Yalova Çınarcık

Yalova Çınarcık
 

Yalova Çınarcık; İl merkezine 17 km uzaklıktadır.

Çınarcık-Armutlu arası 37 km, Çınarcık-Termal arası 8 km, Çınarcık-Çiftlikköy arası 23 km, Çınarcık-Kocaeli arası 88 km, Çınarcık-İstanbul arası 188 km. Çınarcık-Bursa arası 88 km, Çınarcık-Gemlik arası 61 km. dir.

İstanbul’dan deniz otobüsü (İDO) ile Yalova’ya yaklaşık 45 dakikada ulaşılır, oradan Çınarcık’a kara yolu ile 20-25 dakikada gidilebilir. Ayrıca özel araçla Osmangazi Köprüsü üzerinden 1.5 saat civarında Çınarcık’a ulaşmak mümkündür. 

TARİHİ

Çınarcık ilçesinin bulunduğu topraklarda, MÖ 4000-3000 yıllarında kurulmuş yerleşim yerleri vardır.

Roma imparatoru Constantinus zamanından kalma kalıntıları, Çınarcık ve köylerinde rastlamak mümkündür.

1325 yılında Türklerin eline geçen Çınarcık, Kurtuluş savaşı yıllarında, üç kez işgal edilmiş ve 1921 yılında düşman işgalinden kurtarılmıştır.

Bu işgal dönemlerinde, ilçenin Ortaburun köyü, Aşağı Kocadere ve Yukarı Kocadere köy halkının malları, Rumlar tarafından alınmış ve mal sahipleri öldürülmüştür.

Yalova Çınarcık
 

Kocadere köyündeki mezalim, soykırım, yakıp-yıkma hepsinden korkunç olmuştur.

İşgal günlerinde Yunanlılar tarafından köyden toplanan insanların bir kısmı denize dökülerek öldürülmüştür.

Geri kalan kadın, çocuk ve yaşlılar ise, Bekir Onbaşıya ait bir eve doldurularak yakılmıştır.

880 kişinin can verdiği bu katliamın anısına, aynı yerde yapılan şehitlik her yıl 29 Nisan tarihinde anma törenleriyle dolup taşmaktadır.

Fakat ne kadar ilginçtir ki, burada böyle bir olay olduğunu ben buraya görünce öğrendim, keşke bu olay daha etkin kutlansa, bu katliamdan bütün dünyanın haberi olması gerekir, umarım anma törenlerine basın ilgi gösterir.

Çınarcık’ın Rumlar dönemindeki ismi “Kio” dur.

Temiz havası olan şehir anlamına gelen bu sözcükten sonra da, sahip olduğu ulu çınarlardan dolayı “Çınarcık” ismini almıştır.

Ancak Fevzi Çakmak, burayı ziyaretinde Belediye Parkındaki (Çınaraltı Gazinosu) anıt çınarı gördüğünde “Çok yazık etmişler buraya Çınarcık demekle, Koca Çınar demeliydiler” demiştir.

Evet, bölgenin tarihindeki en önemli olay “deprem”, 17 Ağustos 1999 tarihindeki Marmara Depreminde, ilçede toplam 5077 konut zarar görmüştür.

Yalova Çınarcık
 

GENEL

Çınarcık, plajları ve kampları ile öne çıkan bir turizm merkezidir.

Özellikle bayram tatillerinde, ilçenin nüfusu 10 katına kadar çıkmaktadır.

Başta İstanbul olmak üzere çevre illerden buraya yoğun ziyaretçi akını yaşanmaktadır.

İlçenin nüfusu normalde 18 bin civarında iken bayram tatillerinde 200 binlere kadar çıkar.

Deniz seviyesinden yükseklik ortalama 30 metredir.

Kolay ulaşımı, temiz denizi, orman ve sayfiye alanları ile her dönemde olduğu gibi, bugünde çekiciliğini korumaktadır.

Ormanlarla kaplı Samanlı dağlarının kuzey yamacında, denize uzanan Çınarcık ilçesi, doğal bitki örtüsü ve dört mevsim turizme açık olan alanları ile bölgenin en fazla talep gören turizm alanıdır.

Koru köyden başlayıp Esenköy’e kadar uzanan bir kıyı şeridi üzerinde bulunan ilçede Paşa Limanı Burnu, Kocadere Burnu, Dikilitaş Burnu, Dermaz Burnu, Baba burnu, Orman Uçuğu Koyu, Engere Koyu, Mersin Burnu gibi doğal güzellikler vardır.

Çiçek bahçeleri, koyları, temiz sahil şeridi ve her yaşa hitap eden eğlence merkezleriyle gerçekten güzel bir yerleşim yeridir.

Yine de Çınarcık denince, akla yazlıklar gelir.

Sırtını ormana vermiş, onar katlı apartmanlar.

Bunun yanında Çınarcık ve Teşvikiye’yi geçtiğinizde, evler ve apartmanlar biter.

Yemyeşil bir doğa ile baş başa kalınır.

Yaşlı çınarlar altında bulunan çay bahçelerinde, toprağa basarak oturma imkanı vardır.

Derken Şarköy’e gelinir. Burada görkemli bir çınar ağacı bulunuyor.

Çınarcık ile ilgili önemli bir not, burası (Koru beldesi) ülkemizdeki kesme çiçekçiliğin merkezidir. Burada: 406 dekar serada çiçek yetiştiriciliği yapılmaktadır.

Çınarcık Altın Çınar Festivali
 

ALTIN ÇINAR FESTİVALİ

Bu geleneksel festival, 1994 yılından beri Temmuz ayı ortasında düzenlenmektedir.

Çünkü festival döneminin okulların kapanması ve yazlıkçıların geldiği döneme denk getirilmesi düşünülmüştür.

 

ŞENKÖY KIZILCIK ŞENLİKLERİ

Her yıl Ağustos ayının ilk haftasında düzenlenir.

Köy meydanı süslenir, köy halkının ev sahipliğindeki şenlik coşkuyla kutlanır.

Ana tema, kızılcığın yararlarıdır.

Çünkü Şenköy yöresinde uzun yıllardır kızılcık üretimi yapılmaktadır ve yaklaşık 5000 ağaçtan yıllık 250 ton kızılcık elde edilir.

Yalova Çınarcık işi

NE SATIN ALINIR

Burayı ziyaret eder ve yöreye özgün bir şeyler satın almak isterseniz “Çınarcık işi” denen bir el işi satın alabilirsiniz.

Ham ipek, pamuklu ve keten kumaşlar üzerine iplik çekilmesi ve doğal ipliklerle, kumaşın işlenmesiyle yapılır.

Çınarcık haricinde, diğer ilçelerde ve başka yerlerde yaygın olmadığından halk arasında “Çınarcık işi” olarak adlandırılır.

En eski örnekleri 80 yıllık olup Yalova Kent Müzesinde sergilenmektedir.

 

NE YENİR:

Çınarcık yöresinde kızartma balık ve midye tava yenir. Sahil boyunca taze deniz ürünleri bulabilirsiniz. Ayrıca: Mısır ekmeği, yaprak sarma, keşkek ve köy peynirleri de yörede sıkça bulunur. 

 

 

Çınarcık Çınar Ağacı
 

ÇINAR AĞACI

Şarköy’dedir. Üzerinde 3000 yaşında olduğu yazılıdır.

Gövde içi 36 metre kare olan alanda lokanta vardır.

Türkiye’nin en yaşlı anıt çınarı olduğu söylenen bu ağacın dış çapı 30 metreden fazladır.

Çınarcık
 

GEZİLECEK YERLER

Çınarcık Kum Plajı
 

KUM PLAJI

Çınarcık ve Esenköy arasında doğal bir plaj alanıdır.

Yalova’ya 16 km uzaklıktadır.

Bu plaj özellikle İstanbul, Yalova ve Bursa’dan gelenler tarafından denize girmek için kullanılır.

Plajın “Mavi Bayrağı” vardır. Burada gündüzleri güneşlenip yüzmek ve akşamları ise eğlencelere katılmak mümkündür.

Çınarcık Hasan Baba Türbesi ve Mesire Alanı
 

HASAN BABA TÜRBESİ VE MESİRE YERİ

Yalova yöresi, 1325 yılında Orhangazi tarafından Bizanslılardan ele geçirilmiştir.

Ardından bölgeye Türk göçleri artmıştır.

Ancak devam eden süreçte Türkler ve Bizanslılar arasında çatışmalar devam etmiştir.

Bir çatışmada yanında iki arkadaşı ile birlikte Hasan Baba, yaralı olarak günümüzdeki piknik alanının bulunduğu yere çekilmişlerdir.

Rivayete göre, burada Hasan Baba, kılıcına yaslanmış ve kılıcın battığı yerde, günümüzde Hasan Baba suyu denen su kaynağı çıkmıştır.

Hasan Baba ve arkadaşları, bir süre su kaynağında dinlenmişler ve ardından Bizanslıların ikinci saldırısına uğramışlardır.

Üç kahraman burada şehit düşmüşlerdir.

Arkadaşları, üç şehidi, bu bölgede toprağa gömmüşlerdir.

Hıdırellez günlerinde Hasan Baba’nın mezarı ziyaret edilmektedir.

Su kaynağı, yüzyıllar boyunca korunarak günümüze ulaşmıştır.

Hasan baba mesire yeri olarak isimlendirilen koruya: Yalova-Çınarcık karayolundan ayrılarak çıkılır.

