Yeşilli-Mardin arası uzaklık: 12 km. Yeşilli-Diyarbakır arası uzaklık: 102 km. Yeşilli-Şanlıurfa arası uzaklık: 197 km. Yeşilli-Batman arası uzaklık: 138 km.
GENEL:
İlçe, yeşil bir vadinin içinde mesire yerleriyle ünlüdür. Bahçe kültürü son derece gelişmiş olan ilçede yeşillikler içinde kasırlara rastlamak mümkündür.
Eski adı “Rışmıl” dır. Yeşil örtünün bol olmasından dolayı “Yeşilli” adı verilmiştir.
İlçe yemyeşil bir vadi içinde, mesire yerleriyle öne çıkar.
Bahçe kültürü son derece gelişmiştir. Yeşilli denince akla kiraz gelir, çünkü burada oldukça bol kiraz bulunur.
ULUSLARARASI KÜLTÜR SANAT VE KİRAZ FESTİVALİ:
Yeşilli Kaymakamlığı ve Belediye tarafından düzenlenen ve 3 gün süren festival açılış töreni ile başlar. Daha sonra kortej yürüyüşü yapılır. Evet festival her yıl geleneksel olarak yapılmaktadır.
Mardin Yeşilli
GEZİLECEK YERLER
Yeşilli Mor Yakup ve Mor Kuryakos Kilisesi
MOR YAKUP VE MOR KURYAKOS KİLİSESİ
İlçe merkezine bağlı Bülbül köyündedir. Köy: il merkezine 10 km ve ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.
Köy: bağlar ve sulak bahçelerle çevrilidir.
Köyün bir diğer özelliği ise El-Nıhman kalesinin eteklerinde kurulu olmasıdır.
Kalenin sarp kayalıklarında 4 ve 5’nci yüzyıldan kalma, rahiplerin inzivaya çekildikleri kayadan oyulmuş mabetlerin olduğu söylenir.
Bunların bir kısmı, bir tek kişinin kalabileceği tarzda küçük yerlerdir.
Eskiden beri Süryani yerleşim alanı olan köyde, 1998 yılında 10 Süryani aile bulunmakta, köyde 5 kilise vardır. Bu kiliselerin yapılış tarihleri kesin olarak bilinmemektedir.
Mor Yakup Kilisesinin kapısında, Süryanice bir yazıtta MS 1856 yılında inşa edildiği yazmaktadır.
Yeşilli Bahçebaşı Mağaraları
BAHÇEBAŞI MAĞARALARI:
Yeşilli ilçesi Bahçebaşı Mahallesinde bulunan iki adet mağara önemli bilgiler vermektedir.
Bu mağaralar: Kızıltepe-Nusaybin ovasından başlayıp kuzeye doğru açılan, yaklaşık 11 km uzunluğundaki derin bir vadinin en kuzey sınırında bulunmaktadır.
Yaklaşık 1100 metre yükseklikte bulunan mağaraların ortasında bulunan vadi, güneye doğru daha geniş bir form kazanır ve yaklaşık 550 metre yükseklikte bulunan Kızıltepe-Nusaybin ovasında son bulur.
Mağaraların bulunduğu alan, tamamen kireç taşı kayalıklarla çevrilidir. Söz konusu mağaraların yer aldığı bu noktada bölge için hala önemli olan bir kaynak suyu bulunmaktadır.
Bahçebaşı 1 Mağarası: söz konusu vadinin doğu yamacındadır.
Bahçebaşı 2 Mağarası: Vadinin batı yamacında ve 1 Numaralı mağaranın hemen karşısındadır.
Şimdi her iki mağara hakkında da kısa bilgiler vereceğim.
1 Numaralı Mağara:
Mahallenin yaklaşık 3 km kuzeydoğusundadır. Tavanının önemli bir bölümü çökmüştür. Mağaranın girişi güneybatıya bakar. Yüksekliği yer yer 3-4 metre arasındadır. Mağara yaklaşık 10 metre genişliğinde ve 7-8 metre derinliktedir. Mağara tabanında yer yer kireç taşı ana kaya görülür. Mağara ve terası, günümüzde hayvan barınağı olarak kullanılıyor. Ayrıca teras bölümünde üzüm bağları da bulunuyor. Teras bölümündeki bu bağlık alanda, toprağın da karıştırılmasına bağlı olarak, çok sayıda çakmak taşı ve obsidiyen parça bulunmuştur.
2 Numaralı Mağara:
Mahallenin yaklaşık 1 km batısındadır. Tabanında yer yer ana kaya görülür. Mağara girişi doğuya bakar. Yüksekliği yer yer 2-2.5 metre arasında değişir. Mağaranın genişliği 10 metre ve derinliği 9 metredir. Günümüzde hayvan barınağı olarak kullanılmaktadır. Teras bölümünde çok sayıda çakmak taşı ve obsidiyen alet bulunmuştur.
Düzce’nin 7 km. kuzeyinde, Akçakoca yolu üzerinde bir beldedir.
Konuralp, bir belde olmasına rağmen, günümüzde Düzce ile birleşmiş gibidir. Ayrıca: Düzce Üniversitesine ait Tıp Fakültesinin de burada olması, burayı anlamlandırır. Ancak, Konuralp, özellikle Roma dönemi kalıntıları ile öne çıkmaktadır.
Tarihi, Milattan önce 3’ncü yüzyıla kadar dayanan Konuralp antik kenti, Konuralp Müzesi, Roma Köprüsü, Su kemerleri ve Antik Tiyatrosu ile Düzce ilinin tarihi ve kültürel değerlerini içinde barındırıyor. Ayrıca, yine Konulalp, günümüzde, Düzce Üniversitesine ait Tıp Fakültesinin burada bulunmasıyla önem kazanıyor. Bir de Konuralp Bey’in türbesi vardır.
