğumlu olan ve 1938 yılında Colombo şehrine gelen bu şahıs: ilginç kıyafeti ve hayat hikayesiyle ilgi çekiyor.
Sri Lanka Colombo
GEZİLECEK YERLER
Sri Lanka Colombo
FORT-KALE
Şehrin kalbi olarak bilinen bu bölüm: Colombo’nun kuzey ve güney doğrultusunda, Beira gölünün lagununa doğru ilerlemektedir. Özellikle. Portekiz sömürge döneminde, burada bulunan kale genişletilmiştir. Daha sonra Hollandalılar tarafından kullanılan kale, 19’ncu yüzyılda, ülkeyi ele geçiren İngilizler döneminde yıkılmıştır.
Günümüzde, bu bölge: şehrin finans ve ticaret merkezidir. Ayrıca: yine burada uluslar arası standartlarda oteller ve hükümet merkezi bulunmaktadır.
Yine bu bölgede: 19’ncu yüzyıldan kalma bir saat kulesi bulunmaktadır ki, bu kule bir zamanlar deniz feneri olarak kullanılmıştır. Ayrıca: Sri Lanka devlet başkanının konutu olan neo-klasik mimari stildeki bir saray, Cumhurbaşkanlığı bahçeleri bulunmaktadır.
PETTAH
Burası: Fort bölgesinden, doğuya doğru, Beira gölünü, dış limandan ayıran kanal boyunca uzanmaktadır. Buradaki cadde ve sokaklar, bir labirent gibidir ve bu sokaklarda: tekstil, altın-gümüş ve sömürge döneminden kalma eski eserlerin yığılı bulunduğu depolar bulunmaktadır.
Günümüzde, buradaki dükkanlarda ve tezgahlarda: her türlü baharat, meyve-sebze, kurutulmuş balık, parafin, pil, elektrikli eşya, giysi, ayakkabı gibi malzemeler bulup satın alabilirsiniz. Yani: Petteh bölgesinde ne aranırsa bulunur gibisinden bir söz söylenir.
Gezi ve alışveriş için, en ilginç sokakların başında: “Sea Street” gelmektedir. Burada, kuyumcu atölyeleri bulunur. Ayrıca: yine burada eski bir Hindu tapınağı görülür. Tapınak: kraliçe ile Hindu tanrı Murugan’ın evliliğini kutlamak için yapılmıştır. Her yıl Ağustos ayında, burada bir festival düzenlenmektedir.
Yine bu bölgede: Jami Ul Affar Camisi bulunan “Moor Street” ilgi çekmektedir. Cami, şehirdeki Arap tüccarlar döneminden kalmadır. Ama, Sri Lanka’lı Müslümanlar için en önemli cami olarak tanınıp bilinmektedir.
BEİRA GÖLÜ
Şehrin merkezinde, günümüzden 100 yıl önce oluşturulan “Beira” isimli göl bulunmaktadır. İlk dönemde, 165 hektarlık alana yapılan göl, günümüzde 65 hektara kadar düşmüştür ve şehrin birçok yerinde, kanallar bulunmaktadır. Çünkü: bu gölün kıyısında bulunan işletmeler arasındaki ulaşım: bu göl ve kanallar üzerinden yapılmaktadır.
Gölün fazla suları: Gale Face bölgesinden, Hint Okyanusuna dökülür.
GALLE FACE
Fort bölgesinin hemen güneyindedir.
Şehirde, kıyı boyunca, 1.5 km uzunluğundaki bir park alanıdır. Şehrin en büyük açık alanıdır. 2001 yılında ziyarete açılmıştır.
1859 tarihinde İngiliz sömürge döneminde Sir Henry Ward tarafından temelleri atılmıştır.
İlk yapıldığında: burada at yarışı düzenlenmiştir. Daha sonra ise, golf alanı olarak kullanılmıştır.
Günümüzde, burada: çocuklar, satıcılar, gençler zaman geçirmektedirler.
Genellikle Cumartesi ve Pazar akşamları çok kalabalıktır, yöre insanı burada piknik yaparlar. Çünkü: akşamları yiyecek stantları ile doludur ve yerel halk burayı buluşma yeri olarak da kullanır.
Burada ayrıca: ABD Büyükelçiliği, İngiliz Yüksek Komisyonunun resmi ikametgahı ve şehrin bir dizi en iyi alışveriş merkezleri ve yine şehrin en iyi otelleri bulunmaktadır.
