Macaristan Budapeşte Peşte bölümü

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü

Peşte bölümü: şehrin “yeni şehir” bölümüdür. Yani, Tuna nehri şehri ikiye ayırıyor.

Buda bölümü tarihi ve peşte bölümü yeni şehir olarak geçiyor. Peşte bölümündeki yapılaşma yeni, bu bölümde tarihi bir yer göremezsiniz ama buranın en özel yeri Kahramanlar Meydanıdır.

Gezimize başlamak için, bulunduğumuz yerden, herhangi bir şekilde: Kahramanlar Meydanına geliyoruz. Örneğin: M1 metro hattına binip, “Hösök Tere” istasyonunda inebilirsiniz.

Hemen karşınıza, şehrin en muhteşem meydanı çıkıyor. Yürüyerek buraya ulaşmak isteyenler ise: Andrassy yolunu ve Oktogon meydanını geçerek, buraya ulaşabilirler.

20160809_152242
Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Hösök Tere
20160809_152028
Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Hösök Tere

 

20160809_152024(0)
Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Hösök Tere

 

HÖSÖK TERE (KAHRAMANLAR MEYDANI)

Burası, gerçekten görülmesi gereken yerlerden biri, Budapeşte şehrinin kalbidir. Resmi törenler ve kutlamalar, hep burada yapılır. Şehre gelen yabancı devlet adamları, burayı ziyaret ederler. Gündüz: turistleri taşıyan otobüsler, meydanı doldurur. Turist gurupları: bu meydanda, uzunca bir süre kalıyorlar. Ancak: meydandaki Macar krallarına ait heykeller gerçekten muhteşem ve görülmeye değerdir.

Şehrin bulunduğu yere, ilk önce Romalılar gelmiş. Ama günümüz Macarlarının ataları, Kral Arpat önderliğinde, Urallardan göç edip, 896 yılında buraya gelmişler. İşte bu Kahramanlar Meydanı da, 1896 yılında, Macarların bölgeye gelişlerinin 1000. yılı anısına yapılmış. 7 atlı heykel, şehri kuran 7 Macar Kabilesini temsil ediyor.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Hösök Tere

Meydanın orta yerinde: Macar ayaklanmasında ölenler için yapılmış, sembolik bir mezar bulunuyor.1956 yılında, Sovyetler Birliği yönetimine başkaldıran, Macarların, oldukça sert önlemler ile bastırıldığı ve binlerce insanın yok edildiği söyleniyor.

Meydanda

Yarım daire şeklinde yerleştirilmiş sütunların altında: Türklere ve diğer düşmanlara karşı savaşmış, Macar krallarının heykelleri var. Bu heykellerin altında ise: bu kralların kahramanlıklarını gösteren, kabartmalar bulunuyor. Yani: her bir heykelin kaidesindeki küçük rölyefte, o kişinin yaşamındaki en önemli olay anlatılmış.

Ortadaki sütunda: biraz önce söylediğim gibi: 7 Macar Kabilesini temsil eden heykeller bulunuyor. Onların üstünde: Cebrail meleğinin heykeli var. Elinde ise: kutsal Macar tacını tutuyor. Muhteşem bir meydan. Her yanı heykellerle dolu. Bu heykelleri görmek için mutlaka zaman ayırın.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü

Akşam saatlerinde, meydan, kay kay ve bisiklet kullananlar tarafından işgal ediliyor. Bunlar, yaz günleri, geç saatlere kadar, meydan ve çevresinde, akrobatik hareketler yapıyorlar.

Gece olunca, muhteşem bir ışıklandırma, meydana bambaşka bir hava veriyor. Yani: Roma’da Aşk Çeşmesi bölgesinde olduğu gibi, burayı da, gerek gündüz ve gerekse gece ışıklandırıldığında ayrı ayrı görmenizi öneriyorum.

Evet, bu meydandaki ve hemen arkasındaki parkta gezimiz bittikten sonra: meydanın iki yanında bulunan müzeleri gezeceğiz. Bunlar: Güzel Sanatlar Müzesi ve Sanat Sarayı. Ayrıca: biraz ilerideki bir bölümde, Ziraat Müzesi var.

SZEPMUVESZETI.(GÜZEL SANATLAR MÜZESİ)

Ön cephesi, kahramanlar meydanına bakıyor. Hemen karşısında ise, Sanat Sarayı var. Güzel Sanatlar Müzesi: antik Yunan, Mısır, Roma sanatı örneklerinden tutun, Alman, Hollanda, Flaman, İtalyan, İspanyol, Fransız, İngiliz ressamlarının türlü dönemlere ait eserlerden oluşan, çok büyük bir koleksiyona sahip.

19-20.yüzyıl sanatından da eserlerin sergilendiği müze, hakkını vermek isteyenler için, belki 2 veya 3 günde gezilebilecek bir yer.

MÜCSARNOK (SANAT SARAYI)

Çeşitli sergilere ev sahipliği yapıyor.

Evet: Kahramanlar Meydanının biraz ilerisindeki bölgeye: Varos Liget deniliyor.

VAROSLİGET (KENT KORUSU) 

Kahramanlar Meydanının hemen arkasında, yürüyerek birkaç dakikalık uzaklıkta bir gölet ve şehrin en güzel parklarından biri var. Gölette özellikle çocuklar ve insanlar, teknelere biniyorlar, gölün kıyısında, ağaçların gölgesinde, çimlerin üzerinde oturup yorgunluk atabilirsiniz ki, bence mutlaka bu park içinde zaman ayırın.

Bu şehrin en büyük ve güzel parkı, bir zamanlar: bataklık ve sarayın avlanma bölgesiymiş. Maria Theresa döneminde yeşillendirilip, park bölgesine  dönüştürülmüş.

Kent korusu gibi bir yer. Burada: Vajdahunyad Şatosu ve kışın buz pisti olarak kullanılan bir göl, hayvanat bahçesi, lunapark, birkaç müze ve hamam bulunuyor. Özellikle, buraya kışın gelirseniz, bu açık hava buz pistinde: 1-2 saatliğine, paten kiralayıp, müzik eşliğinde kayarak, buz pateni merakınız ve bilginiz varsa, bu muhteşem güzelliği yaşayabilirsiniz.

Burada: ayrıca: Franz Listz Müzesi, Vajdahunyad kalesi, Jak Şapeli ve en ünlü heykelleri: “Adsızlar” da buradadır.

BUDAPESTİ ALLATKERT NÖVENKERT (HAYVANAT BAHÇESİ)

Bu hayvanat bahçesi ve aynı zamanda botanik bahçesi: 1866 yılında kurulmuş. Avrupa’nın en büyük hayvanat bahçelerinden biri olarak öne çıkıyor. 2000’den fazla canlıyı barındırıyor.

Kentin gürültüsünden kaçıp, sığınılabilecek sakin bir mekan. Bütün yıl boyunca ziyaret etmek mümkün. Ancak, özellikle hafta sonlarında: kapısında uzun kuyruklar oluşuyor. İnanın, bir hayvanat bahçesinin nasıl olması gerektiğini düşünüyorsanız, bu sorunuzun cevabını burada görebilirsiniz. Özellikle: buradaki kelebek odası, mutlaka görülmesi gereken bir yer.

VİDAMPARK (LUNAPARK) 

Şehrin en büyük eğlence parkı. Eğlencenin kalbi burada atıyor. Avrupa’nın en eski lunaparklarından biri. Bütün bir yıl boyunca açık. Ancak: kış aylarında, yalnızca belli saatler arasında açık bulunuyor.

Buz pistini sağınıza alıp, Millenium köprüsünü geçerseniz: 50 metre kadar ileride, sağ yanınızda, kale gibi bir yapı göreceksiniz. Evet, burası aslında bir kale değil, bir müze.

ZİRAAT MÜZESİ

Girişi eski şatoları andırıyor. Zaten eski bir yapı. Yapının çevresinde bulunan gölde, ördekler ve su yılanları var. Gölün üzerinde inşa edilen küçük ahşap zeminli seyir terasları üzerinde oturup güneşlenebilirsiniz. Ya da bir şeyler yiyerek: ördeklerin yılanları nasıl kovaladıklarını izleyebilirsiniz.

Ancak: ben, Ziraat Müzesi yönünde değil de, yolun sol tarafında, yaklaşık 100 metre uzaklıkta bulunan kaplıcaya gitmenizi öneririm. Burada: daha güzel zaman geçirebilirsiniz.

Çünkü: Budapeşte şehrinde, bu kaplıcalar, Avrupa’da sahip oldukları ün ile, öne çıkıyorlar. Hani Tayland’a gidip, Tayland Masajı yaptırmak gibi bir şey. Mutlaka denemelisiniz.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Szechenyi Gyogfürdo

SZECHENYİ GYOGFÜRDO (SZECHENYİ HAMAMI)

Budapeşte’nin kaplıcaları çok ünlü. Ne kadar doğru tam olarak bilemiyorum ama şehirde: ülkede, toplam: 1300 ve yalnızca Budapeşte şehrinde: 80’e yakın kaplıca bulunduğu söyleniyor. Burası da: şehrin, en sıcak doğal su kaynağının üzerinde bulunuyor.

riyorum. Nefis işlemeler ve heykellerle bezeli termal havuzları, buhar banyoları, şok havuzları ve açık havuzlarında gevşerken, Budapeşte de gördüğünüz güzellikleri gözünüzün önünden geçirin.

Evet, bu bölgede, görmenizi önereceğim diğer yer: Bazilika. Kahramanlar Meydanını, arkanıza alarak, dümdüz ilerlemeye devam edin. Karşınıza bir cadde çıkacak. Andrassy Caddesi. Bu cadde: Türk konsolosluğunun da bulunduğu, şehrin en önemli caddelerinden biridir. Bu bulvar, şehrin Şanzelisesi gibi.

