Adana Yumurtalık

Adana Yumurtalık

Adana şehrinin, Akdeniz’de kıyısı bulunan ilçelerinden biridir. Adana’nın sıcağından bunalanların uğrak yeri. Deniz manzarası ile ünlüdür.

Adana Yumurtalık
Adana Yumurtalık

ULAŞIM

Adana il merkezine, 81 km. uzaklıktadır. Ceyhan ve Yakapınar üzerinden gidiliyor. Ceyhan ilçesine ise: 30 km. uzaklıktadır. Yol güzel.

Adana Yumurtalık
Adana Yumurtalık
Adana Yumurtalık

GENEL

Yumurtalık “yumurta yuvası” anlamına gelir.

Yumurtalık’ın güney ve doğusunda İskenderun körfezi, kuzeyinde Ceyhan ilçesi, kuzeybatısında Adana, Batısında ise Karataş ilçesi vardır. Adana’nın Akdeniz’e kıyısı olan iki ilçesinden biridir.

İlçenin toplam sahil şeridi 55.22 km. dir.

Yumurtalık: temiz, berrak denizi ve yaklaşık 1 kilometrelik geniş plajı ile cazip bir tatil merkezidir. Turizm bölgesinde toplam 5 kilometre uzunluğunda sahil bandı bulunur.

Özellikle hafta sonlarında sahil çok kalabalıktır. Adana’da yaşayan birçok kişinin burada yazlık konutları vardır.

Tatil sezonu boyunca pek çok günlük ziyaretçi gelir. Yaz döneminde Yumurtalık ilçesinin nüfusu 30-40 bin kişilere kadar yükselir.

Havası oldukça güzel, Adana şehir merkezine göre serindir.

Bakü-Ceyhan petrol boru hattı Yumurtalık’ta sonlanır. Yani Yumurtalık limanından büyük petrol tankerlerine petrol yüklenir.

Adana Yumurtalık Ayas PlaJı

Yumurtalık-Ayas Plajı

Adana il merkezine 80 km uzaklıktadır. Plajın uzunluğu 600 metre ve genişliği ise 50 metredir.

Buranın daha önce mavi bayrağı varmış, ama iptal edilmiştir. Doğru dürüst bir tesis yoktur. Deniz hemen derinleşmiyor.

Deniz berrak ve güzel, plaj kum, kumu güzeldir.

Bunun yanında: özellikle ilçe merkezinin batısında, devlete ait çeşitli kamplar bulunmaktadır. (Emniyet Müdürlüğü “Polis Kampı”, Devlet Su İşleri, Tarım Kredi, Köy Hizmetleri, Gençlik Kampı Tesisleri var )

Ayrıca, Yumurtalık belediyesinin halka açık kamp alanları bulunmaktadır. Her yıl, çok sayıda vatandaş, belediyenin kamp alanından yararlanmaktadır. Kamp alanlarında, her türlü alt ve üst yapı mevcuttur.

Adana Yumurtalık

Kaplumbağalar

Yumurtalık sahilleri, 4 milyon yıldır bu bölgede yaşayan, dünyada sadece 1000 çift kaldığı düşünülen, yeşil deniz kaplumbağaları (Chelonia mydas) nın dünya popülasyonunun % 60’ı ve ayrıca bir çok Caretta Caretta kaplumbağalara ev sahipliği yapıyor.

Ayrıca bir tatlı su kaplumbağası türü olan Nil Kaplumbağasının (Trionyx triunguis) da yaşam alanıdır.

Nesli tükenme tehlikesi altındaki bu türler, Yumurtalıkta, komşu Karataş ilçesindeki Akyatan sahilinde ve Dalyan’daki İztuzu plajında yumurta bırakmaktadır.

Zaten buranın Yumurtalık ismi de, bu kaplumbağa yumurtlama alanı olmasından gelir.

 

Balıkçılık

Yumurtalık yöresine yolunuz düşerse, balık yemeden ayrılmayın, sahilde güzel balık restoranları var, menüyü kontrol ederek bu restoranlarda güzel bir balık menüsü yemelisiniz.

İlçede sahilde bulunan bazı köylerde balıkçılık yapılıyor. Bu köylerde, çeşitli büyüklükte balıkçılık tekneleri var.

Denizde avlanma derinliği 70 metreyi buluyor. Buraya has balıklar: kefal, lagos, karagöz, melanur, istavrit, lüfer, levrek, çupra, barbunya, sardalya, gümüş, karides, mercan, torik ve arı balığıdır.

Yumurtalık ve civarında çıkarılan “King Karides” özellikle dünyaca meşhurdur.

Adana Yumurtalık

TARİHİ

Yumurtalık: İskenderun körfezinin kuzeyinde, MÖ 4’ncü yüzyılın son çeyreğinde, Büyük İskender’in Pers İmparatoru Dara’yı mağlup etmesinden sonra, İskender’in halefi olan Makedonyalı komutanlar tarafından bir liman şehri olarak kurulmuştur.

Bu yeni kurulan kente, eski Yunancada “keçi” anlamına gelen “Aıks” sözcüğünden türetilmiş “Aigeai” ismi verilmiştir.

Çünkü, bununla ilgili bir efsane vardır.

Söylenenlere göre: Büyük İskender, Pers ordusunu yenerken, boynuzlarına meşaleler bağlı keçileri Perslerin üstüne göndermiş, Persler büyük bir ordunun üstlerine geldiğini düşünerek kaçmışlar ve savaşı İskender kazanmıştır.

Ermeni krallığına bağlı Lajazzo (Ayas) şehri, 1261 yılında Venediklilere kiraya verilir. Kentin asıl gelir kaynağı olan deniz ticaretini ellerinde tutan Venedikliler, şehre “Lajazzo” ismini verirler.

1268 yılında bölge Memlukler tarafından ele geçirilir ve Halep Beyliğine bağlanır.

Marko Polo, 1269 yılında şehri ziyaret eder. Limanın Venedikli ve Cenovalı tüccarlarla dolu olduğunu ve bunların ipek, altın, yün, hububat ve baharat ticareti yaptıklarını yazar. 1271 yılında Çin’den dönüşünde, kenti ikinci defa ziyaret eder.

1517 yılında bölgede Yavuz Sultan Selim vasıtasıyla Osmanlı hakimiyeti görülür.

Cumhuriyet devrinde, Nahiye merkezi Ayastan Yumurtalık’a taşınır. 1933 yılında nahiye olan Yumurtalık, 1959 yılında Adana’nın bir ilçesi olur.

1974 yılında oyuncu ve film yönetmeni Yılmaz Güney, Yumurtalık hakimi Sefa Mutlu’yu öldürülmesi olayının ardından Yumurtalık’ta tutuklandı.

Yumurtalık Meslek Yüksek Okulu

YUMURTALIK MESLEK YÜKSEK OKULU

Çukurova Üniversitesine bağlı olarak, 2000 yılında kurulmuştur. İktisadi ve İdari Programlar Bölümleri, Turizm ve Otelcilik, Teknik Programlar Bölümünde Su Ürünleri, Petrokimya Seracılık ve Bahçe Kültürleri programlarıyla açılmıştır.

Okul, 2017-2018 eğitim öğretim yılında, 3 amfi ve 16 derslik, 15 laboratuvar ve öğrenci kantini olan 7 bin metre karelik kapalı alana sahip olan yeni hizmet binasında faaliyetlerine devam etmektedir.

 

GEZİLECEK YERLER

Adana Yumurtalık Lagünleri-Yumurtalık Tabiat Koruma Alanı, Milli Park
Adana Yumurtalık Lagünleri, Yumurtalık Tabiat Koruma Alanı, Milli Park

 

YUMURTALIK LAGÜNLERİ-YUMURTALIK TABİAT KORUMA ALANI-MİLLİ PARK

Park alanı, Adana il merkezine 55 km, Yumurtalık ilçe merkezine 30 km ve Karataş ilçe merkezine 35 km uzaklıktadır.

Adana-Karataş-Yumurtalık yolu asfalttır. Adana-Ceyhan-Yumurtalık yolu da asfalttır.

Yumurtalık lagünleri: Ceyhan nehrinin denize döküldüğü yer ile Yumurtalık körfezi arasında kalan lagünler, tatlı ve tuzlu su bataklıkları, geniş çorak düzlükler, çamur düzlükleri, sazlıklar, ıslak çayırlar, kumullar ve Halep çamı ormanlarından oluşan oldukça kompleks bir yapıya sahip sulak alan sistemidir.

Burası, bölgedeki diğer lagünlerin aksine düzensiz kıyı çizgisine sahiptir birçok noktada denizle birleşir.

Eski Ceyhan nehri eski yatağı, alanı ikiye böler.

Eski nehir yatağı kuzeyinde, Çamlık lagünü ile geniş çorak düzlükler, bataklıklar ve tuzlu çayırlarla çevrili Ömer, Yapı ve Darboğaz gölleri yer alır.

Göllerin derinlikleri 20-60 cm arasında değişir.

İlkbahar ve yaz aylarında, gölün bir kısmı kuruyunca, özellikle kuzeyde geniş çamur düzlükleri ortaya çıkar.

Tatlı suyun, kumullardan göle sızdığı bölümlerde, sazlıklar vardır.

Tuzcul bataklıklar ve çamur düzlükleriyle çevrili olan Çamlık Lagünü: Ömer gölü, Yapı gölü, Darboğaz gölü ve daha küçük Kaldırım gölü, kış aylarında su seviyesi yükseldiğinde, tek bir büyük göle dönüşür.

Ömer gölü ve Çamlık lagünü arasındaki bir yarımada üzerinde: 59 hektarlık alanı kaplayan, Türkiye’nin nadir Halep Çamı ormanlarından biri bulunur.

Alandaki bataklıkların bir bölümü, tarım alanına dönüştürülmüştür.

Batı bölümde, büyükbaş hayvanların otladığı, geniş ıslak çayırlar vardır.

Yelkoma Lagününün ağzında, eski Ceyhan ağzında ve Çamlık Lagününün Yumurtalık körfezine açıldığı yerde, dalyanlar vardır.

Eskiden burada balıkçılık kooperatifleri vasıtasıyla balıkçılık yapılıyormuş ama bölge Milli Park ilan edilince 1994 yılından sonra dalyan özelliği kalmamış.

Adana Yumurtalık Milli Park
Adana Yumurtalık Milli Park

Yumurtalık lagünlerinde, 272 bitki ve 252 kuş türü bulunur. Alanda değişik türden binlerce ördek, sakarmeke, flamingo, kılıçgaga, akça cılıbıt ve küçük kum kuşu gibi kuş türleri kışlar ve geçmişte bunların sayısının 70 bini aştığı söylenir.

Bölge, 1993 yılında, 1’nci Derece Sit alanı olarak ilan edilmiş ve korumaya alınmıştır.

1994 yılında ise, Bakanlar Kurulu kararı ile, Tabiatı koruma alanı olarak ilan edilmiştir.

2008 yılında ise, yine bu bölge Bakanlar kurulu kararı ile “Milli Park” olarak ilan edilmiştir.

Yumurtalık körfezi, nesli tehlike altındaki yeşil kaplumbağanın Akdeniz’de bilinen tek kışlama alanıdır.

 

YUMURTALIK SERBEST BÖLGE

Milli Park Alanının doğusundadır.

Burada: ağır metal endüstrisi tesisleri ve Irak petrollerini taşıyan boru hattının ulaştığı bir tanker dolum tesisi bulunur.

Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı ile Orta Asya Petrolleri de buraya taşınmaktadır.

Dev dolum tesislerinin bulunduğu bölgede, bir de termik santral bulunmaktadır.

Daha doğuda, İskenderun körfezinin karşı tarafından da petrol rafinerisi, ağır metal ve çimento fabrikaları bulunur.

Bugüne kadar büyük çaplı bir kaza meydana gelmemiştir.

 

ANTİK LİMAN

Ayas kalesinin koruduğu liman, oldukça geniş bir koyun, küçük bir halicinin kenarına kurulmuştur.

Bu koy, dar bir deniz boğazından karanın içine girerek kaleye doğru olabildiğince genişleyen bir koy haline gelir.

Doğal bir dalgakıran vardır.

İnsan eliyle yapılmışa benzeyen, şerit halinde uzanan koy ile denizi birbirinden koparır, daracık bir boğaz sayesinde deniz ile koyu birbirine bağlar.

Koyun tam ortasında: küçük bir adacık ve üzerinde kız kalesi bulunur.

Denizdeki dalgalar yüksek geldiğinde, en fazla 6-7 metre kalınlığındaymış gibi bir görüntü veren bu kayaların üzerinden zıplayan dalgalar koyun içine düşebilmektedir.

Ancak, bu doğal set, denizdeki gemilerin koy içine girmesine izin vermez ve limanın emniyetini sağlar.

Böylece antik dönemlerde, çok önemli işlev sağlamıştır.

Adana Yumurtalık Ayas antik kenti
Adana Yumurtalık Ayas antik kenti-Aigaiai

AYAS (AİGEAİ-YUMURTALIK) ANTİK KENTİ

Öncelikle şunu bilmekte yarar var, aynı isimli bir antik kent, günümüzde Manisa kentinde de bulunmaktadır.

KURULUŞU;

Şehrin kuruluşuna ait 2 iddia var.

1-Basılmış madeni sikkeler, Aigeai şehrinin geçmişinin, en fazla MÖ 2’nci yüzyıla kadar uzandığını gösterir.

2-Şehir, MÖ 4’ncü yüzyılın son çeyreğinde, Büyük İskender’in Pers İmparatoru Dara’yı yenmesinden sonra, İskender’in halefi olan Makedonyalı Komutanlar yani Seleukoslar tarafından bir liman şehri olarak kurulmuştur.

 

İSMİ:

Bu yeni kurulan kente, eski Yunanca’da “keçi” anlamına gelen “Aiks” sözcüğünden türetilmiş “Aigeai” ismi verilmiştir.

Çünkü bununla ilgili bir efsane vardır.

Söylenenlere göre: Büyük İskender, Pers ordusunu yenerken, boynuzlarına meşaleler bağlanmış keçileri Perslerin üstüne göndermiştir.

Persler büyük bir ordunun üstlerine geldiğini düşünerek kaçmışlar ve savaşı İskender kazanmıştır.

Kent: Helenistik dönemde Aigeai, Roma döneminde Aegeai, Orta çağda İtalyan denizciler ve tüccarlar tarafından Ajazzo ve Lajazzo, İslam dönemlerinde ise Ayas ismini kullanmıştır.

 

YERİ:

Kent: antik dönemde, Kilikya Pedias (Ovalık Klikya) bölgesinde, Ceyhan (Pyramos) nehrinin doğusunda, İskenderun körfezinin batısında, Misis ve Davudi dağlarının (Parion Oros) güneyinde yer almaktadır.

Bugün ise, Ayas antik kenti: Yeniköy deresi kenarında, korunaklı doğal bir barınağın hemen üzerindeki bir yükseltide kurulmuştur.

 

ÖNEMİ:

Antik dönem yazarlarından: Pausania, Tacitus ve Strabon, eserlerinde Aigeai antik kentinden söz etmişlerdir.

Orta çağ boyunca yoğun bir yerleşime sahne olan Ayas, kale ve liman çevresinde gelişmiştir.

Romalılar döneminde, Suriye’ye giden yol üzerinde, önemli bir liman, garnizon kenti ve konaklama yeri olarak kullanılmıştır.

Bizans döneminde de bu özelliklerini geliştirerek devam ettirmiştir.

Şehir, Haçlı seferlerinin bir sonucu olarak, ticaret yolunun değişmesi sonucu, daha 12’nci yüzyılın başından itibaren, önemli bir ticaret merkezi olma yolunda canlanmaya başlamıştır.

Kentin ticari önemi, Ortaçağ da daha da artmıştır.

Ortaçağ döneminde, Anadolu’nun iç kesimlerine dağılan kervan yollarının ana limanı ve başlangıç noktası burasıydı.