Düzce Konuralp
GEZİ ROTASI
Konuralp’deki gezide: antik kalıntılar görülebilir. Bunların başlıcaları: Konuralp Müzesi, Antik Şehir, Tiyatro, Roma mermer köprüsü, mozaikler, surlar, atlı kapı görülebilir.
Zamanınız yettiği sürece, buraları gezebilirsiniz. Özellikle: tiyatro ve müzeyi görmenizi öneriyorum.
Ama önce “Prusias ad Hypium” antik şehrinden söz etmek istiyorum.
Düzce Konuralp
Düzce Konuralp
Konuralp Müzesi
Prusias ad Hypium antik kentinin zengin kültürel mirasını yaşatmak üzere kurulan müze: 2003 yılında ziyarete açılmıştır.
Müzede: 3 teşhir salonu, 1 laboratuvar, 2 depo, 1 konferans salonu ve idari bölümler vardır. Müzenin envanterinde: 1848 arkeolojik eser, 491 Etnoğrafik eser ve 3989 sikke olmak üzere toplam 6237 eser vardır.
Düzce Konuralp
Bahçe
Müze bahçesinde: Konuralp (Prusias ad Hypium) antik kentinden çıkan, büyük mimari parçalar, sütunlar, bomoslar (adak yazıtları), ostothekler (ölü küllerinin konulduğu küçük taş lahitler), şehir yasası yazıtları, pythoslar (büyük depolama küpleri), mezar stelleri (mezar taşları), çeşme parçaları, İslami mezar taşları sergilenmektedir.
Düzce Konuralp
Bahçedeki eserlerden en önemlisi: MS 1’nci yüzyıla ait bir girlandlı bir lahittir. Konuralp’in batısında bulunan Tepecik Nekropolde, 1937 yılında bulunmuştur. Mermerden yapılmış lahit: 1.20 metre yükseklikte, 1.22 metre genişlikte ve 2.47 metre uzunluktadır. Lahdin uzun yüzünde, kabartma olarak öküz başlarının taşıdığı çelenkler işlenmiştir.
Bunların ortasında yazıtsız bir tabulaansata görülür. Altta ise aslan, kartal, yaban domuzu ve balıkçıl kuşu tasvirleri bulunur. Lahdin alt kısmında, çeşitli hayvan resimleri resmedilmiştir.
Düzce Konuralp
Yine bahçede mermer üzerinde bir yazıt vardır. Bu yazıtta “Roma imparatoru Hadrian Prusias ad Hypium’u ziyaret etti” ve “İmparator Caracalla Nisan ayında kentten geçerek şereflendirdi” yazılıdır.
Düzce Konuralp
Müze bahçesinde, sıralı olarak sergilenen bomoslar, yaşarken itibarlı insanların ardından dikilmiş birer övgü taşlarıdır.
Düzce Konuralp
Arkeoloji Salonu
Müzenin arkeoloji bölümündeki eserlerin bazıları, Bolu Müzesinden buraya getirilmiştir. Bunlar: günlük kullanım kapları, süs eşyaları, sikkeler, figürlerdir. Bu bölümdeki eserler: Tunç çağından, Doğu Roma’ya kadar çeşitli dönemlere aittir. Bunlar: pişmiş toprak ve mermer heykelcikler, metal eserler, takılar, cam kaplar ve mezar hediyeleridir ve kronolojik olarak sergilenmektedir.
Ayrıca: Roma imparatoru Antonius Pius (MS.138-161)un, 1991 yılında, Konuralp güneyindeki bir tarlada bulunan büstü, ostotekler, mimari elemanlar, bu bölümü tamamlıyor. Müzede bulunan çeşitli dönemlere ait mezar stelleri ise, antik Konuralp hakkında bilgi vermesi açısından ilginçtir.
Düzce Konuralp
Etnoğrafya Salonu
Geleneksel kültürlere ait eserlerin sergilendiği bu salonda: el işlemeleri, yöresel kıyafetler, süs eşyaları, mutfak kapları, aydınlatma gereçleri, tartı aletleri, kişisel eşyalar, kılıçlar, tüfekler sergilenmektedir.
Düzce Konuralp
Taş Eserler Salonu
Konuralp antik kentinde bulunan birçok heykel, çok önceden il dışına götürülmüş ve gittiği müzelerde sergilenmektedir. Bunlardan en önemlisi: burada arkeoloji salonunda sergilenen ama aslı İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan “Tykhe” heykelidir. Orijinali MÖ 4’ncü yüzyıla ait olan bir eserin Roma döneminde, MS 2’nci yüzyılda yapılmış bir kopyasıdır.
Zengin bir süslemeye sahip: kader, şans ve başarı tanrıçası Tykhe’nin başının üzerinde zeytin yapraklarıyla süslü, şehir surunu temsil eden bir taç vardır. Sol kolunda, çeşitli meyvelerle dolu bir bereket boynuzu ile zenginliğin simgesi olan Plutos isminde bir çocuk taşımaktadır.
Tykhe Okeanos’un kızlarından biridir. Kader, şans, başarı tanrıçasıdır. Her kentin bir Tykhe’si vardır. Tykhe’ler kentlerin koruyucu tanrıçaları olup, başlarında şehir suru şeklinde bir taçla gösterilirler.
Düzce Konuralp
Evet, müzenin bu bölümünde bir mozaik görülüyor. Oprpheus konulu mozaik: Roma dönemi bir taşınmaza ait zemin döşemesidir. Yaklaşık 45 metre kare olan mozaiğin tamamının konservasyonu yapılmış ve sergilenmektedir.
Mozaiğin merkezinde, Orpheus lirini çalar şeklinde, etrafında hayvanlar toplanmış, çevresinde ise dört mevsim, insan yüzü şeklinde betimlenmiştir.
Orpheus: çaldığı müzikle ağaçları ve kayaları harekete geçirdiği ve canavarları yatıştırdığına inanılan bir mitoloji kahramanıdır. Mozaiğin çevresinde aslan, kaplan, tavus kuşu gibi hayvan figürleri ve dört köşesinde, dört mevsim tasvirli kadın başı figürleri yer almaktadır.