Dünyaca ünlü butikler ve restoranlarla dolu. Dünyanın ikinci, Avrupa’nın ilk metrosu, bu caddenin altından geçiyor. Öyle ki; Macarlar ilk yer altı metrosunu yaparken, sanata olan aşırı düşkünlükleri etkin rol oynamış.

Kış günlerinde, aşırı soğuklarda operaya gidemiyorlarmış ve yer altı bu iletişim hattını kurmuşlar, yani temeldeki amaç; soğuk kış günlerinde, operaya giderken sıkıntı yaşamamak. Evet: güzel bir cadde.

Caddede ilerlediğinizde; çok hoş bir meydanı olan, bir bazilikanın karşısına çıkacaksınız.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Szent Stephen Bazilikası

SZENT STEPHEN BAZİLİKASI-KİLİSESİ 

Ana arterinde İsa heykeli olmayan tek kilise. Papa’dan özel izin alınmış ve İsa heykeli yerine, ülkenin kurucusu St. Stephan’ın heykeli bulunuyor. 1851 yılında yapılmış. Kilisenin içinde ise: Aziz Stephen’in mumyalanmış sağ elinin sergilendiği Şapeli görebilirsiniz. Ayrıca: Ana Altar, Gyula Benczur’un tablosu görülebilir.

Bazilikanın içi: etkileyici detaylarla süslü. Bunun yanında, bilet alarak, kubbesine çıkabilirsiniz. Buradan: şehre, farklı bir açıdan bakabilirsiniz.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü

Buradan, yürüme mesafesindeki Parlamento Binasına yöneliyorsunuz. Şehrin neresinden bakarsanız bakın, görebileceğiniz büyüklükte bir yapı.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Parlamento Binası
Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Parlamento Binası
Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Parlamento Binası

PARLEMENTO BİNASI

Macar krallığı: 1867 yılında, Habsburg imparatorluğunun bir parçasıdır. O yıl, Avusturya ile, aynı krala yani İmparator Franz Josep’e bağlı olmasına rağmen, özgür bir eyalet olarak tanınır.

Böylece 1880 yılında, Budapeşte şehrinde, Parlamento binası yapılması için izin alınır. Bunun üzerine, 19’ncü yüzyılın ikinci yarısında hatta son çeyreğinde “Parlamento Binası” yapılması için bir proje yarışması düzenlenir. Bu yarışmaya birçok eser katılır.

Ama birkaç eser öne çıkar. Bunlardan, ilk üç eser arasında seçimde tereddüt yaşarlar. Sonuçta, en görkemli ve detaylısı, Parlamento Binası olarak yapılır. Ama diğer iki proje de, bu binanın arkasındaki boş meydana yapılır ve bir tanesi dönemin Adalet Bakanlığı ve diğeri ise Tarım Bakanlığı olarak kullanılır. Parlamento binasının yapıldığı yer Tuna nehri üzerindedir.

Tuna nehrine dikilen kazıklar var. Bu kazıklar sertleştiğinde üzerine temel atılır ve o temelin üzerine asıl temel yükseltilir. Yapan mimar İmre Steindl, Orta Avrupa ve Macarların en önemli mimarlarından biridir.

Viyanalı mimarlardan eğitim almıştır. Özellikle yeni Gotik tarzında çok başarılıdır. Bu görülen bina, Londra şehrindeki Parlamento Binasından etkilenilerek yapılmıştır. Yapının inşaatına 1884 yılında başlanır.

Bu şekilde onun imzasını taşıyan binadır. Yalnız bir hastalığı vardır, daha doğrusu bir felç geçiriyor ve arkasından hayatını kaybediyor. 1902 yılında bina bitmeden 5 hafta önce ölüyor. Ama son gününe kadar, tekerlekli sandalye ile buraya gelip inşaatı takip etmiş, inşaatın bir şekilde ilerleyişini görmeye çalışmıştır.

Önemi

Evet, günümüzde yapının büyüklüğü, görkemini gözler önüne seriyor. Macaristan ülkesinin en büyük binasıdır. Aynı zamanda: 19.yüzyılın, dünyadaki en iyi örnek parlamento binalarından biri. O dönemde, Macaristan’da yaşanan endüstriyel gelişmenin sonucu olan zenginliği yansıtıyor.

Parlamento binası, 1956 yılında, Sovyetler Birliğine karşı yapılan ihtilalin de simgesi olmuştur. Binlerce Macar genci, Parlamento binası önünde toplanır ve Sovyet tanklarının ülkeden çekilmesini isterler. Reformcu olarak tanınan eski Başbakan İmre Nagi, göreve çağırılır.

Bu ayaklanma, bir devrim niteliği taşımaktadır. Nitekim ayaklanma, Kızıl Ordu tarafından bastırılır ve yakalanan binlerce ihtilalcinin öldürülmesi ve Sibirya’ya sürülmesiyle sonuçlanır. Nagi idam edilir, 2000 kişi ölür, 13.000 kişi yaralanır, 200 bin Macar ülkelerinden kaçmak zorunda kalırlar.

Günümüzde, İmre Nagi: Parlamento binasının hemen önündeki köprüden burayı seyretmeyi sürdürmektedir. (köprüde bir heykeli var) Her yıl Ekim ayında, bu olay anılmaktadır.

Yapının özellikleri

Uzunluk 268 metre, genişlik 116 metredir. Yapı 18 bin metre karelik alanı kaplamaktadır. Öyle büyük ki: fotoğrafını çekmek isterseniz, tek bir kareye sığması mümkün değil.

Ancak: şehrin tepe noktalarından, tek bir kareye sığdırarak fotoğrafını çekebilirsiniz. Tuna nehri kıyısına yakın olan bölüm, Parlamentonun toplandığı bölümlerdir.

Ortadaki yuvarlağın altında, tam ortada kraliyet tacı, yani kutsal taç bulunuyor. 2 tane asker de onun başında sürekli olarak nöbet tutuyorlar. Yapıda toplamda 365 tane kule var. Binaya giriş için 27 kapı var. Dünyanın en büyük 3’ncü ve Avrupa’nın en büyük 2’nci Parlamento binasıdır.

En büyük bina, Londra Parlamento Binası, İkincisi ise Arjantin Buenos Aires şehrindeki Parlamento binasıdır. Avrupa’da ise Londra’nın ardından Almanya Parlamento binası gelmektedir.

Dış cepheyi 300 heykel süsler.

Binanın süslemeleri için 40 kilo altın kullanıldığı söyleniyor. Ana tema: Macar kimliğidir. Dışarıda Macar yöneticilerinin, Transilvanya prenslerinin ve geçmişteki ünlü savaşçıların heykelleri, pencerelerin üstünde kral ve prenslerin silahlarının kaplamaları bulunuyor.

Binanın önünde: 18’nci yüzyıl başlarında, Habsburglara karşı isyana öncülük eden, Transilvanya Prensi II. Perene Rakoczi’nin atlı heykeli bulunuyor.

Kuzey kıyıda: 1848 yılında Habsburglara karşı devrimi yöneten ve Macaristan’ın kral naibi olan Lajos Kossuth’un heykeli ve çevresinde bir gurup figür görülüyor. Göz kamaştıran 2 gotik kulenin arasında, bir kubbe var. Kubbenin yüksekliği 96 metredir.

İçeride sıcaklık 20 derecedir. 365 gün aynı sıcaklığı koruyabilme özelliğine sahiptir. Bunu çok özel bir sistemle yapmışlardır. Baktığınızda, duvarlar arasında boşluklar bırakmışlar, yazları bu boşlukların bulunduğu kısımların başlangıcına buz kalıpları yerleştirip hava üfleyerek bir şekilde soğuk havanın içeride dolaşmasını, kışın da sıcak havanın dolaşmasını sağlıyorlarmış.

İçeride; 29 adet ve toplamda 22 kilometreye yaklaşan merdivenler var. Milletvekili odaları ve diğer salonlar olmak üzere 10 avlu, 691 tane küçük ya da büyük oda var. Binanın ortasında: kubbenin altında, 16 oda var.

Burası da iki ayrı bölümden oluşmaktadır. 1945 yılında yapılan kuzey yakadaki üst bölüm ve bugün ulusal toplantı salonu olan alt bölümdür. Ana giriş, bronz aslanlar arasında yükselen merdivenlerle çıkılan doğu cephenin bulunduğu yerdedir.

İçeride: tavan fresklerinin bulunduğu yerde, büyük bir merdiven bulunuyor.

İlk merdivenin bulunduğu sahanlığın çıkışında mimar İmre Steindl’ın büstü vardır. Orta holün çevresinde Macar tarihindeki önemli şahsiyetlerin heykellerinin bulunduğu dolambaçlı bir koridor bulunuyor.

Bunlar arasındakiler: 9’ncu yüzyılda Macaristan’ı istila edip, sonradan Transilvanya’yı fetheden Magyar atlı birliklerinin lideri Arpat ve Kral Stephan olarak Macar krallığını kuran ve Hıristiyanlığa geçişi yöneten Stephen ve ünlü asker Janos Hunyadi sayılabilir.

Koridorun sonundaki oda: idari toplantılar ve etkinliklerde kullanılmak niyetiyle düzenlenmiştir.

Parlamento binasının arkasında

Tuna nehri kıyısında çok anlamlı bir heykel gurubu var. “Tuna ayakkabıları” olarak adlandırılan bu heykel gurubu: II. Dünya savaşında Naziler burayı işgal ettiklerinde, şehirdeki Yahudileri, burada yani nehri kıyısında toplarlarmış ve “Sizin tek değerli varlığınız ayakkabılarınız, ayakkabılarınızı çıkarın” der ve ardından, kurşuna dizerek öldürüp Tuna nehrine atarlarmış.