 

ŞEHRİN TARİHİ GEÇMİŞİ;

 

SELEUKİD HAKİMİYETİ-HELENİSTİK DÖNEM:

MÖ 333 sonbaharında, Makedonya Kralı Büyük İskender: Kilikya bölgesine girer, bahar ayında ise Aigea yakınlarında bulunan İssos’ta yapılan savaşta, III Dareios yönetimindeki Pers ordusunu yener.

Kilikya satraplığına: Kral muhafızlarından Nikanor oğlu Balakros’u atar.

 

Kilikya Topraklarının Paylaşılması:

Büyük İskender’in MÖ 323 yılında, Babil’de ölümünün ardından, İmparatorluğun toprakları komutanları arasında paylaşılır.

Kilikyanın kıyı kentlerini: Ptolemaioslar, Kilikyanın doğu kıyısı ve iç kesimlerini Seleukos krallığı alır.

Seleukos kralı III Antiokhos’un; MÖ 197 yılında, Ptolemaios Kralı V Ptolemaios’a karşı başlattığı büyük deniz harekatının çıkış noktası: Aigeiai’dir ve bu savaş sonucunda, tüm Kilikya, Seleukos Hanedanlığı hakimiyetine girer ve yoğun bir Hellenleşme süreci başlar.

 

Aigeai kentinin kurulması ve şehrin ismi:

Şehir:  I.Seleukos Nikator (MÖ 323-281) döneminde, Makedonyalı asker koloniler tarafından, Büyük İskender’in anısı için kurulmuş olmalıdır.

İsmini ise Makedonya’nın başkentinden almıştır.

 

Şehrin kurulmasıyla ilgili iddialar:

Bazı iddialara göre, şehir Büyük İskender tarafından kurulmuştur.

İddialara göre, bu yeni kurulan kente, eski Yunanca’da “keçi” anlamına gelen “Aiks” sözcüğünden türetilmiş “Aigeai” ismi verilmiştir.

Çünkü bununla ilgili bir efsane vardır. Söylenenlere göre: Büyük İskender, Pers ordusunu yenerken, boynuzlarına meşaleler bağlanmış keçileri Perslerin üstüne göndermiştir. Persler büyük bir ordunun üstlerine geldiğini düşünerek kaçmışlar ve savaşı İskender kazanmıştır.

Evet yukarıda belirttiğim gibi, bu iddiaların doğruluğunu gösteren kanıt yoktur.

Sadece: antik dönemde, bu iddia ile ilgili olarak, roma İmparatorluk dönemine ait birçok sikke üzerinde, Büyük İskender, keçi, boynuzlarına yanan meşaleler takılmış keçi betimlemeleri bulunmuştur.

 

Büyük İskender:

Büyük İskender’in İssos savaşı öncesinde hazırlık yaptığı ve zafer kazandığı bu bölgedeki: Alexandria, Aigeai, Epiphaneia ve Hierapolis/Kastabala kentleri, Büyük İskender’in sikkelerinde yüceltilmiş ve onu bir saygınlık değeri olarak kullanmıştır.

Ayrıca Eigeai kenti: Eugenes soylu kökenli olma özelliği kazanmak için, mitolojik kurucusunun Argoslu kahraman Perseus olduğunu iddia etmiştir.

Kentin, Makedon kökenlerine ilişkin betimlemeler, Helenistik dönemin erken sikkelerinden itibaren, Argos ile akrabalık bağları ise Roma İmparatorluk dönemi sikkelerinde görülebilmektedir.

 

Evet biz yine şehrin kuruluşuna dönelim.

Seleukid Kralı IV Antiochos Epiphanes döneminde (MÖ 175-164): ovalık Kilikya’da bulunan Alexandreia, Hieropolis, Castabaia, Algaea (Yumurtalık), Mopsus (Misis) ve Adana şehir idare meclisleri: kralın izniyle ve onun adına ve onun portresini taşıyan sikkeler basabiliyorlardı.

Kilikya bölgesinde Seleukid hakimiyeti, bölgenin sadece ovalık kısmında, Romalılar gelinceye kadar devam eder.

Bu daracık bölgeyi ellerinde tutabilmek için, Seleukidler, buraya sıkıca sarılmış ve müthiş bir Helenleştirme faaliyetine başlamışlardır.

Bu dönemde, İssos Körfezini kontrol altına almak amacıyla donanma üssü olarak kurulan kent, zamanla ticari liman olarak da önem kazanmıştır.

Aigeia kentinin batısında, Zeytinbeli Köyü civarında bulunan III Antiokhos dönemine ait, MÖ 3’ncü yüzyıl sonu ve 2’nci yüzyıl başına tarihlenen bir yazıtta: Aigeai ve Kydnos nehri kıyısındaki Antiocheia (Tarsus) arasında bir uyum anlaşması yapıldığı yazılıdır.

Böyle bir anlaşma yapılmasındaki ana neden: muhtemelen Aigeai şehrinin önemli bir stratejik ve ticari liman olması ve Tarsus şehrinin kara yollarının kavşağında bulunması nedeniyle ulaştığı öneme, deniz ticaretinde de ulaşarak iki kentin birbirlerine rakip duruma gelmiş olmalıdır.

Seleukos Kralı IV Antiokhos Epiphanes, Klikya kentlerine bağımsız olarak sikke basma izni vermiştir.

Aigeai kentine ait en erken sikkeler, IV Antiokhos Epiphanes (MÖ 175-164) dönemine aittir.

Şehre ait sikkelerin büyük çoğunluğunun, MÖ 2’nci yüzyılın ikinci yarısı ile MÖ 1’nci yüzyılın başlarına ait olması, bu dönemde kentin refah seviyesinin oldukça yüksek olduğunu belirler.

IV Seleukos’un ölümünden sonra (MÖ 95/94) Aigeai kenti, muhtemelen korsanların kente saldırmasını engellemek için, kutsal ve dokunulmaz “hiero kai asylos” olduğunu, sikkeler üzerinde ilan etmiştir.

 

Romalıların bölgeye müdahalesi:

Roma İmparatorluğu, MÖ 102 yılında, Akdeniz’de ortaya çıkan korsan tehlikesine karşı, Marcus Antonius’u görevlendirmiştir.

Böylece, bölgeye doğrudan müdahale etmiştir.

Bölgede, korsanların güçlenmesini engellemek için, birtakım adımlar atan Pompeius; Kilikya’nın doğu bölümünün kontrolünü, Tarkondimotos adında, yerel bir krala bırakmıştır.

Seleukos Hanedanın bölgedeki hakimiyetinin bitmesinin ardından, Aigeai kenti MÖ 64-67 yılları arasında, Tarkondimotos yönetimindedir ve küçük bir krallık şeklinde varlığını sürdürmüştür.

Sinoplu ünlü Coğrafyacı Strabon: Aigeai kentini, Mallos’dan sonra, demirleme yeri bulunan küçük bir köy olarak tarif etmektedir. Hatta: kentin bataklık ve önemsiz bir yer olduğunu yazar. Bu tanımlama ilginçtir. Çünkü: MÖ 175-164 yıllarından beri sikke basan, refah düzeyi yüksek olan kentin, küçük bir köy olarak tanımlanması değişik yorumlara neden olmuştur.

Hatta, Helenistik dönemde, Aigeai kentinin asıl yerleşim yerinin liman yerinden uzakta, belki de Misis ve Davudi Dağlarına yakın bir bölgede ve dağınık bir yerleşme düzeninde olduğunu düşündürür.

 

ROMA İMPARATORLUK DÖNEMİ:

Roma döneminde, Aigeai kenti, limana yakın iki tepe üzerinde, genişleme göstermiştir.

 

Julius Caesar dönemi:

Julius Caesar, MÖ 47 yılının Nisan ayında, İskenderiye’den Tarsos’a gelmiştir.

Kilikya’da kaldığı süre içinde, Kilikya kentlerini gezmiş ve özellikle Aigeai kentinin sorunlarıyla ilgilenmiştir.

Julius Caesar, MÖ 47 yılında Pompeius tarafında yer almış ve Tarkondimatos’un bölgedeki hakimiyetini kaldırmıştır.

Aigeai kentinin ayrıcalıklarını kabul ederek özgür şehir statüsü vermiştir.

Aigeai kentinin asıl gelişimi; MÖ 47 yılı sonbaharında yaşanmıştır.

MÖ 47 yılından sonra, Aigeai kenti, yeni bir takvim kullanmaya başlamıştır.

Aigeai kenti, Roma İmparatorluk sikkelerinde tarihlerin bu takvime göre yer alması, kentin “era” olarak MÖ 47 Ceasar erasını kullandığını göstermektedir. (Era: kentin vergilendirme, resmi kayıt veya tarih hesaplamalarında, başlangıç alınan yerel takvim yılı demektir.)

MÖ 47 yılındaki sikkeler üzerinde, ön yüzünde şehir tanrıçası, başında kent surlarını temsil eden tacıyla birlikte resmedilmiştir.

Tanrılardan: Herakles ve Athena’ya saygı gösteriliyordu.

 

Marcus Antnius dönemi:

Julius Ceasar’ın MÖ 47 yılında öldürülmesinden sonra, Marcus Antonius, MÖ 42 yılı sonbaharında, doğuda Partlara karşı sefere çıkmadan önce, Anadolu ve Doğu Akdeniz’i güvence altına almak için, Mısır tahtında bulunan VII Kleopatra ile Tarsos şehrinde buluşmuş ve anlaşma yapmıştır.

Bu buluşma sırasında, Antonius’un, Kleopatra’ya hediye olarak: Suriye sahilleri, Dağlık Kilikya bölgesi sahillerinin büyük bir kısmını ve Kıbrıs’ı vermiştir.

Hediye olarak verilen bölgelerin ortak özelliğinin: gemi yapımına uygun sedir ormanlarının bulunmasıdır.

Antonius, MÖ 39 yılında, Kilikya Eyaletinde yaptığı düzenleme sonucunda, Ovacık Kilikya’nın doğusunu, Suriye Eyaletine dahil etmiştir.

Dağlık Kilikya ve Ovalık Kilikya arasında kalan kesimi ise, yerel krallardan Tarkondimotos’a vermiştir.

MÖ 34 yılında, Parth seferini zaferle tamamlayan Antonius, bu zaferin anısına, Kilikya’yı ve Suriye’yi Kleopatra’nın oğlu Ptolemaios Philadelphos’a hediye eder.

 

Tiberius dönemi:

İmparator Tiberius döneminde de, şehirleşme ve Romalılaştırma politikası devam etmiş ve MS 17 yılında, II Tarkondimotos’un ölümü üzerine Ovalık Kilikya, Roma eyaleti olan Suriye’ye bağlanmıştır.

Evet, Roma döneminde, Kilikya şehirleri arasında büyük bir rekabet yaşandığı bilinmektedir.

Aigeai ve büyük bir şehir olan Tarsos arasında da çekişme vardı.

Aigeai bu dönemde özgürdü ve stratejik öneme sahip donanma üssü olarak kullanılmıştır.

Özellikle, MS 2’nci yüzyılın ilk yarısından itibaren, İmparatorluğun doğusunda giderek artan Pers ve Sasani saldırılarına yönelik yapılan askeri seferler sırasında, stratejik önemi nedeniyle Kilikya ve Doğu Akdeniz’in en büyük askeri ve ticari limanlarından biri konumuna gelmiştir.

Samothrake ve Afrika’nın Rusicade kıyısında bulunan yazıtlarda: Aigeai li denizcilerin isimlerinin olması, Aigeai kentinin deniz ticaretinde önemli bir konumda olduğunu gösterir.

Hatta, Aigeia kentinin Roma imparatorluk döneminden itibaren ticari liman olarak önem kazanmasının kanıtı olarak Pseudo Kos, Rhodos, Knidos Dressel türü ticari amfora buluntularından anlaşılmaktadır.

 

Nero dönemi:

İmparator Nero: (54-68) döneminde, Mallos ve Aigeai tersanelerinde savaş gemilerinin yapıldığı bilinmektedir.

MS 55 yılında, Partlara karşı savaş için görevlendirilen Romalı Komutan Domitius Corbulo, deniz yoluyla Aigeai limanına gelerek Suriye valisi Ummidius ile buluşmuştur.

Romalı komutan, Suriye valisinin getirdiği Kapadokya birliklerinin komutanlığını da üstlenmiştir.

 

Nerva dönemi:

Aigeai kenti, İmparator Nerva (MS 96-98) adına sikke basmıştır.

Bu sikkelerin arka yüzünde adalet ve dürüstlüğü sembolize eden, elinde terazi ve bereket boynuzu tutan Dikaiosyne betimlenmektedir.

Ayas İmparator Nerva bronz büstü

İmparator Nerva’nın denizde bulunan bronz büstü:

Nerva’nın çok kısa süren imparatorluğuna rağmen, Aigeia kentinde Nerva’ya ait bronz büst, balıkçılar tarafından denizden çıkarılmıştır.

Nerva’nın İmparatorluğu sırasında sadece üç portresinin yapıldığı bilinmektedir.

Bu portrelerde, Nerva’nın en karakteristik özelliği, az kırışık alın, kemerli burun yapısı, küçük dudaklar, küçük ama kuvvetli çene ve elmacık kemiklere sahip olmasıdır. Yumurtalık’da 1984 yılında balıkçılar tarafından denizden çıkarılan ve bugün Adana Müzesinde sergilenen, oldukça küçük ölçekli bronz büstün, benzer özellikler göstermesi sebebiyle İmparator Nerva’ya ait olduğu düşünülmektedir.

Evet eser oldukça küçük boyutludur ve yaklaşık 15 cm yüksekliğindedir.

Bronzdan döküm tekniğiyle yapılmıştır.

Ancak zaman, deniz suyu ve batık ortamının etkisiyle eser oldukça tahrip olmuş durumdadır. Başın üst kısmı ve yanlarında kopmalar, yüzlerde çökme, yüzeyde siyahlaşma ve patina tabakası oluşmuştur.

Büst üzerinde imparatorun zırhlı (muhtemelen lorica/zırh kıyafeti) betimlemeye ait izler olduğu, üzerindeki zırhın göğüs kısmında bir Victoria (Zafer Tanrıçası) figürü bulunduğu görülmektedir.

Bu dönemde: Asklepieion’da Asklepiad (hekim) olarak görev yapan Tyana’lı Apollonios yaptığı başarılı tedaviler ile ünlenmiş, insanlar onu görmek için Aigeai şehrine akın etmiştir.

Ayas Hadrian dönemi Sikkeleri
Hadrian dönemi:

MS 129 yılında, İmparator Hadrian’ın Tarsos’tan gelip kara yoluyla Antiocheia’ya giderken Aigeai’den geçtiği ve en az 4 kere kenti ziyaret ettiği tahmin edilmektedir.

Hadrian’ın Aigeai şehrinde, imar faaliyetlerine de destek verdiği düşünülür. Bunlar: liman onarımları, yol ve su alt yapısı, kamusal yapılar (agora, hamam, kolonadlı caddeler)

Hadrian, Aegeai şehrine “Neokoros” unvanı vermiştir.

Bu, kentin bir Roma İmparator kültü tapınağına resmen ev sahipliği yapması anlamına gelir. Yani: şehirde bir Hadrian Tapınağı olduğu bilinmektedir.

Hadrian Tapınağı muhtemelen İmparatorluk kültüne hizmet etmiştir.

Şehre verilen unvanın diğer özellikleri de şunlardır: Vergi ve ticaret ayrıcalıkları getirir, prestiji büyük ölçüde arttırır, İmparatorluk içinde daha üst statü sağlar.

İmparator Hadrian’nın şehri bizzat ziyareti nedeniyle: ziyaret sonrasında şehre: oyunlar ve festivaller düzenleme ayrıcalıkları verilmiştir. Ayrıca: Hadrian için agonlar (sportif ve kültürel yarışmalar) düzenlenmiştir.

