Edirne Uzunköprü

Edirne Uzunköprü

Osmanlının Rumeli’de kurduğu ilk yerleşim yeri ve dünyanın en uzun taş köprüsünün bulunduğu ve bu özellikleriyle öne çıkan bir ilçedir. 2020 yılı Mart ayı başında birkaç günlüğüne buraya gideceğim, daha ayrıntılı gezi yorumları dönüşte, yine burada.

Edirne Uzunköprü

ULAŞIM

Uzunköprü, İstanbul arası: 250 km. Uzunköprü, Tekirdağ arası: 91 km. Uzunköprü, Edirne arası: 65 km. Uzunköprü, Kırklareli arası: 83 km. Uzunköprü, Lüleburgaz arası: 73 km. Uzunköprü, Çorlu arası: 125 km. Uzunköprü, Silivri arası: 173 km. Uzunköprü, Gelibolu arası: 115 km.

TARİHİ

İlçenin güneyinde, Kırkkavak köyü yolu üzerinde bulunan “Maslıdere” höyükte yapılan araştırmalarda, MÖ 8000-5500 yılları arasına tarihlenen çizgi ve baskı süslemeli çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. Ancak resmi arkeolojik kazılar yapılmadığından ayrıntılı bilgi yoktur.

MÖ 1400’lü yıllarda ise Trak kabileleri bölgeye yerleşmeye başlamış ve uzun süre kalmışlardır. MÖ 431 yılında, Makedonya birliğini kuran Kral II. Flip, bölgedeki Trak devletini de bu birliğin hakimiyeti altına sokar. Ancak Roma imparatorluğu, Makedonları yenerek bu bölgedeki hakimiyetlerini bitirir. İmparator Kladius (44-46) tüm Trakya topraklarını ele geçirerek “Trakya Eyaleti” adı altında bir Roma Eyaleti kurar.

Bölgenin bu dönemdeki en önemli yerleşim merkezi ise, Plotinopolis kentidir. Kent, İmparator Trajan (98-117) döneminde ve kendisi tarafından karısı Plotina adına kurulmuştur. Kent kalıntıları: Uzunköprü ve Dimetoka arasında, Meriç nehrinin iki kenarında kurulmuştur. Hatta bazı kaynaklar, Plotinopolis kentini, eski Uzunköprü olarak tanımlar, kentin, Eskiköy, Hamitli ve Çakmak köyleri arasında bulunduğunu öne sürerler.

En son Bizans idaresinde olan bölge, 1363 yılında Edirne’nin Osmanlı Sultanı I. Murat tarafından, Sazlıdere savaşı sonunda ele geçirilmesinin ardından, tümüyle Türklerin egemenliğine girmiştir. Osmanlı Türkleri tarafından burası ele geçirildiğinde, şehirde Rum kültürü ile yaşamış, Hıristiyan dinini benimsemiş Traklar bulunuyordu.

Bu halk fethin şartları gereğince Osmanlı tebaasında olacaklar, Türkler onları koruyacaklar, dillerine ve dinlerine karışmayacaklardı. Ancak bu bilginin, Uzunköprü için geçerli olmadığını savunanlar da vardır. Çünkü birçok Osmanlı tarihçisine göre, Trakya akınları başladığında Uzunköprü diye bir yerleşim yeri yoktur.

Batı kaynaklarında Plotinopolis Uzunköprü olarak tanımlanmak istense de eski ve yeni kent arasında 20 km lik bir mesafe vardır. Yani Uzunköprü, Plotinopols kentinin üzerine değil farklı bir alana, Trakya akınları sırasında belirtildiği üzere bomboş, ormanlık, bataklık ve eşkıya barındıran bir bölgeydi ki bu tarif Uzunköprü’nün inşasını da gerekli gösteren bir tanımlamadır.

Sonradan Uzunköprü kendinin kurulacağı bu bataklık bölge, başkent Edirne’yi Gelibolu üzerinden Anadolu’ya bağlayan güzergah üzerinde bir menzillik mesafededir. Ergene nehri taştığı zaman yolculara ve ordulara yol vermez. Bu yüzden, Sultan II. Murat, 1427 yılında bu arazi üzerine uzun bir köprü inşa edilmesini ve yanına da Ergene adıyla bir şehir kurulmasını buyurur.

Sultan II. Murat tarafından kurulan ve Ergene ismi verilen bu yerleşim yeri, Osmanlı döneminde Rumeli yakasında kurulan ilk Türk kenti olarak önem kazanır.

Sultan II. Murat: Varna seferi dönüşünde, taşkın nedeniyle Ergene nehrini geçememiş, ahşaptan yapılan köprülerin dayanıksız olması nedeniyle, buraya bir köprü yapılmasını istemiştir. 1424 yılında yapılına başlanan ve 3 yılda bitirilen, 360 gözlü köprüyü, Sultan II. Murat yeterli bulmamış ve tümüyle yıktırmıştır.

Bunun üzerine, Uzunköprü olarak isimlendirilen ikinci (günümüzdeki) köprü yapılmıştır. (ayrıntılı bilgi aşağıdadır)

Köprünün yapımının uzun sürmesi nedeniyle: çalışanların ve bölgeyi korumakla görevli askerlerin ihtiyaçlarının karşılanması için: cami, imarethane, kervansaray, medrese, hamam ve iki adet yel değirmeni yaptırılmıştır.

Bu yerlerin bakımı ve imarı için, önce Edirne’nin köylerinden daha sonra da Rumeli’ye geçiş yapan Türkmen aşiretlerinden aileler buraya yerleştirilerek ilçenin temelleri atılmıştır.

Köprü: “Cisr-i Ergene” ismiyle bugünkü ilçenin kurulmasına başlangıç teşkil etmiş ve adını vermiştir.

Sonraki yıllarda iki kez büyük onarım gören ilçe, 19’ncu yüzyılda iki kez Rus işgaline uğradı.

İlçe topraklarını: Birinci Balkan Savaşından sonra Bulgarlar ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında ise Yunanlılar işgal etti. (25 Temmuz 1920-18 Kasım 1922 tarihleri arasında)

Kurtuluş Savaşının ardından, 18 Kasım 1922 tarihinde ilçe düşman işgalinden kurtarıldı.

Yerleşimin ismi “Cisr-i Ergene” olmasına rağmen, 1873 yılında yeni yapılan istasyon binasına “Uzunköprü” tabelası asıldı ve tren tarifelerinde burası Uzunköprü olarak geçti.

1917 yılında ise, İlçenin ismi resmi makamlar tarafından “Uzunköprü” olarak değiştirildi.

Edirne Uzunköprü
Edirne Uzunköprü
Edirne Uzunköprü

GENEL

Uzunköprü, Türkiye’nin en batı sınırındaki ilçedir. Edirne ilinin orta kısmındadır. Kapladığı yer bakımından, Edirne ilinin en büyük ilçesidir. İlçe merkezinde, köprünün bulunduğu yerin rakımı: 18 metredir. İlçe topraklarının yüzde 75’i düzlüklerle kaplıdır. İlçe topraklarının ortasını kaplayan Ergene ovası: Ergene ırmağı taştığı zaman, ovaya bolca mil bırakır.

Bu nedenle ova toprakları çok verimlidir. Her çeşit ürün yetiştirilir. Son yıllarda DSİ tarafından yapılan çalışmalarla Ergene nehrinin su taşkınları büyük ölçüde önlenmiştir. İlçede: deniz ve kara iklimleri arasında bulunan sert bir iklim hakimdir. İlçenin ekonomik etkinliği: buğday, pirinç, ayçiçeği, şeker pancarı yetiştiriciliğidir. Ayrıca mandıra peynirciliği yapılır.

Başlıca sanayi kuruluşları: peynir ve çeltik fabrikalarıdır. Ancak çeltik tarlaları nedeniyle, ilçede sinek boldur. Bu arada: Uzunköprü denilince, Ergene nehrinden söz etmemek olmaz. Istranca dağlarının batı eteklerinden akan bir takım dereleri alan Ergene nehri: ilçenin kenarından geçerek, İpsala ilçesinin Sarıcaali köyünden Meriç nehrine bağlanır.

Ancak özellikle, son yıllarda, Trakya bölgesinde kontrolsüz gelişen sanayi ve bunun sonucu çevre problemleri, Ergene nehrini kullanılmaz hale getirmiş. Öyle ki: Ergene nehri, sanayi atıklarından dolayı, her gün farklı renkte akar olmuş. Nehrin kokusu ise, tam bir felaket.

NE YENİR

Trakya’daki en iyi köfte “Uzunköprü köftesi” burada yapılır. (Benim favorim “Köfteci Niyazi” dir.) Köfte dışında, burada yiyebileceğiniz yöresel tatlar: ciğer kapama, Edirne ciğeri, beyaz yahni, kaşarlı köfte, pırasa pidesi, domates dolması ve yer elması çorbasıdır. Tatlı olarak ise: nektarinli fincan tatlısı, gül ve zerdali tatlısı, cevizli şekerpare denemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Uzunköprü’den: baldo pirinç, ayçiçeği yağı alabilirsiniz.

Edirne Uzunköprü Meslek Yüksek Okulu

MESLEK YÜKSEK OKULU

Trakya Üniversitesine bağlı olarak, 1994 yılında öğrenime başlamıştır. İlk programı: Muhasebe ve Pazarlamadır ve Uzunköprü Öğretmen evinde öğretime başlamıştır. 2003-2004 yılından itibaren ise, yeni hizmet binasında eğitim-öğretimi sürdürmektedir.

