Evet, burası, dünyanın en yoğun oksijen bulunan yöresi. Tam bir oksijen çadırı gibi. Bu durumun, teknik verilerle kanıtlanmış olması da cabası. Hani derler ya, astım hastaları, Antalya-Alanya’daki Damlataş Mağarasına gitmeliler diye, burada mağaraya filan gitmeye gerek yok. Ortam, tamamen yoğun oksijen ile dikkat çekiyor.
ULAŞIM
İstanbul’dan, Altınoluk’a: Bursa-Balıkesir-Havran-Edremit üzerinden gidebilirsiniz. Tekirdağ-Çanakkale yolunu da tercih edebilirsiniz. Bu yol, manzarası güzel, trafiği az ve 476 km. İstanbul-Kınalı arası otoyolu kullananlar, Tekirdağ’dan Keşan’a, sonra da Gelibolu’ya gelecekler. Buradan, Lapseki’ye veya Eceabat’tan Çanakkale’ye, karşıya geçmek için feribotlar, saat başı kalkıyor. Truva’dan, Edremit Körfezine inerken, Altınoluk sizi karşılayacak.
Ankara’dan, Altınoluk’a gelmek için ise: Ankara-Eskişehir-Bursa-Balıkesir-Edremit-Akçay üzerinden ilerleyerek Altınoluk’a ulaşmak mümkün. Ankara-Altınoluk arası uzaklık: 644 km.
Altınoluk-Edremit arasındaki uzaklık: 28 km. Balıkesir-Altınoluk arası uzaklık ise: 114 km.
Balıkesir Edremit Altınoluk
GENEL
Evet, Altınoluk denilince, yörenin havasının, tam bir oksijen deposu olması akla geliyor. Sonra ise: yörede bulunan çok sayıda konaklama tesisi ve eğlence mekanı.
Güre Köyünde, Sarıkız adında, çok güzel, iyi yürekli bir kız yaşarmış. Kendisini sevmeyenlerin iftiraları sonucu, babası, Sarıkız’ı, 5-10 kazla birlikte, İda dağına bırakır. Bir süre sonra, kızını görmeye giden baba, kızından su ister. Sarıkız, dağın tepesinden, elini körfeze uzatarak tasını doldurunca, kızının erdiğini anlar. Sırrı anlaşılan Sarıkız, orada, buna çok üzülen babası ise İda dağının başka bir tepesinde ölür. Bu efsaneye göre, İda dağı, Kazdağı, dağın doruğu Sarıkız Tepesi, kızın babasının öldüğü yer de Babadağı olarak anılmaya başlanır.
Gürenin üstünde bulunan Kavurmacılar Köyünde yaşadığına inanılan Sarıkız için, her yıl 15 Ağustos tarihinde bir tören düzenlenir. Bu törende: köyde, keşkek, pilav, nohut pişirilip yenir. Şerbetler içilir. Terkedilmiş görünümlü köyde kalan beş-altı ailenin yanı sıra, yeni yapılanmalara da rastlanılıyor. Sarıkız şenliklerine olan ilginin her yıl arttığı görülmekte. Ayrıca, Sarıkızın kabri başında, herkesin dileğini yazabildiği büyük bir dilek defteri de bulunuyor.
GEZİLECEK YERLER
Balıkesir Edremit Altınoluk Antandros
ANTANDROS ANTİK KENTİ
Antandros antik kenti, Edremit ilçesinden Altınoluk an yaklaşık 2 km doğusunda, Kaz dağlarının güney eteklerinde yer alan ve Geleceğin Efes i olarak adlandırılan büyüleyici bir Troas kentidir.
TARİHİ SÜREÇ-PERS KRALI XERXES
Heredotos, Pers Kralı Xerxes in MÖ 483 yılında Yunanistan a yapacağı seferin hazırlıklarına ve ordunun izlediği güzergaha değinir.
Heredotos un anlatımına göre:
Ordu, Lydia dan Kaikos ırmağına ve Mysia ya yöneldi.
Kaimos u geçtikten sonra Aternaos içinden Karene kentine doğru yürüdü.
Bu kentten sonra Adramytteion kenti ve Pelasg sitesi Antandros’a geçerek Thebe ovasına indi.
Ve oradan gece İda eteklerinde konaklamışken bora patladı, zigza gezinen yıldırımlar düştü ve oldukça önemli sayıda kayıplar verdi.
DONANMA KURULMASI
Vergilius un “Aeneas” adlı eserinde, MÖ 1200 lü yıllarda, Akhalar ile Troyalılar arasında çıkan savaş sonrasında yıkılan Troya kentinden kaçan Aeneas ve yanındakilerin bir Phry yerleşimi olan ve İda dağı eteklerinde bulunan Antandros ta donanmalarını kurduklarından bahseder.
Antik kaynaklarda Antandros kenti ile ilgili bilgilere çok sık rastlanmamasına karşın, kentin adı Atina ve Sparta arasında, MÖ 431 yılında başlayan ve MÖ 404 yılında sona eren Peleponnesos savaşlarında sıkça geçer.
Savaşların ilk evresinde Antandros ile ilgili bilgiyi Thukydides ten alınır.
Lesbos adasını ve burada yer alan Mytilene kentini ele geçiren Atinalılar, kent halkının bir kısmını sürgüne göndermiştir.
Mytilene ve Lesbos adasının diğer bölgelerinden sürgün edilen bu insanlar, yanlarına Peleponnesos tan paralı askerler alarak Antandros u ele geçirirler.
Bu insanlar Antandros un, İda dağına yakın olması ve gemi yapımında kullanılacak diğer gereçlerin de bol olmasından yararlanarak gemi yapacak, böylece Lesbos a saldırıp geri aldıktan sonra karşı kıyıda yer alan diğer Aiol kentlerini de ele geçireceklerdi.
MÖ 512 yılında Persler tarafından Antandros şehri ele geçirildiğinde, tarih sayfalarında yerini almıştır.
İda dağının eteğinde konumu sayesinde, şehir gemi inşa endüstrisi için gerekli olan zengin kereste ve reçine kaynaklarına erişebiliyordu.
Bu hususlar, Antandros u savaş filolarını genişletmek isteyen tüm askeri güçler için cazip bir hedef haline getirmiştir.
Şehir defalarca el değiştirdi, Yunanlılar ve Persler tarafından kontrol edildi ve hatta kısa bir süre için özerk bir yerleşim yer ibile oldu.
Antandros Mozaikleri
YAMAÇ EV-ROMA VİLLASI VE MUAZZAM MOZAİKLER
Antandros un en çok ses getiren bölümü, MS 300 civarına tarihlenen yaklaşık 1100-1800 metrekarelik Roma villasıdır.
Araştırmalara göre villanın MS 3 ncü yüzyılda inşa edildiği ve MS 6-7 nci yüzyıllara kadar kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu tarihte, Arap akınlarından kaçan halk, kenti terk ederek, bugün Şahinkalesi olarak adlandırılan, oldukça korunaklı doğal bir kale görünümündeki tepeye taşınmıştır.
Antandros Mozaikleri
Evet, denize bakan bir yamaç üzerine yerleştirilmiş olması nedeniyle klasik Roma peristilli ev tipinden farklı olarak, sıralı ev tipi olarak adlandırılan bir mimari üslupla inşa edilmiştir.
32.90 m uzunluğundaki portika üzerine, yan yana dizilmiş 6 odası evin ana mekanlarını oluşturmaktadır.
Bunun haricinde latrina (tuvalet), mutfak, teras ve oldukça görkemli bir hamam bulunur.
Antandros Mozaikleri
Mozaikler ve Freskler:
Yamaç ev özellikle taban mozaikleri ve freskolarıyla dikkat çekmektedir.
Yamaçtaki eğimden dolayı, teraslar üzerine oturan villanın portikosu ve yan yana dizilmiş 6 odasından Oda no 1 ve 4 oldukça iyi korunmuş mozaiklere sahiptir.
Oda 3 ün tabanı mermer kaplıdır.
Oda 1 in duvarları, stilize sütunlar arasına yerleştirilen tek figürlü panellerden oluşan freskolar ile dekore adilmiştir.
Ayrıca hamamın soyunma odası olarak adlandırılan odasının tabanı, tam olarak korunmuş mozaik döşemeye, duvarları freskoya sahiptir.
Özellikle bir içki kabından (kantharos) su içen iki kuşun resmedildiği “Çarkıfelek” motifi çok meşhurdur.
Antandros Su içen kuşlar Çarkıfelek Mozaiği
Duvarlarda ise meyve ve içki taşıyan hizmetkarların betimlendiği freskler bulunur.
Antandros Mozaikleri
Lüks Yaşam.
Villanın kendine ait özel bir hamamı, kanalizasyon sistemi, kışlık ve yazlık salonları vardır.
Bu, kentin o dönemdeki yüksek refah düzeyini yansıtır.
Antandros Nekropolis
ANADOLU NUN EN GENİŞ NEKROPOLÜ-MEZARLIĞI
Antandros, mezar çeşitliği açısından Anadolu arkeolojisinde çok özel bir yere sahiptir.
Nekropolis, Antandros yerleşmesinin yer aldığı Kaletaşı Tepesinin yaklaşık 400 m batısındadır.
Deniz ile ona paralel uzanan tepe arasındaki 50-60 m lik yamaç ve düzlüktedir.
Bugün Melis Sitesinin büyük bir bölümünün üzerine oturduğu Nekropolis alanının batı sınırı, sitenin batı sınırı ile aynı konumda iken, 2001 yılından bu yana sürdürülmekte olan sistemli kazılar, nekropolis alanının sınırlarını tespit etmeye yönelik olarak sürdürülmektedir.
Bugüne kadar toplam 412 mezar bulunmuştur.
Nekropolis in en erken mezarında, hediye olarak göğüs üzerinde bir bronz saç spirali ile bacaklar hizasında 5 aşık kemiği bulunmuştur.
Arkaik döneme ait, toplam 160 mezar bulunmuştur.
Evet, Nekropolis; MÖ 8 yüzyıldan MÖ 2 yüzyıla kadar kesintisiz kullanılan bu alanda şunlar görülebilir.
Antandros Nekropolis
Lahit Mezarlar:
Nekropolde ilk lahit kullanımı, yetişkin bireylerin sadece yakılarak gömülmediği MÖ 6 ncı yüz yılda görülmeye başlar.
MÖ 5 nci yüzyıla ait lahitlerde çoklü gömüler dikkat çekmektedir.
Bir lahitte, ikisi kadın, birisi erkek üç erişkinin yatırıldığı lahit içerisinde, MÖ 450 civarına tarihlenen siyah figür tekniğinde bezeli kaide ve gövde ele geçirilmiştir. Üç bireyin de birbirinin üzerine, diğerini tahrip etmeksizin yatırılmış olması ve mezar hediyeleri arasında zaman farkının bulunmaması, bu gömülerin aynı dönemde yapıldıklarını ve muhtemelen lahitlerin aile mezarı olarak kullanıldığını düşündürür.
Pithos-Küp mezarlar:
Ölülerin büyük küplerin içine yerleştirildiği ilginç gömü biçimleridir.
Bebek gömüleri genellikle amphoralar içine yapılırken, erişkin ve çocuklar için çatı kiremidi mezarların da kullanıldığı görülmektedir.
Kremasyon
Ölü yakma geleneklerine dair izler vardır.
Bazı kremasyon mezarlarda toprak üzerindeki yanık tabakası ve toprakta yüksek ısıdan meydana gelen kırmızılaşma, bireyin gömüldüğü yerde yakıldığını kanıtlamaktadır.
Başka yerde yakılarak toplanan kemiklerin bir urne kabı içerisine konulması sonrasında gömülmüşlerdir.
MİTOLOJİK VE TARİHSEL ÖNEMİ
Aeneas ın Gemileri:
Efsaneye göre, Troya savaşından kaçan kahraman Aeneas, Roma yı kurmak üzere yola çıkacağı gemileri Antandros tersanelerinde, Kaz dağlarının kerestelerinden yaptırmıştır.
Bu nedenle Antandros, İtalya ile kurulan “Aeneas Rotası” projesinin başlangıç noktasıdır.
Antandros Güzellik Yarışması
Dünyanın ilk güzellik yarışması:
Antik dönem yazarlarından Strabon, “İç kısmında Antandros bulunur, bunun da yukarısında Paris in hakemlik yaptığı söylenen Aleksandreia Dağı vardır” diyerek, dünyaca ünlü bu efsanenin Antandros da gerçekleştiğini aktarır.
Gelelim olayın ayrıntısına:
Tanrıça Thetis, Zeus tarafından bir ölümlü olan Peleus ile evlendirilir.
Bu düğüne Eris, yani nifak tanrıçası, kötü özellikleri nedeniyle davet edilmez.
Bunu haber alan Eris, tanrılar ve tanrıçalar toplandıklarında, aralarına, “En güzele” yazan bir altın elma fırlatır.
Tanrıçalardan Athena, Hera ve Aphrodite en güzelin kendisi olduğunu söyleyerek, elmayı almak üzere atılırlar.
Bunun üzerine Zeus, Hermes i tanrıçaları İda dağına götürmekle görevlendirir.
Orada Paris ten en güzel tanrıçayı seçip, elmayı ona vermesi istenecektir.
Tanrıçalar Paris in karşısına dizilirler.
Hera, Paris e yaklaşarak kendisini seçerse ona Asya İmparatorluğunu vereceğini söyler.
Hera nın ardından Athena, bilgelik ve gireceği tüm savaşlarda zafer vaat eder.
Afrodite ise, dünyanın en güzel kadınını vaat eder.
Paris elmayı Aprofite vererek, en güzel tanrıçayı Zeus adına belirler ve böylece kendisine vaat edilen dünyanın en güzel kadınını alacağı günü beklemeye başlar.
Evet, yukarıda da belirttiğim gibi, Strabon, bu efsanenin Antandros ta gerçekleştiğini aktarmıştır.
ANTİK YOL
4.10 m seviyesinden itibaren, 4.02 m, 3.94 m ve 3.89 m de dört ayrı tabaka halinde antik yol açığa çıkarılmıştır.
Bu tabakalar yolun uzun süre kullanıldığını ve ihtiyaç dahilinde onarım gördüğünü ortaya koymaktadır.
Ayrıca yolun onarım gördüğünü gösteren çukurlara, rastlanmıştır.
Antandros Kent Suru
KENT SURU
Yamaç ev in yaklaşık 150 m batısında kent suru ortaya çıkarılmıştır.
Karakazan deresinin yaklaşık 40-50 m doğusunda ve Kaletaşı Tepesinin güneybatı eteğinde yer alan alan, kazılmaya başlanmış ve MÖ 4 ncü yüzyıla ait kent suruna ilişkin önemli bilgiler bulunmuştur.
3.26 m kalındığa sahip sur duvarı, yer yer on sırası üst üste korunmuş, dış yüzleri dikdörtgen bloklardan oluşmaktadır.
Kent suru, Kazanderesine paralel olarak takip edildiğinde, kulenin hemen güneyinde sur duvarının kuzey-güney doğrultulu, şekilsiz böyük boyutla taşlarla örülmüş bir duvar olarak devam ettiği belirlenmiştir.
Bu duvarın yaklaşık 5 m lik bir bölümü açığa çıkarılmıştır.
Helenistik dönemde, hem Karakazan deresinin taşkınlarından şehri korumak, hem şehrin savunmasına büyük katkı sağlamış olan kent suru, Roma döneminde kentin büyümesiyle birlikte kullanım dışı kalmış ve bölge yerleşim alanı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Antandros Roma Hamamı
ROMA HAMAMI
Sur duvarının kulesi üzerinde, surun duvarlarını mekan duvarı olarak kullanmış içinde ocak bulunan bir Roma yapısı, doğuda MS 4 ncü yüzyıla ait bibr hamam yapısı bulunmuştur.
Roma hamam yapısında caldarium sıcak oda tamanı açığa çıkarılmıştır.
Toplamda 5.30 x 4.20 m ölçüye sahip caldarium, 0.70 m kalınlıkta iki duvar ile üç mekana bölünmüştür.
Antandros
ZİYARET:
Alanda, yılın büyük bölümünde kazı çalışmaları sürdürülmektedir.