Termal ve Çınarcık ilçeleri arasında, Çınarcık sırtlarında 1967 yılında kurulmuştur.

Çınarcık’a yaklaşık 4.5 km uzaklıktadır.

Denizden 120 metre yükseklikteki bu tepe, her mevsim yeşil bitki örtüsü ile kaplıdır.

Yalova’da kalabalığın karmaşasından kaçanların,  huzura kavuşabilecekleri bir mesire yeridir.

Koru: ismini, Yalova’da söylenen efsanelerde adı geçen Hasan Baba adlı ermişten alır.

Yaz aylarında küçük gezintilere çıkmak ve piknik yapmak için buraya gidebilirsiniz.

Aşağısında uzanan ormanları ve sahili, tepeden seyredebilirsiniz, ziyaretçilere doyumsuz manzaralar sunar.

Binlerce kişiyi (3000 kişi kapasitelidir) aynı anda ağırlayabilecek büyüklüktedir.

Bir tane havuzlu, çok soğuk ve iyi kalite suyu vardır.

Burada, geyik koruma alanı ve bir restoran bulunuyor.

 

ŞENKÖY KİLİSE KALINTISI

Çınarcık ilçesi Şenköy bölgesindedir.

Denize karşı yüksek bir tepede kurulmuştur.

Yapılan incelemede: denize uzanan engebeli bir arazi olduğundan, kilise olarak adlandırılan kalıntılar, denize doğru çıkıntı yapan uç kesimdedir.

Günümüzde sadece batı duvarına ait bazı temel izleri görülmektedir.

Mevcut duvarlardan kilisede tuğla, yerel taş ve horasan harcı kullanıldığı tespit edilmiştir.

Bitki örtüsü yapının üzerine büyük ölçüde kaplamıştır. Harap durumdadır.

 

KORUKÖY FIRIN

İlçe merkezine bağlı Koruköy’dedir.

Tek katlı binadır.

Ortada yarısı gömülü fırın ocağı bulunur.

Ocağın üstünde hamur hazırlama yeri ve bu kısma çıkılan 5 basamaklı merdiven bulunur.

Koridorun iki yanında, simetrik birer gözlü dükkan vardır.

Çatı tamamen çökmüştür.

Fırın ocağı ve koridor ve dükkan, tamamen molozlarla doludur.

Arka tarafındaki yarı tuğla yarı taş kaplama duvar ortasından yıkılarak, binayı ikiye ayırmıştır.

Bina yapıldığı dönemde, içten tamamen sıvalıdır.

Dışta ise ön ve sağ yan cephe takoz işlemeli tuğla ve yine sıvalıdır.

Fırın giriş cephesindeki basık tuğla kemer ortasından çatlamıştır.

Bina virane halindedir.

Çınarcık Teşvikiye Antik Su Sistemi
 

TEŞVİKİYE ANTİK SU SİSTEMİ

Su sistemi: Güngörmezler mevkiinden, Kemertepe mevkiine kadar uzanan kanal ve kemerlerden oluşur.

Başlangıç kısmı: kaya içindeki, doğal bir kovuğun, insan eliyle oyularak ve harçlı moloz taş duvar örgüsüyle şekillendirilerek oluşturulmuştur.

Bu bölünden sonra Teşvikiye deresinin doğusunda bulunan tepelerin yamaçları boyunca yaklaşık Çınarcık Belediyesi sınırına kadar 7 km uzanır.

Güney-kuzey doğrultusunda uzanan kanal, yaklaşık 150 metre kodundan, 50 metre koduna doğru, hafif bir eğimle alçalır.

Üst kısmı tonozludur.

Yüksekliği 1.80-2 metre ve genişliği 1-1.20 metredir.

Moloz taştan, kireç harcı kullanılarak yapılmıştır.

Hat boyunca, havalandırma bacaları ve dinlendirme havuzları bulunur.

Kanalın önemli kısmı, toprak altında olup, bazı bölümler yüzeyde ilerler.

Kemertepe doğrultusunda, yaklaşık 200 metrelik bölümü izlenebilen “Akuadükt” kalıntısı vardır.

Kemerlerin genişliği 5 metre, yüksekliği 5 metredir.

Sadece 2-3 tanesi halen ayaktadır.

Toplam 5-6 tane olduğu tahmin edilmektedir.

Tuğla ve moloz taştan, almaşık teknikle yapılan kemerlerin üst bölümündeki su kanalı, halen iyi korunarak günümüze ulaşmıştır.

Kemertepe’nin, kuzeydeki kıyı bölgesinde, bugün Paşalimanı olarak adlandırılan bölgedeki orta ve büyük ölçekli antik yerleşimin su ihtiyacını karşılamak için yapıldığı düşünülmektedir.

 

DELMECE YAYLASI

Teşvikiye beldesinden çıkılır.

Sahile 17 km uzaklıktadır.

Yaylada: orman arazisinde, meşe, kestane, ıhlamur ve çam ağaçları vardır.

Yakınlarında, şifalı su olarak isimlendirilen bir su kaynağı vardır.

Bu yaylada farklı parkurlarda doğa yürüyüşü yapabilirsiniz.

 

ERİKLİ YAYLASI

Teşvikiye beldesinin 8 km yukarısındadır.

Kamp ve doğa yürüyüşü yapılabilir.

Özellikle Teşvikiye deresi üzerinde bulunan ikiz şelaleler ilgi çekmektedir ki, burası yürüyüş parkuru üzerindedir.

Ayrıca, Erikli yaylasında irili ufaklı birçok şelale bulunmaktadır.

Yürüyüş parkuru üzerinde kamp alanları bulunmaktadır.

Çınarcık Erikli Şelalesi
 

Erikli Şelalesi

Erikli’de Erikli deresi üzerindedir.

Erikli deresi, irili ufaklı birçok şelaleler oluşturarak akar.

Bunlardan: Delmece yaylası yakınlarındaki en büyüğü Erikli Şelalesidir.

Burada: kamp kurulabilir ve doğa yürüyüşü yapılabilir.

Çınarcık Koru Beldesi
 

KORU BELDESİ

1924 yılına kadar buranın nüfusunun tamamı, yerleşik Rumlardan oluşuyordu.

1924 yılında yapılan mübadele sonucunda, Rumlar Yunanistan’ın Selanik şehrine gitmiş, Darama ilçesinde yaşayan Türkler ise buraya gelmişlerdir.

Rumlar döneminde beldenin ismi, güzel orman anlamına gelen “Kuri” dir.

Türk nüfus bölgeye yerleşince ismi “Koru” oluştur.

Beldede: Bizans imparatorluğu döneminden kalan Eudoskia sarayı, Deveboynu mevkii, liman bölgesinde olması nedeniyle iki liman bulunmaktadır.

Buranın bir diğer önemli özelliği, kesme çiçekçiliğin merkezi olmasıdır.

 

SU DÜŞEN ŞELALESİ

 

 

 

 

 

Yalova şehir merkezi tanıtım ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Sicilya Güneybatı bölümü

Sicilya Güneybatı bölümü

Sicilya adasının güneybatı bölümünde: tarihi ve turistik özellikler taşıyan şehir ve kasabalar hakkındaki ayrıntılı bilgileri, bu bölümde bulabilirsiniz. Bu bölümde: sizlere anlatacağım şehir ve kasabalar ise şunlardır:

a. Agrigento
b. Sciacca
c. Piazza Armerina
d. Enna

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento

AGRİGENTO

Şehir: iki yanında nehir ile deniz manzaralı bir plato üzerinde yerleşmiştir. Şehir ile Palermo arasındaki uzaklık 140 km. ve Catania arasındaki uzaklık ise, 200 km. dir. Palermo ve Catania şehirlerinden buraya ulaşmayı düşünürseniz, tren kullanabilirsiniz.

Agrigento şehrinde tren istasyonu, şehir merkezinde “Piazza Marconi” meydanındadır. Buradan, tarihi merkeze kısa bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.

Agrigento şehrinde bir şeyler yemek isterseniz: uygun birkaç restoran bulunuyor. Bu restoranlarda: makarna ve balık yemekleri bulabilirsiniz.

Evet: burası, antik dönemde, Akdeniz bölgesinde dünyanın en büyük şehirlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Bu özelliği nedeniyle, turistleri çeker ve UNESCO tarafından korumaya alınmıştır.

Buradaki ilk yerleşimciler

MÖ.580 yıllarında buraya gelen, Yunan kolonistlerdir ve bunlar “Gela” olarak bilinirler ve ilk kurulan şehrin ismi “Akragas” tır.

Akragas şehri: kolonistler döneminde hızla büyümüş ve zenginleşmiştir. Birinci Pön savaşı sırasında: Romalılar şehri kuşatırlar ve MÖ.262 yılında, şehri ele geçirirler. İkinci Pön savaşında ise, Romalılar ve Kartacalılar, şehri ele geçirmek için büyük mücadele verirler.

Sonuçta, Romalılar şehri ele geçirirler. Roma imparatorluğunun çöküşünün ardından ise, bölge, Bizans imparatorluğuna geçer. Bu dönemde şehir sakinleri, büyük ölçüde kentin alt kısımlarını terk ederek, akropol tepesinin üstüne yerleşirler.

Çünkü: Arapların baskıları, kıyı bölgelerinde iyice hissedilmeye başlanmıştır. Takip eden dönemde, bölgede Arap egemenliği görülür ve şehrin ismi “Girgenti” olarak değiştirilir. Bu isim: 1927 yılına kadar devam eder ve aynı yıl, şehrin isminin Latince olmasına karar verilerek, Arap döneminde verilen isim değiştirilir.

