
Antalya’nın 18 km. doğusunda. Düden ve Aksu akarsularının arasında kalan bölgedir.
Günümüzde, Antalya’nın 18 km. doğusunda, Aksu İlçesinden 2 km. içeriye doğru ilerlediğinizde, Perge’ye ulaşacaksınız.
Burada: uluslararası standartlardaki otel ve tatil köyleri; bir turizm cenneti yaratmış.
Öncelikle şunu söylemem gerek: Perge antik kenti UNESCO tarafından 2009 yılında Dünya Kültür Mirası Geçici Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Perge, Attaleia (günümüzdeki Antalya) liman kentinden, birkaç kilometre içeride, bu bölgede çok tercih edilen türde alçak ve düz bir tepe merkezli olarak yer alır.
Şehir, ovadaki üç tepe arasında gelişim göstermiştir. Böylece hem denizden gelebilecek saldırılardan korunmuş hem de antik kent geleneklerine uygun kentsel biçimlenme sağlanmıştır.
Muhtemelen şehrin ilk bölümü, 60 metrelik bir yükselti üzerindeki düzlükte yapılandırılan Akropol’dür. Akropol’e ulaşım sadece güneyindeki iki yoldan sağlanabiliyordu.
Şehirdeki diğer iki yükselti ise, güneydoğudaki İyilik Belen Tepesi ile Tiyatrosu destekleyen güneybatıdaki Koca Belen Tepesidir.
Helenistik dönemde (MÖ 200-300) kentin gelişimi, temelde bu üç tepe arasında olmuştur.
Perge, coğrafi anlamda önemini, biraz da Pamphlia Ovasını sulayan ve Perge’nin deniz ile bağlantısını sağlayan ana akarsulardan biri olan ve Toros dağlarından çıktığı noktada, Kocaçay, Pamphylia ovasında ise Aksu çayı olarak isim değiştiren su kaynağına borçludur.
Antik dönemde, üzerinde bulunduğu ticaret yolu nedeniyle önem kazanmış bir Pamphylia (Pamfilya) şehridir. Anonim bir kaynak olarak Tabula Pentingeriana isimli atlasta: Perge, Bergama’dan başlayan ve Tyatira-Philedelphia-Hieropolis üzerinden Laodikeia ve Cormassa’ya ulaşan ve Sillyon-Aspendos’tan geçerek Side’de deniz kıyısında son bulan ana yol üzerinde gösterilmektedir.
Özellikle: MS.275-276 yıllarında, savaş kasasının imparator Tacitus tarafından, Perge’ye getirilmesi ile, kentte, ekonomik durum canlanmış.
Kente ulaştığınızda: kapıda bir kitabe göreceksiniz. Bu kitabede; kentin, Truva savaşından sonra, bölgeye gelen, Mopsos ve Kalkhas adındaki kahramanlar tarafından kurulduğu yazılı.
Ancak: MÖ.333 yılında, Makedonya Kralı Büyük İskender’in bölgeye gelişine kadarki tarihi süreç içinde; kent ile ilgili, herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmıyor.
MÖ.3’ncü yüzyılda; kentte, Bergama krallığının egemenliği görülür. Daha sonra ise; Roma egemenliği. Roma yönetiminde, özellikle; MS.1 ve 3’ncü yüzyıllar arasında, büyük gelişmeler görülür.
Günümüzde, burada görülen kalıntıların çoğu, bu dönemlerden kalmış. Takip eden dönemlerde, Bizans egemenliği devreye giriyor ve kent; Hıristiyan dünyası için önemli bir merkez haline geliyor. Hıristiyan dünyasının azizlerinden, St. Paul’ un kenti ziyareti, buranın dinsel yönden önemini de arttırmış.