Giriş ücretlidir.
Ancak antik kentin önemli bir kısmı hala toprak altında olduğu için, gezi alanı diğer büyük kentler kadar geniş değildir.
ŞAHİN KALE
Antandros antik kenti ve Altınoluk bölgesiyle doğrudan bağlantılı olan, bölgenin en sarp ve gizemli savunma yapılarından biridir.
Kaz Dağlarının güney yamaçlarında Şahin Dere Kanyonunun hemen başlangıcında stratejik bir noktadadır.
KALENİN KURULUŞ AMACI
Antandros şehri halkı için bir sığınak olarak inşa edilmiştir.
İslam Akınlarından Korunma:
MS 7 ve 8 nci yüzyıllarda (özellikle MS 672-678 VE 717 yılları civarında) İstanbul u kuşatmak üzere gelen ve Batı Anadolu kıyılarını vuran İslam ordularının saldırılarından korunmak isteyen Antandros Halkı, kıyıdaki kentlerini bırakıp bu sarp ve savunması kolay kaleye sığınmışlardır.
Stratejik Konum:
Kale, Şahin Deresi Kanyonuna ve Edremit Körfezine hakim bir tepe üzerinde kuruludur.
Çevresinin uçurumla çevrili olması, onu fethedilmesi neredeyse imkansız bir doğal kale haline getirmiştir.
ULAŞIM.
Kaleye ulaşım bugün bile oldukça zordur ve profesyonel bir tırmanış veya zorlu bir yürüyüş gerektirir.
Bu sarp yapı sayesinde kalenin büyük bir kısmı günümüze kadar nispeten korunarak gelmiştir.
KALE İÇİNDE NELER VAR.
Kale içinde yerleşim izlerine rastlanmaktadır.
Özellikle Bizans dönemine ait duvar kalıntıları, mahzenler ve ören yerleri dikkat çeker.
Antandros tan kaçan halkın burada bir süre yerleşik bir hayat sürdüğüne dair kanıtlar mevcuttur.
Su ihtiyacı:
Kale tepesinde yaşayan halkın su ihtiyacını karşılamak için kullanılan sarnıçların ve depo alanlarının izleri hala görülebilmektedir.
TARİHSEL DÖNÜŞÜM
Papazlık Köyü İlişkisi
Bazı kaynaklar, bölgedeki yerleşimin 16 ncı yüzyılda bugünkü Altınoluk un eski yerleşimi olan (ve o dönemdeki adı Papazlık olan) yukarı köye taşınana kadar bu yüksek noktalarda ve çevresinde devam ettiğini belirtir.
Güvenlikten Tarıma:
Zamanla korsan saldırılarının ve akınlarının azalmasıyla halk tekrar yamaçlardan aşağıya, daha verimli topraklara inmiştir.
Balıkesir Edremit Altınoluk Kaz (İda) dağı
KAZ (İDA) DAĞI
Milli Park alanı: Balıkesir’den 92 km. ve Çanakkale’den ise 123 km. uzaklıktadır.
Edremit körfezinin kuzeyinde bulunuyor. Zengin fauna ve florası ile, ülkenin görülmeye değer yerlerindendir. Kaz dağına, Edremit’in her yerinden ulaşmak mümkündür. Bunlar: Zeytinli, Kızılkeçili Köyü, Güre Köyü ve Altınoluk istikametinden çıkan, orman yollarıdır.
Kazdağı, tarih öncesi yıllarda, çeşitli medeniyetleri barındırmış ve çeşitli tarihlerde: üzerinde, kentler, kasabalar kurulmuş ve yıkılmıştır. Bilinen tarihi, MÖ.2000 yıllarında başlar. Bu tarihlerde: Thebe şehri, Lyrnessos şehri, Khrysa şehri, Killa şehri gibi şehirler kurulmuş ve bunlardan birçoğu, Truva savaşları sırasında yok edilmişlerdir.
Ünlü tarih yazarı Homeros: İlyada Destanında, İda dağı için: “Bol pınarlı, vahşi hayvanlar anası” olarak söz eder. Kaz dağının her yanında, kaynaklar çıkar. 1500 metre rakımda bile, yaz-kış, suyu olan kaynaklar vardır. Edremit, Akçay ve Altınoluk’un, buz gibi soğuk ve bol içme ve kullanma suyu: Kazdağı’nın eriyen kar sularıdır. Kaz dağından gelen orman havası ile denizin iyotlu ve oksijen miktarı yüksek havası birleşince, Altınoluk “Şahin deresi boğazı” çevresi, oksijen çadırı gibi havası olduğu ifade edilir. Dünyanın oksijen bolluğu yönünden, ilk üç yerinden biri olduğu tespit edilmiştir.
Kaz dağı: dünyada mitoloji ve efsaneler dağı olarak da bilinir. Kaz dağında, üç efsaneden biri, Yunan efsanesi (İlyada), diğerleri Sarıkız ve Hasan ile Emine’nin aşk öyküleri olan, iki Türk efsanesidir. Yunan Mitolojisinde: Paris’in Altın Elmayı Afrodit’e vermesi sonucu, dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yerdir. Bilindiği gibi, bu güzellik yarışması getirdiği sonuçları itibarıyla, tarihte meşhur Truva savaşlarının çıkmasına neden olmuştur.
Kaz dağlarında bulunan bitki türleri: üst tabakada, 600-700 metre rakımlar arasında, kızılçam hakimdir. Üst rakımlarda: Karaçam, Kayın ve köknar, asıl ağaç türleridir. Kestane, Meşe, Kızılağaç, Çınar ağaçları da görülür. Alt tabakada ise: Sistus (Laden), Erika, Karaçalı, Böğürtlen, Sarmaşık bitkileri ile kekik, adaçayı, sumak gibi tıbbi bitkiler görülür. Milli parkın bitki zenginliği ve doğal peyzaj değerlerini sunduğu vadilerde, düzenlenen günübirlik kullanım alanlarında, günübirlik hizmetler sunulmaktadır. Milli park mahalli yetkililerinin göstereceği, kontrollü noktalarda, çadır ve karavanla konaklama yapılabilir. Lütfen bu tür konaklamanızda, ateş disiplinine uyunuz.
Balıkesir Edremit Altınoluk Güre
GÜRE
Akçay’ın 4 km. ilerisindedir. Çanakkale yolu üzerinde, kaplıcaları ile ünlü bir belde. Kaz dağı eteklerinde bulunuyor. Özellikle, sıcak suları ile ünlü termal turizm yöresi. Sahildeki evleri çok güzel. Aslında küçük ama, huzurlu bir tatil yöresi. Gürenin sahil kısmında: Orman Bakanlığının kampı bulunuyor. Kamp için son derece ideal olan bu alanda, konaklama, yeme-içme tesisleri bulunuyor.
GÜRE KAPLICALARI
Edremit’e 12 km. ve Akçay’a ise, 3 km. uzaklıktadır. Kaplıca ve şifalı su kaynaklarına, Romalıların çok önem verdikleri biliniyor. Mermer kabartmalara bakıldığında, kaplıcanın antik çağlardan bu yana kullanıldığı anlaşılıyor. Civardaki “Astyra” antik kentine ait sıcak su kaynağı olarak tanınan ve ünlü antik çağ tarihçisi Amasyalı Strabon’un da söz ettiği Güre Kaplıcasının bulunduğu yerde, aynı zamanda çamur banyosu da yapılıyormuş.
Kaplıca: radyoaktif özellikleriyle tanınıyor. Şifalı suyu: 64 derece. Yapılan analizlerde, suyun içinde: potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve aliminyum bulunuyor. Romatizma, kadın hastalıkları, cilt hastalıkları, guatr, kireçlenme, sedef, böbrek taşı ve kumları ile, karaciğer hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor.
Güre kaplıcasının, bugün kullanılmayan eski bölümündeki mimari süsler, sütunlar ve kabartmalar, sıcaklık ve ılıklık gibi eskiden de var olan bölümlerin izleri ilgi çekici. Yakın gelecekte, antik Roma çağı hamamının da onarılmasıyla, sanırım Güre kaplıcalarının ünü daha da önemli hale gelecektir. Burada: konaklama imkanı da bulunmaktadır.
GELİNÇAMI PİKNİK YERİ
Güre köyüne, 3 km. uzaklıktadır. Halka açık bir piknik yeridir. Her yıl Güre Belediyesi tarafından yapılmakta olan, Sarıkız etkinliklerinin bir bölümü, burada yapılmaktadır.
Balıkesir Edremit Altınoluk Pınarbaşı
PINARBAŞI
Güre köy sınırları içinde, Akçay’a 6 km. uzaklıktadır. Bir piknik yeridir. Buradaki oksijen, insana sanki başka bir hayat veriyor. Yamaçtan akan bol ve buz gibi su, yaz aylarında serinlemek için ideal bir köşedir. Orman Müdürlüğünce işletilmektedir. Ayrıca, piknik alanı içinde, alabalık üretilen, bir de çiftlik bulunmaktadır. Otoparkı mevcut. Piknik için ideal bir yer.
ŞAHİN DERESİ
Kaz dağının, Altınoluk bölgesi eteğinde bulunuyor. Altınoluk’u, tepeden görüyor. Temiz kaynak suları olan, bol ağaçlı bir piknik yeridir. Ayrıca, bir konaklama tesisi ve restoran bulunmaktadır.
Balıkesir Edremit Altınoluk Kadırga Koyu
KADIRGA KOYU
Sahil, deniz, zeytin ağaçları ve hafif bir esinti. İşte, kadırga koyunda bulacağınız bunlar.
Balıkesir Edremit Altınoluk Narlı Köyü
NARLI KÖYÜ
Kaz dağının, batı tepelerinde, denize bakan kısımda, körfezi seyrediyor. Yerleşimcileri: Girit, Midilli ve mübadele yıllarındaki göçmenlerden oluşan köyün, kendisine has gelenek ve görenekleri var. Tüm yemeklerde, zeytinyağı kullanılıyor. Köyün geçim kaynağı: zeytin ve zeytinyağı. Ayrıca, orman köyü sınıfına da giriyor. Narlı Köyü: zeytinyağı konusunda, güney bahçeleriyle ünlü. Bunun özelliği, güneye bakan, yüksek rakımlı bahçeler olması. Burada yetişen yeşil salamura zeytin ve sele zeytinlerinin tadı harika. Yaz aylarında, dışarıdan gelen ziyaretçiler için, bir takım geziler düzenleniyor.
Ülkemizde, birçok insan “Nemrut dağı” ve buradaki heykelleri, güneşin batışının güzelliğini biliyor ve tanıyor ama, bu güzellikleri bağrında barındıran Adıyaman şehrini bilen-gören ve buraya zaman ayıran olmaması, büyük eksiklik.
Bence, bu yöreye gittiğinizde, mutlaka Adıyaman şehir merkezi için de, kısacık ta olsa zaman ayırın ve şehrin güzelliklerini keşfedin.
ULAŞIM
Adıyaman-Ankara arasındaki uzaklık: 757 km. Adıyaman-Malatya arasındaki uzaklık: 185 km. Adıyaman-Elazığ arasındaki uzaklık: 283 km. Adıyaman-Şanlıurfa arasındaki uzaklık: 109 km. Adıyaman-Kahramanmaraş arasındaki uzaklık: 164 km. Adıyaman-Gaziantep arasındaki uzaklık: 150 km.
Adıyaman’da hava alanı var ve hava yolu ile şehre ulaşım mümkün.
TARİHİ
MÖ 3000-1000 yılları arasında bölge Hititler ve Mitanniler arasında el değiştirmiş ve Hitit devletinin yıkılmasıyla (MÖ 1200) karanlık bir döneme girilmiştir.
Ancak Hititlerden sonra bölgede Geç Hitit şehir devletlerinden biri olan Kummuh devleti hüküm sürmüş, ardından ise Asur etkisinin görüldüğü tahmin edilir. Sonra Persler ve ardından MÖ 334 yılında Makedonyalı Büyük İskender, ardından Selevkoslar, sonra Kral Mithradetes ve Kommagene krallığı gelir.
MÖ 69 yılında bölgeye hakim olan Kommagene krallığının başkenti Samsat’dır ve bunlar MS 72 yılına kadar bölgede egemen olmuşlardır. Bu tarihte bölge Romalıların eline geçmiş, Adıyaman, Roma İmparatorluğunun Syria Eyaletine 6’ncı Lejyon olarak bağlanmıştır.
643 yılında bölgeye İslam akınları başlar. 758-926 yılları arasında, burada Abbasi hakimiyeti görülür. 958 yılında bölgeyi Bizanslılar ele geçirir. 1114-1181 yılları arasında Selçuklular ve 1516 yılında Osmanlılar gelir.1954 yılına kadar kaza olarak Malatya iline bağlı Adıyaman, 1 Aralık 1954 tarihinde müstakil il olur.
Bunun yanında, yörede anlatılan bir efsane daha var. “bir zamanlar, burada bir putperest baba ve 7 oğlu yaşamakta imiş. Oğullar, bir gün putperest babalarına olan inancı kaybederler ve putperestlikten çıkarlar. Bunu öğrenen baba, 7 çocuğunu da öldürür.
Bu nedenle, Adıyaman yöresinin isminin “Yedi Yaman” olduğu ve cümlenin zamanla değişerek, günümüze “Adıyaman” olduğu söylenmektedir. Günümüzde, bu yedi gencin mezarı, şehrin güneyindedir.
Adıyaman
GENEL
Adıyaman il merkezi, Orta Fırat bölgesi içindedir.
Kuzeyde bulunan Çelikhan ve Gerger ilçelerinin bir kısmı Doğu Anadolu bölgesine, Batıda bulunan Gölbaşı ve Besni ilçelerinin bir kısmı ise Akdeniz bölgesine dahildir. Şehrin rakımı 669 metredir. Arazi yapısı engebeli olarak kuzeyden güneye doğru alçalır.
Türkiye’nin en önemli akarsularından olan Fırat nehri il topraklarından geçer. Fırat ile sınır oluşturan büyük bölümü dünyanın sayılı barajlarından Atatürk Barajı suları altında kalmıştır. Nüfusun büyük bölümü tarımla uğraşır. Ayrıca, kuyulardan petrol elde edilir.
Potansiyeli hak ettiği ölçüde gün yüzüne çıkarılamayan Adıyaman için “Saklı kent” deyimi kullanılır. Çünkü, tarihin derinliklerine iz bırakan şehir, insanlığa yön vermiş peygamberlerden Hz Üzeyir, Anadolu’da kabri kesin olarak bilinen Hz Safvan Bin Muattal ve birçok veli ve ermişin türbeleri de burada bulunuyor.
Mor Petrus ve Mor Paulus kiliseleri gibi mabetlerin de burada bulunması, kentin farklı inanç ve kültürlere gösterdiği saygıyı da ortaya koyuyor.
Verimli Hilal
Eski coğrafyacılara göre: Güneyde Arap Yarımadasından, Kuzeyde Toros sıradağlarına doğru uzanan Arap çöllerinin, sona erdiği yerde: Toros sıra dağlarının eteklerinde, verimli topraklar bulunur.
Arap çöllerini kuzeyden bir ay gibi saran bu topraklara, binlerce yıldır “Verimli Ay/Hilal” adı verilir. Ortadoğu ülkelerinin merkezinde bulunan Verimli Ay topraklarında: Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarından gelen ana kara yolları birbirini keser. Tarih boyunca, verimli ay bölgesi ana ticaret yollarının kavşak noktalarında, büyük ticaret ve sanayi şehirleri doğmuş, büyümüş, yıkılmış ve yerlerine yenileri kurulmuştur.
Verimli Ay bölgesinin bir parçası sayılan Orta Fırat Bölümünün illerinden olan Adıyaman şehri, Cerimli Ay bölgesinin en üst sınırını oluşturur.
Adıyaman Üniversitesi
ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ
1 Mart 2006 tarihinde kurulmuştur. Üniversitenin 4 tane yerleşkesi vardır, bunlar: Merkez, Besni, Gölbaşı ve Kahta yerleşkeleridir.
Merkez yerleşkesinde; Rektörlük, Eğitim Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik Fakültesi bulunmaktadır.