Evet

Şehir zengin arkeolojik özellikleri nedeniyle, ada ziyaretçileri tarafından ilgi görmektedir. Özellikle: antik Akragas kenti: büyük bir alanda yayılmıştır ve hala kazılmamış birçok bölgesi bulunmaktadır. “Vale dei Templi” denilen “Tapınaklar Vadisi” büyük ilgi çekmektedir.

Çünkü: bu vadide, 7 tane anıtsal Yunan tapınağı bulunmaktadır. Burası: Yunan toprakları dışında, en iyi korunmuş antik dönem Yunan yapılarını barındırmaktadır. Zaten bunlar UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine dahil edilerek koruma altına alınmışlardır.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento

GEZİLECEK YERLER

Luigi Pirandello’nun Doğduğu Ev

Agrigento şehrinde, antik kalıntılar haricinde, gezilebilecek bir yer olarak burası bulunuyor. İlginizi çekerse gidip görebilirsiniz.

Bu şahıs: Nobel Ödüllü Sicilyalı bir romancı, kısa öykü yazarı ve oyun yazarıdır. Kendisinin doğduğu bu ev, şehir merkezine 4 km. uzaklıktadır. Yapı: 18’nci yüzyıl yapımıdır. Yapının odalarında: ünlü yazarın fotoğrafları, yorum ve eserlerinin imzalı örnekleri ve oyunlarının posterleri bulunmaktadır. Ayrıca, geçici sergiler düzenlenmektedir.

Evet, yazarın vasiyeti üzerine, öldükten sonra cesedi yakılmış ve külleri: bir taş içine yerleştirilerek, evin arka bölümünde, sağ yandaki yolun sonunda, bir anıt içine yerleştirilmiştir.
Müzeye giriş ücretlidir, ücret 4 Euro’dur.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Antik Akragas Kenti Kalıntıları

Antik Akragas Kenti kalıntıları-Arkeolojik Park

Buraya giriş ücretlidir, arkeolojik park ve müze ziyareti için kombine bilet alabilirsiniz, ücreti 10 Euro’dur.

Antik şehrin kalıntıları arasında, Helenistik ve Roma dönemi birçok kalıntı bulunmaktadır. Bu kalıntıların bir bölümünden: Demeter Tapınağı yakınlarındaki kutsal mağaranın yanında “San Biagio kilisesi” inşa edilmiştir.

Biraz önce de belirttiğim gibi, bu büyük şehir kalıntısında, kazı çalışmaları hala sürdürülmektedir. Bugüne kadar Nekropol ve taş ocakları bölümleri ortaya çıkarılmıştır.

Günümüzde burada görülenler: birkaç bina kalıntısı, 14’ncü yüzyıl katedrali, 13’ncü yüzyıl Santa Maria dei Greci kilisesi bulunur. Ayrıca: bir de arkeoloji müzesi vardır.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Vale dei Temple

Vale dei Temple-Agrigento Tapınakları

Modern şehir merkezinin güneyinde, Agrigentumlu şehrini savunmak için, sırt boyunca ve akarsu boyunca kalker tüf sur duvarları yapılmıştır. Bunların içinde ise, MÖ.5’nci yüzyılda yapıldığı düşünülen Dor tarzı tapınaklar bulunur.

Evet, şehir merkezinden aşağıdaki vadiye doğru yürürseniz, büyük bir tapınak bulunan bu bölgeye ulaşırsınız. Buradaki tapınak büyük ve iyi durumdadır. Burası, birkaç yıl önce UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Burada: 7 tane tapınak bulunuyor. Bunlar: Yunan toprakları dışında, antik Yunan dönemine ait en iyi korunarak günümüze ulaşmış Yunan mimari eserleridir.

Tapınaklar: Hera, Concordia, Herakles, Zeus, Castor, Pollux tapınaklarıdır. Bunlar: MÖ.510-430 yılları arasında inşa edilmişlerdir.

Bunlardan en iyi korunarak günümüze ulaşanlar ise

Juno Lacinia ve Concordia’dır. Concordia tapınağı, MÖ.597 yıllarında, erken Hıristiyanlık döneminde, kilise olarak kullanılmıştır. Çünkü: tapınağın bulunduğu alandaki kayalıklarda, erken Hıristiyanlar zamanında kullanılan konutlar ve mezarlar bulunmuştur.

Bölgedeki diğer tapınaklar: depremler sonucunda devrilerek hasar görmüşlerdir. MÖ.480 yılında, Himera savaşının ardından, Zeus adına yapılan “Temple of Olympian” tapınağı nispeten daha sağlamdır.

Bu tapınak, günümüze kadar inşa edilen en büyük Dor tapınağı olarak bilinir. Ancak tamamlanamamıştır, çünkü MÖ.406 yılındaki Kartaca işgalinin ardından, bölge terk edilmiştir.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento

Gelelim tapınaklar hakkında, birkaç kelime ile bilgi vermeye

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Regionale Museum

Regionale Museum

Müzenin girişinde bir kilise var. Daha sonra toplantı salonu ve müzenin birinci kısmına geçiliyor. Birinci kısımda: özellikle aslan başlı başta olmak üzere güzel bir vazo serisi bulunuyor.

Alt katta ise, sikke koleksiyonu görülüyor. Daha sonraki dev odada ise, ağlayan anne figürü görülen bir çocuk mezarı var. Ayrıca: Roma mozaikleri de bulunuyor. Giriş ücretlidir, 6 Euro.

Heracles Tapınağı

Heracles Tapınağı-TEMPLE OF HERACLES

Valle dei Templi (Tapınaklar Vadisi) arkeolojik alanı içindedir.

Yapı stili Arkaik Dor düzenindedir. Tapınağın ne zaman inşa edildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, genellikle 6’ncı yüzyıl sonları olarak kabul edilir. Tapınağın Herakles’e adanmış olarak anılması, modern dönemin bir tespiti olup, bu atama başta Roma dönem yazarlarından Cicero’nun In Verrem adlı eserindeki ifadeye dayanır. Tapınağın agora yakınında ve içinde ünlü Herakles heykeli olduğu söylenir.

Sütun düzenine gelince:

Ön cephesinde 6 sütun, uzun kenarında 15 sütun olacak şekilde planlandığı düşünülür. Günümüzde ayakta kalan sütun sayısı 8 dir. Bazı sütunlar 1924 yılında yeniden monte edilmiştir. Özellikle akşam saatlerindeki karanlıkta ışıklandırılan sütunlar güzel bir görüntü oluşturmaktadır.

Temel yapısı, üç basamaklı bir crepidoma üzerinde kuruludur. Tapınağın çatı sistemi, yağmur suyu yönlendirmesi için aslan başı figürlü oluklar ile süslenmiştir. Yapıdaki bazı mimari yenilikler, cella içinde çatıya çıkan basamakların oyulması, köşe sütunların daraltılması gibi detaylar, tapınağın mimari açıdan özgün yönlerini gösterir. Tapınağın bazı dönemlerde bir yangın geçirdiğine dair izler bulunmaktadır. Roma dönemi müdahaleleri, tapınağa üç küçük oda eklenmiş ve bunlardan birinde Asklepion heykeli barınmış olabilir.

Bu tapınak, kutsal alandaki en eski tapınak olarak dikkat çeker. Otopark alanından sonraki ilk tapınaktır.

Hera Lacinia Tapınağı

Tapınağın: MÖ.450 yıllarında, Lacinius tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Tapınak: geleneksel evlilik ve doğumların koruyucusu “Hera” isimli tanrıçaya ithaf edilmiştir.
Tapınak: uçurumun tepesinde, kutsal bölgenin doğu ucundadır. Yapının 13 yan sütunu: 38 ile 17 metre arasındadır. Sütunlar: 1900’lü yıllarda yeniden inşa edilmiştir.
Tapınağın sunağı: doğudadır ve iyi durumda olarak günümüze ulaşmıştır. Tapınak: MÖ.406 yılında, Carthaginians tarafından yakılmıştır.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Agrigentumlu Olympieion

Agrigentumlu Olympieion-Tempio di Zeus Olimpio

Bu tapınak, günümüze kadar inşa edilen en büyük “Dor” stili tapınak olması nedeniyle önem taşımaktadır, ancak asla tamamlanamamıştır. Olympieion: Kartacalı, binlerce esir tarafından, MÖ.480 yılında dikilmiştir. Yapının genişliği 56.30 metre, uzunluğu ise, 113.50 metredir. Zeus onuruna dikilen tapınağın: Himera savaşında, Kartacalılara karşı kazanılan zaferin anısına dikildiği düşünülür. Evet yapıldığı dönemde, dünyanın en büyük Yunan tapınağı olarak önem kazanmaktadır.
Dev erkek Atlantes heykeli:

8 metre yüksekliğindedir ve tapınağın ortasında yatan bu heykellerden birini görebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Concord Temple

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Concord Temple

Concord Temple

Bu tapınak: MÖ.430 yılında inşa edilmiştir. Yunan mimarisinin en iyi korunarak günümüze ulaşmış yapılarından birisidir. Mükemmel bir denge ve uyum ile klasik tarzı göstermektedir. Yapının 13 tane sütunu bulunur. Bunların boyutları: 39.42 metre ile, 16.92 metre arasında değişir. Tapınak: MS. 597 yılında kiliseye çevrilmiştir ve bu nedenle birkaç değişikliğe uğramıştır. Ama, kilise olarak kullanılması nedeniyle, sağlam kalarak yani korunarak günümüze ulaşmıştır. Tepede bulunan tapınaktan, aşağıdaki vadinin güzel bir görüntüsü izlenebiliyor.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca

SCİACCA

Burası: Agrigento şehrinin güneybatısındadır ve Akdeniz’in muhteşem güzel manzarasıyla dikkat çekmektedir. Bunun dışında: Sciacca denilince “karnaval”, “balıkçılık” ve “kaplıcalar” akla gelir.