Bu ayakkabı heykelleri, bu olayın anısına yapılmıştır. Gerçek boyutlarda ve demirden yapılan ayakkabıların bazıları tek, bazıları kadın, bazıları erkek ayakkabıları var. Hatta: bir çift çocuk ayakkabısı da bulunuyor. Ziyaretçiler, bunların içlerine çiçekler bırakıyorlar.

Parlamento binasının hemen karşısında bir müze var.

NEPRAJZİ MÜZESİ (ETNOĞRAFYA MÜZESİ)

Şehrin en ünlü: Etnografya müzesi. Giriş: 300 forinti. Macaristan kültürü ve yaşam biçimi hakkında bilgi edinmek isteyenler için önemli bir durak. Özellikle: “Antik Çağlar’dan Uygarlığa” sergisini, mutlaka gezmenizi öneririm.

Buradan sonra, tekrar, Andrassy Caddesine dönüyoruz ve cadde üzerinde ilerlemeye devam ettiğinizde, caddenin sonunda: duvarlarında büyük bestecilerin heykellerinin bulunduğu bir bina ile karşılaşacaksınız. Burası: Opera binası.

MAGYAR ALLAMİ OPERAHAZ (OPERA BİNASI)

Bu gösterişli yapı: 1884 yılında yapılmış. Bina: dünyaca ünlü Macar mimar Miklos Ybl tarafından inşa edilmiştir. Avrupa’nın en güzel opera binalarından biridir.

Binanın içindeki odalar: ünlü Macar ressamları tarafından dekore edilmiş. Seyirci kapasitesi: 1200 kişi. Yılbaşında burada balolar düzenleniyormuş. Her köşede: Beethoven, Mozart, Verdi gibi ünlü müzisyenlerin heykellerini görmek mümkün. Budapeşte şehrinin gözbebeğidir.

Operanın karşısındaki tarihi Muvezin kahvesinin şaraplarını deneyin.

Peşte yakasında: görmenizi önereceğim diğer yerler şunlardır: (şehirde zamanı olanlar için)

ULUSAL MÜZE

Buraya: Astoria veya Kalvin Meydanından yürüyerek ulaşabilirsiniz. Cumartesi günleri, giriş ücretsiz. Macaristan ülkesinin, kuruluşundan, 1900’lü yıllara gelinceye kadar olan tarihi süreç içindeki gelişimini yansıtan bir müze. Bu müzede, sık sık özel sergiler yapılıyor.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Sinagog

SİNAGOG

Dohany Sokağındadır. Dünyanın ikinci, Avrupa’nın en büyük sinegogu buradadır. 3000 kişilik salonu var. Şehirde, Yahudi toplumunun merkezi konumunda.

Bahçesinde: metalden bir defne ağacı var. Ağacın yaprakları üzerinde, II. Dünya Savaşından öldürülen Yahudilerin isimleri yazıyor. Ağacın altında ise, evlatları: ölen anne-babalarına soykırımı lanetleyen yazılar yazmışlar. Defne yaprağı barış anlamına geliyor.

KALLERT FURDO

Banyo, çamur banyoları ve fizik tedavileri yapılıyor. Osmanlılar döneminde: “Açık Ilıca” olarak biliniyor.

DUDOS FURDO

Osmanlılar döneminde, Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sekiz kemerli ve büyük kubbelidir. Büyük bir havuzu vardır.

SİMPLA GECE KULUBÜ

Gece hayatını keşfetmek için, buraya gitmeniz gerek. Üzeri kapatılmış, eski bir han tipi yer. Avlusuna: eski koltuklar atılmış.

NATİONAL THEATRE

Sağ ve sol kesimin ciddi kavgaları sonucunda, sağ kesimin isteği üzerine, beş yıl önce yapılmış. Çok güzel bir bina. Modern ama etkileyici. Onun önündeki kule kılıklı yere çıkıp, manzarayı mutlaka izleyin.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Aquincum Museum

AQUİNCUM MUSEUM

Pazartesi günleri kapalı. Diğer günlerde, saat: 17.00 kadar açık. Müzenin bulunduğu bina: yaklaşık 2000 yıl önce inşa edilmiş ve bu yönü ile mutlaka görülmesi gereken bir yer. Özellikle: büyüleyici mozaik ve taş oymaları, muhteşem.

PESTİ VİGADO

Yapı: 1865 yılında inşa edilmiştir. Budapeşte’nin ikinci önemli konser salonu olarak bilinmektedir. Haziran-Eylül ayları arasında: dünyanın birçok yerinden gelen sanatçıların verdikleri konserler, burada izlenebilmektedir.

VAROSLİGET

Şehrin tarihsel ve kültürel açıdan, ikinci önemli parkıdır. Buraya: 1 numaralı metro ile, kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Kapalı Çarşı

KAPALI ÇARŞI

Tramvayla buraya 10 dakikada ulaşabilirsiniz. Büyük ve oldukça yüksek tavanlı bir mekana kurulmuş çarşı: 2 katlı. Burada oldukça ucuz hediyelik eşya ve yiyecek bulmanız mümkün.

Çarşıdan çıktıktan sonra: hemen yakınındaki, şehrin en ünlü caddesine ulaşıyorsunuz.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Vaci Utca Meydanı ve Caddesi

VACİ UTCA MEYDANI VE CADDESİ 

Cadde: trafiğe kapalı. Lüks mağazalar ve cafe/restoranlarla dolu. 19.yüzyıldan beri gezintinin, alışverişin, buluşmanın merkezi bir yer. Yüksek gelirli Macar halkının buluşma yeri. Erzsebet (Elizabeth) köprüsünün Peşte ayağında başlayarak, cadde boyunca yürüyün.

Yürürken, hoş süslemeleriyle Klotil Sarayı, Peterffy Sarayı, Servit kilisesi, bir zamanlar Türk bankası olarak da kullanılan 1906 tarihinden kalma, zarif bir bina, Yeni Tiyatro, Üniversite kilisesi, Franz Liszt Müzik Akademisi gibi, pek çok ilginç yapı görebilirsiniz.

Caddenin bir ucunda, büyük bir hal binası var. Dışarıdan bakınca, hal gibi durmayan, çok güzel bir bina. İçinde ise: domatesler, biberler ve etler, birçok gıda maddesi satılıyor. Hareketli ve keyifli bir yer.

Burada: Macar halkının arasına karışıp, günlük yaşantılarını izleyebilirsiniz. Alışveriş için, özellikle Macar porselenlerini düşünmelisiniz.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Gerbeaud Kafe

Caddeyi ikiye bölen meydanda, güzel bir kafe var. Gerbaud Cafe.

GERBEAUD (JERBO) KAFE

Burası, 1858 yılından beri, burada hizmet veriyormuş. Avrupa’nın en eski ve en büyük pastanesi. İçi barok tarzında döşenmiş. Burada: Gerbeaud kurabiyesi ve çikolatalarını tadın. Burası: Budapeşte’nin önemli bir buluşma merkezi konumunda.

Burayı da gezdikten sonra, yürümeye devam ediyoruz. Caddedeki alt geçitten geçip caddenin karşı bölümüne geçiyoruz. Burada bir meydan var. Vörösmarty Meydanı.

VÖRÖSMARTY MEYDANI

Bu meydana ismini veren romantik şair, ünlü ozan Mihaly Vörösmarty (1800-1855). Meydanda, ünlü ozanın mermer heykeli var. Meydanda ayrıca: güzel bir kafe var.

NEW YORK KAFE

Bu şehre gelirseniz, burayı mutlaka görün. Bir zamanlar: entellektüellerin devam ettiği, mütevazi bir yer iken, şimdi gösterişli bir kafeye dönüşmüş. Burada: sıcak çikolatayı deneyin.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü West End

Alışveriş denilince, Peşte bölümünde: Nyugati tren istasyonunun hemen yanındaki: West End olabilir.

Macaristan Budapeşte Peşte bölümü Great Market Hull

GREAT MARKET HULL

Burası, oldukça büyük ve tarihi bir binada kurulmuş market. Burayı mutlaka görün, binanın gerek içi ve gerekse dışı çok ilginç. Genelde: alt katında gıda maddeleri ve özellikle de, kırmızı biber satılıyor. Üst katında ise: değişik hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

Avusturya Graz

Avusturya Graz

Avusturya’nın diğer şehirlerini gezenler tarafından yapılan bir yorum gereğince: Graz için: Avusturya ülkesinin en depresif, romantik ve güzel şehri dir denebilir. Viyana şehrinin düzensizliği ve genişliği, Salzburg şehrinin küçük olmasına rağmen ferahlığı ama rahatsız edici ukalalığı, İnsburk şehrinin dağların arasına sıkışmışlığı yanında, Graz şehri: hemen fark edilmektedir.

Ara sokaklar, caddeler, meydanlar, geçitler: hepsi harikadır. Özellikle: kışın gidip, geceleri bu şehri gezmenizi öneririm, çünkü: gece karanlığındaki bembeyaz ortam, büyük keyif vermektedir.

Öte yandan: bu şehre Avusturyalılar “verbotsstadt” diyorlar yani “yasaklar şehri”.

Çünkü: bu şehirde, Avusturya’nın diğer şehirlerinde olmayan yasaklar bulunmaktadır.

Bunların bir kısmı: dilencilik yasak, tramvayda telefonla konuşmak yasak, şehir merkezinde izin almadan sokakta müzik yapmak yasak, şehir merkezinde içki içmek yasak.

Bir anlamda, bu müzik işi iyi denebilir, çünkü şehirde çok sayıda müzisyen var, sanırım böyle bir yasak olmasa: şehrin her adımında müzik yapan insanlar görmek mümkün olacak hale gelirdi.

Şehir, Avusturya’nın ikinci büyük şehridir.

