Slovakya Bratislava

Slovakya Bratislava

Şehir: Slovakya’nın en büyük şehri, aynı zamanda eyalet başkentidir. Ayrıca: ulusal Slovak Cumhuriyet Konseyi, Slovak Cumhuriyet Hükümeti, Ulusal Bakanlıklar ve Slovak Cumhuriyeti devlet yönetiminin diğer merkez organları bu şehirde bulunmaktadır. “Brat” kelimesinin anlamı, “kardeş” demektir. Yani “Slav kardeşliği” anlamına gelmektedir. Macarlar ise, bu şehre “Pozsony” ismini verirler.

Şehir: bir yandan eski komünist yönetim zamanından kalma çirkin blokları barındırırken, öte yandan 18’nci yüzyıldan kalma Rokoko tarzı binaları da bulundurmaktadır.

Şehir çok küçük. Yalnızca 430 bin kişi yaşıyor. Tuna nehrinin iki kıyısına kurulmuş şehirde, kıyılar arasındaki bağlantılar için köprüler bulunuyor.

Bratislava’da yaklaşık 450 bin kişi yaşamaktadır. Bu sayı ne kadar küçük görülse de, Slovakya’nın en kalabalık şehridir. Şehirdeki ekonomik etkinliklerin başında: otomobil, mobilya imalatı, kimyasal madde, tütün ürünleri, müzik aletleri, yün ürünleri ve deri ürünleri üretimi yaygındır.

Slovakya Bratislava

TARİH

Şehir: 10’ncu yüzyıldan önce kurulmuş ve ilk olarak “Pressburg” ismiyle bilinmektedir. 12’nci yüzyıla gelindiğinde ise, şehirde büyük ve güçlü tahkimatların kurulduğu görülür.

1541-1784 yılları arasında, şehir Macaristan’ın başkenti olur. 1805 yılında: Napolyon ile yapılan savaş sonrasında: Avusturya İmparatoru Alexander I ile Napolyon orduları: Rus çarının ordusunu yenmiş ve ardından: Bratislava şehrinde Başpiskopos sarayında, barış antlaşması imzalanmıştır.

I. Dünya savaşının ardından, 1919 yılında Çekoslovakya oluşturulduğunda: Bratislava şehri, Slovakya eyaletinin başkenti yapılmıştır.

 

ULAŞIM

Şehirdeki havaalanı olan “MR Stefanika” şehir merkezine 7 km. uzaklıktadır. Havaalanından şehir merkezine ulaşım için otobüsler bulunuyor.

Bratislava-Viyana arasındaki karayolu 60 km. dir. Trenle 1 saatte gidilir ve tren ücreti, 7 eurodur. Bratislava-Budapeşte arasındaki uzaklık: trenle 3 saat ve Bratislava-Prag arasındaki uzaklık, trenle 2.5 saattir. Bratislava ve Viyana: Avrupa’da birbirine en yakın iki başkent olma özelliğine sahiptir. Biraz önce de söylediğim gibi, araları yalnızca 60 km. dir.

 

İKLİM

Şehir: Tuna nehrinin her iki yakasında bulunması nedeniyle, hafif ve sıcak bir iklim yapısına sahiptir. Yıllık sıcaklık ortalaması 9.9 derecedir ve Slovakya’nın en sıcak bölgeleri arasında yer alır.

Kışın buraya gidiyorsanız, ülkemizden daha sert bir kış olduğunu bilmeli ve ona göre tüm kalın kıyafetlerinizi almalısınız. Yazın gidiyorsanız, ince giysiler götürün ancak, buranın bir Orta Avrupa ülkesi olduğunu, gece ve gündüz sıcaklıkları arasında muhteşem farklar olduğunu unutmadan, gece giymek için hırka gibisinden bir şeyler yanınıza alın.

 

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Tramvay ve otobüslere bindiğinizde: biletinizi damgalatmayı sakın unutmayın.
Bratislava City Card satın alırsanız: ulaşımda ve bazı müzelere girişte indirim sahibi olursunuz.

 

NE YENİR

Slovakya mutfağında “Macar” etkisi görülür. Ne içmek gerekir derseniz, bu kez Slovak biralarının mutlaka tadına bakmanızı öneririm. Bu biralardan en iyilerinden birinin markası “Spis” dir.

Bratislava şehrinde en ilgimi çeken özellik: öğlen saatlerinde, bütün restoranların fiks menü benzeri, ana yemek, salata ve  tatlıdan oluşan ve bir içecek te bulunan bir menüyü uygun fiyatla müşterilerine (10 euro) sunmalarıydı.

Yani, menüde saatlerce bir şeyler aramak zorunda kalmadan fiks menü alıp karnınızı doyurabilirsiniz.

 

ALIŞVERİŞ

Şehirdeki en önemli alışveriş mekanı “Aupark” dır ve New Bridge denen yere yakındır. Yani Old Town Tuna karşısında, Batı tarzı inşa edilmiş bir alışveriş merkezidir. Şehrin en büyük alışveriş merkezi olan “Avion” da ise: mağazalar, food court, IKEA mağazası, giyim mağazaları bulunur.

Bunun dışında, şehir merkezinde küçük, irili ufaklı dükkanlar bulunuyor. Ama alışverişi çok canlı bir şehir olduğu söylenemez, yani alışveriş yapmak için uğraşmayın, bir şey bulmak pek mümkün değildir. Alışveriş merkezlerine gitmek gerekiyor.

 

GECE HAYATI

Slovakya ülkesinde alkollü içkiler ucuzdur. Özellikle: Slovak birası önem kazanmaktadır. Bunun yanında: zengin bir gece hayatı yaşamak isteyenler için “Old Town” bölgesi önerilmektedir.

Şehir insanının arasına karışıp eğlenmek isterseniz, kent merkezini denemelisiniz. Burada birçok yer bulabilirsiniz. Bira içmek için en uygun barlar: Budvar, Pilsen Urquell, Kozel, Radegast, Starobno.

Hviezdoslavovo meydanında bulunan: Svet ve Piya da tercih edilebilir. Sedlarska caddesi üzerindeki Dubliner en Irısh Pub önerebileceğim diğer bir bardır.

Slovakya Bratislava

TURİZM

Şehrin tarihi kısmı olan “Stare Mesto” bölgesinde: St.Michael kulesinden, Avusturya’dan Macaristan’a kadar uzanan muhteşem güzel bir manzara izlemek mümkündür.
Şehirdeki önemli yerler, yürüyüş mesafesindedir. Bunlar arasında öne çıkanlar: Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde yapılanlardır.

Eski şehir ve kale: şehrin en turistik yerleridir. Eski şehirde özellikle bazı müzeler ilgi çekerler. Bunlar arasında bulunanlar: İşkence ve Şarap üretim müzesi, Belediye Müzesi’dir. Slovak ulusal müzesi de ziyaretçi çekmektedir.

Ayrıca: Başpiskopos Sarayı ve Mirbach Sarayı ilgi çeker. Tuna nehri üzerinde inşa edilen kale ise: MS.1 ve 5’nci yüzyıllar arasında, Roma İmparatorluğunun bir sınır kalesi olarak kullanılmıştır. 9’ncu yüzyıldan sonra ise ve en son olarak 2000 yılında restore edilmiştir.

Son bir not, şehir merkezindeki caddede, güzel ve esprili heykeller var ve bunları mutlaka görmelisiniz. Bunların arasında en rağbet göreni, yoldan geçen bayanların eteklerinden bacaklarına bakan bir kanalizasyon işçisinin heykelidir.

 

GEZİLECEK YERLER

Her zaman olduğu gibi, ben şehirde gezmenizi önereceğim yerleri aşağıda sıralıyorum. Siz, bu şehirde kalış sürenize ve anlatılan yerler içinde ilginizi çeken yerlerin durumuna göre, bir şehir haritası üzerinde gezeceğiniz yerleri işaretliyorsunuz ve böylece, Bratislava şehrinde, gayet güzel bir tur yapıyorsunuz.

Slovakya Bratislava Old Town

OLD TOWN

Kalenin de bulunduğu bu bölgede: tepeyi keşfederken, ilginç özellikler görebilirsiniz. Dar sokaklar, çeşitli hoş restoranlar, kafeler ve galeriler bulunur. Kalenin bulunduğu tarihi tepe: Komünist dönemi ve çağdaş peyzaj karışımıdır.

Bu bölüme araç girişini yasaklamışlar. St. Martins katedralinin arkasından başlayan yürüyüş yolunun hemen sağında güzel kafeler var. Bu güzel kafelere oturup gelip geçeni seyrederek yorgunluk atabilirsiniz. Ayrıca, bu kafeler, kendi yaptıkları ürünleri servis ediyorlar.

Şehrin bu bölümünde birkaç heykel bulunuyor. Bu heykeller hakkında sizlere kısa bilgiler vermek istiyorum.

Old Town bölgesinin hemen girişinde yolun kenarında “Schöne Naci” isimli heykel bulunuyor. Bu şahıs: aslında fakir ve zihinsel özürlü bir kişi olmasına rağmen, Slovak halkı arasında çok meşhurdur.

Çünkü: bu kişi, sokaktan geçen herkese: şık kıyafetleri içinde, şapkasını çıkararak ve gülümseyerek selam verirmiş. Bu nedenle, öldükten sonra, kendisinin heykelini dikmişler ve heykel de zaten, şapkasını çıkararak yine gelip geçene selam veriyor.

Evet, 1897 yılında doğan, şık smokin ve silindir şapkalı şehrin sokaklarında yürüyerek meşhur olan bu şahıs, ölümünden sonra da, gelip geçene selam vermeyi sürdürüyor.