VİHARAMAHADEVİ PARK
Colombo limanında bulunan parkın ismi: Dutugamunu kralının annesi “Viharamahadevi” den gelmektedir. Kendisi: Kelaniye hükümdarı kral Kelanitissa’nın kızıdır.
Park: Sri Lanka’nın İngiliz sömürgesi olduğu dönemde inşa edilmiştir. Bu yüzden, eski ismi “Victoria Park” dır.
Günümüzde parkın içinde bulunanlar: özellikle “Buda heykeli” dikkat çekmektedir. Ayrıca: bir dizi havuz bulunur. Bir mini hayvanat bahçesi, çocuk oyun alanı, ulusal müze ve Belediye binası bulunur. Bunlara ilaveten park alanı içinde: konser ve büyük toplantıların düzenlendiği bir açık hava stadyumu ve savaş anıtı bulunmaktadır.
Sri Lanka Colombo
Colombo Ulusal Müzesi
Viharamahadevi Park yanındadır. Sir Marcus Fernando Mawatha olarak da bilinir.
Şehirdeki iki müzeden birisidir. Ülkenin en büyük müzesidir. İlk olarak, 1877 yılında, İngiliz Seylan Valisi Sir William Henry Gregory tarafından kurulmuştur. Müzenin ilk kuruluşunda, müze ile birlikte, aynı mekanda bir de kütüphane kurulmuştur.
Bu kütüphanede: Sri Lanka’da: resmi olmayan bir ulusal kütüphane olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Kütüphanede, 500 binden fazla kitap bulunduğu söyleniyor. Özellikle, 4000 palmiye yaprağına yazılmış el yazmaları ilgi çekmektedir. 19’ncu yüzyılda, İngiliz sanatçıların gözü ile, Sri Lanka’yı gösterir gravürler de önem kazanmaktadır.
Sri Lanka’nın çok önemli koleksiyonu burada sergilenmekte olup, bu koleksiyon içinde: 17’nci yüzyıldan kalma, ulusal kıyafetler Kandyan hükümdarlarına ait giysiler, taç, taht bulunmaktadır.
Müze hakkında son bir not, Ulusal Müze içinde, birinci katta “Kukla ve Çocuk Müzesi” bulunmaktadır. Çünkü: “kukla” Sri Lanka’nın kültürel mirasının bir parçasıdır.
Town Hall
Burada: Colombo Belediye Meclisi ve Belediye Başkanının ofisi bulunmaktadır. Bina: 1924 tarihinde temeli atılmış ve 1927 yılında tamamlanmıştır.
Cenotaph Savaş Anıtı
Anıt: her iki dünya savaşında ölen, kadın ve erkekler için adanmıştır. 1920 yılında inşa edilmiştir. II. Dünya savaşı sırasında anıt sökülmüş, daha sonra yeniden dikilmiştir.
DOĞA TARİHİ MÜZESİ
Sir Marcus Fernando Mawatha bölgesindedir. Ulusal Sanat Galerisiyle aynı binadadır.
Müzede, özellikle: Sri Lanka adasında yetişen nadir çiçekler görülmektedir. Ayrıca, yine Sri Lanka’da yaşayan doldurulmuş kuşlar ve doğal yaşam ortamlarında gösterilen hayvanlar görülür. Müzedeki en çarpıcı obje: bir filin iskeleti ve ülkenin iddialı hidroelektrik ve sulama mühendislik programlarından bazı bölümlerin görüntülerinin bulunduğu bölümlerdir.
ULUSAL SANAT GALERİSİ-KÜLTÜR MÜZESİ
Müze, Viharannahadevi park kenarındadır.
Burada: Sri Lanka ülkesinin öncüleri ve devlet başkanlarının portreleri bulunmaktadır. Ayrıca: yine müzede, çağdaş Sri Lankalı sanatçıların resimleri sergilenmektedir.
HOLLANDA DÖNEMİ MÜZESİ
95 Prince Street, Pettah bölgesindedir.
Burası: 17’nci yüzyılın ikinci yarısında, Hollanda Doğu Hindistan Şirketi valisinin ikametgahı olarak inşa edilmiştir. Yani: Colombo şehrinde, Hollanda sömürge döneminden miras kalan birkaç kalıntıdan birisidir. Müze: Pettah’ın en uç bölgesinde: Pazar tezgahları, antika dükkanları ile çevrilidir.