Öte yandan: yüzyıllar boyunca, şehir Slovenya’nın başkenti olarak kullanılmıştır. Avrupa’nın diğer birçok şehrinde olduğu gibi, burada da, şehrin ortasından nehir geçmektedir. Mur nehri üzerinde 15 köprü bulunmaktadır.

Oldukça coşkulu akan bu nehrin derinliği azdır. Üzerinde ulaşım yapılmamaktadır. Ancak: rafting, surf yapmak mümkündür. Mur kenarında yürüyüşler yapabilirsiniz.

Şehir: deniz seviyesinden 474 metre yüksekliktedir. Hatta: şehirde en yüksek yer “saat kulesi” olarak bilinir ve şehirdeki gençler, bir gelenek olarak: ilk öpüşmelerini bu mekanda yaparlarmış.

Şehirde: 300 bin kişi yaşamaktadır.

Bu nüfusun büyük bölümü öğrencidir. Çünkü: şehirde 6 üniversite bulunmakta ve bunlarda 45 bin civarında öğrenci bulunmaktadır. Şehrin ortasında, oldukça iyi olduğu söylenen bir teknik üniversite bulunmaktadır.

Şehirde yaşayan 6 kişiden birinin üniversiteli olduğu ve hatta şehir ekonomisinin “Erasmuscu” lar tarafından döndürüldüğü söyleniyor.

Alternatif akımı, MR, mikrodalga fırın, elektronik mikroskop gibi önemli buluşlar buradan dünyaya yayılmıştır. Hatta: radyoyu bulan Nikola Tesla gibi, dünyanın en önemli bilim adamının da, Graz Technics Üniversitesinde okuduğu söyleniyor.

Öte yandan: Avrupa’nın tek “Caz” Fakültesi de buradadır.

Şehir: 2003 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmiştir. Tam bir kültür şehridir. Her türlü sanat bulunur. Kunsthaus ve operası meşhurdur. Sürekli olarak: bir sergi, bir konser, bir etkinlik söz konusudur.

TARİH

Şehrin tarihine fazla ayrıntılı girmek istemiyorum. Sadece birkaç kısa bilgi ile yetineceğim. Graz şehrine ait ilk yazılı belge: 1128 yılına dayanmaktadır. 1379 yılında şehir Habsburg hanedanının başkenti olur ve bu durum 1619 yılına kadar sürer. Takip eden dönemde ise: İtalyan mimarlar şehirde inşa ettikleri heybetli yapılarla Rönesans’ı yaşatmışlardır.

Graz şehri: Osmanlı tarafından fethedilmiş bir yer olarak bilinir. Osmanlılar, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Graç seferi adı altında burayı ele geçirmişler ve hatta: yakın zamanda televizyonda izlediğimiz “Muhteşem Süleyman” dizisindeki ünlü vezir İbrahim Paşa tarafından burası ele geçirilmiştir.

Ancak: Pargalı İbrahim Paşa hakkında anlatılanlar, karargahı Palais Saurau’da yaşananlar ve günümüzde de hala burada pencereden sarkık halde bulunan yeniçeri ahşap heykeli: yaşadıkları Türk nefretini en kolay yoldan anlatmaya yetmektedir.
1809 yılında ise, şehirde Napolyon askerlerinin işgali görülür.

ULAŞIM

Şehrin, 71.5 km. batısında, LNZ.Linz (Hörsching) havaalanı bulunmaktadır. Şehre yakın diğer havaalanları: Viyana 106 km. uzaklıktadır. Trenle, Viyana-Graz arasındaki yolculuk yaklaşık 2.5 saat sürmektedir. Viyana-Graz arasındaki yolculuk için otobüs seçerseniz ücret 22 Euro ve tren seçerseniz 38 Euro’dur.

İstanbul-Graz arasında, THY’nın tarifeli uçak seferleri de bulunuyor.

İNSANLAR

Şehir nüfusu: 270 bin kişidir. Bunlardan 223 bin kişi, Avusturya vatandaşı, kalanların ise 6-7 bin kişilik bölümü Türk vatandaşıdır ve bunların Konyalı olduğu söylenir.

Granz yerlileri ise: genellikle sakindirler. Kadınlar çekici, erkekler yakışıklıdır. Ancak: konuştuklarında, kaba Almanca bu nazik insanların görünümünü olumsuz etkiler.

TOPLU TAŞIMA

Şehir içi ulaşımda: otobüs ve tramvay kullanılmaktadır. Ancak, şehri yürüyerek gezmenin mümkün olduğunu söylemem gerekir.

Toplu taşıma için yalnızca tramvay kullanabilirsiniz. Zaten, günlük “Graz kart” satın alırsanız, 24 saat boyunca her türlü ulaşım aracına ücretsiz binebilirsiniz.

ALIŞVERİŞ

Şehirde alışveriş için özellikle “Hauptplatz, Herrengasse, Schmiedgasse, Franziskanerviertel, Sporgasse” çevresindeki mağazaları tercih edebilirsiniz.

Bu bölgelerde, özellikle ara sokaklarda ve geçitlerde, hoş sürprizlerle karşılaşabilirsiniz. Lüks mağazaları ziyaret etmek isterseniz “Kastner&Öhler” denilen yeri ziyaret etmelisiniz.

Burada: hemen hemen her şeyin en seçkin markasını bulmak mümkündür. 40 bin metre karelik alana yayılmış bu mağazada: Avusturya’daki tüm moda seçenekleri satışa sunulmaktadır. Mağazada, 500 den fazla markanın ürünleri satılıyor.

Alışveriş dışında, mağazanın giriş katında “parfümeri” bölümü bulunmaktadır. Özellikle, alışveriş yapmasanız bile, bu mağazanın çatı alanındaki panoramik manzaralı bölüme mutlaka çıkmalısınız.

NE YENİR

Şehri ziyaret ederseniz: özellikle kralın fırıncısı tarafından kurulduğu belirtilen “Hofbackere Edeger” denilen yeri mutlaka ziyaret etmelisiniz. 1569 yılından bu yana kesintisiz hizmet veren bu mekanda: lezzetli pastalar, apple pie, cheesecake’ler mutlaka ilginizi çekecektir.

Bunun dışında: Graz şehrine özgü “Glockenspile” marka çikolataları tatmanızı öneririm.
Peki bu şehirde ne yenir derseniz, bu kez, Avusturya’nın meşhur spesiyali “şinitsel” öneririm. Özellikle, kırmızı etten yapılan şinitsel denemenizi öneririm.

GECE HAYATI-EĞLENCE

Şehirde 6 tane üniversite bulunmaktadır. Bu yüzden oldukça hareketli bir gece hayatı, eğlence hayatı mevcuttur. Dans etmek için “Elisebethstrasse” ve içki içmek için “O’brien” ve civarındaki barları tercih edebilirsiniz. Öte yandan, genellikle üniversite öğrencilerinin katıldığı konseptli partiler de yapılıyor ki, bunlar genellikle; postgrage, ppc ve schlolesberg.

GEZİLECEK YERLER

OLD TOWN

Orta Avrupa’da en iyi korunmuş şehir merkezidir. Özellikle, II. Dünya savaşından herhangi bir hasar almadan kurtulması mucize denilebilir. Burası: UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Old Town: trafiğe kapalı, hareketli ve labirenti andıran dar sokaklar; Mur ve kuzeyine bakan Pitoresk ve 123 metre yükseklikteki Scholossberg Tepesi arasında uzanır.

Burada gezdiğinizde: soğan şeklindeki çanlar ile taçlandırılmış, kırmızımsı ve kahverengi çatıları olan, renkli evler görebilirsiniz. Ayrıca: yine burada, birçok mağaza, restoran ve kafeler bulunur. Özellikle: yaz aylarında, bunlar sokaklara masa ve sandalyelerini çıkarırlar.

HAUPTPLATZ

Burası, Old Town denilen bölgenin merkezinde, yürüyüş için iyi bir başlangıç noktasıdır. Üçgen şekilli, merkezde kare Pazar tezgahları bulunan meydan: rengarenk kalabalıkları ve sürekli geliş-gidiş yapan tramvayları barındırmaktadır. Meydanın çevresinde ise: 17 ve 18. yüzyıl yapımı evler görülür.

Sporgasse köşesinde: Luegu evi bulunur. 17. yüzyıl yapımı bu ev, özgün dekorasyonunu korumuştur. Sporgasse sokağında yürürken: binalardan birinin en üst katındaki camlarından birinde: ağaçtan bir heykel bulunuyor. Bu heykel: camdan sarkmış, eli palalı ve başı sarıklı bir Türk heykelidir. Bu yörede anlatılan bir efsaneye göre: 1532 yılında; Osmanlılar şehri işgal eder ve Schlossberg’i kuşatırlar.

Osmanlı ordusu komutanı İbrahim Paşa: Palais Saurau denilen binada karargahını kurar. Paşa ve komutanları, bir gün, yemek yiyecekleri sırada, masaya lezzetli bir kızartma gelir. Tam bu sırada: Schlossberg’den atılan bir top mermisi, tam masanın ortasına, kızartmanın yanına düşer ve kızartma, camdan aşağıya düşer. O sırada, Paşanın subaylarından biri: pencereden düşmekte olan kızartmayı tutmak için, pencereye hamle yapar. O ağaçtan heykel, bu anıyı canlandırmak için yapılmıştır.

İbrahim Paşa: Schlossberglilerin top atışındaki bu maharetini düşününce, bu bölgeyi işgal etmekten vazgeçer ve ordu geri çekilir. Evet, Grazlıların Türklere karşı ne hissettiklerini anlamak için, bu heykeli görmenizi öneririm.

1535 yılında yapılan şehrin en eski eczacı dükkanı da burada bulunmaktadır. Meydanın merkezinde ise: Arşidük Johann Havuzu bulunur ki, bu yapı: 1878 yılında Habsburg prens ve kentteki yerel hayırsever halk tarafından yaptırılmıştır.