Ayrıca: Hadrian onuruna çok sayıda sikke bastırılmıştır. Bu sikkelerde: Hadrian portreleri, İmparator kültü sembolleri, Asklepios figürleri yer almıştır.

Aigeia kentinde bulunan yuvarlak sunaklar, hem İmparatorlara hem de tanrılara adanmıştır.

 

Septimus Severus dönemi:

Pertinax’ın ölümünden sonra Roma tahtı için üç aday ortaya çıkar.

Bunlar:

Septimus Severus

Pescennius Niger

Clodius Albinus

Kilikya kentleri, özellikle liman ve ticaret odaklı olanlar, Pescennius Niger’i destelediler. Aegeai de bu dönemde Niger yanlısı olmuştur.

Bu nedenle Severus galip çıkmasının ardından, kent cezalandırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.

Ancak daha sonra: kentin ileri gelenleri Severus’a sadakat bildirirler. Aegeai’nin askeri ve stratejik değeri nedeniyle, ağır ceza almaktan kaçınabildi.

Severus: Niger’e destek veren şehirlerde:

Otonomiyi sınırlandırdı, vergi düzenlemelerini değiştirdi, bazı şehirlerin metropolis, neokoros gibi prestij unvanlarını geri aldı.

Aegeai bu reformlardan etkilenmiştir, ancak tamamen statü kaybına uğramadığı düşünülüyor.

Liman ticareti ve Asklepion nedeniyle, kent önemini korumuştur.

Evet: İmparator Septimus Severus’un (MS 193-211) Aigeai şehrini ziyaretinden sonra da Roma İmparatorları, şehre büyük ilgi göstermiştir.

MS 3’ncü yüzyılda, Hıristiyanlığın kuvvetlenmeye başlaması karşısında: Aigeai kentinin kutsal olan ve kente büyük siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlayan Asklepios kültüne daha sıkı bağlanılmıştır.

Kent, özellikle bu dönemde çok değer görmüş, imparator ve ailesiyle sıkı ilişkiler kurmuştur.

Kent: İmparator ve ailesiyle sıkı ilişkiler kurmuş, Neokoros unvanı alarak, Agon yapma hakkını elde etmiştir.

Aegeai, Severus döneminde çok sayıda sikke bastı. Bu çok önemli bir göstergedir, çünkü kentin Severus ile barıştığı, ekonomik canlılığın sürdüğü, hala polis statüsü ile kendi adına para bastırabildiğini anlamına gelir.

Bu sikkelerde genellikle: Septimus Severus’un sakallı portresi, bazen Caracalla veya Julia Domna portreleri kullanılmıştır.

Hatta sikkelerin arka yüzünde, Asklepios (kentin baş tanrısı) betimlerinin olması, Aegeai’nin tıp merkezi kimliğinin Severus döneminde de çok güçlü olduğunu gösterir.

Zaten: Asklepieion yani Tıp Merkezi, Severus döneminde zirvedeydi. Asklepieion’un İmparatorluk desteği aldığı düşünülüyor. Kentte doktorlar, cerrahlar ve şifacılar çok ünlüydü. Aegeai tıbbı özellikle Galen sonrası dönemde, büyük önem kazandı.

Aegeai’nin tıp şöhreti o kadar büyüktü ki, Septimus Severus ailesinin bazı tıbbı danışmanları Doğu Eyaletlerinden geliyordu, bu durum kente prestij sağlamış olabilir.

Severus döneminde kentin askeri stratejik rolü arttı.

Ayrıca: liman yapılarında onarım, kamu binalarının yenilenmesi, cadde ve alt yapı iyileştirmeleri yapılmıştır.

İmparator Septimus Severus’un varisi (oğlu Caracalla’yı) Aegeai kentinden ilan edildiği hakkında bazı bilgiler var ama kesin kanıtlanamamıştır. Septimus Severus oğlu Caracalla’yı, MS 195 yılında “Caesar”, MS 198 yılında ise Augustus yani Ortak İmparator olarak ilan etmiştir.

 

Caracalla dönemi:

İmparator Caracalla MS 198-217 yılları arasında imparatorluk yapmıştır.

Caracalla’nın gençlik döneminden itibaren kronik sağlık sorunları (özellikle sinirsel rahatsızlıklar ve romatizmal şikayetler) vardı ve mistik ve şifa merkezlerine ilgisi yoğundu.

Bu konu tarih kitaplarında belirtilmiştir.

Caracalla’nın: Pergamon Asklepieion’u, Alexandria Serapeion’u, Ephesos Artemis Kültü ve Kilikya’daki Asklepios merkezleri ile doğrudan ilişkisi vardı.

MS 215 yazında, kenti ziyaret eden İmparator Caracalla’nın bu Asklepios’da dertlerinden kurtulduğu yazılıdır.

Yıllardır hiç bitmeyen baş ağrısı nihayet son bulan İmparator Caracalla, o dönem adı Aegeai olan kenti çok beğenmiştir.

Caracalla döneminde, şehirde Asklepieion’un faaliyetleri artar, tıp okulu güçlenir, kent Caracalla kültürel-politik atmosferinden pay alır. Ordusu Aegeai limanını aktif olarak kullanmıştır. Bu dönemde, kentte askeri hareketlilik artmıştır.

Aegeai kenti, Caracalla döneminde bol miktarda sikke bastırmıştır. Bu sikkelerde: ön yüzde Caracalla portresi, bazen Julia Domma (annesi) portreleri betimlenmiştir.

Fakat Aegeaililerin, İmparator Caracalla ile yıldızı barışmamıştır.

Roma İmparatorluğunun vergi gelirlerini arttırmak için yabancıları Roma vatandaşı yapması yetmiyormuş gibi, Roma sikkelerindeki gümüş miktarını da % 25 azaltmıştır.

Kendisi inanmıyordu ama Yahudi ve Hıristiyanlara müsamaha göstermesiyle bir nebze sevimli olabiliyordu.

Ama bol maaş verdiği askerler dışında, halk tarafından çok sevilmeyen, iktidarda kalmak için kan dökmekten çekinmeyen bir İmparatordu.

Çok sevdiği Aegeai şehrinde uzun kalmaması hayatına mal oldu.

Pers topraklarına doğru savaş için ilerlerken, Harran’da yol kenarını çişini yapmak için durdu, kılıcını yanına almamıştı, Julius Martialis isimli bir subay, kendi İmparatorunu öldürdüğünde sene MS 217, aylardan Nisan dı.

 

Macrinus dönemi:

Marcus Opellius Macrinus (217-218) dönemi; Roma tarihinin kısa ve çalkantılı bir dönemidir. Caracalla’nın suikastinden sonra tahta geçmiştir. Saltanatı sadece 14 ay sürmüştür. Dönemi askeri ve mali krizlerle geçmiştir.

Dolayısıyla Aegeai gibi küçük Doğu Akdeniz kentleri üzerinde etkisi sınırlı ama bazı özel noktalarda gözlenebilir.

Macrinus’un saltanatı kısa olduğunden kentin imar ve yatırım projeleri çok sınırlıdır. Roma’da mali krizleri nedeniyle doğu eyaletlerinden ek vergi toplama eğilimi vardı. Aegeai, Kilikya limanı ve ticaret ağı nedeniyle vergi yüküne maruz kalmış olabilir. Bu dönemde sikke basımı, sınırlı ya da durma noktasında olabilir.

Sikkelerde. Macrinus dönemi portreleri çok nadirdir, bu da kentin propaganda odağı olmadığı anlamına gelir.

Sikkelerden: Aigeai limanının ticari öneminin arttığı ve bir deniz fenerinin inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Sikkeler üzerinde: Aigeai limanında iki gemi arasında deniz feneri ve üzerinde Poseidon heykeli betimlenmiştir.

Bu deniz fenerinin, Mısır İskenderiye’de olduğu gibi bir ada üzerinde olduğu düşünülür.

İmparator Macrinus’un bir ayaklanma çıkması üzerine, 218 yılında Aigeai şehrine uğradığı bilinmektedir.

 

Severus Alexander:

Marcus Aurelius Severus Alexander, MS 222-235 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Döneminde kentin yeniden canlanması sağlanmıştır.

İmparator Severus Alexander MS 231 yılında, Büyük Sasani seferleri sırasında, kentteki Asklepieion tapınağını ziyaret etmiştir.

Severus Alexander dönemine ait sikkeler üzerindeki betimlemelere göre, kentin ekonomisinin canlandığı, önemli bir din ve tedavi merkezi haline geldiği anlaşılmaktadır.

Severus Alexander, Asklepios rahipleri tarafından Asklepios kültünün üst derece rahibi olarak ilan edilmiş, İmparator ailesi ile Asklepios kültü arasında sıkı bir ilişki oluşmuştur.

 

I Valerianus dönemi:

Publius Licinius Calerianus MS 253-260 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Roma imparatorluğu için, özellikle askeri krizler ve doğu seferleri açısından, çalkantılı bir dönemdir. Bu yüzden şehirde yeni büyük yapılar yapılmamıştır. Mevcut tapınak ve altyapı büyük ölçüde korunmuştur, bazı onarımlar yapılmış olabilir.

I.Valerianus MS 253-254 yıllarında Aigeai kentindeki Asklepionu ziyaret etmiş, Asklepios’a sunuda bulunmuş, üst düzey Asklepios rahibi olduktan sonra, şehre agon yapma izni vermiştir.

Ardından kent Asklepios kültü için yarışmalar düzenlemiştir.

Kente Agon düzenlemesi verilmesi, kentin bir stadiona sahip olduğunu gösterir.

Ayrıca İmparator Valerianus, Pyramos nehri üzerine bir köprü inşa ederek, Aigeai kentinin ticari yollar ile olan bağlantısını kolaylaştırmıştır.

Köprünün Aigeai sikkeleri üzerinde de betimlenmesi, bu köprünün özellikle Aigeai kentini bağlantı sağlaması için yapıldığını vurgulamaktadır.

Aigeai kenti bu dönemde önemli dini ve ekonomik merkez olarak altın çağını yaşamıştır.

Ayrıca bir yazıtta: elit tabakadan bir kadının, dört stoayı, Tanrıça Demeter ve Aigeai kenti için, babası Titus Flavius Plitus’un ölümünden sonra, bıraktığı servetten sağlanan 40 bin denaria ile yaptırttığı bilinmektedir.

MS 260 yılında: I Valerianus’un Sasani Kralı I Şapur tarafından esir düşürülmesinden sonra, Persler Kilikya kentlerini yağmalamıştır.

İmparatorluk tarihinde tutsak düşen ilk Roma İmparatoru olarak bilinir.

I Şapur’un 3’ncü seferinde Aigeai kenti de bu saldırılardan payını almıştır.

Ancak bu saldırı sonrasına ait herhangi bir bilgi ve belge yoktur.

 

BİZANS DÖNEMİ:

Hıristiyanlığın gelmesi ve MS 395 yılında Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra, Kilikya Doğu Roma İmparatorluğuna yani Bizans hakimiyetine geçmiştir.

 

I.Constantinus dönemi:

Flavius Valerius Constantinus MS 306-337 yılları arasında hüküm sürmüştür.

MS 313 yılında, Milano Fermanı ile Hıristiyanlık serbest bıraktı.

Konstantinopolis şehrini, MS 330 yılında başkent yaptı.

Roma’nın doğu eyaletlerinde, merkezi otoriteyi güçlendirdi.

Hıristiyanlık hızla yayıldı.

Şehirde: piskoposluk merkezi güçlendi, bazı kaynaklar 4’ncü yüzyıl başlarındaa Aegeai şehrinin Kilikya’daki kilise hiyerarşisinin önemli bir konum kazandığını gösterir.

Pagan kültler (özellikle Asklepion tapınağı) geri planda kaldı veya dönüştürüldü.

Aegeai şehrinde, kilise inşaatları, piskoposluk binaları ve dini altyapı önemli ölçüde geliştir.

Kent, Akdeniz ticaret yollarında stratejik bir durak olarak kaldı.

Sikke ve vergi sistemi, Constantinus döneminde merkezi kontrol ve standartlara uygun hale getirildi.

Liman ve çevresindeki depolama alanları bakım ve geliştirmelerle aktif tutuldu.

Barbar ve Sasani tehditlerine karşı askeri garnizon ve savunma yapıları güçlendirildi.

Liman hem ticaret hem de askeri lojistik için kullanıldı.

MS 4’ncü yüzyılda, kentin ticari önemi daha da artmış ve her yıl 40 günlük ticaret fuarları düzenlenmiştir.

Aegeai şehrinde Hırıstiyan topluluklar oluşmaya başladı.

Şehirde kilise ve piskoposluk merkezi kurulmaya başlandı.

Ageai, piskoposluk merkezi olarak 4’ncü yüzyılda Kilikya’nın önemli dini merkezlerinden biri haline geldi.

Asklepios kültü ve eski sağlık tapınakları, yavaş yavaş gerilemeye başladı.

İmparatorlarla iş birliği halindeki Hıristiyanların saldırıları, kente çok büyük zarar verdi.

Bu saldırıların hedefi: hala ününü korumakta olan Asklepios ve diğer pagan tapınaklarıydı.

 

Julianus dönemi:

Julianus Apostata, MS 361-363 yılları arasında hüküm sürmüştür. Hükümdarlık dönemi Hıristiyanlık ve paganlık mücadelesi açısından önemli bir dönemdir.

Aegeai kenti de bu süreçten etkilenmiştir.

Kendisini eski putperest tanrıların takipçisi olarak resmen ilan eden (MS 360) İmparator Julianus, MS 362 yılında Asklepion’un yeniden inşa edilmesi emrini vermiş, ancak bu inşaat gerçekleşmemiştir.

Julianus dönemi, özellikle Doğu eyaletlerinde askeri ve mali hazırlıklarla geçti.

Aegeai limanı, ticaret ve lojistik açısından stratejik önemini korudu.

Pagan kültleri ve tapınaklara yapılan destekler, şehir ekonomisine dolaylı katkı sağlamış olabilir.

Aigeai kentinde bulunan, iki kurşun tabuttan birisinin üzerinde bulunan “menorah” (yedi kollu şamdan) kabartması, kentte Yahudilerin de bulunduğunu gösterir. Aegeai nekropol alanı veya kentin çevresindeki mezarlık alanlarında bulunmuştur. Dikdörtgen kutu biçimli, üstü kapakla kapatılmıştır. Kurşun tabutlar: Roma imparatorluğunda özellikle zengin ve soylu ailelerin mezarları için tercih edilirdi.

Bu kurşun tabutlar, günümüzde Adana Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Bu dönemde, yeniden başlayan imar faaliyetleri, kentte bulunan mimari parçalardan görülebilmektedir.

 

 

  1. Leon dönemi:

MS 457-474 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Askeri ve idari reformlar yapmış, özellikle İtalya ve Doğu sınırlarını korumaya çalışmıştır.

Dini alanda Hıristiyanlık ve kilise otoritesi üzerinde etkili oldu.

5’nci yüzyılın ortalarında, Aegeai şehri halen Bizans Hıristiyanlığının egemen olduğu bir şehirdir.

Şehirde piskoposluk merkezi faaliyetlerini sürdürmekteydi.

Hıristiyanlık dışında eski pagan kültleri etkisi tamamen azalmış veya ortadan kalkmıştı.

Bu dönemde: Aigaei lı Anthusa isimli bir kahin, burada bulutlara bakarak falcılık yapıyordu.

 

 

ERMENİLER DÖNEMİ:

Aegeai şehri: Roma ve Bizans dönemlerinden sonra, bölgesel olarak MS 11’nci yüzyıldan itibaren, Ermeni yerleşimi ve yönetimi etkisine girmiştir.

Liman ve ticaret merkezi nedeniyle, Ermeni nüfusu ve tüccarlarının guruplar halinde gelerek buraya yerleştikleri düşünülüyor.

