Şanlıurfa Harran

Şanlıurfa Harran

Tarihin derinliklerinde bir yolculuk için hazırsanız, buyurun Harran, tam istediğiniz gibi bir yer.

Karrhai-Carrhae olarak da isimlendirilir.

ULAŞIM

Harran: Şanlıurfa-Suriye sınırındaki Akçakale yolu üzerindedir. Şanlıurfa ile Harran arası uzaklık: 44 km. dir. Şanlıurfa il merkezinden, Harran’a, düzenli olarak, saat başı minibüs seferleri yapılmaktadır.

Şanlıurfa Harran

GENEL

GEZİ

Harran’a vardığınızda: mutlaka sizi karşılayanlar olacaktır. Bu yörenin birkaç dil de bilen çocuk ve gençleri; sizlere Harran’ı tanıtmaya hazırlar, küçük bir ücret karşılığı onların bu hizmetinden yararlanabilirsiniz.

DİNİ ÖNEMİ

Anadolu’nun ilk kilisesi ve ilk cami; burada inşa edilmiş. Ancak: Harran’ın en ünlü dini: Sabilik.

Burada yaşayanların: yıldızlara taptıkları söyleniyor. Hem Yahudi, hem de İslami kaynaklara göre: Hz. İbrahim de onlardandı ve güneşin ve ayın batmasını tefekkür ettikten sonra, tek bir tanrı olduğuna kanaat getirmiş.

Harran’da Ay Tanrısı Sin’e ait bir mabet bulunuyor. Söylenenlere göre: yedi gezegene adanmış, yedi şehir varmış ve Harran’da Sin’e adanmış. Yıldızlara dayalı böyle bir inancın; insanoğlunun en eski dini olma olasılığı var. Dünyanın tutulması, mevsim ve yıldız hareketleri gibi, çok ince astronomik hesaplara göre tanzim edilmişti.

Bütün bunlar: makrokozmos ve mikrokozmos (küçük evren, insan) davranışları arasında, bir birlik öngören astrolojinin kaynağını oluşturuyor. Ayrıca, evren sırlarını keşfetmek ve evrenle bütünleşme derin duygusuna dayanıyorlardı.

639 yılında, Harran İslam hakimiyeti altına girer. Halife Mervan (744-750): Harran’a yerleşir ve Umayyad İmparatorluğunun başkentini: Şam’dan, Harran’a getirir. 830 yılında: Halife al Ma’mun Bizans seferine giderken Harran’dan geçer. Harrani’lere dinlerini sorar.

Onlar da “Biz, Harraniyiz, Müslüman, Yahudi ya da Hıristiyan değiliz” derler. Bunun üzerine, Halife, seferden dönünceye kadar: Müslümanlık, Yahudilik, Hıristiyanlık veya Sabilik arasından birini seçmelerini söyler. Çünkü: kitaplı dinlerden birinden değilseler; putperesttirler ve putperestlerin kanlarını dökmek caizdir.

Bu durumdan telaşlanan Harraniler’den: bir kısmı Müslüman veya Hıristiyan olurlar. Bir kısmı ise: kurnazlık yaparak, “Biz Sabiiyiz” derler ve bu şekilde Pagan Harraniler, varlıklarını yüzlerce yıldır sürdürebilirler. Ta ki ; 1251 yılında, Moğol istilasında, Harran yerle-bir edilinceye kadar.

HARRAN’DA HZ. İBRAHİM

Tarihçiler, kenti, İbrahim Peygamberin kardeşi veya amcasının oğlu Harran’a bağlarlar. Hz. İbrahim’in, Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğu rivayet edilir. Bu nedenle: Harran’, Hz. İbrahim’in şehri de denilmektedir. Şehirde: İbrahim Peygamberin evinin adını taşıyan bir mescit bulunuyor.

Şanlıurfa Harran

HARRAN KAZILARI

1983 yılında, kazılar başlamış. Önce: kale ve çevresi temizlenmiş. Burada: Emevi, Eyyübi ve Selçuklulara ait; seramik ve sikkeler bulunmuş. Firdevs Camii ve çevresi temizlenmiş ve Babil kralı Nabonid’e ait bir stel bulunmuş.

Diğer bir buluntu ise: birçok adak kitabesinden biridir. Kral Nabonid (MÖ.555-539), Sin Mabedinin yapılışı ile ilgili kitabedir. Ayrıca; çok sayıda, eski ve orta tunç dönemlerine ait pişmiş toprak figürleri, taş ağırlıklar, öğütme taşları ve bronz eserler bulunmuştur.

İslami devirlere ait sikkeler, çok kaliteli sırlı ve boyalı seramikler de bulunmuştur. Hemen her evdeki su kuyuları, kanalizasyon sistemleri, basamaklı ve kapak taşlı tuvaletler, banyo odaları, değirmenleri, zahire depoları ile düzenli ve ihtişamlı bir şehir ve mimari ile karşılaşılmıştır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Harran ilçe merkezinde, 4 lokanta bulunuyor. Genelde kebap türü yiyecekler bulmak mümkün.

Şanlıurfa Harran

TARİHİ

Burada yapılan arkeolojik kazılarda: MÖ.5 bin yıldan bu yana kesintisiz yerleşim bulunduğu öğrenilmiştir.
Harran: adına ilk defa: Kütlere ve Mari’de bulunan, çivi yazılı tabletlerde “Hara-na” ve “Ha-ra-na” olarak rastlanmaktadır. Suriye’de bulunan “Ebla tabletlerinde” ise, Harran’dan “Ha-ra-an” olarak söz edilmektedir.

MÖ.18’nci yüzyıla ait bir Mari tabletinde: Harran’daki Sin Mabedinde: Hitit kralı Şuppiluliuma ve Mitanni kralı Mativaza arasında, ay tanrısı Sin ile güneş tanrısı Şamaş’ın huzurunda, bir anlaşma yapıldığı yazılıdır. Harran adının: Sümerce ve Akadca’ da anlamı: “Seyahat Kervan” demek olan “Haran-u” kelimesinden gelmektedir.

Harran; Kuzey Mezopotamya’dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan, önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunuyordu. Bu özelliği nedeniyle: Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asur tüccarlarının önemli uğrak yerlerinden biriydi. Anadolu ve Mezopotamya arasındaki ticaret, binlerce yıl süresince, Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

Harran: Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin, önemli merkezlerinden biriydi. Bu nedenle: astronomi, şehirde çok ilerlemişti.

Dünyadaki, üç büyük felsefe ekolünden biri: “Harran ekolü” dür. Şehirde: birçok bilgin yetişir. Devrin en büyük matematikçileri, tabipleri ve Yunan filozoflarının eserlerini Arapçaya çevirenlerden 821 doğumlu Sabit bin Kura, Dünyadan Aya olan uzaklığı doğru olarak hesaplayan Battani (Avrupalılar: Albetegni ve Albatainus diye isimlendirirler) dir.

Yunan filozoflarının maddenin bölünebilen en küçük parçasının (atom) parçalanamaz olduğuna dair iddialarını kabul etmeyen, oysa bölünmez kabul edilen bu parçanın müthiş bir enerjiyle parçalanarak, Bağdat gibi büyük bir şehri yıkabileceğini söyleyen ve böylece atomun mucidi sayılan Cabir bin Hayan, Şeyhülislam İbni Teymiye. Evet, bu kişiler, Harran’daki okullarda yetişmiş ve dünyaca ünlü bazı alimler.

Emevi hükümdarlarından, II. Mervan: Harran’ı devletinin başkenti yapar. Emevi yönetimi: 750 yılında, Abbasilere yenildiğinde, Harran sona erer. Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanında kurulan “Harran Üniversitesi” dünyada, büyük ün kazanır.

Fatımiler, Zengiler, Eyyübiler ve Selçuklular gibi İslam Devletlerinin yerleşmesine sahne olan Harran; 1260 yılında, Moğollar tarafından işgal edilir, cami, surlar ve kale yıkılıp, kenti tahrip ederler. Daha sonraki tarihi süreçte, kent Osmanlılar dönemine kadar, eski parlak günlerine geri dönemez.

13’ncü yüzyıla ait seyahatnamelerde: şehirde, 4 medrese (üniversite), 1 hastane, 1 düşkünler yurdu ve 8 hamam bulunduğundan söz edilir. Bugün; daha önce şehrin aralarında kurulduğu: Cüllab ve Karakoyun ırmakları kurumuştur. Bunların kuruması sonucu: şehir, sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında, 5000 yıllık tarihiyle ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları, gece gökyüzünde pırıl pırıl yıldızları ile, turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.

 

 

CARRHAE MUHAREBESİ-MÖ 53

Roma Cumhuriyeti ve Part İmparatorluğu arasındaki ilk büyük çatışmadır.

Milyarder general Crassus önderliğindeki Romalılar, Surena yönetimindeki Part ordusuna yenildi.

Bu savaş, Roma nın Doğu daki en büyük yenilgilerinden biri olarak kabul edilir.

Crassus öldürülür ve efsaneye göre, Partlar, açgözlülüğüyle dalga etmek için boğazından erimiş altın dökerler.

Roma nın doğuya doğru genişlemesi durdurulur ve Roma Cumhuriyetinin siyasi istikrarının çökmesine yol açar.

Bu savaştan sonra esir düşen Romalı askerlerin Çin topraklarına kadar sürgün edildiği ve orada bir köy kurdukları teorisi (Kayıp Lejyon Hikayesi) hala tarihçiler arasında tartışılmaktadır.

 

İBRAHİM İN DURAĞI:

İncil ve Kur ana göre, Peygamber İbrahim, Ur dan ayrıldıktan sonra bir süre Harran da yaşamıştır.

 

Harran

HARRAN’DA GEZİLECEK YERLER

Şanlıurfa Harran evleri

HARRAN EVLERİ-ARI KOVANI-KÜMBET EVLERİ

Harran’ın en ilgi çeken ve külah biçimindeki, kemik kubbeli evleridir. Harran denilince, hemen bu evler akla gelir.

Harran harabelerindeki antik mimari kalıntılardan toplanan tuğlalarla; köylüler tarafından yapılmışlardır. Kare bir alan üzerini örten külah biçiminde bir kubbe var. Yan yana gelen tek kubbeler, iç kısmında kemerlerle birbirine bağlanır ve içeride geniş bir oturma mekanı oluşur. Bölgenin iklimine uyumlu olan bu evler; yazın serin, kışın ise sıcak olur.

Harran’ın bu evlerinde: tavukların, daha çok yumurtladığı, at gibi bazı hayvanların daha uysal olduğu, kuru soğanların daha çabuk filizlendiği, yiyeceklerin bozulmadığı söyleniyor.

Diğer yörelerdeki kerpiç kubbeli evlerin aksine, Harran evlerinin kubbeleri tuğladan yapılmıştır.

Bunun iki nedeni vardır. Birincisi: çevrede ağaç bulunmaması, ikincisi ise, harabelerdeki bol miktarda bulunan tuğla malzemedir.

İlginç bir doku oluşturan ve yerleşmenin güney kesiminde yoğunlaşan bu evler, ören yerinden toplanan tuğlalarla eski kentin kalıntısı üzerine, son 150-200 yıllık dönemde inşa edilmişlerdir.

Harran Evleri

1979 yılında, arkeolojik ve kentsel SİT alanı olarak tescil edilen ve kubbe evleri korumaya alınan Harran’da, ören yerinden malzeme toplanması, her çeşit inşaat yapılması, kanal açılması yasaklanmıştır. O tarihte, 960 adet kubbe sayılan yerleşmede, bu sayı dondurulmuştur.

Biri kalenin içinde, biri yerleşmede olmak üzere, iki Harran evi restore edilerek kullanışa açılmış olup, günübirlik tesis olarak kullanılmaktadır. Tescilli evlerin çoğu boş olup, yalnız birkaçında hala ikamet edenler bulunmaktadır.

Son bir not; bu evler buradan başka bir de İtalya Puglia bölgesindeki Alberobello yöresinde bulunmaktadır.

 

Şanlıurfa Harran Üniversitesi

HARRAN ÜNİVERSİTESİ

Orta Çağ da, astronomi, tıp ve felsefe alanlarında küresel bir merkez ve genellikle ilk İslami Üniversite olarak gösterilir.

