Afyonkarahisar Sinanpaşa

Afyonkarahisar Sinanpaşa
 

Afyonkarahisar Sinanpaşa; ilçesi bölgesinde: Başkomutanlık Tarihi Milli Parkı ve şehitlikler önem kazanıyor, ayrıca ilçenin ismini aldığı Sinan Paşa külliyesi de görülmeye değerdir.

ULAŞIM

Sinanpaşa ilçesi Afyonkarahisar-Uşak-İzmir karayolu üzerindedir. İl merkezine uzaklık 33 km dir.

Afyonkarahisar Sinanpaşa
 

 

GENEL

İlçe ovalık bir arazide kurulmuştur. İlçe ekonomisinin temelini tarım oluşturur. Hayvancılık da önemli yer tutar. İlçede kök boyalı kilim ve halı dokumacılığı yaygındır.

İlçede karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak kışlar soğuk ve kar yağışlı, yazlar kurak ve sıcak geçer.

 

TARİHİ

İlçe MÖ 4000’li yıllardan itibaren yerleşim görmüş, çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Zaman içinde, bölgede Hititler, Romalılar ve Bizanslılar egemen olmuştur. 12’nci yüzyılda ise Türkler görülür.

Sinanpaşa ilçesine adını veren Sinan Paşa: Akkoyunlu devletinin ileri gelen beylerinden Mehmet Bey’in küçük oğludur. 1473 yılında Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan arasında yapılan Otlukbeli savaşından sonra babasıyla Fatih Sultan Mehmet’e sığınmış, sarayda ve enderunda eğitim görmüştür.

Pek çok sefere katılan ve sancaklarda görev yapan Sinan Paşa, daha sonra emekli olmuş, Sincanlı ovasında Çathöyük ve Küçükhöyük köylerinde yaşamıştır. Çathöyük köyü yani günümüzdeki Sinanpaşa ilçesi, Kırka ve Ahmetpaşa mevkiinde cami, imaret, okul ve hamam yaptırmıştır.

Halk, cami çevresinde yerleşmeye başlamış ve çiftlik, Sinanpaşa adını almış, Sincanlı’nın kadılık merkezi olmuştur.

Sinanpaşa, 1894 yılında nahiye merkezi olur. Ardından Kurtuluş Savaşı öncesinde Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. 30 Ağustos Meydan Muharebesinde, Yunan işgalinden kurtarılmıştır.

Sinanpaşa, Cumhuriyetten sonra 1934 yılına kadar köy olarak kalmış, sonra nahiye merkezi olmuştur. 1948 yılında belediye teşkilatı kurulmuş, 1953 yılında ilçe merkezi olmuş ve Sincanlı ismini almıştır. Sincanlı ismi, 2004 tarihinde TBMM tarafından Sinanpaşa olarak değiştirilmiştir.

 

NE SATIN ALINIR

Bu yörede, taş fırınlarda yapılan patatesli köy ekmeği almalısınız. Bu ekmekler, yaklaşık 1 hafta tazeliğini korur.

Ayrıca Taşoluk beldesinden bal, Kırka beldesinden taş değirmende öğütülen buğday, kırka beldesinden kaymak böreği satın alabilirsiniz.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Buraya yolunuz düşerse, gözleme, yöresel kahvaltı ve ızgara önerilir. Izgara için, Antalya yolundaki Akören beldesi uygun.

Sinanpaşa Meslek Yüksek Okulu
 

 

SİNANPAŞA MESLEK YÜKSEK OKULU

2006-2007 yılında öğrenci alarak eğitime başlamıştır. Kampüs alanı, ilçe merkezindedir.

Kampüs alanında: tarihi taş bina, eğitim binası, kantin ve okul bahçesi vardır.

Yüksek okulda, Bilgisayar programcılığı programı vardır. 4 program daha açılması planlanmaktadır.

 

GEZİLECEK YERLER

Tınaztepe bölgesindeki 32 inler ve Taşoluk Beldesindeki Gerdeklik ve altı kapılı inler Frig kaya yerleşimi, Çobanözü ve Yörükmezarı köyünde MS 6’ncı yüzyılda yasaklanan Hıristiyanlığın kalıntısı olan kilise, çeşme Hıristiyan mezarları vardır.

Sinanpaşa Külliyesi
 

SİNANPAŞA KÜLLİYESİ

İlçe merkezindedir.

Amasyalı mimar Mustafa tarafından Osmanlı mimarisine uygun olarak 1525 yılında Osmanlı vezirlerinden Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Külliye: cami, hamam, imaret, sıbyan mektebinden oluşur. Günümüzde, külliyenin çevresine ilçe yerleşimi kurulmuştur.

Cami: Kitabesine göre 1524-1525 yılları arasında inşa edilmiştir.

Caminin bulunduğu yerin adı aslında “Sıçanlı” iken “Sincanlı” olarak değiştirilmiş, resmi adı son yıllarda “Sinanpaşa” olmuştur.

16’ncı yüzyılda Osmanlı imparatorluğunda çok sayıda Sinan Paşa vardır.

Bu külliyeyi yaptıran Sinan Paşa, Celaleddin Sinan Paşa olarak kabul edilir.

Bir söylentiye göre: Sinan Paşa, Çathöyük’ten bir çoban olarak hayata atılmış ve Yavuz Sultan Selim’in gözüne girerek vezir yapılmıştır.

Ama biraz önce de söylediğim gibi, Osmanlı tarihinde birçok Sinan Paşa vardır ve bu külliyeyi yaptıran Sinan Paşa ile ilgili bir bağlantı tespit edilememiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde sureti bulunan vakfiyeye göre, Kanuni Sultan Süleyman dönemi vezirlerinden Sinan Paşa’nın imaretin banisi olduğu anlaşılmaktadır.

Evliya Çelebi, külliyenin yapımından 140 yıl sonra, 1671 yılında çıktığı bir seyahatinde buraya uğrar ve şunları yazar “Karye-i Sinan Paşa 200 haneli bir Müslüman köyüdür ve Karahisar Paşasının voyvodalığı hükmünde bulunur.

Haftada bir büyük Pazar kurulur.

“Evliye Çelebi, imaretin kurucusunu Gazi Sinan Paşa adıyla yazar.

İmareti teşkil eden yapıların kubbelerinin kurşun kaplı olduğunu işaret eder.

Külliyenin merkezinde olan cami, Osmanlı dini mimarisinin 14 ve 15’nci yüzyıllarda çok sayıda örneğine rastlanan, fakat 16’ncı yüzyılın ilk yarısı içlerinde artık yapımına devam edilmeyen, zaviyeli camilerin sonuncusudur.

Tabhane mekanlarında gezgin dervişler misafir edilirdi.

Caminin sağ tarafında ve avlu duvarına bitişik olarak inşa edilen tek kubbeli bir yapı vardır.

Avluya bakan cephesinin bir kenarında bir kapısı ve bir penceresi olan bu binanın ne olduğu bilinmemektedir.

Bu tek kubbeli mekanın sıbyan mektebi olduğu düşünülmektedir.

Nitekim Sinan Paşa vakfıyesinde burada bir mektep olduğu bildirilmektedir.

Aşhane ve imaret binası, avlunun sağ tarafında bir sıra üzerinde dizilmiştir.

Hepsi de beşik tonozla örtülü değişik ölçülerde dört mekandan ibarettir.

Avlu kapısının hemen sağında, bugün biraz çukurda kalmış olan Sinan Paşa’nın açık türbesi vardır.

Dört sütuna dayanan dört kemer üzerinde küçük bir kubbe bulunur.

Türbede bulunan bozuk kitabede 1896 tarihi okunmaktadır.

Buna göre türbenin kubbesi çok geç bir devirde büyük bir tamir geçirmiştir.

Türbenin içinde mermer bir lahit vardır. Sinan Paşa külliyesinin bir parçası olan hamam, külliyenin biraz uzağındadır.

Dış mimarisi pek açıkça görülmemekte, soyunmalık yeri ise geç bir döneme aittir.

Bir ılıklık bölümünden sonra gelen sıcaklık kısmı dört eyvan şemasına göre inşa edilmiştir.

Hamamın batı cephesine bitişik, çok yeni tarihlere ait bir çeşme vardır.

Bu çeşmenin taşları, eski işlenmiş parçalardan oluşuyor.

