Belediyenin simgesi “dut” yani, bu yöremizin dutları lezzetli ve bu lezzetin ünü, ülke çapında yayılmıştır.
Ayrıca: tarihi ipek yolu üzerinde bulunması, Ayaş’ın, tarih boyunca önemini korumasına neden olmuştur. Başlangıç için son bir not: Oğuz Türklerinin Bozok kolu: Ankara yakınlarında “Ayaş” ve Mersin-Erdemli ilçesi yakınlarında yine “Ayaş” denilen yerleşim yerlerini kurmuşlardır.
“Ayaş” kelimesinin Türkçede anlamı yoktur. Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat-ı Türk” ünde anılan “Ayaş” sözcüğünden (köle adı imiş) bozma olduğunu sanmıyorum. Kökenini ve anlamını güvenle saptamak mümkün olmamıştır. Ermenice’de ve Rumca’da da “Ayaş”a benzer sözcük yoktur.
Ermenice’de “Ayz” (ziyaret), Ayaş’a dönebilecek bir sözcüğe biraz benzemektedir. Belki Luwi/Pelasgos dilinde “Toprak Ana” yı kastettiği düşünülen “Aia” dan türetilmiş “Aissa” yani “Aia-assa” yani “Aia kenti” adının bozulmuş şekli olabilir.
Buradaki ilçe merkezinin ilk çağlardaki isimlerinden birinin “Prasmon” olabileceği sanılmaktadır. Prasmon hakkında şu bilgiler vardır.
Erken Bizans döneminde, İstanbul-Ankara yolu üzerinde, Ankara’nın 20-25 km öncesinde varlığı bilinen bir köy veya kasabadır.
Ramsay’ın Galatia haritasına bakıldığında, şimdiki Ayaş’ın yerinde olduğu görülür. İsminin Helen dilinde bir anlamı yoktur.
Ayaş içmelerinin ünü düşünülünce, Prasmon isminin Abrasmawana’dan bozma olabileceği düşünülüyor. Abr-as-u-ma-wana, Gürsu köyü, halkının ülkesi demektir.
Ayaş, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.
İpek yolunun durağı olan Ayaş, bir Türkmen oymağı adı olduğunun bilinmesiyle birlikte Öztürkçe kökenli “Parlak, aydınlık gece” anlamına da geliyor.
Evliya Çelebi, Ayaş’dan şöyle söz eder: ” ……. bir de baktık ki Ayaş’ın tarihi taaa Hititlere kadar uzanıyor. Bu arkeologların bulabildiği ya da onlardan önce bu yörede yaşayan Hattiler?
İşte o bilinmiyor. Biz Ayaş’ın tarihinin Anadolu’da imparatorluk denebilecek ilk devlet yapısını kuran Hititlilerle başladığı öğrenildi. Frig, Roma ve Bizans devletleri izlendi.
Şehre “Parlak, aydınlık gece” anlamına gelen bugünkü ismini verenler de Anadolu’ya Orta Asya’dan göçen atalarımızdır. Malazgirt savaşında, Bizans ordusu yenilip Anadolu, doğudan gelen Türk boylarına açıldığında, bu yöreye de Oğuzların Ayaş oymağı yerleşmiş, olmuş yörenin ismi “Ayaş”
Evet, Ayaş, Ankara’nın çok uzağında değil, özellikle Ankara yakınlarındaki en büyük turistik yerlerden olan Beypazarı yolu üzerinde bulunması büyük avantajdır. Beypazarı’na giderken, Ayaş’a uğramayı ihmal etmeyin, özellikle kaplıcalarını mutlaka denemenizi, 3 günlük bir kaplıca turizmi yapmanızı öneririm.
Ankara Ayaş
ULAŞIM
Ayaş-Ankara arasındaki uzaklık: 58 km. dir. Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırları içine dahil edilen Ayaş ilçesine ulaşmak için: Ankara merkezinden, özel otobüsler kullanılmaktadır. İlçe çıkışında, yüksek bir yerde bulunan “Ayaş Beli” özellikle kışın sürücüler için tehlike yaratmaktadır. Ayaş-Beypazarı arası uzaklık, 43 km. dir. Ayaş-Polatlı arasındaki uzaklık: 64 km. dir.
Ankara Ayaş
TARİHİ
Ayaş yöresinde, ilk yerleşimcilerin “Hititler” olduğu bilinmektedir. Hititler, MÖ. 2000 yıllarında, yörede yerleşmişlerdir. Daha sonraki dönemlerde ise, bu kez: Frig ve Helenistik dönem görülmektedir. Çünkü, bu dönemlere ait: çanak-çömlek seramik parçaları ve çivi yazılı tabletler görülmektedir. Özellikle: Roma hamamı kalıntısı, bölgenin tarihi zenginliğini yansıtmaktadır.
Ankara Ayaş
GENEL
Ayaş: bir vadi içindedir ve bu nedenle: yayla bakımından zengin bir doğaya sahiptir. Yörenin denizden yüksekliği: 910 metredir.
Asartepe barajı ve Kirazdibi göleti: güzel manzarası ve çevresinin yeşilliğiyle önem kazanmaktadır. Özellikle, ilçe merkezine 1-2 km uzaklıktaki Kirazdibi göleti çevresi: Ayaş şenlikleri sırasında Pazar kurulmasıyla önem kazanır.
Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında: besi ve süt hayvancılığı gelmektedir. Bunun yanında, yörede, 2000 yılından bu yana organik tarım yapılmaktadır. Buna bağlı olarak, iklimin elverdiği tüm sebze ve meyveler yetiştirilmektedir. Ama, özellikle “Ankaralı” okurlar bilirler, Ankara yöresinde “Ayaş domatesi” lezzetiyle ön plana çıkmakta ve tercih edilmektedir.
Yazının en başında söz ettiğim “dut” da, burada önemlidir. Domates gibi, yörede yetişen dut da yoğun tercih edilmektedir. İlçe, ipek yolu üzerinde bulunduğu için, o dönemlerde Çin’den gelen kervanlar yolu ile, yöreye dut fidanı getirilmiş ve dut, Ayaş yöresinde istediği suyu, havayı bulunca, yörenin her yerinde dut bitmeye başlamıştır.
Burada üretilen kiraz da, standartlar dışı lezzet ve güzelliktedir ve büyük bölümü yurt dışına ihraç edilmektedir. Başkent Ankara’nın dut ve kiraz ihtiyacının büyük bölümü buradan karşılanmaktadır.
Ayaş’ın en önemli özelliklerinden birisi de: “Ankara” şehrine ismini veren “Ankara keçisi” yani Tiftik keçisinin, burada yapılmasıdır. Tiftik keçisi ticaretinin, buradan başladığı kabul edilmektedir. Bu keçinin yününden elde edilen parlak elyaf; dokumacılıkta kullanılmakta ve parlak soft elde edilmektedir. Bu parlak soft ile yapılan ürünler, incelik ve renk çeşitliliği bakımından, birçok yöre ve hatta ülke tarafından tercih edilmektedir.
Ayaş’ın diğer bir özelliği de: termal yer altı kaynak sularıdır. Tarihi geçmişte, milyonlarca yıl önce dağların yükselmesi sırasında, arazinin yer altına doğru çatlaması sonucunda, bölgede çok sayıda termal su kaynağı oluşmuştur.
Hatta: Selçuklular zamanında, bu termal yani şifalı su kaynakları tespit edilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de, özellikle fizik tedavi aşamasındaki rahatsızlıklarda, Ayaş kaplıcaları yoğun olarak tercih edilmekte ve kullanılmaktadır.
Vadi tabanında, çarşının çevresinde görülen Ayaş evleri: mimari özellikleri bakımından, geleneksel Türk evlerine benzemektedir. Bu evler: genellikle 2 katlı ve yarı ahşap olarak yapılmış, zemin katında kiler ve ahır ve büyük evlerde ise hizmetkar odası bulunmaktadır.
Üst katlar ise esas yaşama alanı olarak değerlendirilir ve burada iki veya üç oda ile birlikte, mutfak, tuvalet, banyo bulunmaktadır. Ayrıca: ahşap kafesli pencereler görülür. Bunun yanında, Ayaş içinde, günümüzde faal veya faal olmayan 15 çeşme bulunuyor.
Bunların çoğu sokaklarda, bir kısmı ise bahçe duvarlarına bitişik olarak yapılmıştır. Özellikle: Emine Hatun çeşmesi ve kitabesi ilgi çekmektedir.
Evet, Ayaş hakkındaki genel söylemleri bitirmeden önce: yörede bulunan ölü yatırımlar yani “Ayaş Tüneli” ve Cezaevinden sadece bir-iki kelime söz etmek gerekebilir. “F Tipi Cezaevi” inşaatı yarım kalmış ve yakın geçmişte, buraya “Mülteci Kampı” yapılması düşünülmüştür, duyduğuma göre, bu fikir de iptal edilmiştir. Ayaş tüneli de, günümü de çürümeye terk edilmiştir.
Ankara Ayaş dut
DUT VE DUT FESTİVALİ
Ayaş yöresinde, her yılın Haziran ayı sonlarında, Dut Festivali yapılmaktadır. Bu festival, yöre ve yakın çevre insanının yoğun ilgisini çekmektedir.
Birkaç kelime ile dut: dut: kansızlığa iyi gelir ve vücuda kuvvet verir. Ateş düşürür, karaciğeri güçlendirir, mide ve bağırsakların çalışmasını düzenler. Hazmı kolaylaştırır, aç karna yenildiğinde kabızlığı önler ve hatta ishal yapar.
YEŞİL KARADERE BAĞLARI
İlçe merkezine çok yakın olan, küçük bir derenin kıyısındaki bu bölge: inanılmaz doğası ile insanların ilgisini çekmekte ve günübirlik piknikçiler tarafından yoğun olarak tercih edilmektedir.
NE SATIN ALINIR
Ayaş yöresinde, tiftik keçisi üretimi ve tiftik dokumacılığı, Kurtuluş savaşından sonra gerilemiş olmasına rağmen son zamanlarda yine yoğunlaşmıştır. Buna bağlı olarak: ev ve el sanatları gelişme göstermektedir. Buraya yolunuz düşerse: tiftik dokumasından üretilen: çorap, halı ve el dokuması ürünleri bulup satın alabilirsiniz.
Ayaş pazarı: Cuma günleri kuruluyor.