Düzce Konuralp
Bir diğer önemli eser Roma Tanrısıdır. Bir yüzü sağa, bir yüzü sola bakan, iki yüzlü Roma tanrısı, taş eserler salonunda sergilenmektedir. Bu tanrı resmine Roma paralarında rastlanır. Janus’a ait olan yüzlerden biri kentten içeri girenlere, diğeri ise kentten çıkanlara bakar. Böylece kentin güvenlik içinde yaşamını sürdürdüğüne inanılır.
Tüm bunların yanında, Konuralp yöresinde bulunan eserlerin bir kısmı ise: İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Bunların başında: 1931 yılında bulunan bereket tanrıçası “Tyche” heykeli, Roma dönemine ait (MS.2’nci yüzyıl) oturan kadın heykeli, Konuralp’in Sarafiye Mevkiinde bulunan ve MS.3’ncü yüzyıla tarihlenen, mermer, çocuk heykeli geliyor.
Düzce Konuralp
Antik Şehir. Prusias Ad Hypium
Düzce’ye bağlı, Konuralp beldesinde, adı: Prusias ad Hypium olan bir de antik şehir kalıntısı var.
Bu şehir: MÖ.3’ncü yüzyıl başlarına tarihleniyor.
Doğudan batıya uzanan, Küçük Melen ve Tabak Çayları yakınında, ovada, bir tepenin üzerinde kurulmuş. Bugünkü Düzce şehrinin kuzeyinde bir yamaç üzerindedir. Güneyindeki ovaya hakim bir tepe üzerindedir.
Antik şehir, önceleri, Hypios olarak anılırken, daha sonraları, Kieros olarak anılmaya başlanmış.
Ancak: Kieros, MÖ.2’nci yüzyıl sonlarında, tarih sahnesinden çekilmiştir.
Bitinya Kralı Prusias, kenti ele geçirdikten sonra büyük bir imar faaliyetine girişmiştir. Şehrin adı: kralın adına izafeten, “Prusias” olarak anılmaya başlanmış.
Roma yapılarının ortaya çıkmasıyla birlikte kent, mimari olarak en üst düzeye ulaşır.
Prusias ad Hypium şehri: MÖ.74 yılına kadar, Bithyn hakimiyeti altında kalır. Bithy birliğini oluşturan 12 kentten biridir. Bereketli topraklarıyla bir tarım kentiydi. Karadeniz ticaretinde önemli bir etkinliği olan kent, Ege ile de irtibatını muhafaza etmiştir.
Özellikle ürettiği tarım ürünleri ve keresteyi nehirler aracılığı ile Karadeniz’e aktarıyor oradan da Ege ile bağlantılar kuruluyordu.
Kral 4. Nikomedes Philopater zamanında; şehirde, siyasi çalkantılar ortaya çıkar.
Büyük Pontus Kralı Mitridates; bölgedeki diğer Bithyn şehirleri gibi, burayı da istila eder ve Pontus hakimiyetine sokar.
Daha sonra, takip eden tarihi süreçte ise, bölgede, Romalılar görülür.
Roma dönemi boyunca: ekonomik hayat canlanır. Şehrin sembolü olan, tanrıça Tyche heykeli ve bu gün Tabak Çayı yatağında, toprakla kapanmaya yüz tutmuş Roma Köprüsü, bu dönemlerden günümüze kalan eserlerdir. Şehrin surlarından ise, günümüze herhangi bir iz kalmamıştır.
Roma devri: MS.395 yılında biter. 535 yılına doğru, Prusias şehri; Claudiopolis’den sonra, bölgenin en önemli ikinci şehirlerinden biri olur. Konuralp’te bulunan haç işaretli mezar mermerleri de, bu devre ait arkeolojik kalıntılar olarak dikkati çeker.
Evet, takip eden dönemde: Osman Gazi Beyliği sırasında, Düzce ve yöre, Türk hakimiyeti altına girer. Konuralp Bey; bu dönemde, bölgedeki çoğu yer gibi, burayı da fetiheder. Düzbazar’ı ele geçirir ve sonra Bizanslılar ile, Uzuncabel’de yapılan iki gün süren savaşı kazanır ve bölgenin tek hakimi olur.
Bunun üzerine: Osman Gazi; Düzce Pazarı (yani ovayı) ve Bizans Prusias şehrini, Konuralp Bey yönetimine verir. Bundan böyle, burası: “Konrapa” diye anılmaya başlanır.
Düzce Konuralp
Antik Tiyatro-Kırk Basamaklar:
Konuralp’in tarihi zenginliğini gösteren en önemli kalıntılardan biridir. Batı Karadeniz bölgesinde, günümüze gelebilen tek antik tiyatrodur. Halk arasında “Kırk Basamaklar” olarak da bilinir.
Helenistik dönemde MÖ 300-30 yılları arasında inşa edilen tiyatro, Roma döneminde (MÖ 30-MS 300) eklemelerle büyütülmüştür.
Düzce KonuralpMS.1’nci yüzyıla kadar, yöreye hakim olan Prusias krallığı döneminin sanatsal zenginliğini gösteren, en canlı eserlerdendir. Tepenin üst kısmına yaslanmış olarak durmaktadır. Yarı daire şeklindedir. İki ucu kesişmiş oturma kademeleri, yarı daireden daha kısa bir şekil almıştır. Güneye bakmaktadır.
Seyirci kapasitesi 10.000 kişiliktir.
Uzunluğu: 100 metre, genişliği ise 74 metredir. Beyaz, sağlam ve mahalli, güzel kalkerli taşlardan yapılmıştır.
Üst kısmındaki oturma kademelerinin yarısı, iyi korunmuş durumdadır. Aslan pençeleri ile süslenmiş olan oturma kademelerini, bölümlere ayıran 7 merdiven var.