Edirne Uzunköprü

GEZİLECEK YERLER

Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü
Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü
Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü

ERGENE KÖPRÜSÜ

Köprü 2015 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici aday listesine alınmıştır. Ergene nehri üzerine, Osmanlı döneminde, Sultan II. Murat zamanında, Mimar Muslihiddin tarafından 1427-1443 yılları arasında 16 yılda inşa edilmiştir. 1444 yılında, Sultan II. Murat’ın katıldığı büyük bir törenle açılmıştır.

Dünyanın günümüze ulaşan en uzun taş köprüsüdür. Köprünün yapıldığı yer: Osmanlı devletinin başkenti Edirne ve Gelibolu ve Batı Rumeliyi birbirine bağlayan askeri ve ticari yolların kesişiminde yani oldukça önemli bir stratejik alandadır.

Bu ihtişamlı köprü: Orta Asya’dan, Balkanlara kadar, geniş bir coğrafyada farklı kültürleri bünyesinde barındıran Osmanlının, sanat ve estetik anlayışından motifler taşımaktadır.

Bu anıtsal köprü: kullanılan malzemenin seçimi, ayakların yerleştirilmesi, kemer açıklıklarının belirlenmesi, yükseklik eğimlerinin hesaplanmasındaki mühendislik bilgisi sayesinde: zorlu doğa şartları altında 600 yıla yakın bir süre ayakta kalmıştır.

Edirne Uzunköprü Ergene Köprüsü

Köprünün uzunluğu: 1270.41 metredir. Köprünün genişliği 5.24 metredir. Köprünün uzun yapılmasının sebebi: o dönemde bölgede geniş bataklıklar olmasıdır. Köprüde 174 tane kemer vardır. Bu kadar çok kemer yapılmasının sebebi, Ergene nehrinin yağışlı havalarda taşkınlara sebep olmasıdır, köprü yıkılmasın diye gözlere, tahliye delikleri eklenmiştir.

Bu kemerlerden 3 tanesi, bugünkü Uzunköprü ilçe merkezine bağlanan yolun altında kalmıştır. Köprünün kemerleri, çoğunlukla çift merkezli, sivri kemer formundadır. Ancak dairesel ve basık dairesel formlarda kemerler de vardır. Köprünün kanat ve kemerleri: aslan, fil, lale, kartal ve çeşitli geometrik kabartma motiflerle süslenmiştir.

Köprünün yapımında: kireç taşı ve traverten cinsi kesme taş blokları kullanılmıştır. Bu taş bloklar: ilçeye bağlı Eskiköy ve Yağmurca köyleriyle Yunanistan içinde kalan Hasırcıarnavut köyündeki taş ocaklarından getirilmiştir. Bunlar köprü yapılırken horasan harcı ile birleştirilmiştir.

Köprünün alüvyon zemin üzerine oturan temelleri, enerji sönümleyici ahşap ızgara sistemi üzerine inşa edilmiştir.

Yapılmasının ardından, birçok sel ve deprem felaketi geçiren köprü: Fatih Sultan Mehmet, Sultan II. Osman, Sultan II. Mahmut ve Sultan II. Abdülhamit zamanlarında onarımdan geçmiştir. Cumhuriyet döneminde ise, üzerinden motorlu araçların geçişini kolaylaştırmak için, 1964-1971 yılları arasında yapılan restorasyonla, köprü genişletilerek eni 5.24 metreden 6.80 metreye çıkarılmıştır.

Edirne Uzunköprü Kent Müzesi
Edirne Uzunköprü Kent Müzesi
Edirne Uzunköprü Kent Müzesi

KENT MÜZESİ

Müze Pazartesi hariç her gün açık, giriş ücretsizdir.

İlçe merkezinde eski Tekel binasının restore edilerek müzeye dönüştürülmesiyle 2013 yılında ziyarete açılmıştır. Müzenin bulunduğu bina, 1900’lü yılların başında Uzunköprülü Postacı ailesinin oğlu Mustafa Çakmaklı tarafından özel konak olarak yapılmıştır. Eşi Sıdaka ve evlatları Enver, Mahmut ve Maide ile 1930 yılına kadar burada yaşamış, taşınmış 27 Nisan 1939 tarihinde Maliye hazinesine satılmıştır.

Maliye tarafından binanın kullanım halkı Tekel idaresine bırakılmıştır. 1939 yılından sonra ise, Tekel depo ve lojmanı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Uzun yıllar Tekel İdaresinde görev yapan ve 1992 yılında Müdürlük görevinden emekli olan Mümin Soydaner ve ailesi burada yaşamıştır.

1990’larda ise burada Tekel işletmesi kaldırılınca, bina boş kalmış ve yıkılma noktasında iken, 2013 yılında restore edilerek müzeye dönüştürmüştür. 16 Aralık 2013 tarihinde ise Kent Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Müze 2 katlı ve 6 odalıdır. Her katın koridorları da teşhir amaçlı kullanılmaktadır. Müzenin birinci katında, 3 odada: tarihi paralar, tüfek ve kılıçlar, daktilo ve hesap makineleri, pikap ve radyolar, fotoğraf makineleri ve bakır kaplar sergileniyor.

Müzenin ikinci katında: koridorda Çanakkale savaşlarında Uzunköprü’nün önemini vurgulayan silikon asker heykeli, koridorun diğer ucunda kahve köşesi bulunuyor. Odalarda ise: Gelin odası, Yaşam odası, dikiş makinesi, ayna, bebek patiği, ibrik, bavul, kömür ütüsü gibi tarihi eşyalar sergileniyor. Burada ilginç bir yer daha var “Cazgır dondurmacısı”. Cazgır dondurmacısının kurucusu Maksut Dondurmacının da silikon heykeli üst katta sergileniyor.

Alt ve üst katın duvarlarında ise, Uzunköprü tarihine ait bilgi panoları ve fotoğraflar görülüyor. Güzel bir müze, güzel düzenlenmiş, bence mutlaka gidin ziyaret edin.

Edirne Uzunköprü Özgürlük ve Demokrasi Anıtı-Hürriyet Anıtı-Hürriyet Çeşmesi
Edirne Uzunköprü Özgürlük ve Demokrasi Anıtı-Hürriyet Anıtı-Hürriyet Çeşmesi
Edirne Uzunköprü Özgürlük ve Demokrasi Anıtı-Hürriyet Anıtı-Hürriyet Çeşmesi

ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ ANITI-HÜRRİYET ANITI-HÜRRİYET ÇEŞMESİ

Ülkemizde bu konuda yapılan ilk anıttır. 20’nci yüzyıl başlarında Osmanlı devleti için zor yıllardı. 1889 yılında birkaç Tıbbiyeli, okulda kendi aralarında bir gizli ihtilal örgütü kurdular. Sonraki yıllarda bu örgüt “İttihat ve Terakki Cemiyeti” ismini aldı ve asker-sivil aydınlar arasında hızla yayıldı ve özellikle Rumeli’deki subaylar, bu ihtilalci örgütün lokomotifliğini yapmaya başladılar.

Çünkü Rumeli’deki askerler, diğerlerine nazaran daha yoğun ateş hattının ortasındaydılar. Fazla uzatmak istemiyorum, 17 Aralık 1908 tarihinde Kanun-i Esasi kabul edildi ve memleketin her yerinde hürriyet rüzgarları esmeye başladı. Bu arada: 1906 yılında Uzunköprü Kaymakamı olan Mazhar Müfit bey, Meşrutiyet heyecanı ile Uzunköprü’de bir anıt yapmaya karar verdi.

Mazhar Müfit: 1919 yılında Bitlis valisi iken istifa etmiş, Milli Mücadeleye katılmış ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşında, sürekli yanında bulunmuştur. Kendisi: 17 Ağustos 1904 yılından, 6 Ağustos 1910 yılına kadar, Osmanlı idaresine bağlı Cisr-i Ergene (günümüzdeki Uzunköprü) ilçesinde kaymakamlık yapmıştır.

Kendisi burada göreve gelir gelmez: aydın ve ilerici bir kadro ile ilçeye yeni eserler ve hizmetler vermeye başlamıştır. O dönemde, Mafhar Müfit bey, Uzunköprü Belediye Başkanı Hafız İsmail efendinin yardım ve destekleriyle ilçe girişinde, köprünün ilçeye bakan sol baş tarafına “Demokrasi Anıtı” yaptırdı.

Anıt 6 metre yüksekliktedir. 2 metre karelik zemin üzerine inşa edilmiştir. İlk yapıldığında, ön tarafına insanların, sol tarafına ise hayvanların kullanması için iki tane çeşme konulmuştur. Ancak 1938 yılında bu çeşmeler kaldırılmış ve üzeri kapatılmıştır. Anıtın dört cephesinde: Fransız Devriminden ilham alan, İttihat ve Terakkinin sloganlaştırdığı: Hürriyet, Adalet, Eşitlik ve Kardeşlik” ilkelerinin yazılı olduğu mermer kaideler vardır.

Evet, bu ilginç anıtla ilgili bir not: 1965 yılında Uzunköprü ilçesinin genişletme çalışmaları sırasında bu anıt sökülerek 1 metre uzağa taşınmış, bu yer değiştirme sırasında depoya kaldırılan mermer kitabeleri kaybolmuştur. Bunun üzerine, bir hat ustasına 4 ilke mermer üzerine yazdırılmış ve anıttaki yerlerine konulmuştur. Anıt son olarak tümüyle yenilenerek restore edilmiş ve 11 Aralık 2012 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi
Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi
Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi

     

II.MURAT KÜLLİYESİ

İlçe merkezinde Muradiye mahallesindedir.

