Bulunduğu karayolu üzerinde, son ulaşım noktasıdır. Bu yüzden, herhangi bir yere gelip-giderken uğrayıp görebileceğiniz bir yer değil. Özellikle, ana yoldan sapıldıktan sonraki 14 km. lik bölüm oldukça virajlı ve zor bir yoldur.
Adıyaman Tut
ULAŞIM
Tut, bağlı bulunduğu Adıyaman il merkezine 47 km. uzaklıktadır. İlçe: Adıyaman-Malatya kara yoluna 14 km. lik bir ara yol ile bağlanmaktadır. Söz konusu yolun en büyük özelliği ise, çok virajlı olmasıdır. Bu yol üzerinden Adıyaman iline varılır. İlçe Adıyaman hava alanına 60 km uzaklıktadır.
TARİH
Tut ve çevresi tarihi çok eskilere gitmektedir. Kaşlıca ve Sürmene yöresinde tarihi eserler bulunur. Kurulan deresi yanında Ermişdere adında bir kale bucağın batısındaki Sürmen denen yerde ise ev kalıntıları, yatak yerleri ve mezarlar vardır.
1560 yılına ait Kanuni Sultan Süleyman dönemi tahrir defterindeki kayıtlara göre, ilçe o dönemde önemli bir yerleşim yeridir. Yerleşim biriminin Şeyh Abdurrahman Erzincani vakfı olduğu belirtiliyor.
Yöredeki yerleşim: Oğuz boyları ile Türkmen ve Yörük izleri taşır.
Tut, Kaşlıca köyünün yerinde kurulmuş ve burada Türkler ve Rumlar birlikte yaşamışlardır. Ancak, Türkler çıkan bir anlaşmazlık sonucu köyden ayrılırlar ve şimdiki yere taşınırlar.
Adıyaman Tut
GENEL
Bölge: Güneydoğu Toros dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Güney ve batı bölümler, Göksu ırmağı ile çevrilmiştir. Arazi genellikle dağlık ve engebelidir.
Denizden yükseklik, 1050 metredir. Bunun sonucu olarak, ilçe merkezi bir yayla konumundadır.
Fırat nehrinin bir kolu olan Göksu ırmağı, ilçenin güneyinden geçer. Göksu ırmağı nedeniyle, yörede her türlü meyve ve sebze yetiştirilmektedir.
İlçe halkının büyük kısmı ise, yurt dışına işçi olarak çalışmaya gitmiştir. Çünkü: tarım alanları kısıtlıdır ve sanayi kuruluşu bulunmamaktadır.
Bu yüzden, yörede oturan gençlerin büyük çoğunluğu: yaz döneminde Adana ve Mersin yörelerine mevsimlik işçi olarak çalışmaya gitmektedirler.
Bunun dışında, yörede, 1950’li yıllara kadar “Tut bezi” olarak önem kazanan bir dokuma türü, ekonominin başlıca etkinliği olmuştur.
Ancak makineli üretim yüzünden, günümüzde, bu el sanatı yok olmuştur. Bugün ilçede tamamen doğal yollarla yapılan halıcılık önem kazanmaktadır.
Yörede: kalitesi ve güzelliğiyle göze çarpan “Azeri” halıları dokunmakta ve çoğu yurt dışına ihraç edilmektedir. Halılar, özellikle, Amerikalılar tarafından tercih edilir.
Yörenin iklimine gelince: burada yayla iklimi görülür. Güney kısımlarda ise, sahil iklimi egemendir. Buna bağlı olarak, yazları kurak ve sıcak, kışları ise yükselti nedeniyle soğuk ve kar yağışlıdır.
İlçenin her yeri dut ağacı ile doludur. Ayrıca ceviz, badem ve öteki meyve ağaçları da boldur. Yüzyıllardır sağlık iksiri dut, bu topraklarda yetiştirilir.
Hatta “Tut” ilçesinin ismi “Dut” tan geliyormuş. Çünkü bu ilçede duta, tut deniliyor. Evet burada önce dut geliyor.
Yörede bu meyveden çok şifalı olduğu bilinen dut pekmezi yapılıyor.
Ayrıca kurutularak pestil yapılıyor ya da kurut dut olarak çerez şeklinde oldukça fazla tüketiliyor. İlçede, duttan sonra ise incir gelir. Hem tazesi, hem kurusu, sonra yaş ve kuru üzüm. Hem karası hem kırmızısından.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Tut yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz önereceklerim: Maş Aşı yani Muaşer Cıvığı olabilir.
Nohut ve bulgur ile yapılan bu yemek, yöresel özellikler taşımaktadır. Bir diğer önereceğim yemek ise, Kara Şoğra’dır. Mercimek, döğme ve nohut ile yapılır.
Abdurrahman Erzincani
Tut yöresinde, Osmanlı-Türk yerleşiminin öncüsü, Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin oğlu Mehmet Erzincani’dir.
Kendisi, söylentilere göre: Erzincan’dan Adıyaman’ın merkez Zey köyüne gelerek yerleşmiştir.
Oğlu Mehmet Erzincani ise, Zey yönünden Tut’a gelmiş ve buradaki Türk İslam hareketine öncülük etmiştir.
Mehmet Erzincani, burada ilk olarak Ulu Cami’yi yaptırmış, ayrıca Göksu çayı üzerindeki Vijne köprüsü, Şepker çayı üzerindeki Şepker köprüsü, Ayniye mahallesi ve Fethiye arasındaki Dışpınar çeşmesini yaptırmıştır.
Adıyaman Tut Abdurrahman Erzincani Türbesi
Abdurrahman Erzincani Türbesi
Türbe şehir merkezine 8 km uzaklıktaki İndere (Zey) köyündedir.
Kendisi Adıyaman’a geldiğinde bu köyde yaşamıştır.
Doğum tarihi net olarak bilinmez. Ancak söylentilere göre, Sultan IV. Murat döneminde yaşamıştır.
Türbesi, köye hakim bir tepe üzerindedir.
Günümüzde bir ziyaret yeri olarak kullanılmaktadır.
Halk arasındaki inanışlara göre, türbeyi ziyaret edenlerin akıl ve sinir hastalığından şifa bulacağına inanılır.
Hatta, yine burada misafirler için 100 adet yatak temin edilmiştir.
Ancak sadece hastalar değil, dilek dilemek ve adak adamak isteyenler de burayı ziyaret ederler.
Türbenin çevresinde çeşitli ilaveler yapılmış, türbe yeşil renge boyanarak tarihi dokusu kaybolmuştur.
Türbenin içinde, kendisi ve ailesinin sandukaları vardır.
Adıyaman Tut Yamaç Paraşütü ve Hava Sporları Festivali
YAMAÇ PARAŞÜTÜ VE HAVA SPORLARI FESTİVALİ
Yamaç paraşütü şenliği, her yıl Haziran ayında Tut ilçesinde yapılmaktadır.
Festival, Tut Kaymakamlığı ve Tut Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenir. Uçuşlar Ali Dağı mesire alanında, Atatürk Barajına doğru yapılıyor.
Adıyaman Tut
GEZİLECEK YERLER
Adıyaman Tut Ulu camiAdıyaman Tut Ulu cami
ULU CAMİ
İlçe merkezindedir.
Minaresinin kaidesi üzerindeki yapım kitabesine göre 1736 yıllarında Hacı Hasan tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.
Selçuklu ve Osmanlı mimarisini barındırmaktadır.
Düzgün kesme taştan yapılmış minareye sahip caminin doğu ve güney cephe beden duvarları da kesme taştan yapılmıştır.
Caminin iç kısmı, 12 sütun üzerine kurulmuş olup, taş sütunlar Osmanlı motifleri ve desenlerle simetrik süslenmiştir.
Son cemaat yeri iki kemerlidir.
Caminin üzeri düz dam olup saç ile örtülüdür.
Caminin içinde dörtgen ayaklara ve sütunlara oturan üç sıra kemerli yapı ve üzeri tavan ahşap kaplamadır.
Minaresi tek şerefeli ve taştan yapılmıştır. Caminin son onarımı, 1953 yılında yapılmıştır.
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli büyük depremde Ulucami, yıkılmış minaresiyle hakikaten terk edilmiş durumdadır. Ancak camide ne kadar hasar olduğu ve depremden sonra herhangi bir restorasyon yapılıp yapılmadığı hakkında, bilgi bulamadım.
Tut Anıt Çınar Ağacı
Anıt Çınar Ağacı
Ulu caminin yakınındadır.
Doğal su kaynağı başında bulunan ve yaklaşık 600 yıllık olduğu tahmin edilen çınar ağacı, doğal sit alanı olarak tescillenmiştir.
Gövdesi 5.40 metre olan çınar ağacının uzunluğu 45 metredir. Yaşı, tepe çapı, gövde çapı, boy uzunluğu gibi kriterlerle, kendi türünün standartlarının çok üzerinde olan ağaç, önemli tabiat varlıkları arasında yer almaktadır.
Tut ilçesine ziyarete gelenler mutlaka çınar ağacını da görmektedirler.
