Karaman Ermenek

Karaman Ermenek

Konya; binlerce yıl önce “deniz” iken, Ermenek, bir “ada” imiş. Bu bir söylenti, ancak bu söylentiyi destekleyecek kanıtlar var. Şöyle ki: Ermenek’te bulunan dağın zirvesinde, deniz hayvanlarının kabukları ve fosilleri görülmüş. Evet,

Ermenek ilçesinde, 2 gün bulundum. En dikkatimi çeken: tamamen meyilli bir arazi üzerine kurulu olması, ilçenin hemen yanında bir duvar gibi yükselen kayalık, mağaranın ağzına asılan bir “Galatasaray” bayrağı ve gece, saatlerce uğraştığım sivrisinekler.

Ha bir de, buraya ulaşmak için olan yolun, maalesef kötülüğü ve ulaşımın zorluğu. Ancak: Karaman’dan çıktıktan sonra, özellikle: Mut’a yaklaşıldığında ve Mut-Ermenek arasında, eğer mevsiminde giderseniz, tamamen kayısı bahçeleri arasında ilerliyorsunuz.

Karaman Ermenek

ULAŞIM

Ermenek-Karaman arasındaki uzaklık: 163 km. Ancak, buranın en büyük özelliği: bağlı bulunduğu ile ulaşmak için, başka bir il topraklarından (Mut) geçmek zorunda kalınmasıdır. Ama: bu yol, özellikle döneminde gidildiğinde: tamamen “kayısı” bahçeleriyle çevrilidir. Bu yol üstündeki bahçelerden, mutlaka kayısı almalısınız.

Evet, Ermenek’in çevreye olan uzaklıkları şöyle: Ermenek-Mut arasındaki uzaklık: 90 km. Ermenek-Başyayla arasındaki uzaklık: 25 km. Ermenek-Göktepe arasındaki uzaklık: 51 km. Ermenek-Sarıveliler arasındaki uzaklık: 47 km. Tüm bunların yanında: unutmamak gerekir ki, Ermenek-Alanya arasındaki uzaklık, sadece 1 saatte alınabiliyor. Bu mesafe, yörede yaşayanlar için büyük bir imkan.

TARİHİ

Yörede ilk yerleşimcilerin Hititler olduğu ve bu dönemde, ilk bilinen isminin “Maras” veya “Marassa olduğu söylenmektedir.

Daha sonra, Ermenek yöresindeki yerleşim yeri: MS.1.yüzyılda: Romalı komutan Germanicus tarafından kurulmuştur. Bu şahıs: Roma İmparatoru Augustus’un kızı Luvai’nın oğludur. Şehre verilen isim olan “Germanicopolis”, zamanla farklılaşarak “Ermenek” olmuştur.

MS. 395 yılında, Romanın bölünmesiyle, yöre, Bizans egemenliği altına girer. Bu dönemdeki isim: Germanikopolis.

Bu dönemde: yörede, Hıristiyanlık anlayışı, Bizans yönetiminin tüm baskılarına karşı benimsenir. Hıristiyanlığın, Bizans devletinin resmi dini olarak kabul edilmesine kadar geçen sürede ise, insanların, sığındıkları mağaralarda ibadet ettiği, bu basit ve anlamlı mağara ve kaya kovuklarının, yani kaya manastırlarının, ilk dönem, Hıristiyanları için çok önemli olduğu anlaşılmaktadır.

Tarihi  süreç içinde takip eden  dönemde yörede Abbasiler egemenliği ele geçirirler. Karamanoğulları Beyliği döneminde ise, Ernemek, Karamanoğulları Beyliğinin başkenti olur. 1475 yılında ise, bu kez Osmanlılar yörede görülürler.

Gedik Ahmet Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu, Ermenek’i ele geçirir, Karamanoğulları Beyliğini yıkar, Mennan kalesini fetheder. Böylece: Karamanoğulları Beyliği, tarih sahnesinden silinir.

Ermenek: dağlık bir arazi üzerine kurulmuştur. Kentin yaslandığı dik yamaçlar üzerinde, çok sayıda, Roma ve Bizans dönemlerine ait, mesken ve mezar kalıntıları bulunmaktadır.

Karaman Ermenek

GENEL

İlçe merkezi: Göksu havzasında, Ermenek suyunun oluşturduğu derin vadinin yamaçlarında, yaklaşık 1250 metre yükseklikte kurulmuştur. Arazi yapısı: zengin su kaynaklarını barındırmaktadır.

İklim olarak: bölgede Akdeniz iklimi egemendir. Türkiye’nin en yüksek barajı “Ermenek Barajı” dır. Hatta, söylenenlere göre, yöredeki büyük kömür yatakları, bu barajın suları altında kalmıştır.

Bölgenin ekonomik imkanları değerlendirildiğinde: orman varlığı yanında, kömür-demir-krom-kurşun gibi zengin maden yatakları da görülmektedir. Tarım ürünleri bakımından ise: özellikle: elma, armut, kiraz öne çıkmaktadır.

Nüfus olarak, Karaman il merkezinin en kalabalık ilçesidir. Yüz ölçümü olarak da, Karaman ilinin en büyük ilçesi olarak öne çıkmaktadır.

Oğuzlar, Anadolu’da ilk yerleşim yeri olarak buraları seçmişler ve MS.1015 yıllarında, yani Malazgirt zaferinden 50-60 yıl öncesinde, Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli adımlar atmışlardır.

Dünyanın en büyük: yer altı nehri ve yer alta şelalesi (Maraspoli) Ermenek’te bulunmaktadır. Ayrıca: ülkemizde, kardelen çiçeği, nadiren bu yörede (Dumlugöze köyü) yetişmektedir.

 

NE YENİR. NE İÇİLİR

Ermenek yöresinde, yöresel lezzetleri tatmak isterseniz “batırma” yemelisiniz. Belki de, yine bu yöreye özgü “Arabaşı” yemeyi deneyebilirsiniz. Ama, bu yöresel yemek, biraz tecrübe gerektiriyor.

NE SATIN ALINIR

Ermenek’te, içine herhangi bir katkı maddesi konulmadan, bağ ve bahçelerden toplanan üzümlerden: helva yapılmaktadır. Bu helva, içinde şeker olmadığından, çok tercih edilmektedir. Sizler de, mutlaka bu helvayı tatmalı ve hatta, kendiniz ve yakınlarınız için hediyelik olarak satın almalısınız.

Bunun yanında: Balkusan yaylasından üretilen ballardan bulabilirseniz, satın almalısınız. Çünkü, burada üretilen bal: yörenin en beyaz ve en lezzetli balıdır. Ayrıca: buranın “kaşar peyniri” de meşhur. Son olarak: Ermenek pekmezi de satın alabilirsiniz.

Karaman Ermenek

GEZİLECEK YERLER

Karaman Ermenek Zeyve Pazarı

ZEYVE PAZARI

Buraya gidip, su değirmenleri ve su ile çalışan hızarın fotoğrafını çekmelisiniz. Evet, Zeyve pazarı, yaklaşık 600 yıllık bir geçmişe sahiptir. İlçe merkezine, 26 km. uzaklıktaki, İkizçınar köyü ve Yaylapazarı köylerini ayıran dere üzerinde ve çevresinde kurulmuştur.

Burası, birçok tarihi çınar ağacı ile tam bir doğa cenneti. Pazar yerinde: bolca su kaynakları, su değirmeni ve su hızarı var. Ayrıca: Pazar günleri, burada Pazar kuruluyor. Çevre köylüleri, ihtiyaçlarını buradan karşılıyorlar, ürettikleri ürünleri burada satıyorlar.

Karaman Ermenek Ulu Cami

ULU CAMİ

İlçe merkezinde: Gülpazar Mahallesindedir. İlçede bulunan camilerin en büyüğüdür.

Karamanoğulları döneminde, 1302 yılında, Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Ağaç sütunların taşıdığı kirişler üzerine oturtulmuş, toprak damlı bir yapılıdır. Mihrabı, güzel oyma taştandır.

Kesme taştan yapılan yapı; kabartmalarla süslü, alçı mihrabında, çeşitli mavi çinilerle bezenmiştir. Ağaç oyma süslemeleri, göz alıcı ve hayranlık uyandırıcıdır. Özellikle, caminin kapısı: çınar ağacından yapılmış olup, üzerinde, güzel hat örnekleri görülüyor.

Karaman Ermenek Meraspolis Mağarası

MERASPOLİS (MERASPULLA) MAĞARASI

İlçe merkezinde: Ermenek kalesinin altında bulunmaktadır. Mağaranın iki giriş kapısı var. Çok ilginç ki, mağarada büyük bir yer altı nehri var. Bu nehirden: Ermenek ve çevre yörelerin içme suyu ihtiyacı karşılanıyor.

Ayrıca: bu mağaradan çıkan su ile, uzun süre, Ermenek ve çevre yörelerin elektriğini karşılayan hidroelektrik santralı çalıştırılmış. Böylece: Ermenek, Türkiye’de, elektriğe kavuşan üçüncü ilçe olmuştur.

Hidrolojik olarak aktif bir mağaradır. Ancak, mağara içi traverten birikimi çok azdır.

Mağara bu özellikleriyle, dünyanın üç en büyük mağarasından biri olarak biliniyor. Toplam uzunluğu: 196 metredir.

Ermenek ilçesinde, ilçenin çoğu yerinden baktığınızda, buradaki mağarayı görebiliyorsunuz. Hatta, bazen bu mağara ağzına, büyük bayrak asıyorlar. Mağaranın içinde: sifon, şelale gibi oluşumlar ve göçme tehlikesi bulunduğundan, gezi amaçlı girilmesi yasak.

Karaman Ermenek Firan-Ermenek Kalesi

FİRAN-ERMENEK KALESİ

Ermenek ilçesinde, kuzeydeki sarp kayaların üzerine kurulmuş tarihi bir kaledir.

Ermenek içe merkezine 4-5 km uzaklıktadır. Araçla kalenin yakınına kadar gidilebilir, sadece son bölümde kısa bir yürüyüş yapmak gerekir.

300 m yükseklikteki bir kayalık tepe üzerindedir.

Kale: sığınak, mesken ve zindan olarak kullanılmıştır. Amasyalı gezgin Strabon: bu kaledeki mağaraları “Zağfiran” mağaraları olarak nitelendirdiğinden, kale “Firan” adıyla anılmaktadır.

Şehrin savunma merkezidir.

Yapım tarihinin: Asur ve Hitit dönemlerine kadar uzandığı düşünülmektedir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Göklere uzanan bir kale” olarak betimlediği bu yapı, antik temeller üzerine inşa edilmiştir.

Kuşatılması neredeyse imkansız olduğu için tarih boyunca İsaurialı isyancıların ve yerel beylerin sığınağı olmuştur.

Antik dönemde İsaurialılar, isyancı bir topluluk olarak bilinirler. Roma ya karşı direnmişlerdir.

Kalenin içinde: mağaralar, sarnıçlar ve gizli geçitler bulunur. Kalenin içindeki depolar, kuşatma altındaki bir şehrin aylarca nasıl hayatta kaldığının kanıtıdır.

Firan Kalesi

Günümüz:

Kaleye çıkış iki yolla olmaktadır. Birinci yol: doğudan, kayalara kazılarak yapılan, çok dar bir giriştendir. Diğer yol ise: dik kayalığın alt bölümlerinden başlayan ve kayaya oyularak yapılan 72 basamaklı bir merdivenle sağlanmaktadır.

Kale, 1 derece arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Özellikle kale surları ve bazı iç yapılar, mevcut duvar yapıları, sarnıçlar, küçük gözetleme noktaları görülebilir.

 

Karaman Ermenek Görmel-Ala Köprüsü

GÖRMEL (ALA) KÖPRÜSÜ

Ermenek-Anamur-Gülnar yolu üzerinde, Göksu nehri üstünde kurulmuştur. Ermenek ilçe merkezine, 18 km. uzaklıktadır.

