Çanakkale Yenice

Çanakkale Yenice

Çanakkale Yenice, Çanakkale arası uzaklık: 90 km. Yenice, Balıkesir arasındaki uzaklık: 103 km. Yenice, Çan arasındaki uzaklık: 22 km. Yenice, Biga arasındaki uzaklık: 55 km. Yenice, Gönen arasındaki uzaklık: 48 km. Yenice, Edremit arasındaki uzaklık: 60 km.

TARİHİ

Bölgede bulunan Agonya ovalarında bir zamanlar Truvalıların at yarışları düzenledikleri iddia edilmektedir. Ayrıca: MS 2’nci yüzyılda, Roma imparatoru Hadrianus; yine bu bölgede “ayı avı” düzenlemiştir. Zaten Asar dağlarında birçok tarihi kalıntı mevcuttur.

1080 yılında, Selçuklu devletinin kurucusu Süleyman Şah döneminde Yenice fetih edilmiştir. 1081 yılında Çanakkale ve Yenice yöresinde, Çaka Bey hakimdir. Selçuklu Sultanı 2’nci Kılıç Arslan döneminde, bölgeye Türkmen ve Yörükler yerleştirilmiştir. Bölge, 14’ncü yüzyıl başında Karesi Beyliği hakimiyetindedir. Daha sonra ise Osmanlı topraklarına katılmıştır.

İlçenin bulunduğu yere ilk yerleşim 19’ncu yüzyılda olur. Asar dağının kuzeye bakan yamacına yerleşen 5-6 hanelik Kınık Boyu Türklerinden Kızıl Keçeli gurubudur. Türkler, buraya gelmeden önce, bölgenin ismi “Yanoba” ve “Dalyanoba” dır. Daha sonra “İnceköy” ve “Yeniceköy” isimleri kullanılmıştır.

Daha sonra ise “Yenice” ismini almıştır. 1936 yılına kadar Balıkesir-Gönen ilçesine bağlı bir köy olan Yenice, 1936 yılında ilçe olmuş ve Çanakkale iline bağlanmıştır. 18 Mart 1953 tarihinde büyük bir deprem felaketi yaşanması üzerine, ilçe günümüzdeki yeni yerine taşınmıştır.

Çanakkale Yenice

 

GENEL

İlçe, Kaz dağlarının kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Yüzölçümü olarak Çanakkale ilinin en büyük ilçesidir. Rakımı 255 metredir. Çanakkale ilinin en zengin bitki örtüsüne sahip ilçesidir. Bu yüzden bitki örtüsü ilgi çeker. Endemik Kazdağı Göknar’ı ve nadir bulunan türler bakımından dikkat çekicidir.

Kazdağı Göknarı, ismini Truva antik kentinden alır ve bu türe sadece Kazdağlarında rastlanılır. (ağacın Latince ismi: Abies egui-trojani) Bölgenin yüzde 70 bölümü ormanlarla kaplıdır. Bölge Agonya olarak bilinen biri büyük iki vadinin içinde bulunur.

Çanakkale Yenice

Bölgede Akdeniz, Karadeniz ve kara iklimi karışık bir iklim tipi hakimdir. İlçe: trekking, termal turizm, doğa sporları ve kuş gözlemciliği gibi alternatif ve Eko turizm olanakları bakımından oldukça özelliklidir. Yörede 13 tane gölet bulunmaktadır.

Köylerin tamamı, ziyaretçilerine yürüyüş yapmak, fotoğraf çekmek ve doğal gıdalara ulaşma imkanı sunar. İlçede nesli tükenmekte olan hayvanlardan karaca ve doğal alabalık bulunur. Ayrıca yörede av turizmi de yaygındır, her geçen gün “yaban domuzu avcılığı” yaygınlaşmaktadır.

Evet, bölgenin genel durumu hakkındaki sözlerimi bitirmeden, Yenice yöresinde oldukça önemli bir yeri olan Çanakkale Seramik Fabrikası ve kurucusu Sayın H. İbrahim Bodur’dan söz etmemek olmaz. Kendisi oldukça yardımsever biri olarak tanınır, zaten ilçenin birçok yerinde yerlerde pırıl pırıl kalebodur seramikleri görebilirsiniz.

ATATÜRK VE YENİCE

Cumhuriyet döneminde, ilk asfalt yol “Çanakkale-Balıkesir” arasında yapılmıştır. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, 15 Nisan 1934 tarihinde, İran Şahı Rıza Pehlevi ile otomobille bu yoldan geçmiş ve Yenice ilçesine 9 km uzaklıktaki bir çeşmede mola vermişler ve yöre köylüleriyle sohbet etmişlerdir. Bu çeşmenin çevresi, daha sonra Cumhuriyetin 75’nci yılında yeniden düzenlenmiştir. Adı da “Gazi Çeşmesi” olmuştur.

KAPLICALARI

Bölge 2006 yılında Termal Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. İki tane kaplıca vardır. Bunlardan: Hıdırlık Kaplıcası: kükürtlü sıcak suları ve çamur banyosu ile tercih edilir. Kaplıca suları 73 derece sıcaklığa sahiptir. Kaplıca sularının iyi geldiği iddia edilen hastalıklar: romatizma, nevralji ve bazı kadın hastalıklarıdır. Sıcak çamur banyosu da yapılmaktadır. Yeşil bir alanda bulunan Hıdırlık kaplıcası çevresinde birçok kaplıca tesisi bulunur.

Hıdırlar köyü küçük kaplıca mevkiinde, kaplıca suyunun kaynadığı alanın üst kısmında, duvarları oldukça tahrip olmuş, eski bir yapının kalıntısı ve köyün çıkışında Akçaören yolu üzerinde bir Roma hamamının kalıntısı görülür.

Değişik büyüklükte tonozlu mekanları olan hamamın bulunduğu alan, sık çalılık ve ağaçlarla kaplı durumdadır. Burada bir künk parçası ve öğütme taşı görülür.

Kum ılıcasında ise, 8 tane kaynak suyu bulunur.

 

Çanakkale Yenice Geleneksel Kazdağı Doğa Yürüyüşü ve Şenlikleri

 

GELENEKSEL KAZDAĞI DOĞA YÜRÜYÜŞÜ VE ŞENLİKLERİ

Her yıl Haziran ayında yapılan bu etkinliklerde, belirlenen parkurda yürüyüş düzenlenir. Ayrıca çeşitli sergiler ve konserler yapılır.

 

GELENEKSEL ISSIZ CUMA HAYRI

Her yıl Eylül ayında, ilk Cuma günü yapılan bu etkinlikte, bölgede bulunan üreticiler ve çiftçiler arasında çeşitli yarışmalar düzenlenir, kazananlara ödüller verilir.

Çanakkale Yenice Meslek Yüksekokulu

 

YENİCE MESLEK YÜKSEK OKULU

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesine bağlıdır.

 

NE YENİR

Yenice bölgesine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz ilk önerim “keşkek” olacaktır. Ayrıca: kahvaltılık salça ve keçi peyniri de denemelisiniz.