Caminin kitabesi: batıda bulunan ana giriş kapısı üzerindedir. Kitabe ünlü Osmanlı tarihçisi Abdurrahman Hibri tarafından yazılmıştır. Kitabede: caminin 1443 yılında Sultan II. Murat tarafından yaptırıldığı ve 1621 yılında ise Sultan II. Osman tarafından tamir ettirildiği yazılıdır.

Evet, cami, 1443 yılında köprü ile birlikte Sultan II. Murat tarafından yaptırılmıştır. İlk yaptırıldığında bir külliye şeklinde tasarlanmıştır. İçerisinde: imaret ve medresesi vardır.

Sultan II. Murat, Ergene kentinde oluşturduğu vakıf külliyesinin açılışında, büyük bir alçak gönüllülükle caminin mumlarını kendi elleriyle yakmış, Edirne’den davet ettiği ve Ergene kentine gelen konuklarına yemeklerini kendisi üleştirmiştir.

Ancak: günümüzde sadece cami ayakta kalmıştır. Cami: moloz taştan yapılmıştır. Uzunluğu 22 metre ve eni 19 metredir. Yüksekliği: 5.70 metredir. Dikdörtgen planlıdır.

İlk yapıldığında kubbelidir. Ancak 1621 yılında Sultan II. Osman döneminde yapılan onarım sırasında kubbesi yıkılmıştır. Bunun üzerine üzeri, çatı ile örtülmüş ve kurşun kaplanmıştır.

Edirne Uzunköprü II Murat Külliyesi Cami

Caminin hemen önünde: 3,80 metre eninde ve 22,20 metre uzunluğunda bir son cemaat yeri yapılmıştır. Başlangıçta 12 ahşap direğin taşıdığı bu sundurma, sonradan yapılan onarım sırasında direkleri kaldırılarak, bir duvar örülmüştür.

Caminin minaresi kesme taştan yapılmıştır. Minare gövdesi yuvarlak ve tek şerefelidir.

Camide ilginç bir de şadırvan bulunur. İlk yapıldığında suyu Malkoç yöresinden gelen su şebekesinden sağlanıyormuş, şimdi ise kent su şebekesine bağlanmıştır.

Cami avlusunda ve giriş kapısının karşısındaki şadırvanda, Osmanlılarda ibadetten sonra cemaate ikram edilmek üzere şerbet dağıtma geleneği, ilk olarak buradaki cami şadırvanının musluklarından şerbet akıtılmasıyla başlamıştır.

Caminin arka tarafında, bir mezarlık alanı bulunur.

Edirne Uzunköprü Gazi Turhan Bey Camisi ve Türbesi

GAZİ TURHAN BEY CAMİSİ VE TÜRBESİ

İlçe merkezine 8 km uzaklıktaki Kırkkavak köyündedir.

Gazi Turhan Bey: Sultan II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinin en önemli komutanlarından biridir. Ayrıca Sultan II. Murat’ın damadı ve Fatih Sultan Mehmet’in kayınbiraderidir.

Adına ilk defa 1423 tarihinde Mora’da süvari komutanı olarak rastlanır. Babası Paşa Yiğit Bey’in 1413 yılında ölmesi üzerine, Üsküp Sancakbeyi olur. Mora’yı Osmanlı topraklarına katar. Arnavutluk üzerine yürümüştür.

Turhan Bey, 1443 yılında Hunyadi Janos’a karşı yapılan Derbendi savaşında yenilince, o tarihlerde ünlü olan Tokat yakınlarındaki devlet hapishanesi Bedevi Çardak’a sürgün edilmiştir. Ömrünün yaklaşık 10 yılını burada geçiren Turhan Bey, Varna zaferi ve Rumeli beylerinin isteği üzerine affedilerek tekrar Mora akıncı beyliğine getirilmiştir.

Kendisi: II. Kosova ve Varna savaşlarında büyük yararlıklar göstermiştir. Balkanlarda fetih edilen yerlere Türkmen aşiretlerin yerleştirilmesinde etkili olmuştur. Oğullarıyla birlikte 1455 yılında Edirne’de görülen Turhan Bey, ilerlemiş yaşlarda, büyük olasılıkla 70 yaşında 1456 yılında ölmüş ve Kırkkavak köyünde kendisi için yaptırılan türbeye defnedildiği bilinmektedir.

Çünkü yaptığı hizmetler nedeniyle, Kırkkavak köyü kendisine vakıf olarak verilmiş, o da buraya köyün hemen dışında bir külliye inşa ettirmiştir.

Günümüzde bu külliyeden geriye sadece cami ve türbe kalmıştır.

Cami

Cami, günümüze minaresinin, üst örtüsünün, kapı ve pencerelerinin büyük bölümü yıkılmış ve harap halde gelmiştir. Yapıda: düzgün kesme ve kaba yontu ve moloz taş ve tuğla kullanılmıştır.

Yine, minare gövdesi ve kemerlerde tuğla kullanılmıştır. Kare planlı ve tek kubbeyle örtülü harim ile bunun kuzeybatı köşesinde bulunan minareyle yapı anıtsal bir görünümdedir.

Minare: caminin kuzeybatı köşesine dıştan bitişiktir ve günümüzde kaidesine kadar yıkıktır. Süsleme bakımından oldukça sade olan eserin tek süslemesi, alçı mihrabında ve köşelerdeki birer gül şeklindeki rozettir. İnşa ve onarımlarına ait herhangi bir kitabesi bulunmayan caminin, 1454 yılında düzenlenmiş ve 1455 yılında yazılmış bir vakfiyesi vardır.

Türbe

Gazi Turhan Bey, öldükten sonra kendisi için aynı yere yaptırılan türbeye gömülmüştür. Ancak günümüze ulaşmayan türbenin, 1930’lu yıllardaki sağlam durumunu gösteren fotoğraflarından anlaşıldığına göre, caminin doğusunda, yapıya 1-1.5 metre uzaklıkta ve sağlam olarak görülür.

1960 yılında dört duvarı ayakta, fakat oldukça tahrip olmuş durumda olan türbe, günümüzde yakın zamanlarda yapılmış bir mezar taşından ibarettir. İlk yapıldığı haliyle türbenin fotoğrafları incelendiğinde: sadece dış görünümü değerlendirilmekte, ne tür süslemeler olduğu bilinmemektedir.

İnşa ve onarımlarına ait kitabe de bulunmamaktadır. Daha da acı bir bilgi: türbenin taşları, 1930 yılında Uzunköprü Kaymakamı tarafından sökülerek yol yapılında kullanılmıştır.

Sonuç olarak: cami ve bahçesindeki türbenin, özellikle 1877-1878 Rus işgali sırasında tahrip edildiği düşünülmektedir.

Son zamanlara kadar oldukça kötü durumda olan cami ve türbe restore edilmiş ve 2008 yılında yeniden ziyarete açılmıştır.

Edirne Uzunköprü Aziz İoannis-Vaftizci Yahya Kilisesi

AZİZ İOANNİS (VAFTİZCİ YAHYA) KİLİSESİ

İlçe merkezinde Muradiye mahallesindedir. Günümüzde yapı, işlek bir yolun kıyısındadır ve diğer üç cephesi, tarihi özelliği olmayan binalarla çevrilidir.

Kilisenin kitabesi: batı cephesinde, ana giriş kapısı kemeri üzerinde, duvara gömülü, kare şeklindedir. Kitabeye göre: Vaftizci Yahya adına, 1875 yılında inşa edilmiştir. Kitabe oldukça basit ve süslemesi bile olmayan bir levhadır.

Muhtemelen, ana giriş kapısı üzerindeki kemer boşluğu içinde, daha gösterişli bir kitabe olabilir, ama cemaat buradan giderken onu da söküp götürmüş olma ihtimali yüksektir.

Yapılan karşılıklı mübadele sonucu Rumlar burayı terk edene kadar, kilisede 17 binden fazla kişinin vaftiz edildiği belirtilir. Rumlar giderken, kilisenin çanı dahil, kilise içinde bulunan bütün taşınır eşyaları beraberlerinde Yunanistan’a götürmüşlerdir.

Kiliseye ait çan, günümüzde İskeçe kilisesinde kullanılmaktadır. Buradaki kilise de, 2011 yılına kadar terkedilmiş ve atıl halde kalmıştır. Uzunköprü Belediyesi tarafından yapılan restorasyon çalışmaları 2011-2013 yılları arasında tamamlanmış ve kilise 11 Mayıs 2013 tarihinde yeniden açılmıştır. Kilise, günümüzde Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmet vermektedir.

Gelelim, mimari ve yapısal özelliklere: kilise: narteksi, naos ve yan nefleri ve dışa taşkın apsisi ile tipik bir bazilika planı gösterir. Yapının inşasında: büyük oranda taş ve kısıtlı miktarda tuğla kullanılmıştır.

Apsiste bulunan pencerenin altında, 3 sıra tuğla bulunur. Yarım kubbelidir. Orta nefin duvarlarında: sağda 6 ve solda 6 olmak üzere 12 havari tek tek freskler ile resmedilmiştir.

Edirne Uzunköprü İlk Belediye Binası

İLK BELEDİYE BİNASI

Uzunköprü’deki ilk belediye binasının temeli: Kaymakam Mazhar Müfit bey ve Belediye Başkanı İsmail efendi öncülüğünde ve halkın yardımlarıyla 1905 yılında atılmıştır. Bina aynı yıl tamamlanmış ve Padişah II. Abdülhamit’in hükümdarlık tahtına çıktığı günün yıldönümü olan 19 Ağustos’ta hizmete açılmıştır.

İlçenin girişinde bulunan, 2 katlı ahşap bina, zarif demir parmaklıklarla çevrili bahçesi, kurşun kubbeli bir saat kulesi ve bu kulede bir çalar saat varmış. Giriş balkonu üstündeki tabelada “Umur-ı Belediye” yazısı bulunurmuş.