Ankara Ayaş
NE YENİR-NE İÇİLİR
Ayaş yöresine yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: Ayaş kapaması, Ayaş güveci, Ayaş sarması, dut dibi siyer, gözleme ve bazlama tadabilirsiniz.
Bunun dışında, daha önce de söz ettiğim gibi: zamanında giderseniz, burada özellikle dut ve kiraz tatmalısınız.
Elbette domates, zaten buraya giderken sağlı-sollu tarlalar göreceksiniz ve tarlalarda ilanlar göreceksiniz. Bu ilanlar “Kendin topla” diyor, yani tarlaya giriyorsunuz, tarla sahibi size naylon poşet veriyor, domates, fasulye, biber vs topluyorsunuz, tarla sahibi tartıyor ve parasını ödeyip satın alıyorsunuz.
Ankara Ayaş
GEZİLECEK YERLER
Ankara Ayaş Yöresel Ürünler Pazarı
AYAŞ YÖRESEL ÜRÜNLER PAZARI
Ankara-Beypazarı kara yolu üzerindedir. Özellikle: Ankara yakınlarındaki turistik önemi büyük olan Beypazarı’na gidenlerin mutlaka kısa bir mola verdikleri ve alışveriş yaptıkları yer olarak önem kazanmaktadır. Ancak, şunu belirtmek isterim, buraya birkaç kere uğradım, birçok alışveriş yaptım, maalesef ürünlerden gerek fiyat ve gerekse tazelik ve orijinallik açısından hoşnut kalmadım, tercih sizin.
Ankara Ayaş Bünyamin Ayaşi Camisi
BÜNYAMİN AYAŞİ CAMİSİ
Yapılış tarihi ve yaptıran bilinmemektedir, ancak 16’cı yüzyılın başında yapıldığı düşünülmektedir. Bünyamin Ayaşi: Bayramiye tarikatı şeyhlerindendir. Kendisi hakkında anlatılan bir efsane var. “Bünyamin Ayaşi; yapılan bir iftira sonucu Kütahya kalesine hapsedilir. Aynı dönemde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından, Rodos adası kuşatılmış, ancak bir türlü alınamamıştır. Bu sırada, Bünyamin Ayaşi’nin durumu, Sultan’a bildirilir ve bunun üzerine Sultan, kendisini hapisten kurtarır ve aynı sırada, Rodos adası düşer ve Osmanlılar tarafından ele geçirilir.
Evet, cami: ölümünden sonra, Bünyamin Ayaşi için yaptırılmıştır. Yapı: dikdörtgen planlıdır. Doğu yönündeki bir kapıdan girilir. Batı bölümünde, yüksek bir kaide üzerinde minare var. Kuzeydoğu bölümünde ise, Şeyh Bünyamin’in türbesi görülüyor.
KİLİK CAMİSİ
İlçe merkezinde, Hacı Veli mahallesindedir. Kitabesine göre, 1560 yılında Veli Bin Hızır tarafından yaptırılmıştır. Yapı: dikdörtgen planlıdır. Orijinali toprak damlı olmasına rağmen, günümüzde üstü kırma çatı ile örtülmüştür. Kuzeydoğu bölümündeki ahşap minare: 20’nci yüzyıl başında yapılmıştır.
SİNANLI KÖYÜ ULU CAMİSİ
İlçe merkezinin 5 km. kuzeyinde, Sinanlı köyündedir ve 1547 yılında Sinan Bin Hacı Osman tarafından yaptırılmıştır. Yapı: dikdörtgen planlıdır. Duvarları oldukça yüksektir ve çatısı, kırma çatı ile örtülüdür. Ancak, ilk yapıldığında, çatının toprak olduğu anlaşılmıştır. Caminin mihrabı, yapıldıktan sonra onarım görmüş ve orijinalliğini yitirmiştir.
Ankara Ayaş Karakaya Kaplıcası
KARAKAYA KAPLICASI
Ankara-Ayaş kara yolu üzerindedir. Ankara’ya olan uzaklığı: 58 km. dir. Ayaş’ın “Kırkevler” mevkiinde bulunur. Çifte hamam olarak yapılan bu kaplıcanın suyu şifalıdır.
Kaplıca suyunun sıcaklık derecesi: 31 derecedir. Selçuklu döneminden kalma tarihi hamamın: 4 özel banyo bölümü ve 2 havuzu bulunmaktadır. Burada bulunan çeşmelerden akan kaplıca suyu: içmece olarak kullanılabilir.
Karakaya kaplıcasının üstü: 3 kubbe ile örtülmüştür. Kaba yontu taşı ile, kagir olarak inşa edilmiş bir yapıdır. Önde erkekler kısmı, arkada kadınlar kısmı bulunur.
Hamamın erkekler kısmının dikdörtgen planlı soyunmalığı, beşik tonozla örtülmüştür. Buradan, yine beşik tonozlu bir koridorla içi sekizgen bir havuzla kaplı, kubbeli sıcaklık kısmına geçilir.
Kadınlar kısmı da aynı plan tipindedir. İki sekizgen havuz, iki soyunmalık ve dinlenme yeri ve üzeri üç kubbe ile örtülüdür. Erkekler kısmının, sol köşesinde bir çeşme bulunur. Selçuklu döneminde yapılmış olan kaplıca, romatizma gibi ağrılı hastalıklar için banyo ve içme olarak kullanılmaktadır.
1957 yılında yapılan onarım çalışmaları sırasında, yapının mimari karakteri korunmaya çalışılmıştır. Kaplıcanın hemen yanında: Selçuklu dönemine ait Kırkevler denilen bir yer var.
Buranın, çok sayıda oda bulunması nedeniyle, bu isimle anıldığı düşünülmektedir. Kesme taşlardan yapılan ve yer yer tuğla kullanılan Kırkevlerin sağlam kalan kısmında, günümüzde bir kısım insan yaşamaktadır.
PAŞA HAMAMI
Belediye Meydanı, Karakaya caddesi üzerinde, İğdeli Sokak, 1 Numarada: Ulu Caminin doğusunda yer alan hamam, kaba yontu taşla kagir olarak yapılmıştır.
Hamama: Cumhuriyet Meydanı arkasındaki sokaktan girilir. Sağda “L” biçiminde dizilmiş soyunma odalarının bulunduğu, dikdörtgen planlı bir mekana geçilir. Soldaki bir kapıyla, kubbeli bir ılıklık mekanına, oradan da yine kubbeli ve sekizgen planlı sıcaklığa geçilir.
Sekizgen dikey ekseninde, beşik tonozlu, dikdörtgen planlı birer kurnalı nişlerle diyagonal eksenlerin uçlarında, ikişer kurnalı kubbeli mekanlar bulunur. Orta mekan, sekizgen göbek taşı ile zenginleştirilmiştir.
Selçuklu döneminde yapılan hamam, günümüzde Ayaş Belediyesi tarafından sergi salonu olarak kullanılmaktadır.
AYAŞ İÇMESİ VE KAPLICASI
İlçe merkezine 23 km ve Ankara’ya 83 km. uzaklıktadır. Ayaş-Beypazarı kara yolundan 3 km. içeride, Ilıca tabanındadır.
1892 yılında hizmete sokulmuştur.
Kaplıcalarda bulunan termal sular: 52 derece sıcaklıktadır ve içinde çok sayıda mineral bulunmaktadır. En önemlisi: Sağlık Bakanlığı tarafından, gerek içilmesi ve gerekse kaplıca olarak kullanılması yönünde “ruhsat” verilmesidir. Bakanlık tarafından ruhsat verilen ilk ve tek termal kaynaktır.
En önemli özelliği: suların sıcak olmasıdır. Bu sıcaklık özelliği; kaplıca sularında az rastlanan özelliklerdendir.
Fizik tedavide kullanılan yani yıkanılan su: renksiz, kokusuz ve berraktır. Bu tedavinin iyi geldiği söylenen rahatsızlıklar: cilt hastalıkları, ortopedik, nörolojik hastalıklar, kemik hastalıkları, felç ve romatizmal hastalıklar.
Kaplıca suları içmece olarak kullanıldığında ki, sıcak olması nedeniyle, rahatlıkla içilmektedir, şu hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir: karaciğer, mide, bağırsak sistemi, safra kesesi rahatsızlıkları.
Kaplıca bölgesinde konaklama sorarsanız: Burada: Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon A.Ş. isimli bir tesis faaliyetini sürdürmektedir. Bu tesisin: 800 yatak kapasitesi, kapalı yüzme havuzu, Türk hamamı, saunası, kondisyon salonu ve 80 kişi kapasiteli toplantı salonu bulunmaktadır. Telefonla ulaşmak için: 312-4442927 ve 312-7183101.
BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON MERKEZİ
İlçe merkezinde, Karakaya Otopark caddesindedir.
Buradaki kaplıca tesisi, Belediye tarafından yapılmış ve daha sonra Başkent Üniversitesi tarafından kiralanarak hizmete sokulmuştur.
Tesiste: 90 yatak bulunmaktadır ve ayrıca, sürekli olarak sağlık ekibi de bulunur. Tesiste bulunanlar: havuz, lokanta, fizik tedavi birimleri, spor ve kondisyon salonlarıdır.
ASARCIK HÖYÜK
Ilıca köyündedir. İlçe merkezine 9.5 km. uzaklıktadır. Güdül-Ankara karayolu, köyün batısından geçmektedir.
Burada, Roma ve Bizans dönemlerine ait paralar ve Eşe deresi bölgesinde bir “aslan başı” bulunmuştur. Yine, aynı yörede bulunan “Asarcık Höyük”; bir bazalt temel üzerindedir ve kuzey yönü: Ilıca deresine inen dik bir yamaçtan oluşmaktadır.
Ilıca suyu, Kızılcabayır dağından doğmakta ve höyüğün hemen kuzeyinden geçmektedir ve antik dönemde bu suyu kullanmak üzere, höyüğün burada oluşturulduğu düşünülmektedir.
Buranın, antik dönemde bir kale olduğu değerlendirilmektedir. Ancak resmi arkeolojik kazılar yapılmamıştır.
GALAT KALESİ
İlçe merkezine bağlı ve 41 km uzaklıktaki Gökçebağ köyünün, 100 metre kadar doğusunda, Ankara şehrinin ilk kurucusu ve yerleşimcileri olan Galatlara ait olduğu sanılan bir kaleye ait yıkıntılar bulunmaktadır.