Büyük Türk Alimi Ermenekli Saffet Hoca: bu köprüye verilen “Ala” adını “çok yüce, çok büyük” anlamına gelen, Arapçada “Ala” kelimesinden yumuşatıldığını söyler.

Köprü: kesme taştan, biri büyük ve biri küçük, iki gözlü olarak yapılmıştır. Başlama ve bitiş noktaları, kayalar üzerine oturtulmuştur. Köprünün: genişliği 7 metre ve uzunluğu ise, 67 metredir. Su seviyesinden yüksekliği ise: 27 metredir.

Köprüde bulunan kitabeden, köprünün: 1306 yılında, Karamanoğulları’ndan Mirza Halil Bey zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır. Mimarı ise, Yusuf oğlu Süleyman’dır. Köprünün yapılışı hakkında bir söylenti var. Buna göre: “ Köprüyü yapan çırak, ustasına: “Bir köprü yaptım, gezmeli değil, görmeli” der. Köprünün “Görmel” ismi, bu efsaneden gelmektedir.

Karaman Ermenek Tol-Musabey Medresesi

TOL (MUSABEY) MEDRESESİ 

İlçe merkezinde Çınarlı mahallesindedir.

Medrese yapısı: Karamanoğulları döneminde, Emir Musa Bey tarafından, 1339 yılında yaptırılmıştır.

Germanikopolis’in antik taşları, bu dönemde yeni yapıların inşasında kullanılmıştır.

Karamanoğullarının karakteristik mimari özelliklerini taşır.

İki eyvanlı, açık avlulu ve tek katlı bir medresedir.

Avlunun iki yanında, öğrencilerin kaldığı küçük odalar sıralanır.

Taş işçiliği mükemmeldir.

Bu yapı, beyliğin en güçlü isimlerinden biri tarafından yaptırılmıştır ve o bölgedeki Türk hakimiyetinin mührü gibidir.

Mut-Anamur-Silifke yörelerinde ve hatta Karaman’da, tanınmış bir eğitim ve öğretim kurumu olarak öne çıkmaktadır.

Burada: o zamanlarda, dini bilimler yanında, matematik ve Astronomi de okutulmuştur.

Osmanlılar ile olan ilişkilerde, sorunların çözümü için, bu medresenin müderrislerinden Türk Bilgini Molla Vali, elçi olarak görev yapmıştır.

Özellikle girişindeki mermer işçiliği ve medresenin içinde yer alan türbe kısmı görülmeye değerdir.

 

Türbe Kısmı:

Medresenin içinde Bedreddin Mahmut Bey ve ailesine ait olduğu bilinen kabirlerin bulunduğu bir türbe kısmı vardır.

Tol Medrese

Günümüz:

Restore edilmiş Tol Medrese, Ermenek in en çok ziyaret edilen yapısıdır.

Hem bir müze atmosferine sahiptir hem de Karamanoğullarının kültürel mirasını günümüze taşır.

 

ALA İN

Kazancı kasabası yöresindedir. Bir tepe üzerinde kurulmuştur. Mevcut kalıntılardan, Bizans döneminden kalma bir yerleşim yeri olduğu tahmin edilmektedir. Güneyde, Bizans döneminden kaldığı sanılan bir “kilise” bulunmaktadır.

Burada: kireç taşı arazide, doğal bir kaya sığınağı “kiliseye” dönüştürülmüştür. Doğu bölümüne ise, bir duvar yapılmıştır. Ancak, bu duvar, günümüzde yoktur.

Kilise yapısı içinde: boya ile yapılmış bir kısım freskoların izleri görülebilmektedir. Ayrıca, kuzey bölümde, bir su kaynağı bulunmaktadır. “Ala in” ismi, bu kiliseden gelmektedir.

DİNEK KULESİ

Kazancı kasabası, Dinek mevkiindedir. Burada, bütün bölgeye hakim olan bir tepe üzerinde: Roma dönemine ait bir yerleşim yeri kalıntıları görülüyor. Ancak, buradaki yapılar, temel seviyesinden yıkılmışlardır. Yüzeyde, nadir olarak mimari elemanlara rastlanmaktadır.

Yerleşim yerinin, tam zirve noktasında: doğal-iri bir kaya üzerine: iri blok kesme taşlardan, bir anıt mezar yapılmıştır. Anıt, kısmen sağlam olarak günümüze kadar gelebilmiştir. Üzerinde bulunan doğal kayanın değişik bölümlerine, nişler açılmış olup, anıtın çevresinde, yapıldığı dönemde başkaca yapıların da bulunduğu anlaşılmaktadır.

Karaman Ermenek İkiz İn Kabartması

İKİZ İN KABARTMASI

Güneyyurt kasabasının, 2 km. doğusundadır. Burada, bahçeler arasında bulunan antik kalıntıda: büyük bir kayanın, güneye bakan yüzü düzeltilmiş ve oyularak, ikiz kaya mezarı yapılmıştır. Doğuda kalan mezarın alınlığında: 2 aslan, 1 boğa ve 1 yılandan oluşan, hayvanlar gurubu, kabartma olarak işlenmiştir.

Aslan: sağa  doğru yatar vaziyette, sol pençesiyle boğanın başına basar şekilde görülüyor. Ancak, en üstte bulunan bu aslan figürü, nispeten tahrip olmuş durumda. Mezar odaları ise, gayet iyi durumda olarak günümüze kadar gelmiştir. Bunların, Roma döneminde yapıldığı sanılıyor.

Karaman Ermenek Ilısı Şelalesi

ILISI ŞELALESİ

İlçe merkezine 30 km. uzaklıkta olup, araba ile yanına kadar gitmek mümkündür.

Ilısu şelalesi: Erik deresinden ve Ilısu’dan çıkan su kaynaklarıyla beslenir. Şelale: kayalık dağın, suyun gücü sonucu ikiye ayrılmak zorunda kaldığı bir yerden akıyor. Bu görüntü muhteşem. 100 metrelik blok kaya, su tarafından oyulmuş, 4 metrelik bir yarık şeklindeki bölümden, şelale akıyor.

Düştüğü yerde ise, yerdeki taşlara çarparak, doğal bir fıskiye gibi, yaklaşık 15-20 metre uzaklığa kadar, sürekli yağmur misali yağıyor.

Çam ağaçlarıyla kaplı orman içinde, araba ile şelaleye giderken, tam bir cennet görüntü içinde ilerleyeceksiniz.

Şelaleden döküldükten 5 km. sonra, Ermenek çayı ile birleşir ve buradan “Gezende” barajına ulaşır. Evet, şelale çok yüksekten akıyor. Yüksekliği: 55 metre. Bunu canlandırmanız için, şunu söyleyebilirim. Amerika’daki ünlü Niyagara şelalesi, 48 metre yükseklikten akmaktadır.

Şelalenin en büyük su kaynağı olan Ilısu kaynağı da, şelalenin 2-3 km. yukarısındadır. Kayaların içinden çıkan su, çevre köy ve kasabaların, içme-sulama su ihtiyacının büyük bölümünü karşılamaktadır. Diğer kolu olan Erik deresinden gelen suyun önüne gövde yapılmış ve yaklaşık 5  km. lik bir tünel açılarak, su, Görmeli Barajına aktarılmıştır.

MENNAN KALESİ

Ermenek-Mut-Gülnar kara yolu üzerinde, Ermenek ve Erik çaylarının birleştiği yerde, dağın üzerinde kurulan bir kaledir. Kelime anlamı: sığınılacak yer.

Kale: ele geçirilmesi zor, savunulması kolaydır. Birçok orduya sığınaklık ve barınaklık yapmıştır. Haçlı Seferlerinin üçüncüsünde: Haçlılar, Mennan kalesine sığınarak, Selçuklu akınlarından korunmaya çalışmışlardır.

Karamanoğulları, kaleyi onarmışlardır. Ancak: son Karamanoğulları Beyi, Pir Ahmet Bey: Osmanlılarla yaptığı savaşı kaybedince, kaçarak Mennan kalesine sığınır. Bunun üzerine, Osmanlı ordusunun başında bulunan Gedik Ahmet Paşa, Mennan Kalesi önlerine gelir ve toplar ile, kaleyi yıktırır.

Kalede: günümüze kadar ayakta gelen yapılar: depolar, sarnıçlar ve bina kalıntılarıdır.

Karaman Ermenek Karaman Bey ve Oğlu Mahmut Bey Türbeleri

KARAMAN BEY VE OĞLU MAHMUT BEY TÜRBELERİ VE KARAMAN BEY İMARETİ

İlçe merkezine, 25 km. uzaklıktaki, Balkusan köyündedir. Bu köy, adını: Uygur Türklerinin Orta Asya’daki başkentleri olan “Balgasan”dan almıştır.

Türbe: Karamanoğullarından Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. Türbede, 2 sıra halinde, 5 adet, yekpare taş sanduka var. Günümüzde: Karamanoğlu Ahmet Bey’e ait bu türbe: yerel köylüler tarafından dileklerin kabul edildiği bir manevi ziyaret yeri haline getirilmiştir.

 

GERMANİKOPOLİS

İsauria Germanikopolis olarak da bilinir.

Günümüzde Karaman ilinin Ermenek ilçe merkezindedir.

Kent; Roma Generali Germanicus Caesar onuruna bu ismi almıştır. Daha eski adı: Tibarassos ( ya da Tibarasis) olarak bilinir. Daha sonra: Germanik ve son olarak Ermenek olarak değişmiştir.

Roma döneminde bölgedeki eşkıyalık faaliyetlerinin takibi için inşa edilmiştir. Erken Hıristiyanlık döneminde önemli bir piskoposluk merkeziydi.

 

 

Kalıntılar:

Antik kentin üzerine modern yerleşim kurulduğu için günümüze çok fazla mimari yapı ulaşmamıştır. Ancak ilçenin kuzeyindeki kayalık yamaçlarda çok geniş bir nekropol (mezarlık) alanı vardır. Burada kaya mezarları, lahitler ve erken Hıristiyanlık dönemine ait mezar şapelleri görülebilir.

 

Nekropol Alanı:

Antik şehre dair somut kalıntılar, kentin kuzeyini saran devasa kaya kütlelerindeki Nekropol alanındadır.

Buradaki kaya mezarlarının birçoğu dışarıdan bakıldığında bir tapınak cephesini andırır. Kayaların içine oyulmuş tek odalı veya aile tipi mezarlar oldukça yaygındır.

Üzerlerinde aslan figürleri, medusa başları veya ölen kişiyi betimleyen kabartmalar bulunur. Mezarların bir kısmında Grekçe yazılmış beddua kitabeleri vardır. Bu kitabeler genelde “Her kim bu mezara zarar verirse tanrılar onu cezalandırsın” şeklindedir ve bu da o dönemin inanç dünyasını yansıtır.

 

Sonuç:

Eğer antik kente gitmek istiyorsanız, antik kenti kalıntıları modern şehrin yani Ermenek ilçe merkezinin altında kaldığı için, yüzeyde herhangi bir kalıntı göremezsiniz.

Ancak kaya mezarları vardır.

 

Karaman Ayrancı

Karaman Ayrancı

Karaman-Ayrancı arasındaki uzaklık: 45 km. Ayrancı-Ereğli arası uzaklık: 38 km. Karaman-Ereğli karayolu, İlçe merkezinden geçmektedir. İlçe merkezine 2.5 km. uzaklıkta, tren yolu istasyonu da bulunmaktadır.

Karaman Ayrancı

TARİHİ

Bölgedeki ilk yerleşimcilerin, Tuvana krallığı ile Hititler olduğu bilinmektedir. Tuvana krallığı: bölgede, Bor-Karaman-Gülek Boğazı-Toros Dağları ve Koçhisar’ı kapsayan yerlerde, büyük bir egemenlik kurmuştur.