Bu eski Belediye Binası: bugünkü Edirne Belediyesi (Selimiye camisinin hemen yanındaki) binasından daha küçüktür, o binanın bir minyatürüdür.

Evet bu belediye binası,  1953 yılına kadar hizmet vermiş, daha sonra artan personel için yeterli gelmemesi nedeniyle, yeni belediye binası yapılmasına karar verilmiştir. Bu yapılan ilk belediye binasının müze olarak kullanılması önerilmişse de, kabul edilmemiş, Cumhuriyet alanının genişletilmesi için yıktırılmış ve yerine yeni belediye binası yaptırılmıştır.

 

Ukrayna Lviv

Ukrayna Lviv

Şehir Ukrayna’nın batı bölümünde, Polonya sınırındadır. II. Dünya Savaşından önce, bu şehirde Polonyalılar ve Ukraynalılar birlikte yani bir arada yaşıyorlarmış. Yani, uzun süre Polonya şehri olarak kalmıştır. Ancak, Polonya sınırlarının daha batıya kaydırılması ile Ukrayna sınırları içinde kalmıştır. Şehir: eski ticaret yolları üzerinde bulunması nedeniyle: geçmiş tarihi süreçte hızla zenginleşmiş ve dönemin önemli bir yerleşim yerlerinden biri haline gelmiştir.

Bu nedenle: yine döneminde farklı medeniyetler tarafından işgal edilmiş, sık sık el değiştirmiş ve bu el değiştirmeler sonucunda: farklı medeniyetler ve kültürler, şehirde izlerini bırakmışlardır. Evet: 14’ncü yüzyıldan kalan haritalarda, şehir “Aslan Şehri” olarak geçmektedir. Ukraynalılar, Polonyalılar, Almanlar, Yahudiler, Avusturyalılar: burada yüzyıllarca birlikte yaşamışlardır. Özellikle: doğudan gelen tüccarlar, şehri bir konaklama ve dinlenme ve hatta buluşma yeri olarak seçmişlerdir. Bu nedenle: şehir; doğu ile batı, Katolikler ile Ortodokslar arasında bir geçiş yeri olarak önem kazanmıştır.

Günümüzde şehirde, 900 bin civarında nüfus yaşamaktadır ki, bunların % 89’luk bölümü Ukraynalı, % 8’lik bölümü Rus ve % 1’lik bölümü Polonyalıdır. Öte yandan: şehirde büyük bir turizm potansiyeli hızla gelişmektedir ki, söylenenlere göre, şehre günde 200 bin kişinin giriş yaptığı söylenmektedir. Şehir halkının ise, büyük kısmı fakirdir. Halk içinde, genç nüfus genellikle yabancıları sevmemesine rağmen, özellikle yaşlılar, yabancılara daha yakın davranırlar. Şehir halkı hakkındaki son bir not: şehir halkının % 55’lik bölümünün bayan olduğu söyleniyor.

Ukrayna Lviv

ULAŞIM

İstanbul-Lviv şehri arasındaki hava ulaşımı, yaklaşık 2 saat sürmektedir. Buraya: yakın bir geçmişten bu yana THY ve PEGASUS uçak seferleri düzenleniyor. Şehrin havaalanı: şehir merkezine yalnızca 7 km. uzaklıktadır. Ancak, elbette şehre ulaşmanın tek yolu bu değil. Buraya ulaşmanın bir diğer yolu da Kiev şehrinden trene binmektir.

Normal tren yolculuğu yaklaşık 8-9 saat sürer ve ücreti 15 Amerikan Doları iken, hızlı tren ile bu yolculuk yaklaşık 5 saat sürüyor ve ücreti 50 Amerikan Doları civarındadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım için taksi kullanırsanız, 60-70 Grivna ödemeniz gerekir.

Ukrayna Lviv

İKLİM

Şehirde: sürekli yağmurun egemen olduğu bir iklim hakimdir. Yılın büyük bölümü ve hatta yarısının yağışlı geçtiği söylenebilir. Ancak: Temmuz-Ağustos aylarında yalnızca geceler serin geçiyor. Kışın ise, ortalama ısı derecelerinin eksi 20 ler civarında bulunduğu görülüyor.

Ukrayna Lviv

PARA

Şehirde, para birimi olarak Grivnası kullanılıyor. 100 Amerikan Doları = 810 Grivnası’dır. 1 Türk Lirası ise, 4 Gravnası’dır. Bu nedenle: şehir bizim için ucuz geliyor. Özellikle: turistik mekanlar dışında gezerseniz, burada çok az parayla uzun zaman geçirme fırsatınız olur.

Ukrayna Lviv

DİL

Her ne sebeple olursa olsun, bu şehri ziyaret etmeyi düşünürseniz, birkaç kelime de olsa Ukraynaca öğrenmeniz de yarar var. Çünkü: İngilizce, Fransızca, Almanca da bilseniz, bu şehirde bu dilleri konuşanlar yok. Ayrıca: bu şehirde garip bir mikromilliyetçilik var ve bunun sonucunda Rusça konuşulmasına da feci bozuluyorlar.

Evet: Ukraynaca, yani Kril alfabesi ile yazılan bir dil olması, gideceğiniz adresi bulmanızda da sıkıntı yaratıyor ve şehri ziyaret eden yabancıların büyük bölümü, ilk anlarda bir kaybolma hikayesi yaşıyorlar ama yine de şehirliler bu konuda çok yardımseverler, dille anlaşamasanız bile, Tarzanca size gideceğiniz yer konusunda bilgi veriyorlar.

Ukrayna Lviv

TATİL GÜNLERİ-MİLLİ BAYRAMLAR

1 Ocak Yılbaşı

7 Ocak Ortodoks Noel

8 Mart Kadınlar günü

1-2 Mayıs İşçiler için kapalı bir gün

5 Mayıs Paskalya Pazar

6 Mayıs Paskalya

9 Mayıs Zafer Bayramı

28 Haziran Anayasa Günü

24 Ağustos Bağımsızlık Günü

Ukrayna Lviv

NE YENİR

Bu şehri ziyaret eder ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: vareniki denilen bir tür mantıyı denemelisiniz. Ayrıca: rendelenip kızartılmış patatesten oluşan “derunei” denilen bir yemek türü daha bulunuyor. Öte yandan “borç” çorbası, bu yörelerin yani Ukrayna’nın genellikle en tutulan yiyecek maddesidir. Bunun dışında: şehirde Habsburg kültüründen kalma “kek” yeme alışkanlığı devam ediyor. “Pyrohy” denen börekler: şehrin en geleneksel lezzetlerinin başında gelmektedir.

Ukrayna Lviv

NE SATIN ALINIR

Burayı ziyaret ettiğinizde gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için bir şeyler satın almayı düşünürseniz: el sanatları ürünlerini tercih edebilirsiniz. Özellikle paskalya zamanında “pysanky” denilen renkli boyanmış yumurtalar, vernikli kutular ve keten gömlekler ilginizi çekebilir. Ancak: şehirde bir şeyler satın alacağınızda, sakın pazarlık etmeyi unutmayın, yoksa turistik fiyatlar canınızı yakacaktır.

Birkaç örnek vermek gerekirse: bardak kupalar 30 grv, magnetler 20 grv. dir. Tekstil ürünleri satın almayın, çünkü onlar Türkiye’den gidiyor. Bunun dışında, bir alışveriş merkezi gezmek isterseniz: “Magnus” denilen yeri öneririm. Burası: Polonyalı mimar Felinsky tarafından 1912-1913 yılları arasında yapılmıştır.

Burası, Batı Ukrayna’nın en iyi alışveriş merkezlerinden birisidir ve birçok uluslar arası markanın ürünlerini bulmak mümkündür.

KAHVE

Şehirde, kahve içmek tam bir kültür özelliğidir. Kahve burada bu kadar sevilmesinin yanında, şehre kahveyi ilk getirenin, bunu Türklerden çalarak buraya getirdiği de bir gerçektir. Şöyle ki: 1683 yılında mükemmel Türkçe bilen bir tüccar olan Kulchytsky sayesinde: Viyana kuşatmasının başarısız olduğu söylenir. Çünkü: çok önemli casusluk operasyonu yapmıştır. Bunun sonucunda: Viyana merkezinde, kuşatmayı terk eden Türklerden kalma bir kamp alanında, Kulchytsky: 300 çanta dolusu kahve bulur ve bu kahveleri, Lviv şehrine getirir ve ardından, kahve Orta Avrupa’ya yayılır. Evet, günümüzde Lviv şehri tam bir kahve ve çikolata cennetidir.

Ukrayna Lviv

GECE HAYATI

Belki yazının en başında belirtmek gerekirdi, insanların ve özellikle Türklerin buraya gelmesinin en büyük nedeninin, burada yaşayan muhteşem güzel bayanlar olduğu söyleniyor. Hatta: şehrin turistik kapasitesinin arttırılması için, şehirdeki bayan nüfusunun genel nüfusu oranının % 85 gibi inanılmaz bir rakam olduğu söyleniyor. Şehre gittiğinizde ise, bütün kamu ve özel sektör hizmetlerinin bayanlar tarafından yürütüldüğünü görünce, şehirdeki bayan nüfusunun yüksek olduğu iddiasına inanıyorsunuz, ancak bu ölçüde yani % 85 ölçüsünde olduğuna inanmak mümkün değildir.