Tut Anıt Çınar Ağacı
Evet son bir not, ilçe merkezinde anıt çınar ağacının dibinde yapılan izinsiz doğal gaz kazı çalışmasında, iş makinası ağacın köklerini parçalamıştır. Olayın sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur, sonuç mu ne? Bilmiyorum, bilen varsa yazarsa biz de öğreniriz.
ŞEBKER KÖPRÜSÜ
İlçe merkezine bağlı Tepecik köyü ile Adıyaman’ın merkeze bağlı Şerefli köyünü birbirine bağlar.
Tut ilçesinin sınırlarını çizen Şebker çayının dar ve kayalık bir kısmına oturtulmuştur. Şebker çayı, Mestikeoğlu, Köseli ve Muş (Pınarbaşı) yerleşim birimlerinin arazilerini sulayarak Göksu’ya ulaşmaktadır.
Köprü oldukça eski bir yapıdır ve doğal formundan dolayı (dar kayalık kısımda olması) nedeniyle bu güne kadar ayakta kalmayı başarmıştır.
Tut Kaşlıca kalesi Mihri Babil Kalesi
KAŞLICA KALESİ/MİHRİBABİL KALESİ
Kaşlıca köyünün doğusunda, Aşağı evler denilen mevkidedir.
Köy ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.
Kale, Aşağı evler mezrasının yanında, derenin içinde inşa edilmiştir.
Babil krallığı zamanında yapıldığı düşünülmektedir.
Bu yüzden, halk arasında Mihri Babil kalesi olarak da bilinir.
Kaleler genel olarak yüksek yerlere yapılmasına rağmen, Kaşlıca kalesi, Kaşlıca-Aşağı evlerin bulunduğu vadi içine yapılmıştır.
Düz ve uzun bir vadi üzerinde yaklaşık 50 metre yükseklikte bir kayalığın üzerinde yer alır.
Genel olarak kaleler yüksek yerlerde kurulmasına karşın, bu kale vadi içinde yapılmıştır. Kale duvarları moloz taş örgü ile yapılmıştır.
Kalenin girişinin sağında ise sarnıç bulunmaktadır.
Kalenin içinde yüksek noktalarda halkın karakol ya da gözetleme yeri dediği yerler vardır.
Battal Gazi’nin Malatya’dan gelerek bu kaleyi fethettiği rivayet ediliyor.
Günümüzde kalenin içinde: duvar kalıntıları, ok mahmuzları ve kenar kısımlarında su kanalları kalıntıları bulunur.
MALKAYISI
Meryemuşağı köyü yakınlarındadır.
Köy ilçe merkezine 9 ve il merkezine 62 km uzaklıktadır.
Osmanlı döneminde, Trabzon’dan gelip Halep’e giden kervan yolu buradan geçerdi.
Burası Osmanlı döneminde, eşkıyaların yol kestiği ve kayaları oyarak yol açtıkları bir yerdir. Bu yolun belli kısımları hala görülebilmektedir.
Tut Şeyh Ali Baba Türbesi
ŞEYH ALİ BABA TÜRBESİ
İlçe merkezinde, Fatih Mahallesi Tepebağ denilen mevkidedir.
Halk arasında: Şeyh Ala Baba olarak bilinen şahsa aittir. Kendisi, Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin oğludur. Buraya yerleşmiş, evlenmiş ve burada şehit olmuştur. Kanuni dönemi tahrir defterlerinde Tut ilçesinde Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin oğlu olarak Mehmed-i Erzincani görünmektedir. Muhtemelen zaman içinde Mehmed-i Erzincani Şeyh Ali Baba olarak anılmıştır.
Menkıbelere göre, babasının yaptırdığı caminin mihrabının Kıble’ye bakmadığını söyleyip durmuştur. Babası daha fazla dayanamamış ve onu elinden tuttuğu gibi mihraba götürmüştür. Şeyh Ali Baba baktığında caminin mihrabının Kıble’ye doğru olduğunu görmüştür. Bunun üzerine utancından bir daha babasının yüzüne bakamamış ve Tut’a gelip yerleşmiştir.
Burayı ziyarete giden felçli ve akıl sağlığı bozuk olan hastalar: gelenekler gereği: bir gece burada yatarlar, pilav pişirirler ve çevredeki evlere dağıtırlar. Böylece: hastalıklarına şifa umarlar.
EVRENTEPE TÜRBESİ
Burası da ilçe merkezine bağlı Akçatepe köyündedir.
Türbe yakınında bulunan mezar taşının ilginç bir hikayesi var ve bu hikaye Adıyaman merkez ve ilçeleriyle köylerde anlatılmaya devam ediliyor.
“Bir zamanlar, zamanın kralının güzel bir kızı varmış. Bu kızı gören Hüseyin Gazi, amcasının oğluna kızın güzelliğini anlatır. Ancak: yine aynı dönemde Hüseyin Gazi: kralın adamları tarafından öldürülür.
Bunun üzerine, Hüseyin Gazi’nin sülalesi, intikam almak için kralın kızını kaçırmayı planlarlar ve bunun için, yakışıklı bir genç olan “Güzel Oğlan” görevlendirilir.
Güzel oğlan, kaleye gelir, kralın kızını kaçırır, ancak kalenin 3 km. kuzeyinde, günümüzdeki türbenin 500 metre doğusunda kralın adamları tarafından yakalanırlar ve her ikisi de öldürülür.
Öldürüldükleri yerde, ufak bir taş, mezar taşı olarak kullanılır.
PINARBAŞI MESİRE ALANI
İlçe merkezine çok yakındır.
Doğal kaynak suları, ağaçlık alanları ve piknik yerleriyle özellikle yaz aylarında yöre halkının sıkça gittiği bir mesire yeridir. Modern kamelya ve yeşil alanları bulunmaktadır.
Pınarbaşı mesire alanında kapalı alan yapımı da tamamlanmıştır ve böylece mesire alanı 4 mevsim hizmete girmiştir.
İsmi: İtalyanca “Spalato” dur. Dünyanın en güzel şehri ve Akdeniz’in çiçeği olarak da bilinir. Hatta: birçok ünlü Hırvat sporcunun Split doğumlu olması nedeniyle, şehre “Dünyanın en sportif şehri” de denilir.
Bu kentin başlıca sembolü: Dalmaçyalı cinsi köpek ve eşektir.
Hırvatistan Split
ULAŞIM
Split havaalanı, Zagreb havaalanından sonra, Hırvat ülkesinin en ünlü ikinci havaalanıdır. Havaalanı, şehir merkezine 25 km. uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasında çalışan otobüslerin ücreti: 30 kn.dur. Pleso Taşımacılık tarafından bu servis hizmeti verilmektedir.
TARİHİ
Şehirdeki ilk yerleşimcilerin, 3 ve 4’ncü yüzyıllar arasında, Romalılar olduğu biliniyor.
Günümüzde, Split şehrinden 5 km. uzakta, Solin denilen yerde: 295 yılında, Roma İmparatoru Dicletianus; emekliliğini geçirmek üzere, burada büyük bir saray yaptırır.
Bu muhteşem büyük sarayın yapımı: on yıllar alır ve 313 yılında ölünceye kadar, kendisi bu sarayda yaşar. Ölümünden sonra ise: birçok Romalı aristokrat, sarayda yaşamaya devam eder. Hatta: saray, 6’ncı yüzyıla gelindiğinde, bir sığınak olarak kullanılmaya devam eder.
7’nci yüzyıla gelindiğinde ise, saray terk edilir.
11’nci yüzyıla gelindiğinde ise: saray çevresindeki alanlar önemli ölçüde büyür. 1420 yılında, şehir, Venedikliler tarafından ele geçirilir. 1797 yılında ise, bu kez Avusturyalılar egemenliği ele geçirirler.
1941 yılında bu kez, İtalyan işgali görülür. Dünya Savaşından sonra Yugoslavya’nın bir parçası olan şehir; 1991 yılındaki iç savaştan fazla zarar görmez. Çünkü: bölünmüş Yugoslav Deniz Kuvvetleri güçleri şehirde konuşlanmıştır.
Hırvatistan Split
GENEL
Hırvatistan ülkesinin ikinci büyük şehridir. Nüfus, burada yaklaşık 200 bin kişinin üzerindedir. Adriyatik denizi kıyısında, ülkenin en büyük şehridir. Dalmaçya bölgesinin idari merkezidir.
Hırvatların en büyük özelliklerinin başında, tarihi yerleri korumaya almamaları ve kullanıma açmaları geliyor. Özellikle, bu şehirde, hiçbir tarihi bina, kullanım dışı tutulmuyor. Hatta, yörenin insanı, bunları önemli bir gelir kapısı olarak görüyor.
Hırvatistan Split
Split Üniversitesi: 1974 yılında kurulmuş olup, günümüzde şehirde 12 fakültede, 26 bin öğrenci eğitim görmektedir.
Şehirdeki: Brodosplit tersanesi ise, Hırvatistan ülkesinin en büyüğüdür. Tersanede, yaklaşık 4000 kişi çalışmaktadır. Burada yapılan birçok tanker, konteyner gemisi, yük gemileri, denizaltılar, devriye botları, yolcu gemilerinin büyük bölümü ülke dışına ihraç edilmektedir.
