Tarihin derinliklerinde, Hititlerin önemli şehirlerinden birinin kalıntılarını görmek isterseniz, işte Sarissa. Tarihin en büyük dördüncü imparatorluğunu kuran Hitit ulusunun, en büyük dini merkezlerinden biri.
Sivas Altınyayla Kuşaklı Sarissa antik kenti
KUŞAKLI (SARİSSA) ANTİK KENTİ KALINTILARI
Altınyayla İlçesi, Başören köyünde, Ak kuzulu mezrasında bulunmaktadır. Burası: Sivas il merkezine, yaklaşık 60 km. uzaklıktadır. Sivas-Şarkışla yolu üzerinden gidebilirsiniz.
Yapılan arkeolojik kazılar sırasında, ele geçen amorf vaziyetteki bir seramik parçası üzerindeki hiyeroglif yazının okunması ile, kentin adının “Sarissa” olduğu öğrenilmiştir.
Bu isim: kazılar sırasında şehirde ele geçen tabletlerde de; sekiz yerde geçmekte ve kentin Hitit dönemindeki adını doğrulamaktadır. Yöre halkının, buraya kuşaklı demesinin sebebi ise, burada bulunan surlardır.
Sivas Altınyayla Kuşaklı Sarissa antik kenti
Höyük: geniş ve büyük, dairesel şekilli bir doğal tepe üzerine kurulmuş, çevresi surlarla çevrilmiş bir Hitit şehridir. Ama; dünya tarihinde, dördüncü büyük imparatorluğu kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir.
Dünyanın devletler arasında ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı (MÖ.1285) sonunda yapılan antlaşmada: Sarissa’nın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilir.
MÖ. 1500 ve 1400’lü yıllarda, önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit krallarının: Başkent Boğazköy’den gelerek, yazlık çalışmalarını yürüttükleri “Sarissa Yerleşimi”: Anadolu’da tablet buluntusu veren, beşinci merkezdir.
Ele geçen 52 tabletin bir kısmı sağlam durumdadır. Bir bölümü ise kırılmış ve parça halindedir. Tabletler üzerindeki metinlerin çözümlemelerine göre: 3 tanesinin bayramla ilgili, 12 tanesinin kült envanteri ile ilgili ve diğerlerinin ise fal metinleri oldukları saptanmıştır.
Bayram şenliklerinin anlatıldığı bir metinde: “Kupit dağında şenlikler yapıldığı anlatılmakta”, bu da o dönem coğrafyası hakkında bilgi vermesi açısından önem taşımaktadır.
Sarissa şehri
1650 metre yüksekliktedir. 1950 adımlık sur kalıntısı ile, önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş: sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanır.
1992 yılından bu yana, Almanya’nın Marburg Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Andreas Müler Karpa Başkanlığında; Sivas Müzesi Müdürlüğü adına kazı çalışmaları sürdürülmektedir.
Bu kazılarda
Günümüze kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından biri, kralın sarayı ve şehrin güney-kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. Bu tapınak: Hitit başkenti Hattuşaş’taki tapınakla benzer olup, Boğazköy dışında Hitit imparatorluk çağına ait Anadolu’daki tek (MÖ.1460-1190) tapınaktır.
Şehir kalıntılarında, C yapısının büyük ölçüde dörtgen bir plana sahip olduğu ve sadece çok az sayıda odanın cephede çıkıntı oluşturduğu görülür. 76 x 73 metre ölçülerindeki bu yapı, halen bilinen en büyük Hitit Tapınağıdır.
Bu ölçüleriyle, Kuşaklı C yapısı: başkent Hattuşa’daki 1 Numaralı Tapınak yada Büyük Tapınak olarak adlandırılan ve muhtemelen Fırtına Tanrısı ile Arinna’nın Güneş Tanrıçasına adanmış olması nedeniyle: Hitit ülkesinin en önemli kutsal alanı kabul edilen yapıyı bile geride bırakır.
Sivas Altınyayla Kuşaklı Sarissa antik kentiSivas Altınyayla Kuşaklı Sarissa antik kenti
Ayrıca: bu kazılarda: o dönemde kutsal sayılan, yan yana durmuş, iki boğa figüründen oluşan “İkiz Boğa-Ryhton” heykeli de bulunmuştur. Ele geçirilen kalıntılar ise: Sivas Müzesinde bulunmaktadır.
Bunun bir örneği ise, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor. Bunun dışında: kazılarda, bir mektup ve çeşitli tabletler bulunmuş.
Kuşaklı höyüğünün güneyinde: Hitit barajı ve açık hava tapınağı var. Mezra yaklaşık 1.5 km. uzaklıktadır. Kuşaklı höyüğünün içme suyunun karşılandığı ve dinsel ayinlerin yapıldığı bir alandır.
Güney kısmı: kayalık ve dik yamaçlardan oluşan bir düzlükte, taşlarla set yapılarak, gölet oluşturulmuştur.
Göletin batı tarafı: Hitit yazılı metinlerinde geçen Huwaşi Taşının bulunduğu tapınma alanının mimari öğeleri, kuzeyde suyun tahliye edildiği taştan örülen kanallar, doğu ve batı yönde, bazı mimari kalıntı izleri görülür.
Kuşaklı bölgesi; Hitit Kralının, başkent Boğazköy’den gelerek, burada bazı dini törenlere katıldığı; Hitit yazılı metinlerinden anlaşılmaktadır. Ele geçen tabletlerdeki bir metinde şöyle denilmektedir.”
Kral, ilk baharda bayram yapmak için, Sarissaya gittiği zaman, Kral şehre yaklaştığında, Şerha yukarı gitmez, Bilakis yukarı yola gider, Yukarıya Fırtına Tanrısı Huwaşi taşına.”
Bu metin: açık hava kutsal alanının, Hititler için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Tüm bunların yanında: Sarissa’da ortaya çıkan yazılı belgelerde: Sarissa Hitit Bey’inin: her ay, tapınağa “bira” armağan ettiği yazılıdır.
Ön Asya’nın en büyük bira imalathanesinin burada bulunması, Sarissa’da bira üretilmesinin ve tüketilmesinin yoğun olduğunu da kanıtlamaktadır.
Sarissa: Hitit devletinin yıkılışı ile bağlantılı olarak, büyük bir yangınla yok olmuştur. Yapılan arkeolojik kazılarda: burada Hitit yerleşiminin ardından yalnızca Frig döneminde bir iskan daha olduğu ve daha sonra yerleşimin tamamen terk edildiği ortaya çıkmıştır.