Şimdi Perge’deki yapılaşmada etkisi bulunanlardan söz etmek istiyorum.
Kralların hamiliği ve Herodes Atticus gibi zenginlerin ilgisi, bu ve benzeri kentlerin donatılmasında önemli etmen olmuştur. Bu hamilerin neredeyse tümü erkekti.
Bu nedenle, en ünlü haminin Plancai Magna adında bir kadın olduğu, Anadolu’nun güney kıyılarındaki Pamphylia bölgesindeki Perge kenti, diğerlerinden ayrılır.
Saygın bir aileden gelen Plancia Magna, sadece erkeklerin şanının maşası değildir. Yapılan kazılarda bulunan adanma ve anma yazıtları, 2’nci yüzyıl başlarında ailesinin güçlü bir önderi olduğu ortaya çıkmıştır.
Kentin tarihinin büyük kısmı boyunca, bu kurulu olduğu düz tepe savunulan Akropolis olmuştur. Buradaki kazalarda, erken tunç çağına kadar geriye giden buluntular kaydedilmiştir. Ne var ki, halen bir Hitit kentine rastlanmamıştır.
Muhtemelen yerleşim Helenistik dönemde tepe yamaçlarından aşağı doğru, daha sonra geç Helenistik ve Roma dönemlerinde de tepenin güneyindeki hafif eğimli, neredeyse düz araziye doğru genişlemiştir.
Kent MÖ 3’ncü yüzyılda Selefkilerce inşa edilen ve MS 4’ncü yüzyılda ekleme yapılan bir duvarla kuşatılmıştır. Duvarlı kentin dışında, yakın bir tepeye yaslanmış tiyatro ve iyi korunmuş bir stadyum bulunur.
Yine kent dışında, edebi kaynaklara göre Perge’nin en ünlü yapısı olan Artemis Tapınağı vardı. Bu bölgede yoğun aramalara rağmen tapınak henüz bulunamamıştır.
Kent birbirini kesen sokaklarca, eşit olmayan dört bölgeye ve farklı boyutlarda kent bloklarına ayrılır. Her iki yanı revaklı ve ortasında taş döşeli bir su kanalı bulunan ana kuzey-güney sokağı, Akropolisin dibindeki şık bir nmyphaeium’dan (çeşme binası) güneye, kent kapılarına doğru uzanır. Helenistik kapı, kendisini iki yandaki yuvarlak kulelerle belli eder.
Yazıtlara göre, Placia Magna bu kapıyı yeniletmiş, at nalı biçimindeki avlusunu ve avlunun kuzey ucundaki anıtsal üç kemerli girişi ekletmiştir. Avlunun iç duvarlarında, her bir yanda, yedi üst ve yedi altta olmak üzere, tümünde kentin kurucularından veya önemli yurttaşlarından birinin heykeli bulunan iki kat niş dizilidir.
Gerçekten de Perge’de çok sayıda heykel bulunmuş ve günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Yerel üretimi ciddi düzeydeydi, ama kuzeybatı, önemli bir ihraç kaynağı olan bu endüstri için yerel mermer ocaklarından yararlanan Menderes ırmağı vadisindeki Aphrodisias şehri ile boy ölçüşebilecek düzeyde değildi.
Evet, arkeolojik kazılara göre, Perge tarihinde üç önemli dönemin varlığı saptanmıştır. Bunlar: hala kısmen ayakta olan mükemmel kent sur yapılanmaları ve kulelerin inşa edildiği Helenistik Dönem (MÖ 3 ve 2’nci yüzyıl), kent kimliğinde belirleyici olan tiyatro, stadyum, kolonadlı caddeler, hamamlar, agora, anıtsal çeşme gibi yapıların inşa edildiği Roma dönemi (MS 2 ve 3’ncü yüzyıllar) ve Perge’nin metropolitik ikamet yeri haline geldiği, kent surlarının güneye doğru genişletilerek birçok kilise yapısının inşa edildiği Hıristiyanlık dönemi (MS 5 ile 6’ncı yüzyıllar arası) dır.
İsa’nın havarilerinden Pantos (St Paul) yeni dinsel amacı yaymak için yaptığı gezilerden ilkinde Perge şehrine uğramıştır. Kıbrıs’tan yola çıkan St Paul, Aksu nehrinden ilerleyerek Perge’ye gelmiş, oradan da Psidia Antiocheia’ya geçmiş, Perge’ye geri dönüp buradan Attelia’ya (Antalya) gitmiş ve bu kentte yapılan bu iki ziyaretlerinden, kutsal kitap Lukas’da söz etmiştir.

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR VE GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:
Evet Perge antik şehrinde yapılan kazılarda: Tiyatro, Güney Hamamı, Agora, Macellum, Kestros Çeşmesi, Sütunlu ana cadde gibi yapıların kazıları, 1946-2012 tarihleri arasında yapılmıştır.
Sütunlu Batı Caddesinin ve bu caddeye paralel uzanan su kanalının, Caracalla Çeşmesinin (Palaestra yapısının ana cephesi ve nympahion havuzu dahil olmak üzere) kazısı tamamlanmıştır.
Batı Nekropolis’e kadar uzanan güzergah bütünüyle açılmıştır.
Diğer taraftan alanda Ana caddenin doğu ve portikolarının ıslahı sağlanmıştır.
Roma kapısından kent meydanına kadar uzanan büyük alan düzenlenmiştir.
Helenistik kuleleri ve Agora’yı da kapsayacak şekilde düzenlemeler bütüncül olarak ele alınmıştır.
Perge’nin bir diğer özelliği de şudur; Perge antik çağın en önemli heykel üretim merkezlerinden birisi buradadır. Yapılan kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılan bu heykellerin sergilendiği Antalya Arkeoloji Müzesi, dünyanın en zengin Roma heykel müzeleri arasında sayılmaktadır.