Sinanpaşa Boyalı-Kureyş Baba Külliyesi
 

 

BOYALI-KUREYŞ BABA KÜLLİYESİ

İlçe merkezine bağlı 25 km uzaklıktaki Boyalı köyündedir. İzmir-Afyon karayoluna 3 km uzaklıktadır.

Ne zaman ve kim tarafından yapıldığı belli değildir.

Akkoyunlu boyundan gelme Oğuz oğlu İlyas Bey oğlu Mimar Kureyş Bey tarafından 1210 yılında yaptırıldığı düşünülen külliye: Selçuklu dönemine ait bir yapı topluluğu olan külliyede: hankah, kümbet ve eyvan tipi iki anıt mezar vardır.

1671 yılına Afyonkarahisar’a gelen Evliya Çelebi, Boyalı köyüne de uğrayarak izlenimlerini yazmıştır.

Çelebiye göre “Boyalı, Ali dağı eteğinde 100 haneli bir Müslüman köyüdür.

Külliye İrem Bağı misali güzel bir bahçe içerisindedir.

Asitanede hazreti Peygamberin alem-darı (bayraktarı) Kurtebi (Kureyşi) gömülüdür.

Osmanlı döneminde bir ziyaretgah olan külliyenin tekke kısmında 17’nci yüzyılda Bektaşi dervişleri bulunuyordu.” Bu yazılardan hareketle, türbedarda bulunan kişinin kimliği konusunda çelişkiler vardır.

Yapının bütünü 22 metre uzunluğunda ve 15 metre genişliğindedir.

Duvarlarda düzgün olmayan yontma taşlar kullanılmış, kemerlerde tuğlalara yer verilmiştir.

Yer yer Bizans yapısından toplanan malzeme de kullanılmıştır.

Külliye: çeşitli kaynaklar tarafından medrese, karakol binası ve türbe olarak ve başka kaynaklar tarafından ise sadece medrese olarak nitelendirilir.

Ancak 1968 yılında yapılan araştırmada, buranın bir hankah-tekke olduğu anlaşılmıştır. (hankah: dervişlerin toplanıp zikir yaptıkları yerlere denir.)

Bu çeşit yapıların çoğunda olduğu gibi fethedilen toprakların Türkleştirilmesinde fonksiyonu gereği, bir Bizans yapısının yakınında veya yerinde, hatta bir dereceye kadar onun malzemesiyle inşa olunmuştur.

Fakat hankah plan ve üst yapı bakımından tamamen Türk mimari geleneklerine bağlıdır.

Dergah olarak nitelendirilen bu yapının girişinde 2 büyük oda, ortada yarım kubbeyle desteklenen küçük bir kubbenin örttüğü avlu, bunun da çevresinde üçer oda vardır.

Bu binanın doğusunda ve onunla aynı yükseklikte, düzgün kesme taştan yapılmış olan türbeye “Eyvan Türbe” ismi verilir.

Bu külliye, Anadolu’da Türk yerleşkesine işaret eden eserlerdendir ve Orta Asya’dan gelen Türk (Horasan) boylarının iskanıyla ilgilidir.

Orta Asya geleneklerini sürdüren, bir eyvan türbenin ve insan, hayvan, av tasvirleriyle süslü İslami mezar taşlarının varlığı da bu külliyenin bu bağlantısının başlıca işaretidir.

Külliyenin birimleri 1971-1972 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

Külliyeden günümüze kadar ulaşmış olan kümbet, Kureyş Bey’e ait anıt mezardır.

Sinanpaşa Otuzik İnler
 

 

SİNANPAŞA OTUZİKİ İNLER

İlçe merkezine bağlı Tınaztepe kasabasının güney batısındaki dağların yamaçlarındadır.

Sinanpaşa ovasının tümüne hakim tepelerde kayalara oyularak yapılmıştır.

Maalesef ayrıntılı araştırma ve bilgi yoktur.

 

Sinanpaşa 26 Ağustos Tabiat Parkı

26 AĞUSTOS TABİAT PARKI:

Alanın hemen doğusunda yer alan Büyük Taarruz Şehitliği ve Başkomutan Mustafa Kemal Anıtı’nı ziyaret ederek Tabiat ve tarih turizmini bir arada yaşayabilir, göl kenarına inerek buralarda barınan su kuşlarının fotoğraflarını çekebilir, parkın içinde bulunan yürüyüş yollarını kullanarak yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilirsiniz. 

Evet doğal güzellikler içerisinde piknik yapmaya olanak tanıyan parkta çim alan üzerinde; oturma yerleri ve barbekü olanları yer alıyor. 

Ayrıca: kamelya, barbekü, oyun alanı, otopark, halı saha, tenis kortu gibi tesisler var. Araçla giriş ücretlidir. Bölgeye herhangi bir toplu taşıma aracı olmadığından özel aracınız ile gitmeniz gerekir. Özellikle bahar aylarında çok güzel olan park, yaz aylarında da büyük ilgi görüyor. 

 

Sinanpaşa Başkomutanlık Tarihi Milli Parkı
 

BAŞKOMUTANLIK TARİHİ MİLLİ PARKI

Toplamda 348 bin dekarlık alanı kaplayan park, Uşak, Kütahya ve Afyonkarahisar il sınırları içine yayılmıştır. Afyonkarahisar il merkezine 16 km uzaklıktadır. 

Büyük Taarruzun yaşandığı ve büyük bir başarıya şahit olan Kocatepe ve Dumlupınar bölgeleri, tarihi ve kültürel değerleriyle birlikte 8 Kasım 1981 tarihinde Türkiye’nin 17’nci Milli Park olarak ilan edilmiştir.

Milli parkın en önemli kaynak değeri olan harp tarihi, arazinin jeolojk yapısı ve bitki örtüsüyle de desteklenmektedir.

Ormanlık alanlar içinde, bütün yıl su bulunan vadi boyları, pek çok endemik türleri kapsayan bitki örtüsü ve yaban hayatı zenginlikleri bulunur.

Sinanpaşa Başkomutanlık Tarihi Milli Parkı
Her yıl 25 Ağustosu 26 Ağustosa bağlayan gece tüm ülkeden gelen ziyaretçilerle birlikte Mustafa Kemal Paşa ile diğer komutanlar ve Türk birliklerinin, Şuhut’tan Kocatepe’ye ilerledikleri güzergahta Zafer Yürüyüşü etkinlikleri düzenlenir.

 

Milli park alanı içinde, Kurtuluş Savaşının yaşandığı tarihi yerler, anıtlar ve şehitlikler vardır.

İçerisinde tarihi alanların yanı sıra endemik bitkilerin de yer almasından dolayı Milli Park statüsüne alınan bu yerde kamp alanı içerisinde piknik yapmak mümkündür. Hem tarihi öğrenip hem de güzel bir gün geçirme şansı sunan Başkomutanlık Tarihi Milli Parkında doğayı da keşfedebilirsiniz. 

Ancak burası sadece bir piknik ya da kamp alanı olarak düşünülmemelidir. Burada geçen çetin savaşların izleri bugün dahi korunuyor ve gelen ziyaretçilerin ilgisiyle karşılaşıyor. Evet park alanına araç girişi ücretlidir. 

 

Parkın Afyonkarahisar bölümünde

Kocatepe Anıtı ve Kitabesi, Yüzbaşı Agah Efendi şehitliği, Büyük Taarruz şehitliği ve Mustafa Kemal Atatürk Anıtı, Albay Reşat Çiğiltepe şehitliği, Zafer Müzesi bulunuyor.

Sinanpaşa Kocatepe Anıtı ve Kitabesi
 

Kocatepe Anıtı ve Kitabesi

Kocatepe, Anadolu’nun ve Türk ulusunun kurtuluşunu sağlayan Büyük Taarruzun, 28 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Mustafa Kemal tarafından başlatıldığı, sevk ve idare edildiği yerdir.

1874 metre rakımlı tepededir. Üzerinde boy çukuru, Atatürk anıtı, kitabe ve seyir terası vardır.

Sinanpaşa Yüzbaşı Agah Efendi Şehitliği
 

Yzb Agah Efendi Şehitliği

Büyük Taarruzun 2’nci günü olan 27 Ağustos 1922 günü, Kurtkaya tepesinde şehit düşen 12.Tümen 36.Piyade Alayı, 6.Bölük Komutanı, Bayburtlu Ziver Bey oğlu Yüzbaşı Agah Efendi ve Sinoplu Üsteğmen Feyzullah Efendi ve 100 Mehmetçik adına yapılan şehitlik, 26 Ağustos 1972 yılında inşa edilmiştir.