ŞEHİR İÇİ ULAŞIM
Şehir içi toplu taşıma hizmeti: Promet AŞ isimli bir firma tarafından verilmektedir. Şehirdeki otobüslerin çoğu yeni olmasına rağmen, birçoğu eski ve harap durumdadır. Biletler: büfelerden veya otobüs şoförlerinden satın alınıyor. Ancak, otobüsten sadece tek seferlik otobüs bileti satın alabilirsiniz.
Tek seferlik otobüs bileti: 10 kn. Bunu büfeden satın alırsanız: 8 kn. İki yolculuk için otobüs bileti: 16 kn. Bir aylık kullanılabilen, sınırsız otobüs bileti ise: 260 kn. dur. Otobüse bindiğinizde, sarı makineye biletinizi okutmalı ve doğrulama için sürücüye vermelisiniz.
Split Soparnik
NE YENİR
Şehirde, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: “Soparnik” tatmalısınız. Bu: sebze ile doldurulmuş ve ateşte pişirilmiş bir tür hamur yemeğidir. Üstüne: zeytinyağı ve sarımsak ilave ediliyor.
Split Red Room
GECE HAYATI
Şehirdeki gece hayatı nispeten renklidir. Özellikle: Diocletian sarayı yakınlarındaki “Red Room” denilen mekanı önerebilirim. Dosud caddesindeki “Academia Ghetto Club” da önerilebilecek güzel bir yer.
Bunların dışında ise: şehirde, gece hayatının en ünlü noktaları, şunlardır:
O’Hara: Burası, iki katlı, rock ve pop müzik ağırlıklı bir gece kulübüdür.
Vanilla Club: Yüzme havuzu da bulunan, yabancı pop müziklerinin çalındığı bir yer olarak önem kazanıyor.
Hemingway Bar: Son derece süslü bir kulüp olarak öne çıkmaktadır.
NEREDE KALINIR
Şehirde, kalınabilecek başlıca oteller şunlardır:
Adria Hostel: Split ile Omis arasındaki sahil yolundadır. Şehir merkezine 12 km. uzaklıktadır. Buradaki yatak fiyatları: 15-25 Euro arasındadır.
Al Place Hostel: Burası: Petra Kruzica bölgesindedir. Büyük bir hosteldir.
Old Town Hostel: Dominisova bölgesindedir.
Bunların dışında, özellikle otobüs ile şehre ulaştığınızda, otobüs terminalinde, evinin bir bölümünü şehre gelen turistlere kiraya verenlerle karşılaşacaksınız, bunları değerlendirebilirsiniz.
NE SATIN ALINIR
Şehirde: güzel çiçekler ve ev yapımı Hırvat rakısı satılan kent pazarı var. Hemen duvarların dışındadır. Bunun dışında: şehirde, bolca ayakkabı ve gözlük satılan mağaza-dükkan var. Özellikle: ayakkabı mağazaları aşırı miktarda bulunuyor.
Ayrıca: buradan el yapımı İtalyan deri çantalar, takılar ve kravat bulup satın alabilirsiniz. El yapımı, yalnızca giyecek ve süs eşyaları ile sınırlı değil. Ayrıca: kaliteli şaraplar, preslenmiş zeytinyağları ve daha birçok el yapımı hediyelik eşya bulup satın alabilirsiniz.
Hırvatistan Split
GEZİLECEK YERLER
1979 yılında, Split tarihi merkezi, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Split şehrinin, Hırvat kültür merkezi olduğu söylenir.
Split şehrindeki gezimize: eski şehri gezerek başlıyoruz. Eski şehre: Doğu kapısından giriyoruz. Çünkü: şehrin çevresi surlarla çevrili ve her yönde, 4 kapısı bulunuyor.
Bu kapılardan başlıcası : antik dönemdeki komşusu Salona şehrine bakan: Altın kapıdır (Porte Aurea) . Diğer kapılar ise: Gümüş kapı (Porte Argentea), Demir kapı (Porte Ferrea), Bronz/Tunç kapı (Porte Aenea).
Biz: gezimize başlarken, Gümüş kapıdan eski şehre giriyoruz. Hemen karşımıza: İmparator Diocletian’ın mozolesi yani mezarı olarak yapılan, St.Domnius Katedrali çıkıyor.
Hırvatistan Split Cathedral of St Domnius
CATHEDRAL OF ST DOMNİUS-WORCESTER SVETİ DUJE
Şehrin doğu bölümündedir.
Burası, başlangıçta, Roma sarayı ile aynı zamanda, İmparator Diocletion için bir mezar olarak, 305 yılında yapılmıştır.
Bir Roma tapınağı ve Katolik kilisesi karışımı gibi inşa edilmiştir.
Ancak: 7’nci yüzyıla gelindiğinde, Hıristiyan halk Salona’dan kaçıp Split şehrine yerleştiğinde, Diocletian’ın mozolesi bu topluluk tarafından Hıristiyan katedraline dönüştürülmüştür. Aziz Domnius ve diğer azizlerin kalıntıları Salona’dan buraya getirilmiştir.
Aynı tarihte, İmparator St. Domnius’un ölüsü, bu mozoleden çıkarılıyor ve burası kiliseye çevriliyor.
Yapının orijinal formu sekizgendir. Sekizgen çevresinde peripteros tarzında, toplam 24 sütun vardır. Bu sütunlar mozole/pervetire kısmını çevreliyor. İç kısımda, 8 büyük kırmızı granit Korint sütun ve bunların üstünde daha küçük sütunlar bulunuyor. Kubbenin alt kısmı tuğlalarla yelpaze deseninde, üst kısmı yuvarlak düzenlemelidir. Mozole döneminde kubbe mozaiklerle süslenmişti.
Girişteki kapılar ceviz ağacından yapılmış, Andrija Buvina adlı sanatçı tarafından 1214 yılında oyulmuştur. Kapılar 28 sahneye sahiptir. İsa’nın yaşamından sahneler görülür. İçeride pulpit yani ses kürsüsü, 13’ncü yüzyıldan, altı sütun üzerine yerleştirilmiş, bilind arcede tarzında, renkli mermer sütunlarla süslenmiştir.
Split St Duje Çan Kulesi
Kilise hala aktif olarak kullanılmakta, kutsal ayinler düzenlenmektedir. Ancak 20’nci yüzyılın başında restorasyon çalışmaları yapılmış, bazı orijinal süslemeler kaldırılmıştır.
Hırvatistan Split St Duje çan kulesi
ST. DUJE ÇAN KULESİ
Şehrin simgesidir. Kilisenin hemen yanındadır.
Çan kulesinin yapımına 13’ncü yüzyılda başlanmıştır. İnşası yaklaşık 16’ncı yüzyıla kadar sürmüştür. Bu süre içinde kule Romanesk ve Gotik üsluplardan etkilenmiştir. 1890-1908 yılları arasında büyük bir restorasyon yapılmıştır. Bu restorasyon sırasında birçok orijinal süsleme ve kabartmalar kaldırılmış, kule tarzı bazı açılardan sadeleştirilmiş ve bazı bölümleri yeniden düzenlenmiştir.
Evet kulenin yüksekliği 57 metredir. Kat sayısı, altı seviyelidir. Üst katları Gotik ve Rönesans etkileri taşır, alt katları daha Romanesk bir görünüm sergiler. Yüksek katlara çıkıldıkça yapının inceleşen ve daha açık pencereli, daha hafif görünümlü bir mimariye sahip olduğu görülür.
Yapının taş detayları, mazgal pencereler, kemerler ve sütun başlıkları hem işlevsel hem dekoratif öğelerdir.
Evet kuleye çıkmak isterseniz, ayrı bir bilet almak gerekiyor. Bilet aldığınızda ise, dar merdivenlerden çıkarak şehrin muhteşem bir manzarasını görebiliyorsunuz.
Split Jupiter Tapınağı Vaftizhane
JUPİTER TAPINAĞI-VAFTİZHANE
Daha sonra: Diocletian Sarayında, 5’nci yüzyılda, Jupiter tapınağı olarak hizmet etmiş ve daha sonra St. Jhon Vaftizhanesine dönüştürülmüş bir yeri görüyoruz.
Vaftizhane, orijinalinde Jüpiter Tapınağı olarak inşa edilmiş bir yapıdır. İnşa tarihi, Diocletian Sarayının yapımıyla paraleldir. Yaklaşık MS 295-305 yılları arasında tapınak olarak yapılmıştır. Daha sonra Geç Antik Çağ veya Erken Orta Çağda, tapınak St John the Baptist’a ithafen bir vaftizhane olarak kullanılmak üzere dönüştürülmüştür.
Yapının planı dikdörtkendir. Tapınak alta alınmış bir podyum üzerinde yer alır. Ön cephesi, sütunlarla desteklenmiştir. İçeride, vaftiz havuzu vardır. Bu font, 13’ncü yüzyılda oluşturulmuş ancak 11’nci yüzyıla ait parçaları spolia yani yeniden kullanım taşı olarak kullanılarak yapılmıştır.
Vaftiz havuzunun kenarında bulunan mermer levhalar süsleme ve rölyeflerle bezelidir. Doğu tarafındaki bazı levhalar, figüratif sahneler içerir, kral betimlemeleri ve motifler gibi detaylar bulunur.