Sahne binası, büyük dikdörtgen şeklindedir. Sağda ve solda, bir koridora açılan, kemerli geçitleri ile orkestrasının bulunduğu kesime geçilir. Kemerlerden, yalnızca en sağdaki, yarı daire şeklinde ve örtülü olanı, bugüne dek ayakta kalabilmiştir.
Sahnenin önündeki üç büyük kemerli kapıdan ise, bugün, yalnızca biri sağlam olarak ayakta kalabilmiştir. Cephede, korniş altında, büyük harflerle yazılı, Yunanca kitabeden ise, küçük bir parçası, bugüne kadar muhafaza edilebilmiştir.
Anlatılanlara göre, tiyatronun girişinde büyük bir kuyu varmış. Şimdi de gözüküyor fakat bugün restorasyon katliamı sonucu, ağzına kadar çakıl taşları ile doldurulmuş.
Eskiden, Roma döneminde, o arenada, aslanlarla ya da birbiriyle dövüştürülen köleler, özgürlüklerini elde etmek bir şansmış, o kuyu. Şöyle ki, galip gelen köleye, kuyuya girme izni veriliyormuş. Köle kuyuya inince, karşısına 3 tünel çıkıyormuş.
Tüneller, yalnızca bir insanın geçebileceği kadar darmış. Tünellerden biri akreplerle ve çıyanlarla son bulurmuş. Diğer tünel, yılanlarla dolu, çıkmaz bir yolmuş.
Üçüncü tünel ise, şehir surlarının dibinde, özgürlüğe açılıyormuş. Bu tünelin uzunluğu yaklaşık 500 metre imiş. Tünelin çıkışı halen gözüküyor.
Evet, bugün. Yaklaşık 2000 yıllık tiyatro alanı içindeki yapılar: Konuralp Belediyesi tarafından istimlak edilmiştir. Tiyatronun yüzde 85’lik bölümü ortaya çıkarılmıştır.
Tiyatro: düzenlenen çeşitli etkinlikler ile, yeniden canlandırılmış. Son yıllarda, burada, festivaller ve konserler düzenleniyormuş.
Düzce Konuralp
Roma Mermer Köprüsü
Konuralp’in batısından geçip, Efleni Gölüne dökülen, Tabak Deresi üzerindedir.
Akçakoca yolu ile Çilimli yol ayrımında bulunuyor. Bugün, yalnızca 10 metrelik bölümü ve üç kemeri görülebiliyor.
Beyaz mermer bloklardan ve hiç harç kullanılmadan yapılmış olması, köprünün en büyük özelliği olarak tanımlanıyor.
Mozaikler
İlk olarak, 1959 yılında, Konuralp şehir merkezinin güneyinde, Akçakoca yolu kenarında, eski Roma Yolu olduğu tahmin edilen kanal mevkiinde, tesadüfen, iki büyük ve önemli mozaik bulunur. Daha sonra, bu mozaiklerin bulunduğu alan, İstanbul Arkeoloji Müzesi ilgilileri tarafından kazılarak incelenir. Ancak, ödenek yokluğundan, çıkarılamazlar ve üzerleri yeniden toprakla kapatılır.
1997 yılında, Konuralp Turizm Tanıtma Derneği tarafından başlatılan girişimler sonucu: Kültür Bakanlığından izin alınarak, Bolu Müze Müdürlüğü gözetiminde, mozaikler için yeniden kazı yapılır. 1959 yılında bulunan ve üzerleri kumla örtülen mozaikler, yeniden ortaya çıkarılırlar.
İlk mozaikte: 40 metre karelik mozaik zeminde: Lir çalan Orpeus, çevresinde hayvanlar ve dört köşesinde dört mevsim tasvir edilen kadın başı figürleri ortaya çıkarılır.
Diğer mozaikte ise: Archilleus ve annesi Thetis ile ilgili sahneler resmedilmiştir. Mozaiklerin; MS.1’nci yüzyılda, Roma devrinde yaşayan zengin bir Romalının evinin salonuna, alt zemin döşemesi olarak yapıldığı sanılmaktadır.
Düzce Konuralp
Surlar
Roma dönemine ait olan kale duvarlarından, herhangi bir kalıntı görülmemektedir. Ancak: MS.253-268 yılları arasında, İmparator Gallienus zamanından kalan bir sikkede, Prusias ad Hypium şehrinin, iki kuleli şehir kapısının tasviri görülmektedir.
Bizans dönemine ait surların, 200 metrelik bir kısmı ise, hala ayaktadır. Bu surlar, Akçakoca yolu kenarında, antik mermer köprünün bulunduğu yerin tam karşısından başlar ve Hamam Sokağına kadar devam eder. Evlerin bahçelerinde kalan surların bir kısmı, bugün kimi yerde evlerin temeline, kimi yerde ise bahçe duvarını oluşturuyor.
Düzce Konuralp
Atlı Kapı
Şehir merkezinin güneyinde, Düzce’den gelen ana caddenin sağında, antik tiyatroya kadar uzanan, dar bir yol üzerindedir. Sokağa da adını veren atlı kapının, ikinci defa kullanılmış olan mahal taştan, büyük bir lentosu bulunuyor.
Üzerinde at tasviri ve Yunanca bir kitabe bulunan taşın, bir Prusias vatandaşı tarafından, annesine mezar kitabesi olarak yaptırıldığı sanılıyor.
Surlar, buradan itibaren bir süre daha güneydoğu istikametinde devam ediyor ve kare şeklinde bir kule ile son buluyor.
Su Kemerleri-Kemerkasım/Çiftepınarlar:
Kentteki su kemerleri ve agoraya ait kalıntılar, antik dönemdeki mühendislik ve sosyal yaşam hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.
İki farklı yerde görülür. Kemerkasım köyü yakınlarında ve Çiftepınarlar Mahallesi sınırlarındadır.