Harran, İslam öncesinde özellikle Sabiler (yıldızlara tapan topluluk) sayesinde astronomi ve felsefe konusunda uzmanlaşmış bir merkezdi.

MS 717-744 yılları arasında, Emevi Halifesi Ömer bin Abdülaziz, İskenderiye Okulundaki tıp geleneğini Harran a taşıyarak, burada kurumsal bir tıp okulu kurdurmuştur.

MS 744 yılında II Mervan döneminde, Harran ın başkent olmasıyla, okul devasa bir gelişme gösterir.

Abbasiler döneminde (özellikle Harun Reşit zamanında) 8.000 den fazla öğrencisi olan, dünya çapında ün salmış bir bilim yuvası haline gelir.

MS 1272 yılında Moğol istilası sırasında yıkılıncaya kadar yaklaşık 500 yıl boyunca dünyaya ışık saçmaya devam etmiştir.

Harran Üniversitesi

Eğitim Sistemi:

Sabii: paganist, Hıristiyan ve Müslüman alimler, bir arada çalışabiliyorlardı.

Bu hoşgörü ortamı, Antik Yunan felsefesinin İslam dünyasına taşınmasını sağladı.

Aristo, Platon ve Batlamyus gibi antik Yunan düşünürlerinin eserleri, burada Yunanca ve Süryanice den Arapça ya çevrildi.

Bu çeviriler, yüzyıllar sonra Avrupa daki Rönesans ın temellerini oluşturacaktı.

Ders verilen alanlar: Astronomi, tıp, matematik, felsefe, kimya ve din ilimleri.

El-Battani

El-Battani:

El Battani, aslında soylu bir Sabii ailesinden geliyordu. (Sabiler, yıldızlara kutsiyet atfettikleri için astronomide çok gelişmişlerdi)

Ancak daha sonra Müslümanlığı seçti.

Bilimsel tarafsızlığı ve hassasiyeti sayesinde “Arap dünyasının Batlamyus u” olarak tarihe geçti.

Dünyadan Ay a olan mesafeyi neredeyse tam olarak hesaplamış, trigonometriye “sinüs” ve “kosinüs” kavramlarını kazandırmıştır.

Yıldızların prensi olarak tanınır.

Teleskopun icadından yüzlerce yıl önce, Harran ve Rakka daki gözlemevlerinde sadece ilkel araçlar ve matematik zekasıyla inanılmaz hassas ölçümler yapmıştır.

Bir güneş yılımın, 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniye olarak hesaplamıştır. Bugünkü modern teknolojiyle yapılan ölçümle arasındaki fark sadece 2 dakika 22 saniyedir.

En ünlü eseri olan “Kitab-üz Zeyc” (Yıldız Tabloları) Orta Çağ ve Rönesans Avrupasında astronominin el kitabı olmuştur.

Bilimdeki katkılarından dolayı, Ay daki bir kratere bugün onun adı verilmiştir. (Albategnius Krateri)

 

Sabit bin Kurra:

Matematik ve astronomi dehasıdır. Kalkülüsün temellerini atan ve sayılar teorisinde devrim yaratan isimdir.

Harranlı bir Sabii olan Sabit, Süryanice, Yunanca ve Arapçayı mükemmel derecede biliyordu. Bağdatlı ünlü matematikçi Benu Musa kardeşler, Harran dan geçerken onun yeteneğini fark edip onu Bağdat taki “Beytül Hikme” (Bilgelik Evine) davet ettiler.

Arşimet, Apollonius ve Öklid gibi antik Yunan dehalarının eserlerini Arapçaya çevirerek yok olmaktan kurtardı.

MS 836-901 yılları arasında yaşamıştır.

Daha çok geometri, sayı teorisi ve mekanik alanındaki dehasıyla öne çıkmıştır.

Matematikçilerin Reisi olarak bilinir.

 

Cabir bin Hayyan;

Modern kimyanın babası kabul edilir.

Atomun parçalanabileceğini yüzlerce yıl önceden öngörmüştür.

MS 721-815 yılları arasında yaşamıştır.

Simyayı modern kimyaya dönüştüren asıl kişidir.

Cabir bin Hayyan dan önce kimya (Simya) daha çok felsefi ve mistik bir arayıştı (metalleri altına çevirmek gibi)

Cabir ise bunu deney ve gözlem temellerine oturttu.

Damıtma işleminin kalbi olan imbik cihazını icat etti.

Bu buluş, alkolün damıtılmasından parfüm üretimine kadar devrim yarattı.

Einsteni ve Oppenheimer den yaklaşık 1000 yıl önce, atomun içindeki muazzam enerjiyi tespit etti.

Harran Üniversitesi

BUGÜN KALINTILAR:

Harran da Harran Ulu Camiinin hemen yanındaki kazı alanında, bu üniversiteye ait kalıntıları görebilirsiniz.

2021 yılında Medresenin anıtsal kapısı, öğrenci odaları ve derslikler gün yüzüne çıkarılmıştır.

Harran Kalesi

HARRAN KALESİ VE SURLAR

Roma ve Emevi izleri taşıyan kale, hala heybetini koruyor.

Kale, sadece askeri bir yapı değil, bir zamanlar Emevi halifelerine ev sahipliği yapmış bir kale-saray olma özelliği taşır.

Harran Kalesi

İÇ KALE:

Harran kalesi, Mezopotamya nın en büyük kale-saraylarından biri olarak kabul edilir.

Düzensiz dikdörtgen bir plana sahip olan kale, 3 katlı inşa edilmiştir.

Bu devasa yapının dört köşesinde, onikigen kuleler bulunmaktadır.

Kayıtlara göre bir zamanlar 50 koridor ve 150 oda bulunmaktaydı.

Birçok İslami kaynak, kalenin yerinde antik dönemde meşhur bir Sabii (Ay Tanrısı Sin) Tapınağı bulunduğunu belirtir.

Emevi halifesi II Mervan ın, kalenin temellerini oluşturan sarayı 10 milyon dirhem altın harcayarak yaptırdığı tahmin edilmektedir.

Doğu kanadındaki kapıda bulunan aslan kabartmaları, kalenin simgeleridir.

Ayrıca 1059 yılında Fatimiler tarafından onarıldığına dair kitabe bulunmuştur.

Harran Kalesi Dış Surlar

DIŞ SURLAR

Antik Harran şehrini çevreleyen dış surlar, şehri tam bir daire şeklinde kuşatmaktadır.

Yaklaşık 4 km uzunluğunda olan bu surların yüksekliği yer yer 5 m yi, burçların yüksekliği ise 17 m yi bulmuktadır.

Surlar üzerindeki 187 burç olduğu tahmin edilir.

Şehre girişi sağlayan 8 ana kapı bulunmaktaydı.

Bu kapılar saat yönünde şu isimlerle anılırdı.

Halep Kapısı: Günümüzde ayakta kalan tek kapıdır. Üzerindeki kitabeye göre, 1192 yılında Selahattin Eyyüb inin kardeşi El Melik El Adil tarafından onarılmıştır.

Diğer kapılar:

Rakka kapısı, Niyar kapısı, Yezid kapısı, Feddan kaısı, Küçük kapı, Gizli kapı, Su kapısıdır.

Efsaneye göre, Su kapısının üzerinde şehri akreplerden koruduğuna inanılan iki yılan tılsımı bulunurdu.

Dev kapıları ve kuleleri görülmeye değerdir.

 

MECMA KAPISI

Han-an’ın kapılarının birinin adının: Mecm kapısı olduğu biliniyor. Bu kapının üzerinde yazılı olan bir söz var; “ Men Arefe Te’ellehe” Yani: kendini bilen ilahileşir.

Şanlıurfa Harran Firdevs Camüharran Ulu Camii-Sin Mabedi/Tapınağı

FİRDEVS CAMÜHARRAN ULU CAMİİ (SİN MABEDİ/TAPINAĞI) 

Harran höyüğünün kuzey doğu eteğinde bulunuyor. Emevi hükümdarı II. Mervan tarafından: 744-750 yılları arasında yaptırılmıştır. Mervan döneminde Harran başkent olduğu için, cami bu kadar büyük ve heybetli inşa edilmiştir.

Anadolu’nun ilk büyük camilerinden biridir.

Aynı zamanda Orta Çağ dünyasının en büyük eğitim merkezlerinden biri olan Harran Okulu ile iç içe geçmiş bir komplekstir.

Bazı kaynaklarda: Cami-el Firdevs(Cennet Camii) veya “Cuma Camii” olarak da geçiyor. Caminin esasının: Sabilerin taptığı “Ay Tanrısı Sin”e ait bir tapınak olduğu sanılıyor.

Babil dönemine ait ünlü “Sin Mabedi”, Harran’da inşa edilen, bilinen en eski anıtsal eserdir.

MÖ.2000 başlarına ait: Kültepe ve Mari tabletlerinde; Harran’daki Sin (Ay Tanrısı) Mabedinde, bir antlaşma imzalandığına dair bilgiler yazılıdır.

Harran Ulu Camii

Yine, bir antlaşmaya: Harran’daki Ay Tanrısı Sin’in ve Güneş Tanrısı Şamas’ın şahit tutulduğu belirtilmektedir.

Müslümanlar Harran’ı alınca, bu tapınağın yerine, bir cami yapılır ve onlara kendi tapınaklarını yeniden yapmaları için başka bir yer verilir.

Cami: 1174 yılında, Halep Hükümdarı Nureddin Mahmut Zengi tarafından, büyük çapta yenilenmiş ve genişletilmiştir. Bugün görülen taş işçiliği ve süslemeler, o döneme aittir.

Harran Ulu Camii: Anadolu’nun en eski, en büyük ve en zengin taş süslemeli camisi olarak öne çıkıyor.

Özellikle: ilk revaklı avlulu ve şadırvanlı camii olma özelliğine sahip.

Mihraba paralel, 3 sütun sırasıyla, dört sahına ayrılmış.

Caminin kubbesinin bulunduğu, üzerinin tamamının ahşap çatıyla örtülü olduğu, bir yangın sonucu bu örtünün çöktüğü, arkeoloji kazılarda elde edilen buluntulardan anlaşılmış.

Bugün, caminin kitabeli doğu duvarı, kıble duvarı, mihrabı, cami iç mekanına giren orta kemeri ve kare gövdeli minaresi ayakta kalarak günümüze ulaşmış.

Zengin taş süslemeleri, çok sayıdaki sütun başlığı ve kemer taşları gibi mimari parçalar, caminin kalıntıları arasındadır. Türkiye’nin en zengin taş süslemeli camilerinden biridir. Kazılarda ortaya çıkarılan bitkisel ve geometrik motifler, Emevi sanatının zirvesini temsil eder.

Ölçüler: 104 x 107 metredir. 6 kapı ve revaklarla kuşatılmıştır. Döneminde 8000 kişinin aynı anda namaz kılabildiği devasa bir harim ve avluya sahiptir.

Avlunun kuzey duvarının doğusunda, yakın zamanda restore edilen: Minare var. Yapının en dikkat çekici ve günümüze en sağlam ulaşan kısmı 33.30 m yüksekliğindedir. Kare planlıdır. Minarenin alt kısmı düzgün kesme taştan, üst kısmı ise tuğladan yapılmıştır.

Cami, 1272 yılında Moğol istilası sırasında ağır hasar görmüş, ardından 14 yüzyıldaki şiddetli depremle büyük ölçüde yıkılmıştır.

 

 

ORTA ÇAĞ ÇARŞISI;

2023 ve 2024 yıllarında yürütülen kazılarda, Harran ulu camiinin kuzey ve batı kesimlerinde, Orta çağa ait çarşı kalıntıları bulunmuştur.

Kazılarda, yaklaşık 2.5-3 m genişliğinde, birbirine bitişik nizamda sıralanmış dükkanlar bulunmuştur.

Bu dükkanların önünde, müşterilerin güneşten ve yağmurdan korunmasını sağlayan revaklı (sütunlu) yollar olduğu tespit edilmiştir.

İhtisas Çarşıları: Tıpkı modern bedestenler gibi, Harran da da belirli meslek gurupları bir aradaydı. Özellikle attarlar (baharatçılar), kuyumcular ve dokumacıların çarşıda önemli yer tuttuğu bilinmektedir.