TEKKE KÖYÜ HÖYÜĞÜ
İlçe merkezine bağlı ve 26 km. uzaklıktaki Tekke köyünde: antik döneme ait olduğu düşünülen yerleşim yerinde bulunanlar: taş bir el baltası ve çok sayıda seramik parçası.
Ayrıca: yine bu höyük çevresinde, benzerlerine Frig başkenti Gordion şehrinde rastlanılan: hayvan şeklindeki içki kapları, Hitit bardağı, öğütme taşları, zarif bir testi bulunmuştur.
ÇINGILLI MAĞARALARI
Bunlar, Türkeli Boğazı mevkiinde, Ankara çayına, yüksek ve dik bir yamaçtan bakmaktadırlar. Bu mağaraların bir zamanlar insanlar tarafından ikametgah olarak kullanıldığına dair emareler görülmektedir.
Özellikle mağaralardan birinde bulunan tuğla havuz ve bir diğerinde bulunan Ankara çayı ile ilgili olduğu sanılan kuyu ilgi çekmektedir.
Makedonya Cumhuriyetinin başkenti ve en büyük şehridir. Yunanistan üzerinden Ege denizine dökülen Vardar nehrinin üst kısmındadır. Belgrad ve Atina şehirleri arasında, kuzey-güney Balkan rotasında bulunur.
Ülkenin politik, kültürel ve akademik merkezidir. Yunan ve Roma döneminde “Scupi” adıyla biliniyordu. Rahibe Terasa’nın doğduğu yer olarak, şehir, bütün dünyada tanınmıştır.
Şehir Vardar nehrinin iki kıyısında kurulmuştur ve arada “Taş köprü” vardır. Nehrin sağ yanında kalan bölüm “Eski şehir” ve sol yanında kalan bölüm ise “Yeni şehir” dir.
Şehirde en çok görünenler:
Ana caddeleri ve meydanları süsleyen heykellerdir. Şehir, kendine ait bir Zafer Takına sahiptir. Ana meydandaki savaşçı heykelleri (Aslında Büyük İskender ve ailesinin heykelleri ama Makedonlar ve Yunanlılar, İskender’i sahiplenmek istediklerinden bu konuda Makedonlar açıkça İskender ismini kullanmıyorlar, Büyük Savaşçı diyorlar.) ilgi çekiyor.
Üsküp şehrinin ismi son zamanlarda ülkemizde de sık sık gündeme geliyor. Çünkü ekonomik sıkıntı nedeniyle, Makedonya devleti, özellikle Üsküp şehrinde bulunan Osmanlı mirasına, camilere, hanlara ve diğer eserlere sahip çıkmıyor. Bunların onarımı ve restorasyonu Türkiye Devleti (TİKA) tarafından yaptırılıyor.
Üsküp şehrinin bizi ilgilendiren bir diğer özelliği:
Ünlü şair Yahya Kemal Bayatlı’nın Üsküplü olmasıdır. Hatta: Üsküp şehri için “Fatih devrinin manevi mezarlığı” da denir. Çünkü: Üsküp şehrinin her köşesinde bir evliya mezarı varmış. Osmanlı döneminde, Arnavut kökenli, dünyaca tanınan Rahibe Terasa da, bu şehirde bir süre yaşamıştır.
Son bir not: Üsküp denince bir türkü akla geliyor “Vardar Ovası” Bu türkü, Üsküp şehri için söylenmiştir. Ayrıca, burada çok sayıda Türk yaşamasına rağmen, televizyonlarda Türk kanalı görünmez. Ancak, televizyonlarda, mevcut Makedon kanallarında, inanın çok sayıda Türk dizisi izlemek mümkündür.
Ayrıca: halen Bursa ve Üsküp kardeş şehirlerdir. Camilerin restorasyonu için Bursa Büyükşehir Belediyesi de katkı sağlıyormuş.
Giriş için yine önemli bir not: şehirde gezinirken, bir anda çevrenizi dilenen Roman çocukları doldurabilir, bu arada kesinlikle ceplerinize ve çantalarınıza sahip çıkınız.
Makedonya Üsküp
ULAŞIM
Üsküp şehrinin çevresindeki bazı şehirlere uzaklığı: Selanik 233 km, Belgrad 433 km, Priştina 87 km, Tiran 291 km ve Sofya 245 km. dir. Şehrin çevresinde otoyol ağı yoğundur ve ulaşım problemi yaşanmaz. Eğer Üsküp şehrine Selanik üzerinden karayolu ile giderseniz, Selanik-Makedonya arasındaki otoyol güzel, 2 şerit gidiş, 2 şerit geliş, rahat bir yoldur.
Girişte Makedon gümrüğünde en az 2 saat beklemeyi göze alın, ayrıca yine burada çok ucuz Makedon Duty-free mağazası var, içki ve parfümler ucuz, buraya mutlaka uğrayın. Üsküp hava alanı (İsmi: Büyük İskender hava alanıdır.) 1928 yılında inşa edilmiştir.
Günümüzde, şehrin 23 km doğusundadır. Hava alanının 2014 yılı yolcu kapasitesi 1 milyon kişiye ulaşmıştır. Birçok Avrupa şehrine uçuş bağlantısı vardır. Hava alanı ile şehir merkezi arasında, günde birkaç otobüs seferi vardır. Bir bilet: 2.25 Euro’dur. Taksiler 24 saat çalışır, şehir merkezi için muhtemelen 16-20 Euro ücret isterler.
Makedonya Üsküp
TARİH
Şehir Yunan ve Roma döneminde “Scupi” ismiyle biliniyordu. Şehir, MÖ 2’nci yüzyılda, Dardanya’nın başkenti oldu. MS 1’nci yüzyılda bölgeye Romalılar egemen oldular ve burayı bir askeri kamp alanına çevirdiler.
MS 395 yılında, şehir Bizans egemenliğine geçti. 518 yılında şiddetli bir deprem şehri tahrip etti. Ardından Justinien tarafından yeniden inşa edildi. 830’larda şehir Bulgar imparatorluğunun bir parçası oldu.
1282 yılında, şehir Sırp imparatorluğunun bir parçası oldu. 1392 yılında Osmanlılar şehri ele geçirdi ve şehrin ismi “Üsküp” oldu. 17’nci yüzyılda, Üsküp şehrinde yaşayanların sayısı 30 ile 60 bin kişi arasındaydı.
Şehirde 10 binden fazla ev vardı. Belgrad ve Saraybosna ile birlikte bölgenin en büyük şehirlerinden biriydi. Çarşılar, kervansaraylar, camiler ve hamamlar yapıldı. 1689 yılında, Avusturyalılar kolera salgınıyla zayıf düşmüş şehri ele geçirdiler ve şehri ateşe verdiler. Ancak ardından geri çekildiler. Üsküp harabeye dönmüştü. Resmi binaların çoğu yeniden yapıldı ve restore edildi.
Ancak
yine veba ve kolera salgını yaşandı ve şehirliler başka yerlere göç ettiler. 1850 yılından sonra şehir gerilemeye başladı. Kırsal göç nedeniyle, şehirde Hıristiyan nüfus arttı. 1903 yılında bölgede Arnavut isyanları başladı ve 11 Ağustos tarihinde Üsküp şehrini ele geçirdiler.
1’nci Balkan Savaşında, 1912 yılında yani 500 yıldan fazla Türk hakimiyetinin ardından, Sırbistan krallığı tarafından ilhak edildi. Türkler şehirden göç ederek ayrıldılar. 1’nci Dünya savaşı sırasında, 1915 yılında şehri Bulgar krallığı aldı.
II. Dünya savaşından sonra ise, yeni kurulan Yugoslav krallığının bir parçası oldu. II. Dünya savaşından sonra hızla gelişen şehir, 1963 yılındaki depremde büyük hasar gördü. Nüfusun yüzde 70 kadarı evlerini kaybetti, birçok eğitim tesisi, fabrika ve tarihi bina tahrip oldu. Hızla yeniden yapılanma başladı, ancak insanlar aşina olmadıkları evlere ve binalara taşındılar.
1980’lere gelindiğinde fonların bitmesiyle birlikte yeniden yapılanma da bitti. Üsküp şehir manzarası, büyük ölçüde değişti ve şehir Modernist mimarinin örnekleriyle doldu. 1991 yılına gelindiğinde ise, bağımsız Makedonya’nın başkenti oldu. “Üsküp 2014 Projesi” ile yeniden yapılanma hazırlıkları yapıldı. Proje ile ilgili ayrıntılı bilgi aşağıda verilecektir.
Makedonya Üsküp
PARA BİRİMİ
Üsküp şehrinde Makedon Dinarı kullanılıyor. 1 Euro: 6.15 Dinar yapıyor. Yani paralarının değeri düşük, zaten ekonomik sıkıntıları vardır. Ama birçok yerde, Euro kabul ediliyor. Siz yine de yerel para kullanmak isterseniz, birçok döviz bürosu var, her seferinde 10 Euro gibi küçük para bozdurun. Aksi halde, tur sonunda cebinizde bir sürü bozuk para ile dönersiniz.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
NE YENİR-NE İÇİLİR
Taş köprüden geçerek, eski şehir bölümüne geçen ve sağ tarafınızda “Turistik” denen bir restoran görülüyor. Burada, mutlaka büyük boy köfte yemelisiniz. Bu şehrin “iri köfteleri” meşhurdur. Bu köftelere “kebap” ismi veriliyor. Ayrıca, şehir merkezindeki “Destan” isimli restoranda da bu kebapların tadına bakabilirsiniz.
Tüm balkanlarda “kebabi” denildiği zaman, yedikleri bizim İnegöl köfteye benzerdir. Yani köfte isterken kebabi istiyorum diyeceksiniz. Bir porsiyonda 10 tane köfte olur, köftenin yanında yeşil ve müthiş acı bir biber ve kıyılmış kuru soğan getirirler.
Yanında güveçte kuru fasulye yenir. Buranın en tipik yemekleri bunlardır. Bu çarşının arkalarında çeşitli restoranlar vardır. Ancak, en bilineni “Destan” köftedir. Burada 1 porsiyon köfte: 7 Euro’dur. Tatlı denince, çarşıdaki Abdi Ağa tatlıcısına uğrayın ve burada boza ve limonata için.
NE SATIN ALINIR
Şehirde alışveriş yapmak isterseniz, tanıdık bir marka veya tabela görürsünüz. Ülkemizde tanınan “Migros” şehirde, büyük bir alışveriş yeri açmıştır. Mutlaka almanızı önereceğim özel bir obje yoktur.