Şehrin nüfusu, 40.000 kişidir. Agrigento ve Selinunte gibi yerlerdeki antik Yunan tapınaklarını ziyaret ederken, burası güzel bir mola yeri olarak önem kazanmaktadır.

Burası tam bir balıkçılık limanıdır. Liman oldukça geniş ve fonksiyoneldir ve 500 civarında tekne, buraya yanaşır. Liman bölgesinde bulunan deniz ürünleri, tazelikleri ve çeşitlilikleriyle dikkat çeker.

Şehir merkezinden biraz söz etmek istiyorum. Şehir merkezinde: panaromik Akdeniz manzarası seyredebileceğiniz başlıca yer “Piazza Scandaliato” meydanıdır. Bu meydanın bir tarafı balıkçı limanıdır ve aşağıda deniz manzarası görülür. Meydandaki yüksek destekli banklara oturup, hem manzarayı izlemek, hem de gelip geçenleri seyretmek mümkündür. Bu meydanda, bir de “Turizm Ofisi” bulunuyor. Şehir gezinize başlamadan önce, bu ofisten, şehir haritası ve çeşitli broşürler alabilirsiniz.

Evet: şehir merkezinde

Tepenin üzerinde, belirgin bir yüksek noktada “St Michael” isimli, şehrin azizine adanmış büyük bir kilise bulunuyor. Burada yokuş aşağı bulunan ve 14’ncü yüzyıl yapımı “Sciacca kalesi-Castello Luna”: özellikle yaz aylarında çeşitli etkinliklerde, konserlerde kullanılır. Yine yokuş aşağıya inerken, 14’ncü yüzyıl yapımı Norman şapeli “Chiesa di San Nicolo” görülür.
Kasabanın katedrali ise Vittorio Emanuele isimli kapalı bir meydandadır. Katedralin zarif bir 17’nci yüzyıl yapımı cephesi ilgi çekmektedir. Yine burada şehrin en ilginç yapılarından olan ve çivili duvarlarıyla ilgi çeken “Palazzo Steripinto” bulunmaktadır.
Kasabanın güzel eski t aş geçitleri, büyük ölçüde bozulmadan günümüze kadar gelebilmiştir.

Başlangıç için son bir not: Sciacca şehri: ülkemizdeki: Kırşehir ve Bursa-Mustafakemalpaşa ile kardeş şehirdir.

Kasaba: MÖ.5’nci yüzyılda “Thermae” tarafından kurulmuştur. Takip eden dönemde, çevredeki insanlar, termal spa için buraya gelirler. Çünkü: şehrin arkasındaki “San Calogera” dağından kükürtlü-termal sular çıkmaktadır. Romalılar döneminde de buranın termal su kullanımına yönelik özellikleri devam eder. Ünlü coğrafyacı gezgin yazar Strabon: buranın termal sularından söz etmektedir. Romalılar şehre “Thermae Selinuntinas” ismini verirler.
840 yılında, şehir Araplar tarafından ele geçirilir ve ismi “Ash-Shaqquh” olarak değiştirilir ve ekonomik büyüme başlar.

Romalılar tarafından inşa edilen liman restore edilir.

Sicilya’nın tahılları, Kuzey Afrika’ya buradan ihraç edilir.
1101 yılına gelindiğinde, şehre Kont Roger I hakim olur. Bu dönemde, şehirdeki camiler kiliseye dönüştürülür ve yeni kiliseler yapılır. Bu dönem: şehirdeki Norman Perollo ve Katalan Lunas aileleri arasındaki kanlı çatışmalar ile sonuçlanır.
1268 yılına gelindiğinde yörenin Sicilya Kralı Vespers tarafından kuşatılarak teslim alındığı görülür. Sonraki yüzyıllarda ise, şehir, Normanlar tarafından ele geçirilir ve yönetilir. 1647 yılında, şehir halkı, İspanyol işgalcilere karşı yaptıkları direnişle gündeme gelirler.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca

Evet: burayı ziyaret ederseniz, yazının en başında söz ettiğim gibi, balık başta olmak üzere, deniz ürünlerini tatmalısınız. Balık burada uzmanlık alanıdır. Günlük avlanan balıklar, balıkçı limanı karşısındaki “La Lampara” denilen yere getirilir ve herhangi bir dondurma işlemine tabi tutulmadan doğruca müşterilere servis edilirler. Burada bir restorana giderek: önce “yeşillikler arasında karides” sonra “fileto di spatula, lezzetli ve ince yerel beyaz balık sote” yemenizi öneririm. Bunların yanında, birçok meze türü de bulunuyor. Meze türleri arasında dikkat çekenler: risotto, zeytin, minik domatesler, limonlu sosla hazırlanan istiridye, spagetti olabilir. Peki, hangi restoran derseniz: “Hostaria del Vicolo” olabilir. Deniz manzaralı ve daha rahat bir akşam yemeği için ise “Piazza di Scandaliato” bölgesindeki “Miramare” düşünülebilir.

Alışveriş derseniz

Buranın seramikleri çok meşhurdur. Şehirdeki, seramik atölyelerinde: seramik üretimini görebilir ve beğendiklerinizi satın alabilirsiniz. Özellikle: sarı, yeşil ve mavi renklerdeki vazolar, tabaklar, bardak ve şamdanlar ilgi çekmektedir. Corso Vittorio Emanuelle bölgesinde seramik ürünlerinin satıldığı yerleri görebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca Karnaval

Festivaller ve Karnaval

Giriş için son bir not: yazının en başında söz ettiğim gibi, buranın “festivali” meşhurdur. Her yıl “2 ŞUBAT” ve “15 AĞUSTOS” tarihlerinde: yılda iki kez “Madonna” günü kutlamaları yapılır. Bu kutlamalar, Sicilya’nın en iyi karnavalı olarak seçilmiştir. “Mardi Gras” geçidi tam bir karnaval havasında gerçekleştirilir ve Sciaca insanları, bu geçitlerde, müzik ve dans ederek seyredenlere keyifli anlar ve görsel güzellik yaşatırlar. Bu karnaval geçitlerinde, Madonna’nın ağır bir heykeli de taşınır. Karnavalın esas yapılma amacı “veba” dan kurtulmanın anısınadır.
Evet, 1626 yılından bu yana süregelen bu karnavalın tarihine denk gelmenizi umarım. Karnaval zamanı, yüzlerce turist, şehrin sokaklarında dolaşır ve büyük ve değişik figürlerin oluşturduğu renkli alaya tanıklık ederler.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca

GEZİLECEK YERLER

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca Maria Katedrali

Maria Katedrali

12’nci yüzyılda yapılan yapı, 1685 yılında yenilenmiştir.

San Michele Kilisesi

13’ncü yüzyılın ilk yarısında yapılan kilise, 17’nci yüzyılda yenilenmiştir.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca Terme Di Sciacca

Terme Di Sciacca

Burası, şehrin termal hamamıdır ve burada geniş bir ürün yelpazesi bulunmaktadır ve bu yüzden İtalyan kamu sağlık sisteminin bir parçası olarak kullanılmaktadır.
Giriş ücretlidir ve ücret 23 Euro’dur. Burada: vasküler sinüs rahatsızlıkları ve diğer birçok rahatsızlık için tedavi edici özellikleri bulunduğu, kükürtlü termal sular bulunuyor. Ancak: kükürdün çürük yumurta kokusu, çoğu ziyaretçiyi rahatsız ediyor, buna tahammül edebilecekseniz girmenizi öneririm ki, giriş ücreti de yüksektir. Öte yandan: buraya gitmenin anlamı bu termal kaplıcalardır, yani kaplıcaları kullanmayacaksanız, buraya gitmenize gerek kalmıyor.
Kaplıca deyince, şehrin bir özelliği daha var. Şehrin üst bölümündeki kayalık bölgede: çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan buharlı “Grottoes, Mount Kronio” gibi mağaralar bulunduğu söyleniyor.

Stabilimento Termale dele Terme Via

Bu kaplıca merkezi de şehir merkezine yakındır.

Piscine Molinelli

Bu kaplıca bölgesi, şehir merkezi dışındadır. Burada: bir termal yüzme havuzu bulunmaktadır.

Monte San Calogero-Stufe di San Calogero

Burası: yukarıda kısaca sözünü ettiğim buhar mağaralarıdır. Mağaralar: tepenin yamaçlarında doğal mağaralardır. Bu mağaralardaki buhar, tedavi amaçla olarak kullanılmaktadır.