Harran çarşısı sadece bir satış yeri değil aynı zamanda devasa bir imalethaneydi.

Kazılarda bulunan Harran tipi lüster teknikli seramikler, buradaki atölyelerin ne kadar gelişmiş olduğunu göstermektedir.

Bu seramikler Orta çağ da lüks tüketim maddesi olarak ihraç ediliyordu.

Cabir bin Hayyan gibi kimyacıların etkisiyle, Harran çarşısında distilasyon (damıtma) yoluyla elde edilen gülsuyu, esanslar ve tıbbı ilaçlar en çok aranan ürünler arasındaydı.

 

Harran Saray Hamamı

SARAY HAMAMI:

Harran iç kalede, 12 nci yüzyıla ait çok lüks bir hamam yapısı ortaya çıkarılmıştır.

Saray kompleksinin içinde yer alması, buranın sadece devlet adamları, halifeler ve saray erkanı tarafından kullanıldığını gösterir.

Bu yapı, özellikle Emevi dönemi saray yaşantısına ve temizlik kültürüne ışık tutan muazzam bir mimari örnektir.

Harran daki bu hamamın mühendislik dehası, yerin altındaki ısıtma sisteminde gizlidir.

Harran Saray Hamamı

Hamamın zemini, kısa tuğla sütunlar üzerine inşa edilmiştir.

Külhanda yanan ateşin dumanı ve sıcak havası, bu sütunların arasından geçerek tabanı ısıtır.

Sıcak hava sadece tabanı değil, duvarların içine yerleştirilen künkler (kil borular) sayesinde duvarları da ısıtarak hamamın içinde homojen bir sıcaklık sağlardı.

 

SARAY MUTFAĞI

Harran iç kalesinde (Saray) yapılan son kazılarda, Orta Çağın en merak edilen alanlarından birini, yani Saray Mutfağını (Matbah-ı Amire) gün yüzüne çıkarmıştır.

Yani mutfak alanı, Harran Ulu Camiine ve Saray Hamamına oldukça yakın bir konumdadır.

Bu üç yapı birleştiğinde, Orta Çağ başkentinin günlük yaşam döngüsünü (ibadet-temizlik-yemek) eksiksiz bir şekilde görmek mümkündür.

Mutfak bölümü, geniş bir avlu etrafında şekillenmiş ve yüzlerce kişiye yemek hazırlayabilecek kapasitede tasarlanmıştır.

Mutfakta yan yana dizilmiş, tuğladan örülmüş büyük ocaklar ve tandır yerleri bulunur.

Bazı ocakların boyutları, burada bütün haldeki hayvanların pişirilebildiğini veya dev kazanların kaynatıldığını gösteriyordu.

Mutfağın hemen bitişiğinde tahıl, yağ ve şarap/sirke gibi gıdaların saklandığı, toprağa gömülü dev küplerin bulunduğu serin odalar tespit edildi.

Mutfağa temiz su taşıyan ve atık suyu tahliye eden gelişmiş bir drenaj sistemi kurulmuştur.

Bu, o dönemdeki hijyen anlayışının ne kadar ileri olduğunu kanıtlar.

Arkeologlar mutfak zemininteki atıklar ve kap kalıntıları üzerinde yaptıkları incelemelerde o dönemde tüketilen gıdalara ulaştılar.

Bol miktarda koyun, keçi ve sığır kemiğine rastlanmıştır. Özellikle av hayvanlarının kemikleri, saray ziyafetlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Harran ovasının bereketi mutfağa da yansımış, buğday, arpa, mercimek ve nohut en temel gıdalar olarak öne çıkmıştır.

Karbonize olmuş meyve çekirdekleri arasında üzüm, incir ve nar bulunmuştur.

Ayrıca Hindistan dan gelen baharatların da mutfakta kullanıldığı tahmin edilmektedir.

 

GİZLİ GEÇİTLER-TÜNELLER:

Harran sadece dışarıdan görünen devasa kulelerden ibaret değildir.

Yerin altında ve duvarların derinliklerinde adeta ikinci bir şehir gibi inşa edilmiş bir savunma labirentine sahiptir.

Bu gizli geçitler ve tüneller, kaleyi kuşatılması neredeyse imkansız bir askeri üsse dönüştürüyordu.

Harran kalesinin en stratejik unsurlarından biri, kuşatma sırasında dış dünya ile bağın kesilmemesini sağlayan gizli tünellerdi.

Kazılarda, kalenin içinden başlayıp şehrin farklı noktalarına (özellikle Ulu cami ve kamu binalarına) çıkan tünel izlerine rastlanmıştır.

Kuşatma sırasında kale düşerse, halifenin veya komutanların şehri gizlice terk edebilmesi için tasarlanmış, sadece yetkililerin bildiği dar ve alçak geçitler mevcuttur.

Harran kalesinin duvarları o kadar kalındır ki, (yer yer 5 m bulur), bu duvarların içinde askerlerin hızla hareket etmesini sağlayan gizli galeriler bulunur.

Tünellerin dışarıya bakan yüzünde, dışarıdan fark edilmesi çok zor olan ama içeriden geniş bir görüş açısı sunan dar okçu mazgalları bulunur.

Kalenin alt katlarında, gün ışğınının hiç girmediği ve sadece gizli merdivenlerle ulaşılan bölümler keşfedilmiştir.

Bu bölümlerin sadece birer zindan değil aynı zamanda önemli esirlerin tutulduğu yüksek güvenlikli alanlar olduğu düşünülmektedir.

Bazı tünellerin sonu, kaledeki diğer odalardan tamamen izole edilmiş, yankı yapmayan küçük odalara açılır.

Bu kalenin en büyük zayıflığı susuz kalmaktır. Harran mimarları bunu dahi tünellerle çözmüştür.

Kale altında devasa sarnıçlara, düşman tarafından zehirlenmemesi için yer altındaki kapalı kanallar ve tüneller vasıtasıyla su taşınıyordu.

Kale içindeki mutfak ve mühimmat depolarına, saldırı anında avludan geçip hedef olmadan ulaşabilmek için yer altı dehlizleri kullanılıyordu.

Harran kalesindeki geçitlerin birçoğu yanıltma üzerine kuruludur.

Kaleye girmeyi başaran bir düşman askeri, tünellere girdiğinde kendini birden çıkmaz bir sokakta veya üstten üzerine kızgın yağ dökülebilecek bir ölüm çukurunda bulabilirdi.

Evet 2024 yılından itibaren devam eden kazılarda, kalenin zemin katındaki tünellerin büyük kısmı temizlenmiştir.

 

Harran Gözetleme kulesi

GÖZETLEME KULESİ

Kalenin en yüksek ve stratejik noktasıdır.

Sadece askeri bir karakol değil aynı zamanda Harran ın o meşhur gökyüzü ilmiyle harmanlanmış çok işlevli bir yapıdır.

Harran uçsuz bucaksız ve dümdüz bir ova üzerinde kuruludur.

Bu kuleden bakıldığında, 30-40 km uzaklıktaki bir kervan veya ordu toz bulutundan fark edilebilirdi.

Bu şehri baskın yapılmasını imkansız hale getiriyordu.

Harranlı Sabilerin ve El-Battani gibi astronomların, kaledeki bu yüksek kuleleri gökyüzü gözlemi için kullandığı bilinmektedir.

Kulenin en üst katlarındaki bazı dar pencerelerin ve deliklerin, belirli yıldızların veya güneşin hareketlerini takip etmek için astronomik nişler (gözlem delikleri) olarak tasarlandığı düşünülmektedir.

Evet, onikigen formlu kulenin dış cephesi 12 köşelidir.

Bu form, hem savunma açısından ölü nokta bırakmaz hem de rüzgara ve sarsıntılara karşı yapıya daha dayanıklı kılar.

Alt katlar, mühimmat ve su depolarıdır.

Orta katlar, askerlerin dinlenme odaları ve okçu galerileridir.

En üst kat, kumanda merkezi, işaret ateşi yakılan platform ve gözlem alanıdır.

Kulenin içine düşen ışık açılarının, mevsimleri ve namaz vakitlerini belirlemek için bir nevi devasa güneş saati gibi çalıştığına dair teoriler bulunmaktadır.

Gözetleme kulesinde yakılan bir ateş, Rakka dan veya Bağdat yolundaki bir sonraki gözetleme kulesinden görülebiliyordu.

Acil bir durumda (istila gibi) haberleşme hızı, atlı kervanlardan çok daha seriydi.

Günümüzde kule hala ayaktadır.

Kuleye çıktığınızda, bir yandan Suriye sınırına kadar uzanan uçsuz bucaksız Harran Ovasını

Diğer yandan kentin kalbi olan Harran Ulu Camii kalıntılarını ve konik kubbeli evleri kuş bakışı görebilirsiniz.

 

SİN TAPINAĞI:

Mezopotamya nın yakıcı güneşinden kaçan insanlar için gece (ve onun aydınlatıcısı olan Ay) serinlik, huzur ve yol gösterici demekti.

Bu yüzden Sin, bilginin ve zamanın (takvimlerin) tanrısı olarak görülürdü.

Tapınağın yeri net olarak bilinmiyor, ama muhtemelen Harran Ulu Camisinin altında, Harran İç Kalede veya Höyük bölgesinde bulunduğu tahmin ediliyor.

Antik dünyanın en gizemli ve önemli inanç merkezlerinden birisidir.

Bu tapınak, Mezopotamya mitolojisinde Ay Tanrısı Nanna/Sin e adanmış en büyük iki tapınaktan birisidir. (diğeri Ur şehrindedir.)

Tapınağın Sümerce adı “E-hul-hül” dür.

Bu isim “Sevinç Evi” veya “Mutluluk Evi” anlamına gelir.

Antik Mezopotamya metinlerinde bu tapınağın görkemi ve Ay Tanrısı Sin in buradaki varlığı sıkça övülür.

 

Diğer özellikleri:

Sin tapınağı, bir dini merkez değil, aynı zamanda uluslararası bir noter gibidir.

Hititler ve Mitanniler gibi büyük devletler, yaptıkları anlaşmaların bozulmaması için Harran daki Ay Tanrısı Sin i şahit tutarlardı.

Babil Kralı Nabonidus, annesi bir Sin rahibesi olduğu için bu tapınağa büyük önem vermiş ve onu yeniden inşa ettirmiştir.

Harran, İslamiyet sonrasında da “Sabiler” olarak bilinen ve yıldızlara, gezegenlere kutsiyet atfeden bir topluluğa ev sahipliği yaptı.

Bu topluluk, antik felsefe ve astronominin islam dünyasına taşınmasında köprü görevi görmüştür.

Roma İmparatoru Caracalla, MS 217 yılında tam da bu tapınağı (Sin Tapınağı) ziyaret etmek için Harran a geldiği sırada, yolda suikast sonucu öldürülmüştür.

 

 

Şanlıurfa Harran Höyüğü

HARRAN HÖYÜĞÜ

Harran kentinin ortasında bulunuyor.

1885 tarihli Halep Salnamesinde; bu tepe, Tel İbrahim diye adlandırılmış.

Yüksekliği: 22 metre ve geniş bir alana sahiptir.

Yapılan kazılarda: üst tabakada, 13’ncü yüzyıl İslami devre ait bir şehir kalıntısı ortaya çıkarılmış. Bu şehir; içlerinde su kuyuları bulunan avlulara açılan odalardan oluşan, kare ve dikdörtgen planlı, bitişik düzendeki evleri, bu evlerin oluşturduğu dar sokakları ve ortasında büyük bir kuyunun yer aldığı meydanıyla, o dönemin mimarisini yansıtıyor.

Kazı çalışmaları sırasında, çeşitli devirlere ait eserlerin bulunduğu höyükte, ayrıca yeni Babil dönemine ait, Kral Nabonitten ve Sin Mabedinden bahseden çivi yazılı pişmiş toprak tablet ve adak kitabeleri bulunmuş.

Babil dönemine ait Sin Mabedi ile ilk çağlardan bu yana varlığı bilinen Harran Üniversitesinin yerleri; belirlenmiş olmasına rağmen, bugüne kadar, kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılamamıştır.