Makedonya Üsküp
ŞEHRİN HAYATINDA ÖNEMLİ HUSUSLAR:
Dışarıdan Üsküp şehrine girerken: Tito döneminde yapılan çok lüks olmayan, birbirine çok benzeyen sosyal konutları göreceksiniz. Bunlar halen kullanılıyor, yani kentsel dönüşüm fikri yoktur. Şehri gezmeye başlamadan önce, şehri tanımak açısından bazı özel hususlardan söz etmek istiyorum. Bunları bilirseniz, şehri daha bilinçli gezersiniz.
Etnik yapı:
Şehirde 500 binden fazla nüfus barınır. Bunların büyük bölümü: Makedon ve Arnavut, kalanlar ise Romanlar, Sırplar ve Türklerdir. 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre: şehirde yaşayanların % 1.7 kadar bölümü Türk’tür. Şehirde yaşayan Türklerin nüfusu 10 bin civarındadır. Etnik Arnavut ve Makedon nüfus fazladır.
Türklerin yaşadığı eski şehir bölümü: tam bir Osmanlı şehri gibidir. Burada yaşayan soydaşlarımız: genellikle sıcakkanlı ve geleneklerine bağlı insanlardır. Her ne kadar dindar olsalar da, asla tutucu değillerdir. İnsan ilişkilerinde çok rahatlar, bölgedeki kahvehaneler, sabahlara kadar tıklım tıklım doludur.
Şehrin yeni şehir olarak bilinen diğer kesiminde ise,
Komünist yönetim tarafından gerçekleştirilen planlı yapılaşma ve modern görünüm egemendir. Ancak bu kesimde, yani genellikle Makedonların oturduğu kesimde, karşı bölümdeki yani Müslüman bölümdeki camilere nispet yaparcasına, Hıristiyanlık alametleri yerleştirilmiştir. Özellikle, şehrin eteklerinde kurulduğu dağın tepesine, kocaman bir “Haç” dikmişlerdir.
Yine, aynı yerde, tepesinde ışıklı kocaman haçlar bulunan bir kilise yapılmıştır. Türk tarafındaki camilerin bakım ve restorasyonu ise, TİKA tarafından karşılanıyor. Çünkü, Makedon devleti, bu tarafı, yani Türk tarafını görmezden geliyor. Ancak bu ikilik, aynı zamanda, karşı tarafa bir yabancılık ve sanırım nefret olarak da yansıyor.
Makedon-Yunan uyuşmazlığı:
Makedonların bayraklarında “Makedon güneşi” simgesi vardır. Yunanlılar buna şiddetle karşı çıkıyorlar. Çünkü: bu bayrağın, Büyük İskender tarafından kullanıldığını söylüyorlar. Diğer bir konu: Makedonlar aslen Slav ırkı kökenlidirler.
Hatta: Kril alfabesini bulan ve Balkanlarda Slavlar arasında Hıristiyanlığın, Ortodoksluğun yayılmasında en büyük etkileri olan Aziz Kril ve Aziz Ptoli de Makedondur.
Dolayısıyla bunların Slav olmaları, burada doğmuş olmaları, Makedonların Büyük İskender ile bağlarını boşa çıkarıyor. İskender ile bağları olsa, Slavları Hıristiyanlaştıran, Ortodokslaştıran azizlere sahip çıkıyorlar, öte yandan Büyük İskender’e de sahip çıkmalarına Yunanlılar karşı çıkıyorlar.
Vardar nehri:
Makedonya Cumhuriyetinin ve Yunanistan’ın en büyük nehridir. 388 km uzunluktadır. Bunun 301 km Makedon topraklarında, 87 km ise Yunanistan topraklarındadır. Kaynağından çıktıktan 25 km sonra Üsküp şehrine ulaşır. Burada en büyüğü 130 km olan Treska ırmağı da karışarak büyür. Maksimum derinliği 4 metredir.
Nehir, Yunanistan’ın kuzeyinde Selanik şehrinin batısından Ege denizine dökülüyor. Nehrin havzası, yani hani bizde türküleri olan “Vardar Ovası”, Makedonya Cumhuriyeti topraklarının üçte ikisini kaplar.
Makedonya Üsküp
Şehir merkezinde, Vardar nehri üzerinde 2 tane büyük boyutlu ahşap tekneler göreceksiniz. Bunlar Temmuz 2014 yılında yapılmış ve nehir yatağına dikilmiştir. Barok tarzındaki tekneler turistik hizmet (restoran) veriyorlar.
Ancak, elbette büyük bir alt yapı ve eğitim eksiği olan ülkede, bu tür yatırımlar için harcanan paralar, halk arasında büyük infiale sebep oluyor, zaten: özellikle yaz döneminde suyu iyice azalan nehirde, saçma sapan ve oldukça büyük gemiler, hoş olmamış, görünce hak vereceksiniz.
Deprem:
1963 yılında, büyük bir deprem (20 saniye sürer, 6.1 şiddetinde), şehri şafaktan hemen önce vurdu ve şehirdeki binaların % 80’i yıkıldı. Ardından, Hiroshima şehri için de plan yapan Japon mimar Kenzo Tange tarafından yapılan projeye göre şehir yenilendi.
Yapılan binaların büyük çoğunluğu tipik olarak beton ve Komünizm tarzı binalardı. Ancak tartışmalı “Üsküp 2014 Projesi” sayesinde, bu binalar kademeli olarak değiştiriliyor. Neoklasik tarzda, yeni anıtlar ve özellikle inşa ediliyor.
Üsküp 2014 Projesi:
1963 yılındaki büyük deprem, şehirde mevcut binaların yaklaşık % 80’lik kısmını yok etti. Ardından yapılan yeniden yapılanma faaliyetlerinde, çoğunlukla düz modernist binalar inşa edildi. Ancak, şehre daha anıtsal ve görsel açıdan hoş bir imaj verilmesi isteniyordu.
Bunu sağlamak için, 2010 yılında, “Üsküp 2014 Projesi” ilan edildi. Buna göre: ağırlıklı olarak müzeler ve hükümet binalarının belli kurallara göre inşası, mevcutların cephelerinin değiştirilmesi ve Makedonya tarihindeki bazı figürlerin heykellerinin şehrin merkezi yerlerine yerleştirilmesidir.
Projenin bir parçası olarak, yaklaşık 20 bina ve 40’dan fazla anıt yapılması planlanmıştır. Ancak, bu proje, halkın içindeki çeşitli guruplar tarafından eleştirildi, çünkü maliyetinin çok yüksek olması planlanmıştı. Yüksek işsizlik ve yoksulluk olan ülkede, kaynak israfı olarak görüldü. Anıtların, hükümetin ödediğinden çok daha ucuza mal olabileceği ileri sürüldü.
Öte yandan:
Makedonlar, bu anıtlar için harcanan paranın, eğitim ve hastaneler için harcanmasını istiyorlar. Ancak, hükümet, bu heykel ve anıtların, turizm gelirlerini arttırdığını ileri sürüyor.
Şubat 2018 tarihinde, ülkenin yetkilileri ve kurumları, projenin durdurulması ve tartışmalı anıt ve heykellerin kaldırılması kararını aldı. Makedon hükümeti, anıtların Yunan-Makedon dostluğunu onurlandıran yazıtlarla yeniden adlandırılacağını duyurdu.
Sonuçta, yapılar 2014 yılına yetiştirilemedi, ancak şöyle bir kural getirildi: “eğer yeni bir yapı yapılacak ise Barok tarzı yapılacaktır” Mesela: Merit otel inşa edilmek istendi, hükümet, oteli yapabilirsiniz, ama barok tarzı yapacaksınız, dış kaplaması barok tarzı olacak, giydirme yapılacak diye karar aldı. Özellikle Makedon meydanında görülen çoğu yapılar (sağda arkeoloji müzesi, yanında bakanlıklar) yeni yapılan yapılardır ve çoğu 2014 yılına kadar tamamlandı.
Makedonya Üsküp
Eğer şehri ziyarete Balkan turu ile gittiyseniz, zaten pek fazla zamanınız olmayacak. Tur görevlisi, sizi: Makedon kapı, Rahibe Teresa anıt evi, Makedon meydanı, İskender ve Philip heykeli ve Türk çarşısında kısa bir gezi yaptırıyor, ardından otele yerleştikten sonra kendiniz gezebiliyorsunuz.
Özellikle: Makedon meydanında akşam saatlerinde heykeller ve havuzlarda muhteşem ışık ve su gösterisi var, ayrıca yine yerel sanatçılar (kuklacılar gibi) gösteri düzenliyorlar, hoş bir ortam, özellikle akşam saatlerinde Makedon meydanı ve Taş köprünün bulunduğu yerde gezinmenizi öneririm. Yoksa şehir çok büyük, tur ile gidenlerin şehri tamamen gezmesi mümkün değil, ancak buraya yalnız gidenler için, aşağıda ayrıntılı olarak gezilecek yerlerle ilgili bilgiler vereceğim.
Makedonya Üsküp
GEZİLECEK YERLER
Eğer şehri ziyarete Balkan turu ile gittiyseniz, zaten pek fazla zamanınız olmayacak. Tur görevlisi, sizi: Makedon kapı, Rahibe Teresa anıt evi, Makedon meydanı, İskender ve Philip heykeli ve Türk çarşısında kısa bir gezi yaptırıyor, ardından otele yerleştikten sonra kendiniz gezebiliyorsunuz.
Özellikle: Makedon meydanında akşam saatlerinde heykeller ve havuzlarda muhteşem ışık ve su gösterisi var, ayrıca yine yerel sanatçılar (kuklacılar gibi) gösteri düzenliyorlar, hoş bir ortam, özellikle akşam saatlerinde Makedon meydanı ve Taş köprünün bulunduğu yerde gezinmenizi öneririm. Yoksa şehir çok büyük, tur ile gidenlerin şehri tamamen gezmesi mümkün değil, ancak buraya yalnız gidenler için, aşağıda ayrıntılı olarak gezilecek yerlerle ilgili bilgiler vereceğim.