Şehrin eski bölümünde, biraz ileride yine bir heykel bulunuyor. Bu heykel “Çumil” heykelidir. Çumil: kanalizasyon kanalından yeni çıkmış ve sokaktan geçenlere bakan bir durumda betimlenmiştir ve bazı Slovakyalılarda, kendisini yoldan gelip geçen bayanların eteklerine bakıyor olarak nitelendirirler.

Heykelin hemen yanındaki “çalışan adam” levhası da dikkat çekiyor. Bu heykelleri anlatan görevli, hemen Eskişehir ve Eskişehir Belediye Başkanının yaptırdığı bu tür heykelleri örnek veriyor ki, haklı, Eskişehir’de de benzeri heykeller var.

Bölgenin ana meydanında; tam Fransız konsolosluğunun önünde ise; Juray Melus tarafından yapıldığı yazılı olan “Napolyon” heykeli bulunuyor. Ama: bu heykelde betimlendiği şekilde, Napolyon, halkın arasına karışmıştır.

Napolyon ordusu, Bratislava şehrine iki kez girmiş ve 300 süvari ve 9000 asker ile şehir sokaklarında yürümüştür. İlk olarak, 1805 yılında şehre girmiştir. Yine burada Napolyon’la ilgili anlatılan bir söylenti var.

Napolyon ordusundan bir asker, buralı bir kıza aşık olur. Gün gelir, Napolyon ordusu ile şehri terk edeceği zaman, bu aşık asker şehri terk etmek istemez ve burada kalmak ister.

Bunun üzerine, Napolyon, askere senin her şeyin orduya ait, burada kalırsan bunları iade etmen gerekir der ve bunun üzerine, asker üstünde bulunan bütün eşyaları orduya teslim eder ve şehirde kalarak sevdiği kızla beraber olur.

Evet, bu bölgede daha birçok heykel var.

Slovakya Bratislava Kalesi

 

BRATİSLAVA HRAD-BRATİSLAVA KALESİ

Kale: Tuna nehri kıyısında, denizden 150 metre yükseklikte, Küçük Karpat Dağları üzerinde, güneydeki bir tepe üzerine yapılmıştır. Yapılış amacı: Osmanlı korkusudur.

Osmanlılar, Budapeşte şehrini ele geçirdiklerinde, Macar kraliyet ailesi burada yaşıyormuş. Ancak: eski çağlardan beri, burada insan yerleşimi olduğu bilinmektedir.

Büyük Moravya İmparatorluğu zamanında, bu tepe üzerinde büyük bir kale bulunuyordu. Kale hakkındaki ilk yazılı kaynaklar, MS.907 yılından gelmektedir. Büyük Moravia imparatorluğunun bitiminden sonra, Bratislava kalesi, Macarlar ile arada bir sınır görevi görmüştür.

Ancak: 1811 yılında, büyük bir yangın, kaleyi harap etmiş ve tamamen yanmıştır. Günümüzde görülen yapı, 1950 yılında yapılan restorasyon sonucu ortaya çıkmıştır.

Buraya: iki yönden yürüyerek erişilebilir. Bunlar: birinci olarak Beblaveho sokak üzerinden ve diğer yol Slovak Parlamentosu tarafında tarihi şehir merkezinden ve Mudronova sokak üzerindendir.

Slovakya Bratislava Ulusal Tarih Müzesi

Ulusal Tarih Müzesi

Müze: Pazartesi hariç her gün saat: 09.00-17.00 arasında açıktır.
Burada, özellikle arkeolojik sergi: Slovakya’nın uzun geçmişine ait hazineleri barındırmaktadır ki, bunlar arasında: mobilya ve saatler başı çeker. Ayrıca, bir de müzik sergisi bulunur.

Slovakya Bratislava St Martin Katedrali
Slovakya Bratislava St Martin Katedrali

 

DOM SV MARTİNA-ST. MARTİN KATEDRALİ

Katedral hemen otobanın yanında bulunmaktadır. Yani, Rudnaıyovo nam bölgesindedir. Turlar şeklinde geziler yapılmaktadır. 1563-1830 yılları arasında hüküm süren 12 yöneticinin yani Macar kralının burada taç giydiği söyleniyor.

Yapı her ne kadar 13’ncü yüzyılda yapılmış olsa da 19’ncu yüzyılda restore edilmiştir. Güney bölümdeki portal giriş, Slovakya’nın en eski Rönesans mimarisi örneğidir. Kule: 85 metre yüksekliktedir ve neo-gotik stildedir.

Kuleye özellikle dikkatle bakın, üstünde, 300 kg. ağırlığında Macar kraliyet tacı örneği görülmektedir. Bu taç: 2×2 metre boyutlarındadır ve bu nedenle, 1563-1830 yılları arasında kilise, taç giyme kilisesi olarak kullanılmıştır.

Her yıl Eylül ayı başlarında, burada Bratislava zafer ve taç giyme günü kutlamaları yapılır.

 

CHATAM SOFER MEMORİAL

Mauzoleum Chatama Sofera.Svobodu bölgesindedir.
Anıt: Pressburglu Haham Moşe Schreiber’den ismini almıştır. Kendisi, 19’ncu yüzyılda, Avrupalı Yahudi liderlerinden birisiydi. Buradaki mezarı: 1943 yılında bölgedeki 17 Yahudi mezarıyla birlikte Naziler tarafından yıkıldı.

Daha sonra ise, mimar Martin Kvasnica tarafından yeniden tasarlandı ve yapıldı. Günümüzde görülen mezar, 2002 yılında açılmıştır. Ziyaret etmek isteyenlerin önceden rezervasyon yaptırmaları gerekiyor.

Slovakya Bratislava Manderlov Evi

MANDERLOV EVİ

Nam SNP bölgesindedir.
Şehrin ilk yüksek katlı binasıdır. 10 katlı bu bina uzun süre Bratislava’nın gökdeleni olarak anılmıştır. Yapı, 1935 yılında mimarlar Ernest Spitzer ve Ludwig tarafından yapılmıştır. Binanın karakteristik özelliği, cephesinin koyu kırmızı dikey çizgiler bulundurmasıdır. Zemin katta, yeni Grand Cafe mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer olarak bilinir ve tanınır.

Slovakya Bratislava Palffy Palace

PALFFY PALACE

Panska bölgesindedir.
Bugünkü sarayın sitesi içinde, 19’ncu yüzyıldan kalma eski evler görülür. 1885 yılında yapılan yenileme çalışmaları sırasında, arkeologlar, 13’ncü yüzyıldan kalma mimari duvar kalıntıları tespit ettiler.

Ayrıca, bodrum katında yapılan arkeolojik araştırmalarda, Roma ve Kelt dönemine ait bulgular ortaya çıkarıldı. Böylece, şehirde daha önceki dönemlerde bir Kelt yerleşimi bulunduğu, buradan belgelenmiş oldu.

Günümüzde saray: ziyaretçiler için çağdaş sanatın ustalarının eserlerini barındıran klasik koleksiyonu sunmaktadır. Ayrıca, 15 bin kitaptan oluşan büyük bir kütüphane de sarayın içindedir. Daimi sergilerde: cam, heykel ve resimler bulunur ve daha çok Hollandalı ve Flaman ve İtalyan ustaların, 17 ve 18’nci yüzyıl eserlerini barındırır.

 

PARLAMENTO

Burası, Slovak Cumhuriyeti Ulusal Konseyi olarak da bilinen Slovak Parlamentosunun toplanma yeridir. Tuna nehri yakınlarında bir uçurumun üzerindedir, yani şehrin en iyi yerinde bulunmaktadır.
Parlamento içine gezi turları, her gün saat 14.00 de yapılmaktadır. Bina halka açıktır ve özellikle, parlamento restoranından, muhteşem bir manzara izlenmektedir.

 

PANTEON

Vojnovy pamatnik Slavin bölgesindedir.
Kale manzaralı bir tepe üzerinde yapılmıştır. Bratislava şehrinin birçok yerinden görülebilir. Burada, Nisan 1945 tarihinde, kentin kurtuluşu için çağırılan “Kızıl ordu” nun 6845 şehit askerinin mezarı bulunmaktadır.

Boyutlarının büyüklüğü ile etkileyici bir anıttır. Yüksekliği 39 metredir ve 11 metrelik bir heykeli bulunmaktadır. 1957-1960 yılları arasında inşa edilmiştir. Sovyet savaş anıtları mimarisinin güzel bir örneğidir. Ancak, bu anıt, aynı zamanda Slovaklar arasında karışık duygular ortaya çıkarmaktadır.

Çünkü, bir yandan şehri kurtarması için çağırılan Sovyet askerleri, gelmişler ve binlerce şehit vererek şehri kurtarmışlardır, ancak öte yandan: 1968 yılında, Slovak lider Alexander Dupçek tarafından yönetilen bir hareket ve Varşova paktı birlikleri tarafından işgal edilen bir şehir var.

Yine anıta gelecek olursak, anıtın en önemli özelliği: etkileyici ufuk çizgisi ve şehrin silüetinde yarattığı büyüleyici güzelliktir. Anıtın yakınlarında “Mountain Park” var, ayrıca, bu anıtın çevresi, yine şehrin en zengin bölgelerinden dir ki, birçok villa görebilirsiniz.

Slovakya Bratislava Ulusal Tiyatrosu

SLOVAK ULUSAL TİYATROSU

Jesenskeho bölgesindedir.
Yapı: Viyanalı mimarlar Fellner ve H.Helmer tarafından tasarlanmış ve 1886 yılında neo-Rönesans stilinde inşa edilmiştir. Cephedeki oval deliklere: Viyanalı heykeltıraş Tiğner tarafından, ünlü bestecilerin taş heykel büstleri yerleştirilmiştir.