SURLAR VE KULELER:
Savunma amacıyla kesme taştan yapılmış olan surlar, kentin doğusunda ve kuzeyinde yer almaktadır. Gerek Akropolis’in güney yamacının gerekse aşağı kentin çevresi oldukça sağlam bir şekilde günümüze gelebilmiş bir sur sistemiyle çevrilidir.
Büyük İskender’in şehri ele geçirmesinden sonra inşa edilen bu duvarlar, her biri yaklaşık yarım ton olan taşların üst üste dizilmesiyle yapılmıştır.
Surların MÖ 218-188 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır. Doğal yapıları gereği, bu devasa taşlar zamanla yağmur suyunun etkisiyle birleşmiş ve böylece şehri çevreleyen duvarlar günümüze kadar ulaşmıştır.
Bölgenin Büyük İskender tarafından MÖ 333’de fethedilmesi sırasında Perge’nin İskender güçlerine direnmeden ev sahipliği yapması, şehri koruyan duvarların olmamasına bağlanmaktadır.
Bu nedenle, bugün şehrin en anıtsal yapılarından olan ve şehrin sembolü olan iki yuvarlak kule ile şehir duvarlarının, İskender’in şehri fethetmesinden sonra inşa edildiği varsayılmaktadır.
Kent suru üzerine yerleştirilmiş kapılar ve kuleler rahatlıkla görülebilmektedir. Sadece: Tiyatro, stadium ve nekropoller su dışında bırakılmıştır. Kentin diğer tüm öğeleri sur içindedir.
Özellikle Aşağı Şehir sur sistemi düzgün duvarlar önüne eklenmiş kulelerle pasif savunmaya işaret eder. Akropolis suru ise çok sayıda kule ve dirsekli yapısıyla farklıdır. Kentin en erken sur sistemi, muhtemelen Akropoliste bulunmaktaydı. Aşağı kenti çevreleyen sur sistemi ise Helenistik Dönemden itibaren uygulanmış olmalıdır.
MS 3’ncü yüzyılın ikinci yarısında, Anadolu’yu etkileyen Got ve Sasani saldırıları nedeniyle birçok şehir gibi Perge de surlarını güçlendirmek, yeniden inşa etmek zorunda kalmıştır.
MS 4’ncü yüzyıl ortalarında, yakınındaki kentler için tehdit oluşturan İsaurialıların saldırılarına karşı surlar güçlendirilmiştir. MS 5-6’ncı yüzyıllarda ise yeni yapılaşma ve surlara eklemeler yanı sıra depremler nedeniyle hasar gören yapılar da onarılmıştır.
Tüm bu önlemlere rağmen, MS 7’nci yüzyıldan sonra Arap akınlarının baskısıyla Aşağı Şehir terk edilmiş ve halk Akropolis’e çekilmiştir.
Gelelim kulelere:
Perge Aşağı şehir surlarındaki kuleler, Helenistik Kapıyı koruyan iki kule dışında, dikdörtgen planlıdır ve sur duvarlarından dışarı çıkıntı yapmaktadır.
Kulelerin çoğunun arka duvarları yoktur ve sur duvarlarına yaslanmıştır. Böyle, sur duvarlarından dışarıya taşan kulelerin, surlara yaklaşan düşmanı ok, mızrak ya da mancınık atışıyla uzak tutmada etkili olduğu bilinmektedir.
Kulelerin yapım tekniğine gelince: Anadolu’da Helenistik kesme taş geleneğinin Roma döneminde de sürdüğü görülür. Ancak kesme taş dikdörtgen bloklarla düzenli ve devşirme bloklarla düzensiz olmak üzere başlıca iki duvar örgü düzeni olarak farklı yöntemler gözlenir.
Hemen hepsinin alt katlarında bosajlı duvar işçiliği görülür, ayrıca her bir kat, farklı duvar yüzeyi ile belirginleştirilmiştir. Çoğunun birinci ve ikinci k atlarında mazgal delikleri üçüncü katlarında ise pencereler vardır. Böylece hem gözetleme ve ok atma hem de mancınık kullanarak savunma yapabilme mümkün olmaktadır. Yuvarlak planlı kuleler ise dört katlıdır. Bu kulelerde de mazgal delikleri ve pencereler bulunur. Üst kısmını ise koni şeklinde bir çatı ile kapatılmış olabileceği düşünülür.