Kilikya Ermeni krallığı (1080-1375) bölgesel olarak Tarsus ve çevresinde hakimdi.

Aigeai limanı üzerinden ticaret ve askeri lojistik sağlanmış olabilir.

Ermeniler, Bizans’tan bağımsızlık emellerine, ancak 1198 yılında erişebildiler.

Kral II Leon: MS 1198-1219 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Leon, 1197 yılında Papa III Zolestin ve VI Heinrich ten kendisine krallık tacı giydirilmesini istedi.

Böylece Leon’a 1198 yılında Sis şehrinde Papalık temsilcisinin huzurunda, bir törenle Ermeni krallığı tacı giydirildi.

Ardından, krallığın deniz ticaret merkezi ve hareket noktası, Ayas şehri oldu.

1261   yılında, Ermeni krallığına bağlı Lajazzo (Ayas) şehri, Venediklilere kiraya verilir. Ancak bu konuda net bilgi ve belge yoktur. Daha çok 1261 yılında Ayas şehrinin Venediklilere bir nevi ticari üs/koloni alanı olarak bırakıldığı, bunun kiralama/tahsis şeklinde yorumlandığı anlaşılmaktadır.

 

VENEDİKLİLER DÖNEMİ:

1261 yılından sonra şehir: Ortaçağ ’da İtalyan denizciler ve tüccarlar tarafından, Ajazzo ve Lajazzo olarak bilinmektedir.

Lajazzo şehrinin, 12’nci yüzyılda tarihi belirsizdir.

Ancak 12’nci yüzyılın son çeyreğine kadar Venedikli ve Cenevizli tüccarlar için çok da önemli bir yer değildi.

Ardından Aigeia limanı, son derece önemli bir ticaret limanı olmuştur.

Çünkü: 13 ve 14’ncü yüzyıllarda: Haçlıların geri çekilmesinden sonra Doğu Akdeniz’deki önemli limanların kaybedilmesi, doğu ve batı arasındaki ticaretin yoğunlaşması, Suriye ve İran’a karayoluyla bağlantı sağlanması, Tarsus Limanının alüvyon ile dolmasıdır.

Venedikliler ve Cenevizliler bu limana sahip olmak için sık sık savaşmışlardır.

Ermeni krallarının: İtalyan tüccarlarına çeşitli ayrıcalıklar sağladığı, çok sayıda anlaşma bulunmaktadır.

Kent, uzun süre Bizanslılar, Ermeniler ve Memlükler arasında el değiştirmiş ve tahrip olmuştur.

1266-1275 yılları arasında, Kilikya Ermeni krallığının güçlü dönemlerinden biri olan II Hethum ve II Leon dönemidir.

Kral Het’un (1215-1270) döneminde Ermeni Krallığı Bizans, Latin ve Moğol diplomasi ilişkilerini aktif şekilde yürütüyordu.

Ajazzo/Ayas, Akdeniz ticaret yollarında stratejik bir liman olarak önemini koruyordu.

Müslüman orduları tarafından akınlar başlamış, kent 1322 yılında Memluk Sultanı El-Nasır Muhammed tarafından fethedilmiştir.

Şehrin fethi, Kilikya Ermeni krallığının doğrudan deniz ticaretinde kayıplar yaşamasına neden oldu.

Liman Mümlükler tarafından ele geçirilince, tüm Latin (Venedik, Ceneviz) kolonileri ya tesfiye edildi ya da Memlük yönetimi altında faaliyet göstermeye zorlandılar.

1325 yılında barış anlaşmasından sonra, 1331 yılında Papa John XXII, surların onarımına katkıda bulunmuş ve sadece kara kalesi yeniden inşa edilmiştir.

Lajazzo/Layas kenti, 1337 yılında, Memlükler tarafından kesinkes fethedildiğinde Ayas ismini almıştır.

Ayas, 1367 yılında Kıbrıs’taki I Peter’in istilasını geri püskürtmüştür.

 

 

OSMANLI DÖNEMİ:

Ayas, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Memlüklerden ele geçirilmiştir.

Liman, Osmanlı donanması ve Doğu Akdeniz ticaret için önemli bir üs haline geldi.

Şehirde: tuz, kereste, tahıl ve baharat ticareti yoğun olarak yapılmaktaydı.

Venedik ve Ceneviz gibi İtalyan deniz cumhuriyetlerinin etkisi azalmış, Osmanlı tüccarları ve yerel halk limanı kullanmaya başlamıştı.

Liman çevresinde: depolar, tersaneler ve gümrük tesisleri kuruldu.

Liman çevresinde kale ve surlar onarıldı veya yeniden inşa edildi.

Şehir, Akdeniz’de Osmanlı deniz yollarını koruyan küçük bir garnizon merkezi oldu.

Bu durum: Korsan ve Memlük-Avrupa etkilerine karşı güvenlik sağladı.

Şehirde İslam hakimiyeti arttı.

Camiler, medreseler, hamamlar inşa edildi, şehir tipik Osmanlı liman şehri görünümü kazandı.

Ayas Limanı, Kanuni Sultan Süleyman zamanında onarım ve eklemeler ile yeniden düzenlenmiş ve donanma üssü olarak kullanılmıştır.

 

YAMAÇ EVLER ROMA VİLLALARI

Yumurtalık Belediyesi sahil yolu çalışmalarında, Aigeai kentinde bulunan Yamaç Evler olarak nitelendirilen Roma evlerinde mozaik tabanlar bulunmuştur.

Bunun üzerine, 2013 yılında 14 X 3.80 metre ölçülerinde bir alanı kurtarma kazısı başlatılmıştır.

Kentin güney sahilinde, Yeniköy deresinin doğusunda yapılan kurtarma kazısı çalışmalarında, Roma İmparatorluk dönemi sivil konutları ve figürlü iki mozaik döşemesi ortaya çıkarılmıştır.

Roma evleri: peristil etrafında yemek odası, yatak odası, dinlenme odası, koridor ve bu odaların arkasında mutfak, depo, sarnıç ve işliklerden oluşmaktadır.

Çalışma alanında 4 bölüm ortaya çıkarılmış olup, bunlardan doğudaki 2 mekanın taban mozaiklerine ulaşılmıştır.

Yol çalışmalarında Hippokampos mozaiğinin yaklaşık % 30 ve Bahar şenlikleri mozaiğinin % 60 lık bölümü tahrip olmuştur.

Tahrip olan bu iki mekanın: kuzeyindeki ortak dış duvar, 3.45 m uzunluğunda ve 90 cm genişliğindedir.

Bu alanda çok sayıda pişmiş toprak yer döşemesi, çatı kiremitleri ve seramiklere rastlanmıştır.

Çatı kiremitleri Korint tipinde, düz stroter ve çatı biçimli kalypterden oluşmaktadır.

Kalyter 60 cm uzunluğunda ve 14 cm genişliğindedir.

Bu alanda pişmiş toprak kandil parçası mozaiklerin ve yapının ilk evresinin tarihlendirilmesinde önemli bir ölçüt olmaktadır.

Volütlü, oval emzikli Knidos kandili, MS 1-2 nci yüzyıla tarihlenmektedir.

 

Bu mozaikler:

MS 2’nci yüzyılın sonlarına tarihlenen bu etkileyici mozaikler, Klasik Natüralizmin etkisiyle yapılmıştır.

Ayas Hippokampos mozaiği
1 Nolu mekanda: Hippokampos Mozaiği.

Farklı genişlikte bordürler ile kalın bir çerçeve içine alınmıştır.

Çerçeve bordürlerinde, eşkenar dörtkenler içerisinde: daire motifleri, dalga motifleri, üçlü tel örgülü guilloche motifi ve aralarında sade şerit bantlar bulunmaktadır.

Panonun iç kenarında, kıyıyı betimleyen çeşitli boylarda ve renklerde, yarım oval şekilli kayalıklar, iç kısımda ise denizi betimleyen açık ve koyu renkli şeritler halinde, dalgalar betimlenmiştir.

Panoda: antithetik olarak duran iki hippokampos üzerinde olta ile balık avlayan Eros figürleri betimlenmiştir.

Erosların kanatları açık biçimde betimlenmiş olup, sol ellerinde denizatının dizginlerini, sağ ellerinde ise olta kamışı tutmaktadırlar.

Ayas Hippokampos Mozaiği

Soldaki Eros’un oltasında barbun, bağdaki Eros’un oltasında ise levrek takılmıştır.

Oltalara takılan balıkların yanlarında, birer balık solda kılıç balığı, sağda lagos balığı bulunmaktadır.

Soldaki serbest duran balığın üzerinde spiral biçimli bir deniz kabuklusu betimlenmiştir.

Günümüzde Adana Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

2 Nolu mekanda: Bahar şenlikleri Mozaiği.

Farklı genişlikte bordürler ile kalın bir çerçeve içine alınmıştır.

Çerçeve bordürlerinde, eşkenar dörtgenlerin dışında, üçgenler içerisinde ise daire motifleri, ikili tel örgülü guilloche motifi ve aralarında sade şerit bantlar bulunmaktadır.

Panoda elinde tavşan tutan, oturur vaziyette insan figürü, önünde av köpeği, aralarda bitkiler ve arka planda yüksek bir platform üzerinde Athena Heykeli betimlenmiştir.

Günümüzde Adana Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

2014 yılında mülkiyet durumundan dolayı, mozaikli alanın doğusunda kazılar devam etmiştir.

Mozaikli alanın doğusunda zemine rastlanmamıştır.

 

Ayas Poseidon Mozaiği

ROMA DÖNEMİ HAMAM KALINTISINDA BULUNAN MOZAİK:

2016 yılında; Yumurtalı ilçesinde sürdürülen kazı çalışmalarında, Roma dönemine ait bir hamamın soğukluk bölümünde bulunan bu mozaikte, Yunan mitolojisindeki deniz tanrısı Poseidon tasvir edilmektedir.

Mozaik iki panoya ayrılmıştır. Bunlardan bir tanesi tamamen tahrip olmuştur.

Mozaikler yuvarlak çerçeveler içine yapılmıştır. Kuzeydeki 11.39 metre karelik mozaiğin  MS 3 veya 4’ncü yüzyıllarda yapıldığı düşünülüyor.

Mozaiğin ana bölümünde:

Elinde trident (üç dişli yaba), bir omuzunu kapatacak bir örtüsü bulunan Yunan mitolojisinde denizler, depremler ve atlar tanrısı Kronos ile Rheia’nın oğlu Zeus ve Hadesin kardeşi, Roma mitolojisinde Neptün olarak bilinen Yunan deniz tanrısı Poseidon tasviri görülüyor.

Poseidon’un sağında ve solunda ise yunus balıkları figürleri var. Mozaiğin üstünde: Grekçe “Bütün yıkananlar size selam olsun” yazısı bulunur.

Mozaiğin alt kısmı, kısmen tahrip olmuştur.

Evet bu mozaik herhangi bir müzede değil, yerinde sergilenmektedir, gidip mutlaka görün.

 

Ayas Eros Mozaiği
Ayas Eros Mozaiği

EROS MOZAİĞİ

Yumurtalık Belediyesi, sahil yolu yürüme bandını genişlettiği sırada, yağmurun da yardımı ile 2010 yılında bir gurup mozaik açığa çıkmıştır.

Her ne kadar yol inşası durdurulmuş olsa da, mozaiğin mevcut alanının üçte biri hasar görmüştür.

Sonra mozaiğin üstü kapatılmış, 2 yıl sonra yeniden yol çalışması sırasında mozaik gündeme gelmiştir.

2014 yılında Adana Müze Müdürlüğü tarafından kurtarma kazısı yapılır.

Mozaikli döşeme ile mozaikli döşemeyi sınırlayan duvarların arası, çok iyi şekilde temizlenmiş ve netice olarak bu mozaik döşemenin bu mekan için yapıldığı ve mekanla mozaiğin çağdaş olduğu anlaşılmıştır.

Küçük kesme taşlardan, kaliteli işçilikle yapılmış olan mozaik döşemede: perspektif görünüş ve renkli taş işçiliği kullanılmıştır.

Mozaik taşların küçüklüğü, sıklığı, düzgün kesimleri, kaliteli derz aralıkları, boya kalitesi ve kenar-köşelerde duvar blokları ile planlanmış tam oturan köşe geçişleriyle oldukça kaliteli bir işçilik ve teknikle yapıldığı görülür.

36 metre karelik mozaik taban döşemesinin çerçevesinde, dıştan içe doğru sıralı olarak, bir büyük-bir küçük eşkenar dörtgenlerin içinde, daire bezemesi bulunur.

Bu bezemeyi, kuşak ve dalga bezemesi izler.

Deniz dalgası olarak nitelendirilen bu bezeme, antik dönemde mimari, seramik ve metal çalışmalarda dekor ve çerçeve olarak kullanılmıştır.

Panonun ortasında, mitolojik konuyu oluşturan dört değişik figür bulunur.

İki hippokampos üzerinde, farklı yaşlarda ve boyutlarda işlenmiş, balık tutan eros figürleri betimlenmiştir.

Ellerinde obje olarak olta ve olta uçlarında tuttukları balıklar bulunmaktadır.

Oltaların uçlarında sarı olan barbun, diğeri levrek, serbest duran ise lagos balığı olmalıdır.

Huni biçimli deniz kabuğu, pano içinde dikkat çeker.

Hippocampus: Grek mitolojisinde diğer deniz yaratıkları ile birlikte Poseidon’a hizmet eder.

Homeros onlardan “tunç ayaklı atlar” olarak söz eder.

Köken olarak at ve balık kuyruğundan oluşan bir gövdeye sahip yaratığa doğu sanatlarında rastlanmaz.

Ancak hippokampos, tanrıların yanında hiçbir zaman yer almamış, sadece binek hayvanı olarak işlev görmüş, insanlar ile tanrılara arasında bir köprü görevi görmüştür.

Bu mozaiğin dünyada benzeri yoktur.

KARA KALESİ-ATLAS KALESİ

Şehrin güneydoğu ucunda bulunan kalenin: güneyinde bir liman, batı ve kuzey batısında şehir yerleşimi, doğusunda ise Marco Polo iskelesi ve halk arasında “Kız Kalesi” olarak bilinen “Deniz Kalesi” vardır.

Kara kalesi, kuzey ve kuzeydoğusu ise bir koya bakar.

Orta çağdan kalmadır.

Sıkça yıkılıp yeniden yapılması nedeniyle, devşirme yapı olduğu anlaşılmaktadır.

 

Deniz seviyesindeki kaleden:

Günümüze sadece Langiois’in 1850 yılında görüp gravürünü çizdiği batı ve kuzeyi çeviren sur duvarlarının bir bölümü ve bunları destekleyen 7 kule, 1 sarnıç ulaşmıştır.

Langiois’in kuzeybatıdan çizdiği gravürde, dördü yuvarlak, üçü de köşeli olmak üzere yedi kule ile kuzeybatı köşedeki kulenin üst kısmı görülmektedir.

Bugün modern yumurtalık kenti, kara kalesinin içinde yer almıştır.

 

Adana Yumurtalık Süleyman Kulesi
Adana Yumurtalık Süleyman Kulesi

 

SÜLEYMAN GÖZETLEME KULESİ

Kentin batısında bulunan, sekizgen formlu, üç katlı gözetleme kulesi, kitabesine göre, 1536 yılında, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmıştır.

1572 tarihli Adana Sancak Defterinde kale hakkında, “Silahlı Ayas Kalesi” denilmektedir.

Ana gövdeden, kat kat yükselen kule, denizden gelebilecek saldırıları erken haber alabilmek için yapılmıştır.

Yani: limana baskın yapmak isteyen korsanlara karşı erken uyarı sistemi olarak yapılmıştır.

Beşgen planlı kulede, dar gözlem pencereleri bulunur.

Kulenin üst kısmında top ve mancınık yerleştirilebilecek alanlar bulunuyordu.

