Konya Şeb-i Aruz

şebi aruz.1
Konya Şeb-i Aruz

Konya Şeb-i Aruz: Konya denince ilk akla gelen elbette Mevlana’dır. Ünlü Türk felsefecisi Mevlana’dan söz edince: onunla ilgili ilk akla gelenler “Mesnevi” ve günümüze kadar ulaşan bir gelenek “Şeb-i Aruz” törenleridir.

Burada: Mevlana’nın kimliği, yaşamı, düşünceleri hakkında uzun uzadıya konuşmak mümkün, ancak ben sizlere her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında, Konya’da düzenlenen “Şeb-i Aruz” törenlerinden söz etmek istiyorum.

Törenlerin yapılış şekli, törenlerde görev yapanlar, giysileri, hareketleri ve bunların anlamları hakkında bilgi sahibi olmak, bu törenlere gidip katılmayı düşünenler için mutlaka yararlı olacaktır. Bu yazıyı okuduktan sonra Şeb-i Aruz törenlerini kolaylıkla anlamak mümkün olacaktır.

Konya Şeb-i Aruz: Öncelikle Mevlana ve yaşam öyküsü hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Çünkü: Şeb-i Aruz törenlerini anlamak için, Mevlana ve öğretilerini tanımak gerekir.

Asıl ismi “Muhammed Cemaleddin” olan bu ünlü felsefeci, 1207 yılında günümüzde Afganistan ülkesi sınırları içinde kalan Horasan eyaletinin Belh şehrinde doğdu. Babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden ve “Bilginlerin Sultanı” ünvanı bulunan Bahaeddin Veled’tir.

Muhammed Cemaleddin: çok küçük yaşta, babasından felsefe, din ve filoloji dersleri almaya başladı. 1213 yılında, yaşadıkları bölgedeki siyasi olaylar ve Moğol istilası nedeniyle aile ve bazı dostları hep birlikte Belh şehrinden ayrıldı ve 1214 yılında Bağdat ve ardından 1218 yılında Karaman iline geldiler.

Bu yıllarda, Anadolu’nun büyük kısmı “Selçuklu devleti” hakimiyetindeydi ve Konya, bu devletin başkentiydi. Bu yüzden: şehir sanatkarlar ve bilim adamlarıyla doluydu ve sanat eserleriyle donatılmıştı.

Bahaeddin Velet ve yakınları, Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine, 1228 yılında Konya şehrine gelip yerleştiler. Bahaeddin Veled, 1231 yılında vefat etti ve Selçuklu Sarayı gül bahçesine gömüldü.

Konya Şeb-i Aruz: Ardından: Muhammed Cemaleddin, buradaki medrese de dersler vermeye başladı. Öğrencileri ve sevenleri tarafından, kendisine “Mevlana” yani “Efendi” lakabı takıldı. Batıda bulunan Anadolu Selçuklu topraklarına Rum diyarı denildiğinden, isminin sonuna “Rum-i” yani “Rum diyarında yaşayan” eki konuldu.

Mevlana, öldüğü güne kadar aşktan başka hiçbir şey konuşmamıştır. Sevgiyi, hoşgörüyü, yaratılanı yaratandan ötürü sevmeyi, hiç kimseyi ayırmadan insanlara sevgi, saygı duyan, yaratılan her şeyi Allah’tan dolayı seven bir kişidir.

Bu yüzden: ölümü bir son değil, gerçek alemde bir başlangıç olarak görür. Ölüm gününü: dünya gurbetinin son bulduğu gece, insanın aslına rücu ettiği, nihayet evine kavuştuğu gece olarak kabul eder.

“Kardeşim benim mezarıma sakın defsiz gelme, çünkü Allah sevenlere, O’nun huzurunda olanlara dertli olmak, kederli olmak yakışmaz” der. Cenaze neyler çalınarak, davullar ve kenarları zilsiz defler dövülerek, besteler okunarak ve sema edilerek götürülür ve bu gelenek daha sonraki cenazelerde de devam eder.

Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleriyle özetleyen Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde vefat eder. Bu yüzden: Şeb-i Aruz törenleri her yıl 17 Aralık tarihinde düzenlenmektedir.

şebi aruz.2

ŞEB-İ ARUZ

Konya Şeb-i Aruz: Şeb-i Aruz: kelime anlamı “Düğün gecesi” demektir. Mevlana: bu geceyi Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğünden “Düğün gecesi” olarak kabul etmiştir.