Çanakkale Yenice

 

GEZİLECEK YERLER

Çanakkale Yenice Belediye Türk Evi Etnografya Müzesi

 

YENİCE BELEDİYESİ TÜRK EVİ ETNOĞRAFYA MÜZESİ

İlçe merkezinde Kültür ve Gençlik Merkezinde bulunan müze, 1997 yılında açılmıştır. Müzede: etnoğrafik özellikler taşıyan ve yörede daha önce kullanılmış olan yöresel kıyafetler, tarım aletleri, toprak ve bakır kaplar, yöreye ait el dokuması halı ve kilimler, çeyiz sandıkları ve çeşitli takılar sergilenmektedir.

Çanakkale Yenice Issız Cuma Camisi

 

ISSIZ CUMA CAMİSİ

İlçe merkezine bağlı Seyvan köyü sınırları içindedir. Yörenin en eski camisidir. Caminin kitabesi yoktur ancak 1335 yılında bir Osmanlı paşası olan Gazi Osman Paşa tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Ahşap çatılı cami, mimarisiyle dikkat çeker. Camide hiç madeni çivi kullanılmamıştır. Ayrıca kullanılan ağaçları kurt yemediği söyleniyor. Islanmadığı sürece ağaçlar çürümüyormuş.

Cami, Yenice yöresinde göçer olarak yaşayan Yörükler için, toplanma yeri olmuştur. Çevresinde önceleri ağaç olmayan camide, Cuma Namazları kılınırmış. Toplanan Yörükler, aralarında alışveriş yaparlarmış. Ellerindeki hayvansal ürünleri, tüccarlara satarlarmış. Yani, uzun yıllar caminin çevresinde pazarlar, panayırlar düzenlenmiş.

Yörükler, zamanla yerleşik yaşama geçip, bulundukları yerlere camiler yapılınca, buraya gelmez olmuşlar. Caminin çevresinde zamanla büyüyen çınarların altına vefat eden Yörükler gömülünce, burası bir mezarlığa dönüşmüş. Yoldan geçenler caminin sessizliğinden etkilenip camiye “Issız cami” ismini vermişler. Camide elektrik yok, içerisi karanlık-loş. Ama yine de ziyaret edenler tarafından kullanılıyor.

Çanakkale Yenice Issız Cuma Camisi

 Çevresinde, cami dışında hiçbir yapı yoktur. Sadece büyük çınar ağaçları ve mezarlar bulunmaktadır.

Evet, cami kadar ilgi çeken bir durum daha var, caminin mezarlığında anne ve kızının birleşen mezarlarıdır. Söylenenlere göre, yıllar önce doğum yaptıktan sonra ölen anne Hatice Erkek ile, ardından 20 gün sonra vefat eden kız çocuğu Ayşe Erkek: ayrı ayrı mezarlara defnedilmiş, ancak bir süre sonra anne ve kızın mezarları birleşmiştir.

Köylüler ve yakınları, bu mezarları tekrar ayırmışlar, ancak bir süre sonra söylenenlere göre, mezarlar yine birleşmiştir. İlginç, camiyi ziyaret ederseniz, bu mezarlığı da görmelisiniz.

Çanakkale Yenice Büyük Agonya Köprüsü

 

BÜYÜK AGONYA KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Bayatlar köyü sınırları içindedir. Agonya çayı üzerindeki bu köprünün, Büyük İskender tarafından yaptırıldığı söyleniyor. Yapılış tarihi olarak, bazı kaynaklarda MS 334 yılı geçmektedir. Çeşitli dönemlerde onarımlar görmesine rağmen özgün yapısını korumakta ve günümüzde de kullanılmaya devam edilmektedir.

Evet, bu yazdıklarım Yenice ilçesini tanıtan birçok sitede yazılanlar, ancak elbette bu köprüyü gördüğünüzde bir husus dikkatinizi çekecek, köprünün ayaklarının beton olduğunu göreceksiniz. Elbette Büyük İskender zamanında bu beton nereden bulundu? Yani yukarıda yazılanlar yanlıştır.

Bence köprünün yapımı ile ilgili bir başka söylentiyi de değerlendirmek gerekir. Şöyle ki, köprünün Cumhuriyet döneminde, Çanakkale-Balıkesir asfalt karayolunun 35’nci kilometresinde, yol ilk yapıldığında yani köprünün 1933 yılında yapıldığı söyleniyor. Zeminin sağlam olmasından yararlanılarak, köprü sürekli kemer şeklinde yapılmıştır.

Kemerler: beton, korkuluk betonarme, ayak ve cephe duvarları ise taştır. Köprünün uzunluğu 26 metre, genişliği 3 metredir. Korkulukları arasındaki genişlik ise 6 metredir. Yani, bu ölçüleri esas alındığında, köprünün yapıldığı dönemde önemli bir köprü olduğunu ortaya koymaktadır. Burada daha da önemli bir bilgi: köprü ihalesi 29 Temmuz 1930 tarihinde yapılmış ve köprü 25 Kasım 1931 tarihinde bitirilmiştir.

Çanakkale Yenice Hadrianusun Av Köşkü-Asar Kale

 

HADRİANUS’UN AV KÖŞKÜ-ASAR KALE

Kalıntılar, İlçe merkezinin güneyinde Kireçtepe mevkiindedir. Buraya ulaşmak için oldukça zor bir yolculuk yapmak gerekiyor.

Burası: Roma dönemi imparatoru Hadrianus tarafından MS 138 yılında yaptırılmış: karakol, av ve sayfiye yeri kalesidir. Kalıntılar, Agonya ovasına hakim bir konumdadır. Ancak burada herhangi bir resmi arkeolojik araştırma yapılmamıştır. Tamamen ağaçlarla kaplı bir tepenin doruğunda, tuğla atkılı büyük taş bloklarla örülmüş sur duvarlarının yer yer 3 metreden fazla kısmının korunduğu görülür.

Kalenin içinde yazılmış kaçak kazılardan geriye kalan çukurda, duvarları muntazam tuğla örgülü ve iki kat sıvalı yaklaşık 20 x 15 metre ölçülerinde bir mekanın varlığı görülür. Ayrıca sur duvarlarının kuzey ve kuzey batı kesimlerinde birer kapı açıklığı bırakıldığı, kaplama taşların yer yer sökülmüş olduğu ve kaliteli mermer malzemeden yapılmış blokların devşirme olarak buralarda kullanıldığı görülür.

Doğu yönünde, kesme taşlardan yapılmış sur duvarlarının bir kısmı halen durmaktadır. Kalenin iç kısmı, tamamen orman dokusu ile kaplanmış yani örtülmüştür. Kalenin batı duvarında: yıkılmadan önce yapılan tespitlere göre aslan resimleri bulunmakta olduğu söyleniyor.  

KÜÇÜK HİSARLIK

İlçe merkezine 15 km uzaklıktaki Sofular ve Karadoru köyleri arasında, yüksek bir tepede büyük bir kale kalıntısı ve kalenin 9 tümülüsü vardır. Kalenin esas bulunduğu yerin, Helenistik döneme ait olduğu tahmin edilmektedir.