Castello Incantato-Tılsımlı Kale

Buraya ulaşmak için, kasabanın doğusundaki yerel otobüsleri kullanabilirsiniz.
Şehir çevresindeki bu ilginç turistik yer, çeşitli sanat eserleriyle dolu bir bahçedir. Bahçenin yaratıcısı Filippo Bentivegna (1888-1967) dır. Bu kişi: 20’nci yüzyılın başlarında Amerika’ya göç eder ve yaşadığı çeşitli aksilik ve aksaklıklardan sonra Sicilya’ya geri dönerek, Sciacca dışında bu bahçede, tuhaf heykel kafaları ve bir şekilde düşmanı temsil ettiği düşünülen rakamlar ile kendi dünyasını yaratır. Bahçe halkın ziyaretine açıktır, ancak giriş ücretlidir. Burayı ziyaret ederseniz: ilginç ve tuhaf heykel başları ve ev içinde bulunan resimleri görebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina

PİAZZA ARMERİNA

Şehir: Sicilya adasında, Enna özerk bölgesindedir. Deniz seviyesinden, 721 metre yüksekliktedir. Sicilya adasının en çok uğranılan turistik yerlerinden birisidir. Ama çoğu insan, buraya şehri değil, ünlü “Villa Romana del Casale” mozaiklerini görmeye gelirler.

Şehir: tarihi süreç içinde, çok önceki dönemlerde iskan edilmiştir. Özellikle: Roma döneminde, Roma aristokrasisi burada yaşamıştır. Bu nedenle: burada yine aynı döneme ait muhteşem konutların bulunduğu tahmin edilmektedir ki, bunlardan günümüze kadar kalan “Villa Romana del Casale” dir.

Elbette sırf bu villa değil.

Şehirde, Ortaçağ döneminden kalma, önemli mimari yapılar bulunmaktadır ki, bunlar çok iyi korunarak günümüze kalmıştır. Bunun sonucunda, her yıl, şehre yaklaşık 600.000 turist gelmektedir.

Hatta: Ağustos ayının 12-13-14 günlerinde burayı ziyaret ederseniz, burada yapılan “Palio dei Normanni” yani “Şövalye mücadeleleri ve binicilik” gösterilerini/etkinliklerini izleyebilirsiniz. Bu etkinliklerde, 1060 yılında Normanların bölgeyi Araplardan ele geçirişi çeşitli gösterilerle canlandırılır.

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina Duomo

Duomo-Katedral

Via Cavour tepesinde bulunan katedral: 15’ncı yüzyıldan kalan eski bir kilise üzerine, 17-18’nci yüzyıllarda yapılmıştır. Kubbe: 1768 yılında tamamlanmıştır. Yanının içi, çoğunlukla beyaz ve mavi renklidir.

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina Villa Romana del Casele

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina Villa Romana del Casele

Villa Romana del Casele

Şehir merkezinin yaklaşık 5 km. güneybatısındadır.

Hadrianus’un Tivoli’deki villasını çağrıştıran geniş bir kır villasıdır.

Yapının: MS.330-360 yılları arasında yapıldığı bilinmektedir.

Evet: burası, muhteşem güzel ve zengin Roma mozaikleri nedeniyle, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Aslında, villa 4’ncü yüzyılda yapıldıktan sonra, 12’nci yüzyılda heyelan sonucu toprak altında kalır ve 19’ncu yüzyılda yeniden keşfedilir ve 20’nci yüzyılda gün ışığına çıkarılır.

Yapılan arkeolojik çalışmalara göre: villanın yalnızca ikametgah olarak kullanılmadığı, çeşitli amaçlara hizmet ettiği anlaşılmıştır.

Özellikle, bazı odaların resmi amaçlarının olduğu düşünülmektedir.

Sahibinin Kuzey Afrika ile ticaret yapan seçkin ve zengin bir tüccar olduğu düşünülüyor.

Hatta, bölgenin valisi olduğu da söyleniyor.

Son bir varsayım: buranın İmparator Maximian’ın bir emeklilik evi olduğu hakkındadır.

Ancak, villanın sahibinin Afrika ile bağlantılarının olduğu kesindir.

Bu durum: uzun koridordaki egzotik hayvan yakalama ve taşıma mozaik resminden anlaşılmaktadır.

Aslında toplamda yaklaşık 3000 metre karelik alan kaplayan zemin, çok sayıdaki mozaikleriyle ünlüdür. Bunlardaki tasvirler arasında at arabalarının, flamingoların ve güvercinlerin çektiği ve erkek çocukların taşıdığı komik bir araba yarışı da vardır.

Bu tarz, antikçağ sonlarına aittir ve bu dönemin sanatının mükemmel bir örneğidir. Böyle yer mozaikleri başka yerlerde de döşenmeye devam edecektir ki bunun 6’ncı yüzyıldan başka örneklerinden biri, Konstantinopolis’teki Büyük Saraydır.

Villanın girişinde, su boruları kalıntıları vardır.

Ayrıca: bu villanın altında, yapılan kazılarda MÖ.100-200 yıllarına tarihlenen bir köy kalıntısının bulunduğu da söyleniyor.

Bu saray, Hadrianus’un villasından daha sıkışık bir düzende yerleştirilmiş bir dizi pavyondan meydana gelir.

Muhteşem büyüklükteki villa: 4 ana bölümden ve 40 odadan oluşmaktadır.

Bunlar

a. Termal hamamlar
b. Bazilika yani kamu salonu
c. Oturma alanı, sahibinin özel odaları, yemek alanı, avlu
d. Misafir odaları

Villada bulunan mozaiklerin en büyük özellikleri: bikinili kızların mozaikleridir. Bunlarda: genç kadınların: bazı sporlar yaptıkları (disk atma, koşu, top oyunları gibi) görülür. Kızlardan birinin elinde “palmiye yaprakları” vardır.

Evet: burası, yaz döneminde günlük 2000 kişi tarafından ziyaret ediliyor, sabahın erken saatlerinde gitmenizi öneririm.

Villayı ziyaret ettiğinizde görebilecekleriniz şunlardır: özgün banyolar ve mozaikler. Ayrıca: orta avlu, taht odası ve spor salonu var. Mozaikler arasında ise, biraz önce söylediğim 10 bikinili kızların haricinde: muhteşem hayvan av sahneleri, ziyafet salonu sahneleri.

Sonuç olarak, inanılır gibi değil, mozaikler sanki bir halı gibi işlenmiş, bir zamanlar insanların bunların üzerine basarak yürüdüklerinde ne tür bir keyif aldıklarını belli, günümüzde Sicilyalılar mozaiklerin üzerini camlarla kapatmışlar, mozaiklerin yanında veya üstündeki platformlarda yürüyerek ilerliyorsunuz ve bu muhteşem güzellikleri izliyorsunuz. Sicilya adasına gidenler, sakın buraya gitmeyi ihmal etmeyin, mutlaka gidin görün, gözlerinize inanamayacağınız güzellikler sizi bekliyor. Hani: Hatay şehrindeki Mozaik Müzesindeki mozaikler de güzel ama inanın bunlar bir başka garip güzellikteler, bunları gördüğümdeki şaşkınlığımı unutamıyorum.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna

ENNA

Enna şehri: deniz seviyesinden 931 metre yüksektedir. Coğrafi olarak, burası Sicilya adasının kalbidir. Şehir: bir kayalık üzerinde, Dittaino vadisine bakan bir plato üzerindedir.

Antik dönemlerde burada kurulan yerleşim yeri: sarp kayalıklarla kuşatılmış olduğundan, tamamen olmasa da ulaşılmaz bir konuma sahip olmuştur. Yani, devasa bir tepenin zirvesindedir. Dünyanın en önemli doğal kalesi olduğu bile söylenmektedir.

Şehrin tarihi geçmişi incelendiğinde: I. Pön savaşında, Kartacalılar ile Romalılar arasında sürekli el değiştirdiği görülür. II. Pön savaşı sırasında: MÖ.214 yılında, Enna şehri korkunç bir katliama sahne olur. Sicilya şehirleri, Kartacalıların saldırılarına karşı alarmda iken; Enna valisi, şehir halkını tiyatroda toplar. Bu sırada, Romalı askerler, şehir halkının ihanet etmesini önlemek için, ayırım yapmadan hepsini kılıçtan geçirirler. Evet, tarihsel Enna şehri: Araplardan bu yana, bir tarım merkezi olarak önem kazanmıştır. Zaten bölge insanı, günümüzde de, tahıl üretimi yapmaktadır.

İtalya’da en iyi makarnayı, Enna şehrinde yiyebilirsiniz.

Turizm: evet Enna şehrinin turistik özellikleri nedir derseniz: burada, çok sayıda tarihi bina görebilirsiniz. Ama en önemli örnek: “Castello di Lombardia” isimli kaledir. Kale: özgün mimarisiyle, şehrin ve çevrenin büyük bölümüne hakim yapısıyla etkileyicidir.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna

GEZİLECEK YERLER

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Duomo

Duomo-Katedral

Burası, 1307 yılında Frederick III karısı kraliçe Eleonora tarafından inşa edilmiştir. Sicilya dini mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. Ancak: 1446 yılındaki yangında zarar görür ve sonra yenilenir. Barok cephe, sarı tüf taşı ile örülmüştür. Alçı dekorasyon, 16 ve 17’nci yüzyıllardan kalmadır. Minber tabanında, önceki yapının kalıntıları görülmektedir.
Katedralin hazinesinde: değerli süs eşyaları, elmaslı bir altın taç, Bizans ikonları, antik sikkeler ve diğer bazı değerli objeler bulunur.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Museo Alessi

Museo Alessi-Arkeoloji Müzesi

Piazza Mazzini meydanında, Palazzo Varisano isimli bir binada bulunan ve 1862 yılında kurulan müzede: Bakır çağından, MS.6’ncı yüzyıla kadar olan döneme ait objeler sergilenmektedir. Giriş ücretlidir, ücret 2 Euro’dur.