Yine, tiyatro girişinde bulunan havuz mimar Tilgner tarafından tasarlanmıştır. Havuz: bir kartal tarafından karşılanan Zeus heykeli ile süslüdür.

Evet bu bina, günümüzde Slovak Ulusal Tiyatro ve Bale topluluğu tarafından kullanılmaktadır

OLD CİTY HALL

Stara radnica.Primaciaine namestie bölgesindedir.
Buranın geçmişi, 13’ncü yüzyıla kadar uzanmaktadır. Orijinal bina romanesk tarzda yapılmıştır. Binanın eşsiz duvar resimleri, 15’nci yüzyıldan kalmadır. Belediye binasında, bir de “Belediye Müzesi” bulunmaktadır. Özellikle yaz aylarında, yapının önündeki avluda, kültürel etkinlikler ve konserler düzenlenmektedir.

Slovakya Bratislava Michael Kapısı

MİCHAEL KAPISI

Michalska brana bölgesindedir.
Bakır çatılı Michael kapısı, Bratislava şehrinin sembollerinden birisidir. Kapının ortasında bulunan gotik kule: 14’ncü yüzyıl yapımıdır. Çatı ise, 1753-1758 yılları arasında yapılmıştır. Kule: 7 katlı ve 51 metre yüksekliktedir.

Üst terasta, muhteşem bir şehir manzarası izlenmektedir. Kulenin üstünde ise, Başmelek tarafından bir ejderhanın öldürülmesi sahnesi olan heykel bulunur. Kapının altında ise “Silah Müzesi” bulunuyor. Ayrıca, yine kapının bulunduğu yerde “sıfır kilometre taşı” görülüyor ve buradan, 29 büyük şehre olan mesafe yazılıdır.

 

MİRBACHOV PALACE

Frantiskanke namestie bölgesindedir.
Bu rokoko tarzı saray: 1768-1770 yılları arasında, şehirde yaşayan Michael Rush tarafından yaptırılmıştır. Sarayın son sahibi ise, Kont Emil Mirbach’dır ve sarayı yani yapıyı “Şehir Galerisi” kurulması için şehir yönetimine devretmiştir.

Kont Emil’in arzusu yerine getirilerek, saray resim ve heykel daimi sergisi alanı olmuştur. Burada, ayrıca geçici sergiler de düzenlenmektedir. Sarayın avlusunda, Viktor Tilgner tarafından yapılmış etkileyici heykeller bulunan bir havuz görülüyor.

Slovakya Bratislava Macaristan Eski Kraliyet Sarayı

MACARİSTAN ESKİ KRALİYET SARAYI

Michalska Ventürska bölgesindedir.
Saray, şehir manzaralı bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Barok mimari stildeki saray: 1753-1756 yılları arasında, mimar Martinelli tarafından tasarlanmıştır. Yapı; 19’ncu yüzyılda uzun süre Macar Parlamentosu olarak kullanılmıştır. 1847-1848 yılları arasında ise, burası Slovak Ulusal Hareketi Başkanı ve Ulusal Konsey Üyeleri tarafından kullanılmıştır. 1953 yılında ise, sarayın içine bir üniversite kütüphanesi yapılmıştır.

Slovakya Bratislava Üniversiteler

ÜNİVERSİTELER

Şehirde: 1919 yılında kurulan Comenius Üniversitesi, 1938 yılında kurulan Bratislava Slovak Teknik Üniversitesi ve 1953 yılında kurulan Slovak Bilimler Akademisi bulunmaktadır.

 

Academia Istropolitana

Burası, eski Macar krallık döneminin ilk üniversitesi olarak dikkat çekmektedir. 1465 yılında kurulan üniversite, Bratislava kralı Matthias Corvinus tarafından, gelişimi ve yayılması için büyük önem verilen bir yer olmuştur. Üniversite binasının bir kısmı: 1490 yılında kral Matthias’ın ölümünün ardından, bir manastır olarak kullanılmaya başlanmıştır. Üniversite de görev yapan hocalardan Regiomontanus Johannes Müler (1436-1476) Avrupa’nın büyük eğitimcilerinden birisidir ve dünyanın güneşin çevresindeki hareketlerini incelemiştir.

Slovakya Bratislava En Spn

EN SPN

Burası, tek bir direk üzerine asılı bir çelik köprüdür ve 1967-1972 yılları arasında inşa edilmiştir. Şehrin en tipik mimari yapısı olarak dikkati çeker. Tek çelik ayağın üst kısmında, 80 metre yükseklikte, hızlı asansör ile çıkılan bir restoran bulunur. Ayrıca, 430 basamaklı bir acil merdiveni de bulunmaktadır.
Köprüye gelince: uzunluğu 431.8 metredir. Genişliği 21 metredir. Toplam ağırlığı ise, 7.537 tondur.

 

APOLLO KÖPRÜSÜ

Apollo köprüsü: Petrzalka ilçesi ve şehir merkezini birbirine bağlayan, Tuna nehri üzerindeki asma bir köprüdür.

Slovakya Bratislava Old Bridge

OLD BRİDGE

Tuna nehri üzerinde, hala kullanılan en eski köprülerden birisidir. Ayrıca “Franz Joseph köprüsü” olarak da bilinir.

 

GRASSALKOVİC PALACE

Hodzovo namestie bölgesindedir.
Rokoko tarzından inşa edilen sarayda, Başkan yaşamaktadır.
İlk yapılışı ise: 1760 yılında: Macar İmparatoriçesi Maria Theresa’ya kadar uzanır. Takip eden süreçte de, soyluların ikametgahı için popüler bir yer olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise, biraz önce de söylediğim gibi, Slovak Cumhuriyeti Başkanının ofisi bulunmaktadır.
Burayı ziyaret etmek isterseniz, sarayın içi kapalı, ancak bahçesi yani park bölümü serbesttir.

Park da Grassolkovich

Burası, Başkanlık sarayının bahçesi olarak bilinir. Aslında: bir Fransız süs bahçesi olarak tasarlanmıştır ancak 1919 yılından bu yana: popüler bir yer haline gelmiştir. Burada: yürüyüşler, konserler düzenlenir ve şehrin gürültüsünden kaçmak isteyenler, burayı tercih ederler.
Bahçenin ortasında bir heykel dikkati çeker. Bu heykel: at sırtındaki İmparatoriçe Maria Theresa’nın heykelidir. Heykel: ünlü Slovak heykeltıraş Tibor tarafından yapılmıştır. Park sokakta ise, devlet başkanlarının büstleri bulunur.

 

MÜZELER

Slovakya Bratislava Yahudi Kültür Müzesi

MUZEUM ZİDOVSKEJ KULTURY-YAHUDİ KÜLTÜR MÜZESİ

Müze binası, 17’nci yüzyıldan kalmadır, ancak günümüze kadar birçok kez yenilenmiştir. Bina, 1993 yılındaki restorasyonun ardından, Yahudi Kültür Müzesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Slovakya Bratislava Slovakya Ulusal Müzesi

SLOVENSKE NARODNE MUZEUM-SLOVAK ULUSAL MÜZESİ

1961 yılında kurulmuştur. Müze binası: Bratislava eski şehir bölümünde, Doğa Tarih Müzesiyle birliktedir. Binanın inşaatı, mimar Harminec tarafından tasarlanmış ve Temmuz 1928 tarihinde tamamlanmış ve müze, 1930 yılında açılmıştır.
Slovakya’nın bu en büyük müzesi: ülke çapında 16 özel müzeyi yönetir.

 

SLOVENSKA NARODNA GALERİA-SLOVAK ULUSAL GALERİSİ

Burada: gotik sanattan, grafik sanatına kadar pek çok eser sergileniyor. Galerinin kendi koleksiyonunda, antik, modern ve çağdaş sanata ait yaklaşık 55 bin eser bulunduğu söyleniyor.

 

BRATİSLAVA CİTY MUSEUM

1868 yılında kurulmuş, ülkenin en eski müzesidir. Şehrin Old Town bölümündedir. Şehir müzesi, Bratislava şehrindeki 11 müzeyi yönetir.

 

APPONYİHO PALACE

Radnicna bölgesindedir. Cumartesi ve Pazar günü: saat: 11.00-18.00 arasında ve diğer günler: saat: 10.00-17.00 arasında açıktır.
Saray: Macar asilzadesi, Kont George Appony tarafından yaptırılmıştır ve günümüzde, burası: Bratislava şehir müzesi olarak kullanılmaktadır. Müzede: Bratislava bölgesindeki üzüm tarihi, şarap barları ve şarap malzemeleri sergilenmektedir. Macar şaraplarının popülütesi: Macar kralı Matthias Corvinus yani 1767 yılından bu yana sürmektedir.
Eğer: bölgeye ait iyi bir şarap tatmak isterseniz, sarayın avlusunda oturup tadabilir ve hatta satın alabilirsiniz.

Slovakya Bratislava Saat Müzesi

GOOD SHEPHERD EVİ-SAAT MÜZESİ

Zidovska ul. Bölgesindedir ve 4 katlı bina, rokoko mimari stilinde, 18’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Yeri de ilgi çekicidir, birbirine yaklaşan iki sokağın bitim yerinde, kama şeklinde, bir boşluk doldurmaktadır.