İçeride, ayrıca Split şehrinin bazı piskoposlarının defin edildiği iki sarcophagus bulunmaktadır. Özellikle 10’ncu yüzyıla ait Ivan II ve 1099 yılında ölen Lovro’nun mezarları bulunur.
Çatı kısmı tonoz biçimli, oyma süslemeleri ve kasetli silindirik tonoz tarzında detaylara sahiptir.
Yapının dış cephesinde öncede bitişik yapılar bulunurken, 20’nci yüzyıl başlarında bu çevre yapıları kaldırılarak, tapınak yapısı daha özgür durumda bırakılmıştır.
Sfenks heykeli (başsız) tapınağın dış cephesinde durur. Diocletian sarayı için Mısır’dan getirilen sfenkslerden biridir. Firavun Tutmosis III zamanına ait (MÖ 1479-1425) granit bir heykeldir. Kaynaklara göre, Diocletian sarayını süslemek için toplam 12 sfenks getirtmiştir, ancak bunlardan sadece birkaçı günümüze ulaşmıştır.
Split St John Heykeli
Burada: St. John heykeli var.
Heykel, vaftizhane iç mekanında yer alıyor. Arka planda mimari öğeler ve duvar süslemeleri bulunur.
Büyük bronz St John Baptist heykeli, ünlü Hırvat heykeltıraş Ivan Mestrovıc tarafından yapılmıştır. 1953 model, daha sonra bronz dökümü yapılmıştır. 1960 yılında sergilenmek üzere buraya konulmuştur.
Heykelin detaylarında yüz ifadesi, saç, giysi kıvrımları ve duruş görülebilir. Yaklaşık 257 cm yükseklik ve 72 x 100 cm taban alanına sahiptir. Figür: Vaftizci Yahya (John the Baptist) olarak estetik bir görünüme sahiptir. Kıyafet ya da giysi çok gösterişli değildir, sade formda bir duruş sergiliyor. Elinde bir vaftiz havuzu ritüelinde kullanılan bir kap ya da leğen obje taşıdığı görülüyor. Yüzü çizgili, gözleri gölgeli, bu detaylar çile ve içsel yaşlılık/ruhsal yorgunluk vurgusu yapan bir üsluba işaret eder.
Vaftizhane şu anda ziyarete açıktır. Genelde Split’teki katedral kompleksi kapsamında bir biletle ziyaret edilebilmektedir.
Split Altın Kapı
Altın Kapı
Altın Kapı (Porte Aurea) Diocletianus Sarayı’nın kuzey girişidir. Roma İmparatorluğunun ihtişamını yansıtan önemli bir yapıdır. İnşa tarihi, MS 4’ncü yüzyıl başlarıdır. Özellikle MS 305 yılında İmparator Diocletianus’un saraya giriş yaptığı tarihte önemli bir rol oynamıştır.
Kapı dikdörtgen planlıdır. Savunma amaçlı olarak tasarlanmıştır. Dış cephesinde, Roma İmparatorları Diocletianus, Maximianus, Galerius ve Constantius Chlorus’un heykellerinin bulunduğu nişler vardır. Bu figürler, Roma’nın Tetrarşi yönetimini simgeliyordu.
16’ncı yüzyılda Venedik etkisiyle Porta Aurea olarak adlandırılmıştır. Bu isim kapının gerçek altında kaplanmasından değil, yapının görkemli ve önemli olmasından kaynaklanmaktadır.
Kapıdan içeri girildiğinde sarayın ana caddesi olan Cardo Maximus’a ulaşılır. Ortaçağ döneminde kapı kapınmış ve heykelleri kaybolmuştur. Ancak modern restorasyonlarla günümüze kazandırılmıştır.
Evet, Altın kapıdan geçerek, dar yollardan ilerliyoruz ve altın kapının hemen dışındaki, Aziz Yorgo heykeline ulaşıyoruz.
Split St Gregory Heykeli
ST GREGORY HEYKELİ-GRGUR NİNSKİ
Heykel, Split şehrinde Diocletianus Sarayının kuzey duvarının dışında, Peristil meydanına yakın bir konumda yer almaktadır.
Şehrin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir.
Aziz Gregory of Nin: 10’ncu yüzyılda, Hırvat dini lider olarak öne çıkıyor. Halkın kendi dillerinde dua etmelerini savunmuş ve Hırvat dilinin kilisede kullanılmasını teşvik etmiştir.
10’ncu yüzyılda, İncil’i, Hırvatçaya çevirmiştir.
Gelelim heykelin özelliklerine: Hırvat Heykeltıraş Ivan Mestrovıc tarafından 1929 yılında bronzdan yapılmıştır. Yükseklik yaklaşık 4.5 metredir.
Heykel, elini yukarıya kaldırarak bir işaret parmağını gösteren bir figür olarak tasarlanmıştır. Bu duruş, Gregory’nin halkı Hıristiyanlık inancına davet etme çabalarını simgeler.
Heykelin sol ayak başparmağı: yıllardır, ziyaretçiler tarafından iyi şans getireceğine inanılarak ovuşturulmaktadır. Zaten bu yüzden burası parlaktır.
Büyük olasılıkla, siz de bunu ovuşturacaksınız. Zaten, her gelen tarafından dokunulmaktan, renk değiştirmiştir.
Heykeli gördükten sonra, eski şehir bölümüne geri dönüyoruz ve St. Dominius katedralini solumuza alarak, Jupiter Tapınağı altındaki merdivenlerden inerek, Diocletian Sarayını ziyaret ediyoruz.
JUPİTER TAPINAĞI
(Tapınak hakkındaki bilgiler yukarıdadır)
Split Diocletian Sarayı
DİOCLETİAN SARAYI
UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Şehir merkezinde, antik duvarlar içindedir. Geç antik mimari dönemin en önemli ve orijinal yapısıdır. Dünyada, en iyi korunmuş Roma saraylarının başında gelmektedir. Saray geçmiş ile geleceğin farklı bir sentezini sunar.
Roma İmparatoru Diocletian tarafından inşa edilmiştir.
Saray kalıntılarını gezerseniz, özellikle: sarayın ana Diocletian: bugünkü şehrin hemen yakınında, Salona kentinde, 284 yılında Roma imparatoru olur. Ancak, imparatorluk sınırlarındaki iç çekişmeler nedeniyle, 4 imparator tarafından yönetilmektedir.
Ancak, bundan 20 yıl sonra, Diocletian, burada yaptırdığı sarayına çekilir ve imparatorluktan ayrılır.
Bu eski şehir, yani Salona şehri: 600’lü yılların başlangıcında, kuzeyden gelenler tarafından saldırıya uğrayınca, buradan kaçan yerli halk: Diocletian sarayının çevresindeki bölümlerde ev yaparak yerleşmeye başlamıştır.
Bu arada: İmparator Diocletian’ın oğlunun, İstanbul’a isim veren, Konstantin olduğunu da söylemem gerek.
Neredeyse tam bir kare biçiminde, 175 metre ve 181 x 216 metre boyutlarında olup, kare ve sekizgen kuleleri olan tahkimatlı duvarlara sahiptir. Yani çevresi; 25 metre yükseklikteki duvarlarla çevrilidir. Duvarların kalınlıkları: 1.5 metredir.
Duvarlar, Adriyatik denizi kıyısında ise, 22 metre yüksekliktedir. Kuzey cephesindeki duvarların yükseklikleri ise, 18 metredir. Kuzey-güney doğrultusunda, duvarların uzunlukları: 220 metredir.
İçeride adeta bir cardo ve decumanus gibi, iki ana sokak kesişir.
Kesinlikle bir müstahkem askeri kamp hissi verir ki, o dönemlerdeki belirsizlikler yüzünden görevleri arasında askeri önderlik de bulunan Dicoletianus, yüzyıllar önce geliştirilmiş bir Roma planlama ilkesine bağlı kalmış olabilir.
Ancak içeriye girildiğinde, bazı öğelerin daha önceye değil, 3’ncü yüzyıl sonralı ve 4’ncü yüzyıl başlarına ait olduğu görülür.
Birincisi: revaklar merkezi konumdaki prestilli bir avluda, arka tarafta, geç Roma mimarisinin en çok tercih edilen tasarımlarından birine uygun olarak, bir Roma kemeriyle birleştirilmiş, Yunan tarzı bir alınlığa bağlanır.
Ve ikincisi: imparatorun mozolesinin tepinde martyrium olarak bilinen, müstakil yuvarlak veya buradaki gibi sekizgen bir bina türündendir.
Bu, önemli kişiler veya azizlerin mezarlarını belirten veya Hıristiyanlık dönemlerinde önemli dini olayların gerçekleştiği mekanlarda yapılan (İsa’nın doğumu gibi) standart bir yapı biçimi olacaktı.
Ayrıca bu saray kompleksi bünyesinde, kuzeyde bir Altın Kapı (Porta Aurea) da vardı. Mozolenin simetrik olarak karşısında, peristil avlunun diğer yanında beşik tonozlu bir Jüpiter Tapınağı bulunurdu.