Sivas Altınyayla hakkındaki gezi yazım için Altınyayla
Ülkemizde, 3 tane Sorgun var. Yozgat-Sorgun, Tatvan-Sorgun ve Manavgat-Sorgun. Burası: Yozgat ilinin Sorgun kazası, hatta bazı söylenenlere göre il merkezinden daha yoğun, kalabalık ve geniş bir yer.
1980’li yılların başında, yaşantımın dört yılı burada geçti. Sorgun’da ilk uyandığım sabah, Cumhuriyet Caddesi üzerinde at ile dörtnala ilerleyen birini görünce şok olmuştum.
Daha sonra: Ankara’ya yakın olması nedeniyle, özellikle Ankara’ya gitmenin bu kadar kolay olması nedeniyle, burada yaşamanın zorluklarını kısa sürede giderdim.
Yurt dışında çalışan birçok Sorgunlu: yaz geldiğinde, buraya izinli döndüğünde, Sorgun sokaklarının ve köylerinin, tam bir Avrupai görüntüye büründüğüne şahit oldum.
Evet, belki de, en büyük ve keyfi anım: nikahım burada kıyıldı. O yıllarda, Belediye Su İşleri Memuru tarafından, Belediye’deki küçük bir odada.
Yemyeşil Sorgun’da, derelerde balık tuttum.
Spor alanında (İmam Hatip Lisesi önündeki) : tüm Sorgunlular tarafından aşırı sevgi duyulan futbol oynamanın, Kaymakamlık Futbol Turnuvalarına katılmanın keyfini yaşadım. (Bu arada, hala düzenleniyor mu bilmem, ama, Sorgun Kaymakamlık Futbol Turnuvalarının, ikinci kupası, bir zamanlar tarafımdan kurulan “Askarşıyaka” futbol takımı ile kazanıldı ve hala evimin en güzel köşesinde saklanıyor, bu vesile ile “Karşıyaka Mahallesi” oturanlarına, özellikle, 1980’li yılların başında, futbol aşığı dostlarıma selamlar)
Sorgun kaplıcalarında, gerçekten tüm sıkıntıları ve stresi üzerimden atıp rahatladığım anları yaşadım.
Evet, aklıma gelenler bunlar. Bunun dışında, elbette Sorgun ile ilgili bilgilerden oluşan, bir demet, aşağıda sizlerle birlikte olacak.
Tarihi, antik yerlere merakı olan ziyaretçilerim için: Sorgun’da bulunan “Kerkenes” harabelerinin mutlaka ziyaret edilmesini öneririm.
Son olarak: ülkemizde 3 tane Sorgun isimli yerleşim yeri var. Bunlar: Yozgat-Sorgun, Tatvan-Sorgun ve Manavgat-Sorgun. Umarım Sorgun diye arattırdığınızda: şu an aradığınız Sorgun sayfasındasınızdır.
ULAŞIM
İl merkezine, 33 km. uzaklıktadır. Sorgun-Sarıkaya arası uzaklık: 37 km.
TARİHİ
İlçede bulunan Alişar höyüğünde yapılan kazılarda, bu bölgede, MÖ.3000 yıllarından itibaren yerleşim bulunduğunu ortaya koymuştur.
Bunun dışında: 1071 Malazgirt Savaşından sonra, bölgenin Türkler tarafından ele geçirildiği görülmektedir.
1905 yılında, Belediye hüviyetini kazanır.
1926 yılında ise İlçe olur. 1928 yılında “Köhne-i Kebir” (Büyük Köhne) olan ismi; “Sorgun” olarak değiştirilir.
GENEL
İl merkezinin doğusunda, E-88 kara yolu üzerinde kurulmuştur. Deniz seviyesinden, 950 metre yüksekliktedir.
İklim: karasal iklim hakim olup, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve sert geçer. İlçe merkezi özellikle lodos ve poyraz rüzgarlarına tamamen açıktır.
İlçenin ortasından geçen “Eğriöz” ve “Delibaş” dereleri, ilçeyi ikiye böler.
İlçe ekonomisi: tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Ayrıca, ilçe toprakları, tuğla yapımına elverişli olduğundan, son yıllarda briket ve tuğla imalat sanayi işletmelerinin sayısı artmıştır. İlçedeki en önde gelen sanayi kuruluşu ise, Yozgat-Sorgun Şeker Fabrikasıdır.
Tüm bunların yanında: Sorgun denilince, Linyit kömürü yer altı kaynakları da öne çıkmaktadır. Özellikle: kaplıca bölümünde, yani Yozgat il merkezinden gelişte, şehir çıkışında, sağ yanda, büyük linyit kömür ocakları görülebilmektedir.
Bu ocaklarda, üç özel kömür işletmesi tarafından, linyit kömürü üretimi yapılmaktadır.
Evet, Sorgun’a yolunuz düşerse (aslına bakarsanız: Ankara ve batıdan, Sivas yani doğu istikametine gidenler, mutlaka Sorgun’dan geçiyorlar) veya buradan geçerseniz: kısa bir süre ayırıp, bu şirin yöremizi gezebilirsiniz. Tarih meraklısı iseniz: Kerkenez Harabelerine ve Alişar Höyüğüne zaman ayırın.
Yorgunluğunuzu: kaplıca tesislerinde giderebilirsiniz. İlçe merkezinde: arabaşı yemeği tadabilirsiniz. Her ne kadar tamamen bir söylentiden ibaret olduğunu düşünsem de, Yozgat şehir merkezi uzun süre gelişemez iken, Yozgat’ın ilçeleri olan Sorgun ve Yerköy; hızla gelişmiş.
Özellikle: Sorgun benim yaşadığım dönemden sonra: yeni kurulan Şeker Fabrikası, Devlet Hastanesi, yenilenen Kaplıca tesisleri gibi yerleri ile, iyice ileri gitmiş.
Bu arada: değerli Sorgun insanının birçoğu hala dış ülkelerde ve özellikle Almanya’da. Ama büyük bir kısmının da kesin dönüş yaptığını ve Sorgun’da, kendilerine sakin ve rahat bir hayat seçtiklerini öğrendim.
Elbette, yılların yorgunluğunu atmak, toprakla uğraşmak için Sorgun ideal bir yer. Gezginler yani ziyaretçiler için ise: yukarıda sözünü ettiğim gibi, Sorgun’un güzel yerleri var.
MEHTERAN BÖLÜĞÜ
Sorgun Belediyesi bünyesinde, Mehteran Bölüğü kurulmuş. Burada görev yapan 49 kişinin tümü, Belediye personeli. Çevre il ve ilçelerinde, sürekli konserler vermeye başlayan Mehter bölüğü, halkın yoğun ilgisini çekmiştir. Türk kültürüne katkı sağlaması açısından, güzel bir oluşum.