Helenistik ve Roma dönemlerinden kalmadır.
Horasan harçlı, karışık kesme taş ve moloz taş kullanılmıştır.
İki katlı bir yapı olduğu düşünülüyor.
Yaklaşık 160 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğe ulaşan kısımları vardır.
Başlıca istinat ayakları (11 tane) iyi korunmuş durumdadır.
Üst yapısı büyük oranda toprak altında kaybolmuştur.
Sonuç
Evet, Konuralp, tarihi süreç içinde, bulunduğu yer itibarı ile, önemli bir yerleşim yeri olarak kullanılmış. Özellikte: amfitiyatro ilginç. Çünkü: bu bölgede, başkaca, bu tür tiyatro kalıntısı yok. Tarihi süreç içinde, büyük bir medeniyetin kurulduğu anlaşılan burada, antik kalıntılar arasında gezmek ve tarihi yaşamak mümkün.
Merakınız varsa, bu bölgeden geçerken veya zaman ayırırsanız, bir gün içinde, bu tarihi mekanları gezmeniz mümkün. Tarihi sevenlerin bu mekanları gezmekten keyif alacaklarına inanıyor ve öneriyorum.
Düzce Konuralp
KONURALP TÜRBESİ
İl merkezine bağlı Konuralp’te: 1323 yılında şehri Bizanslılardan alan Konur Alp’in türbesi bulunmaktadır. Bugün, yeni bir yapı gibi görünen türbenin içinde 3 mezardan birinin Konur Alp’in yakınlarından Ali Hamza’ya ait olduğu bilinmektedir.
Ben burada Filyos denen bir cenneti gördüm. Güneşin nazlanarak battığı, balık kokusu, yosun kokusu, poyraz, lodos ve yakamozlar. Karadeniz’in en büyük antik kenti.
ULAŞIM
İl merkezi olan Zonguldak’a 52 km. uzaklıktadır. Bunun dışındaki belli başlı merkezlerin, Çaycuma’ya uzaklıkları şöyledir: Ankara: 234 km. İstanbul: 315 km. Devrek: 32 km. Bartın: 49 km.
Zonguldak Çaycuma
TARİH
İlçenin en eski yerleşim yeri “Filyos” yani “Teion”: Filyos çayının Karadeniz’e döküldüğü yerde kurulmuştur. İlk kuruluş tarihi, MÖ.3.yüzyıla kadar gitmektedir. Bu tarihte, burada, ticari amaçlar kurulmuş bir koloni vardı. Karadeniz’in kuzeyinden gelen mallar, burada gemilerden boşaltılarak, Anadolu’nun iç kesimlerine gönderiliyordu.
Tarihi süreç içinde: Roma, Bizans ve Cenevizliler, yörede hüküm sürmüşlerdir.
1944 yılında ilçe olmuştur. Çaycuma isminin kaynağına gelince: Cuma günleri, Filyos çayı kenarında bir Pazar kurulmakta ve pazara gelen halk, zamanla “Çay’a Cuma’ya gidiyorum” şeklinde konuşur ve bu konuşma, günümüze, buranın isminin “Çaycuma” olarak gelmesini sağlar.
Zonguldak Çaycuma
GENEL
Çaycuma ilçesine ilk gelenler, kötü bir koku ile karşılaşırlar. Bunun: bir anlamda “Kağıt Fabrikasından ve bir anlamda ise “Filyos çayına dökülen şehir kanalizasyonundan kaynaklandığı söyleniyor. Yine de, mutlaka dikkatinizi çekecektir, sebebi önemli değil, kötü bir koku var.
Tarıma elverişli bir bölge olan “Filyos” vadisindedir. Yani, Filyos çayının iki yanındaki yamaçlar arasında kurulmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği, 20 metredir. Filyos çayı, ilçe sınırları içinde, 35 km. ilerler ve Filyos beldesinde denize dökülür.
Bölgede, 1970 yılında açılan ve ülkemizin üçüncü büyük kağıt fabrikası bulunmaktadır. Ayrıca, organize sanayi bölgesinde, önemli sanayi yatırımları var.
İlçede Karadeniz iklimi hakimdir. Yazları fazla sıcak geçmez, kış ayları ise, ılık ve yağışlıdır. İlçe, vadi boyunca, kuzey rüzgarlarının etkisi altındadır.
ÇAYCUMA KAĞIT FABRİKASI
OYAK kurumu tarafından, 2003 yılında satın alınmıştır. Türkiye’nin tek entegre kraft kağıt fabrikasıdır. Burada: torba ve kağıt olmak üzere, iki tür fabrika var. Torba fabrikasında: sanayi tipi torbalar üretiliyor.
Zonguldak Çaycuma
NE YENİR.NE İÇİLİR
Burada, özellikle yoğurt (manda yoğurdu) yemelisiniz. Bunun yanında: soğan dolması da önerebilirim. Ama, yoğurt buranın en muhteşem lezzeti. Manda sütünün inek sütüyle karışımından elde ediliyor. Mutlaka tadın.
Zonguldak Çaycuma
NE SATIN ALINIR
Keten ve pamuk ipliğiyle dokunan ve pelemet adıyla anılan yerel dokuma ürünleri çok meşhur. Bu dokuma ürünüyle üretilen ürünlerden satın alabilirsiniz.
GEZİLECEK YERLERİ
ÇAYCUMA KÖPRÜSÜ
Tarihi süreç boyunca, Çaycuma’ya gelen insanların, Filyos çayını geçmeleri gerekiyordu. Bu iş, uzun süre “pot” denilen saldan biraz daha büyük kayıklarla yapılmıştır.
Ancak: Filyos nehri, adeta deniz gibiydi. Nehrin bu yapısı, ulaşımı olumsuz etkilemiştir. Bunun üzerine, 1928 yılında, ağaç bir köprü yapılır ama kısa süre sonra yıkılır.