Güneyde ise, dikdörtgen biçimli büyük bir hol ile batıya doğru iki hol daha, binanın bu yanı boyunca uzanan deniz kenarındaki galeriye açılan kabul odalarıdır. (burada: yaşam alanı olarak belirtilmiştir.)
Daha sonraki inşa çalışmalarından dolayı, sarayın geri kalanı çok iyi bilinmemektedir.
Split Diocletian Sarayı
Evet sarayın mimari özelliklerine devam edelim.
Dört giriş kapısı ve 16 kulesi bulunmaktadır. İmparatorluk daireleri: güneydeki bölümde bulunuyor. Buradaki galerinin uzunluğu: 160 metre ve genişliği 7 metredir. Bu galeri, imparatorluk dairelerinin enine, paralel olarak uzanıyor.
Dalmaçya kıyılarındaki, deniz manzaralı büyük galerinin, gezinti alanı olduğu düşünülüyor.
Kuzeydeki bölümler ise: konuklar ve hizmetçiler için ayrılmıştır. İmparator: 305 yılında, tahttan çekilir ve saraya yerleşerek, ölene kadar, yani 316 yılına kadar, burada yaşar. Öldükten sonra: kuzeyden gelen Avarların akınları, yöreyi olduğu gibi, sarayı da etkiler.
639 yılına gelip te Avar akınları kesildiğinde ise, bu kez, şehirleri tahrip olan Salone insanları: buraya gelerek, sarayın yıkıntıları içine sığınırlar. Salonalılar, eski duvar ve sütun ve süslemelerden yararlanarak, evlerini buraya inşa ederler.
Burayı gezmeyi düşünürseniz: açık alan ve doğu-batı tarafı ve merkezdeki çelenk süslemeli kemer ve altı sütunlu revamla çevrili peristil bölümünü gezmeyi sakın unutmayın.
Günümüzde burası tam bir harabe ama harabe filan, hala ayakta ve şehrin insanları, hayatlarını bu eksen çevresinde geçiriyorlar. Buraya giriş ücretlidir. Ücret: 80 kn.
Split Diocletian Sarayı
Günümüzde
Sarayın tek el değmemiş bölümü: bu merdivenlerden indiğimiz bölümdedir. Yani: bir anlamda, sarayın lağım bölümüdür.
Dolayısı ile, Diocletian’ın mezarı ve sarayın birçok bölümü, zamanla değişirken, burası ismine ve durumuna atfen, hiç değişmeden günümüze ulaşmıştır. Çünkü: buraya kimse girmemiştir. Ama, burada aynı zamanda sarayın temellerinin aynen kaldığını görebiliyorsunuz.
Evet: eski şehirdeki gezimiz burada bitiyor.
Kalan zamanınızda: Peristil Meydanı bölgesindeki sokak kafelerinde veya dar sokaklarda gezerek geçirebilirsiniz. Peristil Meydanı, sarayın çevresinde, Roma dönemine ait yapılarla çevrili meydandır.
Hırvatistan Split Halk Meydanı
HALK MEYDANI-NARODNİ TRG
Sarayın batı tarafında, 15’nci yüzyılda inşa edilmiş eski belediye binasının bulunduğu alandadır. Sarayın Iron Gate (Demir Kapı) çıkışından geçilince ulaşılır. Meydan ilk kez, 13’ncü yüzyılda yerleşime açılmış, Split şehrinin merkezi Saray dışına genişledikçe halkın buluşma noktası haline gelmiştir.
Çevresi Gotik, Rönesans, Venedik ve Habsburg dönemlerinin izlerini taşıyan binalarla çevrilidir.
Split Eski Belediye Binası
1443 yılında inşa edilmiş eski Belediye Binası, meydanın kuzey cephesini uzun süre kaplamıştır. Tarzı ilk olarak Gotik mimari tarzda inşa edilmiştir, ancak 1890 yılında Neo-Gotik üslupla bazı dekorasyon ve yeniden düzenleme geçirmiştir. Ana cephede üçlü arkad görülür. Bu kemerler, Gotik dönemin karakteristik öğeleridir ve restorasyon sırasında korunmuştur. Bina 3 katlıdır. Ortaçağ’da en üst katlar yönetsel işler için kullanılıyordu. 1910-2005 yılları arasında Etnografya Müzesi olarak hizmet vermiştir.
Bugün sergiler gibi kültürel etkinliklere ev sahipliği yapar.
Split Saat Kulesi
Meydanın doğu tarafında Iron Gate’e bakan bir bina duvarında,24 saatlik saat (Roman rakamlarıyla) bulunmaktadır. Klasik saat uygulamasından farklı olarak 24 rakamlıdır. Bu sistem daha eski astronomik saat tasarımlarına dayanmaktadır ve Hırvatistan’da oldukça nadirdir. Saat mekanizması zamanla yenilenmiş olsa da orijinal 24 saatlik gösterim korunmuştur.
Kulenin orijinal yapımı Orta Çağa (13’ncü yüzyıla) kadar uzanır. Kulenin kendisi, Diocletianus Sarayının antik Roma duvarlarıyla iç içedir, bu da yapıyı mimari olarak benzersiz kılar. Cephe taş işçiliği ile dekore edilmiştir. Özellikle pencereleri çevreleyen taş süslemelerde Gotik ve Venedik tarzı izler görülür. Kulenin saati, iç mekanlardan görünmez, sadece dış cephede görünür bir şekilde yer alır.
Meydan kahveler, restoranlar, barlar ve dükkanlarla doludur. Hem gündüz hem de akşam sosyal hayatın merkezidir.
Meydanda, ayrıca: 1910 yılında kurulmuş bir Etnoğrafya Müzesi görülüyor.
Split şehri Sfenksler
İKİ ORJİNAL MISIR SFENKSİ
Bunlardan biri Peristil meydanında ve diğeri ise, Jupiter Tapınağı içindedir.
Roma imparatoru Diocletian’ın Mısır’daki askeri seferleri sonrasında MÖ yaklaşık 3500 yıl öncesine (Tutmosus III dönemine) ait granitten yapılmış sfenksler bulunmaktadır.
Toplamda 11-12 sfenksin saraya getirildiği düşünülüyor. Ancak çoğu zamanla zarar görmüş, bir kısmı parçalanmış ya da kaybolmuştur.
Sfenkslerden biri: Sarayın Peristyle meydanında, Saint Domnius Katedralı yakınındadır. Siyah granitten, uzunluğu yaklaşık 2.46 metre, yüksekliği 1 metre, genişliği 0.65 metre civarındadır. Ön kolları, pençe değil, insan kolları şeklindedir. Bu kollar arasında bir sunak vazosu taşıdığı görülür.
Diğer başsız sfenks: Temple of Jüpiter önünde, başı olmayan bir sfenks olarak durmaktadır. Bu sfensin başı kırıktır. Diğer vücut kısımları nispeten korunmuştur. Granit malzeme, hava şartları ve zamanla yaşanılan yıpranmalar sonucu bazı yüzey detayları kaybolmuştur.
Evet, Sfenksler, Diocletian’ın kendisini bir çeşit hükümdar tanrı olarak görmesi ve Mısır’daki Antik Mısır Kültürünü sembolik olarak sarayında yansıtma isteğinin bir parçası olarak getirtmiştir. Sfenksler, pagan dönemi sembolleri oldukları için Hiristiyanlığın yayılmasıyla bazıları zarar görmüş, tahrip edilmiş ya da başka yerlere taşınmıştır. Bugün kalan Sfenksler, Split şehrinin antik dönemle olan bağlantısını somut şekilde gösteren nadir eserlerden biridir.
Split Mestrovıc Gallery
MESTROVİC GALLERY
Burası, ünlü Hırvat heykeltıraş Ivan Mestrovic’in yazlık ev olarak kullandığı ve 1939 yılında tamamlanan bir villadır.
Sanatçı Ivan Mestroviç, 20’nci yüzyılın en ünlü Hırvat heykeltıraşlarındandır, aynı zamanda mimar ve ressamdır.
Bizzat kendisi tarafından yaptırılmıştır. Villa benzeri yapı ile açık teras, veranda, bahçe gibi öğeleri içerir.
Daha sonra ise, burayı İtalyan istilasına kadar, iki yıl süreyle, hem atölye hem de sergi salonu olarak kullanmıştır.
Burada, 1952 yılından bu yana: ünlü sanatçının, yaklaşık 200 üzerinde eseri sergilenmektedir. Bunlar sanatçının kendi çizimlerine dayanır. Bazı büyük açık hava heykelleri bahçede bulunmaktadır. Ayrıca binanın konumu deniz manzarası, çevre peyzajıyla birleşerek estetik ve huzur veren bir ortam sağlar.
Eserlerin bir kısmı vatansever içerikli, diğer bir kısmı ise erotik tarzdadır.
MÜZELER
Hırvatistan Split
ARHEOLOSKİ MUZEJ-ARKEOLOJİK ANITLAR MÜZESİ
1820 yılında kurulmuştur ve Hırvatistan’ın en eski müzesidir.
Eski şehrin girişindedir.
Mevcut bina, Vienneli mimarlar A. Kirstein ve F. Ohmann taraından tasarlanmış olup 1912-1914 yılları arasında inşa edilmiştir.