Hatta: havaalanında uçaktan indiğiniz anda bile, pasaport polisi olarak çalışanların hepsinin bayan olduğunu gördüğünüzde, bu yazılanlara hak veriyorsunuz. Öte yandan: gerçekten bu şehirdeki kızlar güzeldir. Fakir olmalarına ve fazla çeşit giyinememelerine rağmen, bu şehirde yaşayan bayanların/kızların güzelliği şüphe götürmez bir gerçektir. Elbette: bu durum söz konusu olunca, şehirdeki gece hayatından da söz etmek gerekiyor. Gece hayatı: bayağı renklidir. Birçok ve hoş: gece kulüpleri ve barlar bulunuyor. Özellikle: şehir insanı gerek eğlenmeyi ve gerekse eğlendirmeyi seviyorlar.

Özellikle: kızlar, eğlenmeyi seviyorlar. Şehirde Türkler tarafından işletilen “Metro Kulüp” denilen bir eğlence mekanı var ve buraya genellikle Türkler ve genç Lvivliler katılıyorlar. Evet, burası bayağı büyük ve geniş, ferah bir yer olarak önem kazanıyor. Öte yandan, şehirdeki orta sınıfın buraya gitmesi de, bir anlamda güzel bir ortam oluşturuyor. Buraya gittiğinizde veya şöyle demekte yarar var: şehirdeki eğlence mekanlarına gittiğinizde, turist olduğunuz anlaşıldığında ( bu zaten hemen anlaşılıyor) kızlar yanınıza geliyor ve kendilerine bir içki ısmarlamanızı istiyorlar. Bunu yaparsanız: mutlaka fiyatını bildiğiniz bir içkiyi ısmarlayın çünkü 19 Grn lık bir içki, bu durumda fatura edildiğinde 190 Grn ödemeniz isteniyor.

“Zanzibar” isimli kulüp ise “striptiz kulübü” olarak öne çıkıyor.

Şehrin en tanınmış kulüplerinden birisidir. Burada yalnızca eğlence değil, aynı zamanda görsellik te ön plana çıkıyor. “Millenium Club”: Chornovola Av. Bölgesinde bulunan burada, içeride gazino, tiyatro, bilardo ve video oyunları oynanabilen salonlar bulunuyor. Yani, burası her kesime hitap etmesiyle tanınıyor.

Özellikle: biraz Ukrayna dili veya İngilizce biliyorsanız (Rusça sakın konuşmayın, şehir halkı Rusça ve Rusça konuşanlardan nefret ediyor) burada gayet güzel zaman geçirmeniz mümkündür.

Son bir not: Rynek meydanında “Kriyifka” denilen ve gizli olduğu söylenen bir mekan bulunuyor. Ama aslında burası pek de gizli sayılmaz, çünkü önünde sürekli uzun kuyruk, insanlar bekliyorlar. İçeri girmek için ise, Ukraynaca bir parola söylemek gerekiyormuş ki, bunu da anlamadım, çünkü kapısında bekleyenlerin büyük çoğunluğunun şehir dışından geldiğini görüyorsunuz. Buraya gitmek isterseniz, bir şekilde bu parolayı öğrenmeniz gerekiyor ki, bu parolayı söyleyenleri içeri alıyorlarmış.

Ukrayna Lviv
Ukrayna Lviv
Ukrayna Lviv
Ukrayna Lviv

GEZİLECEK YERLER

Öncelikle şunu bilmelisiniz ki tarihi şehir merkezi, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Şehirdeki gezinize öncelikle; tarihi şehir merkezinden başlamanızı öneririm. Burada: kendine has mimari özelliklere sahip binalar göreceksiniz.

Öte yandan: şehrin farklı yerlerinde de, en az 4-5 etkinlik sürdürülmektedir ki, bunlar arasında: filarmoni orkestrası konserleri, sokak dansçıları, opera söyleyenler görebilirsiniz. Gezilecek yerler dışında, şehirde, turizmi etkinleştirmek için sık sık festivaller de düzenleniyor. İlkbaharda Virtuosi Müzik festivali ve Sonbaharda Zoloty Lev festivali düzenleniyor. Kasım ayında ise: Opera festivali yani Solomia Kryshelnytska düzenleniyor.

Ukrayna Lviv Old Town
Ukrayna Lviv Old Town

OLD TOWN

Bu tarihi şehir merkezi, 1998 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Zamovka tepesinin altında, Poltava nehrinin kıyısında bulunan buranın: Orta Avrupa, Baltık, Akdeniz ve Asya’yı birbirine bağlayan önemli ticaret yollarının kesişim noktasında bulunması nedeniyle, özellikle MS.5’nci yüzyılda büyük önem kazandığı belirtilmektedir. Bu önem nedeniyle: buradaki kasaba süratle gelişmiş ve 13’ncü yüzyılda refah üst düzeye ulaşmıştır.

Hatta: Kiev krallığı döneminde, şehir, Doğu Slav topraklarının ana şehri statüsüne ulaşmıştır. 1272 yılında şehir, Polonya tarafından ilhak edilir. Ancak: bu sırada şehirde Ereni ve Yahudi toplulukları, Katolik gurupları kendi kendini yöneten pozisyonundadırlar. Aralarındaki yoğun rekabet nedeniyle, birçok mimari ve sanatsal başyapıt yapılmıştır. 1772 yılında Avusturyalılar burayı işgal edince, şehir, yeni Avusturya eyaletinin başkenti olmuştur.

Avusturya yönetimi altında, şehrin surları tasfiye edilmiş ve birçok dini vakıf kapatılmıştır. Evet: şehrin kalbi, uzun yıllar boyunca: ortaçağ döneminde geliştirilen yüksek kale ve çevresindeki alandır. Bu alanda, kale yanında beş kilise bulunur ve bölgenin orijinal düzeni: o zamanlarda Doğu Avrupa’da şehir planlama sisteminin en güzel örneklerinden birisi olarak kabul edilmektedir. İnce Rönesans ve barok tarzı evler, özgün ortaçağ düzenini koruyarak, özellikle Rynok meydanı ve çevresinde günümüze kadar ulaşmıştır.

Ukrayna Lviv Rynok Meydanı

RYNOK MEYDANI

Özellikle “Rynok Meydanı” ilginizi çekecektir. Pazar Meydanı olarak da isimlendirilen bu meydanda: şehirdeki bütün etkinlikler sürdürülmektedir. Hatta: bu meydandan binebileceğiniz tramvay ile: şehrin her tarafını gezebilir ve önemli yerleri görebilirsiniz. Evet, 500 yıl boyunca, şehrin siyasi, kültürel ve ticari hayatının merkezi olan bu meydana, yolunuz düştüğünde, “Victorian Tea House” denilen yere uğramanızı da öneririm.

Burada, birçok ülkenin yerel çaylarını, böğürtlenli pastaları ve sandviçleri deneyebilirsiniz. Şehrin en kalabalık meydanı, günün her saatinde doludur. Meydanın tam ortasında; Belediye binasındaki kuleye çıkarsanız: şehrin güzel bir manzarasını izleyebilirsiniz.

Ama, yaklaşık 3 bin basamak tırmanmanız gerektiğini hatırlatırım. Ama, muhteşem güzel manzarayı izlemek için inanın değer. Aslında zaten 10 grv verdiğinizde bir süre asansörle çıkıyorsunuz ama son noktaya kadar asansörle çıkma imkanı yok. Asansörle çıktığınız yerden sonra da birçok merdiven basamağı tırmanmanız gerekiyor.

Ukrayna Lviv Shevchenko Bulvarı

SHEVCHENKO BULVARI

Şehirde: bütün ünlü mağazalar, kafeler, publar ve restoranlar, bu cadde üzerinde bulunuyor. Bu bulvarı mutlaka ziyaret etmelisiniz ki, şehirli bayanlar tüm güzelliklerini, bu bulvar üzerinde gezerek hani derler ya arz-ı endam ediyorlar.

Ukrayna Lviv Liçakiv Mezarlığı
Ukrayna Lviv Liçakiv Mezarlığı
Ukrayna Lviv Liçakiv Mezarlığı
Ukrayna Lviv Liçakiv Mezarlığı

LİÇAKİV MEZARLIĞI

Şehirdeki bütün turistik yerler arasında, aslında en çok ilgi çekeni, bu mezarlıktır. 1787 yılında kurulan bu mezarlık şehir merkezinde, yürüyüş mesafesindedir. Bu mezarlıkta: tüm politikacılar, yazarlar, oyuncular, dünya çapında tanınan opera sanatçılarının mezarları bulunuyor. Ancak, bu mezarların en büyük özelliği: hepsinin birer sanat şahaseri gibi düzenlenmiş, heykellerle zenginleştirilmiş olmasıdır.

Uçsuz bucaksız görüntüsü ve mermer heykellerle süslenen bu mezarlığın peyzajı: üniversitenin botanik bahçelerinin şefi Karol Bauer tarafından yapılmıştır. Bu nedenle şehre gelen her turist gurubu, buraya rehberli turlarla gidiyor. Evet, burada 400 binden fazla mezar bulunduğu söyleniyor.

Ukrayna Lviv Ecza Müzesi

ECZA MÜZESİ

Müzeye giriş, sadece 5 Gravinastır. Burada: eski eczane şişeleri, eski ahşap kavanozlar, antika terazi ve malzemeyi eritmek ve öğütmekte kullanılan havan ve ilaçlarını görmek mümkündür. Müze, 20 dakikalık bir rehberli turla gezilebiliyor. Her ne kadar müze denilse de, bu eczanenin hala işlediği de görülüyor. Evet, yaklaşık 100 yıl önce inşa edilen bu eczaneye küçük bir gezi yapabilirsiniz. Öte yandan, Lvivlilerin eczanelere düşkün olduğu bir gerçektir ve günümüzde de şehrin birçok yerinde, birçok eczane görebilirsiniz.