NE YENİR.NE İÇİLİR
Sorgun bölgesinde, tatmanızı önereceğim, başlıca mahalli yemek: arabaşı. Her ne kadar yenilmesi biraz maharet istese de, mahalli yemek düşüncesindeki ziyaretçiler için, buraya has bir yemek olması nedeniyle, mutlaka tadılması gerek.
GEZİLECEK YERLERİ
SORGUN KAPLICALARI
Kaplıca sularında: klorlu sülfat, sodyum klorür, sodyum sülfat bulunmaktadır. Sıcaklığı ise: 50-61 derece arasındadır. Kaplıca sularının şifalı geldiği hastalıklar şunlardır: kronik iltihaplı hastalıklar, spazm benzeri hastalıklar, kırık-çıkık sekelleri, ağrılı kadın hastalıkları, romatizmal ağrılar.
Kaplıca bölgesinde konaklama tesisi var.
Yozgat Sorgun Alişar Höyüğü
ALİŞAR HÖYÜĞÜ
Sorgun-Sarıkaya yolu üzerinde, sol yanda kalmaktadır. Karayolu üzerindedir.
1990’lı yıllarda: her ne kadar kara yolunun kenarında denilse de, kara yolundan biraz içeride bulunan bu höyüğün bulunduğu yere gittim. Araba ile gittiğimde, höyüğün tam ortadan ikiye bölünecek şekilde kazıldığı, bunun dışında, yer yer birçok küçük kazıların bulunduğunu gördüm.
Yani, defineciler buraları haddinden fazla kazmış ve sanırım bir şeyler bulmuş ve götürmüşler.
Yani, şu an için, Alişar Höyüğü anlatacağım sizlere ama, bu höyükte şu an için görülecek bir şey yok. Yalnızca: biraz önce söylediğim çukurların yarattığı rezillikleri görüp, benim gibi, bu duruma müsaade edenler hakkında kötü şeyler düşünüp, bölgeden ayrılırsınız.
Bunun dışında, görülecek bir şey yok, ama yinede, ilk yerleşimin binlerce yıl önce söz konusu olduğu bu topraklarda dolaşmak, aynı havayı teneffüs etmek isterseniz, elbette höyüğün bulunduğu yere gitmek size keyif verecektir, gidin, yol sıkıntılı değil.
MÖ.3000 yıllarında, Alişar’ın surlarla çevrili bir kent haline geldiği görülüyor. Daha sonra ise: güneyindeki Kaniş (Kültepe) şehri gibi, Asurlu tüccarların geldiği bir ticaret merkezi haline gelmiş. Sonra ise, Hitit kralı Anitta tarafından, şehir yok ediliyor.
Hititler, daha sonraki dönemde, kuzeyde bulunan “Hattuşaş”ı, başkent yaparlar. Bu dönemde: Alişan höyüğünün bulunduğu yerde, “Ankuwa” isimli, küçük bir Hitit kasabası vardı.
Daha sonra, Frigler burayı ele geçirdiler.
Evet, höyük bir çukura kurulmuş. Ölçüleri ise, 520 x 350 metredir. Yüksekliği: 30 metredir. Bu bölge: 1927 yılında, Alman Wonder Osten tarafından kazılmış ve merkeze yakın yerde, Alişar höyük meydana çıkarılmıştır.
Höyüğün ilk kuruluşundaki halinde, bir kısım evler görülüyor. Bu evler: dörtgen planlı, kerpiç duvarlı, düz damlı, basit köy evi.
Daha sonraki devirde: şehrin iç kalesi olduğu, evlerin belli bir plana göre yapıldığı ve bazılarında, duvarların içten ve dıştan sıvandığı görülüyor.
Bu devirde, şehir, surla çevrilmiş. Üçüncü devirde: iç ve dış kale kuvvetlendirilmiş, iç kalenin alanı genişletilmiştir. Bu devir: Hitit çağına kadar sürer. Dördüncü devir: gelişmeler iyice seçilir.
MÖ.2000-1500 yılları arasına denk gelen bu dönemde: Alişar, büyük bir şehir hüviyetine kavuşur. Hititler: alt şehri yurtlanırlar.
Ayrıca, buraya, yani alt şehre, büyük bir sur yaptırırlar. Şehir: geniş planlı kale kapıları, yer altı yolları ve yer yer kulelerle kuvvetlendirilerek, savunmalı hale getirilir.
Büyük Hitit çağı bitince, şehir yine önemini kaybeder ve küçük bir yerleşim yeri haline gelir.
Beşinci devir: bu devirde, bölgede Hitit-Frig kültürü görülüyor. Bu dönemde: alt şehir, yani Hititlilerce yerleşilen alt şehir önemini kaybeder.
Bu dönemde, şehirde, daha çok Frig eserleri ortaya çıkar. İç kale, eski temelleri üzerine yeniden inşa edilir. Frig döneminden sonra: Alişar önemini iyice kaybeder.
Med, Pers, Helenistik dönem, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde de, şehirde yerleşim görülür. Ancak, bu yerleşim dönemlerindeki egemen kültürlere ait herhangi bir kalıntı yoktur.
Burada yapılan kazılarda: kalkolitik döneme ait küplere gömülmüş iskeletler, pişmiş topraktan yapılmış çanak-çömlekler, mühürler, taş ve kemik üzerine işlenmiş insan ve hayvan figürleri bulunmuştur. Buluntular, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.
Yozgat Sorgun Çadır Höyük
ÇADIR HÖYÜK
Peyniryemek köyünün, yaklaşık 2 km. güneyinde, Esenli-Gelingüllü Baraj havzasında bulunmaktadır. Höyük: 32 metre yüksekliğinde ve 220 metre çapındadır.
Bölgede, 1994 yılından bu yana arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Bu kazılarda: burada, Hitit, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşimlerin bulunduğu tespit edilmiştir. Araç ile ulaşmak mümkün. Merakı olanların görmesini öneririm.
Yozgat Sorgun Kerkenes Harabeleri
KERKENES (KESKAVUS) HARABELERİ
İlçe merkezine, yaklaşık 10 km. uzaklıkta, Şahmuratlı köyü sınırları içindedir. Şahmuratlı köyüne ise, 5 km. uzaklıktadır.
Bölge hakkında yazılı kaynaklardaki ilk bilgiler: Heredot tarafından işlenmiştir. Şöyle ki: Heredot’un anlattıklarına göre: MÖ.600 yıllarında, Perslerin bir kolu olan Medler, Batıya doğru büyük bir sefer başlatırlar.