BABAYA KALE-TABAN KALE

İlçe merkezine 33 km uzaklıkta, Alacaoluk köyünün güneyindeki dağın batısında bir tepe üzerindedir. Halk arasında: Taban, Yenice, Gönen, Alacaoluk kalesi olarak da bilinir. Resmi bilgi olmamasına rağmen, muhtemelen MS 2’nci yüzyılda, Romalılar tarafından inşa edildiği düşünülmektedir.

Yapıda blok taşlar kullanılmıştır. Sur duvarlarının yüksekliği 10 metreyi bulur. Kale; silindirik ve dörtgen planlı burçlarla desteklenmiştir. Alacaoluk köyü camisinin minaresinin basamak taşları, buradan toplanarak götürülmüştür. Minarenin birinci basamak taşı üstünde “Altı Roma Askeri” figürü görülür.

ÇAL KALESİ

İlçe merkezine bağlı Çal ve Çınarcık köyleri Mekiinde yer alan, Çınarcık köyüne 3 km uzaklıktaki Karakaya Tepesi üzerindedir.

Bu tepe oldukça yüksek ve sivri bir tepe olup, çevresine oldukça hakim konumdadır. Çan ve Yenice arasındaki doğal geçide hakim konumdadır. Tepenin çevresinde tarım arazileri ve doğusunda ise Akkaya deresi geçer. Karakaya tepesinin eteklerinden itibaren sık çalılıklar başlamakta olup hakim noktada doğal kayalıklar bulunur.

Karakaya tepesinin hakim noktasında, tepenin çevresini saran moloz taşlardan kuru duvar tekniğinde yapılmış, kısmen yıkık durumda savunma duvarı etrafını çevrelemektedir. Savunma duvarı birçok yerde takip edilse de bazı kısımlarda tamamen kaybolduğu görülür. Tepenin hakim noktasında oval olarak devam eden duvarın çapının 50 metre civarında olabileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca oval şekilde tepeyi çevreleyen duvar iki kısımda ana kaya ile birleşmektedir. Söz konusu alanın antik dönem geçiş yolları civarında yer aldığı düşünüldüğünde bu alanın geçiş yollarının güvenliğini sağlayan bir karakol yahut gözetleme kulesi veya küçük ölçekli bir kale yerleşimi olabileceği düşünülmektedir.

Ancak söz konusu tepe ve eteklerinde seramik, kiremit, tuğla parçaları ve alanda yaşam belirtileri gösteren sur duvarı dışında herhangi bir mimari unsura rastlanmamış olması, söz konusu tepenin antik dönem yollarının güvenliğini sağlayan bir karakol veya gözetleme kulesi olma ihtimalini güçlendirmektedir. Buna benzer yerler, bölgenin çeşitli yerlerinde de vardır.

Karakaya tepesinin yaklaşık 3 kilometre kuzeyindeki Çalköy yerleşimi de Persler tarafından MÖ 5’nci yüzyılda antik yolların ve madenlerin güvenliğini sağlamak üzere kurulduğu tahmin edilmektedir.

Evet, kale’den günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır.

Kalenin bulunduğu tepenin eteklerinde, kaba hamurlu, kalın cidarlı geç dönem seramikleri bulunur. Tepenin üzerinde ise ince hamurlu, ince cidarlı, yer yer kahverengi açkılı ve siyah astarlı seramik kırıkları görülür.

Seramiklerden anlaşıldığına göre, burası Klasik ve Helenistik dönemde iskan görmüş olmalıdır. Ancak tepenin zirvesinde herhangi bir duvar kalıntısı veya yerleşim izi yoktur. Burası 1999 yılında, 1’nci derece arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

ÜVECİK TEPESİ

Önce “Üvecik” kelimesinin anlamı, bu ilginç isim bu yörede eti için avlanan bir çeşit yabani kumru olan üveyik ismidir.

İlçe merkezine bağlı Boynanlar köyünün 2 km kadar batısında, çevreye hakim bir tepe üzerinde antik döneme ait olduğu düşünülen kalıntılar bulunmaktadır. Ancak bu kalıntıların bulunduğu yerdeki taş malzeme: 1930 yılında yapılan yol ve köprü yapımında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

Bugün, sadece kayalığa çıkış yolu belirgindir. Buradaki kayalığın bir açık hava tapınım alanı olarak düzenlendiği tahmin edilmektedir. Kayalık alan sık çalılık ve ağaçla kaplı olmasına karşın, iki büyük kütle halinde kayalığın kuzey kesiminde, kuzeye bakan sarp yüze zeminden yaklaşık 2.5 metre yükseklikte bir nişin oyulduğu görülür.

Biraz daha yatık olan güney yönde ise, 9 basamakla çıkılan bir platform görülür. Kayalığın güney bloğu önünde, aynı cins kayadan kesilmiş bir lento bulunur. Yine buradaki alan içinde, kaçak kazı çukurları görülmektedir. Buranın muhtemelen “Kybele” için yapılmış bir tapınım alanı olduğu düşünülmektedir.

KABALI HİSAR TEPE

Kabalı köyü, ilçe merkezine 30 km uzaklıktadır. Köyün adı: suyunun ağızda kaba bir tat vermesi sonucu ortaya çıkmıştır. Şimdi gelelim, Hisar Tepe’ye: İlçe merkezine bağlı Kabalı ve Haydaroba köyleri arasında, hakim bir tepe üzerinde ve yamaçlarında, eski dönemlere ait çeşitli kalıntılar bulunmaktadır.

Bu kalıntılar arasında duvar temelleri dikkat çeker. Ayrıca keramik parçaları da boldur. Kabalı köyü ile köyün kuzeyindeki kilise arasında bağlantı bulunduğu tahmin edilmekte ve bu bağlantının sağlandığı antik yol günümüzde de görülmektedir. Burada da herhangi bir resmi arkeolojik araştırma yapılmamıştır.

KABALI KİLİSE PATLAĞI

İlçe merkezine bağlı Kabalı köyünün 9 km kuzeyindedir.

Palamut Burnu ve Sıraseki tepelerini birbirinden ayıran, Kızılcık deresinin iki yakasındaki düzlükler, halk arasında “Kilise Patlağı” olarak isimlendirilir. Düzlüğün iki yakasında Kızıldam köyüne ait bahçeler vardır.

Bahçeler, iki düzlüğün üzerinde, ortadan ikiye ayrılmış ve çevresi 40 adım genişliğinde bir çınarın dibinden su kaynamaktadır. Bu yüzden buraya “patlak” denilir. Çevresinde ve bahçelerin içinde, kireç kullanılmış yapı temelleri ve keramik parçaları bulunur. Kalıntıların Roma dönemine ait olduğu tahmin edilmektedir.

ÇINARKÖY

İlçe merkezine bağlı köyün 2 km kuzeyinde, Roma ve Bizans dönemine ait olduğu düşünülen kalıntılar vardır. Bu kalıntılar içinde, çevresi 500 metre büyüklükte bir havuz dikkat çeker. Ayrıca yine köyün çevresinde bir havuz ile büyük ve küçük köy yeri olarak isimlendirilen eski köy yerleri bulunur.

Çınar köyü, Havuz mevkiinde, daha önce kaçak olarak kazılmış bir yapı ve bir mezar kalıntıları bulunmaktadır. Yine Çınar köy sakinlerinin söylediklerine göre, bölgedeki tarlalarda çok sayıda Bizans sikkesi bulunmaktadır.