Yani ölüm günü: Mevlana için “Hakk’a vuslat” yani “Yaratana kavuşma” günüdür. Ölümü: cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçması olarak kabul eder. Zaten Müslümanlık öncesinde, Türkler de ölüm bu şekilde tasvir edilirdi.

ŞEB-İ ARUZ TÖRENLERİ

Törenler, her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında yapılır. Alaaddin Keykubat Tepesi yakınlarında, Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin buluştuğu yer olarak kabul edilen noktaya: Mahracel Bahreyn (iki denizin buluşması) kandili yerleştirilmiştir. Törenler, burada bulunan kandilin yakılmasıyla başlar ki buna “kandil uyandırma merasimi” denir.

SEMA TÖRENLERİ

Sema törenleri: 10 bin seyirci kapasiteli Konya Kongre Merkezinde: gündüz ve gece seansları olmak üzere yapılır. 6 yaşından küçük çocuklar törene kabul edilmez. Tören başladıktan 5 dakika sonra salona girilmez. Ayrıca: törenler sırasında: flaşlı fotoğraf çekimi ve sesli kayıt aletlerinin kullanılması yasaktır.

Sema törenleri: genellikle öncesinde Türk tasavvuf müziği orkestrası eşliğinde Ahmet Özhan konseri ve ardından, onların eşliğinde yapılan sema gösterileriyle devam eder ve ortalama 1.5 saat sürer.

Tasavvuf Müziği

Sema, bu müzik dinlenirken yapılır. Çünkü, müzik insan kalbinin atış ritmini takip eder. Mevlana’nın: müzik olmadan sema yaptığı, hatta çarşıda, sokakta, camide sema yaptığı söylenir. Müzik yapanlara “mutriban” denir. Bu heyet içinde, derviş olmayan kişiler de bulunabilir. Önemli olan tasavvuf müziği makamlarını bilmek ve bunları seslendirebilmek ve çalabilmektir.

Semahane

Mevlevilerin sema yapması için düzenlenen yerlerdir. Sema yapanların her yere ve herkese aynı mesafede olması için, semahaneler daire şeklinde düzenlenir.

Semazenler

Sema eden kişilere “semazen” denir. Toplu sema törenlerine, dervişler yani tarikat öğrencileri katılır. Ancak tarikat dışındaki kişiler de sema yapabilir. Her Mevlevi, mutlaka sema yapmasını bilir. Meşk edip sema etmeyi öğrenmeye “sema çıkarmak” ve sema öğrenmiş kişiye “semazen” denir.

Semazen olmak için yapılan eğitimlerde: yuvarlak bir tahtanın ortasına, sabit bir şekilde sema yapmaya alışmak için bir çivi çakılır. Çivinin bulunduğu yere “tuz” dökülür. Sol ayak; başparmağı ve ikinci parmak arasına, bu çivi sokulur ve çark atılır. İlk başlarda 18 çark atılırken, daha sonra her gün sayı arttırılır.

Bu sırada: bakıldığında “1” sayısı gibi gözükmek için eller çapraz şekilde omuzlarda kavuşturulur. Böyle durulmasının amacı: “Allah’a şehadet ediyorum” demektir. Atılan çarklar fazlalaştıkça, yavaşça kollar açılır, belli bir süre sonra tennure giyilir.

Mevlevi olmadan semazen olunmaz. Çünkü sema, Mevleviliğin bir bölümüdür. Sema “aç karnına” yapılır. Önemli olan dönerken “Allah’ı” düşünmektir.

Sema

Sema kelime anlamı “dönmek” değildir, yani Mevlevilikte “dönmek” tabiri yoktur. Sema kelimesi “evren, gök” anlamına gelir. Mevlevilikte sema “evrenin sesini işitmek”, Allah’ın yaptıklarının sesini duymak ve bu sese cevap vermek demektir.

Sema: tek başına veya toplu olarak yapılabilir. Toplu halde yapılan semaya “Sema töreni” denir.

Sema’nın düzenli olması çeşitli kurallar konulmuştur ve böylece törenin Farsça “Mukabele” ye dönüşmesi sağlanmıştır. Sema törenleri: Mevleviler tarafından yapıldığı için törene “Mevlevi Mukabelesi” denir.

Mevlana zamanında, belli bir düzen olmadan,  din ve tasavvuf coşkusuyla yapılan sema Mevlana’nın ölümünden sonra oğulları tarafından bir disiplin içine alınmıştır, öğrenilir ve öğretilir olmuştur. Sema törenleri, son şeklini ise, Pir Adil Çelebi zamanında, 1460’lı yıllarda almıştır.