Meydanın güney tarafında “Town Hall” bulunur ve bunun üzerinden, Schlossberg şehir manzarasını ve ormanlık alanları izlemek mümkündür. Kenarındaki saat kulesi (uhturm) ise şehrin sembolü olarak ilgi çekmektedir. Herrengasse ve Sporgasse caddeleri: canlı ortaçağ sokakları, meydana bağlanmaktadırlar.

STADTPARK

Aynı zamanda, Town Park olarak da bilinen burası: geniş bir alanda doğu Old Town bölgesini çevreler. Bu iyi düzenlenmiş park alanı: 19. yüzyılda yıkılan eski duvarlar-surlar boyunca uzanır. Ortada bulunan “Forum Stadtpark” ise, genç sanatçıları ağırlamaktadır.

SCHLOSS STAİNZ BÖLGESİNDEKİ MÜZELER

Hunting Museum

Burası, Avusturya ülkesinin en büyük av müzesidir. Müzede: tarihi silah ve teçhizat, muhteşem sanat eserleri, el sanatları sergilenmektedir. Zengin ve keyifli bir av hayatı deneyimi izlemek isterseniz, burayı ziyaret etmenizi öneririm. Ancak, bu müze, her yıl Nisan-Ekim ayları arasındaki dönemde ziyarete açıktır.

Agriculture Museum

Burada: kırsal alanlardaki tarım ve ormancılık bölgelerinde kullanılan alet ve cihazlar sergilenmektedir. Bu tarihsel nesneler, 21. yüzyıl öncesinde, sanayi öncesi dönemdeki zorlukları içermektedir. Tarım Müzesi de, her yıl Nisan-Ekim ayları arasındaki dönemde ziyarete açıktır.

Schloss Trautenfels

Enns Vadisi ve Aussee bölgelerinin doğal ve kültürel tarihine ait objeler, buranın koleksiyonunu çekirdeğini oluşturur. Toplamalar: 1950’lerde başlamış: zooloji, jeoloji ve mineralojik öğeler, folklor nesneleri ve bölgedeki arkeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıkan buluntulardır. Bunların sergilendiği kale binası ise: Barok içi ve çevredeki dağların muhteşem manzarasıyla büyüleyicidir.

Folk Life Museum

Burada görülen eserler ve objeler: 1913 yılından itibaren toplanmaya başlamış, insanların günlük hayatlarının birer parçasıdır. Başlangıçta, odak, dünya savaşı öncesinde kırsal toplum oldu. Günümüzde ise, müze, kültürel eserlerin köklerini yeniden tanımlamaktadır ve küreselleşen dünyada, yaşam üzerinde durulmaktadır.

 

SCHLOSS EGGENBERG PALACE

Steiermark’ın batı yakasında bulunan bu saray: şehirde Barok mimari stildeki en iyi korunmuş yapıdır. Geniş ve doğal bahçeler içindeki yapı: 2010 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Saray: 1460 yılında, İmparator Frederick III tarafından, Gotik tarzda, sabit bir ikametgah olarak yaptırılmıştır. 1625 yılında ise, saray, Barok stil kullanılarak genişletilmiştir.
Yapının merkezi kulesi: 50 metre yüksekliktedir. Ana yapı ise 3 katlıdır.

Günümüzde burayı ziyaret ederseniz görebilecekleriniz

Saray Devlet Odaları

Bu sembolik mimari kompleksin merkezinde, kıymetli eserler bulunmaktadır. Eggenberg Sarayı: 18. yüzyıldan bu yana, neredeyse hiç değişmeden günümüze gelmiştir. Devlet odaları: 17 ve 18. yüzyıl güzelliklerini yansıtan tasarımlar, mobilyalar, duvar halıları ve dekorasyon ile döşenmiştir.

Bu 24 devlet odası: Avusturya’nın en önemli hazineleri arasında sayılmaktadır. Odalardaki tavan süslemelerinde: klasik Yunan ve Roma kahramanları, kutsal krallar ve generaller, Hıristiyan krallıkları görülmektedir.

Özellikle “Planetary” odası ilgi çekmektedir. Burası: 1685 yılında tamamlanmış ve saray sanatçısı Hans Adam Weissenkircher tarafından yapılan resimlerle süslenmiştir.

Alte Galerie-Universalmuseum Joanneum

Bu büyük dünya tiyatrosundaki resimlerde: aziz ve günahkarlar, kahramanlar ve kötü adamlar sunuluyor.

Bu gösteride, resimlerde görülen dramatik sahneler, her şeyin geçiciliğini vurgulamaktadır. Gösteride: Rönesans’tan mükemmel örnekler ve Ortaçağ döneminin muhteşem renk ve güzellikleri sergilenmektedir.

Her gün saat: 10.00-16.00 arasında açık bulunan galeriye girmek ücretlidir. Ücret: yetişkinler için 8 Euro, öğrenciler için 3 Euro’dur.

Coin Cabinet-Para Koleksiyonu

Koleksiyon: Arşidük Johann’ın bir bağışı ile başlamış ve yüzyıllar boyunca büyüyerek günümüze 70 bin adetten oluşan bir sikke koleksiyonu olarak ulaşmıştır. Bu koleksiyon, Avusturya’nın ikinci büyük kamu koleksiyonudur.

Saray Kilisesi

Saray Kilisesi: Eggenberg Tiyatrosunun yerine: Mimar Joseph Hueber tarafından yapılan tadilat sırasındaki mimari değişiklikte eklenmiştir.

Buraya: ikinci kattaki devlet odalarının bulunduğu yerdeki bir galeriden gidilir. Buranın süslemeleri: sanatçı Philipp Jacob Straub tarafından yapılmıştır.

Arkeoloji Koleksiyonu-Üniversalmuseum Joanneum

Yeraltındaki bu arkeoloji müzesinde: Prehistorik çağ, klasik ve antik çağda: yakın doğu ve Mısır buluntuları sergilenmektedir.

Her gün saat: 10.00-16.00 arasında açık müzeye giriş ücretleri yetişkinler için 8 Euro, öğrenciler için 3 Euro’dur.

ARNOLD SCHWARZENEGGER MÜZESİ

Linakstabe bölgesindeki bu müze: 1806 yılında inşa edilmiştir ve Herberstein ve Eggenberk’deki orijinal ormancı köşküdür.

Müzede: ünlü sinema sanatçısının çocukluk ve uluslar arası yıldız kariyerinin hikayesine ait objeler görebilirsiniz.

SCHLOSSBERG- LUFTİGE HOHEN İN

Şehrin iyi bir manzarasını izlemek isterseniz, Schlossberg denilen buraya çıkmanız gerekir. Burası: şehrin zirvesinde 123 metre yükseklikte bir tepedir.

Söylenenlere göre: I. Dünya savaşında, Grazlılar, burayı oyarak bir sığınak ve kaçış yeri olarak kullanmışlardır. Öte yandan: Türklerden korktukları için bu tepeyi oyup içine saklandıkları söyleniyor.

Ardından, II. Dünya savaşında, burada 50 bin kişinin saklandığı söyleniyor. Bu tepenin içine ray bile döşemişler. Günümüzde ise, bu tepenin içinde, belli zamanlarda partiler düzenleniyor ve konserler veriliyor, çünkü akustik muhteşemdir.

Dağın içine girerek, tepeye kadar çıkmak mümkündür. Asansör tepenin içinden yukarıya, zirveye çıkıyor. Tepenin içinden pasajdan geçip Sporgasseye ulaştığınızda, sağlı sollu butikler, barlar ve restoranlar göreceksiniz.

Biz yine tepeyi anlatmaya devam edelim: Şehrin ismi, bu tepede 1000 yıl önce inşa edilmiş ve zapt edilemez bir kaleden gelmektedir. 1809 yılında, Graz, Fransızlar tarafından işgal edildiğinde, Schlossberg’i almak için tüm girişimlerine karşı, kale direnmiş ve ele geçirilememiştir.

Ancak yapılan anlaşma sonucu kaleyi ele geçiren Napolyon ordusu: onu imha etmiş ve yalnızca saat kulesi ve çan kulesi kurtulmuştur.

Bu küçük kale, Slavca “Gradec” ismindedir ve daha sonra bu kelime değişerek “Graz” ortaya çıkmıştır.

Günümüzde

Buraya yürüyerek veya asansör veya feniküler ile çıkmak mümkündür ve bu park alanından şehrin manzarası izlenmektedir. Evet, günümüzde buraya çıkarsanız: saat kulesi, çan kulesi ve birkaç ilginç heykel görebilirsiniz. Ama, bölgenin asıl cazibesi, açık bir günde, karlarla kaplı Alpler görülebilmektedir.

Buraya giriş ücretli olup, yetişkinler için 2 Euro’dur.

Bu bölgede bulunan kale, Napolyon güçleri tarafından ele geçirilememiş ancak yapılan anlaşma sonrasında kaleyi ele geçiren Napolyon güçleri her şeyi yerle bir etmişler, ancak insanların korunması için ödenen fidyenin ardından: Saat kulesi ve çan kulesi bağışlanmış, yıkılmamıştır.

Uhrturm-Saat Kulesi

1265 yılından kalma saat kulesi, şehrin simgesidir, çünkü şehrin en eski yapısıdır ve ilginç olanı, saatin hala çalışıyor olmasıdır.

Ancak: onun akrep ve yelkovanı: çoğu saatten farklı çalışır, çünkü saat kulesi, meraklı bir özelliği ortaya koyar. Saatin akrep ve yelkovanı terstir. Bu yüzden, zamanı belirlemek isterseniz: buna göre dikkat etmek gerekir. Çünkü: yelkovan sonradan takılmıştır.

Kule: 475 metre yüksekliktedir ve şehrin en yüksek yeridir.