Bu bölgeye geldiklerinde: Friglere ait şehrin surlarını aşmakta büyük zorluk çekseler de, sonuçta kanlı savaşı kazanırlar ve bölgeyi ele geçirirler.
Daha sonra, burada, yani Kerkenes dağı ve çevresinde: biraz önce söylediğim gibi, MÖ.600 yılında, Medler tarafından, bir şehir kurulur. Şehrin ismi hakkında ilk anda “Kerkenes” ismi kullanılır.
Üzerinde kurulduğu dağa verilen isim: Kerk/Enes.
Tam olarak bilinmemekle birlikte:; Kerk=baş, Enes= insan anlamını taşır. Yani: Kerkenes; insan başı veya baş insan anlamına gelmektedir.
Bu şehir: önceleri bu isimle anılmasa da, daha sonra Med İmparatorluğunun başkenti Piterya olarak isimlendirilir.
Uzun yıllar kayıp olarak değerlendirilen, Piterya şehrinin, burada bulunduğu konusunda, son yıllardaki kazılarda, büyük deliller ortaya çıkmıştır.
Evet: burası, Helenistik dönemden önce, Anadolu platosunda kurulmuş, en büyük “Demirçağ” kenti olarak öne çıkar.
Şehrin kurucuları; burayı, savunma ve yol güzergahı olması açısından önemli olacağını düşünerek seçmişlerdir. Şehrin kuruluş amacının çok farklı olduğu düşünülmektedir.
Çünkü: planı, mimarisi, büyüklüğü ve benzersiz kültürü ile çok farklı bir şehir oluşturulmaya çalışılmış.
Bu şehir belki bir üniversite şehri, belki bir insanlık akademisi, belki çok renkli bir evrensel kent, bilim, sanat ve felsefenin ölümsüz zenginliklerin yolunda kurulmuş bir kent.
Yozgat Sorgun
Şehirdeki: idari, dini ve askeri yapıların büyüklüğü ve gösterişleri, şehrin geçici amaçla değil, sürekli ikamet için kurulduğunu ortaya koyar.
Tamamen sıfırdan, yepyeni bir şehir kurarlar. Şehrin planı: insan silüetinde oluşturulmuştur.
Bunun nedenini, günümüzde anlamak mümkün değil, insan modelli bir şehir planının sembolik anlamı ve mesajı ne olabilirdi?
Diğer özelliklerinin çoğunda olduğu gibi, bu da şehrin gizemlerinden biridir. Ama büyük olasılıkla, kentin biraz önce söz ettiğim isim anlamında, belki bir yaklaşım bulunabilir.
Yozgat Sorgun Kerkenes Harabeleri
Yerleşim alanının tamamı: kamu yapıları ve sivil yapılarla, bir yönetim planı oluşturacak şekilde düzenlenmiştir.
Şehir: düzenli bir şekilde planlanır ve inşa edilir. Denizden 1500 metre yükseklikte, geniş bir granit dağ kütlesinin üzerine kurulmuştur.
Özellikle: saray yapısı gurubu içinde, İran’da rastlanan bir yapı tipi olan “dikmeli bir salon” bulunmuştur.
Bu da, Heredot tarafından sözü edilen Piterya isimli kentin, burası olduğunun en büyük kanıtlarından biridir. Diğer bir kanıt ise: bölgede, bronz bir plaka bulunması olmuştur.
Bu bronz plaka üzerinde, Medler tarafından yoğun olarak kullanılan keçi ve geyik resimleri görülür. Ayrıca: bu bölgede yapılan kazılarda bulunan, benzersiz fildişi bir plaka, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.
Bu muhteşem şehri çevreleyen surlar; 7.5 km. dir. Estetik yapıları ile büyüleyici nitelikteki bu surların genişlikleri ise: 5 metredir. Bu surların, 7 giriş kapısı bulunmaktadır.
MÖ.650 yıllarında, Med ve Babil birliktelikleri sonucu, Asur imparatorluğu yıkılır ve dengeler bozulur. MÖ.590 yılında ise: Medler ve Lidyalılar arasında, 6 yıl süren bir savaş başlar.
Bu savaş; MÖ.585 yılına gelindiğinde, sürmeye devam ederken: bir gün, savaş sırasında, güneş tutulması yaşanır.
Medler ve Lidyalılar, güpegündüz savaşırken, savaş alanı birden gece karanlığına bürünür.
Her iki tarafta, bunun üzerine “Tanrı savaşmamızı istemiyor” diyerek, savaşa son verirler.
Piterya şehrinin dünyaca tanınmasında, bu güneş tutulması olayı ve savaşın bitirilmesinin de büyük önemi vardır.
Zaten: Anadolu’da, havadaki nem oranının en düşük olduğu yer olması nedeniyle: gündoğumu, günbatımı ve tam güneş tutulması, buradan gayet net şekilde görülmektedir.
Zaten: 2006 yılındaki güneş tutulması, ilgili uzman topluluğu tarafından, burada izlenmiştir. Tüm bunların yanında, dünya tarihinde, savaş karşıtı olarak kimlik bulan bir şehir, ilk barış kalesi.
Yozgat Sorgun Kerkenes Harabeleri
Derken barış dönemi başlar.
Bu dönemde ise: Medler ve Lidyalılar arasında, dostluk gelişir. Lidya kralı Alyettesin kızı Aryenis, Med kralı Kyarsarın oğlu Astyag ile evlenir ve akrabalık ilişkileri geliştirilir.
Piterya şehri: kuruluşundan yalnızca 50 yıl sonra, Lidya kralı Krezüs tarafından yağmalandıktan sonra ateşe verilir ve yakılarak yok edilir.
Şehir halkı, Lidyalılar tarafından köleleştirilir. 5 metre genişliğindeki benzersiz estetik anlayışı bulunan büyüleyici surlar, tamamen tahrip edilir.
Evet, Pitere şehri hiçbir zaman tamamlanamamıştır. Yakılarak yok edildiğinde, şehir surlarının şehirdeki önemli yapı guruplarının temellerinin, büyük kısmı yapılmış olsa da bitirilmediği görülmektedir.
Zaten o dönemde, mevcut binaların çoğunun iç bölümlerinde ahşap kullanılmış ve yangın sırasında, bu durum yangının kısa sürede büyüyerek yayılmasını ve tüm kentin yanmasını sağlamıştır.
Daha sonraki dönemlerde, burada herhangi bir yerleşim söz konusu olmamıştır. Zaten bu nedenle, mevcut Med kültürünün ayak izleri günümüze kadar ulaşmıştır.
Yozgat Sorgun Kerkenes
SONUÇ
Evet, bu şehir: adı ister Kerkenes ve isterse Piterya: yapıldığı dönemde, dünyanın en büyük kalesi olarak öne çıkıyor.