Sema hareketleri

Sema hareketleri, sembolik olarak kainatın oluşumu, alemde insanın dirilişi ve Yüce Yaratıcıya olan aşk ile harekete geçişi ve kulluğunu idrak edip insanın bilgi ve olgunlaşmaya doğru yönelişini ifade eder.

şebi aruz.3
Konya Şeb-i Aruz

Sema törenleri hakkında bilinmesi gerekenler

Postniş

Semahane içinde, kapının tam karşısında bulunur. Kuzu veya ceylan derisinden yapılır. Diğer dervişlerin postlarıyla karışmaması için kırmızı renklidir.

Postnişin

Mevlevi tarikatı şeyhini yani “makamı” temsil eden kişidir. Bu makamdaki kişi, tarikat içinde zamanla kıdem alır ve çeşitli görevlerden sonra buraya gelir. Bu kişinin kullandığı başlığa “postnişin sikke” denir. Kahverengi keçeden yapılan ve yaklaşık 40 cm yüksekliğinde, silindir şeklindeki bu başlığın tepesi ovaldir. Üzerinde 3 şerit, yeşil kuşak bulunur.

Semazenbaşı

Semanın düzenli yapılması için görevlendirilen kıdemli derviştir.

Dervişler

Tarikat üyelerine “derviş” denir. Dervişler “sikke” denen başlık takarlar. Kahverengi keçeden yapılan, yüksek silindir külah şeklindeki bu başlığın tepesi düzdür. Bu başlığa tasavvufta “mezar taşı” denir.

Dervişler “tennure” denen giysi giyerler. Tennure: gömlek, yelek, kuşak, pantolon ve etekten oluşur. Beyaz renkli bu giysi, pamuklu kumaştan yapılan bir tür tören kıyafetidir. Bu kıyafete tasavvufta “kefen” denir.

Mevlevilerde şeyhler ve halifeler “destar” denen sarık sararlar. Eğer şeyh peygamberimiz Hz Muhammed soyundan ise destarı yeşil yoksa beyaz renklidir. Halife ve çelebiler, bakılınca siyah görünecek mor renkli destar sararlar. Çelebiler destarı alttan sikke yani başlık görünmeyecek şekilde, çelebi olmayanlar ise destarı alttan sikke yani başlık görünecek şekilde sararlar.

Dervişler, tabanı yumuşak bir tür patik yani “mes” giyerler. Bunlar siyah renklidir ve kuzu derisinden yapılır.

Tennure denen giysi üzerine giyilen, siyah veya kahverengi hırka, ayak bileğine kadar uzanır. Tasavvufta hırka anlamı “mezarı örten toprak” demektir.

Hırka ve Post öpülmesi geleneği

Dervişlerin oturdukları post “bu dünyayı yani hayatı” simgeler. Sırtlarına aldıkları hırka ise “öbür dünyayı yani ölümü” simgeler. Hayata ve ölüme duyulan saygı nedeniyle: dervişler yaşadığı için postu, öleceği için hırkayı öperler.

Sema törenleri öncesi

Baş semazen (semaya katılacak ekibin sorumlusu): Semahaneye girer, meydana selam verir, meydanın sağ tarafına gider ve Post’u yere serer. Post başında: bağışlama duası okunur.

Sonra meydanın sol tarafından devam ederek, meydana çıkar. Saz heyeti ve ayine katılacaklar, Semahanede yerlerini alırlar.

Semazenbaşı eşliğinde, tüm semazenler, sema meydanını selamlayarak Post’un sağ tarafındaki yerlerine geçerler.

Ardından “Postniş” sema meydanına girer, sema meydanını selamlar ve Hatt-ı İstiva (Semahane kapısından, postun olduğu yere giden manevi çizgi) üzerinden Post’a yürür, selam vererek Post’a oturur.

1.Bölüm

Hz Muhammed ve diğer Peygamberler ve her şeyi yaratan Allah’ı metih eden “Nat-ı Şerif” yani “övgü şiiri” okunur. (Nat-ı Şerif: Mevlana tarafından yazılmış, kainatın yaratılmasına vesile olan, yaratılmışların en yücesi Hz Muhammed’i öven bir şiirdir.)