Ayas Süleyman Gözetleme Kulesinin içi

Son olarak 2016 yılında restore edilen kuleye çıkıldığında: doğuda Amanos Dağlarından, batıda Karataş sahillerine kadar, geniş bir alana hakim önemli bir konumda olduğu anlaşılır.

Kuleye: Barbaros Hayreddin Paşa’nın gemileri uğramış, Piri Reis haritalarında bu kuleyi ve bulunduğu yeri işaretlemiştir.

Kulenin bir başka özelliği de: hemen güneyinde denize bakan yamaçta, Helenistik döneme ait kaya mezarlarının görülmesidir.

Helenistik dönemde, buranın bir Nekropol olduğu düşünülür.

Evet günümüzde, kaleye çıkmak isterseniz hayır çıkamazsınız çünkü kapısı demir kapıyla kapatılmıştır.

Adana Yumurtalık Marko Polo İskelesi

MARKO POLO İSKELESİ

Ünlü gezgin Marco Polo: Venedikli bir tüccarın oğludur. Çocukluğunda Karadeniz ve Akdeniz’deki ticaret merkezlerine uğrayan babasıyla yolculuklar yapar. Papa 9’ncu Gregorius, babası ve amcasını, Kubilay Han’a mektup götürmekle görevlendirir. Marko Polo, onlarla birlikte Hanbalık (bugünkü Pekin) şehrine gider.

Ünlü gezgin Marco Polo, 1271 yılında geldikleri Yumurtalık’ta birkaç gün kalıp, burada kendilerine rehberlik edecek kervana katılarak, Kilikya ovasının Toros dağları kıyısındaki Sis şehrine ulaştıkları, daha sonra buradan Feke (Vahga), Haçin, Komana (Şar) kentlerini izleyerek, Kayseri’ye ve oradan da Sivas’a geçtikleri belirtiliyor. Polo ve arkadaşları, bundan sonra 3.5 yıl sürecek olan İran, Afganistan, Doğu Türkistan ve Çin’i kapsayan maceralı yolculuklarına başladılar.

Evet, Marco Polo: Doğu iç bölgelerine gitmek isteyenlerin önce Layas kentine geldiklerini, kentin Doğu’nun bütün zenginliklerinin bir araya geldiği bir Pazar yeri olduğunu, iç bölgelerden gelen bütün baharatların, altının, ipek elbiselerin ve diğer değerli malların buraya geldiğini, hareketli bir ticaret trafiğinin olduğunu söylemiştir.

Marco Polo, ayrıca Lajazzo’dan Hürmüz, Tebriz ve Kirman’a kadar gelen Venedik ve Cenevizli tacirlerden bahsetmektedir.

Bu dönemde, liman kara ve deniz kaleleriyle güçlendirilmiştir.

Evet, burası Marco Polo’nun Ayas’ı ilk ziyaret ettiğinde, geldiği iskeledir.

Marco Polo, evine dönerken içinde bulunduğu gemi, Yumurtalık Ayas açıklarında, birbiri ile savaşan Ceneviz ve Venediklilerin ortasında kalır. Cenevizliler savaşı kazanır ve elde ettikleri tutsaklar arasında Marco Polo’da vardır.

Kubilay ülkesinden dönen Marco Polo, Ceneviz hapishanelerinde bir süre kalır.

Bu arada zamanını boşa geçirmez, anılarını anlatır, anılarını anlatırken Ayas şehrinden övgüyle bahseder.

Son 60 yıla kadar tahıl ticareti yapıldığı işlek bir limandı.

Roma döneminde inşa edilmiş olup, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde restore edilerek aynı amaçla kullanılmaya devam edilmiştir.

 

Adana Yumurtalık Kız kalesi-Atlas kalesi
Adana Yumurtalık kız kalesi-atlas kalesi

 

DENİZ KALESİ/KIZ KALESİ

Tıpkı Korykos (Kız kalesi) de olduğu gibi, biri sahilden 400 metre uzaklıktaki kalkerden oluşan bir adacık üzerinde, kasa tekniğiyle yapılmış bir kale vardır. Bir zamanlar karaya ince bir yol ile bağlanmış olduğu düşünülmektedir.

Bir görüşe göre: 1282 yılında inşa edilmiştir.

Kara kalesinin batısında, kıyıdan doğuya doğru eğrilerek uzanan bir mendirek, küçük bir koy oluşturur. Bu mendirek, daha önceki dönemlerde, muhtemelen Roma İmparatorluğu döneminde yapılmış olmalıdır.

Evet, deniz kalesi: dalgalara karşı, güçlü taş temeller üzerine İtalyan mimarisi ile inşa edilmiştir.

Sert zemin üzerine oturtulan taşlar ile sütunlar, birbirleriyle ilgilidir. Bol miktarda kireç taşı kullanılarak bu bölüde denizden gelebilecek saldırılara karşı korunma amaçlı yapılmıştır.

Kuzeyden güneye doğru uzanan ada üzerindeki kale, Ayas limanına yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanmıştır.

Kalenin duvarları, iç tarafta salonları ve kubbeli holleri korurdu.

Kalenin içindeki salonlar ve odalarda yapılan araştırmalar sonuçlarına göre: bu kalenin bir gümrük kontrol merkezi ve zahire, su sarnıcı, silah ve önemli bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir yer olduğu tahmin edilmektedir.

Araştırmalar sonucunda, kale planına göre güney ucunda çembere benzeyen bölüm ile ana gövdeye bağlantı yapan yerler, tamamen tahrip olmuştur.

Kız kalesinin bir başka özelliği de, Marco Polo Limanı ile birlikte, dalgakıran vazifesi görmesidir. Yumurtalık plajı, bu dalgakıran sayesinde, genelde dalgasız, güvenli bir yerdir.

Evet günümüzde, kıyıdan tekne kiralayarak kaleye gitmek mümkündür. Yaz aylarında kalenin içinde çeşitli kültürel etkinlikler ve festivaller düzenlenmektedir.

 

ASKLEPİON-SAĞLIK TAPINAĞI:

Asklepion, antik Yunan ve Roma dünyasında şifa tanrısı Asklepios’a adanmış kutsal sağlık merkezleridir.

Hem tapınak hem de hastane işlevi görür.

Aigea şehrinde, antik dünyanın en büyük 3 Asklepion Tapınak hastanelerinden biri vardır. Aigeai Asklepieion’un Epidauros, Kos ve Pargamon’daki asklepieionlar kadar önemliydi.

Ancak, Helenistik dönemde şehirde Asklepion kültüne ait herhangi bir kanıt yoktur.

MS 2’nci yüzyılda, Aigeai Asklepion’u ve Asklepios Tapınağı, Roma dünyasında daha da ünlenmiştir.

Hekimlerin babası, Hipokrat’ın burada bir hastane kurduğu söylenir.

Burada tarihte tıp ile ilgili ilkler yaşanır.

İkiz kardeş azizler Cosmas ve Damian, Aegeae şehrinde hekim olarak görev yaparlar.

Tanrıdan aldıkları mucizevi ruhla mesleklerini icra ederler.

Hatta, hastanın yaralanan bacağı yerine, yeni ölmüş bir Etiyopyalının bacağını aşıladılar.

Yani dünya tarihinde ilk organ naklini yaptılar.

Tapınak:

Sikkelerde betimlenen, önde 8 sütuna sahip Asklepios Tapınağı için, net bir tarih verilemez. Ancak sikkeler ve diğer veriler dikkate alındığında, tapınağın MS 2’nci yüzyılın ortalarından sonra, Antoninler Döneminde inşasına başlanmış olmalıdır.

İmparatorlar Caracalla, Macrinus ve Severus Alexander dönemlerine ait sikkeler üzerinde bulunan betimlemelere göre Asklepios Tapınağı, Korinth düzenindedir.

 

Tapınağın bölümleri şunlardır:

Naos Alanı:

Tanrının kült heykeli, burada dururdu. Adaklar, adak levhaları, heykelcikler burada bırakılırdı.

 

Enkoimitirion-Uyku salonu/Abaton:

Burası şifa rüyası görme (enköimesis/incubatio) odalarının bulunduğu kapalı veya yarı kapalı alandı. Hastalar burada uyur ve Asklepios’tan iyileştirici bir rüya görmeyi beklerlerdi.

 

Yılan Avlusu:

Asklepios’un kutsal hayvanı yılandır. (iyileştirici yılan) Tapınakta kutsal yılanlar bulunur, hastalar bunlara dokunur veya etrafında dolaşırdı. Bugün modern tıppın sembolü olan yılanlı asa (Asklepios çomağı) buradan gelir.

Kutsal Kaynak-Şifalı su:

Birçok Asklepion bir kutsal kaynak, termal su veya pınar üzerinde kurulmuştur. Su içme, arınma, yıkanma ve banyo ritüelleri önemli yer tutardı.

 

Stoalar ve Tedavi Odaları:

Yılan zehri tedavileri, bitkisel tedaviler, diyet uygulamaları, masaj ve küçük cerrahi operasyonları bu alanlarda yapılırdı.

Egzersiz ve Spor alanları:

Gynasion, palaestra, yürüyüş yolları, beden sağlığının ruh sağlığıyla bir olduğuna inanılırdı.

 

Tiyatro:

Psikoterapi niteliğinde: müzik, dramatik oyunlar, şiir, riteül gösterileri hastaların moralini yükseltmek için kullanılırdı.

 

Misafirhaneler:

Uzaktan gelen hastaların, rahip-hükümdarların veya üst sınıf hastaların kaldığı odalardır.

 

Tedavi Yöntemleri:

Dinsel Tedavi:

Arınma (temizlenme), kurban, adağ adama, kutsal uyku (inkübasyon), rüya yolu ile tanrıdan reçete alma. Hasta uyur, rüyasında Asklepios veya yılanı gelip ona şifa yöntemi söyler. Rahip-hekimler rüyayı yorumlar ve tedavi uygular.

 

Tıbbı-Bilimsel Tedaviler:

Asklepionlar aynı zamanda tıp okullarıdır. Örneğin: Galen, Pergamon Asklepion’unda yetişmiştir. Galen: MS 129 doğumlu, hekim, filozof, anatomi ve fizyoloi uzmanı ve yazardır. Antik tıbbın en büyük otoritelerinden biridir. Pergamon Asklepion’unda yetişmiş, daha sonra Roma’ya giderek İmparatorluk Sarayının başhekimi olmuştur. 500 civarında eseri olduğu bilinmektedir, bunlardan 200 tanesi günümüze ulaşmıştır. Başlıca alanları: Anatomi, fizyoloji, pataloji ve klinik tıp, felsefe ve mantık dır.

Bilimsel yöntemler: cerrahi müdahaleler, bitkisel tedaviler, masaj, diyet tedavileri, oruç, egzersiz, psikolojik terapi, müzik terapi, kan alma, hacamat, göz, mide, kas-eklem tedavileri.

 

Tapınağın yıkılması:

İmparator I. Constantinus’un emriyle, MS 331 yılında, Asklepios Tapınağını yıkıldı ve onun yerine bir kilise yaptırdı.

İmparator I Constantinus’un özellikle Aigeia şehrindeki Asklepios Tapınağını hedef seçmesi kolay bir şekilde açıklanamaz.

Anlaşıldığı kadarıyla, Aifeai kenti, dini ve ticari öneminden dolayı Asklepios kültünden vazgeçmiyordu ve Asklepios kültü, Hıristiyanlık için büyük bir tehdit oluşturuyordu

Sonuç:

Aigeai Asklepieion’un yeri ve mimari buluntular günümüzde belirlenememiştir.

Bu yüzden; antik kaynaklar Helenistik dönemde ve MS 1’nci yüzyıl sonlarına kadar, Asklepieion’dan söz etmezler.

 

 

GÜNÜMÜZ-AEGEAİ/AYAS KENTİ KALINTILARININ GEZİLMESİ:

Günümüzde, kentin merkezinde, limanda geçmişin anıtsal izleri tamamen olmasa da, yer yer ayakta kalmıştır.

Ancak kent merkezinde, Helenistik dönem öncesine ait herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır.

Sahil boyunca yürüyüş yaparken, antik liman kalıntılarını, temel izlerini ve antik mendirek bölgesini gezebilirsiniz.

Şehrin ara sokaklarına girildiğinde ise, toprak altında, birazı gözüken mermer sütunlar vardır.

Bugün ben gideyim, Ayas antik kenti kalıntılarını gezeyim derseniz, kalıntılar konusunda ne resmi ne de özel kaynaklarda ayrıntılı bilgi yok. Bu yüzden: ben gittim, sahilde Süleyman kulesinin orada dolaştım, kuleyi gördüm, içine giremedim, bir de sahil kesiminde deniz kalesini uzaktan gördüm. Bu kadar.

Yani, tarihi muhteşem bir antik şehir kalıntılarının, bu kadar sahipsiz kalması, hiçbir bilgi kayağı olmaması çok anlamsız.

İnanın bu yazı, antik dönem Aegeai şehri hakkındaki bulabileceğiniz en ayrıntılı yazıdır.

 

Görülebilecek kalıntılar şunlardır:

AYAS LİMAN KALESİ:

Sahil/Liman kısmındadır.

Antik dönemin liman ve savunma yapılarından biri.

Kentin deniz bağlantısını ve liman konumunu yansıtan önemli bir kalıntı.

Savunma hattının bir kısmı hala görülebliir.

Özellikle karaya bakan batı ve kuzey kısımlarındaki sur duvarları ve kuleleri nispeten sağlamdır.

 

KARA KALESİ:

Modern Yumurtalık ilçesi kalenin içinde kuruludur.

Ayrıntılı bilgi, yukarıda yazılıdır.

 

SÜLEYMAN KULESİ:

Kıyı yakınındadır.

Osmanlı döneminden kalma gözetleme/savunma kulesidir.

1536 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.

Yazının üst bölümlerinden ayrıntılı olarak yazdım.

 

MARCO POLO İSKELESİ:

Sahil/kıyı bölgesindedir.

Yukarıda ayrıntılı olarak yazdım.

 

HAMAM KALINTILARI:

Antik dönemde, muhtemelen Roma döneminden kalma hamam yerleşiminden izler görülebilir. Hamamın tamamı ayakta değil, sadece temeller ve mozaik taban gibi izler görülüyor.

Burayı mutlaka ziyaret edin, muhteşem bir mozaik yerinde yani burada sergileniyor.

 

SÜTUNLU CADDE/YOL KALINTILARI:

Şehrin antik planlamasını gösteren sütunlu yol ya da yapı hattı kalıntıları var.

 

MEZAR ALANLARI, KAYA MEZARLAR, LAHİTLER:

Antik dönem defin geleneğinden kalma kaya mezarları ve lahitler görülebilir.

 

MARCO POLO İSKELESİ:

Yukarıda bu konuda ayrıntılı bilgi verdim.

 

ASKLEPİEİON TAPINAĞI VE HASTANE KALINTILARI:

Antik şehir kalıntılarında, Asklpeion Tapınağı ve hastanenin yeri henüz bulunamamış, tespit edilememiştir.

Patara-Pttara-Patar-Gelemiş

Patara


Patara: 2020 yılında ülkemizde “Turizm Destinasyonu” seçilmiştir. 

Bu doğa cenneti güzellikteki yere yani Patara ya ulaşım biraz problemli. Şöyle ki: elbette buraya geleceğiniz yer, ulaşım planı çizmek açısından önemli. Antalya yöresinden gelinecek ise: kıyı yolu takip edilebilir. Yani: Antalya-Kemer-Finike-Kaş üzerinden.

Bu yolun uzunluğu: yaklaşık 220 km. Ama: bu uzunluğu düşünüp, en kötü 3 saatte giderim demek mümkün değil. Çünkü: kıyı yolu, bazen viraj, bazen bir kenarı uçurum, bazen iniş, bazen çıkış, yani aslında yolcular için muhteşem doğa güzelliğini izlemek açısından çok güzel, ama sürücü açısından zor bir yol.