1934 yılında, 600 metre uzunluğunda, yeni bir ağaç köprü yapılır. Ancak, ahşap köprüler kullanışlı olmaz. Bunun üzerine: 1951 yılında, betonarme bir köprü yapılır. Bu yeni köprü: 255 metre uzunluğunda ve 8.40 metre genişliğindedir.
ÇAYIR KÖYÜ SU MAĞARASI
İlçe merkezine, 12 km. uzaklıktadır. Çayır köyü sınırlarındadır. Mağaranın içinde, 15-20 metre ilerlemek mümkün. Daha ilerilere ise, küçük botlarla ilerlenebiliyor.
Mağaranın içinde, soğuk su kaynağı var. Tavan bölümünde ise: sarkıt-dikitler bulunuyor. Suyunun soğukluk derecesi ve temizliği nedeniyle, alabalık yetiştiriliyor. Hatta, bu alabalıkların, bazı hastalıklara iyi geldiğinden bile söz ediliyor. Mağaranın önünde, güzel bir piknik alanı bulunuyor.
FİLYOS ÇAYI
Antik dönemin en önemli su yollarından biri olan Billaios (Filyos) nehri, Tios için bir can damarı olmuştur.
Çünkü nehrin denize döküldüğü alanda oluşan delta ve nehir vadisi boyunca yer alan bereketli tarım arazileri nedeniyle, Tios, zengin bir tarım ve ticaret kenti haline gelmiştir.
Avrupalı seyyah Ainsworth, Billiaios nehri ile ilgili aşağıdaki sözleri yazmıştır.
“Antik adı Billaios olan Filyos vadisi ve Nehri, Karadeniz kıyısının bu bölümünde iç bölgelere açılan ve uzanabilen en önemli noktadır.
Hiçbir şey bu güzel ırmağın, güzel ağaçları, doğası ve vadisindeki ekili arazileriyle boy ölçüşemez.
Vadisi köylerle doludur ve güney sınırı, antik Hadrianopolis’in, Bolu’nun zengin ve verimli bölgesine açılır.
Antik çağ insanları da iç bölgelere geçmek için Billaios Nehri Vadisinden yararlandılar.
Antoninum Itinerarium, Tios’tan Ankyra’ya, oradan da tüm Küçükasya’ya kadar uzana bir yolun kaydını içermektedir.
Bu ana yolun kalıntılarını, geçitleri, askeri karakolları ve istasyonların izleri hala her adımda görülebilmektedir.
Fakat Tios kenti bugün açık bir şekilde harabedir. “
Beldenin ismini aldığı Filyos çayı, Karadeniz’e dökülüyor. Ancak: özellikle son yıllarda, çevre yörelerdeki belediyelerin çöplerini ırmağa dökmeleri sonucu, ırmağın denize döküldüğü yerde büyük kirlilik var.
Günümüzdeki gelişmelerle ilgili son olarak: Filyos vadisinde bir ateş-tuğla fabrikası var. Bu fabrikanın kapatılacağı söyleniyor. Ancak, bunun kapatılması elbette hava kirliliğinin önlenmesi açısından olumlu bir gelişme.
Ama, daha da önemlisi, bu fabrikanın tesislerinin çok uygun fiyatla satın alınarak, elbette muhteşem turistik tesislerin kurulacak olması.
Bunun yanında: Filyos vadisinin kamulaştırılacağı ve burada, yani Filyos vadisinde, kamuya açık, muhteşem projelerin yapılacağı söyleniyor. Ancak: bu arada, sahil kesiminde, büyük bir liman tesisi yapılması da düşünülüyor ve hatta karar alınmış durumdadır.
Bunun sonucunda, elbette Filyos sahilleri tamamen küçülecek ve kirlenecek. 3 km. lik Filyos sahil kesimi, birkaç yüz metreye düşecektir.
TİOS ANTİK KENTİ
Çaycuma ilçesinin 23 km uzağında, Zonguldak il merkezine ise 32 km uzaklıktadır. Filyos çayının hemen kenarında bulunan şehir, bugün Filyos Beldesi sınırları içindedir.
Antik dönemde, isimleri Paflagonya ve Bitinya olan iki önemli bölge arasında, geçiş özelliği taşıyan bir liman şehri olarak kurulmuştur.
Beldenin eski adı “Hisarönü” dür. Kocaman bir hisarın eteklerinde kurulmuş bir beldedir.
Evet buranın en büyük özelliği, Karadeniz kıyılarında kazılan ilk ve tek antik kent olmasıdır.
Zonguldak Çaycuma
TARİHÇESİ:
Antik kaynaklarda, ismi “Tius, Tium, Tieium, Tios, Tion” olarak geçen bu şehir, Miletoslu koloniciler tarafından MÖ 7’nci yüzyılın ikinci yarısında bir Helen şehri olarak kurulmuştur. Yerleşim yerinin kurulduğu burada, ilk kuruluş yıllarında: Kaukan adında, bir yerli kabilesi yaşıyormuş.
Miletoslular özellikle 7’nci yüzyıldan sonra antik dünyanın büyük filozoflarını yetiştiren, bilim ve sanat alanlarında önemli çalışmalar yapan Ege merkezli bir topluluktur.
Tios adını, şehri kuran Miletoslu Rahip Tios’tan almıştır.
Kentin, 3’ncü yüzyıldan itibaren sürekli iskan alanı olduğu hem antik seyyahların yorumları hem de yapılan kazıların sağladığı verilerle doğrulanmıştır.
Strabon: Helenistik bir şehir olarak kurulan ve yüzyıllar boyunca zengin bir liman kenti rolüyle kullanılan Tios’un, Pergamon Krallığının kurucusu Attalos’un oğlu Filetairos’un doğum yeri olduğunu söylemiştir.