2.Bölüm

Kudüm denen küçük davulu çalan “Kudümzenbaşı” birkaç darbe vurur ve bu vuruş “Allah’ın alemleri yaratışındaki kün/ol emrini yani yaratılışı temsil eder.

3.Bölüm

Neyzenbaşının görevlendirdiği bir neyzen, her şeye “Hay” ismiyle hayat veren nefesi temsil eden “ney” taksimine başlar. Buna “Post Taksimi” denir.

Taksim bitince Postniş ve semazenler, sağ ellerini sertçe yere vurarak ayağa kalkarlar. Semazenler, ayakta hırkalarını düzeltirler ve sağa doğru, birbirlerine yanaşırlar.

4.Bölüm

Postniş, postun üç adım önüne çıkar, eğilerek selam verir. Bu üç adım, şeriat, tarikat ve hakikat yani bilgiyi simgeler. Tüm ekip, topluca selamlamaya katılır. Ardından “Devr-i Veled” başlar. Postnişin önünde, semazenler birbirlerine üç kere selam verirler, dairevi bir yürüyüş yaparlar ve yerlerini alırlar.

5.Bölüm

Postnişin ve semazenler, topluca selam verirler ve hepsi hırkalarını çıkarır. Tekrar topluca selam verilir, Semazenbaşı, Postnişin yanına gelir, eğilerek selam verir, Postnişin karşısına geçilir ve topluca selamlama yapılır. Semazenbaşı, semazenlere “destur” verir ve semazenler Postnişin elini öper, sema izni alır ve sema başlar.

Semazenlerin duruş ve hareketlerinin anlamı

Semazenler, semaya kalkmadan önce, Postnişten onay beklerken: kollar kapalı, sol ayak sağ ayağın üzerinde dururlar. Bu duruşun anlamı: “Elif” harfi ve “1” rakamıdır. Tasavvuftaki anlamı “Allah’ın birliği” dir.

Semazenler, sema yaparken kollarını iki yana açarlar. Sağ el yukarı ve sol el aşağıya dönüktür. Bu hareket: “Hak’tan alıp halka dağıtmak” anlamındadır. Tasavvuf anlamı ise: “sağ elle Hak’tan alınan bilginin, sol elle halka dağıtılması” demektir.

Çünkü dervişler dünyevi hayatla ilgilenmezler ve Hak’tan alabilecekleri maddi yani dünyevi olmaz, Hak’tan sadece bilgi alırlar.

Semazenlerde: genel olarak başın dik olması, kolların tam olarak iki yana açık olması ve ellerin dengeli şekilde yukarı-aşağı dönük olması uygundur. Zihin ve akıl Sema’nın içsel yükseliş aşaması olan “ölmeden ölmek” fikrine kanalize olur.

Sema törenlerinin yapılışı

Sema törenleri dört bölümdür.

1.Bölüm

Bu bölüm Selamlamadır. Bu bölüm: insanın kendi kulluğunu anlama bölümüdür. Saz heyeti ilahiyi tamamlar, sema kesilir, semazenler oldukları yerde durur, geriye çekilir ve en yakınındaki semazene yanaşarak en az iki kişi olarak toplanırlar. Bunun anlamı, hayatta hiçbir şey “tek başına” değildir.

Semazenler yavaşça postların bulunduğu yere gelirler. Bu sırada, Semahanenin Hatt-ı İstiva (bu çizginin sağ tarafı bu dünyayı ve canlıları temsil eden dünyevi bölüm, sol tarafı ise öbür dünyayı, ruhları temsil eden ahiret bölümüdür) çizgisini geçerken eğilerek selam verirler.

2.Bölüm

Bu bölümün anlamı: Allah’ın kuvvet ve kudreti karşısında hayranlık duymaktır.

3.Bölüm

Selamlama olarak isimlendirilen bu bölüm: insanın rabbine olan hayranlığının aşka dönüşmesi ve aklın aşkta yok olmasıdır.

4.Bölüm

İnsan manevi yolculuğunu tamamlar, yaratılışına uygun olarak makamların en yücesi olan “kulluk” makamına geri döner. Bu bölüm başlayınca, hırkasını çıkarmadan ve kollarını açmadan Postnişde semaya katılır.

Postundan, sema meydanının ortasına kadar dönerek gelir ve yine dönerek posta gider. Buna “Post seması” denir. Postnişin posttaki yerini almasının ardından, sema biter ve semazenler yerlerini alırlar, toplu selamlama yapılır.