Daha sonraki dönemlerde ise: Asurlular, Kimmerler, Lidyalılar,  Persler ve Makedonyalılar egemenlik kurarlar. Sonra: Roma ve Bizans dönemleri. Özellikle: Romalılar döneminde, Arap saldırıları görülüyor.

Bu saldırılardan korunmak için: Ayrancı ilçesi sınırları içinde bulunan Anbar köyünde (Sidemera) bir askeri üs kurmuşlardır. Burada çıkarılan Sidemera Lahti, dönemin en büyük buluntusudur.

İlçe toprakları, daha sonra: 1077 yılında, Kutalmış Süleyman Şah tarafından, Bizanslılardan alınır ve bölge Türklerin eline geçer.

Takip eden dönemdeki Haçlı savaşlarında: 1101 yılında, I. Kılıçaslan ile Melik Gazi tarafından bozguna uğratılan Haçlıların: Kont De Navar komutasındaki 20.000 kişilik bir kuvvetle, Ayrancı bölgesindeki, Kafir Yazıcı yani Gavur Yazıcı denilen mevkide toplandıkları biliniyor.

Daha sonra, buradan Divle Deresi ve Çat köyü üzerinden, Toros dağlarını aşarak, Tarsus yöresine inerler.

Evet, Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra, bölgede kurulan Karamanoğulları Beyliği, burayı da hakimiyetine alır. Osmanlı İmparatorluğunun egemenlik döneminde ise: bölge özellikle Divle olmak üzere, stratejik önemini korumaktadır.

Zaten: Divle çiftliği ismi verilmiştir. 1903 yılında, II. Abdülhamit ve Rus Çarı Nikola anlaşarak, Kırım’dan sürgün edilen bir kısım Türk, buraya yerleştirilmiş ve bunların yerleştirildiği köye, Osmaniye adı verilmiştir.

Daha sonra ise, Divle köy olmuştur. 1923 yılında ise, köyün ismi “Ayrancı” olarak değiştirilmiştir.

Ayrancı: 1987 yılında ilçe olur. 1989 yılında, Karaman iline bağlanır.

Karaman Ayrancı

Biraz önce söylediğim gibi: burası : “Osmaniye” ve “Divle” olarak anılırken: bir söylenti sonucu “Ayrancı” olarak isimlendirilmeye başlanmıştır.

Bu söylenti: “ Yavuz Sultan Selim, İran seferine gitmek üzere, yöreden geçerken, bugün üzerine baraj kurulan ve büyük bir coşkuyla akan dere ile karşılaşır. Bu dere üzerinde: 12 köprü bulunmaktadır.

Sultan: iki kol halinde, iki köprüden geçilmesini ister. Birinci kolun başında kendisi: günümüzdeki “Ziya Efendi” isimli köprüden geçmek ister ve burada “Ziya Efendi” ile karşılaşır. İkinci kolun başındaki komutanı “Hilmi Dede” köprüsünden geçmek ister ve “Hilmi Dede” ile karşılaşır.

Hilmi Dede: ordunun içinde casuslar bulunduğunu ve köprüden geçmemelerini söyler. Komutan, bunu Sultana duyurur. Sultan: yine de, köprüden geçilmesini emreder ve ordu köprüden geçmeye başlar.

Ancak: bu sırada, birkaç asker boğulur-ölür. Daha sonra anlaşılır ki, bunlar casuslardır.

Komutan; susuz ve yorgun askerleri için: Hilmi Dede’ye “askerlerin içebileceği temiz suyu nereden bulabileceğini” sorar.

Hilmi Dede’de, hanımı tarafından, yayıkta ayran yapıldığını ve ikram etmek istediğini söyler. Yayıktaki ayran: günümüzde Karaman yolu üzerinde bulunan, Soku Taşı olarak bilinen, oyuk bir taşın içene ayran dökülür.

Ancak komutan: “Dede, bu kadar ayran, koca orduya nasıl yeter?” der. Ancak: bir süre sonra: oyuk taşın içindeki ayrandan, bütün askerler içmesine rağmen, ayranın bitmediği görülür. Bunun üzerine, komutan: “Sen Hilmi Dede değil, ayran dedesin” der.

Hilmi Dede mezarı: kendisi için yaptırılan “Ayran Dede” türbesindedir. Evet, bu söylentiden esinlenilerek: İlçenin adı “Ayrancı” olmuştur.

GENEL

İlçe merkezinin, deniz seviyesinden yüksekliği: ortalama 1200 metredir. Topraklarının büyük bölümü: Karaman ovası üzerindedir. En büyük coğrafi özelliği: ülkemizin en az yağış alan yörelerinden biri olması nedeniyle, önemli bir akarsu bulunmamasıdır.

Genellikle, Toroslar’dan kaynaklanan akarsular bulunmaktadır. Bu akarsular: bahar aylarında, karların erimesi ve yağmurlar sonucu kabarır ve baraj gölünü doldurur. Yaz aylarında ise, suları azalır ve bazı yıllarda yok denecek düzeye gelir, yani kururlar.

Bölgede: sanayi tesisi bulunmamaktadır. Ekonomik faaliyetlerin temelini: tarım ve hayvancılık oluşturur. Hayvancılık, önemli bir geçim kaynağıdır. Üretilen sütlerden: teneke ve tulum peyniri yapılır.

Tarımsal faaliyetler ise, buranın, ülkemizin en kurak bölgesi olması nedeniyle, fazla gelişme göstermemiştir. Tüm bu olumsuz ekonomik şartlar nedeniyle: bölge insanı, başka yerlere göçmektedir.

İlçede, karasal iklim hakimdir. Bu nedenle, yazları sıcak ve  kışlar ise çok soğuk olur. Yani, İç Anadolu’nun karakteristik iklim yapısı, burada da görülmektedir. Bu iklim şartlarının sonucu olarak görülen bitki örtüsü ise, bozkır bitki topluluğudur.

NE YENİR, NE İÇİLİR

Ayrancı yöresinde: yoğurt ve özellikle Divle Obruk peyniri çok meşhurdur. Bunun dışında, mevsimine göre: kayısı ve beyaz kiraz var. Ama dediğim gibi, ülke çapında bilinen: Divle obruğu peyniri.

NE SATIN ALINIR

Mutlaka ve mutlaka, Divle obruk peyniri satın almalısınız.

Karaman Ayrancı

GEZİLECEK YERLER

 

AKGÖL

İlçe merkezine, 30 km. uzaklıktadır. Denizden yüksekliği: 990 metredir. En derin yeri: 2 metredir. Ancak, Ereğli gölünün  tahliye suları buraya karışınca, göl bataklığa dönüşmüştür. Göl, bir doğal kuş cennetidir, yaklaşık 300 civarında kuş türü tespit edilmiştir ve 1995 yılında Milli Park kapsamına alınarak, av yasağı getirilmiştir.

Karaman Ayrancı Divle Obruğu

DİVLE OBRUĞU

İlçenin, Divle yani Üç harman köyündedir. Köyün, güney tarafında bulunan dağın çatlağının arasındaki boşluktur. Obruk: dağın, 36 metre derinliğindedir. Yazları donduracak kadar serin, kışları ise ılıktır.

Burada: yer altında, çok geniş bir yapı var. Köy halkı, burayı, soğuk hava deposu olarak kullanıyor. Obruğa: köylüler tarafından konulan tulum peynirleri, aşağıya bir makara ile sarkıtılıyor. Burada, muhafaza edilen tulum peynirleri, muhteşem lezzetleriyle, ülkemizin birçok yöresinde biliniyor.

Karaman Ayrancı Divle Kalesi

DİVLE KALESİ

İlçenin, Divle yani Üç harman köyündedir. Kalenin: Hz. İsa’nın havarilerinden St. Paul tarafından, Hıristiyanlığa geçirilen ilk Hıristiyanlar tarafından oyulduğu sanılmaktadır.

Kale, bir apartmanı andırır şekilde, çok katlıdır. Kale içindeki yerleşim, mağaralar içinde ve toplu mesken şeklinde planlanmış ve yapılmıştır.

Kale: Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar zamanında, aktif olarak kullanılmıştır. Kale içindeki odalar ve salonlar, birbirlerine dar ve küçük kapılarla bağlanmaktadır.

Kale önünde ise, harabe yani yıkık halde, bir kilise, bir medrese, bir mescit ve bunların önünde ise çeşitli mezarlıklar bulunmaktadır.

DİVLE KÖPRÜSÜ

Divle köyündedir. Köyün ortasından geçen derenin üzerinde, köyün iki yakasını birleştirmektedir. Uzunluğu: 52 metre, genişliği: 4 metredir. Yapı: ana göz ve yanlarda iki göz şeklinde yapılmıştır. Korkulukları ise, büyük blok taşlarla örülmüştür. Kitabesi bulunmayan köprünün, Karamanoğulları döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Günümüzde kullanılmıyor.

Ambar Köyü

SİDEMORİON-SİDAMARİA

Ayrancı ilçesinin Ambar köyündedir.

Karaman-Ereğli kara yolu üzerinde olduğu için ulaşımı oldukça rahattır. Karaman il merkezine yaklaşık 47 km uzaklıktadır. Eski adı Sidamara olan yerleşim yeri, 19 yüzyılın başlarına kadar Divle’nin çiftliği ve tahıl ambarı olarak kullanılmış ve bu sebeple “Ambar” ismini almıştır.

Bugün Sidamara antik kenti, modern Ambar köyü ile içiçe geçmiş durumdadır. Antik dönemde Karaman (Laranda), Ereğli (Herakleia), Konya (İconium) ve sahil kesiminden gelen yolların kesiştiği çok kritik bir ticaret ve askeri güzergah üzerinde kurulmuştur.

Arkeolojik veriler kentin özellikle Roma ve Erken Hıristiyanlık dönemlerinde (MS 2 ve 3 yüzyıllar) altın çağını yaşadığını göstermektedir.

MS 200-210 yıllarına  tarihlenen ve Julia Domna’yı onurlandıran bir yazıt, kentin Severuslar döneminde de önemini koruduğunu göstermektedir.

Ayrıca Ambar köyünde bulunmuş olan ve Hadrianus’a (MS 117-138) atfedilmiş Yunanca bir yazıt, kentin isminin geçmesi açısından önem taşımaktadır. Bu yazıtta, kentte bir hamam yapısının varlığı görülmektedir. Yazıttan boule ve demosun İmparator onuruna bir hamam yaptırdığı anlaşılmaktadır. Yazıtta “Sidamaralıların boule ve demosu, bu hamamı merhum Traianus oğlu, merhum Nerve torunu İmparator Caesar Hadrianus Sebastus’a kutsayarak ithaf ettiler, İmparatorun valisi Bruttius Praesens’in denetimi altında” ifadesi geçmektedir.

Hamamın Hadrianus’a adanması, İmparatoru MS 128-133 yılları arasında gerçekleştirdiği ikinci gezi programı kapsamında Sidamaria ya uğradığını gösteriyor olabilir.

Ambar Höyük

AMBAR HÖYÜK:

Evet günümüzde Ambar içerisinde ilk dikkat çeken yer, köyün kuzeyindeki kayalık tepeliğin güney eteğinde yer alan höyüktür.

Yerel halkın “kale” olarak adlandırdığı höyük, 200 x 170 m boyutlarındadır.

Höyüğün kuzeyi dışındaki kesimlerinin köy evleriyle çevrelendiği görülmektedir.

Yakın geçmişte höyüğün eteklerinde 9 veya 10 odalı bir mağaranın varlığı tespit edilmiştir.

Höyük üzerinde günümüzde herhangi bir duvar kalıntısı görülmez.

Ancak daha önceki araştırmacılar Höyük üzerinde ve ovaya doğru uzanan duvar kalıntılarının varlığından söz ederler.

Araştırmacı Hamilton: buranın duvar ve hendekle çevrelendiğine dair izler gördüğünü ve aynı zamanda üzerinde duvar temellerinin bulunduğunu aktarmıştır.