Ayrıca: söylenecek çok önemli bir şey olmayan kent olarak nitelendirdiği Tios antik kentinin, Miletos yerleşimi olarak kurulduktan sonra sırasıyla Lydia krallığının, Pers imparatorluğunun, İskender imparatorluğunun satraplıklarının, Herakleia Pontika Tiranlığının, Romanın, Bizansın, Cenovalıların ve son olarak da Osmanlıların egemenliğinde kaldığı düşünülmektedir.
Tioslu piskoposların isimlerinin yer aldığı kurşun mühürlere bakıldığında, kentin, Bizans döneminde piskoposluk şehri olduğu anlaşılır.
Ancak Osmanlı döneminde eski önemini kaybetmiş ve küçük bir deniz kasabası haline gelmiştir.
TİCARET:
Şehirde ele geçen sikkelerin, yazıtların ve çanak çömleklerin çeşit olarak çokluğu, bölgede zengin bir ticaret trafiği olduğunu gösterir.
Filyos ırmağının ağzında kurulan Tios, önemli bir liman kenti olmasından dolayı, deniz taşımacılığı, balık, şarap, tahıl gibi ürünlerin ticaretiyle zenginleşmiş ve kültürel olarak oldukça gelişmiştir. Bol miktarda: torik ve palamut avlanıyormuş.
Günümüze ulaşan Roma imparatorluğu dönemi sikkelerinin arka yüzünde, üzüm motiflerinin, Şarap tanrısı Dionysos ve Nehir tanrıları Billaios ile Sardon’un birlikte betimlendiği görülür.
Tüm bunlar da şehrin üzüm yetiştiriciliği ve şarap üretimi alanındaki ticaret seviyesinin büyüklüğünü kanıtlar.
Zonguldak Çaycuma
ARKEOLOJİK BULGULAR:
Bölgede, antik dönemin en önemli yerleşim yerlerinden biridir ve bu özelliği nedeniyle “Sit” alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Günümüzde, burada belirli kalıntılar görülse de, toprağın hemen altında, halen bulunan: yollar, meydan, hamam, dini yapılar, evler, depolar, dükkanlar, mezarlar bulunuyor.
Yani: yapılan radar tetkiklerinde, toprağın altında, halen büyük bir kentin bulunduğu sanılıyor, ancak, malum kazılar zaman alıyor. İleriki yıllarda, burada büyük arkeolojik çalışmaların ortaya çıkarılacağı kesin.
Günümüzde, Filyos beldesinin bulunduğu yerde, eski kentten kalma kalıntıları görebilirsiniz. Bunlar: kale, sahil surları, su kemeri, tonozlu galeri, tiyatro, savunma kulesi ve çeşitli mezar anıtlarıdır.
Mezar Yazıtı:
Aynı bölgede bulanan ve MS 3’ncü yüzyıla tarihlenen 2 mezar yazıtı; şehrin deniz ticaretine ışık tutmuştur.
Bu mezar yazıtlarından birinin Pantikapaion’da (Kırım/Kerş) bulunması, ticaretin coğrafi boyutunu göstermesi açısından ilgi çekicidir.
Filyos Kalesi
Antik dönemdeki yerleşim, kuzeyde bulunan kale tepesi üzerindedir. Burada, günümüzde, Ortaçağ kalesine ait duvarlar ve Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen bir kule kalıntısı görebilirsiniz. Kale duvarları, 2003 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiştir.
Doğu Tepesi
Kalenin bulunduğu tepenin doğusundadır. Günümüzde, burada: askeriyeye ait, Radar bulunan bir tesis var. Burada: mermer sütun ve kaidesi, mermer yazılı bir levha, taş lahitler ve tuğla mezarlar bulunmuştur.
Eski Liman ve Mendirekler;
Kale tepesinin batısındadır. Bugün kısmen su altında kalan limana ait 6 metre genişliğinde, 100 metre uzunluğunda iki mendirek kalıntısı yer almaktadır. Akropolden bakıldığında görülen bu iki mendirek, şehrin hem askeri hem de ticari açıdan önemini gözler önüne serer.
Sahil Suru
Biraz önce sözünü ettiğim limanın başladığı yerden itibaren, yerleşim yerine doğru uzanan surlar, sahil suru olarak isimlendiriliyor.
Bunlar, çeşitli dönemlerde onarım görmüş olup, yükseklik 5 metre ve genişlik 1 metredir. Ancak, günümüzde, bu sur bölümünün, ancak 50 metrelik bölümü, ayakta kalabilmiştir.
Su Kemeri ve Tonozlu Galeri
Tiyatronun kuzeyinde bulunan (kent suyunun uzaktan getirilmesi için inşa edildiği ve Filyos’a yakın Çayırköy kemer kalıntılarıyla bağlantılı olduğu zannedilen) su kemeri bulunmuştur. Bunlardan sadece dört tanesi günümüze ulaşmıştır.
Bugün, Tuğla Fabrikasının doğusunda, 4 kemerli bir su kemeri kalıntısı görebilirsiniz. Ayrıca, tuğladan yapılmış, tonozlu bir galeri de bulunuyor ki, bunun, burada daha önce bulunan büyük bir yapının bir bölümü olduğu tahmin ediliyor.
Tuğla Fabrikası bahçesinde, bu bölgede bulunarak koruma altına alınmış, sergilenen bazı objeler var. Bunlar: pişmiş toprak küpler, mimari parçalar, mermer kilise levhaları, mermer sütun kaideleri.
Su sarnıcı
Söz konusu kemerlerin suyu kente taşıdığı noktada ise Orta Çağ’a tarihlendirilen bir sarnıç yer alır.
Muhtemel bir kuşatma halinde, kale içinde bulunan insanların suya ulaşımını kolaylaştırmak için inşa edildiği düşünülen su sarnıcı, 5 metre derinliğe ve 10 metreye yakın çapa sahiptir.
Yapılan analizler sonucu, Ph değeri 7.45 olan suyun hala içilebilir durumda olduğu görülmüştür.