Ardından: makamına uygun olarak Kur’an okuma yapılır. Daha sonra, Postniş, bütün Peygamberlere, alimlere, şehitlere ve tüm Ümmet-i Muhammed’e dua eder.

Postniş “Hu” sözüyle bir “gülbank” (bu tören için özel yapılan bir tür dua) okur, sonra “El Fatiha” denir ve son selamlama yapılarak sema töreni biter.

Mevlana Müzesi ayrıntılı tanıtımı hakkındaki yazım için.

 

Giresun Bulancak

Giresun Bulancak

Bulancak, Giresun arası uzaklık: 15 km. Bulancak, Piraziz arası uzaklık: 11 km. Bulancak, Ordu arası uzaklık: 31 km.

TARİHİ

1071 Malazgirt zaferinden sonra, Selçuklu Türkleri, Karadeniz sahillerini Türk hakimiyetine alır. 1204 yılında yörede Trabzon Pontus devleti hakimiyet kurar. 1397 yılında ise, Çepni Türk Beyliğinin en büyük beylerinden biri olan Süleyman Bey, bölgeyi fetheder. Osmanlı döneminde tapu tahrir defterleri tutulduğunda yörenin ismi “Niyabet-i Kebsil” olarak geçer. Canik-i Bayram kazasına bağlı bir nahiyedir. “Başköy” anlamındaki “Kebsil” kelimesi büyük olasılıkla daha önce burada yaşayan Rumlar tarafından konulmuş ve değiştirilmeden kullanılmıştır.

Kayıtlarda: 1547 yılında ilk olarak Bulancak ismine rastlanılır.1871 yılındaki kayıtlarda ise “Akköy” nahiyesi olarak geçer. Akköy, daha sonra sahile iner ve Bulancak ismini alır. 1887 yılında Belediye teşkilatı kurulur. 1928 yılında Bulancak ismiyle Giresun kazasına bağlıdır. 1934 yılında ilçe olur.

Giresun Bulancak

 

GENEL

Bulancak, Giresun ilinin en büyük ilçesidir. Karadeniz sahil şeridinde yerleşiktir. Rakımı yani denizden yüksekliği ortalama 10 metredir. İlçenin coğrafi yapısı, tipik Karadeniz coğrafi yapısı özellikleri gösterir. Sahilden itibaren hızlı bir yükselti başlar ve bu yüzden arazi oldukça engebelidir. Bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. Kıyıdan başlayan fındık bahçeleri, 2000 metre yüksekliğe kadar devam eder. Daha sonra kestane ağaçlarının bulunduğu ormanlık alanlar bulunur. Yörenin iklim şartları ise, her mevsimi yağışlı, yazları serin, kışları ise çok soğuk olmayan bir özellik gösterir. Yörede yaşayanların ekonomik etkinliklerinin başında tarım gelir. Tarımsal ürün olarak ise fındık başı çeker. Yüksek köylerde yaşayanlar ise hayvancılıkla geçinir. Balıkçılık ta önemli bir geçim kaynağıdır.

 

NE YENİR

Burası Karadeniz sahili, elbette burada mısır ekmeği, pancar çorbası, fasulye kavurması, pazı mıhlaması ve balık (hamsi buğulama, hamsi böreği) yemelisiniz.

Giresun Bulancak Kültür ve Sanat Şenliği

 

BULANCAK KÜLTÜR VE SANAT ŞENLİĞİ

Her yıl geleneksel olarak Temmuz ayı içerisinde yapılır. Şenlikler, merkeze bağlı Erikli köyünde yapılır.

Giresun Bulancak Kadir Karabaş Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu

 

 

BULANCAK KADİR KARABAŞ UYGULAMALI BİLİMLER YÜKSEK OKULU

Giresun Üniversitesine bağlıdır. 2008 yılında kurulmuştur. 2011 yılında ise ismi “Bulancak Kadir Karabaş Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu” olarak değiştirilmiştir.

Giresun Bulancak

GEZİLECEK YERLER

 

Giresun Bulancak Sarayburnu Camii

 

SARAYBURNU CAMİİ

İlçe merkezinde, batı girişte, sahildedir. Giresun-Ordu kara yolunun 16’nci kilometresindedir.