Vardar nehri üzerinde, Makedonya meydanı ve eski çarşıyı birbirine bağlar. Yani köprünün bir yanı Avrupa, diğer yanı Türkiye gibidir. Türkiye tarafında: kahvehaneler, camiler ve Türkçe konuşan insanlar görürsünüz. Diğer tarafta ise: geniş caddeler, sokaklar ve güzel barlar görülür. Evet, günümüzde görülen taş köprü: 1451-1469 yılları arasında, şehri ziyaret eden Fatih Sultan Mehmet tarafından, burada daha önce bulunan Roma dönemi köprüsünün temelleri üstüne inşa edilmiştir.
1’nci Jüstinyen,
MS 6’ncı yüzyılda buraya bir köprü yaptırmıştır. Bu yüzden, bu köprüye batılılar “Jüstinyen köprüsü” derler. 1555 yılındaki depremde ağır hasar görmüş, sürekli yenilemelerle günümüze kadar ulaşmıştır. Özellikle 1944 yılında, Nazi işgali sırasında, Naziler köprünün üzerine patlayıcılar yerleştirmişler, ancak Üsküplülerden gelen yoğun baskı üzerine köprüyü havaya uçurmaktan son anda vazgeçmişlerdir.
Vardar nehri üzerindeki bu köprünün toplam uzunluğu 214 metredir. Genişlik 6 metredir. Köprü, 12 tane yarım daire kemer üzerine kurulmuştur. Köprünün ayaklarının ortasındaki hol boşluklarında, köprünün yapıldığı dönemde, köprüyü koruyan askerler nöbet tutuyorlarmış. Mihrap ise günümüze ulaşmamış kaybolmuştur.
Makedonya Üsküp
Makedonlar, mihrabın bulunduğu yerin hemen karşısına: Karpos isimli kişiye ait bir taş yerleştirmiş ve üstüne bir tabela asmıştır. Karposh, 1689 yılında Osmanlıya karşı isyan hareketini başlatmış, yakalanınca burada infaz edilmiştir. Evet, son olarak köprü 1994-2008 yılları arasında büyük bir restorasyondan geçirildi.
Köprünün en büyük özelliği, taş yapısı sayesinde şehirdeki depremlere rağmen ayakta kalarak günümüze kadar ulaşmasıdır. Köprü: şehrin sembolü olarak kabul edilir. Ayrıca: şehrin bayrağının içindeki şehrin armasının ana objesidir.
Makedonya Üsküp
SANAT KÖPRÜSÜ:
Üsküp 2014 Projesinin bir parçası olarak, Vardar nehri üzerindeki bu köprünün toplam uzunluğu 83 metre ve genişliği 12 metredir. Bir yaya köprüsü olarak düzenlenmiştir. Köprü üstünde, ünlü Makedon sanatçı ve müzisyenlerin heykelleri bulunuyor. Köprüde: toplam 29 heykel bulunuyor. Bu heykelleri tek tek anlatmak bir anlam ifade etmeyecek, bizlere çok yabancı isimlere ait heykeller var, ama bunların hepsi müzisyen ve sanatçıdır.
Makedonya Üsküp
GÖZ KÖPRÜSÜ:
Üsküp 2014 Projesinin bir parçası olarak, Vardar nehri üzerinde kurulu bu köprünün yapımına 2011 yılında başlandı. Yaya köprüsü 28 heykel vardır.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
PORTA MAKEDONYA-ZAFER TAKI:
Üsküp 2014 Projesinin ana simgelerinden biridir. Makedon meydanının yakınlarında, 11 Ekim caddesindedir. Anıt, Makedon bağımsızlığı için yapılan uzun mücadeleyi anmak amaçlıdır. Yükseklik 21 metredir.
Dışında, Makedon Cumhuriyetinin bağımsızlığını tasvir eden 32 kabartma vardır. Anıtın içinde ise, hediyelik eşya dükkanı ve galerinin bulunduğu iki kat ve çatı gözlem güvertesi vardır. Anıt, resmi olarak 2012 yılında açılmıştır. Bunu görünce aklınıza şu soru takılabilir. Model nereden alınmış, evet bu anıtın modeli, Paris Şanzelize’deki Zafer Takından alınmıştır, aynısıdır.
Makedonya Üsküp
TAŞ KÖPRÜNÜN SOL YANI-MAKEDON MEYDANI:
Şehir merkezindeki bu meydan, muhteşem anıtlar bulunduruyor. Bunlardan en önemlisi, Büyük İskender anıtıdır. Meydan, tarihi taş köprü ile eski çarşıya bağlanıyor. Başka bir cadde ile (Makedonya caddesi) de eski tren istasyonuna bağlanıyor. Bu cadde: İstanbul Beyoğlu İstiklal caddesine benzer. Makedon meydanında çok sayıda heykel göreceksiniz. Bunların ölüm tarihine baktığınızda: 1908-1910-1912 yılları görülür. Yani: 1’nci Balkan Savaşıdır. Yani Makedonlar için, Makedon kahramanları, Osmanlıya karşı isyan eden kişilerin heykelleridir.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
İskender anıtı:
Üsküp 2014 Projesinin ana sembolüdür. Makedon meydanının ortasındadır. Resmi olarak adlandırılmasa da (Bu konuda yani Büyük İskender konusunda Yunanistan ile sorun yaşadıkları için) Büyük İskender’in tasvir edildiği düşünülüyor.) Büyük İskender: MÖ 356 yılında yaşamış ve o dönemin keşfedilmiş dünyasının üçte birini fetih etmiştir.
Evet, heykel atı üstünde İskender’in görüntüsünü yansıtmaktadır. Çevresinde ise, 8 asker ve 8 aslan heykeli görülür. Özellikle askerlerin ellerindeki mızrakların uzunluğuna dikkat ediniz. İskender, ordusunda askerlerin kullanmaya başladığı bu uzun mızraklar ile, birçok savaşı kazanmıştır. Aslan: her ülkede gücün sembolüdür.
Heykel: Valettine Stevanovska tarafından, Floransa’da bronzdan döküm olarak yapıldı. Maliyetinin 12 milyon dolar olduğu söyleniyor. Makedonya Cumhuriyetinin bağımsızlığının 20’nci yılı anısına, 8 Eylül 2011 tarihinde dikildi. Heykel: 10 metre yüksekliğinde, silindirik bir sütun üzerine yerleştirilmiştir, boyu 14.5 metredir. Yani toplam yükseklik 24.5 metredir. Sütun, bir havuz içinde yerleştirilmiştir.
Kolonun dibinde, her biri 3 metre uzunluğunda 8 bronz asker heykeli görülüyor. Ayrıca: her biri havuzun bir parçası olarak yerleştirilen ve ağızlarından su fışkıran bronz aslan heykelleri bulunuyor. Bunların her birinin uzunluğu 2.5 metredir. Burada: İskender’in heykelde görülen atından söz etmek istiyorum. İsmi “Bukefalos” dur. İskender, bu atının ismine doğuda şehir kurmuştur. İskender 7 yaşında iken babasına siyah bir at hediye edilir.
At o kadar güçlüdür ki, bütün ipleri koparır, hayvanı sakinleştiremezler. İskender, hayvanın “kendi gölgesinden korktuğunu” hisseder ve der ki “bunun başını güneşe doğru tutarsak, gölgesi arkasına düşer ve böylece atı sakinleştiririz.” Bütün batı dünyasında, insanın kendi egosundan vazgeçip kendi gölgesi üzerinden atlamak manasına gelen “Gölgesi üstünden atlayabildi” özdeyişi, Büyük İskender’in çocuk yaştaki bu inanılmaz zekasından gelir.
Bu at, kendisine Asya seferinde katılır, ölümüne kadar çok uzun süre yaşar. Yaklaşık 12-13 sene yaşar ve son nefesine kadar İskender’in yanında kalır, yani tarih sahnesinde en az İskender kadar tanınır, bilinir. Havuzda, akşamları müzik ve ışıklı gösteri düzenleniyor.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
Justinian anıtı:
1’nci Jüstinyen Doğu Roma yani Bizans imparatorluğunun kurucusu olarak bilinir. MS 6’ncı yüzyılda Üsküp şehrinin hemen dışında, Tauresium şehrinde doğmuştur. İtalya Floransa’da yapılan bu anıt 16 Haziran 2011 tarihinde açıldı. Taş köprünün hemen kuzeyindedir. Bir kaide üzerinde, tahta oturmuş olarak betimlenmiştir. Bronz rölyefler hariç, beyaz mermerden yapılmıştır. Kaide 3.5 metre uzunluğunda, tahta oturmuş Justinyen ise 5 metre yüksekliktedir.
Makedonya Üsküp
Rahibe Teresa Anıtı:
Üsküplü Rahibe Teresa için yapılan anıttır. Anıt, Vardar iskelesi yakınlarında, Makedonya meydanının kuzeyindedir. Yaklaşık 30 metre yüksekliktedir. Yapılan planlamaya göre: atı üstündeki Büyük İskender anıtından daha yüksek olması planlanmıştı. Anıtın finansmanı, Hindistan’dan yapılan bir bağışla karşılandı.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
Pavilion:
Makedon meydanın kuzey tarafındadır. İnşaatına 2011 yılında başlanmıştır. Anıt (köşk) romantik bir çiftin heykelini kaplayan, birkaç sütun tarafından desteklenen bir kubbeden oluşur. Aslında Osmanlı döneminde, şehirde burada bir “Burmalı cami” isimli bir cami varmış. 2014 yılı projesi hazırlanırken, buraya bir kilise yapılmak istenir, ancak şehir halkının Müslüman çoğunluğu, eskiden orada bir cami vardı, kilise yapılmasını istemiyoruz diye itiraz edince, ortayı bulmak için, hükümet buraya romantik bir çift heykeliyle süslenen pavilion yaptırır.
Makedonya Üsküp
Tsar Samuil anıtı:
Makedon meydanındaki bu anıt, İlk Bulgar İmparatoruna aittir. 2011 yılında açılmıştır, Makedonya caddesinin, Makedonya meydanıyla buluştuğu Pelister binasının önündedir. Beyaz mermerden yapılmıştır. 5 metre yükseklikte, taht üzerinde oturan Tsar Samuil tasviri, 3.5 metrelik kaide üzerindedir. Kaidenin kenarındaki kabartmalar bronzdur. Anıtta: Tsar Samuil, elinde bir asa tutar. Anıt Floransa’da yapılmıştır.
Makedonya Üsküp
Metodija Andonov-Cento anıtı:
Makedon meydanındadır. Makedon kurtuluş savaşına katılmış bir milliyetçidir. Tito’nun yeni Yugoslav politikasına katılmamış, Makedonya’nın bağımsızlığını savunmuş, bu nedenle hapse atılmış ve 1957 yılında hapiste iken işkence sonucu ölmüş bir kişidir.