Split Arkeoloji Müzesi
Müze binası iki katlıdır. Zemin kat sergi salonları içindir, üst kat kütüphane ve araştırma/çalışma odalarına ayrılmıştır. Binanın çevresinde bir taş eserler koleksiyonu için açık ya da örtülü galeriler bulunur.
Müzede: 150 bin civarında eser sergilenmektedir.
Sergilenen eserler: Yunan, Adriyatik, Roma ve erken Hıristiyanlık dönemine aittir. Müzede, antik ve ortaçağ dönemine ait sikke koleksiyonu bulunmaktadır. Ayrıca: içinde 30 bin kitap bulunan büyük bir kütüphane bulunuyor. Müzenin binası: 1912-1914 yılları arasında, Viyanalı Mimarlar A.Kirstein ve F. Ohman tarafından yapılmıştır.
Giriş ücreti: 20 kn.dur.
Split Hırvatistan Arkeolojik Anıtlar Müzesi
HIRVATİSTAN ARKEOLJİK ANITLAR MÜZESİ
Müze, 24 Ağustos 1893 tarihinde Knin’de kurulmuştur. Daha sonra Sinj ve Klis üzerinden Split şehrine taşınmıştır.
Müzede: 7 ve 15’nci yüzyıllar arasında, Hırvat kültürüne ait eserler sergileniyor.
1893 yılında kurulan müze, 1976 yılında bugünkü yerine taşınmıştır.
Müzede sergilenen eserler arasında: silahlar, mücevherler, günlük kullanım objeleri bulunuyor. Bunlar: Avrupa’da, kendi kültürünün en büyük koleksiyonudur.
Split Deniz Müzesi
SPLİT DENİZ MÜZESİ-CROATİAN MARİTİME MUSEUM
Müze 1925 yılında kurulmuş, ayrıca Military-Maritime Museum gibi başka koleksiyonlarla birleştirilerek bugünkü haline gelmiştir.
Müze yapısı, 17’nci yüzyılda inşa edilmiş Gripe kalesinin surları içindedir. Müzede: hem iç mekan hem de dış mekan sergileme alanı mevcuttur. Dış alandaki avluda büyük boyutlu deniz araçları ve gemi parçaları sergileniyor. İç salonlar: lojman, planlı yapılar gibi birkaç bölüm içeriyor. Ticaret denizciliği, askeri denizcilik, deniz mimarisi, ulaştırma gibi.
Hırvatistan Split Marjan Tepesi
MARJAN TEPESİ
Şehrin merkezinin batısında, Adriyatik denizi kıyısındadır. Yoğun Akdeniz çam ormanlarıyla kaplıdır. Şehir merkezinden yürüyerek veya bisikletle ulaşılabilir.
3’ncü yüzyıldan itibaren halk tarafından piknik yeri olarak kullanılmıştır.
Tepe, sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarihi ve dini yapılarıyla da dikkat çeker. Yarımadada bulanan St Jerolima Kilisesi ve Karepica kulesi gibi yapılar, bölgenin tarihine ışık tutar. Bu yapılar, özellikle manzaraları ve sakin atmosferleriyle ziyaretçilerin ilgisini çeker.
Evet, burada: uzun yürüyüşler, koşu ve bisiklet gezintileri yapılabilir. Tepenin yüksekliği: 174 metredir. Buradan, şehrin panoramik manzarası görülmektedir.
Günümüzde, Marjan tepesinde ev yapımı yasak, şehrin akciğerleri gibi değerlendiriliyor.
Split Bacvice Plajı
DENİZE GİRİLECEK YERLER
Şehirde, merkeze yakın ve denize girilebilecek bir yer ararsanız: Halk kumsalı denilen bir yeri tercih edebilirsiniz. Burada, açık olması nedeniyle tertemiz bir deniz görebilirsiniz. Kumsal da yok. Ama, sıcak bir havada, pek kumsalda oyalanmadan kendinizi denize atmanız için birebir bir yer.
BACVİCE PLAJI
Split şehir merkezine yürüme mesafesinde, limanın hemen yanındadır. Burası Split şehrinin en ünlü plajıdır ve 1919 yılında resmi “Banyo alanı” olarak açılmıştır. Sahildeki kumlu alan, özellikle yaz aylarında kalabalık olabilir. Yerel halkın favori sporu olan “picigin” burada sıkça oynanır. Ayrıca, futbol ve ragbi gibi diğer plaj sporları da yapılmaktadır.
Burada, deniz sığ. Denizin pek iyi olmadığı söyleniyor. Diğer plajlarda olduğu gibi, burada da duş yok.
ZNJAN PLAJI:
Split şehrinin güneydoğusunda, şehir merkezine yaklaşık 5 km uzaklıktadır. Marjan Tepesinin eteklerinde, doğa ile iç içe bir konumdadır.
Split’in en büyük plajıdır ve 2025 yılında kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmiştir. Beyaz çakıl taşlarıyla kaplı bu plaj, geniş alanı ve çeşitli olanaklarıyla dikkat çeker. Restoranlar, barlar, çocuk oyun alanları, duşlar ve tuvaletler gibi birçok hizmet sunulmaktadır. Ayrıca, plajda elektrikli skuterler ve zıpzıp gibi eğlenceli aktiviteler bulunur.
BENE PLAJI:
Marjan Park ormanı içindedir. Bene plajı, doğal gölgesi ve sakin atmosferiyle tercih edilir. Plajde tenis kortları, açık hava spor alanları ve bir bar bulunmaktadır. Ayrıca çocuklar için oyun alanları da mevcuttur.
Split Korluca Adası
KORLUCA ADASI
Buraya ulaşmak için: bir vapurla yaklaşık 2-3 saatlik bir yolculuk yapmanız gerekiyor.
Bu ada: Adriyatik denizinde ve Dalmaçya kıyılarına yakın, Hırvatistan’a ait en büyük adadır.
Tamamen: kayın, çam ve meşe ağaçlarıyla doludur. Özellikle: şarapçılık üst düzeydedir. Adanın en geniş noktası 8 km ve uzunluk 47 km dir.
Ada: zeytin, üzüm ve beyaz mermer üretimiyle tanınır. Ayrıca: vahşi çakal avı gibi geleneksel etkinlikleriyle de bilinir. Adanın iç kesimleri üzüm bağlarıyla kaplıdır. Burası yerel şaraplarıyla da ünlüdür.
Adanın Vela Luca limanında vapurdan iniliyor. Adanın içindeki otellerde konaklamak mümkün. Bir bütün olarak, ada tam bir cennet. Manzara harika, denize girme imkanları var. Tarih, kültür, deniz ve orman iç içe.
Korluca Kasabası;
Özellikle: adanın ismini taşıyan Korluca kasabasına mutlaka uğramalısınız.
Özellikle; Marco Polo, bir süre bu kasabada yaşamış ve Cenevizliler tarafından, bu adada esir alınmıştır. Efsaneye göre: ünlü kaşif Marco Polo burada doğmuştur. Bu nedenle, kasabada Marco Polo’ya adanmış bir müze ve doğduğuna inanılan ev bulunmaktadır.
Kasaba: 13’ncü yüzyılda Venedikliler tarafından, surlar içine alınmıştır.
Surların bir bölümünde, giriş kapısı ve burada bir kule var.
Bu kapıdan girildiğinde: kasabanın dar sokaklarında kaybolabilir ve muhteşem güzel yürüyüşler yapabilirsiniz. Ayrıca: Korcula, yaz aylarında düzenlenen geleneksel danslar ve festivalleriyle ünlüdür. Bunlar arasında Moreska (kılıç dansı) ve Kumpanija (yerel halk dansı) öne çıkar.
Kısa bir yürüyüşten sonra: St.Mark Kilisesine ulaşıyoruz.
ST. MARK KİLİSESİ
Korluca eski şehir Aziz Mark meydanındadır. Gotik-Rönesans stilindedir. Yerel Korluca taşları (özellikle Vrnik ve Planjak adalarından çıkarılan taşlar) kullanılarak yapılmıştır. Tintoretto’nun “Üç Aziz” isimli eseri, Jacopo Bassano’nun “Meryemin Haberciliği” adlı tablosu, Ivan Mestrovic’in “Aziz Blaz” heykeli ilgi çekmektedir.
Ayrıca, 17’nci yüzyıldan kalma Piskoposluk Hazinesi de bulunur.
Evet, kilisenin: bal renkli taşları hemen dikkatinizi çekecektir. Çünkü: bu ada, bu tür renk özelliği gösteren taşları ile ünlüdür. Yapının 15’nci yüzyılda yapıldığı söylenen kapısı: çok güzel. Kapının bulunduğu meydanda : aslan figürleri ve Aziz Mark heykeli görülüyor. Ayrıca: spiral kolonlar var.
Split Hvar adası
HVAR ADASI
Hırvatistan Dalmaçya kıyılarında, Adriyatik denizinde, Brac, Vis ve Korcula adalarının arasındadır.
Tarihi geçmişine bakıldığında: antik çağlardan beri yerleşim yeridir. Yunan kolonileri, Roma, Venedik hakimiyetleri gibi birçok kültürel katman mevcuttur. Örneğin: Stari Grad, MÖ 384 yılında Yunan kolonisi olarak kurulmuştur.