Calascibetta

Burası, bir tepenin kenarında, kayalara sokulmuş bir amfi tiyatrodur. Şehir merkezinin birkaç kilometre kuzeyindedir. 1087 yılında tiyatro: Kont Roger tarafından güçlendirilmiştir ve günümüzde burada dolaşırsanız, Arap ve Ortaçağ etkilerini hissedebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Torre di Federico

Torre di Federico

Enna şehrinde görmenizi önereceğim bir diğer yer, burasıdır. Şehirde bir zamanlar birçok kule olmasına rağmen, daha sonra bunların çoğu kaybolmuş ya da kiliselere çan kulesi yapılmıştır.
Burası: Frederick II zamanında yapılmış, 24 metre yüksekliğinde, sekizgen bir kuledir. Şehrin “Puglia” isimli parkında, Castel del Monte’nin parçası olarak bulunmaktadır. Kulenin avlusunda: ortaçağdan kalan bir merdiven bulunmaktadır.

Pergusa Gölü

Şehir merkezinin 9 km. güneyinde bulunan bu göl, Sicilya adasının tek doğal gölüdür. Gölün, şaşırtıcı mitolojik önemi vardır. Ancak, günümüzde göl çevresinde, yarış pisti bulunmaktadır. Şehir dışında, su kıyısında kumlu sahillerde dinlenmek isterseniz, buraya gidebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Castello di Lombardia

Castello di Lombardia-Kale

Kalenin dik yolu, tırmanarak kaleye ulaşır. Kale: Enna şehrine bakan bir tepenin üzerindedir. Yani: Enna şehrinin kuzeydoğu ucunda ve Via Roma ile Enna caddelerinin sonundadır.
13’ncü yüzyıl başlarında, Frederick II tarafından inşa edilmiştir. Yapının: muhtemelen Arap ya da Bizans öncesindeki bir tahkimatın yıkıntıları üzerine inşa edildiği söylenir. Büyük kalenin ise, Roma döneminden kalan bir yapının kalıntıları üzerine inşa edildiği düşünülmektedir. 16 ve 17’nci yüzyıllarda, İspanyol işgali sırasında kalenin stratejik önemi azalır ve hapishane olarak kullanılır.
Kalenin 20 tane gözetleme kulesi bulunduğu bilinmesine rağmen, bunlardan yalnızca 6 tanesi günümüze gelmiştir. Bunlar arasında “Torre Pisana” en iyi korunmuş olanıdır.
Yaz aylarında kalenin iç avlusunda: Ortaçağ tiyatro oyunları sergilenmektedir.

Niğde Bor

Niğde Bor

Eskiden her ne kadar “Yeşil Bor” olarak bilinse de günümüzde yeşil özelliği kısmen kaybolmuş olan bu şirin ilçemiz hakkında, mutlaka duymuşsunuzdur “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” şeklinde bir söylenti vardır. Yazının hemen başında, bu söylentiden söz etmek istiyorum.

Haftanın “Salı” günlerinde Bor ilçesinde Pazar kurulur. Ancak, bir gün öncesinde, Pazartesi günleri, hazırlık günüdür ve yöresel deyimle, bu hazırlık günü “Deri pazarı” olarak bilinir. Salı günleri kurulan pazara ise “Ulu pazar” denir.

Uzak diyarlardan, 35-40 km. uzaklardan, Bor ilçesindeki pazara gelecek olanlardan bir ziyaretçi: yazdan kalma bir gün, erken saatlerde, 40 km. uzaklıktaki köyünden yola çıkar ve ilçenin yakınlarındaki bağlar bölümüne geldiğinde mola verir.

Eşeğini dinlendirmek için, yükünü sırtından indirir ve pazardan alacaklarının hesabını yaparken, içi geçer ve derin bir uykuya dalar. Bu sırada eşek, önündeki yiyecekleri bitirir ve bağlı bulunduğu ağacın kabuklarını kemirmeye başlar.

Deri pazarı günü uykuya başlayan pazarcı, Ulu pazar günü ikindi vaktine kadar uyumaya devam eder ve uyanınca, ilçenin pazarının yolunu tutar, ancak pazardan dönenlerle karşılaşır.

Pazar yerinden dönenlere, neden Ulu pazara gitmiyorsunuz, geri dönüyorsunuz diye sorduğunda ise, aslında Ulu pazara uğramış ve Pazar alışverişini yapmış olan bir pazarcı: ertesi günü, Niğde pazarını işaret ederek “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” der.

Niğde Bor

ULAŞIM

İlçe: Konya-Kayseri, Adana-Kayseri, Niğde-Ankara kara yolları kesişim noktasındadır. Bor, bağlı bulunduğu Niğde il merkezine, 14 km. uzaklıktadır. Ayrıca: Bor İstasyonundan, her gün: Adana-Ankara-Kayseri istikametine tren seferleri bulunmakta olup, yörenin ulaşım problemi yoktur.

Niğde Bor

TARİHİ

Yörenin tarihi geçmişinin, günümüzden 5000 yıl öncesine kadar gittiği düşünülmektedir. Hititler zamanında, yörede, günümüzdeki “Niğde” şehrinin bulunduğu yerde “Nahita” isimli bir şehir bulunmaktaydı. Hitit devletinin yıkılmasının ardından, bölge, MÖ.8’nci yüzyılda bu kez, Frigler tarafından işgal edilir.

Daha sonra ise, Persler görülür. 333 yılında, Makedonyalı İskender, Persleri yenince, bölge yine el değiştirir. İskender’in ölümü üzerine, bölgede ortaya çıkan Selevkoslar hükümranlığı, Kapadokya krallığı dönemine kadar devam eder.

Daha sonra Romalılar ve ardından, Bizanslılar ve 707 yılına gelindiğinde ise, bu kez Emeviler görülür. Emeviler döneminde, bölgeye “Tavana” ismi verilir.
1476 yılında, bölge, Karamanoğullarından, Osmanlılara geçer. Yıldırım Beyazıt, burayı ve çevresini, Osmanlı idaresine katar.

Evet, gelelim, ilçenin isminin kaynağına. İlçenin isminin bir Rumca kelimeden geldiği söylenmektedir. Rumca “Poros” ve Fransızca “Bore” denildiğinde, “Bor” ismi anlaşılmaktadır. Kelimenin anlamı: tarıma elverişli olmayan toprak demektir. Ama, kelime anlamı olarak, Rumcadan esinlenilmiş ise; Rumca da, kelime anlamı “yol ve deniz limanı” demektir.

Niğde Bor

GENEL

Burası, 40 bin nüfuslu; Niğde ilinin güneyinde, 1100 rakımlı Bor Ovasında kurulmuş bir ilçedir. Topraklarının büyük bölümü: Obruk Platosundadır. Yörenin, kuzey-güney ve güneydoğusu dağlıktır. Başlıca akarsuları: Küçüköz deresidir.

Yörede yaşayanların büyük bölümü: mübadele sonucu buraya yerleşen: Arnavutluk-Yunanistan ve Bulgaristan göçmenlerinden oluşmaktadır. İnsanların ekonomik etkinliklerinin başında: tarım, halıcılık ve dericilik gelir.

Ancak, genel olarak, arazinin tarıma elverişli olmadığı bir gerçektir. Bunun sonucunda, yöre insanı, okumaya veya yöreden göç etmeye yönelmiştir. Ekonomik etkinliklerden öne çıkan biri de: Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı, Lojistik Komutanlığının Bakım Komutanlığının, burada, Şehit Nuri Pamir Kışlasında bulunmasıdır.

Burada: Türk Silahlı Kuvvetlerinde törenlerde kullanılan: kılıç ve meçler üretilmektedir. Ayrıca: çeşitli ikmal maddelerinin depolandığı, bakım ve dağıtımının yapıldığı bir yerdir. Tüm bu askeri üniteler, yörede, büyük bir kalabalık yaratmaktadır.

Bunun dışında, burada, yine çok büyük bir “Fizik Tedavi Hastanesi” bulunuyor ki, bütün çevrede, bu husustaki rahatsızlıkları olanlar, burayı tedavi için tercih etmektedirler.

Yörede, İç Anadolu bölgesinin step iklimi görülür ve buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk geçer. İlkbaharda, en fazla yağış görülür.

İlçede, Niğde Üniversitesine bağlı: Bor Meslek Yüksek okulu ve Bor Halil Ataman Meslek Yüksek okulu bulunmaktadır.

Yörede, her yıl: Temmuz ayının son günlerinde “Kemerhisar Kültür ve Turizm Festivali” düzenlenmektedir. Festival bünyesinde: çeşitli gösteriler, halk oyunları şenliği ve paneller ile konserler düzenlenmektedir. Elbette, yörenin ünlü antik kenti “Tyana” nın tanıtılması açısından çok olumlu bir etkinlik olduğu kesindir.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Burada, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: Arap aşı yiyebilirsiniz. Koyun-tavuk veya hindi etinden yapılan çorba ve muhallebi kıvamındaki bir yemeğin birlikte yenilmesi.

NE SATIN ALINIR

Bor denilince akla hemen “dabakanecilik” yani “dericilik” geliyor ama eskisi kadar yaygın değil. Bunlar, geleneksel yöntemlerle üretim yapan küçük imalathaneler olarak görülüyorlar. Acıgöl mevkiinde bulunan bu deri imalathanelerinden, hoşunuza gidecek ürünler bulup satın alabilirsiniz. Bunun dışında, köylerde günümüzde de dokunmaya devam edilen halı-kilim bulup satın alabilirsiniz.