Dimitri Cupovkski anıtı:
Makedon ders kitabı yazarı ve sözlük bilimcidir. 1913-1914 yılları arasında: Yunanlılar, Bulgarlar ve Sırplardan farklı bir Makedon halkının varlığını desteklemesiyle tanındı. Bağımsız bir Makedon halkının varlığını destekledi. Kendisi: tarihteki en önde gelen etnik Makedonyalılardan birisi ve etnik Makedon uyanışının en önemli aktörlerinden biri olarak kabul edilir.
Makedonya Üsküp
Dame Gruev anıtı:
1871-1906 yılları arasında, Makedonya ve Trakya’nın Osmanlı bölgelerinde, isyancı bir Makedon lider olarak tanınır.
Makedonya Üsküp
Selanikliler anıtı:
1900-1903 yılları arasında, Osmanlı imparatorluğunda aktif olan anarşist bir guruptu. Gurup üyeleri ağırlıklı olarak Makedonyalı idi. Selanik’in Bulgar Erkek Lisesinden mezun gençlerdi. Selanik’te bir terör kampanyası başlattılar.
Gotse Delçev anıtı:
20’nci yüzyılın başında, Makedonya ve Trakya’da yaşamış bir Bulgar devrimci figürüydü. Balkanlarda Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren bir milis örgütü olan İç Makedonya Devrim örgütünün önde gelen lideriydi.
Dimitar Popgeorgiev anıtı:
Makedonya’dan bir Bulgar devrimciydi. İç Makedon-Adrianonple Devrimci Örgütüne destek verdi.
Georgi Pulevski anıtı:
Makedon dili ve kültürüyle ilgili konularda kendini yetiştiren bir yazar oldu. Bulgarlardan ayrı bir Makedon milleti ve Makedon dili taraftarıydı. Anıt Vardar nehrinin doğu kıyısında, Taşköprü’nün hemen kuzeyinde, Makedon Mücadele Müzesi önündedir.
Aziz Kiril ve Aziz Methodios anıtı:
Anıt Vardar nehrinin doğu kıyısında, taş köprünün sonundadır. Bunlar Bizans Hıristiyan ilahiyatçıları ve Hıristiyan misyoneri olan iki kardeşti. Çalışmalarıyla: Slavların kültürel gelişimini etkilediler. Hıristiyanlık yani Ortodoksluğu yaymak için tüm hayatları boyunca uğraştılar.
Makedonya Üsküp
TAŞ KÖPRÜNÜN SAĞ YANI-ŞEHRİN ESKİ ÇARŞI BÖLÜMÜ:
Vardar nehrinin doğu kıyısında, Taş köprünün hemen başlangıcındadır. Taş köprünün bu yanına geçince, önce bir kısım heykel görülüyor.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
İskender Ailesi heykeli:
Taş köprüyü geçince hemen sağ bölümde karşımıza çıkar. En altta 4 tane heykel gurubu vardır. Bunlardan ikincisi, İskender’in gençlik halidir. Sol tarafta İskender’in annesi Olimpia otururken (hamile) görülür. Sağda babası Philip, altta ise her ülkede gücün sembolü aslanlar.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
Philip II Savaşçı anıtı:
Uzaktan görünen bu heykel, Taş köprünün karşı kıyısında, Eski çarşıya ana giriş kapısı olarak açılan Karpos İsyan Meydanındadır. Üsküp 2014 Projesinin bir parçası olarak yapılmıştır. İskender’in babası Philip II’nin heykelidir. Kendisinin bir gözü kördür, bir savaşta kaybettiği söylenir, 46 yaşında suikast sonucu ölmüştür. Heykelde, kendisi oğlu Büyük İskender’i selamlarken tasvir edilmiştir. İtalya Vicenza şehrinde yapılan heykel 15 metre yüksekliğinde ve 13 metre uzunluğundaki bir kaide üzerine yerleştirilmiştir.
Makedonya ÜsküpMakedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
Çarşıya devam ediyoruz.
12’nci yüzyılda kurulan bu çarşı, kurulduğu yıllarda, Balkanların en eski ve en büyük pazarlarından biri olarak bilinir. Üsküp şehrinde, Osmanlı yönetimi sırasında, çarşı, hızla gelişmiş ve şehrin ana ticaret merkezi olmuştur. Mevcut çarşının mimari karakterinin oluşmasında, en büyük etkiyi Vali İshak bey ve oğlu İsa bey yapmıştır.
1445-1469 yılları arasında inşa edilen binalar, şehrin ekonomik gelişimi için büyük önem taşır. Çarşıda, Osmanlı dönemine ait yaklaşık 30 cami ve sayısız kervansaray bulunmaktaydı. Üsküp önemli bir ticari merkez olduğu için, şehirde 3 tane han bulunuyormuş.
Makedonya’da “Han” derken “H” harfini söylemezler ve “an” diye telaffuz ederler. Ancak 1555 ve 1963 yılındaki depremlerde ağır hasar görmüş ve ayrıca I ve II Dünya savaşları da çarşıyı olumsuz etkilemiştir. Devamında çarşıda yeniden yapılanma çalışmaları görülür. Evet, eski çarşı bölümü, ticaretle birlikte şehrin kültürel yapısını da barındırır.
Hatta, Osmanlı mimarisi yanında Bizans mimarisi de görülebilir. Günümüzde burada: hala aktif camiler, türbeler, iki kilise ve bir saat kulesi bulunmaktadır. Ayrıca: Makedonya Müzesi ve Modern Sanatlar Müzesi de buradadır. 2008 yılında, Makedonya Parlamentosu, eski çarşıyı, kültürel miras olarak kabul ederek koruma altına aldı. 2010 yılında ise, bölgedeki çeşitli yapıların restorasyonu için proje başlatıldı.
Makedonya Üsküp
Sultan Murad Camii:
Eskiden “Hünkar camisi” olarak biliniyormuş. Şehirde Eski Çarşı bölgesinin ortasında, bir tepe üzerindedir. Bu tepede: 1392 yılında şehir Paşa Yiğit Bey tarafından, Vuk Brankoviç’ten alındığında Saint George Manastırı bulunuyormuş. Kosova savaşında, Sultan I. Murat, Sırp kral Lazar’ın damadı Milos tarafından şehit edilince, iç organları şehit edildiği yere gömülür.
Naaşı ise, tahnit edildikten sonra, gömülmek üzere Bursa şehrine doğru yola çıkarıldığında, ilk gece, bu caminin bulunduğu yerde konaklanılmıştır. Cami: 1436 yılında tamamlanan cami, İshak bey tarafından yaptırılmıştır.
Caminin mimarı Debar’dah Hüseyin’dir. Sultan Murad tarafından bağışlanan parayla yapılmıştır. Ancak 1537 de çıkan yangın sonucu tahrip olmuş ve 1539 yılında yeniden yapılmıştır. İkinci olarak, bütün şehri ateşe veren Avusturyalılar tarafından yakılmıştır. 23 yıl sonra Sultan III. Ahmet tarafından verilen parayla yeniden yapılmıştır.
Son olarak ise, 1912 yılında, Sultan Mehmet V. Tarafından onarılmıştır. Cami: Üsküp şehrinin en büyük camisidir. Hatta Balkanlardaki Osmanlı yapılarının en önemlilerinden birisidir. Bazilika mimari formuna sahiptir. 4 kenarı çatı ile kaplıdır. Yani, Osmanlının erken dönem Konstantinopolis mimari tarzına benzer.
Evliya Çelebi,
şehri ziyaret ettiğimde: caminin güney kısmında (bugün sadece kalan kısımları görülüyor) bulunan medreseden söz eder. Medrese: 1537-1538 yıllarındaki yangında zarar görür, 1555 yılındaki depremde ve 1689 yılındaki yangında yanarak tamamen yok olur. Medresenin daha sonra yeniden inşa edildiği tahmin ediliyor. Çünkü: Üsküplü Yahya Kemal Bayatlı, caminin avlusundaki bu medresede okumuş ve medreseden bahsetmiştir. Hatta, 1932 yılına kadar burada eğitim verildiğinden söz ediliyor.
Yine bir söylentiye göre, Fatih Sultan Mehmet, bu caminin avlusunda bulunan bir konakta, bir kış mevsimi geçirmiş ve İstanbul’un fetih planlarını burada yapmıştır. Hatta, ünlü Macar topçusu Urban ile bu konakta görüşmüştür. Caminin bahçesinde, sadece 2 türbe korunarak günümüze gelebilmiştir. Bunlardan Dağıstanlı Ali Paşa türbesinde, Ali Paşa’nın karısı ve kızının mezar yeri olan iki taş lahit görülür. Caminin güney tarafında Beyhan Sultan Türbesi bulunuyor. İç kısımda ise yazıtı olmayan 5 mezar vardır. Bu türbe, Makedonya’da mevcut bu tür yapıların en büyüğüdür.
Makedonya Üsküp
Saat kulesi:
Caminin hemen yanındaki saat kulesinin yapılış tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak 1566-1577 yılları arasında yapıldığı düşünülüyor. Bölgedeki, ilk ve tek saat kulesidir. Kule, 3 bölümden oluşur. Üst tarafında demir tırabzanlar görülür.
En üst bölüm ise, kubbe ile biter. Alt bölümü, taş ve kare şeklinde yapılmıştır. Orta bölüm: sekizgendir. Yarısı taştan, yarısı tuğladan yapılmıştır. Eskiden, tepede, 4 saat varmış. Bunların çukur şeklindeki oyukları görülüyor. Günün belli zamanlarında da saat, çan ya da zil sesine benzer sesler çıkarıyormuş.
Söylenenlere göre, Macaristan’dan getirilen, buradaki saatler, 1963 yılındaki depremde zarar görmüş ve tamir edilmek üzere yerlerinden sökülmüş, ancak bir daha yerlerine konulmamıştır. Hatta, nerede olduklarına ilişkin herhangi bir bilgi ve kayıt bulunmamaktadır.