Ev çok dar olmasıyla ilgi çeker. Önünde yalnızca bir oda ve merdiven genişliğindedir. Ama, Bratislava şehrinin en iyi binası olarak kabul edilir. Binanın köşesinde “Good Shepherd” yani “İsa heykeli” bulunmaktadır. Binanın içinde ise: eşsiz bir “saat müzesi” bulunur.

 

ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

Slovakya Bratislava Devin-Castle Kalesi

DEVİN CASTLE-KALESİ

Muranska ul. Bölgesindedir.
Kale; Tuna ve Morava nehirlerine bakan bir tepe üzerinde bulunuyor. Çünkü, burası Keltler, Romalılar, Lombardlar, Gotlar ve diğer bölgede yaşayan uygarlıklar için hep stratejik bir yer olarak değerlendirilmiştir.

Kalenin günümüzdeki haliyle, Moravya İmparatorluğu döneminde yapıldığı sanılıyor.

Çünkü, kale ile ilgili ilk yazılı bilgiler, 1223 yılına aittir. 19’ncu yüzyılda ise, kale, Slovak ayaklanması için önemli bir yer olarak kullanılmıştır.
Tarih sevenlere cazip gelecek bir kaledir. Yalnızca yürüyüş olarak değil, çevresindeki muhteşem güzel doğa da ilgi çeker.

Slovakya Bratislava Antik Gerulata Rusovce

ANTİK GERULATA RUSOVCE

Burası: Gerulata İmparatorluğunun kuzeyinde kurulmuş bir “Roma askeri kampı” dır. Mezarlıklardan anlaşıldığına göre, kamp geniş bir alanda yay gibi yerleşmiştir.

Bölge ile ilgili ilk karşılaşma: 1961 yılında, inşaat işçilerinin toprak çıkarma sırasında, taş sütunlarla karşılaşmaları ile olmuştur. 1963 yılında da yoğun arkeolojik araştırmalar başlamış ve Gerulata, kültürel bir yer olarak belirlenmiştir.

Burada: bir kilise ve müze bulunuyor. Antik Gerulata Müzesinde: takı, giysiler, silahlar, seramikler, tuvalet eşyası, harita modelleri, fotoğraf malzemeleri, taş sanat eserleri bulunmaktadır.

Polonya Krakow Auscwitz

Polonya Krakow Auscwitz

Naziler: Polonya’yı 1939 yılında işgal etmelerinin ardından, 1945 yılına kadar, bu ülkede 7 tane ölüm kampı kurdular. Bu kamplara kapatılan, yaklaşık 7.5 milyon Yahudi ve Naziler için aşağılık ırk olarak kabul edilen Çingeneler ve özürlülerden; 6.7 milyon tanesi: hastalık, yorgunluk, açlık, aşırı çalışma, işkence ve gaz odalarında öldürüldüler ve yakılarak yok edildiler.

Tüm bu vahşet sırasında: “Wagner” isimli bestecinin klasik eserlerinin çalındığı söyleniyor. Yazının en başında bir şeyden daha söz etmek istiyorum.

Milyonlarca insanın esir tutulduğu ve büyük çoğunluğunun öldürüldüğü bu kamplardan: batı ülkeleri uzun süre gerçek anlamda bilgi sahibi olamamışlar.

Almanların yaptıkları propaganda neticesinde: bu kampın bir çalışma kampı olduğuna onlarda inanmışlar ve bu kamp; bir çalışma kampı olduğu düşünülerek, savaş süresince hiç bombalanmamış.

Kamp alanı: 2012 yılında, 1 milyon 400 bin ziyaretçi tarafından ziyaret edilmiştir. Özellikle: İsrail ülkesinde, bütün genç neslin burayı ziyaret etmesinin sağlandığı söyleniyor.

Zaten, siz de burayı gezerken, ellerinde İsrail bayrakları olan ve İsrail’den geldikleri belli olan guruplarla karşılaşacaksınız, ancak bu insanların: atalarının yaşadıkları o vahşeti gördükçe, ziyaretçilere dahi kin ve nefretle baktıklarını hissetmek hiç te hoş olmuyor.

Polonya ülkesinde kurulan bu 7 kampın en ünlüsü: yaklaşık 1.5 milyon insanın öldürüldüğü ve 1940 yılında kurulan “Auschwitz” kampıdır.

Bu kamp alanı: UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Auschwitz: II. Dünya savaşından önce, yani Naziler burayı ele geçirmeden önce: yaklaşık 15 bin Yahudi’nin yaşadığı sakin bir kasaba olarak biliniyordu.

Kampın bulunduğu yer ise: “Konzentrationslager Auschwitz” olarak isimlendirilen Polonya ordusunun bir kışlası imiş.

Hatta: buranın ilk yapılış amacının: Polonyalı rejim karşıtları, komünistler ve Sovyet esirlerinin tutulması içindir. Ancak: Naziler burayı ele geçirdikten sonra, Mart 1942 tarihinde ilk insan dolusu vagon buraya ulaştı.

Ardından ise: Avrupa’nın birçok şehrinden: vagonlar dolusu insan ama özellikle ırkları seçilerek (Çingeneler, Yahudiler, sakatlar, özürlüler, homoseksüeller, komünistler gibi) buraya taşınmaya başladılar.

Peki: milyonlarca insan: nasıl ses çıkarmadan buraya taşınmayı kabullenmişlerdir?

Söylenenlere göre: Naziler, öyle bir propaganda faaliyetinde bulunmuşlar ki, kampı anlatan milyonlarca broşür bastırarak: burada Almanya’nın geleceğini yönlendirecek iş gücü potansiyelinin yaratılacağı yalanı öne çıkarılmıştır.

Yahudilerin, bu propagandanın etkisinde kalarak, kamp alanına getirilerken ses çıkarmadıkları söylenmektedir. Evet: bu toplu taşıma yaşanırken: kamp alanı olarak kullanılan eski kışlanın yakınlarında: “maidaneck” ve “birkenau” olarak isimlendirilen iki kamp alanı daha inşa edilir.

Yani: ana kamp alanı “Auschwitz-1” olarak isimlendirilirken: 1944 yılında 90 bin esirin hapsedildiği yer “Auschwitz-2” olarak isimlendiriliyordu ve kampın en büyük imha bölgesiydi.

Biraz önce söylediğim gibi: Avrupa’nın birçok yerinden kamp alanına getirilenlerden, yalnızca 400 bin kişi kaydedildi.

Çünkü: bunlar çalışabilecek durumdaydılar. Bunlardan: Yahudi 200 bin, Polonyalı 140 bin, Çingene 20 bin ve Sovyet savaş suçlusu 10 kişi bulunuyordu. Kalan 10 bin kişi ise farklı uyruklardandılar.

Hatta: kampın kapısında, halen görüldüğü üzere “Arbeit macht frei” yani “Çalışmak Özgürlüktü” ibaresi bulunmaktadır.

Burada: “Arbeit” kelimesindeki “b” harfi, bir Yahudi tarafından, burada işlerin ters gittiğini ifade edecek şekilde, ters yani “p” şeklinde yazıldığı söyleniyor.

Evet; çalışamayacak olanlar, yaşlılar, çocuklar, hastalar ve sakatlar: daha kamp kapısından içeri girmeden öldürüldüler, eşyalarına, takılarına ve hatta altın dişlerine ve ne acıdır ki, daha sonra kullanılabilecek her şeylerine el konuldu.

Vahşet kampında: Naziler tarafından her konu araştırmalar yapılarak belirlenmişti. Kampa getirilenlere öncelikle: kollarına yazılı birer “kimlik numarası” veriliyor ve bu kimlik numarasına göre: ırklar ve daha birçok özellik ayrıştırılıyordu.

Küçücük odalarda barındırılan esirlerin, bu dar yerlerde kaç kalori alarak hayatta kalabilecekleri ve bunun karşılığında kaç saat çalışabilecekleri ve çalışırken kaç ay sonra eriyip yok olacakları hesaplanmıştı.

Bu araştırmalar sonucunda: esirlerin muhtemelen 6 aylık çalışma hayatı sonunda ölerek yok olacakları tahmin ediliyordu ve ağır şartlarda, günde 10 saat çalıştırılan esirlerin en vahşi faaliyetleri ise: gaz odasına gönderilirken saç kesme, sonrasında ceset toplama ve yakma işlemlerinin yine kendilerine yaptırılmasıydı.

Evet, tam bir insanlık dramı. İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğu dünya üzerinde bir başka yeri görmek: sanırım pek mümkün olmasa gerek.

Hani: gaz odalarında öldürülmüş dedim de: savaşın sonlarına doğru “ölüm gazı” maliyetleri artınca: söylenenlere göre, çocukları ayrı kamplarda toplamaya başlamışlar ve yaklaşık 1.3 milyon çocuk: öldürülmeden kaynar su bulunan kazanlara atılarak işkenceye tabi tutularak telef edilmişlerdir.

Burayı ziyaret ettiğinizde: giriş kısmı olarak belirttiğim bu vahşetin yaşandığı yerleri görecek ve kesinlikle çok etkileneceksiniz, bu insanlık dramını mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Özellikle: ne yazılsa, ne söylense anlamsız, mutlaka görmelisiniz ki, gördüğünüzde inanın bana, çok etkileneceksiniz.

Yaşanan katliamın ne kadar organize ve iğrenç olduğunu göreceksiniz. Kamp komutanı: Rudolf Franz Hoess’tir. Kamp: 27 Ocak 1945 tarihinde: Sovyetler Birliği Kızıl Ordusu tarafından ele geçirilmiştir.

Aslında: Naziler, Sovyet ordusunun çok yakınlarda olduğunu öğrenince: tüm belgeleri imha etmişler ve 56 bin mahkumu serbest bırakmışlardır.