NE YENİR
Kayısı hoşafı, Kuruluk dolması, Kavurmalı mıkla, yarpuz salatası yenir. Yarpuz salatası, yörede yarpız diye bilinen kokulu bir bitkiden yapılır. Adıyaman yemek kültüründe önemli bir yer tutan bu bitki: birçok yemek çeşidinin ana maddesidir. Köfte, pilav gibi kuru yemeklerin yanında, yeşillik olarak servis edilir.
Bir diğer seçenek “Meyir çorbası”: su ile yoğurt birleşir, nohut, pilavlık bulgur, yeşilbiber, patlıcan ve tereyağı eklenerek yapılır. Adıyaman Tavası: koyun eti kuşbaşı şeklinde hazırlanır, kuyruk yağı ile harmanlanır ve patlıcan, domates, biber, sarımsak eklenerek kiremitte pişirilir.
NE SATIN ALINIR
Buralara yolunuz düşerse: yörede dokunan halı, kilim, heybe ve Nemrut heykelleri satın alabilirsiniz.
Adıyaman
GEZİLECEK YERLER
Adıyaman Müzesi
ADIYAMAN MÜZESİ
İl merkezinde Atatürk Bulvarı üzerindeki müze 1982 yılında buradaki yeni binasında hizmet vermeye başlamıştır. Ancak ilk olarak 1978 yılında çıkarılan eserlerin depolanmasıyla faaliyete başlamıştır. Günümüzdeki bina, bahçe içinde, bodrum ve üzerinde tek katlıdır.
Müzede Nemrut dağını doğu ve batı yakasındaki heykelleri dahil, Tümülüsü ile birlikte yapılmış küçük bir de maketi bulunuyor.
Günümüzde müzede yaklaşık 25 bin eser vardır ve bunların 2 bin tanesi sergileniyor.
Adıyaman Müzesi
Arkeolojik eserler bölümünde, çeşitle medeniyetlere ait eserler sergileniyor. Gritille höyük, Hayaz höyük, Şehremuz, Levzin höyük, Ancoz, Horiskale ve Samsat höyük ile birlikte, özellikle Fırat nehri civarında yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkan buluntuların birçoğu burada sergileniyor.
Müzede özellikle: Paleolitik döneme ait el baltaları, avlanmak için kullanılan kesici ve delici aletlerin yanı sıra, kalkolitik döneme ait pişmiş toprak kaplar, tunç çağına ait süs eşyaları, Roma ve İslam dönemlerine ait seramik kaplar sergilenen eserler arasındadır.
Adıyaman Müzesi
Etnografya salonunda ise, yörede derlenen halı, kilim ve cicim gibi el dokumaları, kadın ve erkek giysileri, gümüş takılar ve bakır eşyalar teşhir ediliyor.
Müzenin en değerli eseri: 1970 yılında Kahta ilçesine bağlı Çıralık köyü Kilise Mezrasında bulunan kült heykelinin Şanlıurfa Göbekli Tepedeki heykellere benzerliği dikkat çekmektedir.
Adıyaman Hısn-ı Mansur Kalesi
ADIYAMAN (HISN-I MANSUR) KALESİ
İl merkezinde bulunan bu kale, yaklaşık 25 metre yükseklikte, yığma bir höyük üzerine kurulmuştur.
Adıyaman şehrinin “Hısn-ı Mansur” olarak anılmasının sebebi bu kaledir.
Efsaneye göre: Adıyaman kalesinin ortasında, mil üzerinde dönen bir köşk bulunuyor. Köşkte savaşı seyreden Arap komutanın kızı, kaleyi kuşatan Türk kumandanına aşık oluyor. Türk kumandanına haber gönderen Arap kızı, kendisini almayı kabul ettiği takdirde, kale anahtarını vereceğini söylüyor.
Bir gece gizlice Türklerin tarafına kaçan Arap kızı, Türk komutanla görüşüyor. Elbiselerini çıkardığında kuru bir yaprağın vücudunu tahriş ettiği görülüyor. Bu duruma sinirlenen Türk komutan “Baban seni kuru bir yapraktan dahi sakınır yetiştirdiği halde, kendisine ihanet ettin. Kim bilir bana ne türlü ihanetler yaparsın” diyerek kızı öldürüyor. Kale ve şehri yaptığı hücumlarla ele geçiriyor.
Komutanın Emevi komutanlarından Mansur Bin Cavene olduğu, o dönemde şehir merkezindeki kaleye “Mansur’un kalesi” anlamına gelen Hısn-ı Mansur adı verilmiştir.
Adıyaman Hısn-ı Mansur Kalesi
Evet, kale 7’nci yüzyıl ortalarında Bizans saldırılarına karşı koymak amacıyla Emevi komutanı Mansur İbn-i Cavana tarafından yaptırılmıştır.
Şehrin kaleden isim bulduğu ve 1926 yılına kadar Hısn-ı Mansur’un Adıyaman şehrinin resmi adı olarak kayıtlara geçtiği biliniyor.
Adıyaman ismi Cumhuriyetten sonra verilmiş olup menşei hakkında bir kayıt yoktur.
Evet, Adıyaman kalesi son restorasyon çalışmalarının ardından, sahip olduğu tesisler ile özellikle Adıyamanlıların yoğun ilgisini çekiyor, siz de şehri ziyaret ettiğinizde kaleye çıkıp çay kahve içebilirsiniz.
Adıyaman Kab (Hoca Ali) Camii
KAB (HOCA ALİ) CAMİİ
İl merkezinde Kab mahallesinde, 9 Eylül caddesi ve 1016 sokağın kesiştiği yerdedir. Güneye doğru meyilli bir arazi üzerinde yapılmıştır. “Kab” kelimesi Arapçadır ve “uzaklık, mesafe, küp” anlamına gelir. Bölgede: iki sokağı birbirine bağlayan, üzerin tonoz örtülü geçitler için “Kab, Kabaltı, Tetirbe, Kantarma, Sabat veya Abbara” gibi kelimeler kullanılır.
Kab, güneydoğu Anadolu’da aynı zamanda tonoz olarak bilinen örtü sistemine de verilen bir isimdir. Bunlar genellikle tonoz örtülü olduğu için, kabaltı dendiğinde tonoz altındaki geçit belirtilir. Caminin asıl ismi “Hoca Ali” iken, sonradan “Kab camisi” olarak değiştirilmiştir. Caminin “Kab” ismini almasının sebebi: cami ile hamam arasında bulunan “kabaltı” nedeniyledir.
Peki cami ne zaman yapılmıştır? Yayınlarda ve cami üzerindeki tabelada yapım yılı olarak 1768 yazılı olsa da, cami minaresi girişindeki 1673 tarihi belirten kitabede yazılı tarih, caminin daha önce inşa edildiği, ancak 17’nci yüzyılda yenilendiğini gösterir. Bu kitabe, üzeri sıva ile kapatıldığı için son onarım öncesinde bilinmez, taş üzerine hafif kabartılarak işlenmiş bu kitabe, kartuş içerisindedir.
Günümüzde tam olarak temizlenemediği için bazı kısımları okunamaz. Minaredeki kitabeden başka camide 3 kitabe daha vardır. Yazlık mekanın mihrabında bulunan kitabede 1833 yılı belirtilir. Sülüs hatlı bu kitabe 2 satırdır. Üst satır, tahribat nedeniyle okunamaz. Caminin beden duvarında bulunan kitabede ise 1923 yazılıdır. Tarihlerin birbirinden farklı olmasının sebebi, caminin geçirdiği onarım ve yenileme faaliyetleri tarihleridir.
Ancak, caminin ilk hali ve banisi hakkında hiçbir bilgi yoktur. 1673 yılında yenilemeyi yaptıranın ismi de, kitabede okunamamıştır. Ancak 1699 tarihli belgede, caminin ismi Hoca Ali olarak geçtiğinden dolayı, caminin kurucusu veya onarımı yapan kişinin Hoca Ali olduğu düşünülüyor. Caminin yazlık mekanı, kitabesine göre 1833 yılında Muhammed Ağa oğlu Yusuf Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Son olarak, günümüzde görülen kubbeli cami, 1923 yılında inşa edilmiştir. Bu tarihten önce, muhtemelen caminin harap olmasının sebebi: 1893 yılında Malatya merkezli ve 9 şiddetindeki depremdir. 1934 yılında caminin minaresine yıldırım düşmüş, yıkılmış ve sonrasında onarılmıştır.
Mimari özellikleri
Bir bütün halinde, yan yana sıralı bir şekilde yapılar: cami, yazlık mekan ve kabaltı yapıları şeklindedir. Hayli meyilli bir arazi üzerine kurulmuş caminin planı tek kubbelidir. Bu plan tipi Osmanlı mimarisinde sık uygulanmıştır. Kubbe mekanın tamamını örtmektedir.
Ancak günümüzdeki caminin en dikkat çeken yeri, ahşaptan yapılmış olan kubbesidir. Ahşap kubbe geleneği, Türklerde Orta Asya’ya kadar uzanır. Anadolu’daki camilerin kubbelerinde genellikle hafif olması nedeniyle, tuğla tercih edilmez.
Nadir de olsa Anadolu’da birkaç cami kubbesi latalar üzerine oturtulmuştur. Ahşap kubbenin üstü, bağdadi sıvalıdır. Caminin minberi ceviz ağacındandır.
Caminin avlusu yoktur.
Caminin batısında 18 x 9.70 metre ölçülerinde, yazlık mekan bulunur. Yazlık mekanın kuzeydoğu köşesinde mezar taşı görülür. Yazlık mekanın altında, camiye gelir getirmesi için yapılan sıralı üç dükkan bulunur. Dükkanlar sokağa bakar. Batıda bulunan kabaltı: ana caddeyi arkadaki sokağa bağlar. Kısmen işlevini sürdüren yapı, günümüzde umumi tuvalet olarak kullanılmaktadır.
Minare: yazlık mekanın kuzeybatı kenarındadır. Minare, caminin 1673 yılında yenilendiği dönemden kalmadır. Girişin üzerinde kitabe vardır. Silindirik sade gövde iki parçadır. İki parça olmasının sebebi, 1934 yılında minareye düşen yıldırımdan sonra külah kısmının eklenmiş olması nedeniyle iki parçadır.
Caminin minaresinde görülen lacivert çini, Güneydoğu Anadolu minarelerinde görülen bir uygulamadır. Minarelerin şerefe altlarında yer alan tabak biçimindeki çinilere, yörede “baçini” denir. Çiniler, yüzeye oyuk açılıp çini ile mıhlanarak tutturulur.
Kab camisinin minaresinde lacivert baçiniler kullanılmış, Adıyaman çarşı camisinin minaresinde yeşil renkli baçiniler kullanılmıştır.
PAŞA HAMAMI
Kap camisinin bitişiğindedir. Cami ile birlikte yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak hamamın yapı olarak daha eski özellikleri görülür. Hamamın soğukluk kısmı trompalar oturan bir kubbe ile örtülüdür. Soğukluğun batısında yer alan soyunmalık kısmının üzeri çapraz ve beşik tonozla örtülüdür.
Buradan sıcaklığa geçilir. Sıcaklığın orta kısmı, kubbeli ve dört eyvanlı olup ayrıca halvet hücreleri yer almaktadır. Külhan kısmı güneydedir. Düzgün kesme taştan yapılmış kemerli giriş kapısının iki yanında aslan figürü ve ortada rozetler vardır.
Adıyaman Ulu Cami
ULU CAMİ
Adıyaman çarşısı içinde bulunan bu cami, ilin en büyük camisidir. Bazı belgelerde caminin ismi “Alaüddevle Camisi” veya “Hısn-ı Mansur Camisi” olarak geçer.
Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı net olarak bilinmiyor. Ancak, 1506-1615 yılları arasında, Dulkadirli Beyi Durak Bey tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor. Bazı kaynaklar ise, caminin Dulkadirli Hükümdarı Alaüddevle Bozkurt Bey tarafından (1479-1515) yaptırıldığını ifade ederler.
Camide 1832-1902 yılları arasında yazılmış 8 kitabe bulunur. Yani, bu tarihlerden öncesine ait kitabe yoktur ve caminin ilk olarak kim tarafından yaptırıldığına dair bilgi yoktur. Bu durumda, eski Osmanlı arşiv belgelerine bakmak uygundur. Bu eski Osmanlı belgelerinde ise, camiden söz edilirken “Alaüddevle ve onun zevcesi Şems Hatun” isimleri geçer.
Bu belgeler esas alınırsa caminin “Alaüddevle Bozkurd Bey” tarafından inşa ettirildiği söylenebilir. Zaten hükümdarlar dışında, o dönemlerde veliahtlar tarafından mimari eser yaptırmak pek sık rastlanan bir uygulama değildir. Sonuç olarak, caminin Alaüddevle’nin ölümüne kadar yani 1515 yılına kadar bitirilmiş olduğu düşünülmektedir.
Cami girişi üzerindeki 1 Nolu kitabeye göre: 1832 yılında onarım görmüştür. 2 ve 3 Nolu kitabeye göre ise, 1860 yılında harap olan minaresi Hacı Molla tarafından 1862 yılında yeniden yapılmıştır. 1890-1891 yıllarında şiddetli bir deprem olur ve bu depremde cami ve minaresi tamamen yıkılır.
Caminin tamiri için, halktan yeteri kadar para toplanamamıştır. 4 Nolu kitabeye göre, bu tamiratı Kolağası Mustafa Ağa üstlenmiş ve 1895 yılında caminin onarımı yapılmıştır.
Evet, orijinal caminin, 1832 yılındaki mi yoksa 1895 yılındaki onarım sonucunda mı tamamen ortadan kaldırıldığı bilinmiyor. Yaygın görüş, 1832 yılındaki onarımda eski cami tamamen yıkılmış, yerine yeni cami yapılmıştır.
8 Nolu kitabeye göre, 1900-1902 yılları arasında Hacı Mustafa Ağa tarafından, caminin son cemaat yerinin inşa edildiği anlaşılır.
1986 yılındaki iki deprem sonucunda, caminin minaresinin külahı tahrip olur. 1987 yılında Vakıflar Müdürlüğü tarafından minarenin bozulan kısmı aslına uygun olarak onarılır. Caminin eskiyen taşları yenileriyle değiştirilir. Üst örtüsü kurşunla değiştirilir.
Caminin minaresi, harimin kuzeydoğu köşesindedir. Kare kaideli, sekizgen ve silindirik gövdeli, tek şerefeli ve konik külahlıdır. Yüksekliği 30.60 metredir. Kaidenin doğu cephesinde, lentolu bir girişi vardır. Nişin içinde iki kitabe vardır. Kitabelerin arasında, rölyef sekiz kollu yıldız dikkat çeker.
Evet, günümüzde görülen cami: Türk-İslam sanatında, Karahanlılardan beri görülen merkezi kubbeli plan tipindedir. Tuğladan yapılmış olan camide, merkezi kubbenin yanındaki alanlar, Adıyaman Kab Camiinde olduğu gibi tonozlarla örtülmüştür.
Adıyaman Çarşı Camii
ÇARŞI CAMİİ
İl merkezinde Oturakçı Pazarı içindedir.
Cami, Hacı Abdulgani tarafından 1550 yılında yaptırılmıştır. Cami 1640 yılında Hacı Mehmet B. Seyfeddin Rızaullah tarafından onarılmıştır. Eskiden düz ahşap örtülü iken, mevcut yapı dört payenin taşıdığı ahşap merkezli kubbe ile onun çevresinde düz ahşap tavanla kapatılmıştır.
Dikdörtgen planlı caminin payandalarla desteklenen duvarları kesme taştan yapılmıştır. Caminin en büyük özelliği minaresinin olmamasıdır.
Adıyaman Eskisaray Camii
ESKİSARAY CAMİİ
İl merkezinde bulunan cami, şehrin önemli kalıntılarından biridir.
1638 yılında İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Saray ismi verilen camiye, daha sonra bulunduğu mahallenin ismi verilmiştir.
Mevcut yapıda sadece doğu cephenin bir kısmı ve güney cephe ilk yapıya ait olup diğer bölümler yapılan onarımlarla değiştirilmiştir. Orijinal camiden kalan mihrap, oldukça gösterişli olup mukarnaslarla sonlanmaktadır.