Surlarının uzunluğu nedeniyle, dünyanın en uzun ikinci surlarına sahip. Tüm bunların yanında: medeniyetin, Yunandan önce, Anadolu’da başladığının en büyük kanıtlarından biri.
Türklerin bir kolu olan Medlerin ve dolayısıyla Türklerin Anadolu’ya ilk gelişleri olarak MÖ.585 yılı ele alınabiliyor.
Zaten, bu tez, Atatürk tarafından ortaya atılmıştır.
KAZI ÇALIŞMALARI
Evet, yanmış ve terk edilmiş, bu Demirçağ kentinde, uzun süredir kazı çalışmaları sürdürülüyor. Kapalı ve açık alanları dolduran, erozyon ve tünel kazan hayvanların yok edemediği, yanmış döküntüler arasında: keramik kaplar, aletler, süs objeleri, yiyecekler, hayvan yemleri, pire, kene ve böcek kalıntıları bulunuyor.
Hafif eğimli arazi üzerinde, tam orta yerde “Sülüklü Göl”(Büyük Göl) olarak anılan yerde, yaklaşık çapı 20 metre olan su birikintisi bulunuyor.
Araziyi saran sur kalıntıları, batıda yaklaşık 4 metrelik bir boşluk bırakmaktadır ve burada sur kapısı bulunduğu düşünülmektedir.
Kerkenes bölgesine gittiğimde, ilk dikkatimi çeken, düz bir ovada, dik bir tepe. Birkaç kişi, bu tepeye, tamamen tırmanarak, büyük zorlukla çıktık.
Bayağı yüksek bir eğim vardı.
Tepeye çıktığımızda ise, burada, şehrin kral sarayının bulunduğunu öğrendik.
Ama, tepeden baktığınızda, aşağıda yani ovada, muhteşem bir şehir manzarası ortaya çıkıyor.
Şöyle ki, aşağıda, ızgara planlı, yalnızca temel yerleri belli, ama yüksekten baktığınız için, cadde ve sokak düzeni ve evlerin durumu sezilebilen, harika bir görüntü vardı.
Ayrıca: bu görüntünün çevresinde, üst üstü bulunan taşları devrilmiş olsa da, muhteşem bir duvar kalıntısı.
Biraz daha ileri de, bir göl ve ileriye doğru uzayan ova. Tepeden bakıldığında gerçekten bu muhteşem manzaranın tadına doyum mümkün değil.
HAPİS BOĞAZI (KARAKIZ HİTİT HEYKEL ATÖLYESİ)
İlçenin, Karakız Beldesi sınırları içindedir. Araplı ve Ahmetfakıllı beldeleri arasındadır. Ahmetfakıllıya, yaklaşık 2.5 km. uzaklıktadır.
Burası: Hitit döneminde (MÖ.1800-1200) granit yapı malzemeleri ve plastik eserlerin imal edildiği bir taş ocağı ve heykel atölyesidir. Bu taş ocağından elde edilen yapı taşları: Hitit başkenti Hattuşaş ve Alacahöyük kentlerindeki ihtişamlı yapılarda, yapı taşı olarak kullanılır.
Burada: günümüzde, yarı işlenmiş haldeki aslan kabartmaları, köylülerce kazankaya olarak bilinen sarnıç ve yakınındaki dev ibrik görülüyor.
Özellikle: kazankaya olarak isimlendirilen sarnıç: 2 metre iç çapı, 4.5 metre dış çapı
İle, tek parça granitten yontulmuş, muhteşem bir eser olarak karşınıza çıkıyor. Yani, kayaların en sertinden, hangi teknoloji kullanılarak, bu kadar kusursuzca oyulmuş, büyüleyici bir kazan ortaya çıkarılabilir. Düşünün ki, binlerce yıl önce.
Kazanın hemen yanındaki ibrik ise daha muhteşem. Kazandan daha büyük, tek parça.
Bu kadar büyük granit kayalarının, tek parça olarak bu denli muhteşem işlenmesi, gerçekten gözlerinize inanamayacaksınız.
Burası: Akdeniz’de kıyısı olmamasına rağmen, tam bir Akdeniz şehridir.
Günümüzde şehirde 600 bin kişi yaşıyor. Şehir, Atlantik okyanusu kıyısında, Tejo nehrinin oluşturduğu haliçte bulunmaktadır. Yani bir anlamda, İstanbul’daki haliç gibi düşünülse de, aynı güzelliği burada bulmak mümkün değildir. Siz: şehirde okyanus manzarası izliyorum diye düşünürken, aslında Tejo nehrini izliyorsunuz. Okyanus, sadece köprünün ötesinden görülüyor.
Şehirde: her yer yokuş ama sık ve dik yokuşlar var. Roma ve İstanbul gibi, 7 tepe üzerine kurulmuştur. Yani, bir anlamda “Yedi Tepeli Şehir” de denilebilir. Bu yüzden: şehirde yürüyerek gezerken, yanınızda çok eşya bulunmamasına dikkat etmek gerekir.
Portekiz Lizbon Genel
ULAŞIM
İstanbul-Lizbon arasındaki havayolu ulaşımı: yaklaşık 4 saat 50 dakika sürüyor. Lizbon şehrindeki “Portella Havaalanı”; şehir merkezinden 7 km. uzaklıktadır. 2012 yılında havaalanı, 15.3 milyon yolcu tarafından kullanılmıştır. Havaalanında, ülkeye girişte “Freeshop” bölümü bulunmuyor. Pasaport kontrolünden sonra, yalnızca kahve satan birkaç dükkan bulunuyor. Havaalanı ile şehir merkezi arasında, her yarım saatte bir kalkan servis otobüslerini kullanabilirsiniz. Bunlar, 3.5 euro ücret alıyorlar ve şehir merkezine, 25-30 dakika da ulaşıyorlar. Taksi isterseniz, şehir merkezine ulaşmak için, muhtemelen 15-20 euro ödemeniz gerekir.
Portekiz Lizbon Genel
TARİHİ SÜREÇ
Şehir: Fenikeliler tarafından kurulmuş ve “Ulissipo” yani “güzel liman” adıyla anılmış ve ilk çağlarda: İber kabileleri tarafından yerleşilmiştir.
1255 yılında ise, şehir, Portekiz krallığının başkenti olarak seçilmiş ve ardından önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir.
Takip eden dönemlerde ise: 1290 yılında, ülkenin ilk üniversitesi bu şehre taşınmıştır. 1531 ve 1756 yıllarında meydana gelen depremler: şehri tamamen yok etmiştir. Bunun üzerine: Pambal Markisi isimli şahıs tarafından, şehir yeniden planlanmış ve yeniden yaratılmıştır.