 

Büyük Taarruz Şehitliği ve Mustafa Kemal Atatürk Anıtı

26 Ağustos 1922 günü Kocatepe’de Büyük Taarruz Harekat Emrini vermesiyle birlikte, 26-27-28 ve 29 Ağustos 1922 tarihlerinde şehit düşen 275 subay ve 2150 Mehmetçik, toplam 2425 Şehit anısına yapılan, sembolik bir şehitliktir. (500 şehidin mezar taşları vardır.)

Sinanpaşa Zafer Müzesi
 

 

Zafer Müzesi

Afyonkarahisar şehrinin 27 Ağustos 1922 günü, saat 17.30’da 8.Tümen, 189.Alay tarafından alınmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün Kocatepe’den inerek, arabasıyla Afyonkarahisar’a geldiği ve aynı zamanda 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesinin planlarının yapıldığı, taarruz emrinin verildiği binadır.

Sinanpaşa Zafer Müzesi
 

Binada: Atatürk, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Garp Cephesi Komutanı İsmet İnönü kendilerine ayrılan odalarda kalırlar ve kaldıkları odalar, kendi adlarına ayrılarak düzenlenmiştir.

Sinanpaşa Zafertepe Anıtı
 

Zafertepe Anıtı

30 Ağustos 1922 günü sabahı Mustafa Kemal Paşa, Afyonkarahisar’dan otomobille, bu tepeye gelerek saat 14.00’den itibaren, Başkomutanlık Meydan Muharebesinin rasat noktasından sevk ve idare eder.

Çatılmış silahların uzaktan görünüşü veya alev alev meşale hissini uyandıran Zafertepe Çalköy’deki Zafer Abidesi, asıl manası ile Kurtuluş savaşını ve Türk milletini içte ve dışta meydana gelebilecek kötü tesirlere karşı er geç birleşerek zafere gidebileceğini temsil eder.

Sinantepe İstiklal Tanıtım Merkezi
 

İSTİKLAL TANITIM MERKEZİ

İzmir-Antalya-Afyonkarahisar karayolu kavşağında, şehir merkezine 17 km uzaklıkta, Sinanpaşa ovasındadır. 26 Ağustos Tabiat parkının hemen yanı başındadır.

Sinanpaşa İstiklal Tanıtım Merkezi
 

Gelecek nesillere yurt topraklarının nasıl kurtarıldığının şuurunu ve ruhunu vermek amacıyla İstiklal Tanıtım Merkezi açılmıştır.

Panoramik Müze niteliğinde yapılan İstiklal Tanıtım Merkezi, 2 kattan oluşur.

Müze içinde Türk tarihinin önemli olaylarının anlatıldığı ve eski Türk devletlerinin tanıtıldığı panolar yer almaktadır.

Büyük Taarruz bölgesinin 3 boyutlu maketinin üstünde projektörle orduların hareketi görsel anlatımı yapılmakta olup Kurtuluş Savaşının resim sergisi gösterilmekte ayrıca Büyük Taarruz Harekatının resmedildiği 700 metre karelik panorama alanı görülmektedir.

Sinanpaşa Büyük Taarruz Şehitliği
 

BÜYÜK TAARRUZ ŞEHİTLİĞİ

Şehitlik Afyonkarahisar il merkezine 16 km uzaklıkta, Işık Tepe (Sarıkız) mevkiindedir.

Ankara-Antalya-İzmir karayollarının kavşağında, çok geniş bir alandadır. Yol kavşağına çok yakındır.

Burada: 26-29 Ağustos 1922 tarihlerinde Dumlupınar ve Afyon arasında yapılan savaşlarda şehit düşen 275 subay ve 2150 Mehmetçiğin anısına 1993 yılında yapılmış sembolik bir şehitlik vardır.

Şehitlik olarak seçilen Işık tepe: Sincanlı ovasının başlangıcındadır ve savaşın en yoğun olarak geçtiği yerdir.

Sinanpaşa Büyük Taarruz Şehitliği
 

3000 metre karelik alanı kaplar.

Şehitliğin giriş kapısı: 8 metre yükseklikte sivri kemerlidir.

Şehitliğin giriş bölümünde, solda namazgah, sağda şadırvan ve girişin tam karşısında mermerden yapılmış, sekizgen kaide üzerinde, tepeyi sembolize eden toprak ve kaya parçalarının üzerinde gösterilmiş, bronzdan Atatürk’ün Kocatepe’de düşünceli duruşunu gösteren anıt vardır.

Kapı ile Atatürk anıtı arasındaki kısımda, şehit olan 500 er ve 100 subayın künyelerini içeren temsili mezar taşları vardır.

Bu anıt: kaidesiyle birlikte 18 metre yüksekliktedir.

Alttaki mermerden sekizgen kaidenin her cephesine, Büyük Taarruza katılan komutanların isimleri yazılıdır.

Anıtın her iki tarafında, savaş sahnelerini canlandıran 45 metre karelik iki rölyef vardır.

Evet, bugün bu ülke topraklarında özgür bir şekilde yaşamamızı borçlu olduğumuz, bu uğurda canlarını veren şehitlerimiz için, biraz zaman ayıralım ve şehitliği ziyaret edelim.

 

Sinanpaşa Miralay Reşat Çiğiltepe Şehitliği
 

MİRALAY REŞAT ÇİĞİLTEPE ŞEHİTLİĞİ

Afyonkarahisar il merkezine 43 km uzaklıkta, 1591 metre rakımlı Çiğiltepe’de yer almaktadır.

Çiğiltepe’de şehit olanların anısına sembolik olarak 1996 yılında yapılmıştır.

Sinanpaşa Miralay Reşat Çiğiltepe Şehitliği
 

Çevresi mermer korkuluklarla çevrili şehitliğin içinde, çimenle kaplı yerde, küçük mermer plaketlere, burada şehit düşenlerin isimleri yazılıdır.

2004 yılında, Afyonkarahisar valiliği tarafında çevre düzenlemesi ve ağaçlandırma yapılmıştır.

Ayrıca, şehitliğe giden Afyon-Antalya yolu üzerindeki ayırım noktasından itibaren 10 km lik yol asfaltlanmıştır. Y

Yani, geçerken buraya biraz zaman ayırıp girebilirsiniz, yol sorunu yok.

Şehitliğin girişinde, Albay Reşat Çiğiltepe’nin bronz büstü ve kitabe var.

Sinanpaşa Miralay Reşat Çiğiltepe Şehitliği
 

27 Ağustos 1922 günü Çiğiltepe’yi ele geçirmekle görevlendirilen 57’nci Tümen Komutanı Miralay Reşat Bey, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’e tepeyi yarım saat içinde ele geçirmek için söz vermiştir.

Ancak sözünü yerine getiremez ve tabancası ile intihar eder.

Ne var ki, bu kahramanın intiharının ardından kısa bir süre sonra Çiğiltepe, Türk askerleri tarafından ele geçirilir.

 

CİDYESSUS

İlçe merkezine bağlı Küçükhöyük kasabasında höyük mevkiindedir. Küçükhöyük kasabası, İlçenin en büyük kasabasıdır.

Burada bulunan höyük üzerinde yapılan yüzey araştırmalarında, MÖ 3000’lerde burada yerleşim tespit edilmiştir.

Zaman içinde, burada Hititler, Romalılar ve Bizanslılar hakim olmuştur.

Bölgede bulunan ve müzede sergilenen “kol biçiminde konik bir kap” ile “yonca ağızlı testi” kasabada, Hitit hakimiyetinin kalıntıları olarak görülür ve buranın Hitit zamanında yerleşim yeri olarak kullanıldığını kanıtlar.  

Hitit ve Roma dönemindeki döneme ait bilgi yoktur.

Roma döneminde buranın ismi “Cidyessus” olmuştur.

Cidyessus, Roma döneminde para basımı yapılan bir yerleşim yeri olmuş, İmparator adına yarı özerk olarak bronz kent sikkeleri bastırılmıştır. (Afyon yöresinde para basılan 18 şehirden biridir.)

Ayrıca mevcut belgelerde: Ciidyessus’ta üç piskoposluktan bahsedilir.