KONAKLAMA

Bor Öğretmen evi Belediye Yanı. Bor 388-3116395

Niğde Bor

GEZİLECEK YERLER:

Niğde Bor Kemer Hisar-Tyana

 

KEMERHİSAR-TYANA

İlçe merkezine, 1 saat uzaklıktadır. Niğde il merkezinin ise, 23 km. güneyindedir.

Antik kent kalıntılarının bulunduğu höyük: tarihi süreç içinde ilk olarak: 1880’li yılların başında ortaya çıkarılmıştır.

Yöredeki ilk yerleşimin, MÖ. 5 ile 6 binli yıllara kadar uzandığı bilinse de, yazılı tarihi daha yakın dönemlere aittir.

Kayseri ve Nevşehir arasındaki Geç Hitit Devrine (1200-700) ait bulunan bazı yazılı hitabelerden birkaçı yine Kilisehisar çevresinde hüküm süren Tuvanuva Kralı Varpalava’dan bahsetmektedir.

Tuvanuva adıyla anılan şehir, bu devirde önemini muhafaza ettiği gibi, daha da genişleyerek muhtemelen Tabal memleketlerinin merkezi statüsüne ulaşmıştır.

Evet, burası: Hititler tarafından, Tuvanuva olarak isimlendirilen şehirdir. Hitit krallığının, ikinci başkenti olarak önem kazanmıştır. Hitit ve Asur metinlerinde şehrin ismi geçer.

Yunan tarihçi Ksenophon “Anabasis” adlı eserinde: “Büyük ve zengin olarak nitelendirdiği bu kenti “Dana” ismiyle anmış, Helenistik dönem boyunca da kent bu isimle anılmıştır.

Klasik Yunan çağında zengin ve büyük bir şehir olarak tanımlanan Tyana kenti, doğu ile batı arasındaki bir köprü görevi üstlenmiştir. Aynı zamanda kale, sınır kapısı olarak nitelendirilmiştir. Toros sıradağlarındaki ender geçitlerden biri olan Gülek Boğazı, Kilikya kapıları ile İç Anadolu platolarını kıyıya bağlayan yol üzerindedir.

Hatta: Asurluların efsanevi kraliçesi ve Babil şehrinin Asma Bahçelerinin kurucusu olan Semiramis’in; bu şehrin kuruluşunda etkin olduğu söylenmektedir.

Ancak, bu isim Romalılar tarafından “Tyana” olarak değiştirilmiştir.

MÖ. 42 yılında, Arkelaous, Kapadokya kralı olur.

Arkelaous: burada, eski şehir yerine, yepyeni bir şehir kurar ve bu yeni şehri, kendisi için “taht şehri” olarak seçer, aynı zamanda, şehre kendi adını verir.

Daha sonra: MÖ.17’de, yörede, Roma dönemi başlar.

MS. 399 yılına kadar süren Roma döneminde, şehir, birçok yapı ve kurum tarafından donatılır ve Romanın ihtişamlı bir ili olur.

Şehir nüfusu hızla artınca, su ihtiyacını karşılamak üzere: sarı trakit taşından su kemerleri yapılarak, köşk pınarı mevkiinden, şehre su getirilir. Bu su kemerlerinin arasından aynı zamanda, şehirdeki, ünlü “Jüpiter Tapınağı”na giden, kutsal yol geçmektedir.

Türkler döneminde ise, buranın ismi, Hıristiyan kasabası anlamında “Kilise Hisar” ve daha sonra ise “Kemerhisar” olarak isimlendirilmiştir.

Niğde Bor Tyana

Günümüzde, burada görebilecekleriniz:

Roma döneminden günümüze sağlam olarak gelebilmiş olan “su kemerleri” ve “Roma havuzu” dur.

Niğde Bor Roma Havuzu

ROMA HAVUZU:

İlçede Bahçeli kasabasındadır. Kasaba merkezine yaklaşık 4 km uzaklıkta Köşk Höyük’ün hemen yakınındaki kayalığın yanında yer almaktadır.

Havuzu besleyen Köşk Pınarı olarak adlandırılan kaynak suyu, kayalığın eteğindeki kireçtaşı katmanların arasından çıkmaktadır. Günümüzde halen daha sürekli bir şekilde akan bu su, gerek yakınlardaki Neolitik Döneme kadar geri giden Köşk Höyük yerleşmesini ve sonrasında Tyana yerleşmesini besleyen önemli bir kaynaktır. Bu yüzden Roma havuzunun burada yapılmasındaki en önemli faktörün, burada bulunan kaynak suyu olduğu düşünülmektedir.

Havuzun Roma dönemine ait olduğu, özellikle Hadrian ve Trajan dönemlerinde (MS 2’nci yüzyıl) yapıldığı düşünülür.

Dikdörtgen bir plana sahip olan havuzun doğu kısa kenarı 20.75 metre, uzun kenarları ise 62 metredir. Havuzun derinliği yaklaşık 224 cm olarak ölçülmektedir. Olağanüstü boyutlara sahip bu havuzun günümüze kadar iyi durumda korunagelmesinde içindeki uzun süreli çöküntü dolgunun etkili olduğu söylenir. Havuzun sadece güneybatı köşesinde küçük bir bölüm eksik olup buna bu kısımdaki arazideki eğim etkili olmuş olmalıdır.

Öte yandan, gerek havuzun dikkat çekici ölçüleri gerekse gösterişli mermer kaplamaları havuzun bir su depolama alanından farklı bir fonksiyona sahip olabileceğini akla getirmektedir. Kente taşınması gereken suyun öncelikle bir rezervuarda toplanması gerekliydi. Ancak bunun için küçük ve sade bir havuz yeterliydi.

Araştırmacılar tarafından ileri sürülen düşüncelere göre: havuz sahip olduğu büyük boyutları ve özenli kaplamasıyla Tyana su sisteminin başlangıç noktası olmasının yanı sıra başka bir amaç için de inşa edilmiş olmalıydı.  Havuz muhtemelen kent dışında yer alan bir yapı gurubunun bir parçası veya bir yüzme havuzu işlevi görmekteydi.

Hatta: havuzun, “dünyanın ilk açık olimpik yüzme havuzu” olduğu ifadesi kullanılmaktadır.

Havuz çevresinden gelen ve İmparatorluk dönemine tarihlenen bir dizi heykeltıraşlık eser de havuzun kırsal bir bahçenin veya villanın bir parçası olabileceğini düşündürür.

Havuzun duvarları temel seviyesindeki büyük gözenekli bloklar ve bunun üzerine yerleştirilmiş mermer bloklardan inşa edilmiştir.

İki kısımdan oluşan kaide kısmı en altta düzgün mermer bloklardan ve üzerine yerleştirilmiş düz, geniş bir kymaya sahip kaide kısmından oluşmaktadır. Kaidenin üstünde yukarı kısmında band kuşağı yer alan orthasdat bloklar ve bununda üzerinde öne doğru çıkıntı yapan bir baş profili yer almaktadır. Uzun kenarların her birinde doğu köşelerde, kaide profilinin altıda kanal açıklıkları yer almaktadır. Bu noktalarda havuza su girişi veya su çıkışı tespit edilemediğinden bu açıklıkların işlevi anlaşılamamıştır.

Havuzun zemini bugün kaynak suyunun getirmiş olduğu çakıl taşları ile kaplı olduğu için tabanın döşemesi ile ilgili bir şey söylemek mümkün olmaz. Ancak oldukça gösterişli mermer düzenlemeye sahip havuzun tabanının yine mermer bir döşeme ile tamamlanmış olabileceği düşünülür. Yöre sakinleri havuz tabanında mozaik döşeme olduğunu söylerler. Buna karşın gerek havuzun içindeki dolgu gerekse sürekli akan su dolayısıyla bu bilgiyi doğrulayacak bir araştırma yapılmamıştır. Bununla birlikte havuzun doğu kısmında suyun büyük bir basınçla fışkırması zeminin mozaik bir döşemeye sahip olabileceğini düşündürür.

Evet, havuz;  erken İmparatorluk döneminde, MS 1’nci yüzyılın ikinci yarısına veya 2’nci yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Ancak havuzun, su iletim sistemini oluşturan kanal ve su kemerleriyle aynı dönemde planlanmış ve inşa edilmiş olabileceği de gerçektir. 2003 yılında havuzun batıda kalan kısa kenarında suyun tahliye kanallarını belirlemek için yapılan kazılarda, MS 3’ncü yüzyıl başlarına ait sikkeler ele geçirilmiştir.

 Şimdi gelelim suyun taşındığı sisteme:

Tyana kentinin ihtiyaç duyduğu suyu kente taşıyan sistem esasen iki aşamalı bir sistemdir. Bu sistemin en önemli ayağını ise su kemerleri oluşturmaktadır. Ancak Roma Havuzundan suyun çıkışı direkt su kemerleri ile gerçekleşmemiştir. 1996 yılında Saray Camii yakınlarında yer alan Bahçelideki yapı çalışmaları sırasında yaklaşık 2 metre derinlikte su kanalına ait oluk taşları bulunmuştur. Kaba yontulmuş ince gözenekli bloklardan oluşan oluk taşlarının uzunluğu 1.5-2.1 metre arasında, oluk kısmı ise 26, 30 cm derinlikte ve 27-33 cm genişliğindedir. Çalışmalar sırasında su kanalına ait oluk taşları ile birlikte çeşitli ölçülerde muhtemelen oluk kısmını kapatmakta kullanılan taş bloklar ele geçmiştir. Su kanalına ait buluntular göstermektedir ki Tyna şehrine iletilen su Roma Havuzu ile Saray camii arasında yer altına düzenli bir eğimli döşenmiş kanallardan iletilmekteydi.