SEYVAN KÖYÜ

İlçe merkezine 16 km uzaklıktaki Seyvan köyünün batısında, bir Tümülüs vardır. Köyün cami dış duvarındaki taş sütunlar, bu tümülüsten getirilmiştir. Ancak tümülüsün hangi döneme ait olduğu ve diğer özellikleri bilinmemektedir, çünkü resmi arkeolojik araştırma yapılmamıştır.

Ancak bu köyden getirilen bir mermer levha, günümüzde Yenice Kaymakamlık binası bahçesinde bulunmaktadır. Bu mermer levha, 60 x 80 cm ölçülerindedir. Beyaz mermer levhanın alt yarısı boş, üst yarısında çerçeve içinde iki köşedeki çanak yapraklardan çıkan sapların, ortada altı kollu palmet yaprağı düğümlü ve spiral yapraklıdır. Bezeme stiline göre Roma dönemine aittir.

Çan tanıtımı.

Biga tanıtımı.

Gönen tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

 

Kastamonu Azdavay

Kastamonu Azdavay

Azdavay denilince ilk akla gelenler: bal ve ıhlamurdur. Bu ürünlerin adına, her yıl Azdavay’da festival düzenlenir.

ULAŞIM

Azdavay, Kastamonu arası uzaklık: 103 km. Azdavay, Pınarbaşı arası uzaklık: 23 km. Azdavay, Ağlı arası uzaklık: 27 km. Azdavay, Ankara arası uzaklık: 340 km. Azdavay, İstanbul arası uzaklık: 502 km.

TARİHİ

Yöre, arkeolojik araştırma sonuçlarına göre, ilk olarak MÖ 8’nci yüzyılda Paflogonyalılar tarafından yerleşim için kullanılmıştır. Ardından çeşitli devletler yörede hakim olurlar. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı yönetiminde, Azdavay, Daday’a bağlıdır. 1946 yılında ilçe olur.

Kastamonu Azdavay

GENEL

İlçe, Batı Karadeniz bölgesindedir. İlçenin kurulu bulunduğu arazi engebeli ve ormanlarla kaplıdır. İlçe topraklarının yüzde 64 bölümü ormanlarla kaplıdır. İlçenin rakımı ortalama 830 metredir. Yörede sert bir iklim hakimdir.

Uzun süren kış mevsimi yoğun kar yağışlı geçer. Devrakani ilçesinden çıkan Devrekani çayı ilçe topraklarından geçer ve Cide’de Karadeniz’e dökülür. Akarsu ilçenin doğusundan batısına doğru akar. Bölgede yetiştirilen “Kaya fındığı” oldukça lezzetlidir ve başka yerde bulunmaz.

Kaya fındığının kabuğu kalındır, ancak meyvesi çok lezzetlidir. Kerestesi mobilyacılıkta kullanılır. Evet, yörenin önemli özelliklerinden birisi de, dışarıya göç verilmesidir. Genellikle İstanbul başta olmak üzere çeşitli büyük şehirlere göç vardır.

IHLAMUR

Ihlamur Azdavay’da oldukça meşhurdur. Hatta ilçenin bir sembolü olmuştur. Cumhuriyet caddesi isimli ana cadde üzerinde, ıhlamur ağaçları karşılıklı sıralanıyor ve yaz aylarında burada gezerken ıhlamur çiçeklerinin muhteşem kokusu hissediliyor. Bu ıhlamurlar mevsiminde toplanarak ıhlamur çayı hazırlanıyor.

NE YENİR

Bu yöreye yolunuz düşer ve yerel lezzetleri tatmak isterseniz önerim “kabalak sarması, ıspıt kavurması, kuşburnu yoğurdu” olacaktır. Ayrıca “kara çorba” denemelisiniz. Kara çorba: kızamık ekşisi ve tavuk suyu ile tavuk eti karışımından yapılmaktadır.

Kastamonu Azdavay

BAL VE IHLAMUR FESTİVALİ

Her yıl geleneksel olarak Temmuz veya Ağustos ayında düzenlenir.

ULUSLARARASI AZDAVAY MOTOSİKLET VE DOĞA SPORLARI FESTİVALİ

Her yıl geleneksel olarak Temmuz ayı içinde 4 gün süreli yapılır. Festival Suğla Yaylasında yapılır.

Kastamonu Azdavay Meslek Yüksek Okulu

AZDAVAY MESLEK YÜKSEK OKULU

Kastamonu Üniversitesine bağlıdır. Halen okulda 180 öğrenci eğitim görmektedir. Zaman içinde yeni bölümlerin açılmasıyla öğrenci sayısı artacaktır.

Kastamonu Azdavay

GEZİLECEK YERLER

Kastamonu Azdavay Aşıklar Köprüsü

AŞIKLAR KÖPRÜSÜ

Azdavay ilçesinin Merkez Mahallesi ile Karşıyaka Mahallelerini birleştiren köprü Devrekani çayı üstündedir. Kesin yapılış tarihi belli değildir. Azdavay Belediyesi tarafından restore edilmiştir.

Yörede anlatılan bir rivayete göre: “uzun yıllar birbirini seven iki genç, ailelerinin karşı çıkması nedeniyle bir türlü evlenemezler. Hiçbir zaman kavuşamayacaklarını düşündüklerinde, Devrekani çayı üzerinde kurulu olan köprü üzerine gelir ve intihar etmek isterler. Bunu duyan aileleri, hemen köprüye gelerek gençleri bu kararlarından vazgeçirmeye çalışırlar.

Ailelerinden evlilik onayı alan gençler, intihar etmekten vazgeçerler. Bu olaydan sonra köprüye “Aşıklar Köprüsü” ismi verilir. Köprü, ilçede yaşayan sevgililer ve genç aşıkların uğrak yeridir. Aşıklar köprüde buluşarak hasret giderirler.

Köprüde birçok evlilik teklifi yapılmıştır. Azdavay ilçesinin ziyaret ederseniz, özellikle Aşıklar köprüsü üzerinden, Kurt Girmez dağları ufukta kızıllığa boyanarak batarken güneşin gözyaşlarını izlemenizi öneririm.

Kastamonu Azdavay Çatak Kanyonu

ÇATAK KANYONU

İlçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Kanyona ulaşmak için gidilmesi gereken yolun 6 km lik bölümü araçla, kalan 1 km lik bölümü ise, dağ içinde yürüyüş parkurundan yapılır. İlk olarak 900 metre yükseklikteki (rakımdaki) gözetleme noktasına ulaşılır. Gözetleme noktasından, kanyon uzantısının uzun bir bölümü izlenebilir. Evet, kanyon dünyanın 4’ncü büyük kanyonudur.

Kastamonu Azdavay Çatak Kanyonu

Kanyon Çatak köprüsünün 2 km aşağısından başlar ve Tüsköy’e kadar kesintisiz devam eder. Kanyonun yerden yüksekliği yaklaşık 1000 ile 1500 metre arasındadır. Uzunluğu 7 km dir. Bu uzunluk yüzerek veya bot ile geçilebilmektedir. Sonuç, burası geçilmesi gerekçen zor bir kanyon, mutlaka uygun teçhizatınızın bulunması ve yanınıza rehber almanız önemle tavsiye edilir.