ROMA KAPISI
Şehrin güneye genişlemesiyle anıtsal kapı işlevini, birden çok evreye sahip olan Geç Dönem Kapısı üstlenmiştir. Bu kapı Septimus Severus (193-211) dönemine tarihlenir.
Antik kentte 3 tane ana kapı vardı ve en etkileyici kapılardan biri MS 2’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen bu Roma kapısıdır.

İki büyük kule ile desteklenen Roma Kapısının uzunluğu, 24 metre, genişliği ise 10 metredir. Antik dönemdeki Perge şehrinin ihtişamını simgeleyen bu kapı, üzerinde bulunan yazıtlar ile dönemin sanat anlayışını en iyi şekilde tasvir etmektedir.
Kapıdan girildikten sonra bir dikdörtgen avlu bulunur.

İKİ KULE VE ANA CADDE:
Antik kente girildiğinde ilk dikkat çeken, büyük bölümü yıkılmış olsa da görkemiyle hala hayran bırakan ve Perge’nin sembolleri olarak kabul edilen iki kule, MÖ 3’ncü yüzyıla tarihlenir.
Bir zamanlar aralarında kente girişi sağlayan ana kapı bulunurdu.
Kulelerin ardında ise anıtsal çeşmeye kadar uzanan 300 metre uzunluğunda bir cadde mevcuttur.
Kente girenler, kapıdan geçtikten sonra bu caddeyi takip ederlerdi.
Aziz Paul’de dahil olmak üzere 2 bin yıl önce, burada yaşayanlarla aynı yerde adım attığınızı bilmeniz, gezinizden alacağınız keyfi arttırır.
Kentin ana caddesi olan bu yolun iki tarafında ise bir zamanlar dükkanlar sıralanıyordu.
Perge’nin arkeolojik açıdan öneminin nedenlerinden biri, kent planlamasında ulaşılan düzey ve Roma döneminin en düzenli kentleri arasında yer almasıydı.
Kent planının ana akslarından birini de yine bu cadde meydana getiriyordu.

HELENİSTİK KAPI/GÜNEY KAPI:
MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenen, güneydeki bu sur kapısı, iki yuvarlak kule ile korunan anıtsal bir kapıdır.
Kuleler, form ve örgü düzeni olarak diğer yapılardan ayrılır.
Bugün kapı ile beraber anılan at nalı şeklindeki avlu ise Roma döneminde Bithynia Valisinin kızı Plancia Magna tarafından oluşturulmuştur. (MS 120-1122)
Evet, dört katlı iki adet yuvarlak kuleyle desteklenen anıtsal kapı, savunma amacıyla yapılmış olup ilerleyen dönemlerde kabul kapısı olarak düzenlenmiştir.
Avlu duvarlarının nişlerinde M. Plancius Varus ile oğlu Plancius Varus, Plancia Magna gibi kente hizmet eden önemli kişilere ait heykellerin bulunduğu sanılmaktadır. Yazıtlı kaideler üzerinde duran heykellerin çoğu Prof. Mansel tarafından, 1943-1956 yıllarında yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılmış ve Antalya Müzesinde korunmaktadır. (Neyse ki çalınıp kaçırılmamış)

SÜTUNLU/KOLONADLİ CADDE VE SU KANALI
Perge şehir planı, önceden kurgulanmış ve ızgara plan olarak tanımlanmıştır. Kuzeye kurulan grid plan, kentin büyümesiyle güney düzlüklere doğru aynı dokuyu takip ederek yayılmıştır. Bu sistemin özelleşmiş caddeleri ise, güney-kuzey ve doğu-batı aksını oluşturmuş Kolonadlı caddedir.
Evet, aslında Perge antik kentini, dörde ayıran iki sütunlu cadde vardı. Yani yukarıda sözünü ettiğim cadde gibi bir sütunlu cadde daha var. Bu yapılar Roma döneminde kentin ihtişamını gözler önüne serer.

Kolonadlı cadde akropol eteğindeki çeşme ile güney yerleşim arasında uzanır.
Yaklaşık 300 metre uzunluğundaki şehrin belkemiği olan bu cadde, ortasında 2 metre genişliğinde taskatlı bir su kanalıyla caddeyi ikiye böler.
Kolonadlı caddeyi ortadan ikiye bölen bu su kanalının yol seviyesinden altta kalan kısmı ise, bölgenin atık su yönetimi için kullanılmıştır. Yol kotundaki su kanalından temiz su akarken, zemin altından su borularının drenajı sayesinde atık su atılmaktaydı.
Evet caddenin her iki yanında isi portikolar ve dükkanlar yer alır.