Müzede, Sri Lanka adasında, Hollanda sömürge döneminden kalma objeler sergilenmektedir. Özellikle: paralar, silahlar, seramikler, portre ve Hollanda dönemine ait mobilyalar ilgi çekmektedir.
WOLVENDAAL KİLİSESİ
Burası da, Hollanda döneminden kalma bir yapıdır ve Wolvendaal caddesi üzerinde bulunan taş kilise: 1749 yılında inşa edilmiştir. Kilisenin zemininde, 1813 yılında, Fort bölgesindeki bir kiliseden taşınan mezar taşları bulunmaktadır. Hatta: barış zamanında, hastalıktan ölenler, konaklarken ölenler ve Hollanda valileri de, buraya gömülmüşlerdir.
Baalbek şehri yani tapınak kompleksi: Beka vadisinin en verimli ovasının sınırında, Lübnan’ın güneybatı yamacında, Lübnan dağı eteklerinde 1150 metre yüksekliktedir ve Beyrut şehir merkezine 85 km. uzaklıktadır. Yolculuk yaklaşık 2 saat alır. Dikkat edin, antik ören yerine giriş ücretli, ancak ücret yani bilet girişte değil, çıkışta kesiliyor, para alınıyor. Bölge, 1984 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Antik dönemin en büyük Roma hazinesini görmek isterseniz, mutlaka buraya gitmelisiniz. Lübnan dağını geçince ulaşılan burada, dünyanın ikinci büyük Roma dönemi harabeleri bulunmaktadır. Arkeologlara göre, dünyada Roma şehrinden sonra, en önemli dini merkez burasıdır. Burada: Fenike inançları ile Roma dini kültürü birleştirilmiştir.
200 yıldan fazla bir süre içinde inşa edilen devasa yapılar: Roma mimarisinin doruk noktasında en güzel örneklerini sunmaktadır ve antik dünyanın en kutsal yeridir. Ancak: bunlar, yani Roma döneminde inşa edilmiş 24 plaza, 800 tondan fazla ağırlıkları ile, daha önceki Fenike dönemi kalıntıları üzerine kurulmuştur. Yani, dünya üzerinde, o dönemdeki en büyük taş blok inşaatları yapılmıştır.
Fenike döneminde: burası tanrılar için bir üçlü ibadet yeri olması yanında, bir tarım köyü olarak gündeme gelmiştir. Fenike döneminde tanrı “Baal”, Yunan döneminde tanrı “Zeus” ve Roma döneminde tanrı “Jüpiter”. Aslında, temelde aynı tanrı temsil edilmekte olup (yani en büyük tanrı, tanrıların babası) sadece isim farklıdır. MS.313 yılında, Roma imparatorluğunda, Hıristiyanlık resmi din olarak kabul edilene kadar, burası bir ibadet yeri olarak önemini muhafaza etti.
Ancak: Romalıların gelmesinden sonra, inşa edilen yapılar burayı kaplar ve antik dünyanın en önemli kutsal yerlerinden biri haline gelir. Özellikle: Augustus döneminde: bölgenin dini önemi iyice artmıştır.
İlk inşaat çalışmaları, MÖ.1’nci yüzyılda Jüpiter tapınağında olur ve tapınak, MS.60 yılında tamamlanır. Jüpiter tapınağı yapımında: Mısır-Aswan’dan getirilen 104 büyük parça granit sütun ve ilaveten 50 sütun kullanılmıştır. Tapınak, bu sütunlarla çevrilidir.
İmparator Trajan (MS.98-117) döneminde ise, çeşitli dini binalar ve sunakların yapımına devam edilmiş ve bölgede 128 muhteşem revak ile çevrili, 20 metre yükseklikteki granit sütunla inşaatlar yükselmiştir.
Bu dönemde yapılan dini kompleks, 113 x 135 metre boyutlarındadır.
Günümüzde, bunlardan yalnızca 6 tanesi kalmış gerisi depremlerde tahrip olmuş veya diğer sitelere alınmıştır. Söylenenlere göre: Justinyen, İstanbul-Ayasofya bazilikasının yapımı için, bunlardan 8 tanesini tahsis etmiştir.
634 yılında, Arap orduları Suriye’ye girince, Baalbek şehri kuşatılır ve şehir ele geçirildikten sonra, tapınak büyük bir cami haline getirilmiştir. Takip eden birkaç yüzyıl, şehir İslam hanedanları tarafından kontrol altında tutulmuştur. 1401 yılında Timur ve 1260 yılında Tatarlar bölgeyi işgal ederler. Ancak: mevcut anıtlarda: savaş, deprem, hırsızlık nedeniyle, sonraki dönemlerde birçok restorasyon yapmak gerekmiştir.