Daha öncede sözünü ettiğim gibi, gençler, ilk öpüşmelerini bu kulenin olduğu yerde, yani en yüksekte yapmak gibi bir geleneği sürdürüyorlarmış. Buraya ulaşmanın iki yolu bulunur. Birinci yol: bir çok merdiven basamaklarını tırmanarak yürüyerek ulaşmaktır ki, şehre ve Mur nehrinin manzarası için buna yani yorgunluğa değer.

Diğer yol ise: feniküler kullanarak buraya ulaşmaktır. Son bir öneri: çıkarken asansör veya feniküler kullanın, inerken merdivenlerden inin.

1809 yılında Napolyon güçlerinin yıkımından kurtulan kule: 1839 yılında, çevresinde Ludwing von Welden tarafından tasarlanmış bir kamu parkına sahip olmuştur.

Glockenturm-Çan Kulesi

Yine, Napolyon güçlerinin yıkımından kurtulan çan kulesi: 1588 yılında inşa edilmiş ve eski kalenin bir parçası, kalıntısı olmuştur. 34 metre yükseklikte ve sekizgen olan çan kulesi: Thomas şapeli için: Arşidük Charles II adına inşa ettirilmiştir.

Çan kulesinin içinde: o dönemde ele geçirilen Osmanlı toplarından dökülen: ünlü “Grazer” çanı bulunmaktadır. Buna aynı zamanda, Lisl ve Türk çanı da denilmektedir.

Çapı: 197 cm. olan bu çan: 4660 kg ağırlığındadır. Çan: günde 101 vuruş yapmaktadır, bunun anlamı da, biraz önce sözünü ettiğim gibi, Osmanlılardan ele geçirilen 101 top eritilerek yapılmış olmasıdır. Çan kulesinin altında, bir zindan bulunmaktadır.

Buraya ulaşmak istiyorsanız: asansör veya 260 basamaklı merdiven kullanmanız gerekir.

Büyük Su Sarnıcı

1544-1546 yılları arasında, Domenico dell Allio tarafından yapılan, 3.5 metre çapında, 16 metre derinliğinde ve 900 bin litrelik bu sarnıç: kendi türünün o dönemdeki en büyük yapılarından birisi olarak bilinir. Çevredeki, kalede bulunan binaların çatılarından süzülen yağmur suları: burada toplanırmış. Sarmıç, günümüzde yangın su rezervi olarak kullanılmaktadır.

Hacker Anıtı-Hackher Lion

1809 yılında, Hacker komutasındaki bir avuç asker: Napolyon güçlerinin 3000 askerden oluşan ordusuna karşı buradaki kaleyi savunmuşlardır. Bunun hatırasına, Hacker’in bronz heykeli buraya dikilmiştir. Anıt: 1965 yılında, William Gosser tarafından yapılmıştır.

Türk Çeşmesi

1554-1557 yılları arasında yapıldığı düşünülen, 94 metre uzunluğundaki bu yer altı tüneli: Mur nehrinden kaleye su sağlamak amacıyla oyulmuştur.

Tasarımı İtalyan mimar Domenico dell Allio tarafından yapılan tünelin kazısında, sözde Türk esirleri çalıştığı için, Türk çeşmesi denilmektedir. 1934 yılında, havuz üzerine bir pompa istasyonu, bir vinç ve iki büyük ahşap kova eklenmiştir.

LANDHAUSHOF

Herngasse bölgesindeki bu yapı: özellikle kutlamalar için düzenlenmiştir. Zaten: yapının avlusuna girdiğinizde, hemen bu düşünce akla gelmektedir. Rönesans zamanında: buraya çeşitli etkinlikler ve kutlamalar düzenleniyormuş.

Günümüzde de, burada saray atmosferinde konserler ve tiyatro gösterileri düzenlenmektedir.

KUNSTHAUS GRAZ

Lendkai bölgesindedir. Yapı, muhteşem mimarisiyle dikkati çeker. Şehir, 2003 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilince, burası yenilenerek açılmıştır. Peter Cook ve Colin tarafından tasarlanan bina: yerel olarak Fournier olarak bilinen sanatsal özellikleri taşımaktadır.

Evet, çevresinde bulunan tarihi binaların tersine, oldukça modern, çarpıcı bir mimariye sahip bu özel bina: çağdaş sanat için bir sergi merkezi olarak kullanılmaktadır.

Dışarıdan gördüğünüzde, siz de bu ilginç binanın neye benzediğin hakkında yorumlarda bulunabilirsiniz. Örnek yorumlar: uzaylı, canavar, yer fıstığı gibi.

ROMAN MUSEUM-FLAVİA SOLVA

Burada: şehrin Wagna bölgesindeki Flavia Solva denilen Roma kentinin kalıntılarından elde edilen objeler bulunmaktadır. Muhtemelen, MS.70 yılında İmparator Vespasianus zamanında bu şehir kurulmuştur.

Hatta: burada bir Kelt şehri vardı ve bunlar hızla ve açık bir şekilde Roma kültürünü ve medeniyetini kabullenip benimsediler diyenlerde bulunmaktadır.

Bu durum: arkeolojik buluntular, yazıtlar ve antik kentin çevresindeki pek çok kabartma ile belgelenmiştir.

Bu objeler değerlendirildiğinde: Flavia Solva Noricum şehrinin, döneminin en etkili şehirlerinden birisi olduğunu göstermektedir.

AUSTRİAN SCULPTURE PARK

Avusturya Heykel Parkı olarak bilinen bu mekan: İsviçreli peyzaj mimari Dieter Kienast tarafından tasarlanmıştır ve içinde: gül bahçeleri ve çeşitli topografik alanlar bulunmaktadır. Park alanı: ziyaretçiler için çağdaş heykel sanatına genel bir bakış elde etmeleri fırsatını sunuyor.

Parkta bulunan heykeller: 1960’lardan bu yana Avusturyalı sanatçıların ve aynı zamanda önemli uluslar arası heykeltıraşların heykellerini barındıran bir koleksiyondan oluşmaktadırlar.

Heykel parkı: yalnızca Nisan-Ekim ayları arasındaki dönemde ziyarete açıktır.

MUR İSLAND-MURİNSEL

Mur mehrinin ortasında, bir açık midye kabuğu şeklindeki bu suni ada: 2003 yılında, şehrin, Avrupa Kültür Başkenti olarak seçildiği dönemde: Amerikalı sanatçı Vito Acconci tarafından, çelik yapı tekniği kullanılarak yapılmıştır.

47 metre uzunluğunda ve deniz kabuğu şeklindedir.
Aslına bakarsanız, bu yapı, ne bir gemiye ne de bir adaya benzemiyor.

Yapının içinde: küçük bir oyun alanı, kafe ve açık hava müzik etkinliklerinin düzenlendiği bir boşluk bulunuyor.

Bence, bu yapıdaki kafede, muhteşem manzarayı izleyerek bir kahve içmelisiniz. Özellikle, geceleri ışıkların yanmasıyla muhteşem bir görüntü ortaya çıkıyor.

ZEUGHAUS-CEPHANELİK-SAVAŞ MÜZESİ

Graz şehri: 16 ve 17. yüzyıllarda: Türklere karşı savunma yapmak için, Hıristiyanlar tarafından ileri bir karakol olarak kullanılıyordu ve burada silahlar biriktiriliyordu. 1642 yılında, bu silahların saklanması için, Alman Barok tarzı bu prestijli yapı inşa edilmiştir.

18.yüzyıla gelindiğinde Türk tehdidi ortadan kalkınca: İmparatoriçe Maria Theresa: Türklere karşı mücadele sırasında yerel milisler tarafından kullanılan bu silahların: burada kalmasına izin vermiştir.

Bu izin sonucunda, dünyada örneği az bulunur, muhteşem bir koleksiyon korunmuş ve günümüze kadar gelmiştir.

Koleksiyon: üç asırdan bu yana, 32.000 silahtan oluşmaktadır ve burada, 4 katta gizemli bir atmosfer içinde sergilenmektedir.

Bunlar arasında bulunanlar

Çelik mızraklar, ateşli silahlar, tabancalar, tüfekler, zırh göğüslükler ve koşum takımlarıdır. Ayrıca: en üst katta: kemerli avlu ve saat kulesi tarafında, çatının yukarısında, Schlossberg bölgesinin güzel bir manzarasını izlemek mümkündür.

Ancak, benim burada belirtmek istediğim özel bir durum var. Bu müze: daha çok şehrin Osmanlılar tarafından ele geçirildiği döneme ait belgeler, savaşta kullanılan silahlar, toplar, askerlerin giydiği kıyafetler, tüfekler, zırhlar, kalkanlar ile tanınıyor.

Burada sergilenen belgeler ve resimlerde: Osmanlının ne kadar gaddar ve cani olduğunu anlatmak için özel çaba sarf edildiğini anlamamak mümkün değildir. İnsan, özellikle biz Türkleri rahatsız edici boyutta resimler var.

Evet, bu yapıyı gezmek isterseniz, ki, biraz önce de söyledim, bu silah koleksiyonunun dünya üzerinde benzeri yoktur, mutlaka gitmelisiniz ve Herrengasse bölgesine ulaşmanız gerekir. Giriş ücretlidir, yetişkinler için 8 euro, çocuklar için 3 Euro ödemeniz gerekir.

Avusturya Graz Glockenspielplatz

GLOCKENSPİELPLATZ-ÇEŞİTLİ TONLARDA SES VEREN ÇANLAR

Burada bulunan evin alınlığında: renkli kostüm giymiş bir bayan ve bir adam: gündü üç kez (saat: 11.00-15.00-18.00) güzel bir dans gösterisi sunmaktadırlar. Bu gösteride: 24 çan, üç farklı melodi sesi çıkarırlar.

Buradaki “Glöckl Brau” restoranında biraz oturun ve biranızı yudumlarken: saatin bu şovunu izleyin.