Cami birçok defa onarım görmüş olup son onarımda camii kuzeye doğru genişletilmiştir.
Evet bu cami, şehrin en dikkat çekici ibadet yerlerindendir. Özellikle mihrabı görülmeye değerdir. Cami 1977 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.
Ayrıca caminin avlusunda, yaklaşık 200 yıllık olduğu bilinen bir çınar ağacı var, ağaç 2017 yılında “anıt ağaç” olarak tescillenerek koruma altına alındı.
Adıyaman
ST PETROS VE ST PAUL (MOR PETRUS MOR PAULUS) KİLİSESİ
İl merkezinde Mara mahallesindedir.
Kilisenin MS 4 veya 5’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Giriş kapısı üzerinde ve içeride bulunan Süryanice kitabelere göre, 1888 ve 1905 yıllarında onarım görmüştür. Kilise: doğu-batı yönünde uzanır, üç nefli bazilika tipindedir. Apsis içinde bulunan ahşap sunak, 1890 yılında, Urfalı Süryani ustalar tarafından yapılmıştır.
Batıda bulunan narteksin üst katı, içeriye açılır. Bina, 2010 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından aslına uygun olarak restore edilmiştir ve günümüzde Süryani cemaati tarafından aktif olarak kullanılmaktadır.
Adıyaman Oturakçı Pazarı
OTURAKÇI PAZARI
İl merkezinde Adıyaman kalesine yakın bir yerdedir. Burası özellikle şehri ziyaret edenler tarafından yoğun olarak tercih edilir. Çünkü, burada el işi nemrut heykelleri, halı, kilim, heybe, cicim, çanta gibi birçok yöresel eşyalar satılır. Renkli tezgahlarla bezenmiş sokaklarda yürürken, mistik havanın büyüsü sayesinde, zamanda yolculuk yapmış gibi hissedeceksiniz.
Çevre kahvesi
Oturakçı pazarı içindedir. Düzgün kesme taşla yapılan yapının üst örtüsü, yivli tonoz biçimindedir. Duvarda kemerli nişler bulunur. Günümüzde çayevi olarak kullanılmaktadır. Oturakçı pazarında gezerken görebilirsiniz.
Tuz hanı
Oturakça pazarı içindedir. Han 19’ncu yüzyılda yapılmıştır. Ortada büyük bir avlu çevresine dizilmiş mekanlardan oluşmaktadır. Düzgün kesme taş ve sivri kemerlerden oluşan revakların arkasında atların barındığı ahırlar ve misafirlerin konakladığı odalar ve depolar bulunmaktadır.
Bazı kısımlar ise 2 katlıdır. Tuzhanı’na batı yönünde bulunan bir kabaltıdan girilir. Tuzhanı etrafında tonozlu dükkanlar bulunur. Batıda yer alan dükkanların üzerinde ise Adıyaman’ın en eski oteli bulunur. Otel 2 katlıdır, kısmen yıkık olan hanın restorasyon projeleri hazırlanmıştır.
GAZHANE ÇEŞMESİ
Musalla mahallesinde köy garajı içindedir.
Çeşme düzgün kesme taş malzeme ve moloz taş kullanılarak yapılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda yapılmış olan çeşme, dikdörtgen plana sahiptir. Çeşmenin girişi, doğu yönde olup yuvarlak kemerli iki eyvan şeklindeki bölümden sağlanmaktadır.
Üst örtüsü içten beşik tonoz ve çapraz tonoz karışımlıdır. Yapı üzerinde iki tane kitabe bulunur. Kitabelerden birinde, 1168 yılında Ahmet Ağa tarafından yapıldığı yazılıdır. Çeşmeye, güney yönde yer alan bir taş merdivenle çıkılır. Çeşme yakın zamanda restore edilmiştir.
Adıyaman
ADIYAMAN İLİ YAKIN ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER
İNDERE (ZEY) KÖYÜ CAMİİ
İl merkezine bağlı İndere (Zey) köyündedir.
Şeyh Abdurrahman Erzincani adına yaptırılan cami, düzgün kesme taş kullanılarak yapılmıştır. Bu camide, en ilginç olan husus, caminin güney cephesinin altında bir su kaynağı bulunmasıdır. Burada büyük kemerli bir dehlizle suyun kaynağına kadar ulaşılır. Suyun iki kenarında, sekiler mevcut olup yaz günlerinde halk burada oturarak serinler.
Yatay dikdörtgen şekilli aminin iç mekanında 4 tanesi serbest, 2 tanesi duvara bitişik, silindir şekille, altışar sütunun taşıdığı beşer sivri kemerli, iki dizi ile üç paralel nefli bir düzenleme oluşturulmuştur.
Eskiden düz toprak damla örtülü olan cami, günümüzde dıştan kiremitli meyilli çatı, içten düz ahşap tavanla kapatılmıştır. Caminin minaresi, yapıdan yaklaşık 7 metre uzaklıkta, avlunun kuzeybatı köşesindedir. Minare silindirik gövdeli olup tek şerefelidir. Minare 1948 yılında ilave edilmiş ve ayrıca cami tamir görmüştür.
Adıyaman Mahmud-ı Ensari Türbesi
MAHMUD-I ENSARİ TÜRBESİ
Türbe İl merkezinin 5 km doğusunda Elifli (İpek) köyünün yanında bulunan yüksek ve sivri Ali dağının yüksek bir tepesindedir.
Mahmud Ensari, Medineli ve sahabeden olduğu söylenir. Hz Ömer tarafından, iaşe amiri olarak İslamiyeti yaymak amacıyla Anadolu’ya gelmiş ve burada Piryün ve Simsat kralları ile yaptığı savaşta şehit düştüğü rivayet edilir. Mezarının bulunduğu yerde başka şehitler bulunduğu da söyleniyor.
Mahmud Ensari, Abuzer Gaffiri ile birlikte bu şehitlere komutanlık etmiştir. Kitabesi 1126 yılını gösterir. Sultan 4’ncü Murat’ın emri ile Bağdat seferi dönüşünde, Sahabeden Mahmud-İ Ensari adına yaptırılmıştır.
1966 yılında restore edilmiştir. Miroğlu, Karacaviran ve Karaca Ali köylerinin arazileri bu türbenin vakfı imiş. Türbenin bulunduğu yer, şehir merkezinden bakıldığında uzaktan görülüyor.
Adıyaman Pirin Ören Yeri-Perre Antik Kenti
PİRİN ÖREN YERİ-PERRE ANTİK KENTİ
İl merkezine 5 km uzaklıkta, Örenli (Pirin) mahallesindedir. Yani il merkezine oldukça yakındır, zaten il merkezinden buraya dolmuşlar gidiyor.
Perre şehri, Kommagene ülkesinin 5 büyük şehrinden biridir. Eski kaynaklarda “Me’arath Gazze Pörön” ve Mezopotamya’da ise “Pirin” ve “Perin” olarak tanınır. Başkent Samosata (Samsat) ile Melitene (Malatya) arasında yer alan bir uğrak yeridir ve bu yüzden jeopolitik anlamda önemli bir konumdadır.
Perre şehrinin Nekropol alanı, 2001-2009 yılları arasında ortaya çıkarılmış olup Pirin mağaraları olarak isimlendiriliyor.
Adıyaman Pirin Ören Yeri-Perre Antik Kenti
Şehir Hierapolis yani Kutsal Şehir olarak tanınır ve MS 325 yılında, Niceaia (İznik)’da toplanan İncil Konsiline Piskopos İoannes Perdos yönetimindeki Persidas eyaletinin bir şehri olarak katılınır.
Nikea ve Kalkedon konsillerine de katılmıştır. MS 451 yılında, Kalkedon konsillerinde Piskopos Anestesyos, yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle yerine Sabastianos getirilmiştir.
MS 433 yılında Samosata’lı Andreas’ın Alexander’e yazdığı mektupda: Perre’de bulunan bazı önemli piskoposlardan bahsedilmesi, kentin dinsel açıdan da önemli bir yer yani Hierapolis olduğunu gösterir.
Şehrin terk edilmesi:
Bizans döneminde kent önemini kaybetmiş ve eski parlak dönemini bir daha yakalayamamıştır.
İslam akınları ve Bizans ile Sasani arasındaki savaşlar nedeniyle Perre zamanla önemini kaybetmeye başladı.
İnsanlar daha güvenli olan kalelere veya yüksek yerlere çekildikçe, bu görkemli şehir sessizliğe büründü.
Günümüzde “Pirin” olarak bilinen bu antik kentten geriye; Helenistik dönem ile birlikte erken Roma dönemine ait bazı kalıntılar kalmıştır.
Antik kentte, sur duvarları, bir çeşme ve 200’e yakın kaya mezarının bulunduğu nekropol görülür. Bu mezarların ortak özelliği, kayalara oyularak yapılmış olmalarıdır. Ölümden sonra hayata olan inançlarından dolayı, ölülerini eşyaları ile birlikte gömen Perreliler, mezarları sosyal statülerine göre dizayn etmişlerdir. Yapılan kazılarda ortaya çıkarılan kaya mezarlar, aile mezarlığını çağrıştırmaktadır.
Ölülerin mezarlıklarda gömülme şekline bakıldığında, herhangi bir yön tayini olmadığı görülür. Mezarların doğu-batı ve kuzey-güney yönlü olarak yapıldığı görülür. Kayalara oyulan mezarların bir kısmının üst örtüleri dışındaki diğer bölümleri oldukça sağlam durumdadır.
Şehirde: Helenistik dönem ile birlikte erken Roma dönemine ait birçok tarihi eser bulunur. Ancak Bizans döneminden sonra, şehir önemini yitirir ve bir daha eski parlak günlerine ulaşamaz.
Ancak yaklaşık 1500 dönüm arazi üzerine kurulmuş mezar alanında mevcut mezarların sadece çok az bir kısmı yeryüzüne çıkarılmış, büyük kısmı ise hala toprak altındadır. Şehrin günümüzde yüzde 90 bölümü toprak altındadır. Bugün nekropolde 208 adet kaya mezar açıktadır.
Son dönemde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan 150 metre karelik mozaik te üzerine yapılan koruma eviyle birlikte muhafaza ediliyor ve ziyaretçilere sergileniyor. Ayrıca yine kazılarda bir kıza ait bronz, cam bilezik, kandil ve mezar buluntuları ortaya çıkarılmıştır. Kazılar nekropol yani ölülerin gömüldüğü alanda yürütülmektedir. Çünkü halk, bugünkü köyün bulunduğu alanda yaşamaya devam ediyor.
2013 yılında yapılan düzenlemelerle ziyaretçilerin burayı rahatça gezebilmesi için çeşitli düzenlemeler yapılmış, bilet gişesi, kafeterya ve terası, tuvaletler, bekçi ve güvenlik ile sinevizyon odaları yapılmıştır.
Perre Roma Çeşmesi
Roma çeşmesi
Perre’nin en büyük şöhreti, bugün hala akan Roma Çeşmesinden geliyor.
Bölgeden geçen devasa ordular ve ticaret kervanları, Perre’nin suyunu içmeden ve burada dinlenmeden yola devam etmezlerdi. Bu su sayesinde şehir, bir vaha gibi görülmüş ve kısa sürede zenginleşmiştir.
Evet çeşme devasa blok taşların (kesme taş) üst üste yığılmasıyla, harç kullanılmadan oluşturulmuş, kemerli bir yapıya sahiptir. Taşları, Cendere Köprüsünde kullanılan taşlarla aynıdır. Suyun çıktığı alanın üzerine inşa edilen büyük kemer, hem yapıyı korur hem de anıtsal bir görünüm kazandırır.
Perre Roma Çeşmesi
Suyun çıktığı noktada küçük bir toplama havuzu bulunur. Buradan taşan su, antik dönemde kentin diğer bölgelerine (hamamlara, evlere ve tarım arazilerine) kanallarla iletilirdi. Su kentin arkasındaki kalker kayalıkların doğal filtreleme sisteminden geçerek gelir, bu yüzden antik kaynaklarda suyun saflığı ve serinliği sıkça övülürdü.
Perre Roma Çeşmesi
Son yapılan 2025 kazılarında, çeşmenin aslında 3 farklı kanaldan beslendiği ortaya çıkmış ve restorasyonla antik görünümüne kavuşturulmuştur. Bu kanallar temizlenerek suyun debisi yani akış hızı arttırılmıştır. Çeşmenin hemen önünde, kentin ana caddesine bağlanan orijinal Roma taş döşemesi gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu, çeşmenin kentin en işlek meydanında olduğunu kanıtlıyor. Çeşme çevresindeki bazı taş bloklarda: suyun kullanım hakları veya hayırsever bağışçılarla ilgili olduğu düşünülen, silik Roma yazıtları bulunmaktadır.
Adıyaman Pirin Ören Yeri-Perre Antik Kenti Kaya Mezarları
Kaya mezarları ve Nekropol
Antik şehrin en dikkat çekici kısmıdır. Burayı özel kılan, devasa bir kalker kayalığın adeta bir dantel gibi işlenerek binlerce mezara ev sahipliği yapmasıdır. Kayaların içine oyulmuş yüzlerce mezar odası, lahitler ve kabartmalar vardır. Bu mezarların iç yapısı, dönemin ölü gömme geleneklerini yansıtır.
Perre Nekropol
Perre antik kentinde, Kasım 2020 tarihinde yapılan kazılarda, kemikleri çürümemiş bir iskelet bulunan mezar ortaya çıkarılmıştır. Basına da yansıyan görüntülere göre, iskelet yaklaşık 15 metre derinlikte normal bir mezarda bulunmuştur. Kemiklerin 15 bin yıllık olduğu ve bozulmadan günümüze kadar ulaşmasının arkeoloji açısından son derece önemli olduğu bildirilmiştir. Çünkü, aynı döneme ait, lahitlerin içindeki kemikler toz olmuştur. Kemiklerin bozulmadan günümüze ulaşmasının başlıca sebebinin, mezarın normal mezar olması, oldukça derine gömülmesi ve toprağın yapısından kaynaklandığı düşünülmektedir.
Burada tek tip mezar yoktur. Sosyal statüye ve döneme göre farklılık gösteren 3 ana yapı görülür.
Perre Nekropol
Kaya mezarları-Oda mezarlar:
Kayaların içine oyulmuş küçük odalardır. Genellikle bir giriş kapısı (dromos) ve içeride ölülerin yatırıldığı üç adet sekiden (akkosolium) oluşur. Bazı aile mezarlarında yan yana birden fazla oda bulunur.
Perre Nekropol
Lahit mezarlar:
Doğrudan kayanın üzerine oyulmuş veya blok taşlardan yapılmış, tek kişilik teknelerdir. Bunların kapakları genellikle üçgen çatılı veya tonozludur.
Perre Nekropol
Basit Mezarlar:
Daha alt tabakadan insanların gömüldüğü, zemine oyulmuş, dikdörtgen çukurlardır.
Süslemeler:
Bazı mezarların girişlerinde aileyi simgeleyen figürler, bitkisel motifler veya koruyucu olduğu düşünülen hayvan figürleri (aslan) gibi vardır.
Mezarın başına dikilen, üzerinde ölen kişinin kimliğini veya mesleğini belirten yazı ve figürlerin olduğu dikili taşlar vardır.
Nekropolün giriş kısmına yakın bölgelerde bulunan taban mozaikleri, buranın sadece bir mezarlık değil, aynı zamanda dini törenlerin yapıldığı kutsal bir alan olduğunu kanıtlar.
Perre Nekropol
Mezarların girişleri veya iç kısımlarında görülen figürler:
Aslan figürleri:
Gücü ve koruyuculuğu temsil eder. Mezarın girişine yapılan bir aslan, ölüyü kötü ruhlardan koruması ve mezarın dokunulmazlığını vurgulaması içindir.
Çelenk ve girlandlar:
Genellikle mezar kapılarının üstünde görülür. Bu, ölünün yaşamı boyunca kazandığı zaferleri veya erdemli bir hayat sürdüğünü simgeler.