Bunlardan Herakleios, 451 yılında Kalsedon konseyine katılır.

Andreas 787 yılında İznik konseyine ve Thomas ise 879 yılında Konstantinopolis konseyine katılır.

Günümüzde, Cidyessus Katolik Kilisesi tarafından kutsal yer olarak kabul edilir.

 

Sinanpaşa Yıldırım Kemal Şehitliği
 

YILDIRIM KEMAL ŞEHİTLİĞİ

İlçe merkezine 12 km uzaklıkta, Yıldırımkemal köyündedir.

Eski adı Küçükköy iken Yıldırım ismini alan köyde, şehitlik tren istasyonu bitişiğinde yapılmıştır.

Yıldırım Kemal: Konya’da hastanede iken, kaçarak Fahrettin Altay Paşa’nın bulunduğu cepheye gelmiş, Paşa onu 2’nci Tümene göndermiş, bu arada Küçükköy’de muharebe etmekte olan 2’nci Alaya katılmıştır.

 

Sinanpaşa Yıldırım Kemal Şehitliği
 

Yıldırım, 27 Ağustos 1922 tarihinde Küçükköy tren istasyonundaki Yunan birliklerini ortadan kaldırmakla görevlendirilir.

Yapılan çarpışmalar sonunda, Küçükköy, düşmandan temizlenir ancak Üsteğmen Yıldırım Kemal ile 4 subay ve 30 er, burada şehit olur.

Topluca gömülen şehitlerin mezar ve anıtları, 1966 yılında bugünkü biçimde yapılır. 1996 yılında ise yeni düzenleme olur.

Sinanpaşa Tazlar Piknik Alanı

TAZLAR PİKNİK ALANI:

Tazlar köyünde bulunan Piknik Alanı, içerisinde barındırdığı 500 yıllık çam ağaçlarıyla ünlü bir noktadır. Rahat bir şekilde piknik yapmanızı sağlayan kamelyaların yanı sıra mangal için belirlenen barbekü alanlarını da bulunduran mesire yerinde, güzel vakit geçirmek mümkündür. 

 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Afyonkarahisar Emirdağ

Afyonkarahisar Emirdağ
 

Afyonkarahisar Emirdağ; Emirdağ denince ilk akla gelen gurbetçileridir. Çoğu gurbetçinin memleketi Emirdağ denilebilir. Belçika’da yaşayan Emirdağlıların sayısı çok fazladır. Temmuz-Ağustos aylarında Emirdağ nüfusu 37 binlerden, 200 binlere çıkıyormuş. Bir diğer özellik, Emirdağ, bağlı bulunduğu İl merkezi Afyonkarahisar’dan Eskişehir’e çok daha yakındır.

Afyonkarahisar Emirdağ
 

 

ULAŞIM

Emirdağ, İl merkezi Afyonkarahisar’a 70 km, Eskişehir’e uzaklık 110 km, İzmir’e uzaklık 397 km, Ankara’ya uzaklık 186 km ve Konya’ya uzaklık 225 km dir.

Afyonkarahisar Emirdağ
 

 

GENEL

Afyonkarahisar’ın nüfus olarak en büyük ilçesidir.

1960’lı yıllardan itibaren yurt dışına göç başlamıştır. Başta Belçika olmak üzere, çoğunluğu Avrupa ülkelerine işçi olarak gitmiştir. Emirdağlı gurbetçilerin sayısının günümüzde 200 bin kişi civarında olduğu tahmin ediliyor.

Belçika’da yaşayan Emirdağlı sayısının 120 bin olduğu söyleniyor. Belçika’da bulunan Emirdağlılar arasında, bakan, milletvekili, belediye başkanı, başkan yardımcısı, iş insanı ve değişik firmalarda üst düzey yöneticilik yapanlar vardır.

Emirdağlılar Emirdağ’da ev yaptırırken, bir yandan da Emirdağlıların Avrupa’ya göçü, özellikle evlilikler yolu ile devam ediyor.

Afyonkarahisar Emirdağ
 

 

TARİHİ

Frigler, uzun süre Emirdağ ve yöresini ellerinde tutmuşlar ve birçok eserler yaratmışlardır.

MÖ 333 ile 30 yılları arasında ise, bölgede Galatya hakimiyeti görülür ve Emirdağ ilçesinin ova parçası, Galatya Salutaris diye isimlendirilmiştir.

1594 yılındaki kayıtlarda, Barçınlı kazasının ikiye ayrılarak Barçınlı ve Nevahi Barçınlı kadılığı olarak geçtiği görülür.

Ancak Barçınlı ve Nevahi Barçınlı kaza merkezlerinin nahiyeleri yoktur. Nevahi Barçınlı, günümüzdeki Emirdağ ilçesi olarak bilinir.

Ancak o dönemde, bünyesinde Bayat, Kemerkaya ve kısmen Iscehisar’da vardır.

Nevahi Barçınlı’nın yönetim merkezi, bazen bugünkü Emirdağ, bazen Bayat ve bazen de Kemerkaya olmuştur. Bu durum, devrin ihtiyaç ve sorunlarından kaynaklanır.

1775 yılındaki yazılı belgelerden, aynı tarihte Emirdağ’ın varlığı biliniyor. Yine yazılı belgelere göre Nevahi Barçınlı’da, 1840-1845 yılları arasında muhtemelen 3200 kişinin yaşadığı biliniyor. 1848 yılına ait belgelerde ise, burası Emirdağı Kazası olarak geçer.

1929 yılında Aziziye (Emirdağ) kazasının nahiyesi Bayat olur.

Aziziye kazasının adı 1 Temmuz 1931 tarihinde Emirdağlarına (Emirdağları ismini bölgeyi Türk iskanına açan Emir Afşin Beyden alır) izafeten Emirdağı olarak değiştirilir.

İlçenin isminin Emirdağ olmasının bir diğer sebebi olarak: Antik Amorium şehrinin adının Türkçeleşmesi sonucu Emirdağ olarak söylenmesi de olabilir.

Kurtuluş savaşı döneminde, Emirdağ stratejik rol oynamıştır. Bölge Yunanlılar tarafından 16 Ağustos 1921 tarihinde işgal edilmiş ve 20 Ağustos 1921 tarihinde geri alınmıştır.

Atatürk, 25 Mart 1922 tarihinde, Emirdağ’a gelerek savaşın gidişatını 3 gün süreyle buradan yönetmiştir.

1965’lerden sonra ilçe genelinde Avrupa’ya göç yaygınlaşmış ve ilçe nüfusu azalmıştır.

Afyonkarahisar Emirdağ
 

 

EMİRDAĞ GURBETÇİ FESTİVALİ

Emirdağ Belediyesi tarafından geleneksel olarak düzenlenen festival, her yıl Temmuz ayı sonlarında yapılıyor.

Festival boyunca konserler düzenleniyor.

Her gece kurulan pazarla ve konserlerle birlikte, palyaço, sihirbazlık gösterileri ve havai fişek gösterileri yapılıyor.

Emirdağ Meslek Yüksek Okulu
 
Emirdağ Meslek Yüksek Okulu
 

 

EMİRDAĞ MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. Okul 2 bloktan oluşur. Okul bünyesinde 5 normal sınıf ve 1 ikinci öğretim sınıfı vardır. Öğrenci sayısı 900 civarındadır.

 

NE SATIN ALINIR

Emirdağ ilçesinin koyun yoğurdu çok meşhur, severseniz buradan yoğurt satın almalısınız.

 

NE YENİR

Emirdağ’a yolunuz düşerse kıymalı pide yemelisiniz. Ayrıca mercimekli bükme ve kabak tatlısı denemelisiniz.

Emirdağ Yılkı Atları
 

 

EMİRDAĞ YAYLALARINDA YILKI ATLARI

Bir zamanlar, yöre halkı yaşlanan ve hizmetlerini tamamlayan atları dağa salarmış ve bu atlar birbirleriyle çiftleşerek üremişler ve yabanileşmişlerdir.

Yılkı atları, 10-12 attan oluşan guruplar halinde dolaşırlar.

Kışın burunlarıyla metrelerce karı delerek altındaki otlara ulaşıyorlar. Onlar, çam ormanlarında sığınıyorlar.

Ancak, bu yılkı atlarına yaklaşmak mümkün değil, biraz yaklaşmaya çalıştığınızda ürküyorlar ve guruplar halinde kaçıyorlar, bu yüzden yılkı atları sadece uzaktan seyredilebiliyor.