Kastamonu Azdavay Çatak Kanyonu Cam Teras

Cam Teras

Cam teras, ilçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Bu yolun 6 km bölümü araçla, kalan 1 km lik bölümü ise orman içinde yürüyüş parkurundan yapılmaktadır. Cam teras, 2017 yılında Azdavay Belediyesi tarafından hizmete açılmıştır.

Kastamonu Azdavay Çatak Kanyonu Cam Teras

Çatak kanyonu üstüne yapılan cam teras zeminden yani çay yatağından 450 metre yüksekliktedir. Cam terasın toplum uzunluğu 33 metredir ve bunun 15 metrelik bölümü kanyon boşluğundadır. Genişliği ise 10 metredir. Çelik konstrüksiyon üzerine yapılan cam teras, aynı anda 250 kişi (yani 60 ton) kapasitelidir. Cam teras bölümünün toplam kapasitesi ise 900 tondur. Cam terastan: 7 km uzunluğundaki kanyon boşluğu ve kanyon boşluğundaki yabani hayvanlar izlenebilir.

Kastamonu Azdavay Medil Köklü Mağarası

MEDİL (KÖKLÜ) MAĞARASI

İlçe merkezine 8 km uzaklıktaki Karakuşlu köyüne bağlı Ayvat mahallesinde Medil ormanı içindedir. Yolun son 500 metresi, orman içinde patika yoldan yürüyerek gidilir. Mağara Çatak kanyonunu doğu yamacındadır. Vadi tabanından yaklaşık 100 metre yüksektedir.

Mağara yatay yönde gelişmiştir. Giriş kısmı ile mağara tabanı arasında 6 metrelik yükseklik farkı vardır. Daha sonra 4 ana salon ve bu salonlara bağlantıları sağlayan galeriler bulunur. Toplam uzunluğu 206 metredir.

Mağaraya kuzeybatıya bakan ağızdan girilir. Ancak giriş kısmı çökmeler sonucu oldukça daralmıştır. Mağaraya girdikten 6 metre sonra, iki salon ve bunları birbirinden ayıran galeriler görülür. Buradan kuzeybatı yönünde ilerlendiğinde ise, iki sarnıç bulunan büyük salona ulaşılır.

Büyük salonun uzunluğu 125 metre, genişliği ise 72 metredir. Sarnıçların bulunduğu bölümde yükseklik 4 metredir. Kenar kısmı gidildikçe yükseklik azalır ve kenarlarda yer yer 40 cm e kadar düşer. Büyük salonda, 10 kadar sütun bulunur. Bunların yükseklikleri 100 ile 190 cm arasındadır. Mağaranın duvar kısımlarına yakın yerlerde ise traverten havuzları vardır.

Mağaranın doğal özelliklerinin ardından, mağaranın diğer en büyük özelliği olan tapınak durumuna gelelim:

Oluşumu milyonlarca yıla dayanan mağara, Roma ve Bizans dönemlerinde mağara bir tapınak ve yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Bu yüzden mağarada tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Büyük salondaki sarnıçlar ve ikinci salonda ibadet amacıyla yapılan şapelin duvar kalınlığı aynıdır. Bu tarihi bölümlerdeki duvarların kalınlığı yaklaşık 35 cm dir.

Şapelin bulunduğu yer

Mağaranın ikinci salonu, yaklaşık 40 metre uzunluğunda ve 18 metre genişliğindedir. Tavan yüksekliği 4 metre olan bu salon, ibadet için kullanılan şapelin bulunduğu yerdir. Şapelin duvar kalınlığı 30 cm dir. Mağaranın bu bölümünde sarkıt ve dikitler daha fazla görülür.

Mağaranın içindeki sarnıç ve şapelin içinde yapılan kaçak kazılar, bu kalıntılara büyük zararlar vermiştir. Zarar bu kadar da değil, mağarada ısınma ve aydınlatma amaçlı yakılan ateşler sonucu mağaranın içi büyük oranda siyah bir görünüm almıştır.

Sadece yeni oluşum gösteren yerlerde beyaz şekiller görülmektedir. Mağaranın çıkışında, doğusunda ise bina harabeleri görülür. Bu bina, moloz taşlardan yapılmıştır. Öte yandan, mağara doğal güzellikleriyle de dikkat çeker. Ayrıca son bir not, mağaranın içindeki hava, nefes almayı rahatlatır, bu yüzden özellikle astım hastaları tarafından tercih edilir.

Kastamonu Azdavay Yanık Ali Konağıı

YANIK ALİ KONAĞI

İlçe merkezine 12 km uzaklıkta bulunan Başören Köyünün Göktaş Mahallesindedir. Konak özgün durumuna uygun olarak restore edilmiştir ve günümüzde Konaklama Tesisi olarak kullanılan yapı çevresinde bulunan yaylaları ve av sahaları ile bütünleşmiştir. Doğa turizmi için gelenlerin konaklaması için kullanılmaktadır.

Kastamonu Azdavay Suğla Yaylası

SUĞLA YAYLASI

Azdavay-Pınarbaşı kara yolu üzerinde ilçe merkezine 12 km uzaklıkta Sarnıç köyü sınırındadır. Rakımı 1130 metredir. Piknik yapmak için uygun bir alandır. Her yıl burada “Suğla Yayla Şenlikleri” yapılır. Ancak daha sonraki yıllarda, 2014 yılında “Enduro ve Motokros Pisti” yapılmasının ardından “Azdavay Suğla Yaylası Motor ve Doğa Sporları Merkezi” olarak kullanılmaya başlamış, ulusal ve uluslararası motosiklet yarışları burada düzenlenmektedir.

Kastamonu Azdavay Suğla Yaylası

Her yıl geleneksel olarak Temmuz ayında “Uluslararası Azdavay Motosiklet ve Doğa Sporları Festivali” olarak düzenlenmeye başlamıştır.

Kastamonu Azdavay Suğla Yaylası

Azdavay yaylasında, Belediyenin turizm yönünden başka planları da bulunuyor, umarım en kısa zamanda yapılır. Çünkü burada halen konaklama sıkıntısı var.

Kastamonu Azdavay Şelalesi

AZDAVAY ŞELALESİ

İlçe merkezine 13 km uzaklıkta Saray köyünün batısında Başdeğirmenler mevkiindedir. Şelale: doğallığı, tabii güzelliği ve berrak suyu ile ilgi çeker. Suyun ahenkli sesi ve sis bulutunu andıran görüntüsü görülmeye değerdir, mutlaka gidin ve görün.

Burada şelalenin bulunduğu yerde bir de mesire alanı oluşturulmuştur, piknik yapabilirsiniz. Şelalenin bulunduğu Saray köyünde ilk yerleşimin Bizans döneminde olduğu sanılıyor. Burada bir kilise veya manastır duvarları hala görülebilmektedir. Aynı zamanda burada bir kervansaray bulunmaktadır.