Yani, burası, 500 yıldır Hırvat kültürünü etkilemiş olmasına rağmen, son 20 yıllık süreçte, turizm tarafından tanınmaktadır.
İbiza adasının güzelliğini bilenler, “Eğer yeryüzünde ikinci bir İbiza seçmek gerekirse, bu Hvar adası olurdu” demek suretiyle, buranın güzelliğini ortaya koymaktadırlar.
Adanın yüzölçümü yaklaşık 300 km karedir. Uzunluğu 68 km, kıyı şeridi yaklaşık 270 km dir.
Adada: balık restoranları, lavanta kokuları, ince belli şişelerde sunulan zeytinyağı, tatlı şaraplar, kekik kokuları hissedebilirsiniz. Ada, tam anlamıyla bir Akdeniz adasıdır.
Ada: Split şehir merkezinden 1 saat uzaklıktadır ama özellikle yaz aylarında dev feribottan bilet bulmak, özellikle son anda bilet bulmak mümkün değil, bu yüzden biletinizi önceden almanızı öneririm.
Hvar adasına vardığınızda: kocaman bir meydanla karşılaşıyorsunuz ve meydanın hemen yanında, bir kilise göze çarpıyor.
St.Stjepan Katedrali: yapımına 16’ncı yüzyılda başlanan ve ancak 18’nci yüzyılda bitirilebilen bir yapı.
Aynı meydanda: katedral yanında, birçok restoran, kafeterya görülüyor. Bunlarda: kısa bir mola verebilirsiniz.
Split Hvar adası Stari Grad Plain
Stari Grad Plain:
Antik Yunan zamanlarına uzanan, tarımsal alanlar ve üzüm bağları, zeytinlikler içeren ve halen kullanılan bir ovadır. UNESCO tarafından Dünya Kültü Mirası listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Evet, adanın diğer bir özelliği: Hırvatistan ülkesinin en güzel şaraplarının üretildiği üzümlerin kaynağının burası olmasıdır.
Bunun yanında: parfüm yapımında kullanılan lavanta da, buranın zenginliklerindendir. Özellikle: dar sokaklarda lavanta kokusunu hissederek ilerleyebilirsiniz.
Adada bir de kale bulunuyor. Yürüyerek kaleye çıkabilirsiniz. Kaleden, aşağının manzarası mükemmel.
Split Brac Adası
BRAC ADASI
Adriyatik denizinde, Hırvatistan’ın Dalmaçya bölgesinde yer alıyor. Split kentinin güneydoğusundadır. Split şehrinden kalkan vapurlarla gidiliyor ve çevrenin en hareketli adası olarak biliniyor. Vapur yolculuğu yaklaşık 50 dakika sürüyor.
Ada, özellikle yaz aylarında yoğun ziyaretçi akımına uğruyor ve sürekli kalabalıktır.
Adanın yüzölçümü yaklaşık 396 km karedir. Ada üzerinde iki yerleşim yeri var. Bunlar: Bol ve Supetar. İdari merkez Supetar adlı kasabadır.
Adanın en öne çıkan yanı: yüzyıllardır, özellikle ünlü heykeltıraşlar tarafından kullanılan taşlarıdır. Adada bulunan taş ocakları, eski Roma döneminden beri önemlidir. Bu taşlar: yumuşak ve parlak olması ve özel bir yapısının bulunmasıyla önem kazanıyor.
Split şehir merkezinde, İmparator Diocletianus, sarayını inşa ettirirken, bu taşları kullanmış ve saray yapısı, aradan geçen yüzlerce yıla rağmen halen ayakta durmaya devam ediyor.
Kavak, Samsun il merkezine 50 km uzaklıktadır. İlçe: Karadeniz’i İç Anadolu’ya, güney ve batı Anadolu’ya bağlayan önemli bir yol kavşağındadır.
Kavak, Havza arası uzaklık: 35 km. Kavak, Merzifon arası uzaklık: 60 km. Kavak, Amasya arası uzaklık: 79 km.
TARİHİ
Bölgedeki ilk yerleşim ilçenin kuzeydoğusundaki “Kaledoruğu” höyüğünde olmuştur. Daha sonra kıyı bölgesindeki bu alandaki yerleşim, iç kesimlere doğru ilerlemiştir. Höyükte Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait kültür kalıntıları vardır.
En alt katmanda ise Hitit kalıntıları bulunmuştur. Ancak Hitit döneminde burada bir yerleşimden öte, sadece bir Garnizon bulunduğu değerlendirilir.
Samsun Kavak
İlçenin isminin kökeni
15 ve 16’ncı yüzyıl tahrir defterlerinde ilçe “Nefs-i Kavak” olarak tanımlanır. Kavak: Türk destanları içinde mübarek ve kutlu bir ağaç olarak görülür. Aynı zamanda: aşiret, oymak ve cemaat isimlerine yansır.
Kavak ismi, buraya yerleşen Kavaklı yörükan Türkmen soyundan gelmiş olabilir. Bu cemaat Türkiye’de birçok bölgeye yerleşmiştir. Zaten “Kavak” ismine Türkiye’de birçok bölgede rastlanmaktadır.
Samsun Kavak
GENEL
İlçenin denizden yüksekliği 600 metredir. İlçe merkezi ve çevresi oldukça dalgalı bir arazi yapısına sahiptir. Kuzey kesimler daha eğimli olup, Samsun-Ankara karayoluna doğru eğim azalır. Arazi kuzey-güney ve doğu-batı yönlerinde dere yatakları ile parçalanır.
En yüksek dağ Hacılar dağıdır. En önemli akarsu ise Mert ırmağıdır. İklim olarak deniz ikliminden kara iklimine geçiş şeklindedir. Ancak karasal iklim hakimdir. Yazlar ılık ve kışlar soğuk geçer.
Halkın başlıca geçim kaynakları: tarım ve hayvancılıktır. Evet, ilçeye ait son bir not: Kavaklılar birbirlerine bağlılıkları ve örgütlü yaşamlarıyla tanınırlar, hemen hemen her köyde bir dernek bulunur.
NE YENİR
Samsun Kavak Kaz Tirit Yemeği
Kavak Kaz Tirit Yemeği
Tirit kazı, özellikle Kasım-Aralık-Ocak ve Şubat aylarında besiye alınır. Besiye alınan kaza, besi için özel bölüm yapılır. Bu bölümde kaz hareketsiz kalması için çevrilir ve 3-4 hafta beslenir ve vücuttaki toksin maddelerin vücuttan atılması sağlanır. Böylece kaz tirit yemeği için sağlıklı besi haline gelir. Oldukça lezzetlidir, mutlaka denemenizi öneririm.
Samsun Kavak Çakallı Menemen
Çakallı menemeni
Samsun-Ankara karayolunun 30’ncu kilometresinde bulunan Çakallı köyünde, yol kenarı tesislerde yapılan Çakallı Menemenini muhteşem bir lezzettir.
Samsun Kavak Yaşar Doğu
YAŞAR DOĞU
1913 yılında Kavak ilçesine bağlı Karlı köyünde dünyaya gelen Yaşar Doğu, Ata sporumuz olan güreşte, Türkiye’yi birçok uluslararası yarışmada başarıyla temsil etti. Balkan ve Avrupa Şampiyonalarında sayısız birincilikler kazandı.
1948 yılı Londra Olimpiyatlarında Serbest stilde 73 kilo da birincilik kazandı. Üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen hala “Sembol Sporcu” olarak anılıyor.
Ben de bir zamanlar, bu ünlü güreşçimizin oğlu Gazanfer Doğu ile tanışma şansına sahip olmuştum.
Samsun Kavak Yaşar Doğu Şenlikleri ve Kutlamaları
YAŞAR DOĞU ŞENLİKLERİ VE KUTLAMALARI
Her yıl Ağustos ayı içinde düzenlenir. Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Yaşar Doğu, 1913 yılında Kavak ilçesinde doğmuştur. İlçede Yaşar Doğu’ya olan büyük sevgi nedeniyle, güreşe de büyük ilgi vardır.
Samsun Kavak
GEZİLECEK YERLER
Samsun Kavak Yaşar Doğu Müzesi
YAŞAR DOĞU MÜZESİ
İlçe merkezinde Emirli mahallesindedir.
Samsun Kavak Yaşar Doğu Müzesi
Milli güreşçimiz Yaşar Doğu’nun yaşamış olduğu evde restorasyon çalışmaları yapılmış ve müze olarak 2017 yılında ziyarete açılmıştır. Evde, Yaşar Doğu’ya ait kişisel eşyalar sergileniyor. Finlandiya’da 1951’de katıldığı ve şampiyon olduğu Dünya Şampiyonasında giydiği güreş mayosu da sergilenenler arasındadır.
Ayrıca, yine Yaşar Doğu anısına, her yıl Emirli mahallesinde evinin yanındaki açık güreş alanında, geleneksel güreş turnuvaları yapılmaktadır.
Samsun Kavak Yörgüç Paşa Camisi
YÖRGÜÇ PAŞA CAMİSİ
İlçe merkezinde Soğuksu Mahallesindedir.