Yapılan kazılarda elde edilen çok sayıda çivi yazılı tuğla; İslami dönem sikkesi, sırlı ve sırsız seramik kaplar, taş aletler, çeşitli süs eşyaları, madeni eserler, idol ve hayvan figürleri; Şanlıurfa Müzesinde sergileniyor.

 

ŞEYH YAHYA HAYAT-EL HARRANİ

12’nci yüzyılda yaşamış bir İslam alimidir.

Sağlığında; kendisini, birçok hükümdar ve komutan ziyaret etmiştir.

MS.1185 yılında, Harran’da vefat edince, türbesi 1195 yılında, Harran surlarının kuzeybatı dışındaki mezarlığa inşa edilmiştir.

Türbe, çok sayıda ziyaretçi çekmektedir. Hz. İbrahim’in babası Azer’in de buraya defnedildiği söylenmektedir.

Halen, burada restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.

17’nci yüzyılın ortalarında, Harran’ı ziyaret eden Evliya Çelebi, Şeyh Hayat’ın türbesinden, şu şekilde söz etmektedir.

” Şeyh Yahya ziyaret yeri: Harran dibindedir. Kutupluğa ayak basmış ulu sultandır. Harran Kalesinin yanında, çöl tarafında büyük bir kubbe içinde gömülüdür.

Çöl Arapları, bu sultana son derece bağlıdırlar.

Hatta, Araplar arasında önemli bir mesele için yemin ettirmek gerektiğinde “Yahya Hayati” nin başı için deyip, duvara el sürse, büyük yemin etmiş gibi sayılır.

Bu sultana, Yahya Hayati demelerinin aslı, bir seccade üzerinde tahiyatta ve hayatta oturur gibi oturduğundanmış”

ÇEVREDEKİ GEZİLECEK YERLER

Şanlıurfa Harran Bazda Mağarası

BAZDA MAĞARASI

Harran-Han ve El-Ba’rür yolunun: 15-16 km. lerinde, yolun solunda ve sağındaki dağlarda, tarihi taş ocakları var.

Bunlardan:16’ncı km.de, yolun sağındaki köyde bulunan iki taş ocağı görülmeye değer.

Bunların ismi: Bazda, Albazdu, Elbazde yada Bozdağ olarak geçiyor.

Bu mağaralardan yüzlerce yıldır taş alma sonucu; içlerinde meydan, tünel ve galeriler meydana gelmiş.

Özellikle; büyük olanı, yer yer iki katlı bir şekilde oyulmuş ve yükseklikleri 10-15 m. varan ayaklar bırakılarak, ortada meydanlar oluşturulmuş.

Ayrıca, uzun galeri ve tünellerle, dağın çeşitli yönlerine doğru çıkışlar sağlanmış.

Çok geniş bir alana yayılan dağın dış cephesinde: taş kesilmesi nedeniyle, büyük oyuklar görülüyor.

Anadolu’nun belki de en büyük ve en gizemli ve gezilmeye değer, bu tarihi taş ocağının, belirli bölümlerinde, 1250 yılında, burayı işletenlerin isimleri, Arapça olarak yazılmış.

 

SENEM MAĞARASI

Soğmatar’ın 11 km. kuzeyinde bunuyor. Büyük Sene Mığar köyündeki mevcut mimari kalıntılar ve kayadan oyma yapılar, buranın Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında önemli bir merkez olduğunu ifade ediyor.

Köy içindeki tepe üzerinde: kesme taşlardan yapılmış, 3 katlı anıtsal bir yapı var.

Bu yapının, bir manastır veya saray kalıntısı olduğu sanılıyor.

Bu yapının: doğu cephesinin kuzey kesimindeki yuvarlak, kemerli kapının kemer silmeleri: MS.435 yılına tarihlenen, Urfa’daki Aziz Stefanos Kilisesi’nin, Karanlık Sokak’a açılan avlu kapısı ile büyük benzerlik gösteriyor.

Ayrıca: Senem Mağara’daki bu kapının içinde bulunan ikinci bir kapının ortasındaki Akantus yapraklı dairesel rozet: yine Aziz Stefanos Kilisesinin, Yıldız Meydanına açılan avlu kapısındaki rozet ile, üslup olarak büyük benzerlik gösteriyor.

Bütün bunlara dayanarak: Senem Mağara yapılarının: 5’nci yüzyıl başlarında yapıldıkları sanılıyor.

Bu anıtsal yapının kuzeyinde, kayalara oyulmuş kiliseler bulunuyor.

Bu kiliselerden birinin: kayadan oyulmuş saçağına, 5’nci yüzyıl Bizans sanatı özelliklerini yansıtan: Haç motifleri, düğümler, hayat ağacı motifleri, baklava dilimleri, bir vazodan çıkan üzüm salkımı asma dalları ve simetrik kuş motifleri işlenmiş.

Süslemeli bu çanağın doğuşuna bitişik büyük bir kaya mezarı var.

Ayrıca, üç katlı anıtsal yapı ile kaya kilise arasındaki kayalık zeminde, tahrip edilmiş kaya mezarları görülmeye değer.

11 km. güneydeki Soğ Matar’ın MÖ. 400 ile MS. 200 yılları arasında: Paganistlerin merkezi olmasına karşın, Senem Mağarası; bölgedeki Hıristiyan Süryanilerin, önemli bir merkezi olduğu sanılıyor.

Çünkü; Soğmatar’da, tanrısal gücü olduğuna inanılan gök cisimlerinin heykellerine yer verilmişken, Senem Mağara’da, Hıristiyanlığın sembolü haç öne çıkarılmış.

 

HAN-EL BA’RÜR KERVANSARAYI

Selçuklu dönemine ait.

Harran’ın 23 km. doğusundaki Göktaş köyünde bulunuyor.

Yolu; müsait, özel aracınız veya otobüsle gidilebiliyor.

Kervansarayın kuzey cephesindeki kitabesinde; 1128-1129 tarihinde, El Hac Hüsameddin Ali Bey tarafından yaptırıldığı yazılı.

Yani; Eyyübiler zamanında yapılmıştır.

Kısmen harap olmuş durumdadır.

Hanın ismi olan: “Barür”
Kelimesi, Arapçada: “Keçi gübresi” anlamındadır.

Söylentiye göre: hanı yaptıran kişi, burayı kuru üzümle doldurmuş ve “Benden sonra gelenler, burayı keçi gübresi ile dolduracaklardır” demiştir.

Gerçekten de, bugün kervansaray: uzun yıllar, ahır olarak kullanıldığı için, hayvan gübresi ile dolmuş.

Ticaret kervanlarının konaklaması için inşa edilmiş. Eski: Halep-Bağdat-Urfa kervan yolu üzerindedir.

Yapıya giriş kuzey cephesindeki anıtsal kapıdan. 65 x 66 metrelik bir alan üzerine kurulmuştur.

Yapıya: 8 metrelik bir tünelden girilir.

Tünelin sağ tarafında bir mescit ve sol tarafında hanın muhafız odaları, gözetleme kulesi bulunuyor. Kare avlunun çevresi ahırlar, kışlık ve yazlık odalarla çevrili. Kuzey batı köşesinde ise, hamam var.

Düzgün kesme taşlardan, bir kale görünümünde yapılan bina, günümüzde harap durumda. Ancak bir bölümü restore edilmiş ve mescidi de ibadete açılmış.

 

ŞUAYP ŞEHRİ HARABELERİ

Şanlıurfa-Mardin karayolunun 35’nci km. den sağa kapılarak, 45 km. sonra Şuayp şehrine ulaşılır.

Bugün, Harran bucağına bağlı, Özkent adıyla anılan tarihi Şuayp şehri harabeleri burada.

Yolu düzgün, gidilebilir. Ören yerindeki mevcut kalıntılar, Roma-Bizans dönemine aittir. (MÖ.96-MS.395)

Oldukça geniş bir alana yayılmış olan bu tarihi kentin çevresi: yer yer izleri görülen surlarla çevrilidir.

Kent merkezindeki çok sayıda kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir.

Tamamı yıkılmış olan bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları, günümüze kadar ulaşmış olup, görülmektedir.

Şuayp şehrinde yapılmış mağaralar, bina kalıntıları ve taş kemerler görülmeye değer tarihi ve turistik büyük konaklar, saraylar, tarihin kalıntı simgeleri olup, halen özelliklerini kaybetmemişlerdir.

Şuayp Şehri harabeleri arasında: bir mağara ev, Şuayp Peygamberin makamı olarak çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.

Hz. Musa, Şuayp Peygamberin yanında, 7 yıl çobanlık yapmış ve sihirli asasını Şuayp Peygamberden, burada almıştır.

Romalılar zamanında, Arap akınları sonucu Roma-Arap çekişmelerinden yararlanan, Kavatlar, Şuayp şehrini işgal ederler. MS.548 yılında ise, Sasaniler bir gece baskını ile şehri Kavatlardan teslim alırlar.

MS.638 yılında, Arap devri başlarken, Şuayp Şehri, Hakem Bin Hişam tarafından, zapt edilir.

Daha sonra ise, 1096 yılında Selçuklular şehre egemen olurlar.

Ancak; takip eden dönemde, Moğol tahribine uğrayan şehir, yağma edilir ve sonuçta Türkmen aşiretlerinin elinden Akkoyunlu Devleti tarafından ele geçirilir, imha edilerek, bir köy haline getirilir.

Gaziantep Karkamış

karkamış harabeleri.1
Gaziantep Karkamış


Evet: Kadeş Savaşının ve tarihin ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşmasının yapıldığı yer olan Kargamış, günümüzde gezme şansınız yok. Ama: yakın gelecekte, buradaki mayınların temizlenmesi çalışmaları sürdürülüyor, yakın gelecekte turizme açılınca, buraya mutlaka çok yoğun bir turizm potansiyeli akacak.

Çünkü: gerçekten geçmiş incelendiğinde, burada muhteşem büyük bir medeniyetin, daha doğrusu medeniyetlerin izlerini görmek mümkün.

ULAŞIM

Gaziantep Karkamış: Karkamış ilçesi, Gaziantep’in güneydoğusunda, il merkezine 75 km uzaklıktadır.

İLÇENİN ADI

Gaziantep Karkamış: Söylentilere göre: Karkamış adı, Sümerlerin ünlü kralı Gılgamıştan gelir. Sözcük ve yapı olarak: Karkamış ve Gılgamış birbirine yakın iki ad. Bilindiği üzere, bu destan, baştan sona kadar, Gılgamış’ın yaşam mücadelesi, maceraları ve seyahatlerini konu almaktadır.

TARİHİ

Gaziantep Karkamış: Karkamış’ın iki yüzü vardır. Birincisi: tarihin derinliklerinde yer almış, uygarlıklara, savaşlara ve saldırılara sahne olmuş, belgeleri ve izleri ile tarihe ışık tutmuş eski Karkamış. Diğeri, onun devamı olan ve eskinin mirasına sahip, şimdiki yani günümüzdeki Karkamış.

Eski Karkamış; Fırat nehrinin akış yönüne göre, nehrin hemen sağında kurulmuş. Daha sonra belirlenen Türkiye-Suriye sınırının, Fırat ile kesiştiği üçgenin köşesinde. Artık mayınlanmış o saha içerisinde, maziyi andıran bir tümsek yığını gibi, dünden bugüne, çağlar ötesinden günümüze ışık tutuyor. Birçok uygarlığın izleri ve kalıntılarını bağrında saklıyor. Eski kent; yıkıla-yapıla, sonuçta bir tümsek görünümü almış. Ne sarayları kalmış ayakta, ne surları. Tarihi değerleri yağmalanmış, heykel ve sanat değeri olan eserler tahrip edilmiş durumda. Kabartma resimli duvarları, yerli bir edilmiş ve ne savaş arabalarını çeken azgın atları, ne aslanları ve ne de kuvvetin simgesi boğaları kalmış artık. Eski kent, ölgün bir harabe.