SANAT GALERİSİ

Şehir merkezindeki bulunan bu galeride: 24 salonda, Hollandalı, Fransız, İtalyan ve İspanyol ekolündeki birçok sanatçının 400 civarında eserlerini görmek mümkündür. Evet: Ukrayna’nın en büyük ve en iyi sanat müzesidir. Polonya sanat koleksiyonu: Polonya ülkesi dışında eşsizdir. Özellikle, burayı ziyaret ederseniz: I. Dünya savaşı öncesinde, Galiçya bölgesini gösteren sanatçılar Malczewski ve Mehoffer’in resimlerini görmenizi öneririm.

Ukrayna Lviv Potocki Sarayı
Ukrayna Lviv Potocki Sarayı
Ukrayna Lviv Potocki Sarayı
Ukrayna Lviv Potocki Sarayı

POTOCKİ SARAYI

Şehir merkezinde, Kopernika bölgesindedir. Potocki ailesi: bir zamanlar, Avrupa’nın en güçlü ailelerinden birisi olarak tanınırlarmış. Bölgedeki Polonya hakimiyeti bitince, Potocki ailesinin bireyleri, bölgede hızla yükselmişlerdir. 1880’li yıllarda inşa edilen Potocki Sarayı: Fransız mimar Louis Dauvergne tarafından yapılmıştır.

20’nci yüzyılın başında, bu özel mülke: Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti tarafından el konulmuştur. 1972 yılında için, burada büyük bir restorasyon çalışması yapılmıştır. 2000’li yılların başında ise, saray: Ukrayna Cumhurbaşkanı ikametgahı olarak tahsis edilmiştir. Ziyarete açık salonda: 1996 yılında ziyarete açılan sergi salonu gezilebilmektedir. Burası: resim galerisi olarak kullanılıyor.

Ukrayna Lviv Çikolata Fabrikası

ÇİKOLATA FABRİKASI

Şehirde mutlaka görmenizi önereceğim yerlerden birisidir. Buranın satış mağazasında: çeşitli tür çikolatalardan bir çeşit yaratabilirsiniz. Hatta: inanılması mümkün olmasa da, tuzlu çikolata bile yaptıklarını görebilirsiniz. Evet, 5 katlı fabrikada: cafe bar, mağazalar ve bir cafe bulunuyor. Bunlar: birinci ve beşinci kattadır. Burayı ziyaret ederseniz, içeriye girmek için bir süre sıra beklemeniz gerektiğini unutmayın.

Kapalı alan çok dar ve açık havadaki oturma alanı ise çok küçüktür. Buraya yolunuz düşerse, özellikle sıcak çikolata denemenizi öneririm. Çikolata satın almak isterseniz, fiyatları önceden değerlendirmenizi öneririm, biraz pahalı gibi.

Son bir not: şehirde her yıl 9-12 Şubat tarihleri arasında çikolata festivali düzenleniyor. Şehrin sanat sarayında düzenlenen festivalde: ustalar, çikolatadan minyatür şehir yapıyorlar. Ukrayna’nın yabancı ülkelerde nam salmış ünlü çikolata sanatçıları, bu festivallerde ustalıklarını gösteriyorlar.

Ukrayna Lviv Opera Binası
Ukrayna Lviv Opera Binası

OPERA BİNASI

Şehirde görülmesi gereken binaların başında gelmektedir. Bina, 1897 yılında yapılmıştır. Binanın mimari stili “Neo-Rönesans” tır ve Avrupa’nın en güzel opera binalarından birisidir. Svobody caddesindeki binanın özellikle “Aynalı Salonu” olarak bilinen bölümünü görmenizi öneririm. (yapının üst katındadır)

VİRMENSKA SOKAK

Ermeni toplumu: şehirde uzun yıllardır yaşamın içinde olmuştur. Sokak: eşsiz mimarisiyle önem kazanmaktadır. Özellikle Paskalya döneminde Hıristiyan kültürü burada üst düzeyde yaşatılmaktadır.

Ukrayna Lviv Yüksek Kale

YÜKSEK KALE

Buradan gerek şehri ve gerekse çevresinin muhteşem manzarasını görebilirsiniz. Evet, şehrin üzerinde yükselen bir tepe üzerinde, eski ve gölgeli bir park, eski bir kale kalıntısı ve görüntüleme platformu. Bu platformdan biraz önce belirttiğim gibi muhteşem bir manzara izlemek mümkündür. Ancak: buraya çıkmak gerçekten bir işkenceye dönüşüyor. Bayağı yorucu olduğunu unutmayın.

Ukrayna Lviv Ermeni Kilisesi

ERMENİ KİLİSESİ

Çok eski olmasıyla önem kazanmaktadır. Virmenska bölgesinde bulunan dini yapının 1363 yılında yapıldığı söyleniyor. Kubbe mozaikleri, Polonyalı Mehoffer tarafından, 1908 yılında yapılmıştır. Yapının içinde, Avusturyalı ressam Gustav Kilimt’in eserlerini görebilirsiniz.

Ukrayna Lviv St George Katedrali, Sobor Sviatoho Yura

ST GEORGE KATEDRALİ-SOBOR SVİATOHO YURA

Şehir merkezinde, St. Yura meydanındaki bu rokoko mimari stilindeki dini yapı: Avrupa’nın en göz kamaştırıcı yapılarından birisi olarak önem kazanmaktadır. Evet, bu muhteşem yapı: 1744-1761 yılları arasında inşa edilmiştir. Yapının çan kulesinde bulunan çan: 1341 yılında yapılmış ve bu nedenle Ukrayna’nın en eski çanıdır.

Ukrayna Lviv Folk Architect Museum
Ukrayna Lviv Folk Architect Museum
Ukrayna Lviv Folk Architect Museum

FOLK ARCHİTECT MUSEUM

Burası: Shevchenko ormanı içinde, 60 hektarlık bir alan üzerine kuruludur. Bu alanda: 6 tahta kilise ve 120 yapı bulunuyor. Bunlarla: Ukrayna ülkesinde “Lemkos, Bukovyna, Transcarpathian, Boykos gibi bölgelerin yerel halkının yaşamı canlandırılıyor.

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

Ukrayna Lviv Olesko Kalesi
Ukrayna Lviv Olesko Kalesi
Ukrayna Lviv Olesko Kalesi
Ukrayna Lviv Olesko Kalesi
Ukrayna Lviv Olesko Kalesi

OLESKO KALESİ

Burası, bir müze kompleksi olarak önem kazanmaktadır. Yapı: 1390 yılında inşa edilmiştir. Bu nedenle: Ukrayna bölgesindeki en eski yapı olarak önem kazanır. Kale içinde bulunan sergi alanında: geçmiş dönemlerin kültürel atmosferi canlandırılmaktadır. Özellikle: burada bulunan ağaç heykel koleksiyonu ilgi çekmektedir.

PİDGİRTSİ KALESİ

Kale: 1635 yılında inşa edilmiştir. Avrupa’nın en güzel Rönesans saraylarından birisi olarak kabul edilir.

Ukrayna Lviv Zolochiv Kalesi

ZOLOCHİV KALESİ

1634-1636 yılları arasında inşa edilen kale: döneminde Polonya kralı III. John için ikametgah olarak yapılmış ve inşasında köle Kırım Tatarları kullanılmıştır. 1672 yılında, kale 6 günlük kuşatmanın ardından Türkler tarafından teslim alınmıştır. 19’ncu yüz yılda kale bir hastane ve kışla olarak kullanılmıştır. Stalin döneminde ise, kale bir hapishane olarak kullanılmıştır.

Kale duvarının dışında ise, bir şapel ve mezarlık bulunur. 1985 yılında: kale kompleksi, Lviv Sanat Galerisine bağlı olarak restorasyona alınmıştır. Günümüzde kale ziyarete açıktır ve buradaki sergilerde: Dinozor kemikleri, avizeler, kraliyet tacı sergilenmektedir.

Macaristan Budapeşte Buda bölümü

20160807_170234
Macaristan Budapeşte Buda bölümü

Budapeşte şehrinin “Buda” olarak bilinen bölümü, Tuna nehrinin bir kıyısında ve şehrin tarihi özellikleri ve güzellikleri öne çıkan bölümüdür.

Burası, Peşte bölümünden ayrı olarak tamamen tarihin öne çıktığı bir yerdir. Tarihi yerleri sevenler, burada bol miktarda tarihi güzellik bulacaklardır.

ZİNCİRLİ KÖPRÜ-LANC HİD

Orijinal ismi “İsnat Lansit” dir. Burası, çok büyük bir Macar olarak kabul edilen Macar Bilimler Akademisi Başkanı olan Kont İsvan Seçeni tarafından yaptırılmıştır. İsvan Seçeni babasını bir kış döneminde babasını kaybeder, ancak Tuna nehri buz tutmuştur ve karşıya geçemez.

Bunun üzerine “buraya bir köprü yaptırmamız lazım” diyerek çalışmaları başlatır. Önce maddi anlamda çalışmalar tamamlanır ve arkasından İngiltere’den demir malzemeler satın alınır.

İskoç inşaat mühendisiyle anlaşılır ve 1842 yılında bu köprünün yapımına başlanır. Yapılış 7 yıl sürer ve köprü 1849 yılında tamamlanır. Ancak 1945 yılında, Naziler, müttefik kuvvetlerin kullanımını önlemek için köprüyü havaya uçururlar.

Tam 100 sene sonra, 1949 yılında, köprü tekrar ayağa kaldırılır. Şehrin ilk köprüsü ismini, birer gerdanlığı andıran asma zincirlerden almaktadır.