Ana caddeden akan su kanalı ise, kentteki anıtsal çeşme yapısı ve iki büyük hamamıyla birlikte, sıcak Pamphlia ovasındaki Perge’ye bir “su kenti” kimliğini kazandırır. Şehrin ortasından geçen ve havuzlarla bağlantılı bu su kanalı sıcaklığın 40 dereceleri aştığı yaz günlerinde mutlaka şehirde konfor sağlamıştır.
Kentte nehir tanrısı Kestros’un heykellerinin de bulunması ve Aksu nehrinin hemen yanı başında inşa edilmesi de bu düşünceyi güçlendirir.

Bugün caddede o dönemde kullanılan araba tekerleklerinin izlerini görmek mümkündür.
Caddenin imarı Roma imparatoru Hadrianus zamanında tamamlanmıştır. Zemin taşlarla kaplıdır. Caddenin iki yanında sıralanan sütunlardan bazıları İon, bazıları ise Korinth düzenindedir.
Caddenin iki yanında bulunan sütunlar ve zemindeki mozaikler ziyaretçilerin dikkatini çeker. Antik kentin ruhunu yansıtan sütunlu cadde boyunca yer alan dükkanlar ve yapılar ise antik dönemlerin günlük yaşamını ifade eder.
SU YAPILARI:
Perge’de su yapılarının fazlalığı dikkat çeker. Tam 4 tane anıtsal çeşmeye ve bu bölgedeki benzerlerinin en büyüğü olan iki hamama su getiren düzenek, sütunlu caddenin ortasında uzanan su kanalıydı.
Aynı zamanda caddenin iki yanındaki dükkanların da su ihtiyacı bu kanal ile sağlanıyordu.
SEPTİMUS SEVERUS NYMPHAİONU:
İki katlı bir çeşme olan bu yapı, Septimus Severus’a ithafen yapılmıştır. Yapı malzemesi sert kalker olan çeşmenin dış yüzeyi mermer plakalarla kaplanmıştır. Septimus Severus ve karısı Julia Domna’nın heykelleri vardır. Çeşmenin alınlık kısmında Artemis Pergai’nin kabartmaları görülmüştür. Yapının inşası MS 204’de tamamlanmıştır.
HADRİANUS NYMPHAİONU:
21 metre uzunluğundaki çeşme iki katlıdır. Çeşmenin ortasında nehir tanrısı Kestros’un yatar vaziyetteki heykeli bulunmaktadır. MS 2’nci yüzyıla tarihlenir.

KESTOS ÇEŞMESİ-KUZEY ÇEŞMESİ
Kolonadlı caddenin ulaştığı son nokta burasıdır.
Antik şehrin önemli yapılarından biri olan anıtsal çeşme, şehrin hemen yakınında bulunan Aksu nehrinin tanrısı olarak ifade edilen Kestros heykeliyle süslenmiştir.

Zengin süslemeli bir mimari cepheye sahip olduğu bilinen bu yapının geniş bir havuzu vardır ve su kanalının bitişiği olan bu odak yapı, Artemis’e sunulmuştur.
Antik dönemde su mühendisliğini gösteren en güzel örnek olması açısından önemlidir. Bu çeşme, şehrin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiş ve dönemin en önemli yapılarından biri haline gelmiştir.

ZAFER TAKI/TETRAPYLON:
Kolonadlı caddenin kuzey-güney aksı ve doğu-batı aksında kesişen noktasında ise daha sonradan şehrin varlıklı bir ailesine mensup olan Demetrios ve Apollonios kardeşler, bir zafer takı dikmişlerdir.
İki caddenin kesiştiği bölümde, kanal üzerinde bulunan ve Tetrapylon olarak bilinen bu küçük anıt, 2014 yılında onarılmıştır. Perge Tetrapylonu olarak da bilinen bu anıt, geçişleri sağlamaktan ziyade tamamen görsellikle bağlantılıdır.

CARACALLA ÇEŞMESİ/NYMPHAİONU
Perge Tetrapylon’unun batısında kalan Sütunlu Batı caddesinin sonlandığı noktada, açığa çıkarılan çeşme yapısı olmuştur.
Caracalla çeşmesi olarak adlandırılan yapı, Pergeli mimarlarca bilinçli olarak tasarlanmıştır ve heykellerle donatılarak kente, çağdaşları arasında yüksek bir prestij kazandırmıştır.
Su haznesi yarım daire biçiminde tasarlanmış olan havuzun yarı çapı 7 metreyi, derinliği ise 2.5 metreyi bulmaktadır.