Bununla beraber höyük yüzeyinde keramik parçalarıyla karşılaşılmaktadır.

Höyük, tarım yapmaya son derece elverişli, geniş ve verimli ovalık alanlarla çevrilmiştir.

Ovalık alanlar, höyüğün doğu tarafında kayalık yükseltilerle sınırlanırken, güney, kuzey ve batıya doğru geniş düzlükler olarak devam etmektedir.

 

AMBAR KÖYÜNDE GÖRÜLEN MİMARİ BLOKLAR:

Günümüzde Ambar köyü içinde, çevrede rastlanan bazı mimari bloklar dışında, antik yapılara ait kalıntılar görülmemektedir.

 

KAYA MEZARLARI:

Höyüğün 350 m kadar kuzeydoğusunda, günümüzde köy mezarlığının hemen kuzeyinde yer alan Köşkerler mevkiinde, kaya mezarları ve çok sayıda khamasorion ile karşılaşılmaktadır.

Kayalık tepenin güney yamacının üst kesiminde 5 adet kaya mezarı güneybatı-kuzeydoğu yönünde sıralanmaktadır.

Mezarların tamamının girişi güneydoğuya bakmaktadır.

Mezarlar, dikdörtgen bir giriş, dörtgen mezar odası ve basit klinelerden meydana gelmektedir.

Güneybatı uçta yer alan 1 Nolu kaya mezarı, büyük oranda toprak altında kalmış olup sadece girişin üst kısım görülebilmektedir.

2 Nolu kaya mezarı: 60 cm genişlik ve 78 cm yükseklikte dikdörtgen girişe sahiptir. Mezar girişinin önünde, sağ tarafta ana kayaya oyulmuş küçük bir sunu çanağı bulunmaktadır. Girişin sağ iç tarafında alt ve üstte kapının yerleştirilmesi için açılmış yuvarlak oyuklar görülmektedir. Sağ tarafta, ortada ise dörtgen bir kilit deliği yer almaktadır. Mezar odasının zeminine bir basamakla inilmektedir.

Mezar odası, 288 cm genişliğe ve 280 cm derinliğe ve ölçülebilen 153 cm yüksekliğe sahiptir. Mezarın her üç duvarında da klineler yer almaktadır.

Kaya mezarlarıyla günümüz köy mezarlığı arasındaki kayalık alanda 21 tane khamasoriona rastlanır. Bu alandaki khamasorionlar, kenarları silmelerle yükseltilmiş basit dikdörtgen formlu mezarlardır. Mezarların kapakları günümüze ulaşmamıştır. Kenarlarındaki silmeler nedeniyle taş kapaklara sahip oldukları anlaşılmaktadır.

Khamasorionların bazıları tamamlanmamıştır.

Khamasorionların içleri taş ve toprakla dolu olduğu için derinlikleri ölçülememektedir.

Mezarların kenarları kapakların iyi oturması ve yağmur sularının engellenmesi amacıyla yükseltilerek profillendirilmiştir.

Köşkerler mevkiindeki mezarların dışında Ambar dan Kavuklar köyüne giden yolun sağında geniş bir nekropol alanının daha bulunduğu bilinmektedir.

Günümüzde kalıntıları görülmeyen buradaki mezarlardan bilezik, yüzük, gözyaşı şişesi ve vazoların çıktığı aktarılmaktadır.

 

 

Sidamaria Lahdi

SİDAMARİA LAHDİ:

Arkeoloji dünyasında kendi adıyla anılan bir lahit türüne (Sidamaria Tipi Lahitler) isim babalığı yapmıştır.

1900’lerin başında Ambar köyünde tesadüfen bulunan 32 tonluk devasa lahit, şu an İstanbul Arkeolojik Müzesinin en nadir parçalarından birisidir.

Dönemi MS 3 yüzyıldır. (Yaklaşık MS 50 civarıdır)

Boyu yaklaşık 3.80 m, yüksekliği 2.5 m dir.

32 tonluk ağırlığı, onu dünyadaki en ağır ve en büyük lahitlerden biri yapar.

 

İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ,

Lahit, 1901 yılında Osman Hamdi Bey tarafından bölgede yapılan incelemeler sonucu Müze-i Hümayun a getirilmiştir.

Lahit o kadar büyük ki, müze binası inşa edilirken (Osman Hamdi Bey döneminde) bazı salonların kapıları ve tavan yükseklikleri, bu devasa eserlere göre tasarlanmıştır.

32 tonluk ağırlığı nedeniyle, özel bir kaide üzerinde durur.

Müze ışıklandırması, lahdin üzerindeki derin matkap işçiliğini (ışık-gölge oyunları) vurgulayacak şekilde ayarlanmıştır.

 

Mimari özellikleri:

Yüksek kabartmaları, sütunlu mimari yapısı ve üzerindeki detaylı işçilik, dünyanın en iyi korunmuş lahitlerinden biri olarak kabul edilir.

Figürler, mermerden, neredeyse tamamen bağımsız, üç boyutlu heykel gibi işlenmiştir.

Sütun başlıkları, Korint üslubundadır. Üst kısımlarda zengin bitkisel bezemelerle süslenmiş bir çatı (alınlık) yapısı vardır.

Lahdin alt kısımlarındaki bitkisel motiflerin ne kadar derine oyulduğuna dikkat eden, mermerin dantel gibi işlendiğini fark edeceksiniz.

 

Üzerindeki tasvirler-hikaye:
Sidamaria Lahdi Ön yüzü
Ön yüz:

Ortadaki nişte, bir filozof veya lahit sahibi oturur vaziyettedir.

Yanında eşi ve kızı (veya ilham perileri) bulunur.

Bu sahne, ailenin entelektüel ve soylu statüsünü vurgular.

 

Yan yüzler:

Bir yanda av sahnesi (aslan ve geyik avı), diğer yanda ise çocukların (Erosların) meyve topladığı veya oyun oynadığı sahneler yer alır.

Av sahneleri o dönemde cesareti ve erdemi temsil eder.

Sidamaria Lahdi Av sahnesi at üzerinde 5 genç adam çeşitli hayvanları avlıyor

Av sahnesinde, at üzerindeki 5 genç adam çeşitli hayvanları avlamaktadır.

Sidamaria Lahdi Kısa Yüz
Kısa yüzler:

Birinde: nişin tam ortasında bir mezarın kapısı vardır.

Elinde bir kapta: incir ve üzüm toplamış olarak görülen genç bir kadın, sol tarafından kapıya yaklaşıyor. Karşı taraftaki adam da bir parşömen taşıyor.

Sidamaria Lahdi Genç bir adam atının üstünde köpeklerin yardımıyla avlanıyor

Lahdin diğer kısa yüzünde ise: Genç bir adam at üstünde köpeklerin de yardımıyla avlanıyor.

Sidamaria Lahdi Kapak Kısmı
Kapak kısmı:

Lahdin kapağı bir yatak (kline) şeklinde tasarlanmıştır.

Üzerinde lahit sahibi ve eşi uzanır vaziyette betimlenmiştir.

Ancak bu figürler, tam olarak bitirilememiştir. Bu da lahdin kişi ölmeden önce sipariş edildiğini ancak ölümünden sonra tamamlanamadığını düşündürür.

Lahit kapağında: karı-koca figürünün ayak ucunda duran, küçük köpeği mutlaka görün. (sadakatı temsil eder)

Sidamaria Lahdi
Teknik ve Sanat:

Lahit Anadolu mermeri (muhtemelen Afyon/Dokimeion mermeri) kullanılarak yapılmıştır

Işık ve gölge oyunları yaratmak için, mermer üzerinde derin matkap delikleri kullanılmıştır.

 

Sidamaria Lahdi Çalınan Eros Başı

EROS BAŞININ ÇALINMASI:

Sidamara Lahdi, 1882 yılında İngiliz Askeri Başkonsolos Charles William Wilson tarafından yapılan bir seyahatte keşfedilir.

Fakat taşınamayacak kadar büyük olduğundan, üzerinde bulunan çocuk figürünün başı Wilson tarafından Londra ya kaçırılmak üzere sökülüp, üzeri tekrar toprakla kapatılır.

Bu tarihten yaklaşık 16 yıl sonra 1898 yılında bu kez bir köylü (İbrahim Gündoğdu) tarafından bulunan lahit, Müze-i Hümayun a bildirilir.

Söylentilere göre, ahit 1875 yılında İbrahim Gündoğdu tarafından evinin bahçesine buğday çukuru kazılırken bulunmuştur. Bu durum daha sonra İstanbul a bildirilir ve yapılan yazışmalardan sonra eserin İstanbul a gönderilmesi talep edilir.

Sidamara Lahdi İstanbul a getirilmeden önce, yukarıda sözünü ettiğim, çocuk başının çalınması olayı yaşanır.

1901 yılında Lahit, İstanbul Müze-i Hümayun a getirilir.

Charles Wilson tarafından Londra ya kaçırılan parça ise daha sonra 1932 yılında kızı Marion Olivia Wilson tarafından Londra da bulunan Victoria-Albert Müzesine bağışlanır.

Eros Başı olarak anılan bu eksik parçanın 1934 yılında Türkiye ye iadesi istenir.

Ancak iade edilmez.

Eksik parçanın yerine ise bir kopyası yerleştirilir.

Kültür ve Turizm Bakanlığının girişimleri sonucu, 2022 yılında Türkiye ye getirilen orijinal Eros Başı, yaklaşık 140 yıl sonra ait olduğu yere yerleştirilir.

Yani lahit şu an tam orijinal halindedir.

Sidamaria Lahdi Eros Başı orijinal yerine yerleştirilmiş

Önemi:

Sidamaria Lahdi, Roma İmparatorluğunun eyalet sanatının ne kadar yüksek bir seviyeye ulaştığının kanıtıdır.

Hem mimari bir anıt gibidir.

Hem de o dönemin giyim kuşamından, sosyal hiyerarşisine ve felsefi bakış açısına kadar her şeyi bir taş kitap gibi anlatır.

 

ZİYARET

Köy sokaklarında dolaşırken, duvarlarla örülmüş antik taşları veya tarlalarda karşınıza çıkan sütun başlıklarını görebilirsiniz.

Lahdin çıktığı yeri de görebilirsiniz.

Kent, bugün büyük ölçüde toprak altında olsa da, yüzeyde ve yapılan araştırmalarda şu yapılar tespit edilmiştir.

 

Hamam:

MS 129 yılında İmparator Hadrian dönemine tarihlenmektedir. Hamamın varlığı yazıtlarla kanıtlanmıştır ancak herhangi bir kalıntı görülmemektedir.

 

Höyük ve Kaya Mezarları:

Köyün hemen kuzeydoğusunda kaya mezarları ve Khamasorion adı verilen (kapaklı taş sanduka mezar) yapılar bulunur.

 

Yarım Kalmış eserler:

Bölgede bazı mezar yapılarının yarım bırakılmış olması dikkat çekicidir.

Bu durumun, MS 260 yılında olan Sasani istilası (I Şapur döneminde) veya salgın hastalıklar nedeniyle, kentin ani bir tahribata uğramasıyla ilgili olduğu düşünülmektedir.

 

KALE KÖYÜ

Sidemera kralı, burada, oğlunun yaşaması için bir kale yaptırmıştır. Köyün üst kısımlarında bulunan küçük odalar, bunu kanıtlamaktadır.

Köyün bir tarafında ise, mermer yatakları bulunmakta olup, buradan kesilen mermer parçalarının, İstanbul’a kadar götürüldüğü söylenir. Romalılar zamanında, burada mermer yatakları işletilmiştir.

 

 

PINARKAYA ÖREN YERİ

İlçenin güneyinde, ilçe merkezine 38 km. uzaklıktaki Pınarkaya köyündedir. Günümüzdeki köy: Kaletepesi eteklerindeki bir Roma yerleşkesinin kalıntıları üzerine kurulmuştur. Batıda: dere boyuna kadar uzanmaktadır.