Ancak bazı kaynaklara göre bu saatlerin günümüzde İsviçre’de bir saat müzesinde bulunduğu tahmin ediliyor. Saat kulesi, günümüzdeki görünümüne 20’nci yüzyıl başlarında, Kosova valisi Hafız Ahmet Paşa döneminde almıştır. 1963 yılındaki depremden sonra ise restore edilmiştir. Son olarak saat kulesinin yapılış amacı: çarşıda bulunan Müslümanların namaz saatlerini bilmeleri ve çarşı içinde, hiçbir kimsenin diğerinden fazla çalışmak veya kazanmak için şansının bulunmamasını sağlamakmış.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
İshak bey camii-Süslü camii:
Eski çarşının kuzeyindedir. Aynı zamanda Alaca camii olarak da bilinir. Duvarlarında bulunan çiçek motifleri, yazıtları ve renkli fayansları nedeniyle “Süslü cami” olarak da bilinir. İshak bey tarafından 1438 yılında yapılmıştır. İshak bey: Sultan II. Murat zamanında yaşamış ve Osmanlı adına bu şehirde Valilik yapmıştır. Cami, imaret tipi camidir. Yani, burada dini hizmet verilmemiştir. Caminin yanında, İshak Bey tarafından yaptırılan medrese, dönemin öne çıkan medreselerinden biridir. Bu medresede, ünlü Osmanlı bilim adamları ders vermiştir. Cami içinde imaret mutfağı bulunuyor. 1963 depreminden sonra, caminin çevresindeki evler ve binalar yaptırılmıştır. Caminin minaresi 30 metre yüksekliktedir, bahçesinde bir şadırvan vardır.
Makedonya Üsküp
Kapan han:
Eski çarşı bölümünde bulunan 3 kervansaraydan biridir. Kapan kelimesi Arapçadır “Büyük terazi, kantar” anlamındadır. Yani, bu han ismini: dışarıdan gelen malların, burada bulunan büyük kantarda tartılması nedeniyle almıştır. Kantar, genellikle hanın bahçesinde dururmuş. Burada ölçülen, tartılan mallar, daha sonra hanın deposunda muhafaza edilirmiş. 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Zemin kat, misafirlerin atları için üst kat ise misafirlerin kullanımı için düzenlenmiştir. Bakımsız olmasına rağmen, günümüzde burada birkaç restoran vardır. Özellikle “Popov” isimli restoran ilginizi çekebilir.
Makedonya Üsküp
Bedesten:
Burası, eski çarşı içinde kapalı bir pazardır. 15’nci yüzyılda, Gazi İshak bey tarafından yaptırılmıştır. Ancak 1689 yılındaki yangında yıkılır ve daha sonra yeniden inşa edilir. Bedesten, 1899 yılındaki tadilattan sonra günümüzdeki görüntüsüne kavuşmuştur.
Makedonya Üsküp
Çifte hamam:
Eski çarşı merkezindedir. 1531 yılında Vali İsa bey tarafından yaptırılmıştır. Bina iki bölüme ayrılır. Bir bölüm erkek ve diğer bölüm kadınlar içindir. Her iki bölümün de genel düzeni birbirine benzer. Burası, 1915 yılına kadar hamam olarak kullanılmıştır. 1963 yılındaki depremde hasar görmesi üzerine onarılır ve Çağdaş Sanat Galerisi olarak kullanılmaya başlanır.
Makedonya Üsküp
Mustafa Paşa camisi:
Eski çarşıda, kale hisarı yakınlarındadır. Bulunduğu yer yüksek olduğundan, şehrin birçok yerinden görünür. Üsküp şehri fetih edildikten 100 yıl sonra yani 1492 yılında, eski bir Hıristiyan bölgesinde Yavuz Sultan Selim’in vezirlerinden Mustafa Paşa tarafından yapılmıştır. 1963 yılındaki depremde zarar gören caminin, 2007 yılında restorasyonu yapılmıştır. Bu restorasyonda, minare taşları tek tek sökülmüş, onarım işlemi gerçekleşmiştir. Ardından, taşlar orijinaline uygun şekilde yerlerine yerleştirilmiştir.
Makedonya ülkesinin en zarif İslam yapılarından birisi olarak kabul edilir. Komplekste: cami, Mustafa Paşa’nın türbesi, kızlarından birinin lahdi, bir çeşme ve diğer bazı bina kalıntıları vardır. Ayrıca: caminin içinde, camide çalışanların ikametgahı olarak yapılmış tek katlı konutlar bulunur. Cami: kare şeklindedir. En büyük kubbesinin çapı 16 metredir. 3 küçük kubbeyle örtülü dört mermer sütun üzerine yerleştirilmiştir. İç dekorasyon, güzel yazılı işlemeler içerir. Minaresi 42 metre yüksekliktedir. Kireç taşından yapılmıştır. Caminin bahçesinde 1933 yılında yapılmış bir şadırvan görülür. Şadırvanın suyu, söylenenlere göre, Karadağ bölgesinden geliyormuş.
Türbe: Mustafa Paşa’nın türbesi: sekiz yüzlü tamburun üzerine, bir kubbe ile örtülmüş, altıgen mermerdendir. Dört kızından biri olan Umi, dört kenarı Farsça yazıtlar içeren bir süslü lahitte gömülüdür. Cami avlusu güllerle doludur. Sadece cami ve türbe korunarak günümüze gelmiştir. İmaret ve medrese kalıntıları yoktur.
Daut Paşa Hamamı:
Doğu Rumeli Büyük veziri Davut Paşa tarafından 1489-1497 yılları arasında yaptırılmıştır. Yapı, 13 kubbeyle örtülü, 15 odadan oluşur. En büyük iki kubbe, genel bölümü ve diğer kubbeler ise bireysel banyo odalarını kaplar. Hamam, 1948 yılından beri Ulusal Sanat Galerisi olarak kullanılmaktadır.
Yahya Paşa Camisi:
Günümüzde halen ayaktadır. 1504 yılında yaptırılmıştır. I. Dünya savaşı sırasında, cami, Alman silah ve mühimmat üretim tesisi olarak kullanılmıştır. Caminin minaresi 50 metre yüksekliktedir. Caminin avlusunda, birkaç mezar görülür.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
Kurşunlu Han:
Aynı zamanda “Müezzin Hoca Hanı” olarak da biliniyor. 16’ncı yüzyılın ortalarında inşa ettirilmiştir. Eski çarşı bölgesindeki 3 kervansaraydan en büyük olanıdır. Sultan II. Selim’in emrindeki bir bilim adamının oğlu olan Musein Odza tarafından yaptırılmıştır. Hanın çatısı bir zamanlar kurşunla kaplıymış. Bu yüzden, ismi kurşunlu han olmuş.
Ancak bu kurşun tabaka, I. Dünya savaşı sırasında kaldırılmıştır. Handa piramit şeklinde birkaç kubbe vardır. Buraya: 17’nci yüzyılda bir cami ve 15’nci yüzyılda bir hamam eklenmiş ancak her ikisi de 1963 depreminde yıkılmıştır. Yapı, günümüzde “Pyetar Bogdani Arnavut Enstitüsü” olarak kullanılıyor, aynı zamanda Makedonya Müzesinin heykel koleksiyonunu barındırmaktadır. Pyetar Bogdani: ilginç bir kişiliktir, kendisi 1686 yılında Kosova bölgesinde, Osmanlılara karşı savaşmak üzere 6000 asker toplamasıyla tanınıyor. Yani, bir isyancı.
Makedonya Üsküp
Sulu han:
Eski çarşıda bir handır. Şehrin kurucusu İsa-Beg Isakoviç tarafından 15’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Hanın yakınlarındaki bir nehir nedeniyle, Sulu han ismini aldığı düşünülüyor. Osmanlı döneminde: kervanlarıyla hareket eden tüccarlar için yapılmıştır. Üst katta 54 oda vardır. Yapı: 1963 Üsküp depreminde ağır hasar görür ve 1972 yılında yeniden inşa edilir. Günümüzde: Üsküp Sanat Fakültesi ve Üsküp Eski Çarşı Müzesine ev sahipliği yapmaktadır. Hanın üstünde: “Atatürkçüler Derneği” de bulunuyor.
Makedonya Üsküp
Kutsal Kurtuluş Kilisesi-İsa’nın Yükselişi kilisesi:
1543 yılında, Osmanlı döneminde onaylanan ilk Hıristiyan projesidir. Ancak daha önce de burada bir kilise bulunduğu biliniyor, bu kilise eski kilisenin temelleri üzerine inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde, Hıristiyan yapılarının İslam yapılarından daha yüksek olması istenmediğinden, kilise yere yarı gömülü inşa edilmiştir. Bu yüzden, şehrin siluetine camiler hakimdir. Kilise, günümüzdeki görünümünü 19’ncu yüzyılda almıştır. Kilisenin ikonları ahşaptan oyulmuştur. Devrimci daha doğrusu isyancı Goce Delveç, kilisenin avlusunda beyaz bir lahit içinde gömülüdür.
ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER:
Makedonya Üsküp
FEODAL KULESİ:
Şehrin yeni bölümündedir. Osmanlı döneminde, gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Kare şeklinde, büyük blok taşlardan ve tuğlalardan yapılmıştır. Kuzey ve doğu yönlerinde, farklı boyutlarda balkon ve pencereleri vardır. Kule, içten 3 katlıdır. Katlara merdivenle çıkılır. Birinci kat merdivenleri, günümüze kadar korunmuştur. 20’nci yüzyılın başında, kule bir Roma Katolik Kilisesine dönüştürülmüştür. Rahibe Terasa’nın bu kilisede vaftiz edildiği sanılıyor. Günümüzde ise, kule askeri bir tesis olarak kullanılıyor. Yanında ise Rahibe Teresa evi ve heykeli bulunuyor.
Makedonya ÜsküpMakedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
Makedonya ÜsküpMakedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
RAHİBE TERESA EVİ:
Ristik Sarayı ve Makedonya Meydanının hemen doğusunda Makedonya caddesindedir. Biraz Rahibe Teresa’dan söz etmek istiyorum. Kendisi (mezarı: Hindistan Kalküta şehrindedir), burada doğmuş, 1910-1928 yılları arasında, burada yaşamıştır.
Yani 18 yaşına kadar burada yaşamış, daha sonra İrlanda ve Hindistan yolculuklarına çıkmıştır. Katolik dünyasında çok tanınan bir kişidir. Hayatını yoksullara adamış ve binlerce hastayı, yüzlerce çocuğu iyileştirmiştir. Bununla Nobel Barış Ödülünü kazanmıştır. Aslen Arnavuttur.