Bu serbest bırakılan mahkumlar: özgürlüğe kavuşacaklarını umut ederek yola çıktılar ama hepsi bu ölüm yürüyüşünde öldüler.

 

ULAŞIM

Buraya gerek Warşova ve gerekse Krakow şehrinden trenle ulaşabilirsiniz. Tren yolculuğu: Varşova şehrinden toplam 5.5 saat kadar sürüyor. Krakow şehrinden ise 2 saat sürüyor. Mesafe olarak, Krakow şehrinin 60 km. güneybatısındadır.

Buraya ulaştığınızda, trenden inince, gar kapısından çıkın ve tam karşıdaki caddeden yürümeye başlayın.

Yaklaşık 15-20 dakikalık bir yürüyüşten sonra; bir park alanı içinden geçtikten sonra “Auschwitz” tabelasını görüyorsunuz ve o istikamete sapıyorsunuz.

Kamp alanına vardınız. Giriş ücreti olarak 3 Euro ödemek gerekiyor. Burada: her yarım saatte bir İngilizce bilen rehberler eşliğinde tur düzenleniyor.

Tura katılanlara kulaklık dağıtılıyor ve böylece rehberin söylediklerini rahatlıkla duyabiliyorsunuz. Yani: rehberi bir para kazanma aracı olarak düşünmeyin.

Rehberli turu tercih edin çünkü rehber, verdiği bilgilerle geziyi daha somut hale getiriyor.

Önce: küçük bir sinema salonunda film gösterimi yapılıyor. Bu gösterimde: Rus Kızıl Ordusunun, 1945 yılında burayı ele geçirdiğinde çektiği görüntülerden oluşan bir siyah-beyaz film, 20 dakika boyunca gösteriliyor.

Sonra: kamp alanına yani “Auscwitz 1” bölümüne giriliyor.

Buraya girişte: özellikle kapının üstündeki “Arbeit mach frei …. “ yazısı ilgi çekiyor. Bu yazı ile ilgili: yukarıda biraz söz etmiştim. Kampın hemen dışında, kapının ilerisinde: bir darağacı var.

Burada: kamp dışında çalıştıkları için kamptan ayrılabilen az sayıdaki esirlerden olan 12 mühendis: isyan planı yaptıkları iddiası ile, yan yana asılarak öldürülmüşlerdir.

Polonya Krakow Auscwitz

AUSTCWİTZ-1 KAMP ALANI

Günümüzde bile, halen duman kokusunun hissedilebildiği kampın içi: düzenli bir şekilde inşa edilmiş, hep aynı tip binalardan oluşuyor. Bu binalar arasında dolaşırken: bir zamanlar Hitler’in, diğer Nazilerin ve katledilen insanların bastığı yerlere basmak, insanda bambaşka duygular yaratıyor.

Polonya Krakow Auscwitz

Evet: kamp alanı içinde, tura katılanlara 10 bina gezdiriyorlar. Tur yaklaşık 2 saat sürüyor.

Binalardan iki tanesinin arasında: 3-4 metre yüksekliğinde kırmızı tuğladan bir duvar bulunuyor. Bu duvarı mutlaka görmelisiniz. Bu duvara “ölüm duvarı” deniliyor.

Çünkü: o dönemde, bazı günlerde, kampta bulunan Nazi subayları tarafından, bu duvarın önünde, bazen 1000 kişiye varan Yahudi kurşuna dizilerek öldürülüyormuş. Amaç, yeni gelecek olanlara yer açmakmış.

Katledilen insanlar arasındaki çocukların oyuncaklarını, annelerin çantalarını, babaların bavullarını ve valizlerini görebiliyorsunuz.

Gezinin son durağı: “gaz odası” oluyor. Gaz odasında; siklon-b gazı kapsüllerinin kutularını görebilirsiniz. İnsanlar: banyo odası adı altındaki bu odalara götürülürler, duşlardan su yerine “ziklon” gazi verilir ve öldürülürlermiş.

Gaz odasının hemen yanında ise “krematoryum” bölümü bulunuyor. Burada, gazlanan esirler yakılarak yok ediliyormuş. Hatta: yakıldıktan sonra, yakılan insanların kemikleri, burada bulunan aletlerle parçalanıp ufalanıyormuş.

Hemen yanında ise: Doktor Mengele’nin muayenehanesi görülüyor. Burada: kendisi, çocukları parçalayarak sözüm ona bilimsel araştırmalar yapıyormuş.

Kamp alanında: Nazilerin katliamlarını kolaylaştıran ünlü barlarını da göreceksiniz.

Polonya Krakow Auscwitz

Tarih Müzesi

Kamp alanının giriş kısmına 5 dakika uzaklıktadır ve yürüyerek ulaşabilirsiniz. Kamp alanında bulunan Tarih Müzesinde: burada öldürülen insanların öldürülmeden önceki resimlerini görebilirsiniz. Ne gariptir ki: bu insanları öldürenler, katliamı yapmadan önce, bu insanların resimlerini çekmişler ve yaptıkları katliamı böylece belgelemişlerdir.

Ancak, ilginç olan şu: Alman SS subayları: bu görüntüleri kendi üst kademelerine verecekleri raporlarda kullanmak üzere çekmişler ve bu görüntüler ve fotoğraflar, bir esir tarafından yanlışlıkla bulunmuştur. Yoksa: SS Subayları: bu vahşetin gelecek nesiller tarafından görünmesinin engellenmesi için, kamptan çekilirken, kampları yıkmaya bile çalışmışlardır.

Bu fotoğraflara baktığınızda mutlaka değişik duygulara kapılacaksınız. Ancak: özellikle dikkat etmenizi istediğim bir husus var, o fotoğraflardaki insanların yüzlerine, gözlerine bakın, sanırım gözlerinde korku olmadığını, yalnızca öfke, gurur ve umursamazlık gibi bir duygu yansıttıklarını hissedeceksiniz.

Çünkü: fotoğraflarda görülen insanların hepsinin gözleri açık, kaşları çatıktır. Kadınların: saçları kazınmış, kıyafetleri alınmış ve işkence edilmiş olmalarına rağmen, yüzlerinde herhangi bir korku ve tedirginlik hissedilmiyor.

Ayrıca: katledilen insanların saçlarından yapılan kumaş parçalarını ve son günlerde kesilen ve zaman kalmadığı için ilgili firmalara gönderilemeyen saçları görebilirsiniz. Bütün bunların yanında; gaz odasına gönderilmeden önce kesilen saçların: firmalara gönderildiğinde kesilen faturalarını ve yapılan anlaşma metinleri de görülüyor.

Polonya Krakow Auscwitz

 

AUSCHWİTZ-2 KAMP ALANI-BİRKENAU

Krematorium gezildikten sonra: ücret alınmayan otobüsler ile: yaklaşık 6-7 dakikalık bir yolculuktan sonra: Birkenau denilen kamp bölümüne ulaşılıyor. Aradaki uzaklık, yaklaşık 3 km. dir.

Burada: rayların bittiği yerde trenle getirilen mahkumların indirildiği yerde bir tabela bulunuyor ve bu tabelanın üstündeki fotoğrafa dikkatle bakmanızı öneriyorum. Bu siyah-beyaz fotoğrafta, binalar aynı yer aynı.

Burada insanlar iki guruba ayrılmışlar. Yukarıda da sözünü ettiğim gibi: birinci gurupta olanlar çalışabilecek olanlar, ikinci gurupta olanlar ise, çalışamayacak durumdaki yaşlılar, engelliler, çocuklar ve hastalar.

Bunların gidecekleri yer belli: gaz odaları ve ölüm. Ancak: dikkatle bakıldığında, gerçekten yüzlerinde herhangi bir korku ifadesi yok, açık gözler ve çatık kaşlar, yalnızca öfke hissediliyor.

Çünkü: onlara söylenenler farklı, yukarıda da belirttiğim gibi, onlara söylenenler: burada yıkanıp temizlendikten sonra, kendilerine yeni bir ev ve iş verileceği.

Çünkü: böyle propaganda yapılmış ve hatta: trenden indikten sonra gittikleri gaz odalarına kadar olan bölümde gayet güzel çevre düzenlemesi yapılmış, yani ölüme giden en güzel yol mu demek gerekir bilmiyorum. Çünkü, bu güzel yolun sonu malüm, önce gaz odasında ölüm ve ardından cesedinin yakılarak yok edilmesi.

Kampın bu bölümünde: baraka kısımları geziliyor. Bunlar arasında: 4 tane gaz odası ve 11 tane krematorium yani ölenlerin yakıldığı fırınlar dikkat çekiyor.

Bu kamp alanında, aynı anda 140 bin mahkumun barındırıldığı söyleniyor. Daha sonra “sauna” denilen bölüm görülüyor. Burası: kadın mahkumların: temizlendikleri ve kıyafetlerinin sterilize edildiği bir hijyen kompleksi olarak önem kazanıyor.

Burada: yerler cam kaplamalarla döşeliydi ama bunlar aynı hizada olmayan, 50 x 50 cm. ebadında kaplamalardı.

Burada, tuvaletler de rezilliğiyle ilgi çekiyor. Betondan yapılmış bir bölümde, onlarca yan yana delik bulunuyor. Kampta kalanlar, günde yalnızca iki kere bu tuvalete gidebiliyorlarmış ve her seferinde, tuvaletlerin önünde uzun kuyruklar oluyormuş.