Bu bölgede: yüzeyde: birçok döneme ait çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. Yapı kalıntılarının ise, daha çok Roma dönemine ait olabilecekleri düşünülmektedir. Ancak yapı kalıntısı olarak, sadece bir yer kalmış.

Köy içindeki caminin hemen arkasında, 4 x 14 metre boyutlarında, beşik tonozlu bir yapı kalıntısı var. Bunun, Bizans döneminden kaldığı düşünülüyor. Ancak, bölgedeki yapı gurubunun bir parçası olan yapı kalıntısının, ne olduğu hakkında ayrıntılı bilgi yok.

Halen köy mezarlığı olarak kullanılan yerde ise, antik mezarlık yani nekropol bulunmaktadır. Ayrıca: çevrede, bir kısım kaya mezarda görülüyor.

 

KAYA KABARTMASI-ERKEK FİGÜRÜ

Ambar ve Kavuklar köyleri arasındaki, Koraşburnu Mevkiindedir. Burada: kireç taşı bloğu üzerine, bir kabartma “insan” figürü görülüyor. Kaya yüzeyi düzlenmiş ve insan figürü, sola yatar şekilde işlenmiştir. Tahribat nedeniyle figürün detayları görülmemektedir.

Basit bir işçiliğe sahip olan kabartmanın ne amaçla yapıldığına dair herhangi bir veri yoktur.

Yatar durumda betimlenmiş olması mezarla ilişkili olabileceğini düşündürür.

Ancak çevresinde herhangi bir gömü izine rastlanmaması kremasyon (ölü yakma) söz konusu olabileceğini akla getirmektedir.

 

ATLAS HAN

Höyükburun köyünün 4 km. batısındadır. Karaman-Ayrancı karayolu ile, demir yolu arasında bulunmaktadır. Yalnız, kara yolundan yaklaşık 4 km. daha içeridedir. Bulunduğu yer itibarıyla, eski tarihi ipek yolu üzerindedir. Yapının, Selçuklular döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak, kitabesi bulunmamaktadır.

Ortada bir avlu ve iki yanda, sütunlar arasında, tonoz örtülü ve sütunlu bölümler şeklinde yapılmıştır. Kapısı, doğudadır. Kapının karşısında, su kuyusu var. Yapının bazı bölümleri, tahrip edilmiş durumda.

AYRANCI KÖPRÜSÜ

Ayrancı-Ereğli kara yolunun hemen başında, mevcut yolun kuzeyindedir. Karamanoğulları döneminde yapıldığı düşünülüyor. Yapı: 2 gözlüdür. Muntazam, kesme taşlardan yapılmıştır. Köprüde, eğim oldukça fazladır ve yanlara doğru yol seviyesiyle birleşir. Bu yapı tarzı ile, uzaktan bakıldığında, hoş bir görünüm veriyor. Ancak, günümüzde kullanılmıyor.

Kıbrıs Genel

kıbrıs plajları.1
Kıbrıs Genel

Kıbrıs’a birçok kez gittim, son olarak Ağustos 2023 tarihinde Kıbrıs’ta 10 gün kaldım ve mevcut yazılarımı güncelliyorum.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Kıbrıs’a turist olarak girerken pasaport veya sadece nüfus cüzdanlarını kullanarak girebiliyorlar. Ancak: pasaport ile giriş yaparsanız, daha sonra Yunanistan gibi ülkelere girmenize izin verilmediğini bilmeniz gerekiyor.

Evet, nüfus cüzdanı ile giriş yapılabiliyor. Yani: ehliyetinize güvenip sakın nüfus cüzdanı almadan gitmeyin, giremezsiniz.

Kıbrıs ayrı bir ülke olarak kabul edildiğinden dış hatlardan çıkış yapılıyor. Bu arada: yurt dışı çıkış harç pulu almak gerekmiyor. Pasaport çıkışında, Pasaport polisi tarafından size verilecek küçük bir formu tanzim edeceksiniz, bu formda, ad-soyadı, vatandaşlık numarası ve çıkış-giriş damgalarının basıldığı yerler vardır.

Bu form ve nüfus cüzdanı göstererek pasaport kontrolünden geçiliyor ve damgalanan form, tekrar Kıbrıs’tan çıkış yapana kadar saklamanız gerekiyor.

Kıbrıs girişinde, Kıbrıs pasaport yetkilileri, biraz önce sözünü ettiğim forma giriş damgası basarken, orada kaç gün kalabileceğiniz (15 gün ile 3 ay arasında) süreyi de forma yazıyorlar. Dikkat bu forma kaybetmeyin, çıkışta yine aynı form üzerinden işlem yapılıyor.

Uçak ile ulaşım

Kıbrıs Genel: Kıbrıs’a gitmenin en kolay ve güvenli yolu: uçaktır. Türkiye’den: Ankara, İzmir ve İstanbul şehirlerinden, Kıbrıs Lefkoşa Ercan Havaalanına, tarifeli uçak seferleri bulunuyor. KKTC de bulunan ve faaliyette olan tek havaalanı Ercan Havaalanıdır.

Ancak bizim şehirler dışında dünyanın hiçbir yerinden Ercan havaalanına direkt uçak seferleri yapılmıyor. Tüm uçaklar önce Türkiye’nin bir uluslar arası havaalanına inmek ve ondan sonra Ercan havaalanına gelmek zorundadırlar. Bu da hem maliyetleri yükseltiyor hem de Kıbrıs turizmini olumsuz etkiliyor.

Ankara-Ercan uçuşu yaklaşık 60-65 dakika, İzmir-Ercan uçuşu ve İstanbul-Ercan uçuşu, yaklaşık 75-80 dakikadır.

Duty Free Shoplar

Kıbrıs Genel: Ercan havaalanında, pasaport ve son polis kontrolünden geçtikten sonra, bekleme salonunun üst katında bulunuyor. Fiyatlar, Türkiye’deki Free Shoplara nazaran biraz daha ucuz hesaplı gibi, ama almak istediğiniz ürünün fiyatını her iki yerden de kontrol etmenizde yarar var.

Burada önemli olan: Kıbrıs uçuşlarında gerek giderken ve gerekse dönüşte, Türk Free Shop mağazalarına girme şansınız var. Kıbrıs Free Shop mağazalarına ise, dönüşte girebiliyorsunuz.

Ancak Free Shop mağazalarından alışveriş yaparken, özellikle içki ve sigara konusunda kısıtlamalar olduğunu unutmamak gerekiyor. Çünkü: Türkiye’ye girerken, pasaport kontrolü sonrasında, bavul ve çantalarınızı aldığınızda, Kıbrıs uçağı yolcuları mutlaka gümrük kontrolüne sokuluyor ve bavul ve çantalar x-ray cihazlarından geçiriliyor.

Biraz önce söylediğim gibi özellikle içki ve sigara kısıtlamasına dikkat etmek gerekiyor. (En son mevzuat değişikliğine göre, her yolcu yanında 1 litre yüksek alkollü ve 1 litre düşük alkollü içki getirebiliyor, ama yine de siz giderken, yürürlükte olan son kısıtlamaları öğreniniz.)

Havaalanı-şehir merkezi ulaşım

Kıbrıs Genel: Ercan havaalanına ulaştıktan sonra, Kıbrıs içinde gitmek istediğiniz yere taksi veya kiralık araba ile gidebilirsiniz. Ercan havaalanı: Lefkoşa şehir merkezine 23 km, Girne’ye 44 km ve Gazimagusa şehir merkezine 50 km uzaklıktadır.

“Kibas” denen toplu alışım araçları kullanılıyor, bunun dışında, taksi tutarak gitmek istediğiniz yere gidebilirsiniz. Ancak taksi tutmadan önce pazarlık yapmayı unutmayın.

Birkaç örnek: Ercan Havaalanı ile, Gazi Magosa arasındaki uzaklık için taksi sürücüleri 750 TL ücret istiyorlar. Oldukça yüksek, ama ya Kibas denen otobüsleri bekleyeceksiniz, ya da bu parayı verip taksilere bineceksiniz. Bence taksiler ile biraz pazarlık yapmakta yarar var. En iyi fiyat 650 TL. olabiliyor.

Kıbrıs içinde ulaşım

Kıbrıs Genel: Kıbrıs içinde şehirler arasında dolmuşlar çalışıyor. Bunların ücretleri ucuz (Gazimagusa-Girne arası: 80 TL.) ancak belli saatten sonra çalışmıyorlar. (Son sefer saat 18.00’dadır. Bu saatten sonra dolmuş olmadığından yüksek fiyatlı taksi kiralamanız gerekiyor ki fiyatları aşırı yüksek.)

Bu dolmuşların dışında, büyük toplu ulaşım araçları yok.

Hatta: bir yere gittiğinizde, dönüşünüz için, durakta mutlaka yer rezervesi yaptırmanızda yarar var, dönüşte aşırı kalabalık olursa öncelik rezerve yaptıranlardadır.

Gerek şehir içinde ve gerekse şehirler arasında sadece taksiler bulunuyor.

Taksiler: 3-5 ve 7 kişiliktir. Kişi sayısına göre büyüyen araçta ulaşım ücreti de artmaktadır. Normal taksiler, 3 yolcu alıyor ve asla fazla yolcu almıyorlar. Yani: kişi sayınıza göre taksi aramalı ve pazarlık yapmalısınız. 5 ve 7 yolcu için: eski olmasına rağmen, Mersedes Vito yani oldukça lüks araçlar bulunuyor.

Bütün taksilerde klima vardır. Taksilere binmeden önce, mutlaka pazarlık yapmanızı öneririm. Taksi ücretleri, şehir içinde en kısa mesafe için 80-90 TL civarındadır.

Özellikle şehirler arası yollarda taksimetre açarak taksi tuttuğunuzda, muhteşem yüksek ücret ödemeniz gerektiğini unutmayın, bu yüzden, taksi metreden ziyade toplam tutar için sürücü ile pazarlık yapın. Yani taksimetreye güvenmeyin, çok yüksek tutuyor.

Kıbrıs içinde araçlar ve trafik kuralları

Kıbrıs Genel: Kıbrıs’ta 82 yıllık İngiliz yönetimi nedeniyle, İngiltere ve eski İngiliz sömürgelerinde olduğu gibi trafik soldan ilerlemektedir. Aksine bazı projeler geliştirilmiş olmasına rağmen, trafik kazalarının artacağından korkularak bu projeler geri çekilmiştir.

Araçların ön tarafındaki plakalar beyaz renkli, arka tarafındaki plakalar ise sarı renklidir. Çünkü, bu sarı renkli plakalar fosforludur ve gece parlar. Güneyden Rum kesiminden gelen araçlar 3 harfli, KKTC kayıtlı araçlar ise 2 harflidir. Harfler, aracın trafiğe çıkış tarihine göre sıralanır. Kırmızı plakalı araçlar, kiralık araçlardır.

Kıbrıs içinde araç kullanma durumunda olursanız: dikkat etmeniz gereken en önemli özellik, trafiğin ülkemizde olduğu gibi sağdan değil, tam tersine soldan ilerlemesidir. Zaten araçların büyük çoğunluğunun direksiyonu, sağdadır. Hatta: büyük tur otobüslerinin iniş kapılarının bir kısmı da sağ yerine sol yandadır.

Bu yüzden, araç kullananların bu ters trafiğe alışması zor oluyor ve birçok trafik kazası yaşandığı söyleniyor. Özellikle: kavşakların çoğunda trafik ışığı bulunmuyor. Sürücüler, kavşağa geldiklerinde, sağdan gelen sürücüye yol veriyorlar ve trafik bu şekilde işliyor. Hız limitlerine mutlaka uyunuz, çünkü hız limitleri, yollarda bolca bulunan “fotoğraf makineleri” ile takip ediliyor.