Su daha sonra yüzeydeki su kemerleriyle kente aktarılırmış.

Evet, havuzun bulunduğu yerde: Tanrı Jüpiter için, bir mermer tapınak yapılır ve tapınağın hemen önünden çıkan bu su, kendisi adına adanır.

Jüpiter Tapınağının yapımında kullanılan ve daha sonra çevrede dağınık olarak bulunan mermer parçalar günümüzde, Kemerhisar açık hava müzesinde görülüyor.

Özellikle: su perilerini gösteren alınlık ve friz parçalarından bir kısmı ise, günümüzde Niğde Müzesinde sergilenmektedir.

Tüm bunların yanında: Semiramis tepesinde, Dorik tarzda bir mermer sütun görülmektedir.

Sonuç olarak, zaman içinde havuzun onarımları yapılmış, ancak birçok durumda orijinal özelliklerini büyük ölçüde korumuştur.

Niğde Bor Su Kemerleri

SU KEMERLERİ

Bu su kemerleri: Adana-Kayseri yolu ve Roma havuzunun kesişim noktasının, 4 km. kuzeyindedir.

Günümüzde halen küçük bir bölümü ayakta kalabilen su kemerleri, 2 mil uzaklıktaki büyük bir kaynağın sularını (Bahçeli kasabasındaki Köşk Pınarı suyunu)  Tyana şehrindeki büyük sarnıca ulaştırıyordu. 2002 yılında su kemerlerinin bitiş noktasında kentin su dağıtım havuzunu bulmaya yönelik çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda su dağıtım havuzunun kemer ayaklarının hemen bitiş noktasında olmadığı, muhtemelen daha batıda olabileceği anlaşılmıştır.

Buradan tesis edilen şehir içi su şebekesi sayesinde bütün mahallelerin sudan faydalanması sağlanıyordu.

Evet, Su kemerleri, 15 adet kemerden oluşmaktadır.

Su kemerlerinin en yükseği 7-7.5 metredir. En yüksek su kemeri, kente en yakın konumdaki kemerlerdir.

Kemer ayakları mesafe, yaklaşık 3.34-3.56 metre arasında değişir. Kemer ayaklarının bitiş noktasında, kemer yayının başlangıcında aynı malzemeden yapılmış bir taç bulunur.

Kemerler, büyük, kaba ve yontulmuş bloklardan harç kullanılmadan oluşturulmuştur.

Matematikteki altın oran kullanılarak yapılan 4.3 km uzunluğundaki tarihi su kemerleri, 30 bin kişinin su ihtiyacını karşılayabiliyormuş. Yapımında büyük boyutlu bloklar kullanılan kemerlerde, ince taş işçiliği görülmemektedir.

Niğde Bor Su Kemerleri

Evet günümüzde su kemerlerinin sadece 1.3 km lik bölümü ayakta kalmıştır. Köşk Pınarı kesiminde toprak altında olan kesimlerinde yörede yapılan tarımsal faaliyetler sırasında çeşitli kazılarda ortaya çıkan traverten bloklar, bazı kesimlerdeki bahçe duvarı ve yol amaçlı yükseltilerin altında olduğu tahmin edilmektedir.

Kemerler düz bir hat üzerinde olmayıp, dalgalı bir hat sunmaktadır.

Kemerhisar kasabasının yerleşiminin kuzeydoğu giriş kesiminde toprak üstüne çıkan kemerlerden alınan taşlar ile yöre halkı bahçe duvarı, mesken duvarı gibi alanlarda kullanarak tahribatı hızlandırmıştır.

Evet, MS 98 yılında Roma imparatoru olan Traianus döneminde inşasına başlanan görkemli su kemerleri, İmparator Hadrianus döneminde  bitirilmiştir.

Kaynak suları: yer altı kanalları ile yolculuğuna başlar, daha sonra yüzeye çıkar ve kalıplaşmış beyaz taşlarla döşeli, dikdörtgen şeklindeki Roma havuzunda toplanır ve uzun bir çizgi halinde uzanan kemerler üzerinde taşınır.

Ünlü tarihçi Ramsay, 1882 yılında Tyana’yı ziyaret ettiğinde kemerlerin tamamının eksiksiz olduğunu ifade etmiştir.

 

DÜŞÜNÜR APOLLONİUS;

Çünkü, burası, ünlü düşünür “Apollon” un doğum yeridir. Tynalı Apollonius; 1’nci yüzyılda yaşamış, ünlü bir öğretmen ve filozoftur.

Aynı zamanda Hz İsa’nin çağdaşıdır. Hayvan kurbanlarının kınayan, et yemeyen, yün elbise giymeyen ve varlığını fakirlere dağıttığı söylenen Apollonius’un yaşam öyküsü, Kemerhisar’da bugün bile dilden dile dolaşmaktadır.

Hatta: Batı dünyasının en ünlü filozofu olarak da tanımlanır. Kendisi: Türkiye’nin büyük bölümünü, İran, Hindistan ve Mısır bölgelerini gezmiştir. Bu seyahatlerinde, doğuya özgü mistisizmi öğrenmiştir.

Düşünceleri ve inançları ile, o dönemdeki bir çok lidere karşı gelebilmeyi göze almıştır. Genel anlamda: mucizeler yaratan biri olarak bilinir ve tanınır.

Hatta: 80’li yaşlarda iken, hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuş ve böylece, insanlar onun ölümsüz olduğuna inanmışlardır.

Niğde Bor Vaftizhane Kilise

VAFTİZHANE VE KİLİSE:

Kentin kuzeydoğu yamacında, güneydoğu-kuzeybatı doğrultusunda, sekizgen planlıdır ve Anadolu’da örneğine az rastlanır.  Kapadokya’da bu boyutta tek örnek kilisedir.

Kilisenin MS 4’ncü yüzyıldan kaldığı düşünülüyor.

Kuzeydoğuya bakan duvarının ortasında, beş cepheli apsis yer alır.

Yapının ortasında beyaz mermerden yekpare bir vaftiz teknesi bulunur.

Vaftizhanenin 15 metre kadar güneybatısında, üç nefli bazilikal planlı bir kilise yer alır.

Evet: zamanında Kapadokya’nin piskoposluk merkezi olarak kullanılan kilisede, kazı çalışmaları devam etmektedir. Kilisedeki çalışmalar tamamlanıp restore edildiğinde, önemi daha iyi anlaşılacaktır. Kapadokya’daki kiliselerin merkezi olacaktır.

Niğde Bor Sarı Saltuk Türbesi

SARI SALTUK TÜRBESİ:

Sarı Saltuk, Hacı Bektaşi Veli ile çağdaştır. Anadolu’da tasavvuf kültüründe önemli bir şahsiyettir.

Türbe: İlçe merkezinde Çarşı Mahallesindedir. Yanının 13’ncü yüzyıla ait olduğu düşünülür. Giriş kapısı yan taraftadır. Yanında demir parmaklıklı bir pencere bulunur. Kesme taşlarla onarılmıştır. İçi kare planlı, üzeri kubbe örtülüdür. Yuvarlak kemerle kareye çevrilmiştir. Arka cephede bir pencere bulunur. Haziresinde 7 adet mezar mevcuttur.

Evet günümüzde türbe inanç turizmi açısından sık ziyaret edilen bir yerdir.

Niğde Bor Bilginler Konağı

BOR BİLGİNLER KONAĞI:

İlçe merkezine bağlı Sokabaşı Mahallesinde yeni Öğretmen Evi yakınındadır.

Eski Hal binasının arkasındadır. Yani ilçe merkezine yürüme mesafesindedir. Konak: iki katlıdır. Kerpiç ve moloz taştan yapılmıştır. Ayrıca dış yüzeyler çamur sıvalıdır. Üst katta cumbalı biçimde parselin tamamı üzerine oturan kısımlar vardır. Cephelerde çıkmalar ve cumba detayları mevcuttur.

Evet konağın mimari üslubu, Geç Osmanlı dönemi özelliklerini taşıyor. Yapım tarihi olarak 1900’lü yılların başı kabul edilir. Konak. 2000 yılında sahipleri Bilgin ailesi tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığına, kültürel ve sanatsal faaliyetlerde kullanılması için bağışlanmıştır. 2007 yılında restorasyonu tamamlanmış, bodrum ve zemin kat kütüphane, 1 nci kat kültür ve sanat olarak hizmet vermektedir.

Konağın içinde Atatürk’e ait gömlek ve ayakkabı sergileniyor.

Niğde Bor Ermeni Kilisesi

ERMENİ KİLİSESİ:

Eski Saray mahallesindedir.

Bazilikal planlı kilise kesme taşlardan yapılmıştır. Kapısı önünde bulunan iki tane sütun, günümüzde araları taşlarla örülerek revaklı avlunun ana unsurlarını teşkil etmektedir. Esas giriş batı yönde olup, kitabe yeri boştur. Çevresi kabartma haç şeklindedir. Freskler tamamen tahrip edilmiş olup, izleri ancak kemer içlerinde görülebilmektedir. Sütun başlıkları da yaprak motifleriyle süslüdür. Kırma çatısında bazalt taş plakalar ile kaplıdır. Yapı, muhtemelen 19’ncu yüzyıla tarihlenmektedir.