Arnavut olmasına rağmen Makedonların ona sahip çıkmasına Arnavutlar kızıyorlar. Makedonlar ise, “kendisi Üsküp doğumlu olduğu için bizim için kıymetli” diyorlar. Ev: bir zamanlar Rahibe Teresa’nın 27 Ağustos 1910 tarihinde vaftiz edildiği ve Katolik kilisesinin bulunduğu yer üzerine inşa edilmiştir. Mimar Vangel Bozinovski tarafından yapılan proje, Makedonya hükümeti tarafından finanse edildi ve 2009 yılında açılmıştır.
Müze evin içinde, kalıntıların bir kısmı korunmaktadır. Bu kalıntılar, Roma Katolik kilisesinin desteğiyle buraya nakledilmiştir. Ev: Katolik kilisesi tarafından vaftiz edilmiştir. Günümüzde kültürel sergilere ev sahipliği yapılıyor. Evin önünde: Rahibe Teresa, taşa oturan ve elinde bir güvercin tutan 10 yaşındaki çocuk ile görülüyor.
Makedonya Üsküp
ÜSKÜP ŞEHİR MÜZESİ:
1948 yılında kurulmuştur. 1970 yılında, kültürel bir anıt olarak korunan eski bir tren istasyonunun bir parçası haline getirildi. En önemli özelliği, kısmen yıkılmış olan dış cephesidir. Cephede bulunan saat: 27 Temmuz 1963 tarihinde şehri etkileyen depremin saati olan 05.17’de durdurulmuştur. Bu depremde, şehirde 1066 kişi ölmüş, şehrin büyük kısmı yıkılmıştır. Müze, MÖ 3000 yılı civarında ilk kaydedilen yerleşimden günümüze kadar olan döneme ait nesneleri, dört bölümde sergiliyor. Bölümler: Arkeoloji, Etnografya, Tarih ve Sanat Tarihidir.
Makedonya Üsküp
MAKEDONYA MÜZESİ:
Giriş ücretsizdir. 1924 yılında kurulan müze, Eski çarşı bölgesinde Üsküp kalesinin yanındadır. Ülkenin en eski müzelerinden birisidir. Müze, 3 müze katılarak oluşturulmuştur. Birleşen bu üç müze: Arkeoloji, Tarih ve Etnografla müzeleridir.
Makedonya ÜsküpMakedonya Üsküp
Makedonya Üsküp
MİLENYUM HAÇI VE TELEFERİK:
Üsküp şehrinde, 1066 metre yükseklikteki Vodno dağının tepesinde bulunan 66 metrelik bir haçtır. Ortodoks Hıristiyanlar, yüksek yerlere haç dikmeyi çok seviyorlar. Bu haç olayı, Mostar şehrin de de görülüyor. Buradaki haçın, Kosova bölgesinden dahi görülebildiği söyleniyor. Haç: bölgedeki Hıristiyan varlığının 2000’nci yılı kutlamaları için dikilmiştir.
Haç inşaatına 2002 yılında başlanmıştır. Makedon Ortodoks kilisesi, Makedon hükümeti ve Makedonyalıların bağışlarıyla yapılmıştır. Vodno dağının en yüksek noktasındadır. Orada daha önce küçük bir haç bulunuyormuş ve bu yüzden bu alan “Haçın yeri” olarak isimlendiriliyor. 2008 yılında içine asansör kuruldu. 2009 yılında haçın yakınlarında, bir restoran ve hediyelik eşya satış yeri kuruldu.
2011 yılında ise “Millenium Cross Teleferiği” açıldı. Teleferik 3.5 km uzunluğundadır. Geceleri, haç ışıklandırılıyor. Son bir not: uzaktan belki fark edemeyeceksiniz, ancak bu haçın hemen yanına, İslami temsilen bir minare yapımı sürüyor, yani eşitliğin ifadesi için haç ve minare yan yana olacakmış.
Alışveriş konusunda bilgi vermeden önce: şunu bilmelisiniz: Japonya’da birçok yerde kredi kartı kabul edilmiyor. Özellikle: Japonya dışından alınmış kredi kartları kesinlikle kabul edilmiyor, bu yüzden yanınızda mutlaka yeteri kadar nakit bulundurmalısınız.
Bir de: satılan malların birçoğu ki, özellikle elektronik cihazlar, Japonya şartlarında çalışmak üzere düzenlenmiştir ki, buna dikkat edin, öte yandan, garanti şartlarına da bakın, uluslar arası garanti olmasına dikkat edin.
Alışveriş bölgelerindeki mağazalar: genellikle saat: 10.00 gibi açılır ve 19.00-20.00 gibi kapanır.
Akihabara:
Yani Elektronik kent ve Shinjuku bölgeleri, elektronik alışverişin merkezidir.
Harajuku ve Shibuya:
Modanın merkezidir. Bu merkezler: modaya uygun ve muhteşem giysilerin, aksesuarların satıldığı dükkan ve mağazalarla doludur.
Harajuku’da bulunan Oriental Pazarı ve Asakusa’daki Nakamise çarşısı:
Geleneksel hediyelik eşyalar ve el sanatlarının satıldığı önemli merkezlerdendir.
Şehir: sokak pazarları ile de ünlüdür. Ueno’daki Ameyoko ve Taito’daki Yanaka Ginza: şehrin en önemli açık pazarları olarak dikkati çeker. Chuo-ku’da bulunan Tsukiji Merkezi Balık Pazarı: dünyadaki en büyük balık pazarı olarak öne çıkmaktadır.
Evet: yukarıda da sözünü ettiğim gibi, Tokyo’da alışveriş denilince, ilk akla gelen “elektronik” ürünlerdir.
Öte yandan: bu şehirde, dünyaca ünlü modacıların kreasyon ürünlerini bulup satın almakta mümkündür. Ama: bence en iyisi, birçok alışveriş merkezinde bulunan, Japon el sanatlarına ait ürünleri satın almaktır.
Aşağıda: Tokyo ziyaretinizde neler satın alabileceğiniz, nerelerden satın alabileceğiniz hakkında bilgiler vereceğim. Ayrıca: gezi yazıları içinde de, yer yer o bölgede alışveriş yapabileceğiniz ilginç yerlerden söz edeceğim.
NELER SATIN ALINABİLİR
Kimono
Gerçek kimonolar: boyanmış ipekten yapılır ve çok pahalıdır. Bunların ikinci ellerini, yani kullanılmışlarını ise, açık hava pazarlarında yaklaşık 10.000 yen civarında bulup satın alabilirsiniz. Ancak: açık hava pazarlarına ulaşamazsanız: dükkanlarda satılan yazlık kimonolardan satın alabilirsiniz. Bunlar: geleneksel mavi-beyaz desenli, pamuklu ve yazlık olarak kullanılırlar. Şehirde en iyi kimonolar: Sensoji Tapınağı civarında ve Asakusa çarşılarında satılır.
Ahşap Baskı İşleri
Edo dönemine ait ahşap baskı işlerini: özellikle Hibiya bölgesindeki İmperial Hotel yakınlarındaki Sakai Kokoda denilen yerde bulabilirsiniz. Ancak: reçinesinin akmaması için, ahşap boyama eşyaları nemli ortamlarda tutmanız gerekir. Hatta: ahşap boyama işlerini, plastik kaplarda eve götürmenizi öneririm.
Oyuncak Bebek
Japonya’da oyuncak bebekler: genellikle dekoratif ve törenlerde kullanılan objelerdir. Birçok farklı bebek çeşidi bulup satın alabileceğiniz yer olarak: Kyugetsu veya Taito-ku bölgeleri olabilir.
Seramik
Japonya’da çanak-çömlek yapımı, binlerce yıl önce başlamıştır. Alışveriş merkezlerinde birçok çeşitli seramik ürünleri bulup satın alabilirsiniz. Ancak, bunlar arasında stil olarak öne çıkanlar: Seto, Bizen, Şigaraki, Mino, Kutani, Raku.
Kağıt
Japonya’da kağıtlar, çeşitli bitki liflerinden yapılır ve bu uygulama yüzyıllardır sürdürülür. Yapılan bu kağıt olağanüstü yumuşak ve dayanıklıdır ve bu kağıttan, yüzlerce çeşit dekoratif ve kullanışlı objeler yapılır.
Hediyelik bir şeyler satın almak isterseniz: hafif ve kırılgan olmaması nedeniyle, bunları tercih edebilirsiniz. Bunları bulabileceğiniz yerler: İtoya, Kyokyoda bölgelerindeki çeşitli mağazalarda bulabilirsiniz.
İnci
1893 yılından bu yana, Japonya’da kültür incisi yetiştirilmektedir. Ancak: kalite ve fiyat konusunda yanılmamak için, inci almaya niyetlenirseniz, şehrin tanınmış inci satıcılarını tercih etmenizi öneririm. Bunları bulabileceğiniz yerler: Mikimoto, Tasaki, Minato-ku.
El Sanatı Ürünleri
Japonya Geleneksel El Sanatları Merkezi (Metropolitan Plaza), her çeşit el sanatlarını bulabileceğiniz başlıca yerdir. Buralarda: kaliteli ve sertifikalı el sanatları bulup satın alabilirsiniz. Oriental Bazaar bölgesi de, el sanatı satın alabileceğiniz başlıca yerlerden birisidir.
Burada: Çin ve Kore kökenli hediyelik eşyalar da bulup satın alabilirsiniz. İmperial Hotel yanındaki Uluslar arası Alışveriş Çarşısında ise, gümrüksüz alışveriş yapabilirsiniz. Burada: el sanatlarının yanı sıra, inciler, elektronik cihazlar ve kameralar satılmaktadır.
ALIŞVERİŞ YERLERİ
Tokyo şehrindeki alışveriş merkezlerinde çalışanlar çok nazikler ve bazıları İngilizce konuşmayı bilirler.
Alışveriş merkezlerinin alt katlarında, genellikle: yemek yerleri bulunuyor. Hatta: birçok yemek yerinin tezgahlarında tadabileceğiniz eşantiyon yiyecekler bulunuyor. Alışveriş merkezlerinin üst katlarında ise, restoranlar ve kafeler bulunuyor. Ginza ve Nihombaşı bölgesindeki alışveriş merkezleri, aynı zamanda birer kültür merkezi haline gelmişlerdir. Sponsor oldukları sergilerle, sanatseverlerin ilgisini çekerler.
Alışveriş merkezleri: genellikle haftanın Salı-Çarşamba günleri, sıra sıra kapanırlar.