Yani, saniyeler içinde, insanlar işlerini bitirmek zorunda kalıyorlarmış. SS askerleri, bu tuvaletlere asla girmezlermiş, çünkü mikrop kapacaklarını düşünürlermiş. Tuvaletler: kampta kalan esirler tarafından temizlenirmiş.

Evet: yaklaşık 3 saatlik gezi: burada sona eriyor ve Krakow şehrine gitmek için, Auschwitz-1 bölümüne geri dönülüyor.

Hakkari

Hakkari

Hakkari, Van arası uzaklık: 218 km. Hakkari, Şırnak arası uzaklık: 181 km. Hakkari, Siirt arası uzaklık: 276 km.

TARİHİ

Bölgede yapılan araştırmalara göre, çok eski dönemlerden bu yana yerleşim bulunduğu tespit edilmiştir. Sümerler, Akadlar, Urartular ve Asurlulardan başlayan yerleşim günümüze kadar sürmüştür. Yöre 1514 yılında Çaldıran Zaferinden sonra Osmanlı topraklarına katılır. 1915 yılında ise Rus işgaline uğrar. İşgal, 22 Nisan 1918 tarihinde biter.

Ancak işgalden kurtarılan şehir, harap olmuş ve nüfusu azalmış bir kasaba olmuştur. 1926 yılında yapılan Ankara Antlaşması ile, Hakkari’ye bağlı beş bölge ulusal sınırlar dışında kalır. Aynı yıl Hakkari il olur. 1933yılında yine ilçe olur ve Van iline bağlanır. 1936 yılında yeniden il statüsü kazanır.

Şehrin eski ismi “Çölemerik” tir. 639 yılında, Arap akınları bölgeye geldiğinde, bu bölge için Hakkariyye ismi kullanılıyordu. Şehrin ismi hakkında bir diğer söylev şöyledir “Hakkari ismi ise, eski dönemlerde Van gölünün güneyi ve İran’a doğru uzanan bölgede yerleşik bir kabile olan “Hakkar” kabilesinin isminden gelir.

Hakkari kelimesi, Hakkarların şehri demektir.” Bu yüzden, yöreye Hakkari ismi verilmiştir.

GENEL

Hakkari, Van gölünün güney kıyılarından başlayan engebeli bir bölgede kuruludur. Bölgenin en yüksek tepesi, ülkenin de en yüksek dağlarından olan Cilo dağındadır. İl merkezinin doğusunda, Zap suyundan sonra Cilo kütlesi, birdenbire yükselir.

İl merkezinin rakımı ortalama 1700 metredir. Dicle nehrinin en büyük kolu olan Zap suyu, il merkezine 3 km uzaklıktadır. Tabii koridor görevi gören vadiler ve geçitlerin çevreye bağlandığı yolların kesişim noktasındadır. Yörede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazlar kurak ve sıcak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

 

HAKKARİ ÜNİVERSİTESİ

Üniversitesi, 2008 yılında kurulmuştur. Rektörlüğe bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sürekli Eğitim Merkezi Müdürlüğü kurulmuştur.

CİLO DAĞLARI

Türkiye’nin 2’nci en yüksek dağıdır. Rakımı 4136 metredir. Bu dağlar üzerinde: buzul gölleri, buzullar ve çeşitli yaban hayatı bulunmaktadır. Bu doğal alanlarda: kış sporları yapılmaktadır. Ayrıca dağcılık sporuna uygundur. Türkiye’nin 2’nci en yüksek zirvesi olan Uludoruk zirvesine ilk olarak 1931 yılında çıkılmıştır.

Evet, uzun yıllar sonra terörden arındırılan bölgedeki Buzul Gölleri ve bazı alanları kapsayan “Milli Park” düzenlenmesi çalışmaları sürdürülmektedir. Çünkü Cilo ve Sat bölgelerinde: birçok şelale, göl, dağ ve buzul ile önemli memeli kuş, sürüngen çeşitleri bulunmaktadır. Yani buranın “Ekoturizm” için oldukça uygun potansiyeli bulunuyor.

 

SÜMBÜL DAĞI

Gün doğarken, Hakkari şehri ışığı yarım yamalak alır. Çünkü güneşin önünde, ondan da büyük Sümbül dağı vardır. Güneşin önünde, yamaçlar önce karanlık görünür.

 

ZAP SUYU

İl merkezine 7 km uzaklıktadır. İl merkezinin doğusundan geçer. Zap suyu, ilin en büyük akarsuyudur. Yağmur, kar ve buzul sularıyla beslenir. İlkbahar ve yaz başında suları kabarır ve kış başında ise azalır. Toplam uzunluğu 310 km dir.

Türkiye sınırları içindeki uzunluğu ise 189 km dir. Çukurca ilçesinin batısından Irak topraklarına girer. Zap suyu, sularını Dicle nehrine taşır. Yakınlarında şehirleşme olmadığından Türkiye’nin en temiz akarsuyudur.

Ülkemizin en hızlı akarsularından birisidir, bu yüzden üzerinde rafting yapılabilir. Van-Hakkari kara yolunu kullanırsanız, bir yanınızda hep Zap suyu olacaktır.

Hakkari Ters Lale

TERS LALE

Bu soğanlı bitki, hüznün sembolü olarak tanınmaktadır. Anadolu coğrafyasına ait endemik bir bitki türüdür. Ters Lale hakkında anlatılan efsaneler şöyledir

“Hz İsa’nın çarmıha gerilişine şahit olan Hz Meryem’in gözyaşlarının düştüğü yerde, ters lale yetişmeye başlamıştır.”

Müslüman inancında ise, ters lale hakkında anlatılan efsane “Hz Hasan ve Hüseyin’in, Karbelada katledilmelerinden dolayı ters lalenin boynu bükük, rengi kırmızıdır.

Bir başka efsaneye göre ise ” Ferhat ile Şirin adlı aşık bir çiftin birbirine kavuşamaması nedeniyle, Ters lalenin boynu bükük, rengi kırmızıdır.” Hakkari’de ters lale çiçek açarsa bahar gelmiş demektir.

Ömrü kısa olan bu bitki 1500-2500 metre rakımda, karların arasında filizlenir, sarıya, kırmızıya, turuncuya döner ve kadife yumuşaklığında olur. Her dalında bir çan gibi ters duran, üç-sekiz arasında lale bulunur. Eskiden buna “Ağlayan gelin” ve “Ağlayan lale” isimleri verilirmiş.

 

NE YENİR

Buralara yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, ilk önerim “Lüşeli Pilav” olacaktır. Bir nevi pancar otu olan lüşe otu ile yapılır.

GEZİLECEK YERLER

Hakkari Meydan Medresesi

MEYDAN MEDRESESİ

Hakkari ilinin tek anıtsal yapısıdır. İl merkezinde Biçer Mahallesindedir. Kale altı mezarlığının, doğu tarafında, düz bir platform üzerinde kuruludur.

Yapının kapısı, özellikle taş işlemeleriyle dikkat çeker. Giriş kapısının üzerinde kitabe bulunmaktadır. İki satır ve dört bölümden oluşan kitabede medresenin 1700-1701 yılları arasında yaptırıldığı yazılıdır, ancak kim tarafından yaptırıldığı yazılı değildir.

Çünkü kitabenin büyük bölümü ayetlerden oluşmaktadır. Ancak medresenin muhtemelen o yıllarda Osmanlı devletine bağlı Hakkari bölgesi Beylerinden olan İzzeddin oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır.

Yapı dikdörtgen planlıdır. Ölçüleri 18.25 x 23.40 metredir. İç avlulu ve iki katlıdır. Düz damlıdır. Avlunun iki yanında, iki kanat halinde sıralanan medrese hücreleri vardır. Medrese yapısı içindeki sütunların birbirinden farklı olması ilgi çeker. Ayrıca yapının kapıları, hürmetten dolayı alçak yapılmıştır.

Avlunun doğu ve batı tarafında, iki kanat halinde medrese hücreleri sıralanmıştır. Bu hücreler yani 11 tane derslik, 3 x 4.80 metre ölçülerindedir ve üstleri beşik tonoz örtülüdür. Yapıda ayrıca 2 mescit bulunur. Alt kattaki mescit 3.30 x 3.40 metre ölçülerindedir.

Üst kattakine nazaran daha küçüktür. Hakkarili birçok ilim adamı yetiştiren Molla Hüseyin Bateyi; burada ders vermiştir. 1914 yılına kadar burada ilmi eğitim devam etmiştir. Daha sonra 1984 yılında onarılmış, bir süre hapishane olarak kullanılmış ve daha sonra ise boşaltılmıştır.

Medrese 2015 yılında ise Hakkari Üniversitesine tahsis edilmiştir. Amaç: medresenin halkın hizmetine sunulmasıdır.

Son olarak 2019 yılında çevre düzenlemesi ve restorasyon çalışmaları yapılmış ve ziyarete açılmıştır. Bu çevre düzenlemesi sırasında medresenin çevresindeki bazı ev ve eski yapılar kaldırıldı.

Çevredeki arazilerin istimlak edilmesiyle medresenin bahçesinde, kentin kültürünü yansıtan bir Kültür Evi yapıldı. Burada: kafeterya ve sergi salonu bulunuyor. Medreseyi ziyaret edenlere, Hakkari Üniversitesinde görevli, bu konuda bilgili hocalar eşlik ediyor ve bilgi veriyorlar.

Hakkari Çölemerik-Mir Kalesi

ÇÖLEMERİK (MİR) KALESİ

İl merkezinin güneyinde, Katramas çayı ve onunla birleşen Serink deresi arasında kalan boşluktadır.

Bu iki vadiye, dik yamaçlarla inen 150-200 metre yükseklikteki tepe üzerindedir. Konum olarak, şehre tamamen hakim bir konumdadır.