Giresun Bulancak Sarayburnu Camii

İstanbul Saraçhane’de bulunan Şehzadebaşı camiine benzer planda ve görünüşte yapılmıştır. Şehzadebaşı camisinin ölçüleri baz alınarak yapılmıştır. Temeli 1987 yılında atılmıştır. Cami 2016 yılında tamamlanmıştır, yani 29 yıllık bir süreçte tamamlanmıştır. İçinde fıskiyeli bir süs havuzu var. Kubbe yüksekliği 38 metredir. Minare yüksekliği 70 metredir. Minareler Osmanlı motifleri taşıyor. Duvar kalınlıkları ise 1.30 metredir. Duvar yüksekliği 16 metredir. Kapalı alan 2558 metre karedir. İrili ufaklı 17 kubbesi vardır. Aynı anda 4500 kişi ibadet edebilmektedir. Dolayısı ile caminin yapımında oldukça fazla malzeme kullanılmış, yoğun işçilikle yapılmıştır. Diğer büyük camilerde iç mekanlardaki kemerler, kırmızı boya ile gösterilmesine rağmen, burada kırmızı taş konularak belirlenmiştir. Yani, bir ölçüde maliyet de oldukça yüksektir.

Giresun Bulancak Sarayburnu Camii

Caminin en büyük özelliği, Cumhuriyet döneminde, Osmanlı tarzında yapılan ilk camidir. Tamamen taştan yapılan caminin ömrünün 500 yıl olacağı söyleniyor. Yeni bir yapı, ancak bulunduğu yer itibarı ile ilçenin birçok yerinden görülmektedir, büyük olasılıkla siz de burayı gezerken göreceksiniz.

Giresun Bulancak Sanat Galerisi

 

BULANCAK SANAT GALERİSİ

İskeleye giden yolda, Bulancak Belediyesi tarafından 2016 yılında Sanat Galerisi yapılmıştır. Aslında ilçede vatandaşların ilçe merkezi ve Bulancak iskelesi arasındaki kullanmayı pek tercih etmedikleri alt geçit Belediye tarafından yeniden düzenlenmiştir.

Giresun Bulancak Sanat Galerisi

Alt geçitte tarihi Giresun evlerinin görüntüleri oluşturulmuş, çay ocağı kurulmuştur. Ama en ilginç yönü, tabanda bulunan üç boyutlu resimler yani derinliği olan, gerçekçiliği yüksek resimlerdir. Bu üç boyutlu resimler, köpekbalığı, kaplumbağa gibi deniz canlılarıdır.

Giresun Bulancak İskelesi

 

BULANCAK İSKELESİ

Ülkemizin en uzun iskelesidir. İskele, 1953 yılında 272 metre olarak yapıldı. Ancak günümüzde Karadeniz sahil yolu için dolgu yapıldığından uzunluğu 190 metredir. Türkiye’nin en eski ve en uzun iskelesidir.

Giresun Bulancak İskelesi

2019 yılı Mart ayında, iskelede yenileme çalışmaları yapılmış, korkuluklar ve ışıklandırmalarla iskele modern bir görünüm kazanmıştır.

Giresun Bulancak İskelesi

Evet, buralara yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, çünkü iskele, denizin sesi ve güneşin doğuşu ile batışının izlenebildiği muhteşem güzel bir yerdir.

Giresun Bulancak Acısu Kaya Kilisesi

 

ACISU KAYA KİLİSESİ

İlçe merkezinin güneyinde, merkeze 2 km uzaklıktadır. En büyük özelliği, kaya oyma tekniğiyle oluşturulmuş bir kilise olmasıdır.

İlçe merkezinden Erdoğan köyüne giden yolun ve İncüvez Deresinin batısında, bir fındık bahçesinin içerisindedir. Bahçenin batısındaki kayalık alan oyularak bu iki katlı kilise yapılmıştır. Kilise, mağaranın yakınında bulunan sodalı su kaynağı nedeniyle “Acısu” ismini almıştır. Kilise halk arasında “At Mağarası” ve “Acısı Mağarası” olarak da tanınır ve bilinir. Hangi tarihte ve kimler tarafından yaptırıldığına dair bir kayıt yoktur. Ancak muhtemelen Bizans dönemi yapısı olduğu tahmin edilmektedir. Kilisenin giriş katı, her bir bölümde apsis bulunan şapel görünümlü üç kısımdan oluşmaktadır. Üst kat dikdörtgen bir mekandır. Bitişiğinde küçük bir inziva odası bulunur. Yukarıda bulunan bu kısma girmek için içeriden veya dışarıdan herhangi bir merdiven izi yoktur. Hatta, kilisenin herhangi bir yerinde yazıt veya işaret yoktur. Kilise, 1990 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Giresun Bulancak Burunucu Köyü

 

BURUNUCU KÖYÜ

İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Giresun Bulancak Burunucu Köyü

Burada: Ayvasıl plajı ve Ofran burnu plajı gibi denize girilebilecek yerler vardır.