İMPARATOR CARACALLA HEYKELİ
Nympahionu havuzunun içinden çıkan Caracalla heykeli, diğer imparator heykellerinde görüldüğü üzere, Roma’nın ezici ve sarsılmaz gücünü vurgularcasına doğal insan boyutunu aşmaktadır. Yerden yüksekliği 2.20 metreyi aşan heykelde, Caracalla ayakta durur şekilde betimlenmiştir.
İmparator sağ yanında kendisinden çok daha küçük tasvir edilmiş bir erkek figürü vardır. Heykel, MS 217-218 yıllarına tarihlendirilir. Bu heykel, İmparatorun günümüze eksiksiz olarak ulaşabilen ilk ve tek heykelidir. Diğer taraftan, Perge Caracallası’nın başında, kendinden önceki diğer hiçbir Caracalla tipinde görülmeyen bir corona civica (meşe dallarından yapılan çelenk) bulunmaktadır ki, heykel bu yönüyle de orijinal kabul edilir.
SELENE HEYKELİ:
Ay Tanrıçası olarak inanılan ve yine Nympahionu içinden çıkan Selene heykelinin yüksekliği yaklaşık 2 metredir. Heykelin gövdei iki parça halinde bulunmuş olup, kırık haldeki baş kısmıyla birlikte restore edilerek ayağa kaldırılmıştır.
Tanrıçanın ayrılmaz simgelerinden baş üzerinde hilal biçiminde büyük bölümü kırık sembol ve sol elinde meşale vardır.
İmparator Caracalla’nın doğuda ortaya çıkan taht kavgasını fırsat bilerek Fırat Nehrinin doğusuna geçtiği, 8 Nisan 217’de Edessa (günümüzdeki Urfa) yakınlarında bulunan Carrhae Selena Tapınağına kurban sunmak için çıktığı yolda öldürülmüştür.
Bu bağlamda, suikasta kurban giden İmparatorun heykeli ile Selene yontusunun aynı havuzdan gelmesi manidar bulunmuştur.

TİYATRO;
Perge surlarının dışında kalmaktadır.
1985 yılının kazılarında bulunan tiyatro orkestra, cavea ve skene olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır.
Tiyatro, plan özellikleri olarak Helen tiyatrosu geleneğine sadık kalarak at nalı formunu taşırken, sahne binası hareketli rölyefler ve bezemeleriyle Roma mimarisi tipi gösterir.

Bu bezemelerde Nehir Tanrısı Kestros ile Şarap Tanrısı Dionysos’un yaşam öyküsünü tasvirleyen rölyefler vardır. Sahne binasının yıkılması sonucu bu kabartmalardan bir çoğu ağır hasar görmüştür. Ancak Dionysos’un hayatını anlatan bölümler hala anlaşılabilir durumdadır.

Sahne: mimari kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla, iki katlıdır.
Üst tarafta 23, alt tarafta 19 oturma sırası olan tiyatro, yarım daire biçimindedir ve 14 bin kişi civarı kapasiteye sahiptir.
Diazomaya ulaşılması için paradoslar ve tiyatro iç kısmında bulunan alt oturma sıralarına ulaşılması içinde yol kotunda bulunan geçitler kullanılmaktadır.

Tiyatronun orkestrasının korkuluklarla çevrilmiş olması, burada vahşi hayvanların ve gladyatör dövüşlerinin yapıldığını düşündürür.
Süslemelerde kullanılan bezemelerin tümünün, belli bir dönem içinde bitirilemediği ve değişik dönemlerde tekrar tekrar bitirilmeye çalışıldığı görülüyor. Özellikle, sahne binası: ilk olarak MS. 170 yıllarında yapılmaya başlanmış, daha sonra ise, üzerine bir kat daha eklenerek, yapı devam ettirilmiş.
Tiyatronun karşısında: tel örgü ile çevrili ve çeşitli antik figürlerin bulunduğu antik taşlar, sütun başlıkları ve kabartmalar sergilenmekte.
Günümüzde burada bulunan eserler, Antalya Müzesinde “Perge Tiyatrosu Salonunda” sergileniyor.
Tiyatro, 2017 yılında ziyarete açılmıştır.