Boğa başı-Bucranium
Kurban ritüellerini temsil eder. Tanrılara sunulan bir adak simgesidir ve mezarın kutsandığını gösterir.
Üzüm salkımları ve asma dalları:
Özellikle bölgedeki mozaiklerde sıkça görülür. Bu şarap tanrısı Dionysos ile ilişkilidir ve ebedi yaşam ya da cennet bahçesi umudu simgeler.
Gözyaşı Şişeleri:
Kazılarda mezarların içinde küçük cam veya pişmiş toprak şişeler bulunmuştur. İnanışa göre, cenaze töreninde yas tutanlar gözyaşlarını bu şişelere doldurur ve ölünün yanına bırakırdı. Ne kadar çok gözyaşı şişesi varsa, ölen kişinin o kadar çok sevildiği anlaşılırdı.
Charon un Parası-Ağız Parası:
Ölen kişinin ağzına veya gözlerinin üzerine bazen bir gümüş ya da bronz sikke konulurdu. Bu para, mitolojide sandalcı Charon’a, ruhu yeraltı dünyasındaki Styx Nehrinden karşıya geçirmesi için verilen geçiş ücretidir.
Libasyon-Sıva Adağı:
Bazı mezarların üzerinde küçük delikler veya kanallar görülür. Aileler belirli günlerde mezarı ziyaret eder, bu deliklerden aşağıya şarap, bal veya su dökerek ölünün ruhunu beslediklerine inanılırdı.
Ölü Yemeği:
Mezar odalarının önündeki düzlüklerde aileler toplanır ve yemek yerlerdi. Bu ölüye olan bağı koparmamak ve toplumsal dayanışmayı sürdürmek için yapılan bir ritüeldi.
Perre Nekropol
ZİYARET İÇİN Nekropol alanında düzenleme:
2025-2026 kazılarında, mezarların arasındaki antik sokaklar ve merdivenli geçitler temizlenmiştir.
Bazı mezarların içinde Roma dönemine ait bronz paralar ve gözyaşı şişeleri bulunmuştur. Bunlar, o dönemdeki yas ritüelleri hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir.
Burada: ana kaya oyularak oda şeklinde yapılan mekanlar bulunur. Ayrıca yine kayalar oyularak yapılan ve ölülerin içine konulduğu lahitler vardır. Bu lahit mezarlar, aile bireylerinin sayısına göre yapılmıştır.
Perre Cennet Mozaiği
Cennet Mozaiği:
2009 yılı kazılarında bulunmuştur. Nekropolün hemen girişindedir.
MS 5 yüzyıla tarihlenir.
Bu dönemde Perre, artık Pagan inanışlardan Hıristiyanlığa geçiş yapmış önemli bir piskoposluk merkeziydi.
Mozaiğin bu geçiş döneminin izleri taşıması onu eşsiz kılar.
Perre Cennet Mozaiği
Bu mozaik sadece bir süsleme değil, o dönem insanının ideal dünyasını anlatan bir tablodur.
Yaklaşık 155 m karelik devasa bir alanı kaplar. Ancak 30 metre karelik bölümü tahrip olmuş ve günümüze 125 metre karelik bölümü ulaşmıştır.
Adıyaman da tek parça halinde ortaya çıkmış en büyük mozaikli alandır.
Bu büyüklük, mozaiğin bulunduğu yapının muhtemelen çok önemli bir dini merkez veya bir bazilika olduğunu gösterir.
Küçük renkli taşların (tessera) yan yana getirilmesiyle oluşturulmuştur.
Renk paleti oldukça zengindir, doğal taş renkleri (kiremit kırmızısı, siyah, beyaz, krem ve yeşil tonları) kullanılmıştır.
Perre Cennet Mozaiği
Peki neden Cennet Mozaiği deniliyor.
Arkeologlar, mozaiğin üzerindeki sahneleri huzur dolu, savaşsız ve bereketli bir dünyayı (yani idealize edilmiş cennet tasvirini) yansıtmasından dolayı bu ismi vermişlerdir.
Hayvanların bir arada, barış içinde ve meyvelerle dolu bir bahçede tasvir edilmesi, antik dönemde ölümden sonra gidilecek yerin böyle güzel bir bahçe olduğu inancını pekiştirir.
Perre Cennet Mozaiği
Üzerindeki figürler ve sembolizm
Orta sahnede: asma dalları içinde otlayan yaban keçisi ve tavuk bulunmaktadır.
Sahnenin sağında ve solunda ise ördek ve boynunda kırmızı kurdele olan güvercin betimi yer alıyor.
Dağ keçileri ve geyikler:
Doğanın saflığını ve özgürlüğünü temsil eder. Özellikle asma dalları arasından fırlayan keçi figürü çok canlıdır.
Kuş figürleri:
Cennetin habercileri olarak tasvir edilirler. Keklik ve sülün gibi bölgeye özgü kuşların yanı sıra egzotik kuş figürlerine de rastlanır.
Asma dalları ve Üzüm salkımları:
Mozaiğin ana çerçevesini oluşturur. Hayat ağacı veya bolluk/bereket sembolüdür. Hıristiyanlık öncesinde Dionysos kültüyle, Hıristiyanlık döneminde ise “İsa nın asma dalı olması” inancıyla ilişkilendirilir.
Geometrik Motifler:
Kenar kuşaklarında kullanılan “Meandros” (Menderes) ve geçme motifleri, sonsuzluğu ve evrenin düzenini simgeler.
Mozaiği ziyaret:
Mozaik bulunduğu yerden sökülmemiş, üzerine modern bir koruma çatısı yapılarak, iklim şartlarından koruyama alınmıştır. 2025 yılında üstten izlenebilecek özel cam yürüyüş yolları ve platform yapılmıştır. Mozaik üzerindeki toz ve tortular temizlendiği için, figürlerin ayrıntıları ve renklerin parlaklığı en net halindedir.
Perre Sonsuzluk Merdiveni
SONSUZLUK MERDİVENİ:
Nekropol alanının kuzeyinde, sarp bir kayalığın üzerine oyulmuştur.
Kentin sadece fiziksel bir yerleşim değil, aynı zamanda gökyüzü ile yeryüzünü bağlayan kutsal bir alan olduğunun en somut kanıtıdır. Kayaya oyulmuş, oldukça dik ve dar basamaklardan oluşur. Yaklaşık 450-500 basamaklı bir hattı takip eder.
Merdivenler o kadar hassas bir açıyla oyulmuştur ki, binlerce yıl geçmesine ve erozyona rağmen hala formu seçilebilmektedir.
Bu merdivenin günlük kullanım için değil, dini ritüeller için yapıldığına inanılır.
Çünkü: antik inanışlarda yüksek yerler tanrılara en yakın noktalardır. Bu merdivenlerin, dini bayramlarda rahiplerin ve halkın adak sunmak üzere en zirvedeki kutsal alana çıkmak için kullanıldığı düşünülüyor.
Tepe Noktası:
Merdivenlerin bittiği tepe noktasında, kayaya oyulmuş adak çukurları ve sunaklar vardır. Buradan tüm Perre şehri ve Mezopotamya ovası ayaklar altına serilir. Bu manzara ritüelin görkemini arttırmak için seçilmiştir.
Net bir yazıt olmasa da, Kommagene geleneğine göre bu tür yüksek yerler genellikle Zeus-Oromasdes veya kentin koruyucusu tanrısına adanırdı.
Kayaya oyulmuş dairesel çukurlar görülür. Antik dönemde bunlara sıvı adaklar (şarap, bal, süt) dökülür ya da kurban edilen hayvanların kanı akıtılarak tanrıların rızası alınırdı.
Bu alanın konumu, güneşin doğuşunu ve batışını en iyi görecek şekilde ayarlanmıştır.
Kommagene kültüründe Güneş kutsal olduğu için, zirvedeki törenlerin güneşin ilk ışıklarıyla başladığı tahmin ediliyor.
Peki niye Sonsuzluk Merdiveni ismi verilmiştir.
Merdivenlerden aşağıya bakıldığında gökyüzüne doğru hiç bitmeyecek gibi görünmesidir.
Ayrıca, ölümden sonra ruhun bu basamakları tırmanarak tanrılara ulaştığına dair mitolojik anlatılarla da bağdaştırılır. Sonsuzluk merdivenine tırmanan kişi: her adımda aşağıdaki şehirden (maddi dünyadan) uzaklaşıp, yukarıdaki sessizliğe ve manzaraya (ruhani dünyaya) ulaştığını belirtir. Zirveye vardığında rüzgar sesi ve sonsuz ova manzarası, insanda gerçekten de zamanın durduğu hissini uyandırır.
2025 kazılarında bu bölgede kutsal alan düzenlemeleri ve teras izleri daha belirgin hale gelmiştir.
Evet, merdiven hattı boyunca, ritüel sırasında mola vermek veya dua etmek için yapılmış küçük düzlükler gün yüzüne çıkarılmıştır.
Merdivenlerin yan duvarlarında, gece yapılan törenlerde yolu aydınlatmak için kullanılan kandillerin konulacağı küçük nişler-oyuklar tespit edilmiştir. Bu, gece törenlerinin varlığını kanıtlar. Bazı basamaklarda kök boya ile yapılmış çok hafif renk izlerine rastlanmıştır. Bu da merdivenlerin antik çağda boyanmış veya süslenmiş olabileceğini gösterir.
Ziyaret:
Basamaklar yer yer aşınmış olduğundan çıkış biraz yorucu olabilir. Ancak zirveye ulaştığında karşılaştığın manzara, yorgunluğunu giderecektir.
ROMA HAMAMI
Roma çeşmesinin meşhur suyu, antik dönemde kentin sosyal yaşamının merkezi olan Roma Hamamını beslemek için de kullanılıyordu. Perre deki bu sistem, Roma mühendisliğinin ne kadar ileri olduğunu kanıtlayan bir su yolu hikayesidir.
Roma çeşmesinden gelen suyun bir kısmı, kentin aşağısında yer alan hamam kompleksine aktarılırdı. Perre hamamında Roma nın meşhur alttan ısıtma sistemini görebilirsiniz. Yerden yükseltilmiş tuğla sütunlar üzerinden geçen sıcak hava, hem zemini hem de duvarları ısıtırdı.
Perre bir konaklama noktası olduğu için, uzun yoldan gelen kervan yolcuları önce bu hamamda yıkanır, tozdan arınır ve sonra şehre kabul edilirdi. Yani hamam bir nevi antik dönemin hijyen kontrol noktasıydı.
ANTİK YOLLAR
Cardo Maximus;
Kentin kuzey-güney aksındaki ana caddedir. 2025 kazılarında bu yolun büyük kısmı temizlenmiştir. Yolun kenarlarında dükkan kalıntıları ve yağmur sularını tahliye eden kanalizasyon kanalları (künkler) hala seçilebilir.
Tekerlek İzleri:
Bazı taşların üzerinde, binlerce yıl önce buradan geçen Roma at arabalarının (biga) bıraktığı aşınma izleri görülebilir. Bu izler, kentin ne kadar yoğun bir trafiğe sahip olduğunun sessiz tanıklarıdır.
Adıyaman Palanlı/Keçiler Mağarası
PALANLI/KEÇİLER MAĞARASI
İl merkezinin 10 km kuzeyinde Adıyaman-Çelikhan kara yolunun 10’ncu kilometresinde, yolun sol tarafından bulunan mağara, MÖ 4000’li yıllardan kalmadır.
Buraya “Keçiler Mağarası” da denilmektedir. Mağara yol üstünde bulunan Perre antik kentine, 3 km uzaklıktadır. Mağaradaki resimler ilk olarak 1968 yılında yöreye Pirun kaya sığınaklarındaki resimleri görmek için giden Anati tarafından tespit edilmiştir. Daha sonra, mağaradaki resimler 1970 yılında araştırılmıştır. Anati, Keçiler mağarasında kazıma tekniğiyle yapılmış en az 45 figür bulunduğunu belirtmektedir.
Bu resimler, mağaranın iç kısmında, doğu duvarında bulunur. Tüm resimleri inceleyen Anati, bu resimlerin dört yapım safhasında çizildiklerini iddia eder. Birinci ve en eski safhada, resimler derin oyuklar çizilerek çizilmiştir. Bunlar çok güzel betimlenmiş, bazıları 60-80 cm yüksekliğinde olan keçi resimleridir. Ayrıca iki şematik insan figürü vardır.
Anati bu evreyi üst Paleolitik çağ’a tarihler. Yine Anati, birinci safhada çizilen resimlerin, İtalya Romanelli, Levanzo ve Addaura mağaralarındaki resimlerle, Ürdün Negev çölü ve Kilwa kaya resimleriyle benzerlik gösterdiğini ileri sürer. İkinci ve üçüncü safhalarda yapılan resimlerin Kumbucağı kaya sığınağı resimlerine benzer ve Neolitik çağ’a konumlandırır.
Dördüncü safhada, çok ince çizgilerle yapılmış ve daha alttaki resimlerin üzerine çizilerek oluşturulmuş resimler bulunur.
Mağaranın önünde veya içinde herhangi bir alet veya artığı bulunmamıştır.
Palanlı mağarası, insanların henüz avcılık ve toplayıcılık yaparak yaşamlarını sürdürdükleri dönem olan Paleolitik dönem (MÖ 4000) insanları tarafından kullanılmıştır. O dönemlerde yazı olmadığından insanlar mağaraların duvarlarına şekiller yaparak haberleşiyorlardı.
Özellikle avlanmalarda, bir keçi yakaladım, üç keçi yakaladım gibi mesajları, kendilerinden sonra gelecek olan insanlara vermek amacıyla duvarlara çiziyorlardı. Burada özellikle üç tane yaban keçisi figürü bulunduğu görülüyor.
Mağaranın isli duvarları üzerine, kazıma tekniğiyle yalın kontur çizgilerle yapılmış dağ keçisi figürleri, insanlık tarihinin günümüze ulaşmış az sayıdaki somut örneklerindendir. Bu nedenle mağara her iki girişine de demir korkuluk takılarak koruma altına alınmıştır. Yani gidip gezmeniz, görmeniz mümkün değildir.
Adıyaman Taşgedik-Haydaran Kaya Anıtı
TAŞGEDİK-HAYDARAN KAYA ANITI
İl merkezinin 17 km kuzeyinde, Taşgedik köyündedir.
Burada, dağlık bir alan içinde, Kommagene krallığı dönemine ait antik yürüyüş yolu ve kutsal alan bulunuyor. Coğrafi olarak kayaların arasında uzanan yol kısmen düzeltilerek bir yürüme güzergahı yapılmıştır. Kesilmemiş ağaçlar ve basitçe çevresi çevrilen alanların, Kommagene döneminden başlayarak günümüze kadar kullanıldığını göstermektedir.
Köy yerleşiminin yaklaşık 1 km güneyinde yer alan dağlık bir alan içinde, bir kaya üzerinde yer alır. Kaya kabartması Kommagene Krallığı dönemine ait olup dikdörtgen bir çerçeve içinde yapılmıştır. Karşılıklı olarak ayakta duran iki figür şeklinde tasvir edilmiştir. Güneş Tanrısı Helios ve Kommagene Kralı Mithridates Kallinikos tokalaşır vaziyettedir.
Adıyaman Malpınar Kaya Anıtı
MALPINAR KAYA ANITI
İl merkezine bağlı 35 km uzaklıkta bulunan Durak köyü Malpınar mezrasının kuzeybatısındadır. Göksu ırmağının kıyısındadır.
Göksu çayı kıyısında Malpınar su kaynağını 150 metre kadar kuzeyinde kaya üzerinde; çukurlaştırılmış bir yüzeye, Luvi hiyeroglifi ile yazılmış, 9 satırdan oluşan rölyefli bir yazıt yani kitabedir. Geç Hitit (Kummuh) dönemine tarihlenir. Yazıt hiyeroglif kitabe olup, Geç Hitit dönemine aittir. Doğal kaya üzerine kazınarak yazılmıştır.
Dokuz satırdan oluşur. Yazıtın sağ kenarında bulunan ve nispeten aşınmış durumda, ayakta duran insan figürü: uzun saçı ve sakallı Asur etkisi göstermektedir. Sol tarafta, açılmış biri büyük, diğeri daha ufak olan iki oyuk, yazıtın bazı satırlarına zarar vermiştir.