Antalya ve yöresinden buraya ulaşmanın diğer bir alternatifi ise: iç yolu kullanmak. Yani: Antalya-Korkuteli-Söğüt-Fethiye üzerinden buraya ulaşım. Bu yolda: 220 km. civarında, ama kıyı yoluna nispeten daha rahat bir yolculuk sağlıyor.

Patara: Kaş merkeze 45 km ve Kalkan merkeze ise 16 km uzaklıktadır.

Patara Kumsalı

GİRİŞ

Kentin ismi, ilk kez Hitit kralı IV Tuthaliya’nın hiyerogliflerinde “Patar” diye okunur. Likçe’de şehrin ismi “Pttara” dır. Şehir, Bronz çağından beri vardır. Klasik dönemde, bölgenin limanı olarak büyümenin ilk temelleri atılır. Şehir denizciliğin ve limanlarının her şeye egemen olmaya başladığı, Helenistik dönemde hızla gelişmeye başlar.  

Evet Patara, Tanrı Apollon’un önbilimcilik/kehanet merkezlerinden biridir. Tanrının, yılın soğuk yarısını Patara’da, sıcak yarısını ise Delos’ta geçirdiğine inanılırdı. Son araştırmalarda: kentte bir Apollon Tapınağının ilk izleri “Kaynak Tapınağı” olarak anılan yapıda çıkmaya başlamıştır. Patara’da bir Apollon Tapınağı olması mutlaka beklenir. Yeni bulunan Geç Helenistik yazıtta, tapınağa adanan pek çok armağandan söz edilir. Epigraflar, bu yazıtın Apollon Tapınağına ait olması gerektiği düşünürler.

Şehir Lykia denizlerinin önemli uğrak yerlerinden, bölgenin ticaret merkezlerinden biridir. Lykia Birliği süresince yönetim kentidir. Romalı Livius “çaput gentis” (soyun başı) diye anar. Ancak: Ksanthos, Tlos, Myra, Pınara, Limyra gibi şehirleri varken, sadece Patara şehrine soyun başı denmesi oldukça anlamlıdır. Bu soyun yayıldığı bölgenin karşılığını bilmek güçtür. 

 

Patara Sahili

GENEL

Patara; Antalya ilinin Kaş ilçesine bağlı Kalkan ve Demre arasında Ovagelmiş köyü sınırlarındadır.

Şehir ve liman, yaklaşık 3 km uzunluğundaki vadinin girişindedir.

Antalya-Muğla sınırını çizen, Eşen Çayının doğusunda bulunuyor.

Eşen Çayı dedim de, evet, bu çay, binlerce yıldır, buranın kaderini etkilemiş.

Kumsalı ikiye bölerek, denize dökülüyor.

Patara Kumsalı

Kumsalın 1’nci Bölümü

Kuzey-batı kesimi. Dağ eteğinden başlayan bu bölüm, Özlen Adası önüne kadar uzanıyor.

Uzunluk, yaklaşık; 6 km.

Genişlik ise: 40-50 m. arasında değişiyor.

Son derece düz ve alçak yükseltili bir kumsal.

Bu bölümün arkasında ise: hareketli kumullar dikkati çekiyor.

Burada: kumsal o kadar geniş ve büyük ki; bir zamanlar, Yeşilçam filmcileri tarafından “Çöl Sahneleri” burada çekilmiş.

Patara Kumsalı

Kumsalın 2’nci Bölümü

Kumsalın ikinci bölümü: güney-doğu yönünde uzanıyor. Uzunluğu: 6-7 km. kadar. Kumsalın bu bölümünde: genişliğin 20 metrelik kısmı, ıslak alan. Bu alanın genişliği, sürekli değişiyor. Bu alanın gerisinde ise: genişliği 500-600 metreyi bulan, hareketli kumul tepelerinin bulunduğu bölüm var.

Hafif meyille yükselen bir arazi var. Deniz sahilinden esen rüzgarlar: kumu, ovaya doğru ilerletiyor. Ancak: bu kumların içerilere hareketini önlemek için; Antalya Orman Bölge Müdürlüğü tarafından, 1986 yılından bu yana, bu bölgede, ağaçlandırma çalışmaları sürdürülüyor.

Çünkü: hiç bitmeyen rüzgar, bir yere yığdığı kumu, ertesi gün dağıtıp, başka yerlerde tepecikler oluştururmuş.

Bunu önlemek için; yeşil bir kuşak oluşturulmuş. Okaliptus ve Kıbrıs akasyaları dikilmiş.

Kumuldaki bu dikim, o kadar yoğun olmuş ki; yapılan iş erozyon kontrolün den çıkıp, orman oluşturmaya dönüşmüş.

Ama; elbette bu sonuçta, kumulun topraklaşmasını yaratmıştır.

Yeni dikilen ağaçlar, ortama yabancı olduklarından, son derece hassas olan kumul-su dengesi bozulmuş.

Ortamın doğal bitki toplulukları ise, bundan zarar görüyorlarmış. Neyse, bunları uzun uzun anlatmak niye?

Çünkü; burada yanlış politikalar uygulanıyor, umarım ileri de, bu güzel cenneti farklı şekilde görmeyiz.

Tedbir alırken, dengeleri bozmamaya çalışmak gerek.

Bence: halen çoğu yerde uygulandığı üzere, yer yer kamış perdeler, bu kumul hareketlerini önleyebilir.

Bir cümle ile bu konuyu bitireceğim. Bu bölgede; binlerce yıl önce, öyle muhteşem ormanlar varmış ki, bu ormanlarda bulunan Ladin ağaçları; Arap akıncılarının buralara kadar gelip saldırmalarına neden olmuş.

Gelemiş Köyü

Evet, burada, halen bir yerleşim yeri var. Gelemiş Köyü, burada. Kumsala: yalnızca 1.5 km. uzaklıkta.

Evet: burada, Gelemiş Köyü var dedim, ama aynı mekanda kurulu, yıllarca burada muhteşem bir medeniyetin tüm güzelliklerini yaşamış antik bir kent de var. Ayrıca: yine muhteşem bir deniz ve kumsal.

Tüm bunların yanında: kaplumbağaları da unutmayalım. Burası: aynı zamanda caretta carettaların üreme bölgesi. Bu özelliği: sizleri nasıl etkiler? Akşam saatleri ile, sabah saatleri arasında, plaja ve denize girmek yasak.

Tüm bu doğal güzelliklerin korunması amacıyla: Patara, 1990 yılında, Çevre Bakanlığı tarafından “Doğal Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilmiş.

Patara Tarihi Süreç

TARİHİ SÜREÇ

Tarihi süreç incelendiğinde: Patara’nın en büyük özelliği: Zeus ile Letoon’un çocuğu olan, Tanrı Apollon’un doğduğu yer olmasıdır. Ayrıca: Saint Nicholas yani Noel Baba’da Patara şehrinde doğmuştur. Apollon, bir Anadolu tanrısıdır. 

Homeros, İlyada Destanında; ondan, Işıklı anlamına gelen “Pholbos” ve “Ün salmış okçu, Lykia’lı Apollon” diye söz eder. Bu nedenle: Anadolu’lu Tanrı, kardeşi Artemis ile birlikte, bir Anadolu kenti olan Troya’ya daima yardım etmişlerdir.

Lykia; antik çağlarda, ışık ülkesi anlamında kullanılmış ve onun baş tanrısı Apollon da, ışık soylu olarak algılanmıştır. Bu nedenle: şehirde, günümüze kadar henüz bulunamayan, Büyük Apollon Tapınağı’nın ve kehanet merkezinin, Patara’da bulunduğuna inanılıyor.

Buradaki şehri: Su perisi “Lykia” ile tanrı Apollon’un oğlu “Patarus” un kurduğuna inanılıyor. Ne zaman? MÖ.8’nci yüzyıldadır. Bu tarihe ait, değişik belgeler bulunmuştur. En önemli belge ise: Hitit belgeleridir. 

Hitit kaynaklarında, kente: “Patar” ismi verilerek, bilgiler aktarılmıştır. Şehrin ismi Likya dilinde ise “Pttara” olarak geçer. Arap kaynaklarında ise Patara “Batara” olarak isimlendirilir.

Evet, Patara Likya uygarlığının başkenti ve aynı zamanda en önemli şehirlerindendir. Özellikle Likya yöresinde oy hakkına sahip olan 6 şehirden biri olması nedeniyle önemlidir. Likya birliği toplantıları, burada bulunan Meclis Binasında yapılıyordu.

Patara’da günümüzde ayakta kalarak gelen kalıntıların birçoğu Roma dönemine aittir. Büyük İskender ve Roma İmparatorları Hadrian ve karısı, şehre çok önem verirler.

Son yıllarda yapılan kazılarda: Ören yerinde “Likya Birliği Meclis Binası” ve “Dünyanın en eski Deniz Feneri” ortaya çıkarılmıştır. Meclis Binası: dünya üzerinde bilinen ilk Parlamento olması nedeniyle şehrin önemini arttırmaktadır.

Erken Hıristiyanlık döneminde, şehir Piskoposluk merkezidir.

Patara Limanı

Patara, aslında bir liman kentiymiş. Patara Limanı: Hububat deposu ve sevki açısından oldukça önemliydi. Doğu Akdeniz’de bulunan üç önemli Hububat Depolarından biri olan “Granarium” burada bulunuyordu.

Liman: 400 metre genişlikte ve 1600 metre uzunluktaydı. Ancak: Patara Limanı, zaman içinde Xanthos (günümüzdeki ismiyle Eşen) çayı tarafından getirilen alüvyonlarla dolunca, günümüzdeki görüntüsü almıştır.

Öte yandan, sadece alüvyonlar değil, rüzgarlar da kumsalı taşımış ve liman dolmuş, kent de kumların altında kalmıştır. Limanın dolmaya başlaması ve teknelerin yanaşmakta güçlük çekince, ticaret zayıflar, bataklık oluşur, sivrisinekler artar, sıtma çoğalır ve bölgedeki diğer tüm antik kentlerin kaderi, burada da gündeme gelir. 

Patara giderek önemini kaybetmeye başlar.

Öte yandan, bu kumlar, aynı zamanda şehirdeki birçok yapının sağlam olarak günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Çünkü kumlar altındaki yapılar yüzyıllar boyunca sağlam kalmış ve arkeolojik çalışmalarla bu kumlar temizlenerek, şehrin kalıntıları ortaya çıkarılmış ve çıkarılmaya devam edilmektedir.

Son bir not: Patara Limanını hakkında önemli bir husus: Hz İsa’nın havarilerinden Aziz Paulos, Luke ile birlikte Roma’ya doğru yola çıkmak için Patara Limanından gemiye binerler. Patara’da kaldıktan sonra yolun devam etmesi, Patara’ya “İncil” de adı geçen kentlerden biri olma özelliğini kazandırmıştır.

Bu bölümde: Havari Paulos’un arkadaşı Luke ile 3’ncü seyahatleri sonunda, Miletos’tan Kudüs’e dönerken Patara’da kaldıkları ve buradan muhtemelen daha büyük bir gemiye binerek seyahatlerine devam ettikleri anlatılmaktadır.

KONAKLAMA

Konaklama için birçok seçenek bulunuyor. Tesislerin büyük çoğunluğu: pansiyon ve apartlardan oluşmuştur.

Yani: konaklama için herhangi bir sıkıntı yoktur. Yalnızca: konaklama tesisleri, plaj alanının dışında. Tesis seçerken: plaja mümkün olduğunca yakın olanı seçmeniz, konaklama tesisini seçiminizde etken olabilir.

Patara Kaplumbağalar

KAPLUMBAĞALAR

Bir zamanlar çakalların yemek listesinde olan caretta carettaların nesli tehlikeye girince, Dünya Doğayı Koruma Birliğinin yayınladığı listede yer almaya başlamış Patara. Akdeniz sahilinde, Dalyan’dan sonra, caretta carettaların ikinci önemli üreme alanı olan Patara sahilleri, nesli tükenmekte olan yeşil kaplumbağaların da, ender görüldüğü yerlerden biri.

Bu nedenle: kaplumbağaların ürküp kaçmamaları için, akşam saatlerinden sabah saatlerine kadar, plaj bölgesine ve denize girmek yasaktır.

Patara Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

Günümüzde Patara kentinde görülebilecek antik kalıntıların büyük çoğunluğu, hala kumların altındadır.

Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalarda, kent, üzerini örten kumlardan arındırılmaya başlanmıştır. Eski liman, günümüzde sulak alan durumunda yani ortada yoktur.

Kent, gerçekten büyük bir alana kurulmuştur. Merkezi oluşturan geniş alan, sık bitki örtüsü, bataklık ve kum altındadır. Bu doğal doku, kentsel dokuyu gizliyor. Ama yine de görünen kalıntılar ile, kent, tam bir Romalı görünüm sergilemektedir.

Aracınızı otoparkta bıraktıktan sonra, biraz yürümek gerekiyor. Özellikle yaz sezonunda burayı ziyaret ederseniz, gezinize mutlaka şapka ve yanınızda su ile çıkmalısınız. Aşırı bir sıcak olduğunu unutmayınız.

Evet, kaldırım taşlı yürüme yolunda hediyelik eşya satan yerler vardır. Ayrıca bu yolun sonunda kafe tarzı yiyecek ve içecek yerleri, tuvalet, duş alma yerleri bulunuyor. Şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. Ama yanınızda portatif sandalye ve şemsiye varsa onları kullanmakta serbesttir.

Ören yerine giden yolun, limana bakan yamaçlarında anıt mezarlar bulunuyor.

Bu mezarlar, Likya tipi Roma dönemi mezar anıtlarıdır.

Yoldan geldiğinizde, ilk olarak kemerli ve bütün olarak korunmuş bir giriş kapısı sizi karşılar. Bu: Roma dönemi Zafer Takıdır.

Patara üç gözlü zafer takı

ROMA ÜÇ GÖZLÜ ZAFER TAKI (METİUS MODESTUS)

Tepecik’in doğu yamacındaki üç kemerli tak bir nekropol ile biter. Roma kentine girilir.

MS 100’de Eyalet Valisi Mettius Modestus tarafından yaptırılmıştır. 

Kapının her iki yanında ve kemerler arasında yazıtlar vardır. 

Kuzey yüzündeki yazıtta Zafer Takının: “Lykia halkının metropolisi Patara vatandaşları tarafından yaptırılmıştır.” yazar.

Ayrıca burada üstlerinde geçmişte büstler bulunan altı konsol görülür. Büstler: Lykia’nın MS 100 yılındaki valisi olan Mettius Modestus ve onun aile üyelerine aittir. 

Kente geçit veren tak, aynı zamanda 20 km uzaklıktaki İslamlar köyünden su taşıyan aquaduktun (Delikli kemer) un son ayağıdır.

Hemen batı bitişiğinde, dividiculum bulunur. 

Bu ana maksemden, kente ve öncelikle liman hamamına su dağıtılıyordu. 

Kuzey-güney yönünde, tak ile başlayıp tiyatroya kadar giden portikolu ana cadde ve buna bağlanan pek çok sokakta, örülmüş bir ulaşım ağı vardı. 

 

Ana Cadde:

İç limandan başlayıp, bouleuterion yanındaki Merkez Agoraya uzanan kesimde, 100 m lik kısmı kazılmış ana cadde 12.60 m genişliktedir. 

Bölgenin en geniş ve görkemli sütunlu caddelerinden biridir. İki yanı portikolu ve tek batı yanı dükkan-işlik sıralı caddenin altında, kanalizasyon sistemi vardır. 

Bouleuterion’a gelmeden önce, kent merkezinde ana cadde üstünde anıtsal kemerli bir tak eklenmiştir. Bouleuterion ile ana caddenin güney bitimi arasında bir Stoa uzanır. Ana cadde birçok yanal sokak bağlantılarıyla, kent ulaşım ağını örer. Düzlük ve yamaç bağlantılarının da iyi kurulduğu gelişkin bir Roma şehirciliği söz konusudur. 