Sarnıçla birlikte su kaynağına ulaşılmasını sağlayan ve antik limana kadar uzanan, üstü tonozla örtülmüş bir tünel ile 350 basamaklı bir yapı tespit edilmiştir.
Antik Tiyatro
Kentin güneyindeki yamaca yaslanmış Roma dönemine ait ve iyi korunmuş biçimde günümüze ulaşmıştır. Karadeniz bölgesindeki ilk tiyatro yapısıdır. İmparator Hadrianus dönemine tarihlendirilir. Yapıldığı dönemde yaklaşık 5.000 kişilik bir kapasiteye sahip olduğu tahmin edilmektedir.
Taş oturma sıralarının sökülüp geç dönemlerde yapılan başka yapılarda kullanıldığı anlaşılan tiyatronun, MS 5’nci yüzyılda işlevsiz kaldığı ve bu tarihten itibaren kullanılmadığı düşünülüyor.
Tapınak:
Karadeniz kıyısında bulunan ve üzerinde modern bir şehir kurulmayan tek antik kent olan Tios’ta, MÖ 6’ncı yüzyıla tarihlendirilen ve Dor başlıklı sütunları olan bir tapınağa ulaşılmıştır.
Bu yapı, Karadeniz’de bulunan ilk Dor tapınağı olması açısından son derece önemlidir.
Orta Çağ Kilisesi
Bir Roma tapınağıyla neredeyse bitişik olan kilise, doğu-batı doğrultusunda ve bazilikal bir planda inşa edilmiştir.
Birçok evreye sahip olan kilisenin ilk evresi, MS 5’nci yüzyıla dayanmaktadır.
KADIOĞLU MOZAİKLERİ
Çaycuma ilçesi, Kadıoğlu köyü, Çobanhasanlar Mahallesi sınırları içindedir.
Zonguldak kent merkezine 30 km, Çaycuma ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.
2008 yılında mülk sahibi tarafından, sera yapmak için açılan alanda ilk mozaiğin ortaya çıkmasıyla birlikte bölge için sit kararı alınmıştır.
TARİHÇESİ:
Zeugma mozaikleriyle eş değer özelliklerde ve kalitede olduğu düşünülen Kadıoğlu Mozaikleri, MS 2’nci yüzyıla “Geç Roma Dönemi” ne tarihlenir.
Ayrıca yine bu alanda bulunan bir sikke, MS 253-260 yıllarına aittir.
Mozaikler, çağdaşı olan ve kendisine en yakın lokasyonda konumlanan Tios Antik Kenti ile ilişkilendirilmiştir.
Bu kapsamda, mozaiklerin çevresinde bulunan ve bir villa ya da çiftlik evi olduğu tahmin edilen yapınan, Tios aristokratlarına ait olabileceği düşünülmektedir.
ARKEOLOJİK BULUNTULAR:
Bahse konu yerleşim kalıntısının bir çiftlik evi veya villa olabileceği düşünülmüş, yapının içerisinde Valerianus dönemine ait bir gümüş sikke bulunmuştur.
Ayrıca bahçenin yakınında taban döşeme mozaiği de görülmüştür ve oldukça küçük olan bu mozaik, mitolojik bir hikaye içermektedir.
LYKURGOS VE AMBROSİA MOZAİĞİ:
Kral Lykurgos’un tanrıların yiyeceği olarak bilinen amborsia’ya ve Şarap Tanrısı Dionysos’a olan düşmanlığı anlatılmıştır.
Lykurgos, içkiye düşmanlığıyla bilinen bir kraldır.
Eski Yunan krallıklarından Sparta’nın lideri olan Lykurgos, ayrıca önemli bir kanun koyucu olarak da tanınır.
Kral Lykurgos, ahlaklı, olgun, bilge davranışlarıyla tüm Spartalıların saygısını ve sevgisini kazanmıştır.
Delphi kahininin de desteğiyle, Spartalılar, Kral Lykurgos’un hazırladığı yasaları uygulayarak Eski Yunan’da örnek düzende işleyen, savaşçı/asker bir toplum oluşturmuştur.
Ancak daha sonra Kral Lykurgos, şaraba ve bunun yapımında kullanılan asma bahçeleriyle üzüme karşı büyük bir nefret duymuş ve Şarap Tanrısı Dionysos’a savaş açmıştır.
Bu savaşı kısa süre içerisinde kaybeden Kral Lykurgos, Dionysos tarafından cezalandırılmıştır.
Bölgede ulaşılan mozaik de “üzüm bağının içerisinde elinde balta tutan bir erkek figürünün, üzüm tutan kadına saldırması” şeklinde betimlenmiştir.
Bu betimleme, Kral Lykurgos’un tanrıların yiyeceği olarak kabul edilen ambrosiaya saldırısını anlatmaktadır.
Özetle söz konusu mozaik, bu hikaye ile bağlantılıdır.
DİĞER BULUNTULAR:
Lykurgos ve Ambrosia Mozaiğinin yanı sıra kazı alanından: villaya ait bir oda ile su yoluyla ayrılan ve ikinci villaya ait olduğu düşünülen yeni bir mozaikli oda daha çıkarılmıştır.
Kabul ya da toplantı salonu olduğu tespit edilen, oval mimari tarzı odanın zemin mozaiği: dıştan içe doğru geniş bantlar, yaprak ve dalga motifleri ile ortadaki panoları çevrelemektedir.
Kare çerçeveler içinde yapılmış sarmallarda, 20 tane av sahnesi ve çeşitli hayvan mücadeleleri yer almaktadır.
Yine zemin mozaiğinde de sakallı 4 erkek maskının başından çıkar Eros, aslanlar ile domuzlar tarafından taşınan sarmallar ve bitkisel motifler yer almaktadır.
Tüm bunların yanı sıra, bölgede süregelen kazılarda, işlemeli çömlek parçaları bulunmuştur.