HİPODROM-STADİON:
Tiyatro gibi surların dışında yer almaktadır.
Aydın-Karacasu’da bulunan Afrodisias antik kentinde bulunan hipodromdan sonra, ikinci büyüklükteki ve MÖ.2’nci yüzyılda Roma döneminde yapılan hipodrom burada, sağ tarafta, karşınıza çıkıyor.
At nalı şeklinde inşa edilen Stadion, 23 x 234 metre boyutundadır. Tonozlar üzerine oturtulmuş 11 oturma sırası vardır. Yapı malzemesi konglomera taşıdır.
Yapının planı incelendiğinde, kuzey kısa kenar nalı şeklinde kapalı olduğu ve girişin ise güneyde konumlandığı görülür. Güneydeki anıtsal giriş kapısına dair birkaç parça bulunsa da kapı neredeyse tamamen tahrip edilmiştir.

Stadyum, strüktürel olarak 70 kemer üzerine oturtulmuş ve bu şekilde desteklenmiştir. Bu konstürsiyonların alt bölümleri aynı zamanda mekansal işlevlerin oluşmasını da imkan sağlamıştır. Bu duruma daha detaylı bakılırsa, doğu tarafındaki oturma sıralarının altında bulunan tonozların dış kesime açılan 30 oda olarak da kurgulandığı görülür.

Bu odalardan her üçte biri, kapı olarak çalışmakta ve halkın stadın iç kısımlarına geçmelerine müsaade etmektedir. Diğer odalar ise, dükkan olarak kullanılmıştır. Çünkü dükkan sahiplerinin adları ya da yaptıkları ticaretin adının yazılı olmasından bu kanıya varılmıştır.
Antik Çağ’da spor müsabakalarının, heyecanlı yarışların gerçekleştirildiği bu yapı, günümüze en iyi durumda ulaşmayı başarmıştır. Evet bir zamanlar burada yarışlar, olimpiyat oyunları düzenleniyormuş.
AKROPOLİS:
Kentteki ilk yerleşim buradan başlamıştır. Artemis Tapınağı burada olduğu sanılsa da yeri bilinmemektedir.

AGORA/MACELLUM:
1970-1973 yıllarındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
Antik kentte ticaret ve sosyal yaşamın merkezidir. Boyutları bakımından Türkiye’nin ikinci büyük agorasıdır.
75.92 X 75.90 metre boyutunda, kare planlı olan bu yapı, çarşı-pazar yeri olarak kullanılmıştır. Beş giriş kapısı vardır. Korinth nizamındaki sütunlarla çevrelenmiştir.
Agoranın ortasında yuvarlak bir yapı mevcuttur ve burasının kader tanrıçası Tyche’ye ait tapınak olduğu kabul edilmektedir. Yapının ölçüleri 13.40 m çapındadır.
Buradaki dükkanlardan biri Agora ya açılırken, diğeri Agora yı çevreleyen sokaklara açılmaktaydı. Arazinin eğimine bağlı olarak güney kanattaki dükkanlar iki katlıdır.
Evet, Agora, planlanmış kent modeli ve mimari yapısıyla Roma dönemine ait en düzenli yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilir.

HAMAM-GÜNEY HAMAMI
Antik kentte yer alan hamamlar, Roma dönemi sosyal yapısını gözler önüne sermesi açısından önemlidir.
Çünkü hamamlar sadece temizlik değil aynı zamanda insanların sosyalleşmek için bir araya geldikleri yapılardı. Perge kentinde bilinen “Güney Hamam” dır.
Güney Hamamı, 1968-1969 yıllarındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Büyük pencereleri güneye bakan yan yana dizilmiş yapılardan oluşmaktadır.
Günümüze kadar oldukça iyi korunmuş bir yapı olan hamam, tipik bir Roma hamamının bütün özelliklerini taşımaktadır. Hypocaust sistemi (künk denen borular aracılığıyla yapılan bir çeşit ısıtma sistemi) ile ısıtılan hamamın apodyterium (soyunma odası), frigidarium (soğuk oda), tepidarium (ılık oda) ve caldarium (sıcak oda) bölümleri vardır. Zemin mozaiklerle örtülüdür.

Bu mozaik döşemelerin, yapıların ilk evrelerine ait olmadığı, daha sonraki yenileme çalışmaları kapsamında döşendiği anlaşılmıştır. Desen ve üslup özellikleri açısından Perge mozaiklerinin en yakın benzerleri Güney ve Batı Anadolu kentlerinin yanı sıra Ege adaları, Kara Yunanistan ve Balkanlar’da, ayrıca Suriye, Filistin ve Ürdün bölgelerinde görülmüştür.
Bu hamam bölgedeki benzerleriyle karşılaştırıldığında, büyüklüğü ve anıtsallığı dikkat çeker. Bugün gezerken dikkat ederseniz, bazı mekanların altında bulunan hppocaust ısıtma sistemi görülebilir.