Patara üç gözlü zafer takı

Evet: bu kapının, batı kısmına doğru ilerliyorsunuz. Bir alçak tepe göreceksiniz. Bu tepede: klasik döneme ait, yüksek kaliteli attika seramikleri bulunmuş.

Patara Seramik Fırınları

SERAMİK FIRINLARI

Tapınak ile kaya mezarları arasından, sahile kadar inen asfalt yolun hemen doğu kenarında. Burada: beş adet fırın bulunmuş. Bunların kapsadığı alan: 21 x 12 metre ebatlarındadır. Kazı çalışmaları sonucu: bu alanın, MS.3 ile 6’ncı yüzyıllar arasında, faal olduğu sanılıyor.

Ocak ve fırın ağızlarının tabanı: tuğla plakalar ile döşenmiştir. Kentte; bu büyük ölçüde bir seramik üretim kompleksinin çıkarılmış olması: hem Patara ve hem de Lykia bölgesi için önemlidir.

Çünkü: Lykia bölgesinde devam eden kazı çalışmalarında, henüz, seramik üretimine dair herhangi bir tesis bulunamamıştır.

Bu alanda: yani: Zafer Takı’nın üzerinde bulunduğu tepede: aynı zamanda, uzun zamandır kayıp olan: Apollon Tapınağının bulunduğu sanılıyor.

Çünkü: burada yapılan kazılarda, büyük bir Apollon başı ele geçirilmiş. Ama daha önce de söylediğim gibi; henüz bu alanda da tam olarak kazı çalışmaları yapılmış değil.

Tepenin güney eteklerinde: bir yapı var. Kemerli bir çatının birbirine bağladığı, iki odadan oluşuyor. Bu yapı: arkeologlar tarafından, değişik şekillerde yorumlanmış. Hamam veya tersane olabileceği değerlendirilmiş, ancak kesin bir kanıt yok. Çünkü: oldukça kötü bir durumda.

Tepeye doğru ilerlediğinizde: muhteşem bir yapı olan Bizans Bazilikası ve kutsal alanları göreceksiniz. Batı’daki tapınak yapısı: daha da etkileyici. Ancak; yabani bitki örtüsü sarmış durumda.

KORİNT TAPINAĞI

Antik kentte, bugüne dek bulunabilmiş tek tapınak olması açısından ilginçtir. Muhteşem taşlardan yapılmıştır. MS.2’nci yüzyıla tarihleniyor. Kapısı: 6.10 metre yüksekliğinde, tek bir odası var. Duvar sıvaları üzerinde: çok zengin mimari süslemeler var.

Temizlendiğinde; ortaya daha güzel bir görüntünün çıkacağı kesin. 13 x 11 metre ebatlarındaki bu tapınağın, kime ait olduğu hakkında bilgi yok.

Evet; Bazilikanın güneyinde (Tepecik’in güney topuğunda) , daha iyi korunmuş olan: hamam yapısı var. ( Hamam yapısı: Zafer Takının hemen yanındaki Roma Lahdinin batısında kalıyor. )

Patara Liman Hurmalık Hamamı

HAMAMLAR

Patara şehrinde en çok ayakta kalmış yapıların başında hamamlar gelir. Bunlar: MS 1’nci yüzyıl ile MS 4’ncü yüzyıl arasına tarihlenir. Liman Hamamı, Merkez Hamamı, Vespasianus Hamamı, kentin merkezinde farklı yerlerde konumlanmıştır. Bunlardan tarihi en belli olan en güneydekidir. Lykia ölçeğinde büyük boyutlu sayılabilecek dört ayrı hamam olması, kentin büyüklüğü ve özellikle denizden ve karadan aldığı dış turizmle ilgilidir. Lykia’nın Myra ile birlikte en önemli iki ana limanından biri olan Patara’da MS 1’nci yüzyılda en erken Roma hamamlarından birinin olması zaten beklenirdi. Roma’nın en karakteristik ve popüler alışkanlığı artık Lykia sahillerine yayılmaya başlamıştır. Küçük hamam dışında, Patara hamamları geleneksel Lykia hamamları tipinde ve Anadolu’ya özgü hamam-gymnasium modelindedir.

LİMAN-HURMALIK HAMAMI

Diğer hamamlara nazaran, Limana en yakın hamam olması nedeniyle, Liman Hamamı olarak isimlendirilmiştir. Tamamen kazılmış, ortaya çıkarılmıştır. 

Önünde yüzlerce yıllık hurma ağaçları bulunması nedeniyle “Hurmalık Hamamı” olarak da isimlendirilir. Limana yapılması sebebi, Romalılar şehirlerin hemen girişine, şehre gelenlerin yıkanıp temizlenmesi için hamamlar yapmışlardır.

Hamamda bulunan yazıtta yazılı olduğuna göre: “Hamam, yüzme havuzları ve ek dekorasyonları ile birlikte, İmparator Vespasianus (MS.69-79) tarafından, bu amaç için ayrılmış kaynak ve Lykia Birliği tarafından bağışlanmış para kullanılarak inşa ettirilmiş”. Bizans döneminde de kullanılmıştır.

Etkileyici mimarisi var. Kentin en alımlı yapılarından biridir. Yan yana dizili, dikdörtgen, 5 mekandan oluşuyor.

Bu mekanlar: birbirlerine kapılar ile birleşiyor. Doğu uçtaki iki küçük odada: fırın bulunuyormuş. Tabanı iri taşlar ve mozaiklerle süslüdür.

Duvarlardaki çok sayıda delik; mermer ve bronz kaplamaları tutturmakta kullanılmıştır.

İçinde bir yüzme havuzu da bulunan, doğudaki eklenti, çökmüş durumdadır. Hamamın güneyinde: tuğla örgülü ve tonoz örtülü dükkanlar var. Hamam yapısı: yanındaki devasa bitkiler nedeniyle: Hurmalık Hamamı olarak da isimlendiriliyor.

VESPASİANUS HAMAMI:

“İmparator Caesar Flavius Vespasianus bu hamamı, temelinden itibaren içindeki bezemeler ve havuzlarıyla birlikte Sextus Marcius Princus aracılığı ile yaptırdı” yazıtındaki anı kazıntısı, hamamın Nero döneminde yapıldığı ve depremden sonra Vespasianus tarafından onartıldığını gösterir. Burası Patara Hamamlarının en büyüğü (38 x 27 m) ve en erkenidir. 

 

 

YOL KLAVUZU-PATARA YOL ANITI-STADİASMUS PATARENSİS

Hamamın 100 metre ilerisindedir. İç Liman, insanların denizden kente adım attığı yer olarak, Miliarium Lyciae’nin (Patara Yol Klavuz Anıtının) dikilmesi için en uygun yerdi. Günümüzde anıtın kazısı devam etmektedir. 8 yazılı bloğun eksikliği yanında, oturduğu podyum da henüz bilinmemektedir. 

Evet: şimdi Patara Yol Kavuz Anıtı:

Roma Lykia’sının en önemli yazıtlarından biridir. Yüzyılın en önemli buluntuları arasında sayılan bu anıt, 10 blok taş katından oluşan ve kaidesi ile birlikte 6.04 metreyi bulan, 2.35 x 1.60 metre ölçülerinde dikdörtgen bir gövdeye ve en üstte muhtemelen altı imparator Claudius yontusuna sahiptir.

Claudius’un askeri operasyonlar amacıyla Lykia’ya gönderdiği Vali Veranius tarafından MS 46 yılında inşa ettirilmiştir. 

Anıt ve yazıtları işlevsel olarak üç amaca hizmet etmektedir.

Ön yüzdeki ithaf yazıtı dikkate alındığında, bu monumental heykel kaidesinin İmparator Claudius onuruna dikilmiş bir anıt olarak kabul etmek gerekir.

Yazıtta: kendilerini Roma dostu ve İmparator sever müteffikler olarak tanımlayan Lykia’nın yeni sahipleri, kurtarıcı olarak gördükleri imparator karşısında tam bir teslimiyetçi üslup kullanmaktadırlar.

Bu ifade tarzı, hiç kuşku yok ki bir zamanlar kaidenin üzerinde süvari olarak betimlenmiş olan heybetli imparator heykeliyle iletişim içindeydi.

Anıtın önünde duran bir kimse, gözle gördüğü ve yazıtla algıladığı ön yüzdeki bu kompozisyonu sadece ve sadece emperyal bir iradenin hakimiyet talebi olarak anlamak zorundaydı. 

Sol yan düzdeki 1-8 satırlar dikkate alındığında:  anıtı Claudius’un talimatıyla askeri vali Quintus Veranius tarafından eyalet çapında gerçekleştirilen bir yol inşaat yazıtı olarak değerlendirmek mümkündür. 

Hemen bunun altında başlayan ve sağ yan yüzdeki devam eden liste ise eyaletin tamamını kapsayan resmi bir itinerar (yollar) envanteridir. Yani, bir ititeraria (seyahat rehberi) ya da bazı çevrelerce kullanıldığı gibi bir “Yol Klavuz Anıtı” kesinlikle değildir.

Genel bir değerlendirme yapılacak olursa: Stadiasmus Anıtı emperyal bir iradenin sonucunda askeri işgal amacıyla ülke çapında yapılan yolların resmi envanteri olup, pratik amaca hizmet etmeyen, emperyal bir eylemin demonstasyonu ve yerli ahaliye bu yolla verilen tehditkar bir mesajdır. 

Yani, hem imparatoru onurlandıran bir yol inşaatları anıtı hem de güzergahları ve üzerindeki yerleşimleri sırasıyla vererek ve aralarındaki mesafe bilgilerini sunarak dönemin yolcularına rehberlik te yapmaktaydı. 

Anıtta: Patara’dan 3 yöne (Batı, Kuzey ve Doğu) ilerleyen ve bu ana güzergahlara bağlanan tali yollardan oluşan Lykia yol ağı, kent sırasıyla anlatılmaktadır.

Üç yazılı yüzün iki uzun yanında, 65 güzergah yer alan 52 antik kent sırasıyla ve aralarındaki mesafeler stadia bazında Eski Yunanca ile yazılmıştır.

Örneğin: Limyra’dan Korydalla’ya 56 stadia ya da Balboura’dan Kibyra’ya 126 stadiadır. 

Yazıtlarda yol sırasıyla anılan “Trmmili” ise, Lykialıların kendilerine “Trmmili”  derken nereden bahsettiklerini anlamayı sağlar. Trmmili: günümüze adı değişmeden gelen Dirmil. Bu anıt-belge sayesinde bugüne dek adı bilinmeyen ya da yanlış bilinen kentlerin isimleri bulunmuş/doğrulanmıştır. 

Lykia yol ağı çoğunlukla öğrenilmiştir. Kaunos’tan Attaleia’ya kadar, Teke yarımadasını içine alan en kuzeyden Kibryra ile sonlanan bir alandaki, şimdiki 53 yerleşim, bağlantısındaki güzergahları ile tüm Lykia eyaletini kapsamaktadır. 

 

Evet, Hamamın güney duvarını takip ederek ilerleyen bir cadde göreceksiniz.

Patara Sütunlu Cadde

SÜTUNLU CADDE (HADRİAN GRANARİUMU) 

Bu cadde: kentin omurgasını oluşturuyor.

Kuzeybatıdaki Limanı, güneydeki Devlet Agorasına bağlıyor.

Ancak, günümüzde, bataklık suyu içinde kalmış olması nedeniyle, yalnızca 100 metrelik bölümü açılabilmiştir.

Genişliği: 12.60 metredir.

Anadolu’nun en geniş ve iyi korunmuş caddelerindendir.

Doğu kenarına: 1.50 metre genişliğinde, bir yaya kaldırımı döşenmiştir.

Caddede: araba tekerlek izleri yoktur.

Altından ise, kanalizasyon geçiyor. Cadde üzerinde, bu kanalizasyon sistemi ile bağlantı için: atık su ağızları yapılmıştır.

Her iyi yanı: sütunlarla sınırlandırılmıştır.

Bunların oluşturduğu, üzeri örtülü bölümün arkasında dükkanlar bulunuyor. (Hamamın güneyindeki dükkanlar)

Burada: hamama yakın yerde: dikkatinizi çekebilecek bir çukur var.

Ortaya yakın yerde, döşemeler sökülerek açılmıştır.

Çapı: 3.50 metre derinliği ise 1.50 metredir.

Bu çukurun: hamamı süsleyen heykelleri ve iç duvarları kaplayan mermer levhaları; Hıristiyanlık döneminde kirece dönüştürmek için yapıldığı söyleniyor.

Onca muhteşem sanat eseri, bu çukurda yakılarak kirece dönüştürülmüş.

Tepenin yamacında: kuzeydoğu eteğinde: Tiyatro var.

Patara Tiyatro

TİYATRO

Kent merkezinin güney ucundaki Kurşunlutepe’nin rüzgara karşı korunaklı kuzey yamacındadır. Oldukça görkemli bir görüntüsü vardır. Kent merkezine gelenler, uzaktan görkemli tiyatroyu görebiliyorlardı.

Anadolu’nun en büyük tiyatroları arasında sayılmaktadır, üzerindeki kumlar nedeniyle gayet iyi bir şekilde korunarak günümüze ulaşan tiyatro, kumların temizlenmesiyle ortaya çıkarılmıştır.

Tiyatro büyük olasılıkla MÖ 2’nci yüzyılda veya en geç MÖ 1’nci yüzyılda yapılmıştır.

Polyparkhen yazıtından anlaşıldığı üzere: İmparator Tiberius döneminde onarım görmüştür.

Villus Titlanus ile eşzamanlı olarak Cladius Plavianus Eudenus isimli Patara vatandaşı da tiyatronun Caveasına üst bölümü ekletmiş, köşe destek kuleleri ile tapınak taptırmıştır.

Erken Doğu Roma döneminde, oturma sıraları ve orkestra arasına ikinci kez kullanılmış devşirme malzemeden bir duvar örülmüştür. Böylece ortadaki alanda gladyatör ve vahşi hayvan döğüşleri yapılmıştır.

Patara Tiyatro

Mimarisi

Tiyatronun özünü oluşturan ve yarım daireyi biraz aşan 80 metre  çapındaki kollon (oturma yuvarlağı), her iki ucunda da kulo gibi görünen güçlü duvarlarla desteklenmiştir.

Cavea Bölümü

Tiyatro yaklaşık 6000 kişinin oturabileceği Caeva, bir diazoma (açık koridor) ile ikiye ayrılmıştır.

Bi diazoma’da sıralanan koltuklarda, kentin ileri gelenleri oturuyorlardı.

Tiyatro, üst bölümde 14, alt bölümde 23 ve bir tanesi de tasarlanmış olarak 38 oturma sırası vardır.

Cavea, altta 9 merdivenle, 8 dilime ayrılmıştır. Bu dilimler, üstte kendi içlerinde bir kez daha bölünürler. Üst bölümde, ayrıca doğu ve batı yanlarda merdivenle ulaşılan, tonoz örtülü koridorlar vardır.

Seyircilerin güneşten korunması için bezden gölgelikler kullanılmıştır.

Oturma sıralarının en üstünde, orta aks bölümünde bir tapınak vardır. Bir tanrıya veya İmparator kültüne adanan bu tapınak, Patara Tiyatrosundaki önemli mimari uygulamalardan biridir.

Sahne Binası

Sahne binasının uzunluğu 41.50 metre ve genişliği 6.50 metredir. Bağımsız ve alttan bir hyposksion olmak üzere 2 katlı tasarlanmıştır. Sahne binasının, oturma yerlerinden bağımsız olarak düzenlenmesi ilgi çeker.

Alt katta. sahneye açılan 5 kapı ve pencereler bulunur. Üst katta, yine kemerli pencereler vardır.