KIZ KAYASI-MİHRAP KAYASI

İlçe merkezine 17 km uzaklıktaki Çengel ve Erkemle köyleri arasında bulunan Zar ovasındadır.

Ovada, ovaya hakim bir kayalık üzerindedir. Bazı kaynaklarda kaya mezarı değil, mabet olarak geçmiş ve “Mihrap kayası” ismi kullanılmıştır. Büyük bir kayaya oyulmuştur. Mihrap, kayalığın 12 metre yukarısına oyulmuştur. Yüksekliği 2 metre ve eni 1 metredir.

Çevresinde, alınlıklı bir çatı vardır. Sütunların silme ve başlıkları bulunur. Mihrabın her yerinde, derinlik farklıdır. Tam alınlığın ortasında, çapı yarım metre olarak oyulmuş bir daire görülür. Bunun solunda ve üst hizasında: içi oyulmuş ve alınlığın silmesine iki bağla bağlanmış küçük bir yuvarlak daha vardır.

Bu mihrap: Zeus’a aittir. Çünkü eski dönemlerde Yunanistan’da bile bu ilahın mabedi yoktur. Dağlarda, kaya oyuklarında veya bir kayanın içine oyulan mihraba benzer yerlerde, bu tanrıya tapınılırdı.

MERCİMEK KAYASI

İlçe merkezine 19 km uzaklıktaki Sarnıç köyünün 1 km güneyindedir. Burada yapılan yüzey araştırmalarında Bizans dönemine ait, kırık çanak-çömlek parçalarına rastlanmıştır. Ayrıca, kaya üzerinde yapılan araştırmalarda: Bizans dönemine tarihlenen madeni bir haç bulunmuştur.

AŞAR KALESİ

İlçe merkezine 20 km uzaklıktaki Kayabaşı köyü yakınlarındadır. Azdavay çayı ile Kanlı çayın birleştiği yerde bulunan sarp bir kayalığın üstündedir. Çok sivri şekilde bulunan bir kaya parçasıdır. Kalenin tepesinde: moloz taştan, harçla yapılmış, bir su sarnıcı vardır.

Sarnıcın boyu 4 metre, eni 3 metre ve derinliği 1 metredir. Asar altı deresine bakan yüzünde ise, moloz taştan yapılmış büyük bir sur ve bunun ortasında büyükçe bir mazgal bulunur. Kalenin tam tepesinde ise, kare biçiminde bir bina harabesi görülebilir.

Burada iki tarafı ana kayadan kesilmiş ve üstü moloz taşla örülmüş, 50 cm eninde ve 80 cm yüksekliğinde bir dehliz bulunmaktadır. Ancak içi toprakla dolu olduğundan nereye gittiği bilinmemektedir. Günümüzde kalede görülen kalıntılar, Osmanlı döneminden kalmadır.

Kastamonu Azdavay Tabaklı Kayası

TABAKLI KAYASI

İlçe merkezine 21 km uzaklıktaki Maksut köyünde Tabaklı Mahallesindedir. 40 metre yükseklikteki oyuğun tavan kısmı kubbemsidir. Buraya çıkabilmek için oyularak merdiven oluşturulmuştur. Kayanın ön kısmında, giriş için 3 metre genişliğinde, balkon şeklinde ikinci bir oyuk bulunur.

ANIT AĞAÇ

Hoca köyündedir. İlçe merkezine 26 km uzaklıktadır. Orman Bakanlığı tarafından yapılan araştırmalara göre, çam ağacının 740 yaşında olduğu tespit edilmiştir. Ağaç koruma altına alınmış ve ışıklandırılmıştır. Bu anıt ağacın dallarının altında piknik yapmak mümkündür. Piknik masaları bulunmaktadır.

KÜRE DAĞLARI MİLLİ PARKI-HORMA KANYONU

İlçe merkezine 27 km uzaklıktaki Küre Dağları Milli Parkı hakkındaki ayrıntılı tanıtım yazısı, yine bu sitede “Küre Dağları Milli Parkı” yazarak bulabilirsiniz.

SARI YOLU KAYA MEZARI

İlçe merkezine 49 km uzaklıktaki Sümenler köyünde Sarı Yolu denen yerdedir. Kaya mezarının bulunduğu yer sarp bir kayalıktır. Mezar, üç küçük odadan oluşur, ancak yapım tarihi ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ayrıca geriden üç basit oda olduğu görülmesine rağmen, yanına çıkmak mümkün değildir.

ARMA KALESİ

İlçenin kuzeybatısında, Ilıca köyünün Arma Mahallesindedir. Kale, tabii bir kayanın üzerine kuruludur. Kayanın kuzey ve doğusu, bıçakla kesilmiş gibi dik durumdadır. Kayanın yüksekliği 50 metredir ve kaleye bir taş merdivenle çıkılır. Basamakların uzunluğu 1 metredir. Günümüzde uçurum halinde bulunan bu çıkma bölümünde, zamanında demir korkuluk bulunduğu söylenir. Kalenin tüneli, güneyde olan bölümdedir.

 Kastamonu Tosya hakkındaki gezi yazım için  Tosya

Diyarbakır Çüngüş

Diyarbakır Çüngüş

Diyarbakır Çüngüş, Diyarbakır arası uzaklık: 112 km. Çüngüş, Çermik arası uzaklık: 24 km. Çüngüş, Gerger arası uzaklık: 148 km. Çüngüş, Adıyaman arası uzaklık: 202 km. Çüngüş, Elazığ arası uzaklık: 155 km. Çüngüş, Ergani arası uzaklık: 57 km.

Diyarbakır Çüngüş

 

TARİHİ

Verimli toprakları olan, dağlık bir bölge bu yüzden uzun yıllar, çeşitli medeniyetler tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Çeşitli kaynaklara göre, 1475 yılında ilçede üç mahalle kurulmuş ve bir manastır yapılmıştır.

1596 yılında mahiyetiyle birlikte Çüngüş’e gelen Osmanlı Paşası Kapıkıran Mehmet Ali Paşa, yörenin kalkınması için büyük gayret göstermiş, dağınık Çüngüş yerleşkesine son vererek, yöreye toplu bir şehir görünüşü kazandırmıştır. Yöredeki yerli Ermeni ve Türklerle birleşerek yaptığı çalışmalar sonunda, içme suyu ve ulaşım şebekesi sorunlarını çözmüştür.

Kapıkıran Mehmet Ali Paşa, yöreyi Çün-Guş yani “tutarsız” olarak nitelendirmiş ve yöreye bu isim verilmiştir. İlçenin ismiyle ilgili bir diğer rivayet ise, Çüngüş kelimesinin “Çoban aldatan kuş” (Çınkuş) kelimesinden geldiğidir. Ermeni kayıtlarında da ilçeden “Çınkuş” olarak bahsedilmektedir.

Eski dönemlerde burada çok sayıda Ermeni yaşıyormuş. Bu durum, yöredeki birçok yerleşim biriminin isminin Ermenice oluşudur. Ermeniler ve Türkler uzun yıllar birlikte yaşamışlar ancak zaman içinde birçok isyan çıkaran Ermeniler, daha sonra Lübnan taraflarına göç etmişlerdir. Diğer bir kısım Ermeni ise, Ermenistan’a göç etmiştir ve orada yaşadıkları Nubaraşen şehrinin sokaklarından birisi de günümüzde Çınkuş ismiyle bilinir.