Yollarda polis göremezsiniz, bolca fotoğraf makinesi işareti göreceksiniz, ilk işaret uyarı, ikinci uyarı ve üçüncü işaretin hemen yanında fotoğraf makinesi bulunuyor ve hız sınırını aştı iseniz fotoğrafınız çekiliyor.

Çift taraflı yollarda, ters trafik sorun yaratmasa da, iki yönlü yollarda, yani karşıdan gelen olduğunda, ters trafik sorun yaratabiliyor. Yollar güvenli ve güzeldir, özellikle şehirler arasındaki yollar bayağı güzeldir. Ama özellikle şehir merkezlerinde mesai saatleri başlangıç ve bitiminde trafik aşırı kalabalık oluyor.

Son bir not: trafiğin soldan olması, sadece araç sürücüleri için değil, cadde ve sokaklarda karşıdan karşıya geçecek ziyaretçiler için de önemlidir. Çünkü, özellikle karşıdan karşıya geçerken önce sol yana bakmaya alışmış olmamıza rağmen, Kıbrıs’ta araçlar sağ yandan gelmektedir.

Ancak: Kıbrıslıların büyük çoğunluğu; trafikte yayaya öncelik veriyorlar, birçok yerde, cadde veya sokağa adımınızı attığınızda, trafik duruyor (sadece birkaç yerde, bunu göremedim) ve trafikte korna çalma alışkanlığı yoktur.

Yine de, bunları yazmama rağmen ters durumlar göreceksiniz, yani korna çalan sürücü, yayaya yol vermeyen sürücü, Kıbrıslılar bunların Türkiye’den gelen sürücüler olduğunu söylüyorlar, yani yayaya yol verme kuralına pek güvenmeyin.

Kendi aracı ile Kıbrıs’a gidenler

Adaya giriş yapan araçların, Kuzey Kıbrıs’ta geçerli bir sigorta yaptırmasını, araç sahibinin araçta olması veya vekaletinin olması ve sürücünün uluslar arası geçerliliği olan ehliyetinin olması isteniyor. Ayrıca kendi arabası ile Kıbrıs’a gideceklerin pasaportlarını bulundurmaları isteniyor.

Ayrıca araç için, yurt dışı çıkış kağıdı (Triptik ücreti) ödemek gerekiyor. Ayrıca: Mersin’den feribot için birkaç gün önceden rezervasyon yaptırmakta şarttır. Kıbrıs’a indiğinizde, KKTC sigortası yaptırmanız isteniyor ki, bunu limanda hemen yaptırabilirsiniz. En az 3 aylık yaptırılması istenen bu sigortaya belli bir ücret ödemeyi göze almak gerekiyor.

Kıbrıs içinde araç kiralama

Kıbrıs içinde ulaşım için, sadece otelinizde kalarak zaman geçirmek istemiyor ve gezmeyi düşünüyorsanız, mutlaka araba kiralamanız şart.

Casino için gidenler, genellikle casino araçları tarafından hava alanından aldırılıyorlar. Bunun dışında gidenler: gitmek istedikleri yere ulaşım için taksilerle sıkı pazarlık yapmalıdırlar.

Kıbrıs’ta araç kiralamak kolay, araçlar, normal bir binek aracın günlük kira bedeli 500 TL. civarındadır. Yaz sezonunda bu rakam 600 TL ye kadar çıkabiliyor. Bu arada benzinden de söz etmek gerekirse: benzin ülkemizdeki benzin fiyatlarıyla aynıdır.

Ancak, özellikle yaz ve bayram tatili dönemlerinde kiralık araç bulmak zor oluyor ve bulunan kiralık araç fiyatları da yükseliyor. Bu yüzden, Kıbrıs tatili planladığınızda internet üzerinden araç kiralamayı unutmayın.

Ben Ağustos 2022 tarihinde Kıbrıs’a gittiğimde kiralık araç bulmakta çok zorlandım, kiralık araç yoktu, çünkü söylenenlere göre aynı tarihte Kıbrıs’a yoğun şekilde gelen İranlı ve Rus turistler kiralık araçları bağlamışlardı.

Feribot ile ulaşım

Kıbrıs Genel: Türkiye’de Taşucu limanından Kıbrıs’a tarifeli feribot seferleri düzenleniyor. Bu seferler, Denizcilik İşletmelerinin Mersin’den hareketle Gazimagosa’ya düzenlediği ve yaklaşık 12 saat süren ve modern, klimalı ve temiz gemilerle yapılan seferlerdir. Taşucu’ndan özel sektör tarafından, Girne’ye yapılan feribot seferi ise 6 saat civarında sürüyor.

Bu feribotlar: bakımsız, aile salonu olmayan ve nispeten pis. Yanınızda mide bulantısı için güçlü ilaç bulundurmanızı öneririm. Bu süreler: denizin durumuna göre uzayabiliyor. Özellikle siz ve aile fertlerinizde deniz tutması gibi sorunlar varsa, bu yolculuğu tercih etmeyiniz.

Deniz Otobüsü ile ulaşım

Kıbrıs Genel: Türkiye’den Taşucu ve Alanya limanlarından, Girne’ye deniz otobüsü seferleri düzenleniyor. Özel Şirket (Fergün ve Akgün Denizcilik AŞ) tarafından düzenlenen bu seferler, muhtemelen 2.5 saat civarında sürüyor.

Denizin durumuna göre, 3 saat te olabiliyor. Uçak dışında, Kıbrıs’a ulaşım için deniz otobüsü öneriyorum. Gerek feribot ve gerekse deniz otobüsü ile yolculuklarda, yanınızda pek fazla bavul ve çanta bulunmamasına dikkat etmeniz gerekiyor.

Çünkü çok hoyratça yerleştirilen çanta, bavul ve valizinizi inişte tanımayabilirsiniz. Bilet ve polis kontrolünde çok uzun süre sıra beklemeniz mümkündür. İnişte yaşayacağınız kalabalık sıralar, bavul kontrolleri gibi sıkıntılar, umarım sizi Kıbrıs’a girmeden geri dönmeye teşvik etmez.

COĞRAFİ DURUM

Doğu Akdeniz’de yer alan Kıbrıs adası, Türkiye kıyılarına 64 km, Suriye kıyılarına 96 km ve Mısır kıyılarına ise 400 km uzaklıktadır. Sicilya ve Sardunya adalarından sonra, Akdeniz’in en büyük üçüncü adasıdır. Beş ilçeden oluşan 300 bin nüfuslu Kuzey Kıbrıs’ın her köşesi, görülmeye değerdir.

Çünkü: Kıbrıs, kıtalar arasında yer alan stratejik, ticari ve dini konumu nedeniyle, asırlar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Adanın toplam yüzölçümü 9252 km karedir. Kuzey Kıbrıs’ın yüzölçümü 3355 km karedir ve bu miktar, adanın toplamının % 36’sına karşılık gelmektedir.

Ada: coğrafi olarak esas olarak iki dağ sırası ve bu iki dağ sırası arasında kalan büyük bir iç ovadan ve kıyı ovalarından oluşmaktadır. Kuzey sahil şeridi boyunca uzanan “Beş parmak dağları”, batıdan doğuya 177 km uzunluğunda ve 19 km. genişliğindedir. En yüksek tepesi, 1024 metre yükseklikteki Selvili tepedir.

Güney Kıbrıs’ta Trodos dağları (adanın ortalarına denk gelmektedir) uzanır. Bunların en yüksek tepesi 1651 metre yükseklikteki Olimpos tepesidir. Bu dağlar, yılın üç ayı karlarla kaplıdır. Beş parmak dağlarına kar yağışı çok enderdir, yağınca da kısa sürede eriyip yok olur. Bu iki dağ sırası arasında “Meserya” ovası vardır, batıdan doğuya 130 km uzunluğunda ve ortalama 60 km. genişliğindedir.

Meserya ismi eski Yunancadan gelen “Mesaoriye” kelimesinden gelir ve “iki dağ içinde veya iki dağ arasında” anlamındadır. Meserya ovası, Kıbrıs’ın tahıl ambarıdır, yağışların iyi gittiği yıllarda buğday, arpa rekoltesi yüksektir.

Ancak yer altı su kaynakları çok sınırlı olduğundan, sulu ziraat de sınırlıdır. Su kaynaklarının en fazla olduğu bölge batıda Güzelyurt ve Lefke’dir. Sebze-meyve ve narenciye üretiminin % 80’i Güzelyurt bölgesinde yapılır. Meserya ovası: genellikle hububat üretimi, küçük ve büyükbaş hayvancılıkta kullanılır.

Su kaynakları demişken, Anamur ırmağının suyu, denize döşenen yaklaşık 70 km lik boru hattı ile, Güzelyurt tarafında DSİ tarafından inşa edilen baraja taşınıyor. Bu barajdaki su içme suyu olarak kullanılıyor. Ama öğrendiğime göre, barajdaki suyun fazlası tarımda kullanılmayıp, denize akıyormuş.

NÜFUS

KKTC’de son nüfus sayımı 2011 yılı aralık ayında yapıldı ve buna göre KKTC nüfusu, 300 bin civarındadır. KKTC deki nüfusun % 95 ini, Kıbrıslı Türkler oluşturur, geriye kalan % 5 içinde, Kuzeyde yaşayan az miktarda Rum, yine İngilizler, Maronitler (Lübnan kökenli Hıristiyan Arap bir halktır, günümüzde Kuzey Kıbrıs’ta bunlara ait bazı köyler bulunmasına rağmen, bu köylerde Maronitler yaşamamaktadır) yine son zamanlarda nüfusları hızla artan Ruslar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin diğer azınlık topluluklarıdır.

Güney Kıbrıs’ın nüfusu 2011 nüfus sayımına göre 800 bin civarındadır. 800 bin nüfusun % 92’sini Ortodoks Kıbrıslı Rumlar oluşturur. Geriye kalan % 8’lik nüfus içinde, sayıları 2000 civarında olan Kıbrıslı Türkler, sayıları 5000 civarında olan Kıbrıslı Ermeniler ve sayıları 2000 civarında olan Latinler ve sayıları tam olarak bilinmeyen Ruslar ve İngilizler bulunmaktadır.

Lefkoşa’nın nüfusu, 2011 yılı sayımına göre, Merkezin kuzeyinde. Lefkoşa 65 bin civarında, varoşlarıyla birlikte 100 bine yakın bir nüfus yaşıyor. Güney Lefkoşa’nın nüfusu 300 bin. Lefkoşa’nın toplam nüfusu 400 bin civarındadır.

ÜNİVERSİTELER

Kıbrıs’ta 200 civarında özel üniversite olduğunu öğrendim. Bu üniversitelerden 2 tanesi (Doğu Akdeniz Üniversitesi gibi) mezunları uluslararası alanda tanınıyormuş, burada ilginç olan, buradaki KKTF Devleti tanınmıyor ama üniversitenin diplomasının tanınıyor olması, elbette güzel bir eğitimin sonucu.

Daha önceki ziyaretlerimde de Kıbrıs’ta yoğun bir üniversite öğrencisi olduğunu görmüştüm. Ancak 2022 yılındaki ziyaretimde, şehirlerde, cadde ve sokaklarda çok miktarda Afrikalı olduğunu gördüm, sorduğumda bunların burslu olarak üniversitelere kayıtlı olduklarını, ancak aynı zamanda kaçak işçi olarak çeşitli işlerde çalıştıklarını da öğrendim, Kıbrıs’ı ziyaret ederseniz, kesinlikle çok sayıda Afrikalı göreceksiniz.

TARİHİ

Kıbrıs adası pek çok uygarlığın yerleşim yeri olmuştur. MÖ 7000 yılında Cilalı Taş devrinde, Suriye, Filistin ve Anadolu topraklarından göçüp gelerek adaya yerleşen Khirokitya, Epiktitos Vrysi ve Trouli gibi Larnaka ve Girne sahillerindeki ilk yerleşimlerin kurucuları, daha sonra Tunç çağında Anadolu topraklarından gelip önceleri Kuzey sahilleri ve daha sonra da adanın çeşitli bölgelerinde yerleşen kavimler izlemiş ve Kıbrıs adasında uygarlıklar fizillenmiştir.