Cami, Osmanlı döneminde Sultan II Murad’ın vezirlerinden Atabey Abdullah oğlu Yörgüç Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Yörgüç Paşa: 1414 yılında Amasya’ya gönderilen Şehzade Murad’ın Lalası olarak görevlidir ve o dönemde Amasya çevresinin idare altına alınmasında önemli rol oynamıştır. Bu bölgedeki görevi sırasında, Amasya ve çevre kazalarda birçok eser inşa ettirmiştir.
Çarşı camisi olarak da bilinir. İlk yapılan cami ahşaptır.
Samsun Kavak Yörgüç Paşa Camii
Ancak daha sonra yıkılmış ve yerine halkın yardımlarıyla şehrin ileri gelenlerinden Hacı Yusuf tarafından 1911 yılında kesme taştan cami yapılmıştır. Caminin minaresi, 1920 yılında bir Rum usta tarafından yapılmıştır. Ancak bir rivayete göre, minarenin şerefe kısmını, kilise mimarisine benzettiği için, Rum ustanın bir köylü tarafından öldürüldüğü söylenir. Rivayete göre, caminin eskiden kilise olduğu, minaresinin ise kilise kulesi olduğu yönündedir.
Samsun Kavak Bekdemir Köyü Camisi
BEKDEMİR KÖYÜ CAMİSİ
Bekdemir köyü, ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır.
Ladikli Hacı Abdullah tarafından 1596 yılında yaptırılmıştır. Daha önce Ladik yolunda olan ve çevre halkının Cuma namazı kılmak için kullandığı caminin, yaklaşık 300 yıl önce buraya köye taşınmış, iç süslemeleri, bitki ve çiçek motifleriyle geometrik desenler taşındıktan sonra yapılmıştır.
Samsun Kavak Bekdemir Köyü Camisi
Bu camiyi, bölgedeki diğer camilerden ayıran özelliği: mihrabın üstünde bal peteklerinin olmasıdır. Caminin mihrabında zamanında arılar bal yapmış ve bu ballar satılarak camiye halı ve gaz lambası alınmış, cami görevlisinin maaşları bal satışından elde edilen paralardan karşılanıyormuş. Arılar caminin dış bölümünden içeri girerek bal yapıyorlar, içerideki kapak açılarak petekler alınıyormuş. Bu peteklerden, yılda 150 kilo bal alınabiliyormuş.
Samsun Kavak Bekdemir Köyü Camisi
Meşe ağacından, balta ile yontularak yapılan cami, çivi kullanılmamış ve giydirme yöntemiyle inşa edilmiştir. Çatısı dört kırma olup, pencereleri giydirmeli ve çivisiz olarak yapılmıştır. Yerden yaklaşık 1 metre yükseklikte, dört taşın üzerinde bulunan caminin çevresi zarar görmesin diye kapatılmıştır.
Samsun Kavak Bekdemir Köyü Camisi
Cami 2013 yılında restore edilmiş, ancak rüzgardan yıkılan minaresi yenilenmemiştir. Caminin çevresinde eskiden bir medrese bulunduğu söylenir. Ancak bu medrese günümüze ulaşmamıştır. Cami, orijinalliğini tamamen koruyarak günümüze ulaşmıştır. Yanına yeni bir cami yapılan Bekdemir Camisi, içinin serin olmasından dolayı sıcak havalarda kurslar için kullanılıyor.
Samsun Kavak Çakallı Taşhan
ÇAKALLI HAN-TAŞHAN-MİNOZ HANI
Eski Ankara-Samsun yolu üzerinde Çakallı mevkiindedir.
Han 13’ncü yüzyılda inşa edilmiştir. Selçuklu Kervansaraylarının bölgedeki tek örneğidir. Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde İpek yolu üzerinde yaptırılmıştır. Giriş, yüksek bir kapıdan sağlanır.
Cephe düzgün kesme taşlardan harçsız olarak yapılmıştır. Mimari plan olarak karma tip hanlar gurubuna girer. Avlusu yarı kapalıdır. 1650 yılında onarım geçirmiş ve Osmanlı dönemini yansıtan eklemeler yapılmıştır. Giriş portali yanındaki yarım yıldız süslemeler bu dönemi yansıtır.
Samsun Kavak Çakallı Taşhan
Büyük kemer tahminen 10-12 metre yükseklikte, yanlardaki kemerler ise 4.5 metre yüksekliktedir. Üst taraftan yağmur suları akmaya başladığından taşlarda siyahlaşma olmuştur. Yanlarda 12 adet sağda ve 12 adet solda olmak üzere 24 adet küçük bölge vardır.
Hanın, ayakta kalarak günümüze ulaşmış kapalı bölümünün önünde, günümüze ulaşmadan yıkılmış bir avlu daha bulunduğu tahmin edilmektedir. Bir rivayete göre hanın giriş kapısı üzerinde şöyle yazmaktadır “Yedi sefer yıkılsam yapılacak gümüm karşımın karşısında saklı”.
Tarihi süreç içinde handa çok sayıda kaçak kazı yapılmıştır. Yine bir rivayete göre, bir zamanlar İngilizlerin buraya geldiği ve kapının üzerinde ve yazının altında saklı olan altınları alıp götürdükleri söylenir.
Samsun Kavak Çakallı Taşhan
2012 yılında yapı restore edilmiştir. Günümüzde Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen bir restoran bulunmakta olup menemen, kaz tiridi ve gözleme servis edilmektedir.
Han: Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk 25 Mayıs 1919 günü Samsun’dan Havza’ya giderken izlediği “Atayolu” üzerinde bulunur.
Samsun Kavak Çakallı Yivsiz Camii
ÇAKALLI YİVSİZ CAMİİ:
Taşhan’ın giriş kapısının karşısında bulunuyor ve Taş Köprü’den ulaşılıyor.
Caminin harime açılan kapısının üstünde, Osmanlıca ve Arapça yazılmış olan kitabede 1879 ve vakfiyesinde ise 1882 tarihleri bulunmaktadır. Yani caminin yenilenmesinden 3 yıl sonra vakfiyesinin hazırlandığı düşünülüyor. Vakıflar Genel Müdürlüğünün arşivinde 1882 tarihli vakfiyesindeki ifadeler caminin Kasımzade Ahmedi Sufi Efendi tarafından yenilendiğine işaret ediliyor.
Tümüyle ahşaptan yığma tekniğiyle inşa edilen cami tek kattan oluşuyor. Son cemaat yeri revakı da dahil olmak üzere içten düz tavanla örtülen cami, dıştan kırma çatı ile kaplanmıştır. Ahşap basamaklarla çıkılan bir sundurmadan sonra camiye giriliyor. Sundurmanın iki tarafı kapı seviyesinden yüksek tutulmuştur.
Etrafı çizgisel süslemeli pervazlarla çevrili olan giriş kapısının üstünde sarı boyalı ve kenarları bordürlü bir levha içerisinde Arapça yazılmış bir kitabe bulunuyor.
Samsun Kavak Çakallı Köprüsü
ÇAKALLI KÖPRÜSÜ:
İlçe merkezine bağlı Çakallı köyündedir. Çakallı Han ile karşılıklı konumdadır.
Çakallı Mahallesi ile Çalbaşı Mahallelerini birbirine bağlar.
Eski Ankara yolu üzerinde Tersakan çayı üzerinde kurulmuştur. Çift gözlü bir kemer köprüdür. Kitabesinde 1882 yılında yapıldığı yazmaktadır. Köprü halen araç trafiğine açık ve sağlam durumdadır. Düzgün kesme taştan, yığma olarak yapılmıştır. Yüksekliği yaklaşık 6-7 metre, kemer açıklıkları ise 3 metre civarındadır. Ortada kemerleri taşıyan ayak dere yatağına kenarlardaki taşıyıcılar ise toprak zemine oturtulmuştur.
Köprünün uzunluğu 27 metre, genişliği 6 metredir. Restore edilen köprü, korkulukları kesme taş ile yenilenmiştir.
Samsun Kavak Kaledoruğu Höyüğü
KALEDORUĞU HÖYÜĞÜ
İlçeye bağlı Yenicami mahallesindedir.
Höyük yaklaşık 25 metre yüksekliktedir. Oval biçimli dik yamaçlı bir tepedir. Güney ve doğu tarafında yüzeye çıkan kayalık bir kütlenin üzerine kurulmuştur. Güneyinde Kavak ovasına hakim durumdadır.
Üzerinde kale kalıntıları görülmektedir. Bölgedeki ilk resmi araştırmalar, 1942 yılında yapılmış ve bölge Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bu araştırma sonuçlarına göre: burası Bakır Çağında önemli bir yerleşim yeridir.
Hitit döneminde ise stratejik konumu nedeniyle Amasya-Samsun karayolunu denetlemek için bir Garnizon olarak kullanılmıştır. Gömütte ölülerin düzeltilmiş toprak üstüne cenin pozisyonunda yatırıldıkları dikkat çeker.
Ölü armağanları arasında el yapımı siyah, kırmızı, kahverengi, yivli (kazıma çizgili) kaplar, yassa balta, hançer, kemik biz ve ağırşaklar bulunmuştur.