MOZOLE

Alley Kalesindeki bu mekan, Graz Katedralinin hemen yanında bir imparatorluk mezarlığı olarak dikkat çeker.

Mezar yapısı: İmparator Ferdinand II ve onun saray ressamı Giovanni Pietro de Pomis tarafından tasarlanmıştır ve Romanın büyük çağdaş kiliselerinin tiyatral ihtişamı ve Avusturya’nın Barok mimari stilinin karakteristik özelliklerini birleştirmektedir.

Yapı: 1614-1633 yılları arasında yapılmıştır. 1636 yılında ise, bir başka İtalyan Pietro Valnegro: apsis kule inşa ederek dış bölümü tamamlamıştır.

Yapının cephesi gayet görkemlidir ve batı merdiven girişi, cephedendir. İç bölüm: büyük bir Avusturya Barok ustası ve şehrin en ünlü adamlarından Johann Bernhard Fischer von Erlach tarafından: fresklerle dekore edilmiştir.

Güzel bir oval kubbe merkezinde: Bavyera kralı Karl II ve Maria ve imparatorun annesinin kırmızı mermer lahitleri görülüyor. İmparator Ferdinand II’nin mezarı ise, sunağın sağında durmaktadır.

Mezarın yukarısında

Katedralin Turkuvaz çatı kubbeleri ve St Catherine kilisesi ve parlak mavi gökyüzü görülür.

DOMKİRCHE-KATEDRAL

Alley Kalesindeki bu dini yapı: İmparatorluk kilisesidir ve İmparator Friedrich III tarafından, 15.yüzyılda inşa ettirilmiştir. Yapının dış duvarında: geç Ortaçağ döneminde Graz şehrinin uğradığı üç bela (Türkler, veba, çekirge sürüleri) hatırlatılıyor ve bunlara “boyalı lanetler” yapılmıştır.

Yapıdaki muhteşem Gotik freskler korunarak günümüze kadar gelmiştir. Katedralin içinde, kilisenin tarihi hazinelerini görmenizi öneririm. Özellikle: iki kutsal emanet ilgi çekmektedir. Bunlardan: Petrarca Zaferlerinden esinlenilmiş, eski abanoz ve kabartmalı kemik ve fildişinden yapılan evlilik sandıkları özel ilgi çekmektedir.

TREPPENTURM

Stadtpark bölgesindeki burada: Eyalet Hükümeti binalarından birinde, çift merdivenli birinci katta: İmparator Fredirich III ve Maximillian I tarafından yaptırılan kalenin kalıntılarını görmek mümkündür Ziyaretçiler; 1499 yılında tasarlanmış buradaki bir teknik ayrıntıya ilgi gösterirler, şöyle ki: ikiz eksen çevresinde, rüzgarların farklı esintilerini görmek mümkündür.

HERRENGASSE

Herrengasse: şık mağazaları ve ofis binaları ile kaplı, canlı bir caddedir. Cadde üzerinde: 1450 yılı yapımı Gematte Haus bulunuyor.

CASTLE& DOPPELWENDELTREPPE

Hofgasse bölgesindeki bu yapı: yüzyıllar boyunca yapısal değişikliklere uğramış ve bu nedenle bünyesinde: Gotik, Rönesans ve Biedermeier mimari unsurlarını barındırmaktadır.
Özellikle, başlangıçta bir optik ilizyon gibi görünen “çift sarmal merdiven” heyecan verici olarak ilgi çekmektedir. Bu merdiven: her katta: ayrı ayrı ve tekrar bir araya gelen, iki ters dönen merdivenden oluşmaktadır.

MARİAHİLF KİRCHE- TROST BAZİLİKASI

Church Spuare bölgesindeki bu yapı, bölgenin en önemli dini yapılarından birisidir. Hatta: hac yeri olarak da kabul edilir. Avrupa’nın hemen hemen her yerinden, hacı olmak üzere gelen Hıristiyanlar: bazilikanın muhteşem kulesinin 216 basamaklık merdivenlerini tırmanırlar.

Söylenenlere göre: Barok tarzı kilisenin kalbinde bulunan “Marian” mezarlığının gerçek bir cennet olduğuna inanılır. Bunun dışında, bazilikada: güzel freskler ve etkileyici minber bölümü ve ikiz kuleler ilgi çekmektedir.
Diocesan Müzesi, burada bulunmaktadır.

STADTPFARRKİRCHE ZUM HEİLİGEN BLUT

Herrangasse bölgesindeki bu dini yapı: Gotik özellikler göstermektedir ve 19. yüzyılda Barok tarzda yenilenmiştir. Ancak, ahşap çan kulesi, Barok kalmış ve kuşkusuz şehirdeki en güzel çan kulelerinden birisi olarak bilinmektedir.

İçeride: Virgin Varsayım Tintorettoları görmeyi unutmamalısınız. Ayrıca: vitray pencerenin de olağandışı özelliklerini görmelisiniz. Hitler ve Mussolini: Mesih’in kırbaçlanması sırasında, hasta kehanet seyirciler olarak tasvir edilmişlerdir.

FREİHEİTSPLATZ

Burası, özgürlük meydanı olarak bilinir ve merkezinde: son Kutsal Roma İmparatoru Franz II’nin heykeli duruyor.

Meydanda bulunan büyük kırmızı bina: Neo-klasik alınlıkta oyulmuş mason sembolleriyle ilgi çekmektedir.

NATURAL HİSTORY MUSEUM

Joanneum mahallesindeki bu müze: Mart 2013 tarihinde tamamen yenilenmiş olarak açılmıştır. 2009 yılı Sonbaharında: müzenin bölümleri: buraya taşınmıştır.

NEUE GALERİE

Bu galeri: Kasım 2011 tarihinden itibaren, 2000 metrekarelik bir sergi alanı ile, en modern standartlarda yenilenmiş, büyük bir müze binasıdır. Öte yandan: 1960’lardan beri: Neue Galerie: çeşitli çağdaş sanat pozisyonlarının gelişimini takip etmiş ve onu koleksiyonunda belgelemiştir.

Koleksiyonda: 1945 yılından sonraki Avusturya ve uluslar arası resim, grafik, poster, heykel, fotoğraf ve video sanatı örnekleri görünmektedir.

MUSEUM İM PALAİS

Müzenin koleksiyonunda: Ortaçağdan günümüze kadar olan sürece ait: sanatsal tasarlanmış yaşam tarzının tüm alanlarına ait yaklaşık 35 bin objenin bulunduğu bildiriliyor.

Bunlar arasında bulunanlar: aristokrat ve burjuva ev dekorasyonları, metal, ahşap, fildişi, seramik, cam ve tekstil ürünü el sanatları örnekleri, ferforje öğeleri, kostümler ve müzik aletleri koleksiyonudur.

Antalya Expo 2016 Fuarı

ekspo.1
Antalya Expo 2016 Fuarı

Expo “exposition” kelimesinin kısaltılmışıdır. 19. Yüzyılın ortalarından bu yana düzenlenen ve “Dünya Fuarı” olarak bilinen organizasyondur.

Ülkeler uzmanlaştıkları konularda bilgi birikimlerini daha yaşanır bir dünya için paylaşmak üzere bir araya gelirler. Bu birliktelikte ürünler değil, fikirler, kültürler ve dünyanın geleceğine ait projeler sergilenir.

Bu projeler, dönemin teknolojik, bilimsel ve kültürel gelişimlerini sergiler ve aynı zamanda büyük gelişimlerin habercisi olur. Günümüzde insanlar tarafından kullanılan hesap makinesi, televizyon gibi teknolojik buluşların çok büyük bölümü, Expo fuarlarında kullanıma sunulmuştur.

Dünya üzerinde FIFA Dünya Kupası ve Olimpiyat Oyunlarından sonra, dünyanın kültürel ve ekonomik etki yaratan en büyük üçüncü organizasyonudur. Expolar bugüne kadar 500 milyon üzerinde ziyaretçi çekmiş ve yapıldığı şehirler marka haline gelmiştir.

Paris’te 1889 Exposunda Eyfel kulesi, Brüksel’de 1958 Exposunda Atomium, Londra’daki 1851 Exposunda Kristal Palas, Lizbon’da 1998 Exposunda Vasco de Gama köprüsü bu şehirlerde düzenlenen Expo fuarlarının anısına yapılmıştır.

Örneğin: Sevilla şehrindeki Expo kapatıldıktan sonra, alan, teknoparka dönüştürülmüş ve teknoloji üreten firmalar, bu alana toplanmıştır.

Halen bu alanda 20 bin kişi istihdam edilmektedir. Türkiye’de ilk günden bu yana Expo fuarlarının iyi bir katılımcısı olmuştur. Örneğin: Sultan II Abdülhamit’in de 1889 yılında ziyaretçi olarak gittiği Expo fuarındaki Osmanlı pavyonu büyük ilgi görmüştür.

Resmi olarak “Uluslar arası Sergiler Bürosu” (BIE) tarafından düzenlenir ve genelde 3-6 ay kadar sürer. BIE’ye çoğunluğu büyükelçi düzeyinde temsil edilen 157 ülke üyedir.

BIE sorumluluğunda iki  türlü Expo düzenlenir. Bunlar:

1-Evrensel Expo ( 5 yılda bir yapılır ve 6 ay sürer)

2-Tematik Expo (2 evrensel Expo arasında yapılır ve 3 ay sürer)

Expo’nun en önemli özelliklerinden birisi de temasıdır. Geniş bir kapsama sahip olan bu temanın, tüm insanlığı ilgilendirmesi ve evrensel nitelikte olması gerekir. Expo alanının büyüklüğü sınırsızdır ve katılımcılar kendi pavyonlarını inşa edebilirler.