Bulunan arkeolojik bulgular sonucu, Tunç devri sonlarına kadar mutlu bir yaşam var olduğu söylenebilir. Kıbrıs adası, bu çağın sonundan itibaren hep egemenlik kurmak isteyen güçlerin mücadelesine sahne olmuş ve yerli halk hep başka idarelerin egemenliği altında yaşamıştır.

George Hıll’in kitabının başında da aktardığı gibi: Alman arkeolog Hircfeld’in “Doğu’da egemen olan ve bunu sürdürmeyi amaçlayan güç Kıbrıs’ı elinde tutmak zorundadır” sözü, III. Thutmes’ten Kraliçe Viktoria’ya kadar olan geçmiş 3500 yıllık tarihinde, burada kimi zaman doğu ve kimi zaman Batıdan gelenlerin egemenlik kurduğunu göstermektedir.

1185 yılında Haçlı seferleri sırasında Bizans imparatorunun yakını olduğu iddiası ile ada idaresini ele geçirip, 6 yıl kadar idare eden zalimliği ile ünlü Isaac Commenus’dan alan İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard ve bunları izleyen Luzinyan ve Venedik egemenlikleri, hep ada halkı tarafından sessizce kabul edilmiştir.

Ama her defasında bu egemenliklerin sonlandırılmasında, yeni egemen gücün tarafını tutmayı, onlara yardımcı olmayı ihmal etmemişlerdir. Bu coşkuyu en fazla Osmanlıların adayı fethinde göstermişlerdir.

1570-1571 yıllarında Kıbrıs adasının Türkler tarafından fethi, belki de yerli halkın en büyük mutlulukla karşıladığı idare olmuştur. Ortodoks Hıristiyan halk, Latin baskısından kurtulmuş, din ve dil özgürlüğüne kavuşmuş, feodal sistem noktalanmıştır.

16’ncı yüzyıl ortalarına kadar Venedikliler tarafından yönetilen Kıbrıs, önceleri yapılan Ahidname sonucu Türklerle iyi ilişkiler içinde olmuştur. Ancak zaman zaman Mısır’a giden hacı ve tüccar gemileri, Kıbrıs adasındaki korsanların saldırılarına uğramakta idi.

Mısır defterdarının gemisini alıp yağma etmeleri de en son nokta olmuş ve Sultan II. Selim, topraklarının emniyetini sağlamlaştırmak için, Kıbrıs’ın fethinin gerekliliğine karar vermiştir.

Bunun üzerine önce donanma ve ardından tüm orduya serdar tayin edilen Lala Mustafa Paşa hareket ederek, Larnaka’ya gelinmiş ve toplar karaya çıkarılmış, 51 gün süren bir kuşatmanın ardından Lefkoşa ele geçirilmiştir.

Lefkoşa’nın ele geçirilmesinin ardından, Girne ve Baf eyaletleri de savaşmadan teslim olmuştur. Magosa kalesi savunmaya devam etmiş, ancak her iki tarafın da çok ağır kayıplar vermesiyle ancak bir yıl sonra ele geçirilmiştir.

Magosa’nın fethinin ardından, bütün adada imar faaliyetleri başlar. Eskiden beri süregelen gelenek uyarınca, fethi kutsamak ve sembolleştirmek amacıyla şehrin en büyük kilisesi olan Aya Sofya Katedrali, padişah adına camiye çevrilir. Lala Mustafa Paşa, fethin sembolü olarak camiye bir kılıç ve bir Kur-an vakfeder.

Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait olduğu söylenen bu Kur-an, başka el yazmaları ile birlikte son zamanlara kadar Etnografya Müzesinde muhafaza edilmekteydi. Kılıç ise, fetih geleneğini sürdürmek için her Cuma minberde hutbe okunurken kullanılmış, fakat ne yazık ki 1988 yılında camiden çalınmıştır.

Ağustos 1571 tarihinde Magosa şehrinin de alınmasıyla, Lala Mustafa Paşa, 17 Ağustos 1571 Cuma günü, şehrin kilisesinde Sultan II. Selim adına hutbe okutarak burayı da camiye çevirir.

KIBRIS’IN MİTOLOJİDEKİ YERİ

Kıbrıs denince ilk akla gelen en görkemli mitolojik öykü “Afrodit” dir. Kıbrıs adası, güzellik tanrıçası Afrodit’in vatanıdır. Onun güzelliğinden dolayı, bu kadar güzel olduğu dilden dile yüzyıllar boyunca söylenmiştir.

Afrodit’in Adonis’e olan melankolik sevdası: günümüzde Mehmetçik adını alan Galatya’ya adını veren Galatha ile efsanevi kral Pigmalion’un ölümsüz aşkı hep bu kendi küçük adı büyük Kıbrıs adası ile birlikte anılmaktadır.

2017.08.26-1.Lefkoşa.Genel.5
Kıbrıs Genel Alışveriş
2017.08.26-14.Lefkoşa.Bandabuliye.2a
Kıbrıs Genel Alışveriş

ALIŞVERİŞ

Alışveriş mekanları

Kıbrıs’ta alışveriş için belli başlı yerler ve mağazalar bulunmaktadır. Özellikle: hediyelik ve çok çeşitli ürünlerin satıldığı: Mr Paund, İngiltere’deki 1 paun mağazalarına benzemektedir. Buradaki Mr Paund mağazasında, bütün ürünler 25 TL. (2022 rakamı) den satılmaktadır. Mr Paund mağazaları, Gazimagosa ve Girne şehirlerinde var.

Burayı ziyaret ederseniz, bir gördüğünüz malı, bir sonraki gittiğinizde göremezsiniz, çünkü aşırı ve yoğun satış var. Ancak elbette kalite düşük, öte yandan bazı ürünler kaliteli, yani ihtiyacınız olan ürünü bulup fiyatını öğrenip satın alabilirsiniz. Yine, Kıbrıs’ta meşhur ve yaygın alışveriş yeri: 1001 Mağazalarıdır. Bunlar da, çok çeşitli ürünlerin satıldığı yerdir, fiyatlar nispeten ucuzdur ama kalite de buna göre düşüktür.

Büyük alışveriş merkezleri: Lemar (eski ve yeni Lemar mağazaları var), Airport City (son gittiğimde kapalıydı, öğrendiğime göre buraya elektrik verilmemiş, mağazalar da kapatıp gitmişler) , Erülkü mutlaka gezilip görülmelidir.

Gazimağosa şehrinde, City Mall alışveriş merkezi de bir tercih olabilir.

Lefkoşa şehrinde Jumbo mağazası, alışveriş için bir seçenek olabilir. Ancak, ben bulunduğum sürede gezdiğim birçok yeri karşılaştırdığımda, en ucuz yerin “Erülkü AVM” olduğunu söyleyebilirim, özellikle içki alacaklar, Girne’de belirlenmiş yerleri tercih etmeyip, Erülkü AVM’yi tercih etmelidirler. En ucuz içkiler buradadır.

Lüks markalar ise, Lefkoşa şehrinde “Dereboyu” denen mevkide toplanmıştır. Burayı da gezebilirsiniz, uygun fiyata kaliteli marka ürünleri var.

Ne satın alınır

Kıbrıs adasında, birçok ürün bulunmasına rağmen, yukarıda da söylediğim gibi, özellikle içki ve sigara ucuzdur. Aslında 2019 yılında gittiğimde fiyatların eskiye nazaran oldukça yükseldiğini gördüm ve hatta 2022 yılında gittiğimde fiyatların iyice yükseldiğine şahit oldum. Özellikle yerli içkiler (rakı vs) uygun fiyatlı ancak ithal içkilerin fiyatları oldukça yüksek.

Satıcılar bunun döviz fiyatlarındaki aşırı yükselmeden kaynaklandığını söylüyorlar, ama alışkanlık, yine de bizler burayı ziyaret ettiğimizde ucuz fiyatlar görmek istiyoruz, göremiyoruz, inanın satıcıların bir çoğu satış yapamıyor. Yine de, içki ülkemize nazaran bir nebze ucuzdur.

Parfüm ucuz değildir. Özellikle giysiler pahalıdır ki, ülkemizden gitmektedir. İçki konusunda da: günümüzde eskiden olduğu gibi, büyük ucuzluk beklemeyin.

Yani: vergi olmadığından, içki burada nispeten ucuzdur. Ancak tabii Türkiye’ye dönerken, gümrük mevzuatına takılma olasılığının yüksek olduğunu unutmadan, fazla miktarda içki ve sigara almamaya dikkat etmek gerekiyor.

Bunun dışında Kıbrıs’ın en ünlü hediyelikleri: kenarları dantelli denen bir tür porselen takımlarıdır. Bu porselen takımlarının birçok ayrı parçası bulunmakta olup, İngiliz yapımı bu porselenler, Kıbrıs dışında pek bulunmamaktadır.

Yani: bence, fiyatı nispeten dengeli olan bu porselen takımları satın almayı düşünebilirsiniz. Ayrıca, yine Kıbrıs temalı, bambu çay bardağı altlıkları, tepsiler, meyve sahanları düşünebilirsiniz. Magnet meraklıları için, magnet çeşitleri 15 TL. civarındadır.

Büyük alışveriş mekanlarında pazarlık yapmak elbette mümkün olmuyor, ancak küçük dükkanlardan (içki satanlar dahil) alışveriş yaparken mutlaka pazarlık yapmayı unutmayın.

Kıbrıs’ta içki ve sigara kadar bol bulunan bir diğer ürün: çay ve kahvedir ve bunların fiyatları da ülkemize nazaran ucuzdur.

Çay ve kahve merakınız varsa, burada birçok ürün çeşidini, uygun fiyatla bulup satın alabilirsiniz. Bolca ve çeşitli yabancı menşeli çaylar bulup satın alabilirsiniz, ama daha önce de söylediğim gibi, alacağımız marka çayın fiyatını birkaç yerde sorun ve öyle satın alın, çünkü fiyatlar farklılık gösteriyor.

Bunların dışında Kıbrıs’ta satın almanızı önereceğim objeler: geleneksel sele, sesta ve sepet olabilir. Sele ve sesta, buğday saplarının doğal renkte veya boyanarak örülmesiyle elde edilen bir mutfak gerecidir. Sepet ise, genellikle kamış ve ağaç, sürgünlerinin örülmesiyle yapılan bir taşıma aracıdır. Eski zamanlarda yaygın olarak kullanılırken, günümüzde genellikle dekoratif amaçlı kullanılmaktadır.

Son bir not: Kıbrıs’ın el sanatları, tarihe mal olmuş niteliklere sahiptir. Örneğin: Büyük İskender’in kılıcının Kıbrıs’ta yapıldığı, ya da Leonardo Da Vinci’nin Kıbrıs nakışlarına hayranlığı bilinmektedir. Lefkara işinin adı, ortaya çıktığı Lefkara köyünden gelir. Geçmişi 14’ncü yüzyıla kadar uzanan Lefkara işi, geçmiş dönemlerde halkın kendi kullanımı için yapılırken, sonraları ticari amaçlı olarak ve günümüzde de özellikle turistik el işleri kapsamında yapılmaktadır.

CEP TELEFONU

Kıbrıs’ta cep telefonu kullanımında büyük sıkıntı var.

Şöyle ki, Kıbrıs yurt dışı sayılıyor ve burada yapılan görüşmelerde, yurt dışı tarifeleri yürürlüğe sokuluyor. Hatta daha önceki yıllarda, yurtdışı tarifesi alarak Kıbrıs’a gitme imkanı olmasına rağmen, 2022 yılında gittiğimde, bu yurt dışı tarifesinin kaldırıldığını ve günlük tarifenin geçerli olduğunu yani telefonunuzun açık bulunduğu her gün için, 2022 yılı fiyatlarıyla 85 TL. ödemeniz gerektiği söz konusu oluyor.