Hatta: şehrin aşağı kısmına, Marki’nin anısına “Baixa” yani (Aşağı Mahalle) “Pombalina” ismi verilmiştir.
1755 yılındaki büyük depremde: şehirde, 100 bin civarında insan öldüğü söyleniyor. II. Dünya savaşında ise, Lizbon, tarafsız bir liman olarak bilinir. Ancak: 1988 yılına gelindiğinde, şehirde, yine büyük bir felaket, yangın çıkar.
Portekiz Lizbon Genel
İKLİM
Lizbon şehrinde, soğuk pek etkili olmuyor. Gezginleri etkileyecek tek hava olayı yağmurlardır. Bu şehirde yıl boyunca hava sıcaklıkları nadiren 5 derecenin altına düşer. Zaten şehirdeki evlerde kalorifer tesisatı bulunmadığını öğrendim. Ortalama sıcaklık, 10 derecedir. Şubat ayında burada gayet güzel güneşli bir havada gezme şansı buldum. Evet, Lizbon şehri, Avrupa’nın en sıcak başkentlerinden birisidir. Burada, tipik Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir.
Portekiz Lizbon Genel
ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI
Lizbon şehrinde: yüzyıldan fazla zamandır kullanılan “tramvay” ve “feniküler” bulunmaktadır. Şehri gezerken, bunları kullanabilirsiniz. Ayrıca: şehirde, 4 hatlı metro sistemi bulunmaktadır. Lizbonlular yoğun olarak metroyu kullanıyorlar. Metro istasyonları: gayet güzel ışıklandırılmış ve sıcak yaz günlerinde klimalar ile soğutuluyor. Ancak: turistler yani ziyaretçiler, metro değil, genellikle “tramvay” kullanıyorlar ki, zaten bu sarı tramvaylar, şehre ait tüm hediyelik objelerde işlenmiştir.
Şehirde kalış süresine göre: “Lizboncard” alırsanız, bütün toplu taşım araçlarında, bu kartı kullanabilirsiniz. Bu kart, aynı zamanda bazı müzeler ve restoranlarda da indirim sağlamaktadır. Bu kart, 50 cent ödenerek satın alınıyor ve içine istediğiniz kadar para yükletebiliyorsunuz.
Ancak: otobüse veya tramvaya bindikten sonra, şöföre veya kondörtöre para ödeyerek de seyahat edebiliyorsunuz. Ayrıca: günlük seyahat kartı da satın alabilirsiniz. 4.60 euro ödeyerek alacağınız bu kart ile, bir gün boyunca, tüm metro, otobüs ve trenlere binebilirsiniz.
Şehirdeki en turistik hat ise “28” numara olarak biliniyor ve onun ücreti 2 eurodur. Turistik seyahat otobüsleri gibi, birçok turistik yeri, bununla gezebilirsiniz.
Şehirde, taksi kullanmak isterseniz, taksiler ucuzdur. Yani: genellikle 5-6 euro ödeyerek, birçok yere taksi ile ulaşabilirsiniz.
Portekiz Lizbon GenelPortekiz Lizbon GenelPortekiz Lizbon Genel
ALIŞVERİŞ
Alışveriş ile ilgili öncelikle şunu bilmeniz gerekir ki, şehrin birçok yerinde “kredi kartı” geçmiyor ve nakit alışveriş yapılıyor. Yani, bu şehirde gezerken, yanınızda mutlaka yeterli nakit bulundurun.
Şehrin ana alışveriş caddesi olan “Avenida da Liberdade”: Rossio’dan başlayıp, VII Eduardo Parkı’na kadar devam etmektedir. Bu cadde üzerinde: şık kafeler ve alışveriş mekanları bulunmaktadır.
“Chiado” ise: yine hoş mağazaların bulunduğu bir yerdir.
“Campo de Santa Clara” meydanında: cumartesi günleri, “Feira de Ladra” isimli, bit pazarı kurulmaktadır.
“Rua de Sao Pedro” da: hafta içi, her sabah erken saatlerinde balık pazarı kurulur.
Evet, peki bu şehirden ne satın alınır. Lizbon şehrinde en güzel hediyelik “el yapımı” mallardır. Antik döneme ve çağdaş döneme ait el boyaması fayanslar, lüks sabunlar, farklı bölgesel seramikler ve masa örtüsü, nakış gibi tekstil ürünleri bulup satın alabilirsiniz. Portekiz’de satılan altın objelerin hepsi, en az 19.2 ayardır.
Lizbon şehrinde, buraya has seramiklerden satın almak isterseniz: Praça Principe Real, 33 adresinde bulunan: Principe Real’i tercih edebilirsiniz. Burası, Portekiz’in en ünlü seramiklerini üreten fabrikanın malları satılır. Bir diğer adres ise, Chiado bölgesinde, Rua do Alacrim, 95 adresinde bulunan, Azulejos Sant’Ana olabilir. Burası da bir fabrika satış mağazasıdır.
Bunların yanında, Lizbon şehrinde alışveriş merkezi gezmek isterseniz: bu kez: Avrupa’nın en büyük alışveriş merkezlerinden bazılarının burada olduğunu göreceksiniz. Colombo en büyük, Amoreiras ise en eski olanıdır.
Şehirde, özellikle yağmurlu bir günde, bu alışveriş merkezlerinde gayet güzel zaman geçirebilirsiniz. Bu alışveriş merkezlerinden, öncelikle önerim “Uptown” bölgesinde, Av Muh.Duarte Pacheco adresinde bulunan “Amoreiras” olacaktır. Şehrin en eski alışveriş merkezi göz alıcı post-modern kulesi ile ilgi çekmektedir.
Bir diğer öneri “Centro Vasco Da Gama” olabilir. Parque das Naçoes bölgesindedir. Popüler alışveriş merkezi: bir okyanus tema ile dekore edilmiştir. Mağazalar ise, uygun türe göre kümelenmiş, açık oturma alanları ve 10 sinema salonu ve fast-foot bölgesi bulunmaktadır.
Son öneri: “Colombo” olacaktır. Uptown bölgesinde, Av. Colegio Militar adresinde bulunan bu alışveriş merkezi de, Avrupa’nın en büyüklerinden birisidir.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Burada: akşam yemeği çok geç saatte yeniliyor. Hatta: akşam yemeği için, fado söylenen bir restorana gitmenizi öneririm. Ama unutmamak gerekir, Fado müziği pek iç açıcı bir müzik türü değil, melankolik bir müzik. Ben gittim, bir daha gider misin derseniz gitmem, karar sizin.