Uzunluğu 380 metre, genişliği 16 metredir. Her iki ayak başında da aslan heykelleri vardır. Söylentiye göre: köprüyü yapan mimar, eğer köprü bittiğinde hata olursa, kendini öldüreceğini söyler ve köprüyü hatasız yapar.

Halk, köprüde hiçbir statik ve mimari hata bulamaz. Ama, bir çocuk hata bulur.

Aslan heykellerini yapan heykeltıraş, aslanların dillerini yapmayı unutmuştur. Çocuk, aslanların dillerini yutup yutmadıklarını sorar. Bunun üzerine, aslanların dillerinin olmadığı anlaşılır ve köprüyü yapan mimar, Tuna nehrine atlayarak intihar eder ve ölür. Köprü üzerinde, her zaman, hediyelik eşya satıcılarını görebilirsiniz.

20160807_164253
Macaristan Budapeşte Buda bölümü

Şehrin bu bölümünde, en büyük özellik taşıyan yer “kale” bölümüdür. Zincirli köprüden geçerek ulaşacağınız bölümde, “coğ-wheel tran” isimli feniküler kullanarak kaleye çıkabilirsiniz. Tabii yorulmayı göze alanlar için, hemen fenikülerin yanında yaya yolu da var.

Macaristan Budapeşte Buda bölümü Kale Tepesi
20160807_163541
Macaristan Budapeşte Buda bölümü Kale Tepesi
20160807_163459
Macaristan Budapeşte Buda bölümü Kale Tepesi

KALE TEPESİ

13.yüzyılda, Buda şehri, burada gelişmeye başlamış. Moğol saldırılarından sonra, 1255 yılında, Kral Bela, kalesini buraya kurarak, Buda’yı başkent yapmış. (Daha önceki başkent, Moğol saldırıları sonucu yıkılan Estergon) Osmanlı saldırıları sonucu kale yıkılmış, ancak daha sonra yeniden yapılmış. Surlar, orijinaline uygun olarak yeniden inşa edilmiş.

Macaristan Budapeşte Buda bölümü

Burası

UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası Listesine konularak, koruma altına alınmış. Zamanında, kaleyi kuşatan Türkler, hiçbir direnişle karşılaşmadan kaleyi ele geçirmişlerdir. Ancak: Türklerin, buradaki sarayı harabeye çevirdiğini söylüyorlar.

Daha sonra: Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun sarayı olacağı zaman, saray yeniden inşa edilmiş. Sonra, II. Dünya Savaşında tekrar hasar görmüş. Şu an göreceğiniz saray: geçmişi size hatırlatacak seviyede değildir.

Kale yakınlarında bulunan “Terör Müzesini” gezdiğinizde, bu sarayın eski halini ve geçirdiği evreleri anlamak mümkündür.

Bu gezintiyi akşam saatlerine bırakırsanız: Tuna nehrinin gün batımında ne kadar güzelleştiğini görebilirsiniz. Zaten, Budapeşte şehri dünyanın en iyi ışıklandırılan 3’ncü şehri olarak seçilmiştir.

Kalenin ortasında, hemen kilisenin yanında bulunan avluda bir kuyu göreceksiniz. Bu kuyu, söylenenlere göre “zina” yapanların canlı canlı atıldıkları bir kuyu imiş.

Bu arada, unutmadan, Kale tepesinde, Lovas sokağında, Son Buda valisi Abdurrahman Avni Arnavut Paşa’ya ait bir mezar taşı var. Son vali Paşa; şehri kuşatan Avusturya ordusuna karşı, 2.5 ay direnmiş.

Ancak, Avusturyalılar, 1666 yılında, Budin şehrine girerek, 145 yıllık Türk hakimiyetine son verirler. Paşa, çarpışmalar sırasında şehit düşer.

Ancak, Macarlar Paşayı unutmazlar ve şehit düştüğü yere, çok daha sonraları dikilen bir anıt üzerine, son derece centilmence bir yazı yazarlar.

145 yıllık Türk egemenliğinin son Buda valisi Abdurrahman Arnavut Paşa, bu yerin yakınında 1686 Eylül ayının 2.günü, yaşamının 70 yılında, maktul düştü, kahraman düşmandı, rahat uyusun.” Bir tepede: yolun ortasında, minik bir anıt, daha doğrusu üzeri yazılı bir taş görülüyor.

20160807_163821
Macaristan Budapeşte Buda bölümü SZENT MATTHİAS KİLİSESİ
20160807_164652
Macaristan Budapeşte Buda bölümü SZENT MATTHİAS KİLİSESİ

 

20160807_164253
Macaristan Budapeşte Buda bölümü SZENT MATTHİAS KİLİSESİ
20160807_165130
Macaristan Budapeşte Buda bölümü SZENT MATTHİAS KİLİSESİ

 

SZENT MATTHİAS KİLİSESİ

1015 yılında yapılmış. Meryem Ana adına inşa edilmiş. Çatısı: renkli Macar çinileriyle kaplı. Ülkenin ikinci büyük kilisesidir. Burası var olan bir kiliseye Kral Matthias tarafından ilave edilerek yaptırıldığı için ve Matthias’ın evlilik töreni burada yapıldığı için onun adı ile anılmaktadır.

Kanuni Sultan Süleyman, şehri ele geçirdiğinde: burası yaklaşık 150 yıl boyunca cami olarak kullanılmış ve kendisi, ilk cuma namazını, burada kılmıştır. Günümüzdeki kulelerden biri, o dönemde cami minaresi olarak kullanılmıştır.

150 yıl boyunca cami olarak kullanılan yapı, daha sonra kiliseye çevrilmesine rağmen: kıbleyi gösteren Osmanlı Mihrabı yerinde bırakılmış. Vaiz kürsüsü, Fresk ve Gotik şapel, ayrıca görülmeye değer diğer unsurlardır.

Takip eden tarihi süreçte: 1896 yılında: büyük bir restorasyon yapılmış ve bugünkü görünümünü o zaman almıştır. Yani, 19’ncu yüzyıl sonlarında, Milenyum döneminde yeni Gotik mimari tarzı ile ortaya çıkmıştır.

Kilisenin dış cephesindeki muhteşem mozaikler mutlaka ilginizi çekecektir, bu mozaiklerde İncil’den alıntı birçok olay tasvir edilmiştir. Kilisenin içine girmedim. Günümüzde: kilisenin önündeki meydan: turistlerin uğrak yerlerinden biridir ve her zaman kalabalıktır.

Zaten, turla gelenler, doğruca buraya getiriliyorlar. Biraz ileride, Tuna nehrinin ve şehrin muhteşem manzarasını görmek mümkündür. Macarlar; burada turistlere sanatlarını sergiliyorlar, özellikle: keman çalanları görebilirsiniz.

Zaten: keman, Çigan müziğinin etkileşimi sonucu, Macaristan’ın çoğu yerinde, etkin olarak çalınıyor. Kilisenin önünden: aşağıya doğru yürüyoruz. Bu yol sizi, doğruca bir saraya götürüyor. Kilisenin yanındaki düz bina Hilton Otelidir.

Dünyanın en pahalı “Hilton” u, hemen bu tarihi kilise ve burcun yanında, tüm modernliği ile sırıtıyor. Macarlar bundan hoşlanmıyorlar ve buraya “kalenin çıbanı” diyorlarmış. Hani: en başta söylemiştim ya, eski ve yeni yan yana. Nasıl becermişler, buna nasıl izin verilmiş bilmiyorum, muhteşem bir tarihi eser, hemen yanı başında, muhteşem bir modern yapı, ama elbette sırıtıyor.

20160807_164622-1
Macaristan Budapeşte Buda bölümü Sandor Sarayı
20160807_164338-1
Macaristan Budapeşte Buda bölümü Sandor Sarayı
20160807_163137-1
Macaristan Budapeşte Buda bölümü Sandor Sarayı

KRALİYET SARAYI-SANDOR SARAYI

Kalenin alt bölümünde kurulmuştur. Kraliyet Sarayı deniliyor ama burada kraliyet ailesi yaşamamıştır. Osmanlı şehri terk ettikten sonraki gelişme sürecinde 1700’lü yılların ortalarında, Maria Teressa’nın başlattığı bir çalışma, sonrasında 19’ncu yüzyıl sonlarında özellikle Milenyum dönemini içine alan süreçte, Kayzer Joseph’in tamamlattığı bir yerdir.

O yüzden, kraliyet sarayı unvanını almıştır. Burası: ülkenin ulusal sembollerinden biri. Çünkü: yapıldığı 13.yüzyıldan bugüne kadar, birçok savaşlara ve işgallere şahitlik etmiş. 3 kez tahrip edilmiş ve o dönemlerin mimari usullerine göre, yeniden yapılmış.

Günümüzdeki Neo-klasik yapısına: II. Dünya Savaşından sonra kavuşmuş. Peşte bölümündeki Parlamento Sarayı gibi, Buda bölümünde de, Kraliyet Sarayı, bölgelerin simgesi olmuş durumdalar. Günümüzde müze olarak kullanılıyor. İçinde ulusal galeri, ulusal kütüphane ve müze bölümleri vardır.

Hemen arkasında, muhteşem bir müze var. Kraliyet Sarayı içinde: Macar Ulusal Galerisi var. Bu bölgede: bunlar dışında: Macar Milli Galerisi (Nemzeti Galeria: giriş ücreti, 300 Macar Florinti) ve Milli Szechenyi Kütüphanesi de bulunuyor. Burada: tarihi değerlere sahip, Macar sanatı örnekleri sergileniyor.

Ortaçağdan kalan dini motifler, ahşap ikonlar, Altar panoları ve çeşitli dönemlere ait yağlı boya tablolar var. Evet, gerçekten çok zengin bir koleksiyon var.