Elbette, bu durum sonucunda, eğer Kıbrıs’a girdiğinizde, cep telefonunuzu uçak moduna alarak kapatmaz iseniz, her görüştüğünüz gün, faturanıza 85 TL olarak yansıyacaktır.

Peki ne yapılmalı, Ercan havaalanında cep telefonu satan görevlileri arayın. Veya, şehir merkezlerinde cep telefonu bayilerini arayın ve Kıbrıs için düzenlenen hat satın alın. Size bir sim kart veriyorlar, bu sim kartta 350 dakika görüşme ve 15 gb internet var, 10 günlük sürede bu değerlerin ancak, yüzde 30 unu kullanabildim yani yeterli oluyor.

NE YENİR

Kıbrıs mutfağı, doğu ve batı lezzetlerinin sentezine ulaşmıştır. Kıbrıs’ta: et, deniz ürünleri, sebze ve meyve günlük ve taze olarak tüketilir. Taze ve çok çeşitli deniz ürünleri, Kıbrıs mutfağında özel bir yere sahiptir.

Mezeler

Kıbrıs’ta ana yemek öncesindeki mezeler: cacık, humus, pastırma, yoğurt (özellikle muhteşem lezzetli yoğurt yapıldığını belirtmek isterim), fava, taze badem içi, turşu, salatalar ve zeytin çeşitleridir.

Hellim

Hellim, Kıbrıs’a özgü, beyaz renkte bir peynir türüdür. Genellikle koyun veya keçi sütünden yapılmaktadır. Özellikle keçi sütü olanların fiyatları yüksektir. Ama keçi sütü olanların dayanıklılıkları daha fazladır. Kahvaltılarda tüketileceği gibi, mangalda pişirilerek veya tavada kızartılarak da yenilir.

Makarna yemeklerinin vazgeçilmezi olan Hellim, rendelenmiş ve kuru nane katılmış olarak makarna üzerine serpiştirilerek tüketilir. Evet, hellim peyniri mutlaka kızartılarak tüketilmelidir, ızgara veya az yağlı bir tavada pişirilerek tüketildiğinde tadı muhteşem güzel olur.

Baf sakızı

Baf sakızı: çitlembik ağacının reçinesinden yapılan Kıbrıs’a özgü bir çiklet olup, sarımsı beyaz renkte ve oldukça serttir. İnce kağıtlar içerisine ambalajlanan sakızlar, günümüzde kullanımını yitirmeye başlasa da, otantik özellikleri nedeniyle yerli halkın yanında turistler tarafından da ilgi çekmektedir.

Geleneksel Fırın Kebabı-Hırsız kebabı

Parçalar halinde kesilmiş kuzu veya oğlak etlerinin, patates ile birlikte geleneksel küp şeklinde fırınlarda pişirilmesiyle yapılan bir kebap türüdür. Kıbrıs mutfağının vazgeçilmez yemeklerinden olan fırın kebabı, süzme yoğurt, soğan, bulgur pilavı ve salata ile servis edilir.

Kıbrıs Ekmek kadayıfı

İki katmandan oluşan ekmek kadayıfının arasına, Kıbrıs peynir çeşitlerinden olan lor peyniri, dövülmüş badem ve bahardan oluşan karışım konularak kapatılır. Üzerine önceden hazırlanmış ılık şerbet dökülüp, kısık ateşte pişirilir. Kıbrıs mutfağının gözde tatlılarından olan ekmek kadayıfı, buzdolabında soğutularak servis edilir.

Kıbrıs patatesi ve kolokas

Dünyaca ünlü Kıbrıs patatesi, lezzeti ile tüm Avrupa’da ve özellikle de İngiltere’de en gözde patates türüdür. Patates hem yemeklerin lezzetini arttırmakta, hem de her türlü pişirilme şekliyle de lezzetini korumaktadır.

Kolokas ise

Özellikle Karpaz ve Yeşilırmak bölgesinde yetiştirilen patates türünde, iri yapraklı ve suyu çok seven bir bitkidir. Özellikle tavuk veya kuzu eti ile yahni şeklinde pişirilen kolokas, Kıbrıs mutfağının en lezzetli yemeklerindendir. Kololas’ın yavrusuna ise bullez denir. Onun da kızartması yapılır.

Şeftali kebabı

Kıbrıs’a özgü kebap çeşididir. Koyun veya keçinin telb denilen iç zarının kıyma, soğan ve maydanoz karışımı ile dolma biçiminde sarılması ile yapılır. Mangal veya ızgarada pişirilir, Kıbrıs pidesi ile servis edilir. Muhteşem bir lezzet, ancak sipariş verirken en az 40 dakika civarında beklemeniz gerektiğini unutmayın. Kısık ateşte pişiriliyor.

Pirohu

Kıbrıs’a özgü bir hamur yemeğidir. Hamurun içine Kıbrıs peyniri çeşitlerinden nor ile naneden oluşan karışım konularak haşlanır. Üzerine rendelenmiş hellim serpilerek servis edilir. Sıcak yenilebilin bu yemek hem yerli halk hem de turistlerin sevdiği yemek çeşitleri arasındadır.

Hamur işleri ve börekler

Tarih boyunca değişik kültürlerden etkilenen Kıbrıs mutfağında hamur işleri ve börekler önemli yer tutar. Tatar böreği, pirohu, nor böreği, kıyma böreği, ıspanak böreği, kabak böreği, mantar böreği, zeytinli, hellimli, bidda, çörek, tahinli, pilavına bunlardan ön önemlileridir.

Molehiya

Doğu Akdeniz’e özgü bir yemek türüdür. Taze veya kurutulmuş molehiya bitkisi yaprakları ile etli veya etsiz olarak yahni şeklinde pişirilir. Arap kökenli bir yemek olmasına rağmen, yıllar içerisinde ulusal bir tat haline gelmiştir. Ağustos ayında taze toplanıyor, ayrıca kurutulmuşu, paketlenerek satılıyor. Bizler bunun tadını bilmesek de, Kıbrıs’ta oldukça meşhur.

Babutsa-Diken inciri

Doğada kendiliğinden yetişen, kaktüs türlerinden bir bitkinin meyvesi olan diken inciri, halk arasında yaygın olarak babutsa olarak bilinir. Yaz aylarında, genellikle Serdarlı bölgesinde toplanan bu lezzetli Akdeniz meyvesini, seyyar tezgahlarda taze olarak bulabilirsiniz.

Ceviz macunu

Kıbrıs Türk kültürünün en gözde tatlılarındandır. Taze ceviz meyvesi, kabukları soyulduktan sonra acılığının giderilmesi için 6-7 gün suda bekletildikten sonra, içine karanfil ve badem konarak kaynatılır. Kaynamadan sonra şeker ilave edilir. Genellikle kahve içildikten sonra servis edilir.

Ağır geldiği düşünülürse, ceviz taneleri suya batırıldıktan sonra yenir. Ceviz macunu dedim ama macunun birçok türü bulunmaktadır. Bunlar: Bergamut, incir, kapuz gibidir. Aslında bunlar ülkemizde de yapılan bir tür reçeldir ve ismi burada macun olarak geçmektedir.

NE İÇİLİR

Zivaniye

Kıbrıs’a özgü bir içki olan zivaniya, yüksek oranda alkol içeren, mayalanmış üzüm posasının damıtılmasıyla elde edilir. Şeffaf bir görünümü olan zivaniya’nın soğuk ve tek içimde içilmesi tavsiye edilir.

İKLİM

Oldukça sağlıklı bir iklime sahip Kuzey Kıbrıs’ta tipik Akdeniz iklimi hakimdir. Yazları uzun ve sıcak, kışları ise kısa ve az yağışlıdır. Soğuk rüzgarlar, don ve kar kavramları, Kuzey Kıbrıs için bilindik şeyler değildir. Yağışlar çoğunlukla yağmur şeklinde olmakta, nadiren Girne sıradağlarına kısa sürede eriyen kar düşmektedir.

En soğuk Ocak ayı ortalaması 10 derece, en sıcak Temmuz ayı ortalaması ise 40 derecedir. Yıllık ortalama sıcaklık ise 19 derecedir. Akdeniz’in en sıcak denizi olarak deniz suyu sıcaklığı: 21-22 derece civarındadır. Yılın 300 günü güneşli geçer. Kıbrıs’ın bir diğer önemli özelliği: hava sıcak olduğunda nemin dengeli olması nedeniyle aşırı terleme olmaz.

2017.08.26-1.Lefkoşa.Genel.1
Kıbrıs Genel

KIBRIS İÇİN TATİL PLANI-GEZİ ROTASI

Evet, bir şekilde Kıbrıs’a ulaştınız. Peki: Kıbrıs’ta nereleri gezelim, nereleri görelim, nasıl bir tatil planı yapalım, nasıl bir gezi rotası planlayalım? İşte tüm bu sorularınızın cevapları olarak, şöyle düşünebilirsiniz.

Kıbrıs’ta gidebileceğiniz 6 şehir var. Rum tarafına geçme şansınız yok. Yanınızda pasaport dahi olsa, Rum tarafına geçmenize izin verilmiyor. Rum tarafını gezmek isteyenler, Yunanistan üzerinden Rum tarafına geçebiliyorlar.

Evet, Kıbrıs adasında gidebileceğiniz şehirler: Lefkoşa, Girne, Güzelyurt, Lefke, İskele, Gazimağusa şehirleridir. Bunlar içinde, özellikle: Girne ve Gazimagusa mutlaka görülmesi gereken yerlerdir.

Büyük olasılıkla: herhangi bir otelden rezervasyon yaptırıp Kıbrıs’a gittiğinizde, kesinlikle otel içine bağlanıp kalmayın. (Tabii buraya casino için gidip, bütün gününü Casinolarda geçirenler hariç) Herhangi bir şekilde (araç kiralayarak) bir veya birkaç gününüzü, bu güzel adayı gezmeye ayırın.

Ayrıntılı olarak şehirlerin tarihi ve turistik yerleri konusundaki yazılara göz attığınızda, adada bulunacağınız zaman ölçüsünde, kendinize bir gezi rotası, gezi planı hazırlayabilirsiniz.

Özellikle: Girne, Lefkoşa ve Gazimagusa’yı görmelisiniz. Doğa severler: Karpaz ve Güzelyurt bölgesini görmelidirler. Deniz sevenler için, Girne yakınlarındaki güzel plajlar önerilir.

1.Gezi rotası

Lefkoşa şehri, Girne kapısı, Mevlevi Tekkesi, Selimiye camii, Arap Ahmet Camii, Bandabuliya, Büyük han, yeşil hat panoramik gezi, Barbarlık Müzesi ziyaret, Rauf Denktaş mezarını ziyaret, Boğaz şehitliği gezisi.

Ardından: Girne şehri, Girne kalesi, kordon boyu gezisi, şehir merkezinde alışveriş için serbest zaman. Sonrasında: Beylerbeyi köyü, Bellapais Manastırı (her gün saat: 17.00’de kapanıyor) olabilir. Bu arada: zaman ölçüsünde: Girne-Güzelyurt yolundaki mavi köşk mutlaka ziyaret edilmelidir.

Yine: Girne yakınlarında, çıkarma plajı (Girne şehrinin denize girilecek başlıca yeridir), Karaosmanoğlu şehitliği ve Araç müzesi görülebilir.

Zaman yeterse: Güzelyurt gezilebilir.

2.Gezi rotası

Önceki günden eksik kalan yerler ile birlikte, gezi planı yapılabilir.

Gazimagusa şehrinde: görülmesi gereken yerler (özellikle kale içi bölgesi) gezilebilir ve ardından Karpaz bölgesi gezilebilir.

Bu bölgeler birbirine uzak olduğundan bir tam gün gereklidir.