Çivi yazısı belgelerden: Karkamış şehrinin adına, ilk defa Mari arşivi belgelerinde rastlanır. Hamurabi devrinde, Karkamış’ın Mari’ye tabi bir şehir olduğu anlaşılır. Takip eden tarihi süreçte; Hamurabi sülalesine, Hitit kralı 1. Murşil tarafından son verilir. 1. Murşil; Babil’e giderken; Halep ve Karkamış’ı ele geçirir. Hitit krallığının zayıflaması üzerine; Mısır firavunları; bölgeyi ele geçirir ve Kargamış, uzun süre, Mısırlıların egemenliğinde kalır. Ancak: Hitit kralı 2.Murşil zamanında, Karkamış yine Hititlilerin egemenliğine girer.

Karkamış’ın en önemli ve en çok bilinen devri: Geç Hitit devridir. MÖ.1200 yıllarında, Frig’ler; Anadolu’da kasırga gibi her yeri yakıp-yıkarlar. Bunlardan kaçan Hititler; Güney ve Güneydoğu Anadolu’da, yeni krallıklar kurarlar. Karkamış’ta: Milit krallığı kurulur. Bu devirde: şehrin çevresi, surlarla çevrilir. Ayrıca: bir iç kale vardır. Şehir gelişmiş, komşu şehir ve krallıklarla ticari ve siyasi ilişkiler kurulmuştur.

Evet: 300 yıl, Geç Hitit krallığının merkezi olan şehir; MÖ.109 yıllarında komşuları Asurlular tarafından işgal edilir. Karkamış; artık bir Asur eyaletidir. Takip eden tarihi süreçte: önce Babilliler ve daha sonra Persler görülür. Takip eden tarihi süreçte: Roma, Bizans ve Araplar görülür.

Osmanlı devletini kuracak olan “Kayılar”, Anadolu’ya Karkamış’a yakın bir noktadan Fırat’ı geçerek ulaşırlar. Geçiş sırasında, suda boğulan boy beyi Süleyman Şah’ın mezarının bulunduğu “Caber Kalesi”nin Karkamış’a uzaklığı: 30 km. dir.

Karkamış; eski kenti, ilk olarak, 1876 yılında, İngiliz Hogatrh tarafından bulunmuş. Takip eden tarihi süreçte; İngilizler, yaptıkları korsan kazılar ile, birçok değerli eseri çalarak ülkelerine götürmüşler.

Karkamış Tren Garı

KARKAMIŞ TREN GARI:

Osmanlı döneminden kalma, taş işçiliği dikkat çeken ve hala kullanılan bu gar, görülmeye değerdir.

Klasik Alman mimarisi etkilerini taşıyan, kesme taşlardan yapılmış, 2 katlı istasyon binası, bölgenin sembollerinden biridir.

1900’lü yılların başında inşa edilmiştir.

Garın hemen yakınında, antik kent girişleri ve meşhur Karkamış Köprüsü (tren köprüsü) vardır.

Karkamış Köprüsü

KARKAMIŞ KÖPRÜSÜ.

Bölgenin en ikonik ve stratejik yapılarından biridir.

Bağdat demiryolu projesinin bir parçası olarak Alman mühendisler tarafından inşa edilmiştir.

Çelik kafes yapısı ve taş ayaklarıyla Fırat Nehri üzerinde görkemli bir duruş sergiler.

Suriye sınırına çok yakın bir noktada bulunan köprü, Türkiye ile Suriye arasındaki demiryolu bağlantısını sağlar.

Karkamış Barajı

FIRAT NEHRİ VE KARKAMIŞ BARAJI:

Antik kentin hemen yanında akan Fırat Nehri, muhteşem bir manzara yaratmaktadır.

Baraj hem enerji üretimi hem de nehir akışının düzenlenmesi amacıyla yapılmıştır. Türkiye nin Fırat nehri üzerindeki son barajıdır. Baraj gölü çevresinde sulak alanlar, özellikle kış aylarında birçok göçmen kuş türüne ev sahipliği yapar.

 

Karkamış Harabeleri

KARKAMIŞ HARABELERİ

Karkamış ilçesi yakınlarında, Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerindedir. İlçe merkezine 1 km. uzaklıktadır. Antik kentin bir kısmı Suriye topraklarında bulunmaktadır. Yakın doğu arkeolojisinin en önemli yerleşimlerinden biridir.
Kent: MÖ.2 bin yılda, Anadolu’dan Mezopotamya’ya ve Mısır’a uzanan yolların, önemli kavşak noktasında kurulmuştu.

 

Tarihi geçmişi:

Karkamış krallarından söz eden ilk belge: MÖ.1700 yıllarında ortaya çıkar. MÖ.1650 yıllarında, Hitit kralı Hattuşili I.; Karkamış ve çevresindeki kentleri alarak, kuzey Suriye yolunun güvenliğini sağlar. Tarihi süreç içinde, kent daha sonraları: Mitannilerin egemenliği altına girer. Ancak: Şuppiluliuma I. döneminde, yeniden Hititlere bağlanır.

Hitit imparatorluğunun yıkılmasından sonra, kent, Geç Hitit krallığından birinin merkezi olur. Kent: MÖ.717 yılında, Asur kralı II. Sargon tarafından, yakılıp-yıkılır ve Asur topraklarına katılır.

Kentin Planı: 

Karkamış: Dış kent, iç kent ve kale olmak üzere, üç bölümden oluşur. Dikdörtgen planlıdır. Yönetsel ve dinsel işlevli yapılar, kentin çekirdeğini oluşturur. Yapılar: Hitit-Asur üslubunda kabartmalarla kaplı, siyah bazalt ve beyaz kireç taşı ortostatlarla süslüdür. Bulunan kabartmaların çokluğu: Geç Hitit dönemine tarihlenir.

Karkamış Harabeleri
GEÇ HİTİT SARAY ALANI VE DEV KORUMA ÇATISI:

Alanın en dikkat çekici noktası, Geç Hitit dönemine ait Saray Alanıdır.

Saray iç kale (Akropol) ile Aşağı Şehir arasındaki bağlantı noktasında, Fırat nehrine hakim bir tepede kurulmuştur.

MÖ 9 ncu yüzyıla kadar uzanan Geç Hitit döneminin en önemli yönetim merkezlerinden biridir.

Bu saray, Hitit İmparatorluğunun yıkılmasından sonra, bölgede Hitit geleneklerini sürdüren “Karkamış Krallığı” nın ihtişamını yansıtır.

O dönemde Yakın Doğu mimarisinde çok popüler olan “Bit-Hilani” tarzında inşa edilmiştir. Ön cephesinde genellikle iki veya üç büyük sütun bulunan, görkemli bir giriş bulunur.

Girişten sonra büyük, dikdörtgen bir taht odasına geçilir.

Genellikle 2 katlıdır, alt kat yönetim ve resmi kabuller, üst kat ise kraliyet ailesinin özel yaşam alanı olarak kullanılırdı.

 

Ostostatlar (Kabartma Taş Bloklar)

Sarayı diğerlerinden ayıran en büyük özellik, duvarların alt kısımlarını süsleyen Ostostat denilen kabartmalı taş bloklardır.

Bu kabartmalar: Tanrıça Kupapa ve onun adına yapılan tören alayındaki: askerlerin, rahiplerin, çeşitli hayvanları taşıyan kişilerin, uzun ve düz kılıçlarla silahlanmış prenslerin, savaş arabalarının, karışık yaratıkların, koruyucu hayvanların yer aldığı tören alanı betimlemeleriyle, MÖ. 1000 yıl başlarındaki yaşam biçimine, giysilerine ve kültürlerine ışık tutmaktadır.

Kabartmaların üzerinde genellikle Luvice (Anadolu Hiyeroglifi) yazılmış ve kralların başarılarını anlatan yazıtlar yer alır.

Kargamış kabartmalarının büyük çoğunluğu, bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Bu sarayda hüküm sürmüş en önemli 3 kral şunlardır:

1 Kral: Katuwa

MÖ 900 civarında hüküm sürmüştür. Şehri gerçek bir sanat merkezine dönüştürmüştür. Saray alanındaki meşhur “Süreç Yolu” ve Fırtına Tanrısı Tarhunza adına yapılan tapınağın büyük kısmını o inşa ettirmiştir.

Yazıtlarda kendisinden “Karkamış’ın Ülke Beyi” olarak bahsedilir. Döneminde bölgedeki diğer şehir devletleri üzerinde büyük bir otorite kurmuştur.

Bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen en ünlü kabartmaların çoğu, onun döneminde yapılmıştır.

 

2 Kral: Sangara (MÖ 870-848)

Karkamış’ın hem çok zengin hem de büyük bir tehditle (Asur İmparatorluğu) karşı karşıya kaldığı bir dönemdir.

Asur kayıtlarında Sangara nın adı sık geçer. Asur Kralı III Salmanasar’a o kadar büyük miktarda altın, gümüş ve fildişi haraç vermiştir ki, bu durum Karkamış sarayının ne  kadar devasa bir hazineye sahip olduğunu kanıtlar. Savaşmak yerine zenginliğini kullanarak şehrini istiladan korumaya çalışmıştır.

 

 

3 Kral.Yariri: (MÖ 790 civarı)

Karkamış’ın en entelektüel ve vizyoner kralıdır. Yazıtlarında 8 farklı dil ve 4 farklı yazı bildiğini belirtmiştir. Bu, Karkamış’ın o dönemde ne kadar kozmopolit ve ticari bir merkez olduğunu gösterir. Saray duvarlarında, kraliyet çocuklarının (Kral Karmani ve kardeşleri) eğitim gördüğünü, aşık kemikleriyle oynadığını gösteren çok insani nadir kabartmalar onun dönemine aittir. Aslında, tahtın gerçek varisi Kamani küçük olduğu için ona naiplik yapmıştır. Ancak şehri bir altın çağ gibi yönetmiştir.

 

Bu kralların yönetim dönemlerinde saraydaki diğer ayrıntılar:

Bu kralların saraylarında sadece protokol yoktu. Arkeolojik kazılarda saray mutfaklarında özel mühürlü kaplar, lüks şarap küpleri ve Mezopotamya’dan ithal edilmiş egzotik eşyalar bulunmuştur. Yani bu krallar, Fırat manzarasına karşı oldukça lüks ve entelektüel bir hayat sürüyordu.

 

ANTİK YOLLAR VE MEYDANLAR:

Karkamış, Türkiye de Hitit döneminden kalma antik döşeme taş yollarda yürünebilecek nadir yollardan biridir.

İç kent ve Dış Kent: Savunma duvarları ve kapı girişleri var.

Tapınak Kalıntıları: Fırat nehri manzarasına karşı yükselen dini yapıların temelleri görülebilir.

Hilani Tepi Evler: Dönemin karakteristik sivil mimari örneklerini görebilirsiniz.

 

Süreç Yolu-Tören Yolu:

Bu yol, antik çağda dini bayramlarda ve kraliyet törenlerinde, tanrı heykellerinin ve orduların geçtiği ana güzergahtı. Yolun her iki yanında, bazalt taşlar üzerine işlenmiş muazzam kabartmalar (ortostatlar) bulunur. Bu kabartmalar genellikle koyu renkli bazalt ve açık renkli kireçtaşının ardışık kullanılmasıyla oluşturulmuş, görsel bir ritim yakalanmıştır.

Yolun duvarlarında: mızraklı askerler, kalkan taşıyan savaşçılar ve tanrılara sunu yapan rahipler gibi figürler çok net bir şekilde görülmektedir.

Antik dönemde şehre gelen elçiler veya misafirler, bu yoldan geçerek kralın ve ordusunun gücüne tanıklık ederlerdi.

Bu yolun büyük kısmı Kral Katuwa döneminde bugünkü ihtişamına kavuşmuştur.

Bugün arkeoparkı ziyaret ettiğinizde, binlerce yıl önce Hitit krallarının ve askerlerinin yürüdüğü orijinal taş döşemeler üzerinde yürüyebilirsiniz.

Yolun sonunda, Fırtına Tanrısı Tarhunza nın tapınağı ve saray girişi vardır.

Bu rota, antik kentin kalbine giden en etkili yoldur.

 

FIRTINA TANRISI TARHUNZA TAPINAĞI:

Antik kentin en yüksek noktalarından birinde, saray kompleksiyle bağlantılı bir konumdadır. Hititlerin baş tanrısı olan Tarhunza ya adanmıştır. Tapınağın girişinde devasa bazalt taşlar ve dini ritüelleri betimleyen kabartmalar vardır.