Deniz kıyısında bulunması nedeniyle, Portekiz mutfağı, deniz ürünleri ağırlıklıdır. Daha doğrusu Portekiz mutfağının balık lezzetlerinin cenneti olduğu söylenebilir.
Evet: Portekiz, Avrupa’nın en çok balık yenilen ülkesi olarak biliniyor. Burada özellikle bir tür okyanus balığı olan “Bacalhau” denemelisiniz. Bu balık, genellikle şarap katılarak pişiriliyor. Diğer tür yemeklerde ise, genellikle zeytinyağı kullanılıyor. “Sardinhas assadas” isimli yemek, bir tür mangalda pişirilmiş sardalya balığıdır. “Pasteis de bacalhau” ise: balık kekleri olarak bilinir ve yine Lizbon şehrinin en popüler yemekleridir.
Yemek yeme yerleri için öneriler: Rossio meydanı ve Rua Agusto bölgesindeki restoranların fiyatlarının yüksek olduğunu unutmayın. Rua Agusto caddesinin bir arka paraleli olan Rua dos Sapateiros sokağındaki “A Licorista Bacelhoeiro” isimli restoranı düşünebilirsiniz.
Fiyat ve lezzet dengesi iyidir. Burada, tüm deniz ürünlerini tadabilirsiniz. Ama özellikle ahtapot salatası yemelisiniz. Hatta: ülkemizde bulunmayan ancak Portekiz’in ulusal balığı olan “Codfish” yani “morina balığı” deneyebilirsiniz.
Yani bizim Karadeniz bölgesinde hamsi neyse, onlarda da aynısı. Bu balığın binbir çeşidini yapıyorlar.
Tatlı olarak ise “Pudin” denilen, kremalı tatlıyı denemelisiniz. Ayrıca: Belem kurabiyesini tatmayı sakın unutmayın. Sıcacık ve içi puding dolu, dışı çıtır çıtır ve üstü pudralı, muhteşem bir lezzet. Ama mutlaka Belem bölgesindeki pastaneden yemelisiniz.
Şehri ziyaret ederseniz: “Casa Brasileira Cafe” de oturmalı ve bol köpüklü bir “bica kahvesi” içmelisiniz. Gerçekten, bu kahve, lezzeti itibarıyla muhteşem bir kahve olarak hafızanıza yer edecektir. Otururken: hemen ön tarafta, ünlü Portekizli yazar Fernando Pessoa’nın heykelini de görebilirsiniz.
Yine, şehirdeki bir lezzet mekanı “Cafe Pastelaria Suiça” var. Petro IV meydanına bakan kafede, muhteşem lezzetli filtre kahve içebilirsiniz.
Bunun dışında: Porto şehrinde üretilen “brendi aromalı Porto şarabı” denemelisiniz. Ayrıca; Madeira şarabı ve Vinho verde şarabı da denenebilir. Zaten: Portekiz, kaliteli şarabıyla ünlü bir yerdir. Şarap: Lizbon mutfak kültürünün vazgeçilmez bir parçasıdır.
Portekiz Lizbon Genel Sardalya Balıkları
Sardalya
Sardalya, Lizbon’un simgesi olan bu balık, Lizbon şenliklerinde ekmekle yenir. Tutulduğu her ay lezzetli olan sardalya, özellikle Saints Popülaires sırasında lezzetlidir. Evet, ızgara sardalya, Lizbon yazının en sembolik yemeklerinden biridir.
Bir dilim ekmekle ya da közlenmiş biber ve haşlanmış patatesle yenen bu balık, yaz boyu mis kokularıyla Lizbon sokaklarını doldurur. En ünlü saldalyalar “Setubal” de bulunur.
Geleneksel mahallelerde de ızgaralar kurulur. Hediyelik olarak, şehirden sardalya konservesi alabilirsiniz.
Portekiz Lizbon Genel
FADO MÜZİĞİ
Fado müziği “kader” anlamına gelmekte ve Portekiz’in ulusal müziği olarak bilinmektedir. Portekiz müzik tarzı: Lizbon’un kültürü ve ruhunu meydana getirir.
Gitarın eşlik ettiği kederli söz ve nağmelerden oluşan bu müzik tarzı: derin duygularla bağlı bulunulan bir kimseye veya bir şeye duyulan özlemi anlatır. Yani: Fado, Lizbon şehrinin popüler kültürünün önemli bir parçasıdır. Denizin hikayesini anlatır.
En çok söylenen temalar: melankoli, nostalji, mütevazi mahallerde günlük yaşamdan küçük hikayeler ama özellikle kadercilik ve hayal kırıklığıdır.
Şarkılar genellikle bir erkek veya kadın tarafından, akustik gitar ve Portekiz’e özgü bir gitar eşliğinde söylenir.
2011 yılında, UNESCO tarafından Fado müziği “İnsanlığın somut olmayan kültürel mirası listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Lizbon şehrinin eski mahallelerinde çok sayıda küçük Fado evlerinde amatörler tarafından icra edilir. Ancak, Fado müziği dinlemek için en ünlü yerler: “Alfama” ve “Bairro Alto” bölgesidir.
Portekiz Lizbon Genel
TURİZM
Lizbon şehri, idari bakımdan, 6 bölgeye ayrılmaktadır. Bunlar: 1. Baixa bölgesi (burada, geniş meydanlar, 18’nci yüzyıl mimarisi ve desenli kaldırımlar, popüler kafeler bulunur) 2. Bairro Alto ve Chiado (Burada, canlı gece hayatı, klasik ve alternatif kültür, şık alışveriş yerleri, restoranlar bulunur) 3. Belem (Şehrin bu bölümünde: keşifler çağına ait görkemli anıtlar ve müzeler görülür) 4. Alfama ( Ortaçağ döneminden kalma cadde ve sokaklar, muhteşem ve görkemli bir kale, fado sesleri) 5. Uptown ( burada, müzeler ve alışveriş merkezleri bulunur) 6. Parque das Naçoes ( Tagus nehri tarafında, 21’nci yüzyılın modern mimarisi görülür)
Müzeler
Lizbon şehrindeki en iyi 10 müze, şöyle sıralanmaktadır. 1. Calouste Gulbenkian Müzesi. (Doğu ve Batıdan hazineler) 2. Berardo Müzesi. (Modern sanatın dünya standartlarında eserleri) 3. Antik Sanat Müzesi. (Büyüleyici Doğu ve Avrupa sanatı örnekleri) 4. Tasarım Müzesi. (Dünyanın önde gelen tasarım koleksiyonlarından birisi) 5. Çini Müzesi. (Cömert bir eski manastır sanat formu) 6. Orient Müzesi. (Asya’da Lizbon, Lizbon’da Asya) 7. Antrenör Müzesi.(Muhteşem kraliyet antrenörleri, dünyanın en büyük koleksiyonu) 8. Denizcilik Müzesi. (Dünya keşiflerinde Portekiz’in öncü rolü) 9. Chiado Müzesi. (Portekizce çağdaş sanat) 10. Medeiros e Almeida Müzesi. (Güzel sanatlara ait üstün bir koleksiyon)
Evet, Lizbon şehrini gezmek isteyen okurlar için, şehirde mutlaka görmenizi önereceğim yerler ise şunlardır: (Buralar ile ilgili kısa bilgiler vereceğim, ayrıntılı bilgileri daha aşağıda bölgelere ait bölümde bulabilirsiniz.)