Yazıtın yazarı, Sarita ve Sukita şehirlerinin “Nehir-Efendisi” Alayaza’dır. Ayrıca Alayaza, Hattuşili’yi kendi efendisi ve kral olarak takdim eder. Yazıtın sağında ayakta durur biçimde, uzun giysili bir figür yer alır. Ancak bu bölgeye yapılan bir baraj nedeniyle, 2010 yılında su altında kalan yazıt, 1.8 metre uzunluğunda ve 85 cm yüksekliğindedir.
Adıyaman Yeni Kale
ADIYAMAN YENİ KALE
İl merkezine 60 km uzaklıkta Kocahisar köyü yakınlarındadır, ulaşım kolaydır. Cendere köprüsünden Arsameia kalıntılarına giderken yolun sol yanında kalır. Buraya Eski Kahta Kalesi de deniliyor.
Öncelikle şunu belirtmekte yarar var buraya neden “Yeni” kale kelimesi kullanılır. Çünkü, 13’ncü yüzyılda yapılan bu kaleyi, MÖ 3’ncü yüzyıla kadar geçmişi uzanan Arsameia kalıntıları olan Eski kaleden ayırmak istenilmiştir.
Kommagene krallığı zamanında inşa edilmiştir. Tek bir kaya parçası üzerine kurulmuş olma özelliği ile dünyada adından söz ettiriyor. Yükseklik yaklaşık 350 metredir. 3 katlı olduğu tahmin edilen kalenin 100-150 yıl önce yandığı ve tahrip edildiği bilinmektedir.
Bir zamanlar, kalenin bulunduğu sarp tepede, Kommagene krallığının yöneticilerinin sarayı vardı. Ancak bu saraydan herhangi bir iz bulunamadı, sarayın varlığı sadece Arsameia kazılarında bulunan bir yazıtta geçmektedir. Saray olmasa da, Arsameia akropolünden açık açık görülen bu kasvetli kale inşa edildi. Kalenin üzerinde doğu burcunda, sarayın girişinde çok sayıda kitabe bulunuyor.
Adıyaman Yeni Kale
Kale bugünkü şeklini 13’ncü yüzyılda Memlükler zamanında aldı. Kalenin inşaatı üç Memlük Sultanı hükümdarlığı sırasında yenilendi ve bu duruma ait kalede yazıtlar vardır.
Kalenin giriş kapısında Memluk Sultanı Kalaun’un mescitte yazıtı bulunuyor. Aynı zamanda Melik Eşref Selahattin Halil ile sarayın giriş kısmında Melik Nasır’ın isimleri yer alıyor.
Kalenin içinde birçok kalıntı vardır.
Cami, çarşı, zindan, güvercinlik ve su yolları ile kalenin mimari bazı parçaları günümüze gelmiştir.
Kalenin tepesinde, kuşlar için 32 niş içeren “Güvercin kalesi” adlı bir oda vardır. Buraya yerleşen Memlükler, 1281 yılında Homs Muharebesi öncesinde düşmanın hareketlerini takip ederken bu iletişim aracını kullandılar.
Bu savaşta Sultan Sayf ad Din liderliğindeki Memlükler, Moğolları yendiler. Ancak bu savaş sırasında Ermeni Kilikya krallığı ve diğer Hıristiyan birlikleri Moğolları destekledi.
Kaleye su, günümüzde Kahta çayı olarak bilinen yakındaki bir dereden getiriliyor ve kuşatma durumunda bir sarnıçta saklanıyordu.
Kaleden Nymphois’e inen su yolu, bir tünelle Arsemia antik kentine kadar ulaşır. 80 metreyi bulan bu yolla halen suya ulaşmak mümkündür.
Adıyaman il tarihine ışık tutan Yeni kale, günümüze kadar sağlan bir şekilde gelmiştir. En son 2016 yılında restorasyon çalışmaları yapıldı, yıkılan duvarlar ve tavanlar temizlendi, daha önce içi toprakla dolu olan ve görülmeyen 3 yeni oda ortaya çıkarıldı ve bu odaların içleri temizlendi.
Birçok kez gittim, çünkü abim, Çayırhan Termik Santralında çalışıyordu. Özellikle, yakın geçmişte, burası gibi Ankara’nın bir ilçesi olan “Beypazarı” turizmde büyük bir hamle yapmış ve bir turizm beldesi olmuş olmasına rağmen, Nallıhan sahip olduğu güzellikler ile turizmden bence, beklenen payı alamamıştır.
Elbette, bunun en büyük sebebi tanıtım. Yoksa, Nallıhan sınırları içinde, Avrupa Birliği tarafından koruma altına alınması öngörülen bir “Kuş Cenneti” nin bulunduğunu kaç kişi biliyor veya bu satırları okuyan siz, Nallıhan’da, muhteşem güzel bir kuş cenneti bulunduğunu daha önce biliyor muydunuz?
Büyük ihtimalle, bu soruya “hayır” diye cevap veriyorsunuz. Peki bunun nedeni? Tanıtım, kimse bilmediği bir güzelliği merak etmez, gidip görmeyi istemez. Neyse, Nallıhan güzel bir yer, uygun bir zaman ayarladığınızda, buraya gidip, aşağıda sözünü edeceğim güzelliklerini görüp, güzel bir gün geçirebilirsiniz.
ULAŞIM
Ankara şehir merkezine 161 km uzaklıktadır. Nallıhan-İstanbul arasındaki uzaklık: 300 km. Nallıhan-Bolu arasındaki uzaklık: 100 km. Nallıhan-Eskişehir arasındaki uzaklık: 130 km. dir.
Ankara Nallıhan
TARİHİ
İlçe merkezi, 1599 yılında Vezir Nasuhpaşa tarafından buraya yaptırılan bir han ile oluşturulmuştur. Zaten, ilçe, adını da bu han’dan almıştır. Sultan I. Ahmet’in veziri; 1594 yılında, Halep-İstanbul arasındaki yolculuğu sırasında Nallıhan yöresinden geçer ve ilçenin bugün bulunduğu yerde: 1 han, 1 hamam ve 1 cami yaptırır. Bu yapıları, vakfeder. Takip eden dönemde yöre hızla gelişerek büyür.
Nallıhan: 16’ncı yüzyılda Bursa sancağına bağlı iken, 19’ncu yüzyılda Ankara sancağına bağlanmıştır. Yöreye “Nallıhan” ismini verilmesi konusunda benim ilgimi çeken bir söylenti var. Söylenenlere göre: “Halk kahramanı Köroğlu, bir gün buradan geçerken handa konaklar. Ertesi gün ayrıldığında ise, atının bir nalının, bahçede düştüğü görülür ve nal, hanın kapısına asılır ve böylece han: Nallıhan olarak anılmaya başlanır.
1864 yılında, Nallıhan yöresinin ilçe olduğu görülür.
Ankara Nallıhan
GENEL
İlçe, Ankara’nın batısındadır. Dört bir tarafı, dağ ve tepelerle çevrilidir. Dağlar, çam ormanları ve meşeliklerle kaplıdır. Özellikle, kuzey ve batı bölümlerinde orman örtüsü yoğunlaşır. Doğu ve güneydeki dağ ve tepeler ise çıplaktır.
İlçe genelinde, 150-1000 yaş aralığında, 80 civarında anıt ağacın bulunduğu söyleniyor. Bunlar arasında: 650 yaşında bir Ardıç ağacı, 550 yaşında bir Fındık ağacı, 1000 yaşında bir karaçam ve 400 yaşında Mor Dut ağacı görülebilmektedir.
Yörenin deniz seviyesinden yükseklik, 625 metredir.
Nallıhan çayı, ilçenin hemen yakınından geçmektedir. Bölgenin bütün dere ve çayları, Sakarya nehrine dökülmektedir. Özellikle dere boyları, sulu tarım için kullanılmaktadır.
Bölgede, Batı Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinin iklim özellikleri egemendir ve buna bağlı olarak, yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise yağışlı geçer. Kış ayları, pek soğuk olmaz. Sakarya nehri vadisinde, deniz seviyesinden yükseklik 200-250 metreye kadar düştüğünden, iklim daha ılıman özellikler gösterir.
Bölge: önemli bir hayvancılık ve meyvecilik deposu özelliği taşımaktadır. Ayrıca, bölgenin mikro klima özellikli havası nedeniyle, muhteşem lezzetli “pirinç” yetiştirilmektedir.
ULUSLAR ARASI NALLIHAN TAPDUK EMRE VE İĞNE OYALARI KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ
Her yıl, Haziran ayının son haftasında yapılmaktadır. Bu törenlerde: Taptuk Emre ve öğrencisi Yunus Emre anılmaktadır.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Yörenin yöresel lezzetleri olarak şunlar sayılabilir: Nallıhan kapama pilavı, Nallıhan Gorçan kebabı, yaprak dolması, gözleme, höşmerim, kabak tatlısı. Özellikle, Döğmeci köyünde yapılan kabak tatlısı mutlaka tadılmalıdır. İçine pekmez konulan ve saatlerce fırın ateşinde pişirilen kabak tatlısı, gerçekten muhteşem bir lezzet sunmaktadır. Höşmerim de, tamamen koyun peynirinden yapılır ve büyük bir emek gerektirir.
Ankara Nallıhan
NE SATIN ALINIR
Bölgede üretilen Nallıhan oyaları, gerçekten ülke çapında ünlüdür. Bunlar, genellikle ipekten yapılır. Çünkü: bölge, İpek yolu üzerindedir. Küçük iğnelerle, düğümlenmek şeklinde ortaya çıkarılan oyalar, düğümleri sıklaştıkça örgü gözleri de küçülmektedir.
Beydilli ve Çamalan köyü el dokuma ürünleri ile Döğmeci köyü bölgesinde, çam ağacından yapılan “su fıçıları” yöreyi ziyaret edenler tarafından tercih edilerek satın alınmaktadır. Su fıçıları: kendine has görüntüsü ve yapım özellikleri nedeniyle, başka herhangi bir yerde görülmemektedir.
Ahşap olan ve çam ağacından yapılan bu su fıçılarının en önemli özelliği: ana gövdeye eklenen alt ek parçanın, çivi kullanılmadan birleştirilmesidir. Tabanından su sızdırmaması ise, yapan ustanın ustalığının işaretidir. Bölgede hayvancılığın gelişmiş olması nedeniyle, el dokuma ürünleri de gelişmiştir. Kadınlar tarafından, tek kişilik, küçük el tezgahlarında dokunan kilimler ve alaca dokumalar ilgi çekmektedir.
Ankara Nallıhan
GEZİLECEK YERLER
Ankara Nallıhan Evleri
NALLIHAN EVLERİ
Günümüzde, ilçede, tarihi süreç içinde, bir hayli gerilere kadar uzanan yapım tarihleriyle ilgi çeken evler var. Bu evler: ziyaretçilerin ilgisini çekiyor, sizler de bu evleri görmelisiniz.
Ankara Nallıhan Kocahan
KOCAHAN
Kocahan: Osmanlı veziri Nasuh Paşa tarafından, Osmanlı-İran antlaşmasının ardından, dönüş yolunda, 1599 yılında, buraya uğradığında yaptırılmıştır. Dış duvarları moloz taş, kireç harç ve kagirdir. Kapı: dairevi şekilde geniş ve uzun tonoz şeklindedir.
Kapı kemerinin dışarıya bakan yüzünde, 0.20 x 0.23 lük ve 18 delikli bir “nal” görülmüştür. Yapının içinde: 46 oda ve 46 baca yeri bulunmaktadır. Yapının kitabesi: 1944 yılındaki depremde, bulunduğu yerden düşmüş ve parçalanmıştır.
İlçe merkezinin ismini aldığı bu han, günümüzde çatısı yıkık olarak bulunmaktadır. Nallıhan için simgesel değeri olan bu “Kocahan” ın: özgün yapısı ne yazık ki günümüze kadar korunamamıştır. Biraz önce söz ettiğim gibi, günümüzde, girişindeki kemer dışında, halen duvarları mevcuttur. Pazartesi günleri, burada sebze pazarı kuruluyor.
Ankara Nallıhan Nasuh Paşa Camii
NASUH PAŞA CAMİSİ
Yine, aynı bölgede, Vezir Nasuhpaşa tarafından yaptırılan cami de, 20’nci yüzyılın başında yanmış ve 1911 yılında, yerine yenisi yapılmıştır. Cami, dikdörtgen planlı ve ahşap çatılıdır. Yapının, 9 adet sivri kemerli penceresi bulunmaktadır.
Batı duvarına bitişik minaresi: kesme taştan yapılmıştır. Külah, saç kaplıdır. Cami avlusunda, bir türbe görülüyor ve türbenin içinde, 4 kabir var ama bunların kime ait olduğu belli değil.
Tarihi hamamın kalıntıları ise, Ankara çevre yolu yapımı sırasında yok olup gitmiştir. Evet, yazının tarih bölümünde söz ettiğim, bu 3 eserden, günümüze çok az kalıntı kalmıştır ki bu da tarihi eserlere olan ilgimizin en büyük kanıtı olarak burada görülmektedir.
Ankara Nallıhan Uluhan Camisi
ULUHAN CAMİSİ
İlçe merkezine bağlı, Uluhan köyünde, 17’nci yüzyılda: Vezir Nasuh paşa tarafından yapılmıştır. Günümüze, sadece minaresi kalmıştır. Çünkü, yapı deprem bölgesi üzerindedir ve yapılışından sonra, birkaç deprem sonucu yıkıldığı düşünülmektedir. Günümüze kalan minare ise, harap durumdadır. Minarenin kaide kısmında kesme taş kullanılmış olup, taşlar arasında tuğlalar görülmektedir.
Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti
NALLIHAN KUŞ CENNETİ-DAVUTOĞLAN KUŞ CENNETİ
Ankara’da yaşayanlar, hafta sonu günübirlik veya çadırlı kamp kurmak üzere, bir yerlere gitmeyi düşünenler, işte burası tam bir cennet, Ankara’ya yakın, bence burayı kesinlikle ziyaret edin.
Ankara şehir merkezinden yaklaşık 130 km uzaklıktadır. Ankara-Ayaş-Beypazarı-Çayırhan yolu takip edilerek buraya ulaşılıyor. Beypazarı ve Nallıhan ilçelerine olan uzaklık 30 km dir. Çayırhan Termik Santralini geçtikten sonra buraya ulaşılıyor. Çayırhan ile kuş cenneti arası 5 km dir.
Ne zaman gitmek uygundur
Eğer kuş cennetini ziyaret etmek istiyorsanız, öncelikle gitme zamanının iyi belirlemeniz gerekir. Şöyle ki, suların çekiliyor olması durumunda burada pek fazla kuş hatta çok çok az kuş kalıyor. Kuşlar, suların kenarındaki sazlıkların arasında yaşadıkları için sular çekildiğinde kuşlar da gidiyorlar.
Bu yüzden, burayı ziyaret etmek istiyorsanız ilkbahar ve sonbahar aylarını tercih etmenizi öneririm. Özellikle Nisan ayı veya Eylül sonu Ekim ayı olabilir. Yoksa boş bir araziyi veya arkadaki renkli dağları izleyip dönebilirsiniz. Kuş sesi bile duymak mümkün olmuyor.
Genel
Önce isminden söz etmek gerekir. Burası daha önce “Nallıhan Kuş Cenneti” olarak isimlendirilmesine rağmen, daha sonra ve günümüzde “Davutoğlan Milli Parkı” diye geçer. Çünkü kuş cennetinin bulunduğu yerin yakınında Davutoğlan köyü bulunmaktadır.
Kuş cenneti, 1959 yılında hizmete giren Sarıyar barajıyla Aladağ çayının birleştiği yerde oluşmuş, yapay bir sulak alandır.
Burası 1994 yılında koruma altına alınmış ve avcılık yasaklanmıştır.
Burada: bugüne kadar 191 kuş türü gözlenmiştir. Özellikle İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde, su havzasının dolu olması nedeniyle, burası göçmen kuşlar için iyi bir barınak alanı olarak kullanılıyor.