Özellikle kurban sunma sahneleri ve rahiplerin tasvirler bu alanda çokça görülür.

Kalıntılarda tapınağın iç bölümleri, sunak yerleri ve tanrı heykelinin muhtemelen yerleştirildiği kutsal oda (Cella) temelleri seçilebilmektedir.

Tapınak alanı, Fırat Nehrine hakim bir konumda olduğu için hem stratejik hem de ruhani bir atmosfere sahiptir.

 

KALINTILARDA GEZİ:

1911-1914 yıllarında İngilizler tarafından yapılan kazılarda bulunan, ancak eksik olan bazı Hitit kabartmalarının parçaları, 2011 yılında yapılan Türk-İtalyan kazılarında bulunmuştur.

Karkamış Antik Kenti, sınır hattında olduğu ve kazı çalışmaları devam ettiği için zaman zaman güvenlik gerekçesiyle kısıtlamalara tabi tutulmaktadır.

Ancak genel olarak Arkeopark ziyarete açıktır. Ancak burayı ziyaret etmek isterseniz, gitmeden önce mutlaka Karkamış Kaymakamlığından ziyarete açık olup olmadığını öğreniniz.

 

 

 

Gaziantep tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için.

 

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Aizonai, işte tarih, işte mükemmellik, işte hazine, mutlaka ama mutlaka gidin, görün. Ben buraya üç kez gittim, her seferinde büyük bir keyif aldım, inanılmaz güzel, inanılmaz tarihi bir yer, mutlaka zaman ayırın, mutlaka burayı gidin görün.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

ULAŞIM

Aizonai antik şehri: Kütahya il merkezine 57 km. uzaklıktadır. Kütahya karayolundan yaklaşık 50 km. gittikten sonra, Çavdarhisar ilçesini hemen geçince, Emet yönüne dönülerek ulaşılıyor.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

GENEL

Kralların şehrine yakışan bu mimarinin bulunduğu alanda, her ne kadar çevre dikenli tellerle kapatılarak korunmaya alışmışsa da, bazen istenilmeyen görüntülerle karşılaşma şansı çok fazla.

Bu görüntülerin başında, burası bir yandan turizme açılmaya çalışılırken, öte yandan antik kalıntılar içinde koyun sürüleri ve bunlar tarafından kirletilen antik kalıntılar.

Ayrıca: antik kalıntılar üzerine kurulmuş, bir köy yerleşimi var. Ama bu köy yerleşimindeki evler o kadar kötü olmuş ve Sit alanı olması nedeniyle herhangi bir tamirat, yenileme veya restorasyon yapılamadığından, çevre tamamen harabe olmuş ve her an yıkılabilecek enkaz evlerle dolu.

Bir diğer söylenti, bu evlerin Gediz depreminden sonra terk edildiği şeklindedir. Ama ne olursa olsun ziyaretçilere gayet kötü bir görüntü sunuyorlar.

Evet, gelelim antik kentin bulunmasına

Antik kentteki kazılar, burada, MÖ.3000 yıllarına kadar uzanan dönemde ait yerleşim tabakalarını ortaya çıkarmıştır. Yani, Roma döneminde bugünkü halini alan kentte aslında çok daha önceki dönemlerde, eski uygarlıklar tarafından yerleşim sağlanmıştır.

Pausanias isimli bir yazar: Penkalas nehrinin kıyısındaki bir mağarada: “Ana Tanrıçaya” tapınıldığını anlatır.

Ama, şehir; en önemli ve çağdaş görünümünü Roma döneminde yaşıyor. Özellikle: Efes kenti ile aynı dönemde, burası, ikinci bir Efes şehri olarak nitelendiriliyor.

Kent, ismini: Zeus’un kızı Su Perisi “Erato” ile Efsanevi kral “Arkas”ın birleşmesinden ortaya çıkmış “Azan” isimli mitolojik kahramandan almıştır.

Azan isimli bu mitolojik kahraman, aynı zamanda, Frigyalıların mitolojik kahramanı olan “Azan” dır. Şehir kuruluşundan sonra kullanılan bir diğer ismi ise: Aezani’dir.

Kent: Penkalas (günümüzdeki ismi: Kocaçay) ırmağının iki yakasında kurulmuştur. İlk yerleşimcileri: Frigya’ya bağlı olarak yaşayan “Aizanistler” dir.

Bunları takip eden dönemlerde ise: Bergama krallığı ve MÖ.133 yılında ise, Roma egemenliği görülmektedir.

MÖ. 1’nci yüzyılın son çeyreğinde ve erken Augustus döneminde (MÖ.27. MS.14) yıllarına ait sikkelerde, kentin adı “Ezeaniton” olarak geçmektedir.

Daha sonra, takip eden süreçte: yani Roma egemenliği dönemlerinde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimiyle zenginleşen şehrin ünü: sınırları aşmıştır. En parlak ve ihtişamlı günleri ise; MS.117-138 yılları arasında görülür.

O dönemde, antik kentte, 120 bin kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.

Kuruluş aşamasında, kentin ilk görkemli yapısı olarak: Zeus Tapınağı kurulmuştur. Bu dönemde, şehir, Yunan şehirler birliğine alınır. İmar faaliyetleri artar.

MS. 2’nci yüzyılın ortalarında ise, küçük Zeus Tapınağı çevresinde, galerilerle çevrilmiş olan “Agora” inşa edilir. Tiyatro, Stadium, hamam ve spor yerleri yeniden onarılır.

Takip eden dönemde

Roma imparatorluk toprakları ikiye ayrılınca, bölgede Bizans egemenliği başlar. Bizans döneminde: Hıristiyanlığın yoğunlaşması ile burası da bir piskoposluk merkezi haline gelir.

Kent: 7. yüzyılda önemini kaybeder ve 13. yüzyılda ise bölgeye Çavdar Tatarları yerleştirilir ve bu nedenle, bölge “Çavdarhisar” olarak anılmaya başlanır.

Derken: 1824 yılında: Avrupalı gezginler tarafından, Aizonai antik kenti bulunur. Antik kent: 1830-1840 yılları arasında incelenir ve 1926 yılından itibaren ise, bölgede, Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı çalışmalarına başlanır. Bu çalışmalar, günümüzde de sürdürülmektedir.

Antik kentte, günümüzde görebileceğiniz başlıca kalıntılar: şehrin Roma hükümranlık dönemlerinden kalmadır. Görebileceğiniz antik eserler: Zeus Tapınağı, Borsa, Stadium ve Anfi Tiyatro, Mozaikli hamam, Antik köprüler ve Sütunlu cadde.

Bunlardan kısaca söz etmek istiyorum. Ancak, buradaki köyün evlerinin çoğunun duvarlarının düzgün kesme taşlardan yapılmış olduğunu göreceksiniz. Evet, malzeme bol, garip karşılamamak gerek. Ancak, bu evlerin bir kısmı: 1969 Gediz depreminden sonra terk edilmiş.

Yani. Terk edilen bu evler ve antik kent kalıntıları, çok ilginç bir manzara oluşturuyor. Bu arada, antik kentten çıkarılan eserlerin bir kısmı, halen Kütahya Müzesinde sergileniyor.

GEZİ PLANI

Ana yoldan ayrıldıktan sonra, tabelalar yardımı ile “Aizonai” antik şehrine rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Önce gezmenizi önereceğim yer: Zeus tapınağıdır. Zeus Tapınağı hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce, bilmenizi istediğim hususlar var.

Tapınak alanı: tel örgülerle çevrilmiş ve giriş ücretli yazılı olmasına ve tapınak alanının içinde hemen sağ bölümde bir konteynır içinde güvenlik görevlileri bulunmasına rağmen; giriş ücreti ödenmiyor.

Siz zaten kapıdan girişten itibaren, karşınızda bir anıt gibi duran muhteşem yapıyı görünce etkileniyorsunuz. Ama, yine de hemen buraya girmeyi değil de, hemen sağ yanda bulunan yine tel örgülerle çevrelenmiş, bölgeden toplanan taş eserlerin bulunduğu yeri önce gezin.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Sonra: çok çok ilgi çeken, kadın büstünün bulunduğu taş bölümü görün ve daha sonra, Zeus Tapınağının bulunduğu yere tırmanın.

Burada, yani tapınak alanı içinde, duvarlardaki yazıtları görün, ayrıca tapınak alanının altındaki boşluğu mutlaka ve mutlaka inin. Buraya, demir merdivenlerle iniliyor ve herhangi bir sorun yok.

Ama dediğim gibi unutmayın ve bu alttaki boş alana mutlaka inin, sıcak bir günde klima gibi bir güzel havası olan, bu mistik alanı mutlaka görün. Bu alan bir zamanlar: tapınağın kehanet merkezi ve deposu olarak kullanılmıştır.

Evet, buyurun dünya üzerinde benzeri olmayan, günümüze kadar sağlam olarak gelebilmiş, muhteşem bir tarih hazinesini gezmeye.

Hemen tapınak alanının giriş kapısı önünde, aracınızı park edebilirsiniz.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

ZEUS TAPINAĞI

Evet burası günümüzde Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesi.

Burada, Roma döneminde Aizonai isimli bir şehir kurulur ve şehrin en kutsal alanı olarak seçilen yere Zeus Tapınağı yapılmasına karar verilir.

Ancak, bu kutsal alan olarak kabul edilen höyük: Anadolu’nun erken evrelerine ait tabakalar bulundurur.

Tapınak avlusu seviyesinin hemen altında, Erken Bronz çağına (MÖ 2800-2500) ait seramik parçaları bulunmuştur. Ayrıca: Tunç çağına ait zemini kerpiç ve çakıldan yapılmış, şevli duvarlara sahip iki mekan tespit edilmiştir.

Tapınağın yapılması için, bu tabakalar ortadan kaldırılmıştır.

Muhtemelen, bu ortadan kaldırılan tabakaların molozları, tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmıştır.

Evet, günümüzde: Zeus Tapınağı, yukarıda belirttiğim gibi Çavdarhisar ilçesinde, Aizonai antik şehrinde, Perkalas Çayının batı kıyısında 200 metre uzaklıktadır.

 

Önemi

Zeus Tapınağı oldukça önemlidir. Çünkü dünya üzerinde benzeri yoktur. Gerek plan olarak ve gerekse dünya üzerinde günümüze en sağlam gelebilmiş bir tapınaktır.

 

Tapınağın yapımı

Tapınak, şehir içinde ve çevresinde bulunan toprakların sahibiydi.

Tapınak yapımı için gerekli harcamalar, geniş tapınak arazilerinin kiraya verilmesiyle sağlanmaya çalışılıyordu.

Hadrian döneminde, Aizonai ve Roma arasındaki en temel sorun, şehre ait olan toprakların yönetimi konusundaydı.

Zeus tapınağına bağlı olduğu düşünülen topraklar hakkında, İmparator Hadrian dönemine ait gayet net ve ayrıntılı yazıtlar, tapınağın duvarlarında bulunmaktadır.

Ancak, arazileri kiralayanlar, uzun süre para ödememek için direndiler.

Bunun üzerine, İmparator Hadrianus devreye girdi ve paralar ödenince; MS 92 yılında İmparator Damitianus döneminde başlanan tapınak inşasına devam edildi.

Tapınak: MS 2’nci yüzyılda, İmparator Hadrian döneminde (MS 117-138) tamamlandı.

Evet, bir tepe üzerinde bulunan Tapınak, Aizonai şehrinin ana kutsal alanıydı.

 

Mimari Özellikleri

Roma döneminde yapılmış olmasına rağmen, Hermogenes tarafından Magnesia’da yaratılan Helenistik dönem özelliklerine özgü biçimde yapılmıştır.

Aynı plan, Ankara Augustus Tapınağında da kullanılmıştır.

Hermogenes’in Helenistik dönem mimarisi için ortaya koyduğu kurallar çerçevesinde: naosu çevreleyen peristasisin eni, iki sütun genişliğindedir.

Dolayısıyla tipik Helen mimarlık özelliği olan pseudodipteros plan uygulanmıştır.

Çok basamaklı podyum da, Helenistik dönem özelliklerindendir.

Cella tonozla örtülü bir alt yapı üzerine konumlandırılmıştır.