Kale, günümüzde oldukça fazla tahribata uğramıştır. Bu yüzden, ayrıntılı mimari durumu bilinmemektedir.

1998 yılında, kalenin kuzey eteklerinde yapılan bir kazı çalışmasında, günümüzdeki Dağgöl Mahallesinde tesadüfen 13 tane stel bulunmuştur. Bu stellerden 11 tanesi erkek savaşçılara ve 2 tanesi ise kadınlara aittir. Steller, ölmüş ataları anmak için hazırlanmış bir tür mezar taşıdır.

Çünkü insan biçimli taş stel dikme adeti: Hint-Avrupa kökenli halkların, doğudan batıya gelirken beraberlerinde getirdikleri bir alışkanlıktır. Bu steller yani dikilitaşlar halen Van Müzesi avlusunda sergilenmektedir. Steller: MÖ 1450 ile 1000 yılları arasına tarihlenir.

1999 yılında yapılan arkeolojik araştırmalarda, bu stellerin 20 metre kuzeyinde bir mezar odası bulunmuştur. Mezar odasının içinde ise 75 civarında insan kemiği tespit edilmiştir. Ayrıca: yine mezar odasında birçok çanak-çömlek, kemik, taş ve pişmiş topraktan oluşan kap kacak bulunmuştur.

Tüm bu buluntuların: yani steller ve mezar buluntularının yörede MÖ 15 ile 11’nci yüzyıllarda hüküm süren Hubişkia Krallığına ait oldukları tahmin edilmektedir.

Hubişkia Krallığına, tarihte ilk olarak Asur Kralı III Salmanasar’ın savaş yıllıklarında rastlanır. Bir tablette, Asur Kralı III Salmanasar: krallığın yönetim merkezi olan Zaprariya’yı işgal ettiğini ve kralları Dadi’yi esir aldığını yazmaktadır. Bu metinde geçen kentin, Hakkari olduğu düşünülüyor.

Çünkü Asur kralı, tablette yazdıklarına göre, burayı işgal ettikten sonra  daha kuzeyde, Urartuların ilk krallık kenti olan Suginia’yı işgal ettiğini belirtmektedir.

BAY KALESİ

İl merkezinin güneyinde 8 km uzaklıktadır. Deniz seviyesinden 2020 metre yüksekliktedir. Sarp ve kayalık bir tepe üzerinde kuruludur. Tarihi kaynaklara göre: bu tarihi kalede Hakkari Beylerinden Malik Bey hüküm sürmüştür.

Kalenin en üst kesiminde, moloz taşlar ve horasan harcı kullanılarak yapılmış duvar kalıntıları bulunmaktadır. Kalenin muhtemelen: Demir çağından Ortaçağ sonlarına kadar kullanıldığı düşünülmektedir.

Bölgede yüzey araştırmalarında bulunan tuğla ve seramikler dışında, üzerinde haç ve süslemeler bulunan bir taş parçası bulunmuştur. Ayrıca yine üzerine ters lale motifleri kazınmış taşlar da vardır.

Evet günümüzde buraya ulaşmak isterseniz, kuzey yönde, yarıya kadar araba ile, sonra ise tırmanarak ulaşmak mümkündür. Bu bölümde kayalara basamaklar oyularak merdivenler oluşturulmuştur, kaleye çıkmak için bu merdivenler kullanılmaktadır.

DEZ GÖZETLEME YAPISI

Kırıkdağ vadisinde, derenin kuzey tarafındaki tepe üzerinde kuruludur.

Buraya çıkmak için, güney tarafta patika bir yol vardır. Yapıda: kitabe yoktur. Bu yüzden hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı bilinmez. Ancak bazı kaynaklarda, kalenin Nesturilere ait olduğu belirtilmektedir. Çünkü Dez yani Kırıkhan vadisinde, bir zamanlar yoğun Nesturi yerleşimi bulunmaktadır.

Kale: dikdörtgen planlıdır. Dıştan ölçüleri, kulelerle birlikte 24 x 17.70 metredir. Yapıda harçla tutturulmuş moloz malzeme kullanılmıştır. Yapının dört köşesinde, 5 metre çapında kuleler bulunmaktadır. Ancak, bu kulelerden, sadece batı taraftaki, temel seviyesine kadar yıkılmıştır.

Diğerlerinin ise içleri doludur. Kalenin dış duvarları nispeten sağlamdır. Ancak iş bölümleri, temel seviyesine kadar yıkıktır. Dış cephelerde duvar kalınlıkları 1.1 metredir.

İç duvarların kalınlıkları ise, 90 cm dir. Kalede: ortada boydan boya uzanan bir hol vardır. Bu holün iki yanında, sıralı üçer oda bulunur. Odaların üst örtüleri ve kapıları belli değildir.

DOĞANCA ŞEYH MAHMUT GÖZETLEME YAPISI

Doğanca (Orite) vadisinde, vadiyi kontrol altında tutmak için yapılmış bir gözetleme yapısıdır.

Van-Hakkari kara yolunun 10’ncu kilometresinden ayrılan, stabilize bir yol ile buraya ulaşılır. Ancak buraya ulaşmak için bir süre tırmanmak gerekir. Yapı: batı ve güneyden geçen derelerin kesiştiği, kayalık bir tepe üzerinde kuruludur.

Yapının güneyinde, ters “U” şeklindeki duvarlar, kuzeyi açık üç yönlüdür. Günümüzde, duvarlar belli bir yüksekliğe kadar ayaktadır.

Duvarların yüksekliği güneyde 7.80 metre, batıda 4.63 metre ve doğuda 6.03 metredir. Bu duvarlar, moloz taş örgülüdür ve harçla tutturulmuştur. Duvarların kuzeye devam eden kısımları ile üst kısımları yıkılmıştır.

DOĞANCA ORİTE GÖZETLEME YAPISI

Doğancanın doğusunda,  ormanlık arazi içindedir. Kuzey-güney yönünde kayalık bir kütle üzerine kuruludur. Yapı moloz taşlardan oluşturulmuştur. Yamuk planlıdır. Kuzeyi açık üç yönlü ters “U” şeklinde duvarlardan ibarettir.

Duvarların belirli bir yüksekliği kadar olan kısımları kalmıştır. Güneyde 7.80 metre uzunluğunda, bununla birleşen batı duvarı 4.60 metre uzunluğunda, doğu duvarı 6 metre uzunluğundadır.

Duvarlar harçla tutturulmuş ve moloz taş örgütülüdür. Duvarların kuzeye devam eden üst kısımları yıkılmıştır. Vadiye hakim çevreyi gözetlemek için yapılmıştır. Başkaca herhangi bir özelliği yoktur.

HALİL KİLİSESİ

İl merkezine 8 km uzaklıkta, Van-Hakkari kara yolunun kenarında, Zap vadisinin Halil Mevkiindedir. Nasturilere ait ve 1500 yıllık olduğu tahmin edilen kilisenin üzerinde kitabe veya herhangi bir süsleme yoktur. Hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez.

Dikdörtgen planlıdır. Doğu batı yönünde uzanır. Uzunluk 13.7 metre, genişlik 6.70 metredir. İki bölümden oluşur. Batıdaki birinci bölüm daha büyüktür. Batı köşede bir kapı ile girilir. Üstü beşik tonozla örtülüdür.

Ortadaki tören kapısı sivri kemerli açıklık şeklindedir ve daha büyük tutulmuştur. Duvarlara dolap nişleri açılmıştır. Doğudaki ikinci bölüme, daha büyük olan birinci bölümden iki kapı ile geçilir. Kapılardan biri, ortaya yakın yerde, sivri kemerli bir girinti içerisinde, sivri kemerli bir açıklık şeklindedir.

Diğeri ise güney köşesinde sivri kemerli açıklık biçimindedir. Oda kuzey-güney istikametinde, dikdörtgen biçimli ve tonoz örtülüdür. Bu bölümün doğu duvarına kapı eksenine gelecek şekilde sivri kemerli bir niş yerleştirilmiştir.

Yan duvarlarda yine dolap nişleri bulunur. Halil kilisesi çevresinde bulunan Nasturilere ait mezarlar da tahrip edilmiştir.

BERÇELAN YAYLASI

İl merkezine 18 km uzaklıktadır. Yaylanın rakımı ortalama 3300 metredir. Diğer yaylalar gibi, halkın yazın hayvanlarını otlatmak için göç ettikleri bir yerdir.

Burada, geleneksel kara çadırlarla yaşarlar. Burayı ziyaret edenler ise, yaylada: doğa yürüyüşü ve fotoğrafçılık yapabilirler. Ayrıca kayak sporları da mümkündür. Yayla civarında Seyithan buzul gölü vardır. Gölde, kano yarışları düzenleniyor.

GOLAN YAYLASI

İl merkezine 18 km uzaklıktadır. Barçelan yaylasının batısındadır. Yüksek dağların arasında 1730 metre rakımda bir yerdir. Golan bölgesinde, 6 tane doğal göl bulunmaktadır. Bu göller: kar ve yağmur suları ve çevredeki kaynak sularıyla beslenir.

Ancak Hakkari şehir merkezinin kullanma suları buradan temin edilmektedir ve bu nedenle burada bulunan göllerin bir kısmı kuruma tehlikesiyle karşı karşıyadır. 6 gölden 3 tanesi günümüzde kurumuştur. Burası yörenin en önemli kayak merkezidir.