Bu koleksiyonun yelpazesi ise, çok geniştir. Kraliyet Sarayı bahçesinden: Tuna nehrinin görüntüsü muhteşem. Evet, burayı da gezdikten sonra, kiliseye doğru geri yürümeye devam ediyoruz.

Macaristan Budapeşte Buda bölümü Fısherman’s Bastion

FISHERMAN’S BASTİON. (BALIKÇILAR BURCU)

Burada: 7 tane kule/burç var. Bu burçlar, buraya gelen 7 Macar boyunu temsil ediyor. Yapının başlangıç tarihi: 1895 yılı olmasına rağmen, bitirilişi 1902 yılı civarıdır. Yani “Milenyum” düzenlemeleri sırasında yapılmıştır. Burçlar: oldukça estetik ve akşam güneşi, üstlerine vurduğu zaman, oldukça fotojenik oluyorlar.

Ortaçağdan kalma bir balık pazarı olarak yapıldığı için, bu ismi almış. Burç: Tuna nehri ve Peşte bölümüne: tepeden bakıyor. Merdivenleri ve terasları ile, etkileyici bir manzarası var. Kilise ile arasında: Hıristiyanlığın Macaristan’ın resmi dini olarak benimsenmesini sağlayan Aziz İstvanın, at üzerinde bir heykeli var. Kilisenin biraz daha batısında: 18.yüzyılda veba salgınından kurtulmanın anısına bir heykel dikilmiş.

Burcun bulunduğu meydanın arkasında ünlü bir kafe var.

MİRO KAFE

Burası: Ressam Miro’nun yeri gibi bir yer. Dekorasyonu ilginç. Sandalyeleri: eğri-büğrü ve demirden yapılmış. Turuncu, lacivert duvarları ve hoş atmosferi ilginizi çekebilir. Burada: dinlenme molası vermenizi öneriyorum. Akşamları: canlı müzik eşliğinde yemek servisi de yapılıyor.

Özellikle: Macarların ünlü çorbası olan: gulyaş tadabilirsiniz. Gulyaş: yemek bölümünde açıkladığım gibi: ülkemizde yapılan tas kebaba benziyor. Bunun daha sulu hali. İçinde bulunan ana malzemeler ise: patates ve sığır eti. Bu çorba: küçük bir bakraç içinde servis ediliyor. Suyu: kıvamlı ve baharatlı, kırmızı.

Buda kalesine çok yakın bir yerde: bir müze var.

TÖRTENETİ MUSEUM (BUDAPEŞTE TARİH MÜZESİ)

Budapeşte’de bulunan arkeolojik nesneler sergileniyor. Budapeşte’nin Roma döneminden, Ortaçağ’a, Ortaçağ’dan günümüze uzanan yolculuğuna ilişkin, her türlü nesne sergileniyor.

Macaristan Budapeşte Buda bölümü Buda Yakasının diğer Bölümü

BUDA YAKASININ DİĞER BÖLÜMÜ

Buda yakasının, diğer bir önemli bölümü: Geller Tepesi. Buraya: hem yürüyerek, hem de araba ile çıkabilirsiniz. İsmini: zamanın başpiskoposu Gellert’den almış.

GELLERT TEPESİ

Burası, şehrin diğer bir yüksek noktası. Bu tepede: 14 metre yükseklikte, barışı simgeleyen ve elinde defne dalı tutan bir kadın heykeli var. Bu heykelin adı: Özgürlük Anıtı. Bu anıt: 1945 yılında, Rus ordusu tarafından, Budapeşte şehrinin kurtarılışı anısına dikilmiş. Tuna boyunca, hemen her yerden görülüyor. İhtişamlı ve devasa bir anıt.

Macaristan Budapeşte Buda bölümü Gallert Tepesi

Tepenin eteklerinde, Gellert’in bir anıtı var. Anıtın kaidesinden aşağıya kat kat yapılmış şelale de huzur dolu bir etki yaratıyor. Bu tepede: ünlü Kazanova’nın evi de bulunuyor, zaman bulursanız bu evi de görün. Buradan yani tepeden şehri seyredip, aşağı inince, bu bölgedeki son görülecek yer olan: Gülbaba Türbesi var.

GELLERT TEPESİNİN HİKAYESİ

Bu tepede: Bishop Gellert’in bir heykeli bulunuyor. Gellert: Macarların Hıristiyanlığa geçmesinde önemli rol oynamış bir isim. Başlangıçta pagan olan Macarlar, kendilerine sorulmadan Hıristiyanlığı zorla kabul etmek zorunda kalmışlar.

1000 yılında, Macar kralı St. Stephen: bir misyoner olan St. Gellert’i; Macaristan’a davet eder. Gellert: krala, Macarların Hıristiyanlığı kabul ettiğine dair bir kağıt imzalatır ve Macarlar istemeden, Hıristiyanlığı seçmiş olurlar.

Ama, bu duruma kızan Paganistler: St. Gellert’i bir fıçının içine koyarak, bu tepeden aşağıya yuvarlarlar ve o günden sonra, bu tepenin adı: Gellert tepesi olarak anılmaya başlanır.

RUDAS KAPLICASI

Gellert tepesinde. Bu kaplıca: Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış. Yalnızca, belli gün ve saatlerde, erkek ve bayanlar, aynı anda kaplıcayı kullanabiliyorlar. O yüzden, buraya gitmeden önce açık olup olmadığını öğrenmenizde yarar var.

GELLERT OTELİ

Görsellik açısından, muhteşem bir otel. Daha önce söylediğim gibi: Macarlar, bu şehirde, eski yapılar ile yeni ve son derece lüks, modern yapıları, aynı bölgede tasarlayarak, eski ve yeni arasında muhteşem bir görsellik yaratmışlar.

Hoş bu durum, bazılarınca garipseniyor. Ama: sonuçta, bu onların tercihi. Evet, bu lüks ve muhteşem görüntülü otelin, kaplıcası da var.

Gellert tepesine çıkarken veya inişte: bir mağara var. Bu mağaranın içine oyularak yapılmış bir kilise var. Bunu da gezebilirsiniz. Burası halen faaliyetle olan bir kilise.

Gellert Tepesinden, Tuna nehrinin kıyısına inerken, karşınıza: Edıms Meydanı ve sıfır taşı çıkıyor. Bu nokta: şehirden, bütün mesafelerin hesaplandığı bir başlangıç noktası. Hatta, şehir ile İstanbul arasındaki uzaklığın: 1335 km. olduğu sıfır şeklindeki bu büyük taşa yazılı. Sıfır taşının hemen karşısında: zincirli, diğer adı ile aslanlı köprü bulunuyor.

Macaristan Budapeşte Buda bölümü Gülbaba Türbesi

GÜLBABA TÜRBESİ

Tuna nehrinin sağ tarafında yükselen tepenin doğuya bakan yamacında bulunuyor. Türbenin bulunduğu semt; şehrin en pahalı semtlerinden birisidir. Osmanlıların Macaristan’ı ele geçirmesi sırasında: Gülbaba, Buda şehrinin kuşatmasına katılmış. Söylenenlere göre: Buda şehrine, gülü ilk tanıtan, gül baba olmuş.

Kendisini, Türkler kadar Macarlar da sevmişler. 1548 yılında öldüğünde: cenaze namazına, Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte, 200 bin kişi katılmıştır. Aslen Ispartalı olan Gül baba; başında taşıdığı güllerden dolayı, bu adla anılmış.

Ancak, aksi bir görüş daha vardır. Yine güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgilere göre: Gül baba olarak tanınan bu kişi: İstanbul, Taksim’de şu anda Galatarasay Lisesinin bulunduğu yerde yaşayan ve aynı yerde muhteşem gül bahçelerinin olmasıyla tanınan bir kişidir, bu kişi güllere karşı meraklıdır ve Buda şehrine geldiğinde, burada da gül kültürünü geliştirmiştir. Evet, hangisi doğru, yorum yapmıyorum.

Türbe: Avrupa’da, Türkiye Cumhuriyetinin restore etmesine izin verilmiş, ilk Türk mimari eseri olma özelliğini taşıyor. İçinde: yeşil sandukası var. Ayrıca: bahçesinde, gül babanın bir heykeli bulunuyor.

Başındaki güllere dikkat edin. Kendisi için burada yapılan türbe: günümüzde Macarlar tarafından, o günlerdeki sevgi ve saygının anısına: titizlikle ve saygıyla korunuyor. Mayıs-Ekim ayları arasında, burayı ziyaret etmeniz mümkündür.

Ancak, şehre tur ile gittiyseniz, büyük olasılıkla tur sizi buraya götürmeyecektir. Bence görmelisiniz.

ŞEHRİN BUDA BÖLÜMÜNDE ALIŞVERİŞ

Buda yakasında alışveriş düşünürseniz, burada önerebileceğim yer: Moskova Meydanındaki: Mamut isimli alışveriş merkezidir. Bu merkez: aynı zamanda uygun fiyatları ile tercih edilmelidir.

Ayrıca, yine bu alışveriş merkezinin hemen altında çok büyük bir süpermarket var, bütün ihtiyaçlarınızı en uygun fiyatla, buradan karşılayabilirsiniz.

Moskova Meydanı: gerek metro hattı, gerek otobüsler ve gerekse alışveriş merkezleri ve fast food yemek yerleri ve restoranları ile çok canlı bir yer, akşam geç saatlere kadar açık kalan bakkal türü küçük satıcılar var.

Macaristan Budapeşte şehrinin Peşte bölümü gezi yazısı için Budapeşte Peşte bölümü