İlk Expo fuarı 1851 yılında Londra Hyde Park’ta düzenlenmiştir. Yani Sanayi devriminin doğduğu yıllarda düzenlenmiştir. O tarihten bu yana tam 55 kere evrensel Expo sergisi düzenlenmiştir.

2010 yılında Çin-Şanghay şehrinde (toplam 73 milyon ziyaretçi çekmiştir), 2015 yılında İtalya-Milano şehrinde düzenlenen 56’ncı fuar, 2016 yılında “Çiçek ve Çocuk Teması” ile 57’nci olarak Antalya’da, 23 Nisan-30 Ekim tarihleri arasında düzenlenecektir.

Yukarıda sözünü ettiğim gibi, Antalya’da yapılacak olan “Tematik Expo’dur. Çünkü “Evrensel Expo”lar 5 yılda bir yapılır, 2015 yılındaki Milano’da ve 2020 yılındaki “Dubai” de yapılacaktır. 2015 yılındaki Expo seçimi için İzmir’de aday olmuş, ama Napoli şehri tercih edilmiştir.

Antalya-2016 Expo fuarına gelince: bu fuar 5 yılda bir yapılan Evrensel Expo değildir. Burada düzenlenecek fuar: Uluslar arası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği (AIPH) ve Uluslar arası Sergiler Bürosu (BIE) tarafından, müştereken onaylanan “Botanik Expo” dur. Yani, üye ülkelerin seçimi ile düzenlenen bir fuar değildir.

Bu tür fuarlar, 2 yılda bir 3-6 ay süreli yapılır. Antalya-2016, “Botanik Expo” dur.

ekspo.şakayık
Antalya Expo 2016 Fuarı

ANTALYA-2016

Dünya Botanik Sergisi-Expo Antalya 2016, 23 Nisan-30 Ekim 2016 tarihleri arasında “Çiçek ve Çocuk” teması ile yapılacaktır. Çünkü: Antalya, zengin tarihi ve 640 km lik sahili ve inanılmaz doğal güzellikleriyle öne çıkmaktadır. Ayrıca tam bir botanik şehri olması nedeniyle süs bitkileriyle iç içedir.

Öte yandan 500 bin yatak kapasitesi ve 240 tane beş yıldızlı oteliyle muazzam turizm potansiyeli vardır. Şehir 4 saatlik uçuş mesafesinde, 2 milyara yakın nüfusa hitap etmektedir.

Fuara, 100 ülke ve 30 uluslar arası kuruluşun katılımı beklenmektedir. Expo Antalya’yı, 6 aylık dönemde toplam 8 milyon kişinin ziyaret etmesi beklenmektedir. Bu rakam içindeki 5 milyon yabancının Expo Antalya’yı keşfedeceği ve bunun da 2 milyonunun sadece Expo Antalya’yı ziyaret etmek için Antalya’ya geleceği düşünülmektedir.

Süreç: TC Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı koordinasyonunda yürütülmektedir.

YERİ

Fuar alanı, Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü bölgesinde, 110 hektarlık alanda kuruludur. Alan, Aksu ilçesi Solak köyü sınırları içindedir ve şehir merkezine 17 km uzaklıktadır. Merkez, Antalya hava alanına ise 11 km uzaklıktadır. Şehir merkezinden, Expo fuar merkezine, raylı sistem ulaşım çalışmaları hızla sürdürülüyor, umarım yetiştirirler.

ekspo.maskotlar
Antalya Expo 2016 Fuarı

TANITIM

Expo 2016 Antalya’nın resmi maskotları: Ece ve Efe’dir. Yabancı dillerde yazım ve telaffuz açısından sorun yaratmaması için bu isimler belirlenmiştir. Maskotların kıyafetleri, bölgenin tarihi ve kültürünü yansıtır.

Ece karakterinin saçında ve Efe karakterinin göğsünde, sembol çiçek “şakayık” vardır.

FAALİYETLER

Ülke günleri, yerel sergiler, uluslar arası sempozyumlar, dünya çevre sempozyumu, bio-enerji sempozyumu, paneller, toplantı ve seminerler, çocuk kongreleri, sahne sanatları ve konserler.

ekspo.sergi alanları.1
Antalya Expo 2016 Fuarı

SERGİ ALANLARI

Expo alanında: uluslar arası bahçeler, Expo göleti, Expo kulesi, çocuk adası, amfi tiyatrolar, meyve bahçeleri, çiçek sergi alanları, sponsor bahçeleri, dünyanın en büyük tarım-çevre ve ekoloji müzesi gibi yapılar inşa edilmektedir.

ekspo.kulesi
Antalya Expo 2016 Fuarı

EXPO KULESİ

Expo kulesi, Antalya’nın önemli simgelerinden olan tarihi “Hadrianus Kapısı” nı sembolize eder. Alanın batı tarafından, ana giriş kapısı önündedir. 2 bodrum kat, zemin kat ve 17 kat olarak planlanmıştır.

Yükseklik zemin üzerinde 100 metredir. Toplamda ise 114 metredir. 3 adet asansörle, aynı anda 63 kişi kuleye çıkış yapabilir. Kuleye merdiven kullanarak çıkmak isteyenler, 645 basamak çıkmak zorundadır. Kulenin altında: restoranlar, hediyelik eşya dükkanları, süs ve bitki havuzu vardır.

ekspo.büyük anfitiyatro
Antalya Expo 2016 Fuarı

BÜYÜK ANFİTİYATRO

Konserlere, milli ve özel günler için yapılacak kutlamalara ve ülkelerin sergilemek istedikleri kültür ve sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapmak üzere Expo alanına, bir büyük, iki küçük amfi tiyatro yapılmıştır. Büyük amfi tiyatro, alanın kuzeyinde ve 5000 kişiliktir.

ekspo.çocuk adası
Antalya Expo 2016 Fuarı

ÇOCUK ADASI

Expo alanının sol kısmında, ülke bahçelerinin yan tarafındadır. 100 metre çapındaki ada, çocukların eğlenip vakit geçirmeleri için tanzim edilmiştir. Burada 75 metre çapındaki kubbenin yüksekliği 25 metredir.

ekspo.kongre merkezi
Antalya Expo 2016 Fuarı

KONGRE MERKEZİ

Kongre merkezi, 6500 kişi kapasitelidir. Teras: Antalya’nın sembol çiçeği “şakayık” şeklindedir. Toplam 11 salon olarak tasarlanmıştır. Ana salon kapasitesi 5000 kişiliktir. 2 adet kafeterya ve 300 kişi kapasiteli bir restoran vardır.

SONUÇ

Uzun süredir, Antalya şehrinde, bu fuarın çalışmaları sürdürülüyor ve özellikle reklamların bayağı yoğun olması güzel. Çünkü, tanıtım büyük önem taşıyor, insanlar burada bir fuar kurulacağının farkına varmalıdır.

Ayrıntılı incelendiğinde, neden Expo Evrensel fuarı değil de arada düzenlenen bir etkinlik olduğu konusunda düşünmemek elde değil. Çünkü, Evrensel fuarlar 5 yılda bir yapılıyor ve fuarın yapılacağı yer üye ülkelerin oylarıyla seçiliyor.

2015 yılında düzenlenecek fuar için Milano şehri kadar İzmir de büyük gayret göstermesine rağmen, üyeler tarafından seçilmemiştir. Sanırım bunan üzerine, Antalya’da Evrensel değil, ara fuar düzenlenmesi tercih edildi. Ama keşke Evrensel Fuar düzenlenseydi.

Yine de sonuç olarak, umarım gerek alanın hazırlanması ve gerekse özellikle son yıllarda turizmde yaşanan büyük sıkıntıların giderilmesini sağlayacak şekilde gelen ziyaretçileri olumsuz etkileyecek durumlardan uzak, herhangi bir sıkıntı olmadan ve yaşanmadan etkinlikler düzenlenir.

Ulaşım için raylı sistemin tamamlanmasını umuyorum. Fuar alanı açıldığında, kesinlikle ilk ziyaretçilerden birisi olmaya niyetliyim, fuar alanını ziyaret ettiğimde, gördüklerimi, yine burada siz okurlarımla paylaşacağım. Ama fuar açılmadan önce, fuarla ilgili bazı temel bilgileri size sunmak istedim.

18 Nisan 2016 tarihinde Antalya şehrinde idim. Expo fuarı ile ilgili pek bir hareket göremedim. Zaten Antalya’da hareket yok ki fuarda olsun, durum malum turizm sıkıntılı, bu ortamda Expo’nun yararı olacağını sanmıyorum, insanlar belki meraktan bir kere gider sonrası meçhul, çünkü fuara yoğun katılım yok veya şöyle de denebilir gelişmiş ülkelerden katılım az, böyle olunca insanların ilgisini çekecek sergiler, gösteriler, etkinlikler yok. Sadece yerel şov var, bu arada şehir merkezinden Expo alanına kadar yapılmaya çalışılan tramvay hattı yetişmemiş, öte yandan, bu tramvay hattını 6 aylık Expo alanına değil, HAVAALANINA yapılması daha uygun olmaz mıydı?

Sorunun havada kalacağı belli, ama hiç olmazsa belki bu sıkıntıyı bilen yani Havaalanına ulaşmakta sıkıntı yaşayan yüzbinlerce kişinin derdini bir anlayan olur.

En yakın zamanda Expo fuarın gezerek gördüklerimi yine burada sizlerle paylaşacağım. Umarım güzel şeyler görürüm ve gurur ve onurla burada yazarım. Çünkü orada harcanan para, halkın parası, oradaki olayın gururu veya rezilliği ülkemin olacak.

TARİH

Kasım 2022, yağmurlu bir gün, hadi Expo Center bölgesine gidelim dedik, gittik ki, bomboş, kimsecikler yok, onca yatırım böyle giderse yakın zaman sonra çürür gider, çürüyen sadece yapılar mı? Yazık çok yazık.

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.