Güney hamamının cephesinde bir çeşme yapısı bulunur. Bu çeşme Roma kapısının görüş alanındadır yani kentin güney kapısından giren kişiyi bu çeşme karşılar.
Sütunlu caddenin ortasından geçen su kanalı, antik kente dört anıtsal çeşme ile iki büyük hamamın suyunu karşılıyordu.
NEKROPOLİS:
Perge şehrinde 3 nekropolis vardır. Biri Akropolis’in yamaçlarında, diğer ikisi ise kentin Doğu ve Batı surlarının hemen dışındadır. Son iki nekropolis’te bulunan mezarların ağırlıklı kısmı MS 2 ve 3’ncü yüzyıla tarihlenir.
Nekropolislerde yerel kireç taşı, traverten ve ithal mermerden yapılmış çok sayıda lahit bulunmuştur. Bu lahitler, malzemesine göre ithal ve yerel olarak iki guruba ayrılır.
Yerel lahitler dikdörtgen prizma biçimli, genelde bezemesiz teknelere sahiptir. Teknelerin çoğunda kazınmış eski Yunaca yazıtlar vardır. Tekneler, alçak ya da yüksek beşik çatı biçimli kapaklara sahiptir. Kireç taşından yapılmıştır.
Perge lahit tipleri için ikinci gurubu ithal mermerden yapılan lahitler oluşturur. Kentin ithal lahitleri antik çağın önemli atölyelerinden Dokimeion (Afyon), Prokonnesos (Marmara Adası) yarı işli ya da tamamlanmış biçimde ithal edilirdi.
Perge nokropolislerindeki ithal lahitler, Roma İmparatorluk Dönemine tarihlenir. Figürlü frizli, madalyonlu, köşe sütun ya da pilasterli ve sütunlu çalışmalardır.

Batı Nekropolü:
Batı Nekropolisinde ulaşılan bazı aile mezarları üzerinde bir takım yazıtlar bulunmuştur. Bunlardan birisi olan Anonymous Ailesinin kireçtaşından yapılmış lahdinin kapağı bulunamamış, teknesi ise üst kısmından tahribata uğramış olmasına rağmen yazıları okunabilmiştir.

Bu yazılara göre:
“Ben ……………. oğlu …………….., bu mezarı sadece kendim, eşim ……………, Doulikhos’un kızı …….. ve bizden olan çocuklar için yaptırdım. Başka hiçbir kimse adına farklı bir kişiyi buraya koyma izni yoktur. Aksi takdirde, bu kişi pek kutsal kasaya 3000 denarii ödeyecektir.”
Bir başka mezar olan Aurelia Tyrannis Kenotaphion’un kireçtaşından dört farklı köşeli bloğun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş lahit teknesi, günümüze kadar ulaşmasına rağmen kapağı bulunamamıştır. İçerisinden bozulmamış 6 farklı insan iskeleti, üzerinde kadın figürü bulunan bir çift altın küpe ve dört adet bronz sikkenin de bulunduğu çeşitli materyaller çıkarılmıştır.
Teknenin batı yüzünde, kırmızı boya kalıntılarının hala üzerinde durduğu beş satırlık Helence yazı tespit edilirken, en az bir satırlık kısmının da kayıp lahit kapağının üzerine işlenmiş olduğu anlaşılmıştır.

Evet, buradan çıkarılan lahitler Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Bu lahitlerin en ünlüsü Herakles Lahdi ve Ariadne Lahdidir. Nekropolün güney kapısı önündeki mezarın, üç dönem Perge yönetimini yapan Plancia Magna’ya ait olduğu bilinmektedir.

CAM FIRINLARI:
Perge antik kentinde gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkan cam fırınlarının ve cam kalıntılarının incelenmesi ve korunması için Şişecam sponsor olmuştur. Evet MS 3-4’ncü yüzyıllara tarihlenen beş cam fırını ve çevresindeki üretim kalıntıları koruma altına alınmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkan ilk bulgular, iki farklı fırın tipinin varlığıdır. Biri hammadde elde etmeye yönelik tank tipi fırın, diğeri ise üretim yapılan şekillendirme fırınıdır.
BAZİLİKA:
Perge şehri Hıristiyanlığın kabulünden sonra önemli bir dini merkez olmaya başlar çünkü Roma imparatorluğu döneminde Piskoposluk düzenlemesinde Pamphillia’da Side ilk Piskoposluk merkezi, Perge de ikinci piskoposluk merkezi olarak seçilmiştir. Bu nedenle Perge’nin son refah dönemi, Hıristiyanlık dönemine rastlar.
Perge bazilikası da bu dönemde üretilmiş yapılardan biridir.