Emirdağ
 

 

GEZİLECEK YERLER

Emirdağ Çarşı Camii
 

 

ÇARŞI CAMİSİ

1750 yılında inşa edilmiştir. 1902 yılında ise yıkılıp yeniden aslına uygun olarak inşa edilmiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1965 ve 2011 yıllarında restore edilmiştir. Bahçe içinde bulunan tarihi şadırvan yıktırılmıştır.

Çarşı camisinin levhasında, yapılış tarihi olarak 1902 yazılıdır, bu tarih caminin sonradan yeniden inşa edildiği tarihtir.

2024 yılında yapılan restorasyon çalışmalarında: cemaatin daha sıcak bir zeminde namaz kılması için elektrikli alttan ısıtma sistemi döşenmiş, caminin halısı anti bakteriyel alev almaz ve yüzde yüz yün özellikli yeni bir halıyla değiştirilmiştir. Ses sistemi de yenilenmiştir. 

 

Emirdağ Amorium
 

 

AMORİUM ANTİK KENTİ

 

Yeri:

Amorium (Hisar), Ankara’nın 170 km güneybatısında, Afyonkarahisar’ın 70 km kuzeydoğusunda ve Emirdağ ilçesinin 12 km doğusunda Davulga Beldesi Hisar Köyündedir. 

 

Önemi:

MÖ 2000’li yıllardan itibaren Hitit, Frig, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kesintisiz yerleşim görmüş antik kenttir. Yani, yürütülen kazılarda, 7 uygarlığa ait izler gün yüzüne çıkarılmaktadır. 

Roma döneminde, İmparator Caracalla döneminde (MS 211-217) Doğu Frigya’da kendi parasını basan ilk kentlerden birisidir. 

Amerium kentinin kaderindeki büyük değişikliğin, MS 5 ve 6’ncı yüzyılların sonlarında, şehir büyük ölçüde genişletildiğinde ve yeni kamu binalarıyla donatıldığında meydana gelmiştir. 

Şehir, Bizans İmparatorluğuna üç hanedan çıkarmıştır. Üç İmparator ailesi çıkması, zamanında kente ne kadar yarar sağlamıştır bilinmez fakat en büyük yıkımı İmparator Theofilos’un (829-842) şehri olmasından almıştır. 

Amoriumlu İmparator hanedanlarından ikincisine mensup olan Theofilos; İmparatorluğu döneminde 837 yılında Abbasilere karşı yaptığı seferinde Abbasi Halifesi Mutasım’ın doğum yeri olan Zibatra (Malatya-Doğanşehir) kentini yakıp yıkar. Başarılı bir seferden İstanbul’a döndükten sonra Mutasım karşılık vermesi gecikmez. Topladığı büyük bir orduyla bayraklar üzerinde Amorium yazılarıyla Bizans üzerine yürür. Mutasım, 838 yılında Theofilis’un doğum yeri ve aynı zamanda Bizans’ın en güçlü ön karakollarından biri olan Amorium’u ele geçirerek yerle bir eder. 

 

Emirdağ Amorium
 

 

Şehrin isminin kaynağı:

Amorium eski Yunancada “Amorion” ve Arap-İslam kaynaklarında ise “Ammuriye” olarak geçer. Hitit döneminde ise şehrin ismi “Aura” dır.

Amorium ismi, ilkçağ Hint-Avrupa kavimlerinin dilinde “anne” anlamına gelen “ma” kelimesi kökü ile ilişkilendirilir.

 

Şehirden bahseden antik dönem yazarları:

Şehirden ilk bahseden kişi, Roma imparatoru Augustus döneminde (MÖ 24- MS 14) yaşamış olan ünlü coğrafyacı Strabon’dur. Strabon Coğrafya adlı eserinde Frigya sınırları ve kentlerini anlattığı bölümde ” … Frigyanın Psidia boyunca uzanan parçasıyla Amorion dolayındaki kısımları ….” şeklinde bahseder. 

Emirdağ Amorium
 

 

Şehrin tarihi süreci:

MÖ 1 Yüzyıl:

Şehir, MÖ 1’nci yüzyıl başlarında, Doğu Frigya’da önemli bir konumdadır. 

Çünkü Roma Senatosu tarafından, bölgede kendi parasını basmasına izin verilen ilk şehirlerdendir.

 

Emirdağ Amorium
 

Roma İmparatorluk dönemi:

Şehir Geç Helenistik dönemden (MÖ 2-1’nci yüzyıllar) Roma imparatoru Caracalla (MS 198-217) ya kadar olan 300 yıldan fazla süre kendi adına para basmıştır.

 

MS 330:

330 yılında, İmparator I. Konstantinos, İstanbul’u Roma imparatorluğunun başkenti yaptıktan sonra Anadolu topraklarına doğru uzanan iki ana askeri güzergah belirler.

Bunlardan bir tanesi: Eskişehir ve Konya istikametinde, Mut vadisine ve oradan güneye gider.

İşte Amorium şehri, bu güneye giden güzergah üzerindedir ve şehirde askeri bir garnizon kurulur.

Amaç: Kudüs topraklarına giden Hıristiyan hacıların ve gezginlerin konaklaması ve güvenliğinin sağlanmasıdır.

 

MS 474:

Kentteki birçok önemli yapı evresi, İsauralı Bizans İmparatoru Zenon (MS 474-491) döneminde yapılmıştır.

Surlar ve kentteki iki büyük kiliseden biri, bu dönemde yapılmıştır.

 

MS 640:

640 yılından itibaren, şehir Anadolu’da Bizans ordusunun askeri karargahı ve yine aynı dönemde “Anatolikon Thema” sının eyalet başkenti olur.

 

MS 7-9  YÜZYILLAR:

MS 7 ile 9’ncu yüzyıllarda, Arap saldırılarına karşı, Bizans topraklarının korunmasında güçlü bir kale görevi görür.

Çünkü bu dönemde şehir, İstanbul’dan Suriye’ye giden karayolu üzerindedir.

Öte yandan, yine Bizans döneminde şehir, İstanbul’dan sonra ikinci büyük şehir ve eyalet başkentidir.

668 yılında şehir Araplar tarafından ele geçirilmesine rağmen, kısa süre sonra tekrar Bizanslıların eline geçer.

 

 

 

 

787 YILI:

Şehir 787 yılında Piskoposluk merkezi olur.

9’ncu yüzyıla girildiğinde, Amorium şehri, Bizans’a bir imparatorluk hanedanı verdi. Bu hanedan, 820-867 yılları arasında 3 imparator çıkardı, ancak Bizans tarihi açısından başarılı icraatları olmadı.

Bu imparatorlar: Kekeme 2’nci Mihail, oğlu Teofilos ve torunu Sarhoş 3’ncü Mihail’dir.

 

838 YILI:

838 yılında, Amorium şehri Abbasi Halifesi al-Mutasım ordusu tarafından kuşatılır.

837 yılında, Bizans imparatoru Theofilos, güneydoğu Anadolu ve Abbasi Halifeliği başkentine doğru ordusuyla harekete geçer.

Bu ordu Malatya ve Samsat kalelerini fetih eder.

Sonra da Suriye’de Mutasım’ın doğum yeri olan Zibatra kalesine saldırır, kaleyi ele geçirir, yakıp yıkarlar.

838 yılında ise, bu kere Abbasi halifesi Mutasım, büyük bir ordu ile Anadolu’ya girer.

211 Temmuz 838 yılında, Anzin savaşında, Abbasi ordusu Bizanslıları yener.

Bizans ordusu, Mutasım’ın Anadolu’da ilerleyişine direnç gösteremez.

Abbasi ordusu, ilerleyerek 55 günlük kuşatmanın ardından Amoria yani Bizans’ın ikinci büyük şehrini 23 Eylül 838 tarihinde ele geçirir.

Saldırıda 30 bin Bizanslının öldürüldüğü ya da esir alındığı kayıtlara geçer.

Halife Mutasım, bu başarıdan sonra İstanbul üzerine yürümek istemesine rağmen, ordusu içindeki karışıklıklar nedeniyle geriye yani Samarra’ya döner.

Ancak yanında esirler vardır.

Amorium şehrinden esir alınan yüksek rütbeli subaylar ve ileri gelen 42 Bizanslı Irak’ın Samarra şehrinde 6 Mart 845 tarihinde idam edilirler.