Hakkari Mergabüt Kayak Merkezi

 MERGABÜT KAYAK MERKEZİ

Kayak merkezi 2700 metre rakımlı Mergabüt il merkezine 12 km uzaklıktadır. Yörede, kış döneminde kar kalınlığı 4 metreye kadar ulaşır. Böylece yörede her yılın yaklaşık altı ayı kayak sezonudur.

Kayak merkezinde, 3 katlı bir dağ evi vardır. Her yıl Nisan ayı sonuna kadar açıktır. Tesislerde: 900 metre uzunluğunda bir teleski bulunur. Hem amatör kayakçılar, hem de profesyonel kayakçılar için elverişli pistler vardır. Pistler, 3700 metre rakımda başlar ve 2700 metre rakıma kadar iner. Ayrıca atlı kızak da kullanılır.

KOÇANİS (KONAK) KİLİSESİ

İl merkezine 19 km uzaklıktaki Koçanik köyündedir. Berçelan Platosunun doğu eteklerindedir. Köye ulaşmak için, Berçelan yaylası eteklerinden stabilize bir yol vardır.

Birçok kaynakta, Doğu Süryanileri, Keldaniler olarak da anılan Nasturilerin merkez kilisesi yani Patriklik merkezidir. Bu yüzden, kilise, Nasturiler için haç yeri görevi görmektedir. Süryaniler için büyük öneme sahip olan kilise, 1924 yılına kadar inanç merkezi konumunda bulunuyordu.

Çünkü 1689 yılında tamamlanan kilise, Patrik Mar Şhalita’nın da ikamet ettiği yerde bulunuyordu.

Mar Şalita kilisesi, köyün yaklaşık 200 metre dışındaydı. Patrikhaneye ait koca bir manastır yahut katedralden ziyade tipik bir köy kilisesiydi.

Mar Şalita kilisesini mesken edilen Patrik (Mar Şem’un) kendi halkının sadece ruhani lideri değil aynı zamanda dünyevi lideriydi. Patrikler halk tarafından saygı görürler ve civar bölgelerde çıkan sorunlarda zaman zaman hakemlik yaparlardı.

Ancak kilisenin bulunduğu köy, 1996 yılından bu yana meskun değildir. Bugün kullanılmayan kilise, hazine avcıları tarafından büyük tahribata uğratılmıştır.

Kilise, köyün doğu tarafında, vadiye hakim bir noktada, doğal kayalık bir platform üzerinde kuruludur. Doğu-batı ekseninde dikdörtgen planlıdır. Güney cephenin batı köşesinde bulunan bir kapı ile yapıya girilir. Kilise, içi iki bölümden oluşur.

Birinci bölüm: sahın bölümüdür. İkinci bölüm: Sahın bölümüne iki kapı açıklığıyla geçilen, doğudaki Kanki bölümüdür. Ayrıca, kuzey tarafta, kayalıkların üzerinde, biraz yüksekçe kalan ve havalandırmaya geçiş işlemleri sağlanan bir kısım vardır.

Kuzeydeki bu ek bölüm dışında, yapının dış cephesi tamamen düzgün kesme taşla yapılmıştır. Duvarları, yarıya kadar olan kısmı gri renkli, üst kesimi açık krem renkli düzgün kesme taşlardan örülmüştür. Kapı: iki renkli taşlarla yapılmış, sivri kemerlidir.

Asıl kapı açıklığı, dikdörtgen şeklindedir. Geometrik geçme kompozisyonları bulunur. Cephenin çatıya yakın, üst kısmında, 8 satırlık, Nasturice bir kitabe bulunur.

Biri bunun altında ve diğeri ortaya yakın yerde ise dairesel şekilde iki “Güneş Saati” bulunur. Bunlarda süslemeler vardır. Ayrıca kapının üzerinde iç içe, dairesel geçmeli bir kompozisyon vardır.

Dış cephesi düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Kapısı, iki renkli taşlarla süslenmiştir. Cephenin çatıya yakın, üst kesiminde bir kitabe vardır. Bu kitabe Asuri dilinde yazılıdır.

Bu kitabenin altında: dairesel şekilde güneş saati vardır. Bir diğer güneş saati ise, ortaya yakın bir yerdedir. Evet, sonuç olarak: güney cephedeki süsleme ve güneş saatleri, içteki arkadlar, havalandırma tüneli nedeniyle, yapı önem kazanmaktadır.

ŞEYH ALİ CAMİİ (ÜZÜMCÜ KÖYÜ)

İl merkezine bağlı Üzümcü köyündedir. İl merkezine 25 km uzaklıktadır.

Çukurca-Hakkari karayolundan 1 km lik stabilize bir yol ile camiye ulaşılır. Cami: batıdan doğuya doğru eğimli bir arazi üzerindedir. Üç katlıdır.

Zemin kat zaviye, orta birinci kat medrese, üst ikinci kat ise cami olarak düzenlenmiştir. Zemin kat: doğu-batı istikametinde, düzgün olmayan bir dikdörtgen alana oturur.

Dış kenar uzunlukları birbirinden farklıdır. Buraya güney duvarından açılmış bir kapıdan girilir. Kapının önüne, sonradan kenarları demir kaplı, beton bir blok bulunur. Yapının batı ucu kayalıktır.

Ancak son yapılan restorasyonlarda, cami iki kata düşürülmüş ve içten tamamen betonarme yapılmıştır. Dıştan da örtü sacı ile kaplanmıştır. Günümüzde: zemin kat ziyaretgah, birinci kat ise cami olarak kullanılmaktadır.

Ziyaretgah: burada bulunan vitrinlerde muhtelif eşyalar sergileniyor. Bunlar 6 parça halindedir. Bu malzemeler, oldukça iri taneli, ağaçtan 80 cm uzunluğundaki bir tespih; metalden 80 cm uzunluğunda bir masa; iki tane biri kulplu kandil, bir adet keçeden fes ve pirinçten yapılmış 23 cm uzunluğunda bir yazı hokkasıdır.

Birinci kat: zemin katı üzerine oturur ve iki bölümden oluşur. Birinci bölüm doğudadır, dikdörtgen planlıdır ve kuzeyden merdivenle çıkılan giriş kapısı, buraya açılmaktadır. Batıda bulunan ikinci kısma, buradan sivri kemerli iki açıklıkla geçilmektedir.

Evet yapı, 3 işlevlidir, cami, medrese ve tarikat yapısı özelliği gösterir. Özellikle 1700’lü yıllarda yapılmış olması nedeniyle önem kazanır.

MAR ŞALİTA MANASTIRI (KIRIKDAĞ KÖYÜ)

Yöre halkı tarafından “Dera Çiya (Dağ kilisesi)” ve Dera Keriser (Beyaz kilise)” olarak isimlendirilir. İl merkezine 25 km uzaklıktadır. Kırıkdağ vadisindedir. Oldukça yüksek bir yerde kuruludur.

Manastırın doğusunda bulunan ve aralarında sadece derin bir vadi olan bölgede, Serink kalesi de bulunuyor. Karşılıklı bir birlerine bakan kale ve manastır çok heybetli görünüyor. Manastır dağın yüksek kesiminde olması nedeniyle, yörede yaşayan halk tarafından “Dağ Kilisesi” olarak tanınıyor.

Manastırın yüksekliği kaleden 100 metre daha az olmasına rağmen, aynı hizada gibi görünüyor. Kilise, ulaşılması zor, sarp kayalık alanda, bir kaya oyuğu içine yapılmıştır. Önünde bir teras bulunur. Kayalığın önünde, yüksek bir duvarla oluşturulmuş, iki kademeli cephe bulunur.

Manastır yapısı üç katlıdır. Zemin kat kilisedir. Bu bölümün uzunluğu 9 metre, genişliği 3 metredir. Yapıya giriş güneydoğu köşedendir. Dış cephelerin bazı bölümleri ile iç kısımlar sıvalıdır. Herhangi bir süsleme yoktur.

Define arayıcıları tarafından, yapı büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Yapının hemen kuzeyinde, altında doğal bir mağara vardır. Mağara, önüne duvar örülerek yiyecek ve zahire ambarı olarak kullanılmıştır.

Ayrıca yine bu bölümden Nasturice kitaplar ve ayin eşyaları ile din adamlarının kıyafetleri bulunmuş ve bunlar Van Müzesine kaldırılmıştır.

 

MAR ABDİŞO MANASTIRI

Manastır ve kiliseler, Oğul köyü Bekuk Mahallesinde, doğal bir mağara içindedir. İl merkezine uzaklık 27 km dir. Çukurca kara yolunun 20’nci kilometresinden sonra, stabilize yoldan gidilerek ulaşılır.

Adından da anlaşılacağı gibi Nasturiler tarafından yapılmıştır. Hakkari bölgesinin en büyük ve en kutsal kilisesidir.

Manastır yapısının uzunluğu 82 metredir. En derin kısmı 14 metredir. Batı ucu 5 metre ve doğu ucu bazen sıfır noktasına kadar yaklaşır. Bazen derinleşen, doğal bir kaya girintisinden istifade edilerek manastır kurulmuştur.

Manastır, kayalığın kuzeye doğru genişlemesinden yararlanılarak yapılmıştır. Ön kısmında, doğu-batı doğrultusunda uzanan tek zemin kattan oluşmaktadır. Düzgün sıralı moloz taşlar, kireç harcı ile örülmüştür.

Manastırın ön kısmında: doğu batı yönünde uzanan zemin kat bulunur. Yapının duvarları, kireç harcı ile düzgün sıralı moloz taştan örülmüştür. Manastır yapısının içinde, halen su bulunmaktadır.

Hakkari Yüksekova hakkındaki gezi yazım için  Yüksekova