Ana yolun kıyısındaki kuş cennetinde, kuşların oto sesi ve korna sesinden etkilenmemesi için dağ yamacına 2 tane tünel açılıyor, yani karayolu buradan uzaklaştırılmaya çalışılıyor. İyi bir uygulama, çünkü bu karayolu oldukça kalabalık yani sürekli araba sesi var, ara sıra korna çalan düşüncesizler de var.
Ana yolun kıyısında, bazı araçlar duruyor ve kuş cennetinin bulunduğu vadinin ve karşıdaki dağların resimlerini çekiyor ve sonra yollarına devam ediyorlar. Bu boşluk alanın hemen sağında, kuş cennetinin giriş kapısı var. Giriş ücretsiz.
Giriş kapısından girerek, aracınızı hemen 100 metre aşağıdaki otoparka park edebiliyorsunuz. Zaten gezineceğiniz yer de orada.
Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti Merkezi Gözlem Tesisi
Merkezi gözlem tesisi
Burada bir tesis var. Hemen otoparkın önünde, yaklaşık 5 metre uzaklıktadır. Bu iki katlı binanın giriş katında, çok küçük bir alanda çeşitli kuş heykelleri ve fotoğrafları sergileniyor. Heykel denince, bunlar içi doldurulmuş kuşlar, ama bunların içinin doldurulması için öldürülmediği, sadece ölen kuşların içinin doldurularak burada sergilendiği söyleniyor.
Ayrıca bir sazlık kedisi ve Anadolu koyunu da sergileniyor, bunlar da öldükten sonra içleri doldurulmuştur.
Evet giriş katında hemen solda tuvalet var, oldukça kirli ve pis tuvaletler, umarım ilgili birileri okur da, bu tuvaletler için tedbir alır.
Neyse, devam edelim, zaten zemin katta, hemen sağ yanda bir defter var, buraya da düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Burada ön kısımda, masa ve sandalyeler var, sanırım guruplar geldiğinde burada toplu anlatım yapılıyor. Bu büyükçe salonunun hemen önünde ise teras kısmı var, buraya çıkıp kuş cennetinin bulunduğu alanın panoramik seyredebilirsiniz. Arkadaki renkli dağlar da oldukça değişik.
Binanın üst katına çıktığınızda ise, bu katta yapılan bir yarışma sonunda dereceye giren fotoğrafçıların çektikleri kuş fotoğrafları sergileniyor. Burada başkaca bir şey yok, unutmadan buranın pencerelerinin aşırı pis yani kirli olduğunu da yazmak gerek, sanırım ilgilenen yok. Çok yazık.
Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti
Evet buradan çıkıyoruz, binanın terasından da görülen ön kısımdaki ahşap köprüye gidiyoruz. Yaklaşık 15-20 metre uzaklıkta yürüyerek köprüye gidin, bu köprüyü eğer mevsimi dışında giderseniz, kuru bir arazide öylece dururken göreceksiniz.
Aslında arazide sular biriktiğinde veya barajdan su salındığında, bu köprü ve çevresi tamamen suların üstünde yükseliyor.
Hatta köprünün hemen yanında, burada suya girmek kesinlikle yasaktır yazısı göreceksiniz, kurak mevsimde giderseniz anlamsız gibi gelen bu yazı, normal sezonda yani sular yükseldiğinde oldukça anlam kazanıyor.
Buradan ayrılıp yine sağ yönü yürüdüğünüzde “Çadırlı kamp alanı” tabelası göreceksiniz. Sezon dışında elbette çadır yok, ama sanırım sezonda insanlar buraya çadır kuruyor, kuş gözlemi yapıyorlar, sabah uyandığınızda kuş sesleri duymak ilginç olsa gerek.
Neyse buradan ileride yine ahşap bir kuş gözlem yeri var. Oraya gitmek istiyoruz ama ne mümkün kocaman bir tabela “Dikkat köpek var”, siz bu tabelayı okuyunca ne anlarsınız, “buraya gelme, buraya girme, köpek var, ısırır”
Aslında komedi gibi, insanlar burayı ziyaret etsin, bu güzelliği görsün diye ben ve benim gibi insanlar uğraşı verirken, buranın görevlileri kocaman bir “Köpek Var” tabelası asarak insanların buraya yaklaşmasını istemiyorlar.
Evet, bu tabelaya aldırmadım, yürümeye devam ettim, amacım o ahşap yüksek kuş gözlem yerine çıkmak, merdivenleri tırmanırken, oldukça büyük bir köpek, bir kayanın oyuğuna yatmış miskin miskin duruyor. Neyse ki, köpek var yazınca tehlikeli bir köpek bekledim ama dediğim gibi oldukça uyuşuk bir köpek çıktı, yine de köpektir, dikkatli olmanızı öneririm.
Tamamen ahşaptan yapılmış kuş gözlem yerine merdivenlerden tırmandım, çevre yine oldukça güzel bir manzara izlemek mümkün, bu arada, kuş cennetinde burada ön kısımda, tahtalardan yapılmış, kutu gibi birkaç kuş gözlem yeri daha gördüm, sanırım meraklıları buraya girip kuş gözlemliyorlar ve kuş resimleri çekiyorlar.
Yörede çok sayıda, kuşları tanıtan ve kuşların özelliklerinin yazılı bulunduğu tabelalar var, ilginç gördüklerimden birinin resmini paylaşıyorum.
Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti
Sonuç: kuş cenneti güzel bir yer sadece mevsiminde gidin. Son bir not: gerek ziyaretçiler ve gerekse çadırda kalanlar için ateş yapmak yasak, yani yanınızda içecek ve yiyecek olarak tedbirli gidin piknik düşünmeyin, piknik yapmak yasaktır.
Ankara Nallıhan Kuş Cenneti-Davutoğlan Kuş Cenneti Dağlar
Dağlar
Buranın bir diğer özelliği de, arka bölümde bulunan dağların renkleridir. Bu dağların jeolojik etkiler sonucu oluşan kahverengi, sarı ve kırmızı renkleriyle ilgi çekiyor. Söylenenlere göre, burası binlerce yıl önce bir iç denizmiş ve deniz çekilirken doğal erozyon sonucu bu renkler oluşmuş, her renk tabakası bir çağı gösteriyormuş.
Hemen karşıdaki sağ bölümde kalan renk damarları yükselen tepeye “kız tepesi” deniyor. İlginç, gerçekten gördüğünüzde şaşıracaksınız, dağlar şerit şerit ve ayrı renklerle dolu.
Ankara Nallıhan Ilıca-Uyuzsuyu Şelalesi
ILICA-UYUZSUYU ŞELALESİ
İlçe merkezine 30 km uzaklıktaki şelalenin bulunduğu yere gitmek için: Uluhan’a giderken, Karacasu bölgesinden saparak ulaşabilirsiniz.
Karacasu köyünde: Nallıhan Belediyesi tarafından öğrencisi olmadığı için kapalı bulunan bir okul binası: yöreyi ziyaret edenlere lokanta ve konaklama hizmeti vermek üzere düzenlenmiştir. Önceden Belediyeyi arayarak rezervasyon yaptırırsanız, bu odalarda konaklayabilirsiniz.
Sarıçalı dağı zirvesinin kuzeybatı tarafındaki çayırlıkta, deniz seviyesinden 1200 metre yükseklikte, yerin altından 36 derece sıcaklıkta çıkan su: çayırlığı geçer ve gittikçe soğuyarak, 50-60 metre yükseklikten, dereye düşer.
Çayırlığın ortasında, muhteşem güzel çam ağaçları var. Burası, piknik yapmak için çok elverişlidir. Yerin altından çıkan sıcak su: özellikle cilt rahatsızlıklarına ve özellikle uyuza iyi geliyormuş. Belki de, bu yüzden “Uyuzsuyu” şelalesi ismi de kullanılıyor olabilir.
Son bir not: bu su, yani şelalenin aktığı su: her yıl, Eylül ayı sonunda kuruyor ve 21 Mart günü, yeniden akmaya başlıyormuş. Hatta, bir kısım kaynaklar: bu tarihlerin, aynen bir saat gibi işlediğini söylüyorlar.
Ankara Nallıhan Anıt Ağaç
ANIT AĞAÇ
İlçe merkezine bağlı, Hacılar köyü Esenler bölgesindeki bu anıt Ardıç ağacı : yaklaşık 750 yıllıktır. Ağacın boyu: 20 metre ve çapı: 2.8 metredir. Bölgenin bu tabiat harikası anıtını, merak edenlerin görmesini öneririm.
Ankara Nallıhan Kuzuculak Köyü Kanyonu
KUZUCULAK KÖYÜ KANYONU
İlçe merkezine bağlı, 60 km. uzaklıktaki, Kuzucular köyünün hemen yakınındadır. Kanyon bölgesindeki tepeler ve kayalıklar: ilginç görünümler sunmaktadır. Bu görünümler: adeta, bir yer altı şehrini anımsatmaktadır. İlginizi çekecektir diye düşünüyorum.
ÇAYIRHAN TERMİK SANTRALI
Bölgede bulunan Çayırhan kömür işletmesinin büyük rezervleri, Çayırhan termik santralında enerji üretiminde kullanılmaktadır.
1978 yılında hizmete açılan santral, ülkemizin en verimli santrallerinden biridir. Nallıhan ilçe merkezine, 37 km. ve Ankara’ya 120 km uzaklıktadır. Santral, 1996 yılında özel şirkete devredilerek özelleştirilmiş ve ülkemizde özelleştirilen ilk santral olma özelliğini kazanmıştır. Özellikle: santral yapısının uzaktan görüntüsü, sosyal tesisleri ve lojmanları ilgi çekicidir.
Santral tesislerinde çalışan yüzlerce görevli, yörede etkinlik yaratmaktadırlar. Bunların yanında, her ne kadar bacalarda filtre sistemi kullanılıyor olsa da, bu çevredeki doğal bitki örtüsünün tamamen yok olduğu görülmektedir. Bu bacalardan çıkan beyaz duman: görüldüğünde, korku ve tedirginlik yaratmaktadır. Yani, başka bir yerde; bir bacadan çıkabilecek daha yoğun bir duman göremezsiniz. Bunun sonucunda, Çayırhan bölgesinin ülkemizde erozyon riski en yüksek bölge olduğu söylenir.
Ankara Nallıhan Sarıyar Hasan Polatkan BarajıAnkara Nallıhan Sarıyar Hasan Polatkan Barajı
SARIYAR HASAN POLATKAN BARAJI
Sarıyar barajı: 1956 yılında hizmete girmiştir. Elektrik üretimi amaçlıdır. Gövdesi beton ağırlıklıdır ve göl alanı, yaklaşık 83 km. karedir.
Sarıyar barajı bölgesinde: özellikle yöre insanının yoğun rağbet ettiği bir yüzme havuzu bulunuyor. Sarıyar Barajı, Ankara il merkezine oldukça yakındır. Baraj kıyısında piknik yapabilir, balık tutabilirsiniz. Burası zaten Ankara’nın denizi diye lanse ediliyor. Ankara’ya uzaklığı 130 km. dir.
Tekne gezileri
Sarıyar barajı üzerinde, uygun havalarda düzenleniyor. Kuşların doğal ortamdaki yaşamlarını görebilirsiniz. Nallıhan Çayırhan da iki tane iskele var. Tekne gezileri Fehmi Çakıraslan isimli bir kişi tarafından düzenleniyor. Bu geziler yolcuların isteğine göre 2 ile 4 saat arasında sürüyor. 4 saatlik turda, baraj gölünün bir çok yeri görülebiliyor, hatta sular altında kalan Güllüce köyü ve tarihi kalıntıların bir kısmını da görmek mümkündür.
Ankara Nallıhan Taptuk Emre Türbesi
TAPTUK EMRE TÜRBESİ
Yunus Emre’nin hocası olması ile önem kazanmaktadır. Türbe: Emre sultan Köyünün 200 metre batısında, küçük bir tepe üzerinde, köy mezarlığının üstündedir.
Kare planlı, kubbeli, kagir büyük bir yapıdır. Yapımında, moloz t aş, tuğla ve devşirme taşlar kullanılmıştır. Güney cepheden, küçük dikdörtgen basık kemerli bir kapı ile girilen türbenin içi, beyaz sıva kaplıdır. Kubbeye tromplarla geçilmiştir.
Türbede bulunan; 6 adet sanduka, Tabduk Emre ve yakınlarına aittir. Türbenin yanında, dikdörtgen planlı, çatılı, kagir bir türbe daha vardır. Kırma çatısı alaturka kiremit kaplı, geniş saçaklı yapı moloz taşlardan yapılmıştır. Ahşap tavanlı yapıda 3 adet mezar bulunur. Okunamayan kitabesine göre, türbe 13’ncü yüzyılda yaşayan Tabtuk Emre için yapılmıştır.
Türbe. 1991 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş ve restorasyon yapılarak günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Türbenin orijinal ahşap kapıları, türbeden çıkarılarak Ankara Etnografya Müzesine gönderilmiştir. Özellikle: yakın çevre insanı, türbeyi yoğun ziyaret etmektedirler.
Ankara Nallıhan Bacım Sultan Türbesi
BACIM SULTAN TÜRBESİ
Yunus Emre’nin hocası Taptuk Emre’nin kızı Bacım Sultana aittir. İlçe merkezine bağlı, 14 km. uzaklıktaki, Tekke köyündedir. Türbenin bulunduğu tepenin hemen aşağısında bir kuyu bulunuyor. Bu kuyudan, kova ile su çekmek mümkün ancak çekilen kuyu suyu “tuzlu” dur.
Bu durum ilgi çekmektedir. Durumun izahı hakkındaki söylentiler ise şöyledir: “ Bacım Sultan, bir gün hamur yoğururken “Baban geliyor” denilmesi üzerine, sevinçle fırlayıp, tarlalara doğru koşar.
Ancak, bu sırada elinin hamurlu olduğunu unutur ve babasına saygısızlık olacağını düşünerek, birden, toprağa diz çöker ve Allah’a yalvarır ve bunun üzerine, bulunduğu yerden “su” çıkar ve Bacım Sultan ellerini yıkayarak temizlenir”
Buranın bir diğer özelliği: yakın çevreden buraya getirilen hastaların, türbede bırakılması ve su kuyusundan su içirilmeleri ve bu su ile banyo yaptırılmalarıdır. Bu uygulamalar sonucu, hastaların birçoğunun iyileştiği söylenmektedir.
CAFER SADIK TÜRBESİ
Cafer Sadık’da, Taptuk Emre’nin öğrencilerinden birisidir. Türbe: Nallıkozlu köyünde iken, köy, Gökçekaya barajı suları altında kalmadan önce, yine aynı köyün yaylasına nakledilir. Cafer Sadık: yaşamında çok sert mizaçlı imiş.
Düğünde davul çalınmasından rahatsız olmuş ve davulu tuttuğu gibi, Sakarya nehrinin öbür yakasına atar. Bunun üzerine, yöredeki köylerde, düğünlerde günümüzde de davul çalınmaz. Ayrıca, yine Cafer Sadık’ın türbesinin çevresinden çalı-çırpı alınmaz, odun kesilmez.
Juliopolis
JULİOPOLİS ANTİK KENTİ
Yeri
Ankara’nın yaklaşık 122 km kuzeybatısında, Nallıhan ilçesi, Çayırhan Beldesi, Gülşehir mekiindedir. Antik kentin Skopos nehri (Aladağ çayı) nın geçtiği eski Sarılar köyü civarında olduğu ve bu köyün de 1950 li yıllarda inşa edilen Sarıyar Baraj gölünün suları altında kaldığı bilinmektedir.
Ancak sular çekildiğinde veya kıyı şeridinde kalıntıları görmek mümkündür. Antik şehir, Sarıyar Baraj gölündeki bir yarımada ya da burun üzerindedir.
Juliopolis
Şehrin Tarihi geçmişi:
Şehir, antik Bithynia Bölgesi ve Galatia Bölgesi sınırında, Bithynia’nın en doğudaki sınır şehridir.