Bu 42 Bizanslıya, 7 yıl boyunca İslamiyete geçmeleri konusunda telkinlerde bulunulmuş ve kabul etmedikleri için Hıristiyanlara gözdağı vermek amacıyla önce idam edilmiş ve sonra Fırat nehrine atılmışlardır.

Daha sonra o bölgede yaşayan Hıristiyanlar tarafından, nehirden toplanarak mezara gömülmüşlerdir.

O çağlarda esirlerin fidye pazarlığına tabi tutularak geri verilmeleri, sanıldığının aksine idam edilmelerinden daha yaygın bir uygulamaydı.

Fidye müzakereleri tamamlanmış ve 42 Bizanslının Halife tarafından idam edilmesi dini gerekçelere bağlanmış ve Amorium’un 42 şehidi, Rum Ortodoks Hıristiyan literatürüne geçmiştir. Aziz mertebesine yükseltilen bu Bizanslılar her yıl 6 Mart günü, dini törenlerle anılırlar.

Bu büyük yıkıma rağmen, Amorium şehri, Bizanslılar tarafından yeniden iskan edildi.

 

931 YILI:

931 yılında da Abbasilerin Tarsus Emiri Semel ed-Dülefi’nin ordusu tarafından şehir yeniden kuşatılır. 

Bununla beraber tüm yazılı kaynaklar ve kentte yürütülen arkeolojik kazılara göre, kentte Bizans hakimiyetinin varlığı, 11’nci yüzyıla kadar devam etmiştir. 

Daha sonra kentte bir Türk-İslam dönemi başlar. 

 

1106 YILI:

Selçuklular ve Bizanslılar arasında yapılan Bolybotum (Bolvadin) savaşını Selçuklular kazanır ve 1116 yılında Amorium, Selçukluların eline geçer.

Bu savaş sırasında dönemin Selçuklu Sultanı Müizzeddin Melikşah’ın bir süre çekildiği Bolvadin güneyindeki dağlara “Sultandağı”, komutanlarından Emir Mengücek’in çekildiği dağlara ise “Emirdağ” ismi verilmiştir.

14’ncü yüzyılda kentte Selçuklu hakimiyeti görülür, ancak kent takip eden Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, sadece önemli bir Türk kasabası haline gelmiş, eski ihtişamını kaybetmiştir.

Kent sadece kale olarak kullanılmış, Hisarcık (sonradan Hisarköy) ismi buradan gelmiştir.

Emirdağ Amorium
 

 

İslam dönemi ve Selman Farisi

Amuriye, bugünkü Hisar köyü yerleşkesinde bulunan Amorium kentinin İslam kaynaklarındaki ismidir.

Amuriye, İslam kaynaklarında, Anadolu’nun en önemli şehri olarak geçer.

Büyük İslam sahabelerinden Selman Farisi İran asıllıdır.

Ateşe tapan Mecusi bir aileye mensuptur.

Ailesi tarafından Mecusi inancına bağlı olarak yetiştirildiği halde Hıristiyanlığı tanıdıktan sonra Hıristiyan olmuştur.

Selman Farisi, Amuriye şehrinde yaşarken, Amuriye kalesinin çevresinin hendeklerle çevrili olması, Selman Farisiye, Medine savunmasında hendek kazılması fikrini vermiştir.

Selman Farisi, Amorium’da, şu an bulunan kilisede çalışmış, emrinde çalıştığı, talebesi olduğu rahip tarafından İslam dininin hak dini olduğunu söylemesi üzerine, Müslüman olmak için Medine’ye gitmiştir.

Asıl ismi Mabeh bin Büzahşah’tır. Selman ismi, Peygamberimiz tarafından verilmiştir.

İranlı olduğu için de Farisi denildiğinden Selman-ı Farisi olarak isim almıştır.

Selman Farisi, İran üzerine yapılan sefer ve ardından Medain şehrinin alınması üzerine buraya vali tayin edildi.

Ömrünün sonuna kadar burada yaşadı ve 655 yılında Medain şehrinde öldü.

Yani şehir Hıristiyanlık kadar olmasa da İslamiyet açısından da önemli bir yerdir.

Emirdağ Amorium
 

GELELİM GÜNÜMÜZE-KALINTILAR:

Hisar Köyü:

Birçok antik bölgede olduğu gibi, Hisar köyü, günümüzde antik kentin kalıntılarının tam ortasında kalıyor.

Hisarköy, 1892 yılında kurulmuştur.

Köyün nüfusu az, ancak evler ve hayvan barınaklarının bulunduğu yerlerde özel mülk olması nedeniyle kazı yapılamıyor.

Antik kent, 2 bölüme ayrılır

Yukarı şehir.

Aşağı şehir.

Aşağı ve Yukarı şehirlerin büyük, oldukça güçlü savunma surlarıyla çevrili olduğu görülür. 

 
Yukarı şehir

Yukarı şehir denen höyükte, en eski yerleşim burada görülür.

5 hektarlık bu alan: oval biçimde çok sayıda kule ile desteklenmiş sur ile çevrilidir. Höyüğün kuzeydoğu ve güneybatı yönündeki surları, Aşağı şehir surlarıyla birleşir.

Höyüğün kenarında, Bizans dönemi sur duvarları kalıntıları görülmektedir.

Aşağı şehir

Aşağı şehir tamamen sur içindedir ve büyüklüğü yaklaşık 75 hektardır.

Burada daha çok dini yapılar, kamu yapıları bulunur. 

 

Sur duvarları:

Aşağı şehirde bütün şehri kuşatır, ancak günümüzde sadece Yukarı şehirde höyüğün kenarında sur duvarı izleri görülmektedir.

Bu sur duvarları, İmparator Zenon (MS 474-491) döneminde yapılmıştır.

 

Kilise:

Aşağı şehir kilisesinde yapılan kazılarda: 10 ve 11’nci yüzyıllara tarihlenen çok sayıda bebek ve çocuk mezarı ortaya çıkarıldı.

İçerisinde çoğunlukla çoklu gömü bulunan bu mezarlar, kilisenin ana binasının kuzeyinde, vaftizhanenin doğusunda yer alan bölümde konumlandırılmıştır.

İlk gömünün altındaki bireylere ait olan daha eski iskelet kalıntıları, karışık durumda ele geçirilmiştir.

 

Bebek Ölümleri:

Tarihçi Steven Runciman’a göre, MS 1097 yılında I. Haçlı Seferi sırasında Amorium ve çevresi uzun, geniş ve kurak bir arazi durumundadır. 

Şehir, insanların dengeli ve yeterli beslenmelerini sağlayacak uygun coğrafi koşullara sahip değildir. 

Bunu  doğrulayan en güzel çalışmalardan biri ise, Bizans kilisesinde bulunan bir gurup çocuk mezarı üzerine yapılmış detaylı çalışmadır. 

Evet, yukarıda sözünü ettiğim gibi, kilisede, 22-24 haftalık fetüsten, 10 yaşa kadar değişen 128 çocuk iskeleti üzerinde yapılan araştırmalar ve dönemi içinde diğer kentlerdeki bebek ölümleri ile kıyaslamalar, Amorium’da Orta Bizans döneminde (7-9’ncu yüzyıl) bebek ölümlerinin oldukça yüksek olduğunu göstermiştir. 

1 yaşa kadar olan bebek ölümleri, annenin ve bebeğin yetersiz beslenmesi ve anne sütüyle henüz antikor geliştirememiş bebeklerin enfeksiyonlara açık olması gibi bulgulara bağlanmıştır. 

Bu iskelet topluluğunda doğum öncesi, doğum sırası ve doğumdan hemen sonra hayatını kaybedenlerin toplamı % 50 kadardır.

Yani, şehirde Bizans döneminde yetersiz hijyen ve yetersiz beslenme koşulları olduğu ve bu durumda annelerin enfeksiyon kaparak doğum sıkıntılarının olduğu anlaşılır.

Emirdağ Amorium
 

 

Kazılar

Antik bölge, koruma altına alınmadan önceki yıllarda define avcıları tarafından yoğun şekilde kazılmış ve yağmalanmış ve de maalesef önemli ölçüde tahribata uğramıştır.

Evet, Amorium şehrini ilk ziyaret eden batılı gezgin 1836 yılında William Hamilton’dur. İlk araştırmalar ise, 1987 yılında Prof Martin Harrison tarafından başlatılır.