Giresun Bulancak Şeyh Ali Ağa Camii

 

ŞEYH ALİ AĞA CAMİİ

Bulancak-Giresun kara yolu üzerindedir.

Caminin kuzey cephesinde 1896 tarihi yazılıdır. Ancak ilk yapılışı, muhtemelen 15’nci yüzyıldadır. 1456 yılına ait tahrir defterinde, caminin Şeyh Ali Ağa tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Caminin giriş kapısı demirden ve çift kanatlıdır. Kapının tablaları baklava dilimi motif ile süslenmiştir. Yapı: kagir sistemle yapılmıştır. Uzunlamasına dikdörtgen planlıdır. Beden duvarlarında moloz bazalt taş, son cemaat yerinde ise kesme andezit taşı kullanılmıştır. Yerden hafif yüksekte olan son cemaat yerine, dört basamaklı bir merdivenle çıkılır. Minare: son cemaat yerinin batısındadır. Kare kaideli, çokgen gövdeli, iki şerefelidir. Şerefe korkulukları demirdir. Minarenin üstünde konik külah vardır.

Giresun Bulancak Paşakonağı Yaylası

 

PAŞAKONAĞI YAYLASI

İlçe merkezine bağlı 34 km uzaklıktaki Kovanlık Beldesindedir.

Yani ilçe merkezine oldukça yakındır. Denizden yükseklik 1450 metredir. Eşsiz bir doğa harikası yayladır. Yaylada gezilecek yerler: Karasay şelalesi, Geçilmez vadisi, Çiğseli gölü ve Kızılot çayırıdır. Yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası olan bölge, günübirlik gezilere ev sahipliği yapar. Yaylada konaklanabilecek tesis, doğal yapının korunması amacı ile inşa edilmemiştir. Ancak 5 km uzaklıkta bir konaklama tesisi bulunmaktadır. Ayrıca yaylada çadır kurarak kamp yapabilirsiniz.

Son bir not, burada Yıldız Tepesi mevkiinde her yıl geleneksel şenlikler yapılıyor. Fındık bahçelerinden gelen vatandaşlar, şenliklerde çalınan müzikler eşliğinde horon teperek doyasıya eğleniyorlar. Ayrıca yine Paşakonağı Yaylasında off-road şenlikleri yapılıyor.

Giresun Bulancak Bektaş Yaylası

 

BEKTAŞ YAYLASI

İlçe merkezine 60 km uzaklıktadır. Yolu asfalttır ve tüm yıl boyunca açıktır.

Bektaş ismi, Hacı Bektaş-ı Veli müridleri Türkmen Çepnileri tarafından onun hatırasına hürmeten verilmiştir. Denizden yüksekliği 2100 metredir. İlçenin en meşhur yaylasıdır. Çünkü kırsal iklim örtüsü, diğer yaylalara nazaran farklı ve daha güzeldir. Doğu Karadeniz’in nüfus olarak en büyük yaylalarından birisidir. Yaylada hareketlenme karların erimeye başladığı Nisan aylarında başlar ve yaklaşık Kasım ayına kadar yerleşme vardır. Yoğun kar yağışının olduğu kış aylarında, yaylada devletin görevlendirdiği bekçi ve birkaç meraklıdan başka kimse yaşamaz. Tüm ulaşım yolları karla kaplı olduğu için kış aylarında yaylaya ulaşmak oldukça zordur.

Giresun Bulancak Bektaş Yaylası

Gelelim yaz aylarına: Yaylanın havası ve suları çok soğuktur. Yaz aylarında bile soba yakmak gerekir. Yağış mevsiminde hava genellikle sislidir. Fakat hava açık olduğunda muhteşem bir doğa manzarası izlenir. Vadilere çöken bulutlar inanılmaz güzel görüntüler yaratır. Bektaş Turizm Merkezi: Kulakkaya yaylası, Melikli obası yaylası, Kurttepe mevkii ve Alçakbel orman içi piknik alanı ile birlikte, bir bütündür. Kurttepe mevkiinde, kayak yapmaya uygun doğal alan vardır. Yörede elektrik, su ve telefon gibi altyapı hizmetleri vardır. Ayrıca 80 yatak kapasiteli, iki yıldızlı bir de otel bulunur. Doğa yürüyüşü yapanlar için çok uygun parkurlar vardır.