Sahne binasının dış doğu dar cephesi duvarı üzerinde bulunan anıtsal yazıtta: “Patara vatandaşlarından biri olan Villi Procula’nın, babasının inşa ettirdiği Proskene Binası, heykelleri ve mermer kaplamaları ile kendi inşa ettirdiği sahne binasını, MS 147 yılında, Patara şehrine, İmparator Antonius’a ve şehrin tanrılarına adamıştır” yazar.

Yani: Sahne binası yapımına, Villus Titlanus başlamış, ancak MS 126 yılında ölünce, kızı Villa Procula devam ettirmiş ve MS 147 yılında tamamlatmıştır.

İç duvarın cephesini bezeyen görkemli mimari yapılanmanın önünde, oyunların sergilendiği bir sahne vardır.

Sahne binası ile oturma yeri arasında kalan yuvarlak alana giriş: hem yanlardan hem de sahne binasının  dış yüzü ortasından açılmış özel bir kapıdan sağlanır. Girişlerde tonoz örtü yoktur.

Doğu girişinde, duvara kazınan bir yazıtta “İmparator Tiberius döneminde (MS 14-37) Tiyatroda, Tanrı Apollon’un rahibi olan Polyperkhon tarafından yaptırılan bir onarımdan söz edilmektedir. Yani bu durumda, tiyatronun ilk yapım tarihinin daha da eskilere dayandığından söz etmek mümkündür.

Kuzeye dönük ve cephe, hareketli mimarisi ve başta sütunlar olmak üzere diğer süsleyici unsurları ile tiyatro mimarisinde çok az görülen bir uygulamadır.

Tiyatro: 1884 yılında büyük bir depreme maruz kalır.

SU SARNIÇLARI:

Kent, Cladius dönemine kadar su ihtiyacını sarnıçlarla sağladı. Ancak yapı ölçeklerinin büyümesi ve yapı tiplerinin gelişmesiyle yeni kaynaklara ihtiyaç doğdu. İmparator Claudius döneminde, İslamlar köyünden 17 km uzaktan içme suyu getirildi. 

 

DELİKLİ KEMER

Bu yapı: çapı ve derinliği : 9 metre olan, dairesel formlu bir kuyudur.

Kuyunun tam ortasında: taştan yapılmış bir ayak yükseliyor. Bu ayak: zeminden itibaren 1.8 metre yükseklikte. Özenle kesilmiş, kare taş bloklardan oluşuyor. Her bir sırada: 3 blok var. En alttaki 9 sıra, çok iyi korunarak günümüze kadar ulaşmış.

Kayadan kesilerek yapılmış, dik merdivenler ile aşağıya iniliyor.

Evet, bu kuyunun işleviyle ilgili olarak değişik görüşler ortaya atılmış. En mantıklı görüş: kuyunun bir sarnıç olduğu yönünde. Ayağın amacı: yaz sıcağına karşı, çatı örtüsünü taşıyıcı bir eleman olması.

Bu tür bir sarnıç: erken dönemde, Patara için çok büyük önem taşıyordu. Çünkü: şehir, neredeyse tamamen, akan sudan yoksundu. Ancak, çok sonraları, şehir, su kemerleriyle beslenebilmişti. Çok sonraları ise, bu sistem eskiyince, sarnıca ekler yapılarak bir kez daha hizmete sokulmuştur.

Evet, Tepeden iniyoruz. Tiyatronun kuzey karşısında; yine muhteşem bir yapı var.

Patara Meclis Binası

 

Patara Meclis Binası

MECLİS (BLOULEUTERION) BİNASI

Anadolu’da bilinen en eski yönetim binasıdır. Likya birliği: yapısı ve Anayasası ile, batı yönetimlerine örnek gösterilmektedir. Bu özelliği ile, dünyada tektir. Birlik Anayasası: antik dünyanın en mükemmelidir.

Kazı çalışmaları sonucu: yapının, dikdörtgen bir temel üzerinde yükseldiği ve batı yönünden, bir doğal kaya ile sınırlandırıldığı anlaşılmıştır. Kapasite: 1400 kişiliktir. Ana girişler: kuzey ve güney yönlerindedir.

Üst oturma guruplarına rahatlıkla ulaşılması için: ana girişlerin hemen yanında, merdiven çıkışları bulunmaktadır. Yapının tam merkezinde: mermer döşeli, küçük bir orkestra ve onun hemen önünde sahne binası konumlandırılmıştır.
Bu binanın: Lykia Meclis binası olarak; MS.4’ncü yüzyıla kadar hizmet verdiği tespit edilmiştir.

1988 yılında başlayan kazılarda ortaya çıkarılan bu görkemli yapının; meclis binası olabileceği düşünülmüştür. 1996 yılındaki kazılarda ise; ortaya çıkarılan yapı ve önündeki stoada ele geçirilen çok sayıdaki yazılı kaide; bu görüşü doğrulamıştır.

Meclis Binasının iç kısmı; 2001-2006 yılları arasındaki kazılarda, tamamen temizlenmiştir.

Evet: Tepedeki gezimiz bitti. Liman ağzına iniyoruz. Liman ağzının batı tarafında: ilginç bir yapı göreceksiniz.

Patara Deniz Feneri

 

Patara Deniz Feneri

LİMAN FENERİ

Binlerce kamyon dolusu kumun altından gün ışığına çıkarılan deniz feneri, deprem sonucu yıkıldığı şekilde ele geçmiştir. Kumlar altında kalmış olması, iyi korunmuş halde kalmasını sağlamıştır. 

Dünyanın en eski deniz feneridir. “Pharos” olarak da isimlendirilmektedir. Dünyanın en eski deniz feneri, Mısır’daki İskenderiye Feneridir, ancak bu fenerden günümüze tek bir yapı taşı bile kalmamıştır.

Akdeniz’de ayakta kalarak günümüze ulaşan tek deniz feneri ise, İspanya Lacarunya kentindedir. Ancak bu fener de 19’ncu yüzyılda yeniden inşa edilmiştir, yani günümüzdeki şekli orijinal değildir.

Patara deniz feneri ise, yapı taşlarının tamamı günümüze ulaşmıştır.

Oldukça iyi korunmuş durumda yazıtıyla ortaya çıkarılan fener, 20 x 20 m karelik bir platform üzerinde iç içe geçmiş iki yuvarlak gövdenin, 8.50 m yükseltilmesiyle oluşur. İçinden döner merdiven yükselir. 

Dış yuvarlağın limana bakan cephede bulunan yazıtta “İmparator Neron’un MS 64-65 yıllarında bu feneri denizcilerin selameti için yaptırdığı” anlatılır. Yazıt taş oyguya yerleştirilmiş altın kaplama bronz harflerle yazılmıştır. 

Ancak yazıtından çok az blok ele geçmiştir. Şöyle ki, ele geçen blokların her biri sadece birkaç harf taşımaktadır.

Fakat korunmuş tek sözcük “İnşa edildi” kısmıdır. Harflerin oyuklarında bulunan delikler, bunların bronz çubuklarla doldurulduğunun göstergesidir.

İmparator Neron, yaklaşık 2000 yıl önce, Patara şehrine iki deniz feneri yaptırmıştır.

Ancak bu fenerler, bir Tsunami sonucu yıkılmıştır. Günümüzde burada görülen tek fener kalıntıları onarılmayı beklemektedir.

Evet fener günümüzde kıyıdan ortalama 500 metre uzaklıktadır.

Fener ilk yapıldığında yani 1834 yılındaki depremde yıkılmadan önce, dikdörtgen şeklinde ve basamaklı bir kaide görüntüsündeymiş. Ancak bu gün basamaklar üzerinde yükselen dairesel bir yapısı vardır. 

Bu fener binası, muhtemelen limanın girişinde, uzun zaman önce kumlar altında kalmış olan bir mendirek üzerinde bulunmakta idi.

Liman bölgesindeki gezimize devam ediyoruz. Kuzeye gidiyoruz ve burada bir yapı var.

HADRİANUS (GRANARİUM) AMBARI

Patara şehrinin en büyük anıtıdır. Patara’nın büyüme nedeni olan limanın ve ticaretin simgesi gibidir. Limanın batı yakasında, denizden sonra ilk girintide yer alır. Çevresinde bir liman agorası beklenir ancak bu tür bir kalıntı yoktur. Sadece kuzeyinde uzanan Stadium bulunmaktadır.

Evet:Cephesi üzerindeki yazıttan:”Hadrianus Ambarı” olduğu öğreniliyor. Anadolu’nun buğdayının özellikle Roma’ya sevk edilmesinde kullanılmış. Doğu Akdeniz’de, bu amaçla yapılmış, 3 ambardan biri.

Çatısı dışındaki bölüm, günümüze kadar gelebilmiş. Burada da, yabani otlar, büyük engel oluşturuyor. Yapı: 60 metre uzunluğunda ve 19 metre genişliğinde. Eşit büyüklükte, 8 oda var. Bu odalar: orijinalde, kemerli ve kapılar aracılığı ile, birbirlerine bağlanıyorlar.

Binanın cephesinde: her bir odaya açılan: 8 kapı bulunuyor. Her kapının üzerinde ve üst kata denk gelecek şekilde bir pencere bulunuyor. Ön cepheden görünüş iki katlı gibi ise de, aslında iç kısım yalnızca bir tek kat halindedir.

Evet, ambarın yanında, bir zamanlar gayet gösterişli olduğu belli olan, bir mezar kalıntısı var. İri ve gösterişli taşlarla yapılmış. Tapınak formunda, Liman tarafındaki basamaklardan çıkılıyor. Ön cephesinde: 4 sütun var.

Duvarlarından biri, günümüze kadar ayakta kalabilmiş. Dış yüzey: yarım sütunlarla süslü. Ayrıca: işlemeli, panellere sahip. Kemerli çatının bir kısmı ayakta kalabilmiş. Kapılardan ise, yalnızca biri, yarısına kadar ayakta kalarak, günümüze ulaşmış.

Bu civarda başka mezar yapıları da var. Bunların bazıları, kavisli kapağı olan lahitler. Köye kadar olan yolda; çeşitli büyüklükteki birçok mezar anıtlarını görmek mümkün.

Patara Plajı

PATARA PLAJI

Antik kalıntıların hemen güneyinden başlar.

Forbes Dergisinin “Dünyanın en iyi 25 Plajı” listesi içinde; evet, Patara da var. İngiliz Sunday Times Gazetesi, Tatil Ekinde, 100 den fazla tur operatörlerine “Gezegendeki en iyi plaj hangisi” sorusu yöneltildiğinde, oyların yarısından fazlasını alan, yine Patara Plajı olmuş. Evet: Patara, açık ara fark ile birinci olmuş.

Kalıntıların hemen güneyinde bulunan kumsal: 16 km uzunluktadır. Dünyanın en uzun 11’nci sahilidir. Kumsalın; bu boyutlarda büyük olması; günümüzde, naturist ve nudistlerin, rahatlıkla, çıplak olarak “yüzüp güneşlenebildikleri “ bir sahil olarak, burayı seçmelerine neden oluyor.

Patara Plajı

En dar yeri 280 metre ve en geniş yeri ise 1500 metredir.

Bu ölçülere göre, Türkiye’nin en uzun kumsalıdır.

Kumsal: Caretta Caretta kaplumbağalarının yumurtlama alanıdır. Bu yüzden Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Akşam saatlerinde plaja girmek yasaktır.

Plaja girmek ücretlidir.

Patara antik kentinin içinden geçip plaja ulaşılmaktadır. Sahilde şezlong ve şemsiye isterseniz ilave ücret ödemeniz gerekir. Plaj her gün saat: 08.00-20.00 arasında insanlar ve saat 20.00-08.00 arasında ise deniz kaplumbağaları tarafından kullanılmaktadır.

Patara Plajı

Deniz özellikleri

Deniz sığdır. Ancak deniz oldukça fazla dalgalıdır, sığ olduğundan dalgalar kıyıyı oldukça fazla etkimemektedir. Dalgalar kum kaldırıyor. Bu yüzden deniz çok kumludur. Dalgaların boyu çoğu zaman 1 metreyi buluyor.

Dalgalar denize girenlere soluk aldırmıyor, metrelerce, insan boyunu geçmeyen deniz, yine de insanı aşan dalgalar yaratıyor olması, deniz severleri her yıl Patara sahillerine taşıyor.

Evet; deniz sığ. Deniz içinde, metrelerce ilerleyin, derinliğin dizlerinizi geçmediğini göreceksiniz. Deniz içi de kum. Ancak: söylediğim gibi, sürekli olarak denizden esen bir rüzgar var. Ayrıca: sürekli bir dalga var.

Yani: denizin içine oturup, bu dalgalarla oynaşmak, gerçekten büyük keyif veriyor. Küçük çocuklu aileler için, denizin sığ olması avantaj ama söyledim ya, deniz dalgalı. Bu dalgalar, bazen rahatsız edici olabiliyor.

Denizde hiç durmayan rüzgar nedeniyle, bölge özellikle rüzgar sörfü için de çok tercih edilmektedir.

Patara Plajı

Kumsalın özellikleri

Kumsal oldukça geniştir ve ince kumludur. Aynı zamanda: Caretta Caretta deniz kaplumbağalarının Türkiye’deki önemli üreme alanlarından birisidir. Bu yüzden, burada kuma şemsiye saplanmaz.

PATARA CAMEL CAMPİNG

Gelemiş Köyündedir.

İşletme önce bar olarak kurulmuş, daha sonra barın karşısındaki alan düzenlenerek kamp alanı haline getirilmiştir. Çam ağaçlarının içinde kuruludur. Kamp alanında: bungalov evler, barberü ve ahşap sedirler bulunur.

Ayrıca: ortak kullanıma yönelik tuvaletler ve duşlar vardır. Karavanlar için de uygundur. Kamp alanında konaklarken elektrik ihtiyacınızı sadece Camel Bar denen yerden karşılayabilirsiniz. Kamp alanında, mutfak da yoktur.

SONUÇ

Evet; Patara’da sizleri neler bekliyor? Patara’da neler görebilirsiniz? Güzel bir kumsal, güzel bir deniz arıyorum. Sığ, hemen derinleşmeyen bir deniz arıyorum. Rüzgar sörfü yapılabilecek bir deniz arıyorum. Sessiz, sakin ve kalabalık olmayan bir kumsal ve deniz?

Patara’da muhteşem bir plaj, kumsal ve deniz var. Özellikle: denizin tadına doymak mümkün değil. Muhteşem büyük kumsal: insan kalabalığı yaratmaması nedeniyle, sakin ve sessiz. Bunun dışında: tarihe ve antik kalıntılara merakınız varsa, burası tam size göre. Antik çağlarda, burada, çok büyük bir medeniyet kurulmuş.

Tarihin derinliklerinde gezmek ve o büyük medeniyetin izlerine ulaşmak, o insanlarla aynı toprağa basmak, aynı havayı solumak, aynı mekanları, günümüze kadar gelebilmiş hali ile yaşamak istiyorsanız, işte size tam uygun bir yer Patara.

Mutlaka gidin.

Ama, burada eğlence hayatı yok. Ayrıca: tarihi mekanları gezmek için, Temmuz ve Ağustos gibi aşırı sıcak ayları tercih ederseniz, terlememek elde değil.

Özellikle: gezinizde, yanınızda mutlaka su bulundurun. Çünkü: antik dönemde, binlerce yıl susuzluk sıkıntısı yaşanan bu bölgede, halen tek damla su bulmak mümkün değil.

Uçsuz-bucaksız kumsallardan, sığ denize girip, dalgaların keyfini yaşayabilirsiniz. Tarihi mekanlar arasında dolaşıp, yüzyıllar öncesi yaratılan muhteşem uygarlığın izlerini sürebilirsiniz.

Patara güzel bir yer, şimdiden iyi tatiller.

Kalkan gezi yazıları.

Kekova gezi yazıları.

Kaş gezi yazıları.

Demre gezi yazıları.