Bu araştırmalarla: şehrin güneybatısındaki şehir surlarında, şehrin güneyinde kalan ve Geç Roma ile Erken Bizans dönemlerine tarihlenen “Büyük Bina” olarak adlandırılan alanda, Aşağı şehir Bazilikasında ve Yukarı şehir bölümünde kazı çalışmaları yapılmıştır.

1996 yılına gelindiğinde, yapılan kazı çalışmaları sonunda: ana kilise, vaftizhane ve birçok mezar ortaya çıkarılmıştır.

 

Kilise:

Kilise ilk olarak, kuzeybatı tarafında bir vaftizhane ile birlikte, koridorlu bir bazilika olarak, erken Bizans döneninde (5-6’ncı yüzyıllar arasında) inşa edilmiştir.

Tüm kompleks, kilisenin ahşap çatısının muhtemelen alev aldığı 838 yılında büyük hasar gördü.

Ancak dikkat çekici bir gelişme, kilise daha sonra terk edilmedi.

Ancak tamamen yeniden inşa edildi ve nefin merkezi üzerinde büyük bir kubbeyi desteklemek için iskeleler ve payandalar verildi.

Yeni kilise, özenle yenilendi. Yeni bir mermer opus sectile zemin döşendi, tavanlara cam mozaikler yerleştirildi ve duvarlar azizleri ve diğer kutsal figürleri gösteren fresklerle döşendi.

Birçoğu iyi korunmuş ipek tekstilleri ve deri ayakkabıların yanı sıra kolye haçları ve mücevher eşyaları içeren birçok mezar da eklendi.

Bulgular sadece dindar değil, 10’ncu ve 11’nci yüzyıllardaki Amorium sakinlerinin zenginliğini ve sofistikeliğini de gösteriyor.

Kilisede yapılan kazılarla birlikte hayatta kalan dokusunun uzun süreli korunmasını ve restorasyonunu amaçlayan bir program, enerjik olarak ilerletilmiştir.

Kilisenin güneyinde, sütun, pencere, kapı bölümleri ve diğer parçaların tanımlanabileceği ve yeniden montaj için hazırlanabileceği bir taş avlu oluşturuldu.

Onarım çalışmaları sırasında ağır mermer blokların kaldırılması ve tutulması için bir portal temin edildi.

Aşağı şehir surlarında, üçgen planlı kulenin batısında bulunan kapıda, Aşağı şehir kilisesinin kuzeyinde, Büyük Mekan olarak adlandırılan alanda çalışmalar sürdürülmüştür.

 

Bizans Hamamı:

2001 yılında yapılan kazılarda: MS 6-9 yüzyıllara tarihlenen bir Bizans dönemi hamamı ve döşemesiz bir sokak bulunmuştur.

Bizans hamamlarının ayakta kalan çok az örneği vardır ve Orta Anadolu’daki bu örnek hem Bizans imparatorluğunda yıkanmanın sürekliliği hem de bu geleneklerin İslam dünyasına aktarılması için önemli bir delildir.

 

Şarap üretim tesisleri:

Ayrıca hamamın çevresindeki alan, üzümleri bastırmak için bir dizi kurulumla doluydu.

Bu; önemli miktarda şarap üreten büyük bir endüstri olduğunu gösterir.

Bu tür faaliyetleri kentsel bağlamda bulmak oldukça sıra dışıdır.

Çünkü eski şarap ve yağ preslerinin çoğu kırsal alanlardaki çiftliklerde bulunuyordu.

Yani, bu alanın şehrin şarap üretim merkezi olduğu anlaşılmıştır.

Kazılarda bulunan şaraphane, bu civarda üzüm bağlarının çok olduğunu ve şarap üretiminin yapılarak Amurriye ve civardaki yerleşim yerlerinin şarap ihtiyacının buradan karşılandığını göstermektedir.

Günümüzde: Suvermez, Karacalar ve diğer köylerdeki üzüm yetiştirme kültürü, o dönemlerin bu güne yansımalarıdır.

2014 yılındaki kazılarda, çalışmalar antik kentin Yukarı Şehir diye adlandırılan bölgesinde yoğunlaşmıştır.

Ekipler, tarihi kale surlarının en üst kısmını gün ışığına çıkardılar.

Surlardaki bir şehir kapısı aranmış, bulunması halinde kent için önemli bir keşif olacağı gündeme getirilmiştir.

 

Ezop (Aisopos):

Amorium şehrinde, masalcı Ezop’un doğup büyüdüğü söyleniyor.

Ezop kimdir?

Ezop, MÖ 6’ncı yüzyılda yaşadığı düşünülen bir eski Yunan masalcısıdır.

Söylentiye göre, Trakya’da doğmuş, köle olarak satılmış, Samos adasında yaşamış ve azat edildikten sonra birçok bölgeyi dolaşmıştır.

Masalcı Ezop, hayvanları kullanarak insanlara ders veren masallarıyla türünün öncüsü sayılır. 

Günümüzde pek çok hikayesi La Fontaine’nin şiirsel anlatımıyla dönmüş yaşadığı coğrafyaya.

Neden hayvanlar aracılığıyla insanları eğitmeye çalıştığının gerekçesi de aşağıdaki masalında yatıyor olsa gerek. 

Bir Ezop Masalı:

“Prometheus ile insanlar Zeus’un buyruğu üzerine Prometheus insanları da, hayvanları da yaratmış. Zeus bakmış ki hayvanlar insanlardan çok Prometheus’u çağırmış: “Olmadı, şunların bir kısmını insan yapıver” demiş.

Prometheus o buyruğu da yerine getirmiş. Bunun içindir ki daha başlangıçta insan olarak yaratılmamış olanların kalıbı insan kalıbı olmuş ama içi insan içi olamamış.”

 

Evet ikinci bir Ezop Masalı:

Zamanın devlet adamlarının halkın parasını çaldıkları ortaya çıkınca, Ezop’u mahkemede kendilerini savunmak için tutarlar.

Ezop mahkemede tilki ve kirpinin hikayesini anlatır.

“Sırtındaki kan emici pireler yüzünden, bir tilkinin canı çok yanar.

Bu durumu gören kirpi, tilkiye sırtındaki pireleri kovabileceğini söyler.

Tilki “sakın böyle bir şey yapma, sırtımdakiler zaten yeterince canımı yakıyor, nasılsa onlar doydu, daha fazla kan ememezler, bunlar giderse yerine daha da açları gelir” der.

Bu savunmayı dinleyen mahkeme heyeti, sanıklara ceza vermez ve böylece kurtulurlar.

 

 

 

Emirdağ Suveren Şehitliği
 
Emirdağ Suveren Şehitliği
 

 

SUVERMEZ ŞEHİTLİĞİ

İlçe merkezine bağlı Suvermez köyünde Yarım Hatıl Mevkiindedir.

Kurtuluş savaşında, düşman keşif uçaklarının açtığı ateş sonucu şehit olan iki er adına, 1963 yılında, Suvermez köyünde, yol kenarına bir şehitlik anıtı yapılmıştır.

Küçük bir şehitlik olup kitabesinde “İstiklal Savaşı Şehitleri” yazılıdır.

İsmi tespit edilebilen sadece bir tanesinin ismi yazılıdır o da “Niğde Aksaray’dan Er Ali Oğlu Hasan 21 Ekim 1922” yazılıdır.

Her yıl 18 Mart tarihinde burada anma töreni yapılmaktadır.

Emirdağ Balcam Sultan Türbesi

BALCAM SULTAN TÜRBESİ;

İlçe merkezine bağlı Balcam Köyünde, cami yanında bulunmaktadır. İlçe merkezine 11 km uzaklıktadır. 

Türbede Hamza Fakı ile Balcam Sultan’ın mezarları vardır.

Menkıbe anlatımına göre: Selçuklu ordusu aç ve susuz kalmıştır. Sultan Hanım ve Kardeşi Hamza Fakı, ellerindeki bakraç bal ve heybelerdeki yufka ile askerleri doyurmak isterler. Ancak bu az miktar yiyecek tükenmez. 

Selçuklu Sultan bu mucize üzerine, Sultan Hanıma “Balcam” adını verir. 

Türbe yapısı, üstü kapalıdır, fakat tarihi eser statüsünde büyük bir mimari yapısı yoktur. Türbede beyaz bir sancak asılıdır. Türbenin yanında büyük çam ağaçları vardır ve bu ağaçlardan bir dal bile kesilmez, kesenin öleceğine inanılır. 