Bu bir Roma mimarisi özelliğidir.

Cella içinde: bir Zeus heykelinin bulunduğu düşünülür, ancak bu heykel günümüze ulaşmamıştır.

Ancak, yapılan arkeolojik araştırmalarda, tapınak içinde Zeus’un kutsal kuşu olan “Kartal” heykeli bulunmuştur.

Promaos (giriş), naos-cella (ana oda) ve opistodomos’tan (arka oda) oluşan ana yapının altında, Anadolu’da kullanımı çok yaygın olmayan, yüksek tonozlu bir galeri bulunur.

Tapınağın girişi doğudadır ve pronaos önünde 4 sütun bulunur.

Batı yüzündeki opisthodoms kısmında ise, kompozit başlıklı 2 sütun vardır.

Opisthodomos ve cella arasında, alt kata inen ahşap bir merdiven vardır.

 

Tapınağın sayısal ölçüleri

Tapınağın oturduğu podyum ölçüleri: 130 x 112 metredir. Tapınağın oturduğu ölçüler ise, 53 x 35 metredir.

 

Pronaos (giriş) duvarlarındaki yazıtlar

Tapınağın ön galeri duvarlarında, İmparator Hadrian ve Aizonai için önemli hizmet görmüş Apuleius’u öven yazıtlar bulunur.

Pronaos duvarının dış ve iç yüzeylerinde bulunan Yunanca ve Latince yazıtlarda: tapınağın klerolarının (tarım arazileri) kiralarına ait tartışmaların ve kararların yer aldığı Hadrian dönemine ait yazışmaların birer örneği bulunur.

İmparator ile şehir arasında, bu konu ile ilgili yazışmalar, Aizonai için o kadar önemliydi ki, tapınağın ön galerisinin kuzey tarafında, özel olarak hazırlanmış bir bölüme, bu yazıt konmuş ve bugün de görülmektedir.

Aynı duvarın dış tarafındaki yazıtta ise, şehirde 4 Numaralı köprünün yazıtından tanınan M. Apulerius Eurykles’ten söz edilmektedir.

Yazıtta: Eurykles’in erdemlerinden ve şehir için yaptığı işlerden, övgü ile söz edilmektedir.

 

Çizimler-Duvarlara kazınan resimler

Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşların üzerinde, çeşitli çizimler var.

MS 13’ncü yüzyılda Anadolu’daki Moğol istilası sonrasında, bölgeye gelen Çavdar Tatarları, tapınağın çevresine bir duvar örerek, tapınağı kale olarak kullanırlar.

Bu dönemde, tapınağın duvarlarına 300’den fazla Çavdar Tatarlarına ait: at, okçu, süvari, tuğ taşıyan süvari, kopuz çalan insanlar gibi çeşitli figürler kazınmıştır.

Grafitilerin büyük çoğunluğu, kuzey duvarının dış ve iç yüzeyinde bulunmaktadır.

Grafitilerin birçoğunun gurup halinde yapılmış olması, yapım teknikleri ve birbirini takip eden kompozisyonları, bunların aynı topluluk tarafından yapıldığını gösterir.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Sütunlar

Tapınağın en dikkat çekici özelliklerinden biri, sütunlarıdır.

İlk inşa edildiğinde, tapınağı çevreleyen 42 sütun bulunduğu biliniyor. Ancak bunlardan 16 sütun günümüze ulaşmıştır.

En düz olanlar “dor sütunu”, yargıç saçı şeklinde süslü olanlar “İon sütunu” ve çiçekli-böcekli en süslü sütunlar ise “Korint sütunları” dır.

Tapınağın anıtsallığını güçlendiren, monolit (tek parça) sütun gövdelerine, kaide ve başlıklar da eklendiğinde, sütunların toplam yüksekliği 9.51 metredir.

Tapınağın çevreleyen sütunların kaideleri, Asia İon tarzındadır.

Promaos (giriş) ve opisthodomos’da (arka oda) bulunan sütunlarda ise, Attik-İon kaide kullanılmıştır.

Ön ve arka yüzde (doğu-batı) 8 sütun, yan cephelerde (kuzey-güney) 15 İon sütunu bulunur.

Sütunlar 24 yivlidir.

İç bükey yivlerin genişliği altta 11 cm, yukarıda ise 9.5 cm dir.

Bu ölçüler, sütunların yukarıya doğru, zarif bir şekilde inceldiğini gösterir.

İç bükey yivlerin sonlandığı noktada, amphora motifleri vardır.

Bu motifler; üzerine gelen volütlü İon başlıklarını zenginleştirir.

Başlıkların üzerinde bulunan 3 faskiyalı arşitravlar, üst yapının günümüze kadar ulaşan mimari öğeleridir.

Tapınağın kısa taraf, ön yüzündeki orta sütun aralığı, diğer sütun aralıklarından daha geniştir. Ancak bu bir İon mimari özelliğidir.

Sütunlar ile iç mekan arasındaki uzaklık: sütunların kendi aralarındaki uzaklıktan 2 kat fazladır.

Sütunların birbirine bağlantı yerlerinde, kurşun kirişler görülür. Hatta, bu kirişlerden bazıları parçalanmıştır.

 

Akroterler 

Tapınağın bezemelerinden özellikle akroterlik ilgi çekicidir.

(Akroter: alınlık üçgeninin tepesi ve köşelerinde bulunan figürler, süslemelerdir.)

Batı alınlığında, orta akroter “akantus dalları ve yaprakları arasında Tanrıça Kybele” büstü ile bezenmiştir. Doğu alınlığındaki akroterde ise, “Zeus Büstü” bulunmaktadır.

Tapınağın altındaki galeri

Tapınakla ilgili, ilginç bir ayrıntı da burada, tapınağın altındadır.

Bu galeri, kilitleme tonozlama metoduyla inşa edilmiştir.

Celladan buraya inen bir ahşap merdiven bulunur.

Burası, bu plan ile Anadolu’da pek alışılmamış bir özellik gösterir.

Roma mimari sanatında, pek görülmeyen bir yapı biçimidir.

Çünkü benzeri yoktur.

Gelelim, galerinin yapılış-kullanım amaçlarına:

Bu konuda başlıca iki görüş bulunmaktadır.

 

1’nci Görüş

Tapınağın alt galerisinin, değerli sunuları depolamak amaçlı kullanıldığı şeklindedir.

 

2’nci Görüş

Şehrin yaklaşık 4 km güneyinde bulunan Kybele (Meter Steunene) kutsal alanındaki kültün, tapınağın inşasından sonra buraya taşındığı ve tapınakta hem Zeus’a ve hem de Kybele’ye tapınıldığı şeklindedir.

Bu görüşün kanıtı olarak şunlar tespit edilmiştir.

Tonozlu yapıda Kybele’yi simgeleyen terracota figürinleri bulunmuştur.

Ayrıca, bulunan bir yazıtta, Zeus ve Kybele yan yana yazılmıştır.

Tonozlu yapıya geçişi sağlayan geçit opisthodomosdan (arka oda), ahşaptan yapılmış bir merdivenle sağlanıyordu.

Cellaya (ana oda) geçişi sağlayan pronaos üzerinde bulunan alınlığın akroterinde bir erkek figürü bulunuyor, opisthodomos (arka oda) üzerindeki alınlığın orta akroterinde ise bir kadın figürü bulunuyor.

Daha fazla ayrıntıya girildiğinde ise: Kybele, Zeus’u koybantların gürültülü dansları eşliğinde, bir mağarada doğurmuştur.

Pausanias, Aizonai yakınlarında Steunos adını taşıyan bir mağarada, Meter Steunene adı ile Kybele’nin tapınım gördüğünü belirtmiştir.

Zeus’un, burada bir mağarada Kybele tarafından doğurulduğuna inanılmış ve hem Kybele hem de Zeus’a gönderme yapılarak Tapınak inşa edilmiştir.

Hatta, Kybele Zeus’u bir mağarada doğurduğu için, burayı tapınak alanının altına sanki bir mağara gibi inşa etmişlerdir.

 

3’ncü Görüş

Son bir görüş ise, buranın bir kehanet merkezi olduğu şeklindedir.

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı

Tapınağın önündeki kadın büstü

Tapınağın kuzeybatı alınlığında, bir kadın büstü vardır.

Bunun bulunması, bu tapınağın sadece tanrıların babası Zeus’a değil aynı zamanda Aizonai’te Meter Steunene adıyla tapılan Anadolu’nun Kybele tanrıçasına da adanmış olduğunu gösterir.

Ancak son araştırmalarda, tapınağın çift tanrıya ( hem Zeus’a hem de Kybele’ye) adanmış olduğu anlaşılmıştır.

Medusa görünümündeki bir zemin üzerinde, saçlı bir figürdür.

Akroter denilen bu devasa heykel, zamanında meydana gelen depremler sonucu, Zeus Tapınağının üzerinden düşmüş olmalıdır ve tapınağın önünde, buluntu yerine yakın bir yere konulmuştur.

 

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı Agora

AGORA

Zeus Tapınağının tam önündeki sütunlu avlu ve içinde bulunan Hereon’dan oluşuyor. Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan Hereon’un şehrin ileri gelenlerinden biri için yapılmış, bir anıt mezar olduğu sanılıyor.

Agoranın güneyinde, ona yapışık olarak yapılmış “Dor Agorası” var.

Çoğu köy bahçeleri ve evlerinin altında kalan bu görkemli yapıların az bir kısmı, ayakta kalabilmiştir.

Zeus Tapınağından sonra: Tapınak alanının hemen karşısında bulunan Tiyatro-Stadyum kompleksinin bulunduğu yere doğru gidiyoruz.

Yine, dar ve toprak bir yoldan bir süre ilerledikten sonra aracımızı bırakıyoruz ve büyük taş-kaya blokların üzerinde ilerleyerek, bölgeyi gezmeye başlıyoruz.

Karşımıza ilk çıkan yapı: Hamam.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Hamam

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Hamam

HAMAM

MS.3. yüzyıl ortalarından şehrin kuzeydoğusunda, aslında var olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine, ikinci büyük bir hamam yapılmıştır. Hamam mekanlarının birinde, ortada “Satyr ve Menad” betimli, kaliteli bir mozaik taban görülmektedir.

MS.4 ve 5’nci yüzyıldan sonra, bu hamamın, ana mekanı düzenlenmiş ve Aizonai’nin erken Hıristiyan cemaatinin yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür.

Hamamda: merkezi bir ısıtma sistemine ait kalıntılar görülmektedir. Hamam yapısının önünde, spor çalışmalarının yapıldığı, kare biçimli büyük bir avlu olan “Palaesrtra” bulunmaktadır. Mozaikleri burada görmelisiniz.

Evet, biz yine gezimize devam edelim.

Hamam yapısından sonra: yürümeye devam ettiğimizde, karşımıza önce stadyum ve daha geride tiyatro çıkıyor. Gerçekten ortasındaki boşluk ve yanlarında oturma sıraları ile stadyum ve hemen yanındaki tiyatro, gayet belirgin olarak karşımıza çıkıyor.

Ama, bölge o kadar karışık ki, umarım ilgililer-görevliler, bir gün gelir bu karışıklığı toparlayacak düzenlemeye giderler ve kesinlikle, karşımıza “Efes” antik kentinden daha muhteşem bir kent çıkacaktır.

Taşların-kayaların üzerinde biraz da akrobatlık yaparak, kekik kokularını hissederek ve uzaktan, Zeus Tapınağını izleyerek, rüzgarın büyüsü ile bölgede gezinmeye devam ediyoruz. Bu arada, gerek Stadyum ve gerekse Tiyatro hakkında ayrıntılı bilgiler:

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro

STADİON VE TİYATRO

Evet, burada göreceğiniz Stadion-Tiyatro kombinasyonunun, dünya üzerinde başka bir benzeri yoktur.

Yani, tiyatro o dönemlerden farklı olarak, stadyumla bitişik yapılmıştır. Aynı alanı, beraberce paylaşıyorlar.

Tiyatronun 20 bin kişi kapasiteli ve ona bitişik stadyumun ise 13.500 kişi kapasiteli olduğu sanılıyor. Uzun stadyum, hala çok belirgin. Madalya alanların şerefine madalyaları simgeleyen kabartmalar, stadyum girişinde, hala zarar görmemiş bir şekilde görülebiliyor.