Giresun Bulancak Bektaş Yaylası

Ayrıca: 30 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında, yaylada geleneksel şenlik düzenlenir. Bu şenliğe civar halk yoğun olarak katılır.

Piraziz tanıtımı.

Giresun tanıtımı.

Ordu tanıtımı.

 

Kayseri Özvatan

Kayseri Özvatan

Kayseri Özvatan ilçesi, il merkezi Kayseri’ye 75 km uzaklıktadır.

TARİHİ

İlçe sınırları içerisinde bulunan en eski yerleşim yerleri, Kızılırmak kıyısında bulunan ve Hititlere ait olan Harsanız ve Zırha kaleleridir. MÖ 430 yılında bölgede Roma hakimiyeti görülür ve bu yüzden Zırha kalesinde de Roma izleri belirgindir. İlçedeki ilk yerleşim yeri Kale Mahallesidir.

Bu dönemde, yöre Yozgat’a bağlı iken “Kaleköy” şeklinde isimlendiriliyordu. 1924 yılında, mübadele sonucu Anadolu’ya gelen Selanik göçmenleri buraya yerleştirilmiştir.

Belde 1956 yılında Belediye olur. 1990 yılında Kayseri-Felahiye ilçesine bağlı ve ismi “Çukur” bucağı iken “Özvatan” olarak değiştirilmiş ve ilçe yapılmıştır. Özvatan isminin de bir özelliği vardır.

Şöyle ki “8’nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kendisinin ve Partisi Anavatan partisinin isimleri birleştirilerek Özvatan ismi”  bulunmuştur.

 

GENEL

İlçe ortasından “Öz Deresi” geçer. İlçe oldukça engebeli bir arazide kuruludur. Arazi ormanlık ve fundalıktır. İlçenin rakımı ortalama 1350 metredir. Çevresi dağlarla çevrilidir. En yüksek dağ Toros dağlarının devamı olan Akdağ’dır ve yüksekliği 2233 metredir. Bozkır iklimi hakimdir. Buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

Kayseri Özvatan

 

GEZİLECEK YERLER

Kayseri Özvatan Çan Kulesi

 

ÇAN KULESİ

Cumhuriyet mahallesi Yunak Sokakta bulunan çan kulesi, ilçenin simgesidir.

Çan kulesinin en büyük özelliği, üzerinde yıllardan bu yana varlığı bilinen leylek yuvasıdır.

Kayseri Özvatan Çan Kulesi

1960 yılından bu yana, aralıksız her yıl, Nisan ayının son haftasında baharın müjdecisi leylek ailesi çan kulesi tepesindeki yuvalarına dönerler. Leyleklerin dönüşü, ilçe halkı tarafından sevinçle karşılanır. Agios Nikolaos (Aya Nikola) Rum kilisesinin ayakta kalan çan kulesidir.

Kilise, 1703 yılında Rumlar tarafından yaptırılmıştır, kilise günümüze ulaşmamış ama çan kulesi hala ayakta durmaktadır. Rumlar, 1924 yılındaki mübadele sonrasında, buradan ayrılarak Yunanistan’a dönmüşlerdir.

Ana kaya üzerine, kesme taştan yapılan çan kulesi, dört sütunlu, üzeri kubbeli, tavanı ve sütun altları kaidelidir.

Çan kulesi, 2002 yılında: daha önce Yunanistan’a göç eden Anastasios Panapiotidis tarafından restore ettirilmiştir.

 

ÖZVATAN ŞELALESİ

İlçe meydanında Çınaraltı çay evi yanında bulunmaktadır. Şelalenin döküldüğü alanda bulunan büyük kaya parçalarında, doğal taşlarla yapılan çalışma ile travertenler oluşturulmuş, burada küçük gölcükler yaratılmıştır.

Kayseri Özvatan Hırsanız ve Zırha Kaleleri

 

HIRSANIZ VE ZIRHA KALELERİ

Yukarıda Tarihçe bölümünde bu kalelerin Hitit döneminde yapıldığı ve Romalılar tarafından yoğun olarak kullanıldığını yazdım. Ancak maalesef bu kaleler turizme yani ziyarete açık değil, her hangi bir bilgi yok, düzenleme yok.

Kayseri tanıtımı.

Tomarza tanıtımı.

Yahyalı tanıtımı.