Ziyaret edilen, dua edilen bir yerdir. Özellikle çocuk isteyen kadınlar tarafından ziyaret edilmektedir. Hatta erkek çocuk isteyenler Hamza Fakı’ya, kız çocuk isteyenler ise Sultan’a ad verirler. 

 

 

 

 

KAYI KÖYÜ VE DOĞAL ALANLARI

Türkmen kültürünün yoğun olduğu, doğa içinde huzurlu bir köydür. Yerel halk arasında köyün adının “Kayı” olması, Yörük kültüründe Kayı Oğuz Boyu ile bağlantılıdır. 

Piknik ve yürüyüş için idealdir. 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Düzce Çilimli

Düzce Çilimli

İlçe, doğuda ve güneyde Düzce Merkez ilçe, batıda Cumayeri, güneydoğuda Gümüşova, kuzeyde ise Akçakoca ilçeleriyle çevrilidir.

İlçenin üçte birlik bölümü ormanlık alandır.

İlçede inanç turizmi açısından önem arz eden Şeyh Aliyyü-l Muslihiddin Hazretleri, oğulları ve torunları türbeleri bulunmaktadır.

Düzce Çilimli Tepeköy Camii

Tepeköy Camisi:

Tepeköy’de bulunan cami, dikdörtgen planlı, ahşap çatkılı tuğla örgülü ve kırma çatılıdır.

Cami yazıtında 1954 yılında yapıldığı belirtilmektedir.

Caminin çinko kaplı minaresi vardır. 

Çilimli Tepeköy Camii Balkon bölümü

Caminin ahşap minber ve mihrabı yanında tavan ve balkon bölümünde ahşap işçiliği görülür.

Giriş bölümüne sonradan eklemelerin yapıldığı cami kırma çatılıdır. 

Ankara Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından 1999 yılında tescil edilmiştir.

Çilimli Tepeköy Mesire Alanı

Tepeköy Mesire Alanı

Tepeköy’dedir. İlçe merkezine 3 km uzaklıktadır. 

Meşe ağaçlarıyla kaplı ormanlarla çevrilidir. Her yıl 6 Mayıs gününde bu mesire alanında Hıdırellez Şenlikleri düzenleniyor. 

Çilimli Kaplandede Şifalı Su Yürüyüş Yolu

Kaplandede Şifalı Su Yürüyüş Yolu

Önce Kaplandede; Kaplan Dede’nin kabri onun ismi verilmiş olan Kaplan Dede sıradağlarının en yüksek tepesi olan Dede Dağının tam zirvesinde bulunmaktadır. Denizden yüksekliği 1154 metredir. Çevresinde büyük ve sık asırlık ağaçlarla dolu olmasının yanında zirve yaklaşık 1 hektarlık boş alandır. Yaşadığı dönem tam olarak bilinmiyor. Bu dağın zirvesinde yaşar, üç beş hayvanı onun için hem geçim kaynağı hem de arkadaştır. 

Evet işte Kaplandede isminin kaynağı bu.

Gelelim yürüyüş parkuruna: 35 km lik bir parkurdur. Düzce-İstanbul yolu Çilimli sapağı ayırımından Çilimli’ye ulaşılarak yürüyüşe başlanır. Orta zorlukta, sağlıklı her insanın rahat yürüyebileceği bir parkur olup, her mevsim yürünebilir. Parkur çoğunlukla orman içini takip eder. Kışın kar tedbirleri alınması gerekir. 

 

Düzce Çilimli Şeyh Müslihittin ve oğulları türbesi

Şeyh Muslihiddin ve Oğulları Türbesi:

Rivayete göre: Şeyh Muslihiddin’in 1484 yılında doğduğu ve Horasan’dan geldiği sanılmaktadır.

Soy itibarı ile Zeynel Abidin Oğullarından Bakir/Bakir oğlu, Yahya/Yahya’nın soyundan geldiği söylenir.

Düzce Çilimli Şeyh Müslihittin ve oğulları türbesi

Anadolu’ya gelerek Ankara’da Hacı Bayram Dergahında ve İstanbul Fatih Külliyesinde ilim tahsilinde bulunan Aliyyül Muslihiddin, Kastamonu’da meftun bulunan Şeyh Şaban-ı Veli ile tanışıp arkadaş olmuştur.

Düzce Çilimli Şeyh Müslihittin ve oğulları türbesi

1526 yılında İstanbul-Ankara yolculuğunda, Bolu’nun Elmalık köyünden geçerken büyük İslam mutasavvıfı Halveti Tarikatı pirlerinden Şeyh Tokat-i dergahına uğrayarak 12 sene kalmış, Tokat-ı’ye hizmet etmiştir.

Sonra Çilimli ilçesi, Yukarı Karaköy’üne gönderilir. Buranın o günkü ismi “Kokabeli” dir.

Kendisi bir süre burada kalmış ve burada vefat etmiş, vefat ettiği yere türbesi yapılarak defnedilmiştir.

Çilimli Hasan Dede Türbesi

Hasan Dede (Çoban Dede) Türbesi;

İlçe merkezine bağlı Karaköy’dedir. 

Hasan Dede’nin yaşadığı dönem 18 ve 19’ncu yüzyıl, vefatı ise bu yüzyılın başındadır. Bu da türbenin giriş kapısı tarafından yatan Hasan Dede hikayesiyle özdeş merhum Kadir Ağa’nın o döneme ait mezar taşı kitabesinden anlaşılıyor. Kadir Ağa’nın mezar taşına, vefat tarihi Nisan 1220 düşülmüştür. Yani, Kadir Ağa, miladi takvime göre 1807 yılında vefat etmiştir. 

Hasan Dede, Kadir Ağa’nın çobanıdır. 

Şimdi gelelim Hasan Dede ile ilgili yörede anlatılan rivayete:

Yaklaşık 300 yıl kadar önce Çilimli ilçesi Yukarı Karaköy’den gelen Hacı Kadir adlı bir şahsın buraya yerleşmesi sonucu kurulmuş olan köy ismini de bu şahıstan almıştır. 

Rivayete göre, Hasan Dede, Hacı Kadir’in manda çobanlığını yapmıştır. Hacı Kadir’in Hacca gittiği bir zamanda hamımı Hasan’a “Ağan bu yemeği (hoşmerim) çok severdi” demiş. Hasan yemeği beze sarmış ve mandalarını da alarak kıra gitmiştir. Hacı Kadir Hacda namaz kılarken bu yemek önüne gelmiştir. Hacı Kadir tabağının ve bezin kendilerine ait olduğunu anlamıştır.

Hacı Kadir, Hacdan döndükten sonra hanımına yemek tabağını ve bezi göstererek “bu yemek önüme koyulduğunda buharı tütüyordu, bunu bana kim getirdi” demiş. Hanımı da yemeği Hasan’a yaptığını söylemiştir. Onların yıllardır yanlarında çalışan, bu t emiz ve çalışkan kişinin bir Allah dostu, veli olduğunu anlarlar. Kadir Ağa otlağa onun yanına koşar, fakat çoban Hasan’ı vefat etmiş bulur, çünkü kerameti belli olmuştur. 

Onların o dönemde yaşadıkları yer Hacı Kadirler köyüdür. Bu köy Hacı Kadir’in adıyla anıla gelip bu adı almıştır. Hacı Kadirler köyü, türbeye göre güney kısımda 2 km mesafededir. Türbe ise Yukarı Karaköy’ün Düzce çıkışından E-5 istikametindeki mezarlığın karşısında ayrılan Yeniköy’e bağlayan yol üzerindedir. 

O dönemde Efteni Gölü, daha büyük olduğundan göle yakın ve su havzasında bulunan bu yerleşimin, çok sulak olup mezar kazıldığında aşırı su çıktığı bilinmektedir. Bu bölgenin mezarlık olarak bu kısımların kullanıldığı biliniyor. Çünkü türbe çevresi eski mezarlıktır. 

O günden sonra Hasan Dede’nin ismi halk arasında “Allahın sevgili kulu” olarak anılmaya başlar. Çilimli halkı onun adına bir türbe yaptırır ve hatırasını yaşatır. Bugün bile, Hasan Dede’nin Türbesinde dualar edilir, dilekler tutulur.