Şehrin ismine gelince: Baalbek ismi: Fenike dilinde “baal” efendi veya “tanrı” demektir. Gök tanrısına verilen isim olarak düşünülmektedir. Hatta “tanrı kenti” de denilebilir.
1700 yılına gelindiğinde, Avrupalı kaşifler kalıntıları bulurlar ve 1898 yılında bölgede Alman İmparatoru William II’nin emriyle, ilk kazı çalışmalarına başlanır ve daha sonra da ara verilmeden sürdürülür.
Günümüzde: burada, harabe halinde, üç büyük tapınak bulunuyor. Bunlar: Jüpiter, Baküs ve Venüs tapınaklarıdır. Evet: bu Fenike şehri, üçlü ibadet için yapılmış ve antik dönemde “Heliopolis” olarak biliniyormuş. Heliopolitan: Jüpiter’in kutsal hacılarını, binlerce yıl kendisine çekmiş ve Roma döneminde dinsel işlevlerini sürdürmüştür. Hacılar: Heliopolis şehrinde, bir esas Fenike kültü ( Jüpiter, Venüs, Merkür) adı altında birleşen üç tanrılarına hürmetlerini sunmak için, büyük kalabalıklar halinde, bölgeye gelirlermiş.
Evet, tüm bunların yanında: Baalbek, aynı zamanda büyük bir gizemi de muhafaza etmektedir. Şöyleki: Jüpiter’in Roma tapınağının altında, büyük temel taşları görülmektedir. Jüpiter tapınağının avlusunda ise, bir platform üzerinde: büyük bir dış duvar ve masif taş dolgu görülmektedir. Buraya “Büyük Teras” denilir.
Dış duvarın, alt içinde ise, ince hazırlanmış ve doğru şekilde konumlandırılmış bloklar görülür. Bu bloklar: 30-33 metre uzunluğunda, 14 metre yüksekliğinde ve 10 metre derinliktedir. Ağırlıkları ise, yaklaşık 450 tondur. Bu blokların, 9 tanesi batıda, 9 tanesi güneyde ve 6 tanesi kuzeyde görülür. Batı bölümde bulunan 6 blok üzerindeki taşların ağırlığı 1000 ton üzerindedir. Bu büyük taşlar: 12 metre derinliğe, 63-65 metre uzunluğa sahiptir.
Evet: bölgedeki başkaca büyük taş kütleleri de var. Bunlar: Baalbek şehrine 4 mil uzaklıktaki kireç ocağında bulunuyor. Yaklaşık 1200 ton ağırlığındaki bu taşlar, bugüne kadar, dünya üzerinde tek parçadan hazırlanmış en büyük taş işçiliği olarak önem kazanmaktadır. Şöyle ki, bunlar: 13-16 metre genişliğinde, 69 metre uzunluğundadır. Bu büyük taş blok: neredeyse hazır olarak, yani koyulacağı yere taşınacak şekilde, hazır durumda bulunmaktadır.
Gelelim işin gizemine: gerek mühendisler ve gerekse çağdaş bilim adamları ve arkeologlar: bu taş ocağı, hazırlanan taşların ulaşımı ve yerlerine hassas yerleştirme yöntemleri hakkında, modern inşaatçılık teknikleri de göz önünde bulundurularak, herhangi bir şey söyleyemiyorlar. Büyük Baalbek taşlarının, yakın ocaklardan alınarak siteye sürüklendiğini düşünüyorlar.
Hatta: işçilerin halatlar kullanarak, ahşap binlerce makaralarla bunları sürüklediklerini düşünüyorlar. Geniş hareket yolları ve düz yüzeyler gerektiren taş ulaşımı için, Baalbek şehrinde böyle bir imkan bulunmadığı gerçek, çünkü, şehir tepededir.
Düşünülenlere göre: taş blokları, bir kez siteye getirildi, kaldırıldı ve yerleştirildi. Bu yerleştirme sırasında: iskele, rampa ve uyum içinde çalışan insanlar ve hayvanlar kullanıldı. Ancak, yine aynı dönemde, Roma şehrindeki: 327 tonluk Mısır dikilitaşının: 800 erkek ve 140 at ve 40 büyük kasnak tarafından yaratılan güçle kaldırıldığını unutmamak gerekir ki, buradaki taşlar, çok daha ağırdır. Öte yandan: Mısır dikilitaşının kaldırılışı sırasında, 800 erkek ve 140 at için büyük bir açık alan gerektiği de unutulmamalıdır.