1. Jeronımos Manastırı (Burası, ünlü kaşif Varco do Gama’nın dinlenirken kullandığı bir yer olarak biliniyor. 1500’lü yıllarda inşa edilmiş bir kilisedir. Odun dehlizleri, dünyanın en güzel yerleri olarak değerlendirilmektedir ve UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.) 2. Belem Kule (Lizbon şehrinin simgesidir. 1500’lü yıllarda inşa edilen bu süslü gözetleme kulesi, UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.) 3. St George’s Kalesi (Bu kalenin eski surlarında yürürseniz, şehrin kuşbakışı muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz. Kalenin içinde küçük bir arkeoloji müzesi bulunmaktadır. ) 4. Calouste Gulbenkian Museum (Burası, bir adam tarafından toplanan Doğu ve Batı’nın ve antik dünyanın hazinelerinden oluşan, dünyanın en iyi özel sanat koleksiyonlarından birini sergilemektedir. Koleksiyon içinde: Rubens, Rembrandt, Monet ve Rene Lalique gibi sanatçıların eserleri de bulunmaktadır.) 5. Parques das Nacoes (Burası bir semttir. Ancak, şehrin en eski mahalleleriyle zıt bir zemin oluşturan, Avrupanın en uzun köprüsünü de bir arada barındırmaktadır. Burada ayrıca bir akvaryum, bir kumarhane ve harika deniz kıyısı manzarası bulunmaktadır.) 6. Berardo Museum (Bir Portekizli milyarder Andy Warhold: Picasso ve Dali gibi sanatçıların eserlerinin de bulunduğu, Avrupa’nın en büyük modern sanat koleksiyonunu oluşturmuştur ve bu koleksiyon, bu müzede sergilenmektedir. ) 7. Madre de deus Convent (Dünyanın tek ve en lüks manastırıdır. Aynı zamanda müze olan bu manastırda, dekoratif seramik sanatı objeleri görülmeye değerdir) 8. Sao Roque Kilisesi (Burası dünyanın en pahalı şapeli olarak bilinir. Sömürge döneminde, Brezilya’da bulunan altın sonucu şaşırtıcı derecede zengin olan Portekiz: bu şapelin içini Roma şehrinde tam bir Avrupa başyapıtı gibi yaptırmış ve daha sonra buraya getirerek şapel içine yerleştirmişlerdir.) 9. Antik Sanat Müzesi (Burada: büyüleyici doğu ve Avrupa sanatı, Portekiz sanatı eserleri bulunmaktadır. Bunların çoğu: Portekiz’in Asya ve Afrika’daki sömürgelerinden getirilmiştir. 10. Tasarım ve Moda Müzesi (Moda ve tasarım konusunda, üst düzey uluslar arası isimlerin yarattıkları kalıcı koleksiyon ve geçici sergilerin sunulduğu bir müzedir. Eski bir bankanın merkezinde, 2009 yılında açılan müze, dünyanın önde gelen tasarım ve moda müzelerinden biri olarak kabul edilir.
Portekiz Lizbon GenelPortekiz Lizbon Genel
Plajlar
Lizbon şehri, Avrupa ülkeleri başkentleri içinde, kumlu plajlara en yakın başkent olarak da bilinir. Bu plajlardaki sular: güney denizlerindeki ve özellikle Akdeniz’deki kadar sıcak olmasa da, küçük koylar ve kumlu plajlar ilgi çekmektedir.
Bu plajların çoğu: “Mavi Bayrak” standartlarını taşımaktadır. Lizbon şehrinde iken, şehrin en iyi plajından denize girmek isterseniz “Portinho Da Arrabida” yı tercih etmeniz gerekir.
Portekiz Lizbon Genel
Portinho Da Arrabida
Burası Lizbon şehrinin en iyi plajıdır. Bu koydaki küçük plajda: yüzme ve dalış için mükemmel, mavi-yeşil sular bulunmaktadır.
Portekiz Lizbon GenelPortekiz Lizbon Genel
Cascais
Demiryolu hattı üzerinde bulunan bu plaj bölgesi, özellikle Lizbon şehrindeki işçi sınıfını, tatil günlerinde çekmektedir. Özellikle, plaj futbolu oynamak çok yaygındır. Cascais merkezinde bulunan “Prala da Conceiçao” ve “Praia da Rainha” plajları ilgi çekmektedir. Praia da Rainha: uçurumlar ortasında gizli, küçük bir plajdır. Burayı bulmak için “Hotel Albatroz” u bulmalısınız.
Guincho
Burası, özellikle dünya çapında bir sörf alanı olarak bilinir ve şehir merkezine 20-30 dakika uzaklıktadır.
Portekiz Lizbon Genel
Meco
Avrupa’nın en iyi plajlarından birisi olarak bilinir.
Turistik Gezi Otobüsü
Şehirdeki gezi otobüsü: şehrin kalbi olan “Parque das Naçoes” den kalkar ve Tagus nehrini izler. Tur, yaklaşık 1 saat 45 dakika sürer. Her gün, saat: 09.45 ile 18.45 arasında, her yarım saatte bir hareket eder. Başladığı yerde biter. Yetişkinler 13.50 euro, çocuklar (4-10 yaş arası) ise 7.50 eurodur.
Portekiz Lizbon Genel
LİZBON SOKAK LAMBALARI
Eski, duvara sabitlenmiş, metal veya daha modern, sütun şeklindeki bu sokak lambaları, şehirdeki kamu aydınlatmasının hikayesini anlatır. Kraliçe D. Maria I tarafından taktırılan kandillerin yerini, gazlı sokak lambaları ve ardından 1878 yılında ilk elektrikli küreler aldı. Ferforje, dökme demir ve alçı yapılar, şehri süsleyen romantik ve modern tarzları temsil ediyor.