Stadyumda yapılan araştırmalar: buranın MS. 160 yılından sonra yapılmaya başlandığını, aralıklarla MS. 3. yüzyıl ortalarına kadar bir yapım süreci geçtiği tahmin edilmektedir. Stadyum oturma sıraları: hafif çokgen biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir.

Stadyum’un tiyatroya bakan batı cephesi, mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Daha sonra, stadyum genişletilirken, buraya ikinci bir kat eklenmiştir

Bu bölgeyi de gezdikten sonra: arabamıza biniyoruz ve geri dönüyoruz. Zeus Tapınağını geçtikten hemen sonra, sağ bölüme ara yola giriyoruz.

Sağımızda Zeus Tapınağı kutsal alanı, solumuzda bir sürü virane ev ve bunları geçiyoruz, sola kıvrılıyoruz, önce bir antik Roma dönemi köprüsü üzerinden geçiyoruz ve bu kez hedefimiz, dünyanın ilk Borsa yapısı ve antik sütunlu cadde.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Köprüler

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Köprüler

           

ANTİK KÖPRÜLER

Antik köprüler: Penkalas denilen (günümüzdeki Kocaçay) ırmak üzerinde bulunmaktadırlar. İlkbaharda, bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış, koruma duvarı bulunuyormuş.

Köprüyü geçmeden önce, ırmak kenarına bakın, köprü başında su kenarında bir mezar taşı göreceksiniz. Ama, bu mezar taşı, bir zamanlar çamaşır yıkamak için kullanılmıştır.  Köprünün diğer başındaki mezar taşı ise, dikilmiş ve arasından bir boru geçirilerek çeşme yapılmıştır.

Şehir, bu ırmağın her iki yakasında kurulduğu için, antik dönemde, ırmak üzerinde: yalnızca yaya geçişlerine uygun bir ahşap köprü ve kesme taştan yapılan 5 köprü bulunuyordu.

Kemerli taş köprülerden, günümüze yalnızca 2 tanesi ulaşmıştır. Ahşap köprü elbette yok, ama günümüze ulaşan kemerli taş köprüler, günümüzde bile, halen gerek yaya ve gerekse araç geçişleri için izin veriyor.

Bu taş köprülerden birinin korkuluk kaidesi üzerindeki yazıtta: köprünün açılış töreninin MS. 157 yılında, Eylül ayında yapıldığı belirtiliyor. Bu köprüye, 1990 yılında, yeni korkuluklar konumlu ve yeniden kaplanmıştır.

Bir diğer köprü üzerindeki yazıtta ise: zamanında Aizonai şehrinin zenginlerinden birinin, Roma’dan dönerken denizde geçirdiği kaza sonrasında yaptığı adaktan dolayı, bu köprüyü, MS.159 yılında, yaptırdığı anlaşılıyor.

Hatta: köprüdeki deniz canlıları ve gemi kabartmaları bunun şahitleridir. Bunları anlatan, sözünü ettiğim yazıt ise, hala orada, köprünün yanında, günümüze kadar ulaşmış, okunabiliyor.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

             

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa

Şimdi sırada, dünya üzerinde ilk “Borsa” yapısı olarak kabul edilen bir yere gidiyoruz.

Buraya ulaşmadan hemen önce, yine bir  Roma dönemi taş köprüsünden geçiyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, bu köprülerden günümüze kadar ulaşan iki tanesi, hala, ulaşımda kullanılıyor.

Muhteşem bir duygu ile, köprünün üzerinden araba ile geçiyoruz ve hemen orada bulunan bölgeye arabamızı park ediyoruz. Hemen karşımızda: bir boşluk alan, onun sağında bir minare kalıntısı görülüyor.

Alanın sol bölümünde ise yine birkaç sütun görülüyor. Bulunduğumuz alanın dere kıyısında kalan bölümünde ise: tamamen harabe haline gelmiş, yıkık veya yıkılmak üzere olan evler harabeleri var.

Ama, köprünün hemen yanında, Çavdarhisar Belediyesi tarafından yapıldığı yazılı, ahşaptan yapılmış tuvalet nispeten temiz görüntüsü ile ve buraya gelenlere bir
hizmet olarak, gayet iyi düşünülerek yapılmıştır.

Evet önce Borsa yapısı yani yuvarlık yapıdan söz etmek istiyorum.

YUVARLAK YAPI-MACELLUM

1970 yılındaki büyük Gediz depreminde, burada bulunan köy camisi yıkılınca, ortaya bir yapı kalıntısı çıkıyor. Bunlar araştırıldığında ise, buranın yuvarlak bir yapı olduğu anlaşılmış ve Macellum ismi ile anılmaya başlanmıştır.

Evet, bu yuvarlak yapı, büyük olasılıkla MS.2. yüzyılda gıda pazarı, et ve balık pazarı olarak kullanılmıştır.

Yapının bir duvarında: bir kanun yazılıdır. Bu kanunda: borsada toplanan malların fiyatları belirlenirken, bütün mamullerin alabileceği en yüksek fiyat belirleniyor ve fiyatlar sınırlandırılıyordu.

Kanunun belirleyicisi: Roma imparatoru Diocletianus’tur. İmparator, 301 yılında enflasyonla mücadele için, ücret tespitleri yapar. İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış fiyatlarını belirler ve fiyat artışlarını, yani enflasyonu engeller.

Örneğin: kuvvetli bir köle, 2 eşek fiyatına, yani 30 bin dinara, bir at ise 3 köle fiyatına eşitlenir. Tüm bunlar: Macellum denilen ve dünyanın ilk borsa binası unvanını alan bu yapının duvarlarında yazılıdır.

Takip eden dönemde, tüccarların stok yapmaları ve bazı sorunlar ortaya çıktığından, serbest dalgalanmalara geçilmiştir. Evet, yapının duvarlarındaki yazıtta belirtilen bu kanan Romalılar tarafından kapitalizmin ağır kurallarına karşı çıkartılan devletçi kanun olarak tarihe geçer.

Antik  dönemde, yapının hemen yanındaki 6-7 metre yüksekliğindeki kuleye çıkarak, ürünlerin satılabileceği fiyatlar belirleniyormuş.

Yapının bulunduğu cadde kenarındaki sütunların bir kısmı, restorasyon çalışmalarında ayağa kaldırılmıştır.

Dükkan kapıları, bu sütunlu yola açılıyormuş.

Borsa yapısının hemen yanında bulunan cami minaresi kalıntısının içinden, dar merdivenlerden çıkarak üst bölüme ulaşabilirsiniz.

Buradan sonra, hemen 50 metre soldaki sütunlu antik caddeye gidiyoruz. Burası da, birkaç sütun görülebilen ve yer döşemesindeki büyük yassı mermerler olan bir cadde yapısıdır. Bir zamanlar, elbette daha haşmetli ve daha büyük olması gerekirdi.

Günümüzde ise, bu muhteşem cadde, her iki yönde, yine bölgedeki virane-harabe evlerin önünde kesiliyor. Sanırım bu evler ortadan kaldırıldığında, cadde tüm ihtişamı ile ortaya çıkacaktır.

Evet, bu antik sütunlu cadde hakkındaki ayrıntılı bilgiler:

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde

Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde

             

 

 

 

 

ANTİK SÜTUNLU CADDE

Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası, 1991-1995 yılları arasında kazılmıştır. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre, MS. 400 yıllarına tarihlenen sütunlu bir cadde ortaya çıkarılmıştır.

Sütun ve kaide parçaları, neredeyse tamamıyla ele geçirildiğinden, mermer tanımlamaları az miktarda yapılarak yeniden ayağa kaldırılmıştır.

Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka taraflarına yerleştirildiler. Ayrıca, malların satışa sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi insanları yağmur ve güneşten koruyan çatının yapılması için, antik diğer yapılardan malzemeler sağlanmıştır.

Değişikliğe uğrayıp kullanılmayan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konulmuşlardır.

Böylece kuzeydoğu galerilerinin önünde bir yazıt kaidesi önünde, soylu bayan Markia Tapeiz onur yazıtı, fülüt çalan panter postlu çıplak bir Sapyerenin mermerden heykeli, bir araya getirilmiştir.

Evet, burada, yapımı için tapınak yıkılan ve 6. yüzyıla kadar varlığını koruyan sütunlu bir cadde görülüyor.

Cadde bir deprem sonucunda harap olmuş, sütunları yıkılmıştır. Sütunlu caddenin yapılması için ortadan kaldırılan tapınak ise, daha önceki dönemlerden kalan Artemis Tapınağıdır. Antik sütunlu caddenin, Roma imparatoru Claudius  döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Zengin süslemeleriyle dikkati çeken kuzeydoğu galerilerinin görkemli ion başlıkları, biraz önce sözünü ettiğim ve yıkılan tapınağa aittir. Sütunlu caddenin uzunluğunun 450 metre olduğu tahmin ediliyor.

Evet, özellikle ve mutlaka sizlerin de dikkatini çekecektir ki, bu bölge, diğer bölgelerden farklı olarak ziyaretçiler tarafından yoğun olarak kirletilmiş olarak görülüyor.

Her yan: bira şişeleri, pet su şişeleri, sigara paketi ve diğer birçok atık ile kirletilmiş durumda. Sanırım buraya yetkili-görevliler pek uğramıyorlar, bence buraya insanların bu tür atıkları atmaları için, birkaç çöp kutusu-tenekesi konulsa, bu pislik olmayacaktır.

Kütahya Çavdarhisar Aizonai

Evet, burayı da gezdikten sonra: bölgedeki diğer gezilebilecek yerler hakkında, sizlere kısa kısa bilgiler vermek istiyorum. Gerek buraya ayırdığınız zaman ve gerekse ilgi düzeyinize göre, belirteceğim yerler arasından seçin ve gidip buraları da gezebilirsiniz.

NEKROPOLLER

Şehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde: çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir. Çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizonai bölgesi için, tipik olan kapı biçimli mezar taşları, bunlar arasındadır.

Kapı biçimli mezar taşları: mezar mimarisinde, öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu, MS.2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazılardan, kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler görülür. Kadın mezar taşları üzerinde: yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerin kinde ise: kartal, aslan ve boğa resimleri bulunmaktadır.

1990 ve 1991 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında : Aizonai’nin 2 km. güneybatısında, Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda: görkemli iki mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır.

Haçvari plana sahip, batıdaki mezar yapısı içinde: lahit koymak için yapılmış nişler bulunmaktadır. Bugün: Kütahya Müzesinin ana salonunda sergilenen, Helenlerle-Amazonların savaşını gösteren üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur.

Doğudaki dört kemerli yapı; Ortaçağ’da küçük bir Bizans şapeline dönüştürülmüştür. Burada da, Eros betimli mermer lahidin alt kısmı bulunmuştur.

Bu parça da, Kütahya Müzesinin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler ve dolayısı ile mezar yapıları, MS.155-165 yılları arasına tarihlenmektedir.

METER STEUNENE KUTSAL ALANI

Şehrin bilinen en eski kutsal alanı “Tanrıça Meter Steunene” ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki derin kaya indir.

Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda: ele geçirilmiş pişmiş toprak kült figürinleri, MÖ.1. yüzyıl ile MS.2. yüzyıl arasına tarihlenmektedir. Bu da Meter Steunene kutsal alanının, MÖ.1. yüzyıldan çok önceleri bile kullanıldığını göstermektedir.

Kaya kesintisinin üstünde taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru da kutsal alanın,  daha erken dönemlerine ait olmalıdır. Burada, halkın inancına göre, kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve doğanın hakimi, Anadolu’nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.

ANTİK BARAJ VE TAŞ OCAKLARI

Sel felaketinden korunmak için, antik dönemde, Penkalas Nehri (Bedir dere) üzerine inşa edilmiştir. Günümüze, iyi korunarak gelmiş bir baraj duvarı var.

Bu yapı, çoğu oturma basamağı olan, devşirme, mermer parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki kayalıklarda, antik dönemde, buranın taş ocağı olarak kullanıldığını işaret eden izler görülmektedir.