Tüm bunlar düşünülünce: Baalbek taşlarının nasıl yerine taşındığı, nasıl kaldırıldığı ve nasıl yerleştirildiği gizemini korumaktadır. Öte yandan, bu taşlara “Trilithon” taşları ismi veriliyor. Bu taşların, bu sitenin taşları olmadığı, olsa olsa gerekli bir istinat duvarının parçaları olduğu söyleniyor. Ancak, yukarıda da söz ettiğim gibi, 1200 tonu aşan ağırlıkları nedeniyle, bu taşların nasıl kaldırıldığı ve buraya yerleştirildiği meçhul.
Tapınakların inşasında harç kullanılmaması da, mimari öneme sahiptir. Bu bölüm için son bir not: hani inanıp inanmamak size kalmış, yine söylentilere göre: bu büyük taş blokları “uzay yolcularının araçlarının inişleri için” kullanılmıştır.
Mevcut tapınakların en büyüğüdür. Tapınağın: Hadad, Cennet tanrısı Atargates ve Hadad’ın eşi ve Merkür için adandığı bilinmektedir.
MÖ.1’nci yüzyılda, İmparator Augustus döneminde yapımına başlanmış ve MS.60 yılında tamamlanmıştır.
Tapınak cellası, 20 metre yüksekliğindedir ve 104 granit sütunlarla çevrilidir. Terasta bulunan dev taşlar ilgi çeker.
Yapıya: büyük bir giriş kapısı ve avludan sonra, geniş bir kapıdan girilmektedir. Tapınakta 84 sütun bulunmaktadır. Ancak, günümüzde, bunlardan yalnızca 6 tanesi ayaktadır. Diğerlerinin büyük kısmı kırılmış veya başka yerlere götürülmüştür.
Bacchus Tapınağı
Diğerine göre, daha iyi korunmuş durumdadır. Hemen Jüpiter tapınağı yanındadır. Ancak, olağanüstü değildir, zengin ve bol “Baküs” rakamları ve heykelleri, anıtsal kapısı ve etkileyici boyutları ilgi çekmektedir. MÖ.2’nci yüzyıl ortasında inşa edilmiştir. Bacchus: bereket tanrısıdır. Tapınak: Merkür’e adanmıştır. Çünkü: tıpanak duvarlarında, bu tanrının çocukluk sahneleri betimlenmiştir.
Dünyanın en iyi korunmuş bu Roma tapınağı: 69 x 36 metre boyutlarında: 19 metre uzunluğunda 42 sütun ile çevrilidir.
Venüs Tapınağı
Yuvarlak bir tapınaktır. Venüs tapınağının uyumlu formlarındaki özgünlük dikkati çeker. Evet, Venüs tapınağı, MS.3’ncü yüzyılda yapılır. Tapınağın Venüs için yapıldığının kanıtı ise: deniz kabukluları, güvercinler ve bu tanrıçanın kültü ile ilişkili diğer sanatsal motiflerle yapılan süslemelerdir. Bizans döneminde, Hıristiyanlığın kabulünün ardından, tapınak, kilise olarak kullanılmış ve Aziz Barbara’ya adanmıştır. Theodosius döneminde, birçok önemli bina ve heykel tahrip edilmiş ve Jüpiter tapınağından sökülen taşlarla, bölgede bazilika inşa edilmiştir.
Merkür Tapınağı
Cheikh Abdullah tepesindedir. Yalnız, bu tapınaktan günümüze kalan tek iz: kayaya oyulmuş bir merdivendir.
Buraya yolunuz düşerse: Alman imparatoru II Willhelm’in burayı ziyareti anısına, Sultan II Abdülhamit tarafından yerleştirilmiş ve iki tablet göreceksiniz. Bu tabletlerde “Osmanlıca” ve “Almanca” ziyareti anlatan yazılar bulunuyor, ama “Arapça” yazılmamış olması ilginç.
Yine, bölgede küçük bir müze var. Müzede: özellikle bölgedeki mezarlardan birinde bulunan kraliçenin kemikleri bir camekanda sergileniyor ve camekanın içine atılmış, tüm dünya paralarını görebilirsiniz.