1880 yılında, İlçe Elazığ-Siverek ilçesine bağlı bir bucaktır. 1953 yılında ilçe olmuştur.

Diyarbakır Çüngüş

 

GENEL

İlçe Diyarbakır-Malatya-Elazığ ve Adıyaman illerinin kesişim noktasındadır.

Köklü bir kültürel geçmişe sahiptir. Ancak İpek yolu döneminde oldukça güçlü olan bölge, İpek yolunun devre dışı kalmasıyla önemini kaybetmiştir.

Denizden yüksekliği 1049 metredir.

Batısında Fırat nehri vardır. Çevresi dağlarla çevrilidir. En fazla yüksekliğe Karaoğlan dağlarında ulaşılır.(2200 metre) İlçenin en önemli akarsuyu olan Çüngüş çayı, Çüngüş dağlarından doğar ve Fırat nehrine akar. Fırat nehri üzerinde bulunan Karakaya Barajı, ilçenin en önemli yapısıdır.

Diyarbakır Çüngüş

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Çüngüş Manastır-Sırahayyats Surp Asdvadzadtin

 

MANASTIR-SIRAHAYYATS SURP ASDVADZADTİN

Manastır, ilçe merkezinin 500 metre kadar doğusunda Adiş köyündedir.

Şehir dışında olmasının en önemli özelliği, öğrencilerin din eğitimi aldığı bir yer olmasıdır. Bizans dönemine ait olan tarihi Meryem Ana Manastırıdır. Manastırın Bizans döneminde 6 veya 7’nci yüzyılda inşa edilen ve uzunca bir süre faal olarak çalıştığı, 1915 yılından sonra tahrip olmuştur.

Manastırın önemli merkezini kiliseler oluşturur. 1313 tarihli bir belgede, hangi birimlerden oluştuğu yazılıyor. Bu belgede manastırın onarılması isteniyor. Ayrıca, belgede manastır bünyesinde mezarlık, şaraphane, fırın, hamam, öğrencilerin kaldığı odaların bulunduğu öğreniliyor. Günümüze ulaşın kısmı, manastırın kilise kısmıdır. Diğer kısımların hepsi tahrip olmuş, sadece temelleri günümüze ulaşmıştır. Mimari olarak bakıldığında, genelde düzgün kesme taş ve moloz taş malzeme kullanılmıştır.

Diyarbakır Çüngüş Surp Garabed Ermeni Kilisesi

 

SURP GARABED ERMENİ KİLİSESİ

Kilisenin cephe duvarlarında veya iç mekan duvarlarında kitabe yoktur.

Ermeni kilisesi olduğu bilinmesine rağmen, ne zaman yapıldığı bilinmez. Yöredeki Ermeni yapıları: 15-19’ncu yüzyıllar arasından kalmadır. (Çüngüş Manastırı: 15’nci yüzyıl yapısıdır)

Bishop Mgrditch: 14’ncü yüzyılda, Diyarbakır yöresinde bir dizi manastırda onarım yaptırmıştır. Bu dönemde bölgede bulunan manastırların hepsi “Meryem” e adanmıştır. Her biri aynı ismi taşıyan manastırları ayırt edebilmek için, Mgrdith, her manastıra sıfatlar vermiştir. Çüngüş’de bulunan bu kiliseye “sevgiyle bakan” sıfatı vermiştir.

Üç nefli, beşik tonoz örtülü, pastaforium odaları yapının kuzeydoğu ve güneydoğu dış cephe duvarlarına bitişik olarak yapıldığı görülür. Kilisenin güneybatı ve kuzeybatı cephe duvarlarına bitişik, kilisenin ihtiyacına binaen kiliseyi genişletmek için dikdörtgen planlı küçük odalar eklenmiştir.

Diyarbakır Çüngüş Surp Garabed Ermeni Kilisesi

 

Her iki dini yapının değerlendirilmesi

Surp Asdvadzadtin kilisesi ve Çüngüş Surp Garabed Ermeni kilisesi, aynı mimari özellikleri taşıdığından ve bölgede bulunan diğer yapılarla birebir örtüştüğünden, iki kilisenin de aynı dönemde yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak plan tipolojisi ve duvar dokusu bağlamında, Anadolu’daki diğer Ermeni kiliseleriyle karşılaştırıldığında, daha eski tarihli bir yapının yerine 19’ncu yüzyıl ortalarında yeniden inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bu arada, 1841 yılında, Manastır onarılmış, Garabed kilisesi ise yenilenmiştir.

Diyarbakır Çüngüş Kalesi

 

ÇÜNGÜŞ KALESİ

İlçe merkezinde Cami-i Kebir mahallesindedir.

İlçe içinden geçen çayın kenarında yükselen 150 metre yükseklikteki bir kaya üzerine kurulmuştur. Fırat nehrine bakmaktadır.

Diyarbakır Çüngüş Kalesi

Çevre ile bağlantısı eskiden asma köprü tarafından sağlanan bu kalenin günümüzde sadece su sarnıçları kalmıştır. Günümüzde mesire yeri durumundadır.

Diyarbakır Çüngüş Ali Bey Camisi

 

ÇÜNGÜŞ ALİ BEY CAMİSİ

İl merkezinin Kale mahallesindedir.

Kitabesine göre, cami, Yulad Oğlu Ali tarafından, 1681 yılında yaptırılmıştır. Yapıya ait diğer bir kitabe, caminin minaresindedir. Minare kitabesinde, minare camiden 22 yıl sonra 1703 tarihinde Kapıkıran Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1850 yılında bölgede meydana gelen bir deprem sonrasında yıkılan minaresi, daha sonra   yaptırılmıştır.

Cami: enine dikdörtgen planlı ve mihraba paralel üç neften oluşur. Osmanlı dönemi yapısı olan caminin Cumhuriyet döneminde yapılan izleri muhtelif yerlerde görülebilir. Cami, mihraba paralel üç sahınlı bir düzenlemeye sahiptir. Kuzey cephedeki son cemaat mekanıyla 18.40 x 16.10 metrelik bir alanı kaplamaktadır. Caminin üst kısmı, ahşap kirişleme sistemiyle kapatılmış ve üstten kırma saç kaplama ile kapatılmıştır.

Yapının kuzeyinde yamuk planlı küçük bir avlu vardır. Kuzeydoğuda yer alan anıtsal bir kapı ile cami avlusuna girilmektedir. Avlunun kuzey duvarının iç yüzeyine abdest muslukları dış yüzeyine de bir çeşme yerleştirilmiştir. Avlunun batı tarafında son cemaat mekanından bir kapıyla girilen ve depo olarak kullanılan küçük bir oda vardır. Cami düzgün dikdörtgen planlı bir harime sahip olup camiye iki sivri kemerli son cemaat yerinden sonra basık kemerli metal bir kapı ile giriş sağlanmaktadır. Son olarak 1963 yılında caminin iç kısmı yenilenmiştir.