Juliopolis, Frig döneminden beri iskan görmüş bir köy durumundayken, Friglerin kurucu kralı Gordios’tan dolayı Gordioukome (Gordios’un köyü) olarak da isimlendirilmekteydi. Eğer bu öngörü doğruysa, MÖ 8 yüzyıldan itibaren Gordiokome köyünün varlığından bahsetmek mümkün olacaktır.
Şehir, Helenistik dönemde küçük bir kasaba olarak varlığını sürdürmüştür.
Ünlü gezgin Strabon “Coğrafya” adlı eserinde: “Kentin MÖ 1 yüzyılda, Olympos dağlarında korunaklı bir kale de (Kllydion) yaşayan Kleon isimli güçlü bir haydut lideri tarafından genişletilerek, bir kent haline getirildiğinden söz eder.
Kleon: II Triumvirlik Döneminde (MÖ 43-33) önceleri Marcus Antonius ile birlikte hareket ederken, daha sonraları muhtemelen Actium Savaşının sonucunu da tahmin ederek, Octavianus (Augustus) ile hareket etme kararı alır.
MÖ 27 yılında İmparatorluğunu ilan eden Augustus ile ilişki kuran Kleon, şehrin adını Julius Caesar adına ve Augustus ile başlayan Julio-Claudian’lar sülalesine atfen, Juliopolis (Julius’un şehri) olarak değiştirir.
Böylece kent İmparator Augustus’tan itibaren Bithnia Bölgesinin önemli şehirleri arasına girer. Bu iyi ilişkiler, Kleon’a Mysia ve Pontus bölgelerinde de topraklar kazandırır ve Kleon adeta haydutluktan hükümdarlık seviyesine yükselmiştir.
Kleon’un Zeus Abrettenos kültünün başrahibi sıfatını taşıdığı bilinmekle birlikte, ölümünden hemen önce Augustus’un kendisine Pontus Komana’nının da (Tokat-Gümenek) baş rahipliği görevini verdiği bilinmektedir.
İmparator Trianus tarafından Bitynia Valiliğine getirilen Genç Plinus (MS 103) İmparatora yazdığı mektuplarda Juliopolis’den “İçinden geçenlerin çok, trafiğinin yoğun olduğu bir sınır kasabası” olarak bahseder.
MS 1, 2 ve 3 yüzyıllar boyunca, Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşanan barış döneminde, İmparatorlukla beraber kent te zenginleşerek gelişmiştir. Bu zenginlikle birlikte kentte Hıristiyanlık ta hızla yayılır. Ancak, kent en büyük önemini Erken Bizans döneminde yaşar. Çünkü bu dönemde, Konstantinopolis’den Nikaiya ve oradan da Ankyra üzerinde Judea (Kudüs) şehrine giden Hacıyolu buradan geçmektedir.
Roma imparatorlarından Traianus, Hadrianus, Caracalla ve Jovianus’un orduları bu yolu takip ederek Juliopolis şehrinde konaklamışlardır. Hatta İmparator Jovianus, Roma’ya dönüşünde MS 363 kışında, şehrin batısındaki Dadastana kentinde (günümüzde İslamalan köyü) ölmüştür. Daha sonra imparator Arcadius ve Honorius da, Doğu seferinde bu yolu kullanmışlardır.
Bu sayede, şehir MS 4 ile 9’ncu yüzyıllar arasında, bölgenin önemli bir ticaret merkezi olur. Kentin piskoposlarının isim ve imzaları, düzenli olarak Bizans Sinot yani Ruhani Meclisine gönderilir. Şehir, 9’ncu yüzyılda, İmparator I. Basil’e (MS 867-886) atfen isim değiştirir ve “Basilium” ismini alır. Bu isim 11’nci yüzyıla kadar kalır. Bu tarihten sonra kentin ismi, herhangi bir belgede veya eserde geçmez, muhtemelen kent önemini kaybetmiştir.
MS 11 yüzyılda, tarihin tozlu sayfalarına gömülen şehir, 1861 yılında bölgeyi ziyaret eden Fransız araştırmacı Perrot ve arkadaşları tarafından tekrar açığa çıkarılmıştır. Harita üzerinde kentin yerini işaretlemişlerdir.
Juliopolis
SULAR ALTINDAKİ ŞEHİR
1950 lerde Sarıyar Barajı nın yapılmasıyla şehrin sivil yerleşim alanlarının (çarşı, forum, konutlar) büyük bir kısmı sular altında kalmıştır.
Baraj suları çekildiğinde sur duvarlarını ve bazı temel yapıları görmek mümkündür.
Juliopolis şehri, baraj gölü kıyısında olduğu için erozyon ve defineci tehdidi altındaydı.
Bu nedenle 2009 yılında başlatılan kurtarma kazılarıyla bu eserler güvenceye alındı.
Anadolu Medeniyetleri Müzesinin Ankara çevresi kazıları ve Roma dönemi seksiyonunda bu taçlar ve takılar sergilenmektedir.
Surları:
Surlar, antik kenti Sakarya nehri istikametinden gelecek saldırılara karşı koruyacak şekilde nehir kıyısı boyunca ve tepe yamaçlarına doğru uzanıyordu.
Savunma hattı boyunca belirli aralıklarla yerleştirilmiş gözetleme ve savunma kulelerinin temelleri su altındaki kalıntılar arasından tespit edilmiştir.
Juliopolis bir Roma ve Bizans kenti olduğu için savunmaya büyük önem veriliyordu.
Surlar genellikle devasa blok taşlar ve moloz taş dolgu tekniğiyle yapılmıştır.
Bazı kısımlarda Roma dönemine özgü tuğla kuşaklar görülür.
Surların bir kısmının nehirle bağlantılı bir iç limana veya rıhtıma açıldığı düşünülmektedir.
Bu da Juliopolis in sadece kara yolu değil, nehir taşımacılığı için de bir durak olduğunu kanıtlar.
Juliopolis Sikkeleri
Juliopolis Darphanesi;
2009 yılından bu yana, Nekropol de yapılan kazılar sonucu ele geçirilen Juliopolis darphanesinde basılmış çok sayıda sikke sayesinde, bu bölgenin Juliopolis kentinin Nekropolü olduğu kesinleşmiştir.
Evet Nekropolis bölgesindeki mezarlarda bulunan ölü hediyeleri içinde en önemli buluntular sikkelerdir. Roma İmparatorluk dönemine ait gümüş ve bronz sikkelerden, özellikle Juliopolis kentinin kendi adıyla darp etmiş olduğu sikkeler öne çıkmaktadır.
Şehir sikkeleri, şehirdeki mimari yapıları ve hangi inanışların olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Sağlık Tanrısı Asklepios sikkelerde en çok görülen figürdür. Kazılarda 354 gümüş ve bronz sikke bulunmuştur.
Juliopolis Nekropolis
NEKROPOLİS:
Şehir: Anadolu’nun en büyük kazılmış nekropollerinden birine sahiptir.
Nekropol alanı, antik şehrin bulunduğu alana 3-4 km uzaklıkta, baraj gölünün kuzey kıyısında, kalker kayalıklar üzerindedir. Nekropolün bulunduğu alan Aladağ Çayı tarafından ikiye bölünmüştür.
Juliopolis Nekropolis
Nekropol alanı, MS 1 ile 3 yüzyıllar arasında bir düzen olmadan, karışık olarak kullanılmıştır.
Arkeolojik kazılar sonucunda 434 mezar açığa çıkarılmıştır. Bu mezarlardan 70 tanesi oda biçimli kaya oygu mezar, 7 tanesi kırma çatılı sanduka mezar, 263 tanesi sanduka biçimli kaya oygu mezar, 84 tanesi basit toprak mezar, 7 tanesi lahit mezar, 1 tanesi urne mezar ve 2 tanesi tamamlanmamış mezardır.
Juliopolis Nekropolis
Evet, burada kaya mezarları, lahitler ve oda mezarlar bir aradadır.
Ancak bu 434 mezardan 37 tanesi antik dönem soyguncuları tarafından, 34 tanesi günümüz kaçakçıları tarafından soyulmuş ve tahrip edilmiştir.
Juliopolis Nekropolis
363 mezar ise, Anadolu Medeniyetleri Müzesi görevlileri tarafından tespit edilerek kazısı tamamlanmıştır.
Juliopolis Mezar Buluntuları
MEZARLARDA BULUNANLAR:
Altın Taçlar (diademler):
Bu kentin Roma döneminde zenginliğini ve sosyal tabakalaşmasını gösteren en görkemli buluntulardır. Roma geleneğinde toplumun üst tabakasını (soylular, yüksek rütbeli memurlar veya zengin tüccarlar) mensup kişiler, öldüğünde, başlarına altından yapılmış ince yapraklı taçlar yerleştirilirdi.
Bu taçlar genellikle çok ince altın levhalardan (folyo gibi) kesilerek yapılmış defne, zeytin veya meşe yaprağı motiflerinden oluşuyordu. Bu taçlar, hem kişinin dünyadaki statüsünü simgeler hem de öteki dünyada onurlandırılmasını amaçlardı.
Sikkeler:
Ölen kişinin dilinin altına veya yanına, mitolojideki “Ölüler Sandalcısı Kharon a ödeme yapması için yerleştirilen” Kharon sikkeleri bulunmuştur.
TIP ALETLERİ
Sanduka bir mezarda: toplu olarak çok sayıda tıp aleti bulunmuştur. Bunlar dönemin tıp aletlerinin çeşitliliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu sanduka mezar, kentte yaşamış olan bir hekime ait olmalıdır. Bu tıp aletleri arasında: kulak kaşıkları, ilaç kutuları, iğneler, büstiriler, keskiler, kaşıklar, çengeller, karıştırıcı çubuklar, bir makas ve bir ilaç karıştırma tablası vardır.
Juliopolis Mezar Buluntuları
DİĞER BUluntular:
Altın küpeler, üzerinde mitolojik figürler kazınmış yüzük taşları (gemmalar) ve boncuk kolyelerdir. Roma döneminde cenaze töreninde kullanılan cam ve seramik koku şişeleri bulunmuştur. Ayrıca: pişmiş toprak kaplar, kandiller, kemik tıp aletleri de bulunmuştur.
Buluntular arasında dikkat çekenler, MS 219 yılında İmparator Elagabalos ve karısı Julia Paula’nın karşılıklı portrelerinin bulunduğu taşlı altın kolye ucudur.
Ayrıca, İmparatoriçe II Faustina betimli taşlı altın yüzük ve İmparatoriçe Julia Paula betimli altın kolye sarkıcı da dikkat çekicidir.
Küpeler içinde en dikkat çekici örnek, çelenk tasvirli ve üzerinde tokalaşma tasviri olan değişik taşlardan yapılmış altın küpelerdir.
Ayrıca altın levhalara yazılmış muskalar (antik dönemdeki ismi lamella) bulunmuştur. Bunlar antik dönemde, insanların genellikle korunma, iyileşme gibi dileklerinin yerine gelmesi için üzerlerinde taşıdıkları muskalardır.
Bu muskalar, rulo halde sarılarak vücudun değişik yerlerinde taşınıyordu. Bu muskaların mezara konulması sebebi ise, ölen kişinin ruhunun öldükten sonra bir takım kötülüklerden korunma ihtiyacıdır.
Nekropolde bulunan aynalar, yatay kulplara sahip disk şeklindedir, bronz ve gümüşten yapılmıştır.
İskeletler:
Nekropoldeki en uzun süre kullanımda olduğu anlaşılan, en kalabalık oda mezar üzerinde yapılan incelemede, her iki cinsten de ve tüm yaş guruplarından olmak üzere, en az 57 bireye ait kemik ve diş kalıntıları bulunmuştur.
Evet, kazılarda bulunan iskeletler de incelenmiştir. Bu incelemeler sayesinde, Juliopolis halkının ne yediği, hangi hastalıklardan öldüğü ve ortalama yaşam süreleri gibi verilere ulaşılmıştır
BULUNTULAR NEREDE SERGİLENİYOR:
Sonuç olarak, Nekropolden çıkarılan 800 parça eser, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde “Juliopolis Kenti Eserleri” adı altında sergileniyor.
Çayırhan Belediyesi Sarıyar Baraj gölü gezi teknesi
ZİYARET
Eğer Çayırhan a gidersen, göl kıyısındaki Gülşehir Mevkiine uğramak gerekir.
Suların az olduğu dönemde gidilirse, kıyıdan içeri doğru uzanan taş dizilerini fark edeceksiniz. İşte onlar Juliopolis in binlerce yıllık savunma hattının kalıntılarıdır.
Surların hemen arkasındaki yamaçlarda ise su seviyesinden etkilenmeyen o meşhur Nekropol (Mezarlık) alanı başlar.
Yani şehir sular altında, mezarlık ise suyun hemen kıyısındaki yamaçtadır.
Ayrıca Çayırhan Belediyesi tarafından işletilen ve sahilden kalkan teknelere binebilirsiniz. Bu tekneler sular altındaki eski yerleşim bölgelerini de geziyor.
DADASTANA
Dadastana antik kenti, Ankara Nallıhan ilçesindedir. Nallıhan-Ankara karayolunda Cendere köyü sapağını takip ederek buraya ulaşabilirsiniz.
İlçe merkezine bağlı Cendere ve Karahisar köyleri yakınlarındadır.
Kentin nekropol ve yerleşim kalıntıları, bu civarda tepeliklerde ve köylerin çevresinde yayılmıştır.
ÖNEMİ:
Antik Bitinya bölgesinin bir parçası olan bu kent, özellikle Geç Roma ve Bizans dönemlerinde “Hacı Yolu” (Pilgrim’s Road) üzerinde bulunan önemli bir merkez olarak bilinir.
Antik kaynaklarda (özellikle Tabula Peutingeriana adlı Roma yol haritasında) Dadastana, Niceea (İznik) ile Juliopolis (Çayırhan yakınlarında) arasındaki ana yol üzerinde gösterilir.
Şehir, Roma İmparatoru Jovianus’un MS 364 yılı kışında kentte konakladığı bir gece 32 yaşında öldüğü yer olarak tarihi kaynaklarda geçmektedir.
Evet tarih 17 Şubat 364. Pers seferinden dönen imparator, Başkent Konstantinopolis’e giderken, kış şartları nedeniyle, Dadastana da mola verir. Tarihçi Ammianus Marcellinus, imparatorun gece uyurken odasındaki kömür mangalından sızan gazdan zehirlendiğini veya yeni boyanmış/sıvanmış odanın neminden dolayı öldüğünü kaydeder. Bazı söylentiler ise mantar zehirlenmesine işaret eder. İmparatorun mezarı burada değildir, naaşı İstanbul a götürülmüştür. Jovianus un mezarı, günümüzde İstanbul daki Havariyum Kilisesi (bugünkü Fatih Camiinin bulunduğu yerde eski büyük kilise) bahçesindeki İmparatorluk mozolesine defnedilmiştir. Mezarı yok ama muhtemelen ona atfedilmiş bir anıt yapı bulunması ihtimali yüksektir.
Ayrıca bölge, Bitinya ve Galatya sınırlarının kesiştiği bir piskoposluk merkezidir.
Evet, Roma döneminde her 30-40 km de bir “Mansio” denilen, İmparatorluk postacıları ve önemli yolcuların konakladığı, at değiştirdiği istasyonlar bulunurdu. Dadastana tam olarak böyle bir istasyon şehridir. Bu yüzden şehir, devasa tapınaklardan ziyade konaklama yapıları ve askeri karakollar üzerine kuruludur.
GÜNÜMÜZ-KALINTILAR:
Bölgede profesyonel kazılar yapılmamıştır, sadece yüzey araştırmaları yapılmıştır.
Nekropol-Mezarlık Alanı:
Karahisar ve İslamalan civarındaki kayalık yamaçlarda çok sayıda kaya mezarı ve nişler bulunmaktadır. Bu mezarların çoğu Roma ve Erken Bizans dönemine tarihlendirilir.
Hacı Yolu-Pilgrim’s Road:
Kudüs e giden Hıristiyan hacıların kullandığı rota üzerinde olduğu için, kentte piskoposluk düzeyinde dini yapılar ve konaklama tesisleri bulunduğu bilinmektedir.
Son bir not: Eğer burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, özellikle Karahisar köyü yakınlarındaki kayalık yamaçlardaki mezar yapılarını görebilirsiniz.