Diyarbakır Çüngüş Tarihi Hamam

 

TARİHİ HAMAM

İlçe içinde bulunan hamam, ilçenin tek hamamıdır. 2004 yılında tescillenerek koruma altına alınmıştır.

Hamam, Çüngüş’ün merkezine, eğimli yaklaşık 250 metre karelik bir alana inşa edilmiştir. Günümüze büyük oranda tahrip olarak gelmiştir. Hamama ulaşım dar sokaklar vasıtasıyla sağlanmakta ve çevresinde haneler bulunmaktadır. Tarihi Çüngüş hamamında kitabe bulunmadığından, yapı hakkında kesin bilgiler yoktur. Kitabenin bulunmaması yanı sıra, bugüne kadar kapsamlı bir araştırma da yapılmamıştır.

Yapının plan ve mimari özelliklerine bakılarak, hamam hakkında tarihlendirme yapılabilir. Hamamın mimari üslubundan yola çıkılarak yapılan araştırmalar, inşa tarihinin 16’nci yüzyılın sonu ile 17’nci yüzyılın başı olduğunu düşündürür. Bazı kaynaklarda ise hamamın Mehmet Ali Paşa ardılları tarafından 17’nci yüzyılda yaptırıldığı bilgisi bulunmaktadır.

Çüngüş hamamı, üç eyvanlı ve köşe hücreli hamamlar gurubuna girer. Oldukça sade tutulan hamam, dışarıdan sağlam içeriden ise harabe bir şekilde günümüze ulaşmıştır. Klasik Osmanlı hamam plan şeması gösteren hamam, Çermik ilçesindeki Saray Hamamının bir tekrarı gibi inşa edilmiştir. Hamama giriş sade bir kapıyla sağlanır. Son dönemlerde girişin önüne, mahremiyet amaçlı odalar yapılarak hamamın girişi değiştirilmiştir.

Girişin batı duvarında günümüze gelemeyen bir çeşme bulunur fakat çeşme de sonraki dönemlerde yok olmuştur. Hamamın soğukluk bölümü alan ve hacim olarak en büyük mekandır. Yıkanılmayan, dinlenilen, beklenilen ve havlu değiştirilen bölümüdür. Hamamın bu bölümü, kare planlı olup pandantiflerle geçişi sağlanan bir kubbe ile örtülüdür. Bu kare mekan, kırık kemerli tromplarla sekizgene dönüştürülmüş ve yarım küre biçimli bir kubbe ile örtülmüş durumdadır. Kubbe dışarıdan sekizgen bir kasnağa oturmaktadır.

Kubbenin ortasında küçük bir aydınlanma feneri bulunur. Bu fener, kubbenin ortasında tek ışık deliği görevini görür. Bu fenerin açılmasının sebebi ışıklandırmayı ve havalandırmayı sağlamaktır. Yapı malzemesi olarak kolay işlenebilen sarı kalker taşının kullanıldığı yapıda herhangi bir süsleme öğesi yoktur. Plandaki etkin mekanların tek tek cepheleri hamamın tüm cephe düzenini bir parçasıdır. Mahalle hamamı niteliğinde olan bu hamam, şehrin merkezinde olan tek hamam olmasına rağmen herhangi bir süsleme unsuru kullanılmamıştır. Yapıda görülen tek süsleme unsuru, sıcaklık kısmının kubbeye geçişinde kullanılan testere dişi çıkıntılarla oluşturulmuş pandantiflerdir.

Diyarbakır Çüngüş Tarihi Köprü

 

TARİHİ KÖPRÜ

Çüngüş çayı üzerindedir.

Köprüde kitabesi yoktur.  Köprünün, Ali Bey camisi ile birlikte Kapıkıran Mehmet Ali Paşa tarafından, 17’nci yüzyılda yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Köprü tek gözlü, sivri kemerli, üstü düz köprüler gurubuna girer. Ana yapım malzemesi olarak, yöreden elde edilen sarı kalker taşı kullanılmıştır. Ayakları ise doğal kayalara oturtulmuştur. Köprünün uzunluğu: 18.72 metredir. Genişliği 5 metre, yüksekliği ise 15.20 metredir. Kemer açıklığı, ayakların kayalara oturduğu uçlardan 10 metredir. Köprü yakın zamanda onarılmıştır. Üst döşeme kilitli parke taşla kaplanmıştır.

HASAN DEDE TÜRBESİ

İlçedeki Kubbe mezarlığındadır. İlçeye giden yolun sağındadır.

Türbede: Fatih Sultan Mehmet zamanında kadılık yapan Hasan Dede’nin mezarı bulunur. Hasan Dede, 15’nci yüzyılda yaşamış bir derviştir. Betonarme olan türbe, 1965 yılında yapılmıştır. Eskiden sıtma hastalığına yakalananlar bu türbeyi ziyaret ediyorlarmış, ancak zamanla sıtma hastalığı azaldığından, türbeyi ziyaret edenler de başka dileklerde bulunmaktadırlar.

HİNDİBABA KÖYÜ

1515 yılında Diyarbakır Yavuz Sultan Selim tarafından fetih edildikten 3 yıl sonra 1518 yılında hazırlanan Tahrir Defterinde, köyün ismi geçer. Yani, köy 1518-1526 yılları arasında kurulmuştur. Kayıtlarda: köyde 5 dervişin bulunduğu ve köyün ziraat yerlerinin az olduğu, bu 5 dervişin 200 baş koyunu olduğu ve vergiden muaf tutulduğu yazılıdır.

Ayrıca, 1566 yılındaki Tahrir Defterinde de Hindibaba köyünden söz edilmiştir. Rivayete göre, Hindibaba köyü, Hindistan’dan göç edip gelen üç kardeş tarafından kurulmuştur. Başka bir rivayete göre ise, köyü kuran kardeşlerden birinin ismi “Hindi” imiş. Ona “Hindi Baba” deniyormuş. Onun adı köye verilmiştir.

SEYYİDLER BELDESİ

Peygamberimizin neslinden gelen Zeynel Abidin Hazretleri, Çaldıran savaşından sonra Şah İsmail’in zülüm ve işkencelerine dayanamayarak 3 oğlu ile birlikte Bağdat’tan Mardin’e göç etmiştir. Mezarı hala Mardin-Nusaybin ilçesinde bulunmaktadır. Oğulları ise, Çermik kazasına gelerek üç bölgeye yerleşirler. Büyük kardeşleri olan Şeyh Caferi Sıddık, 1514 yılında Yukarı Şeyhler köyünde ocak kurarak buraya yerleşmiştir. Köy, ismini bu kişiden almıştır.

Diyarbakır Çüngüş Karakaya Barajı

 

KARAKAYA BARAJI

İlçe topraklarından geçen Fırat nehri üzerinde kurulmuştur. Baraj ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır. Türkiye’nin 3’ncü ve Diyarbakır’ın ise en büyük enerji santralidir. DSİ tarafından inşa edilen baraj, 1987 tarihinde faaliyete geçmiştir. Fırat nehri üzerinde, Atatürk Barajından sonra en büyük ikinci barajdır. Evet, burası elbette gidilip gezilip görülecek bir yer değil, ama Çüngüş ilçesi için önemli bir eserdir.

 

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.