Afyonkarahisar Sandıklı

Afyonkarahisar Sandıklı
Afyonkarahisar Sandıklı

Afyonkarahisar Sandıklı: Ankara-Antalya karayolu üzerinde, özellikle Hüdai kaplıcaları ile öne çıkan, tanınan bir yerdir.

 

ULAŞIM

İl merkezine uzaklığı 60 km dir. Antalya-Denizli karayolu ve İzmir-Ankara-İstanbul demiryolu hattı üzerindedir. Sandıklı-Antalya arası 228 km, Sandıklı-Ankara arası 332 km. Sandıklı-İzmir arası 322 km., Sandıklı-İstanbul arası 515 km, Sandıklı-Konya arası 287 km, Sandıklı-Bursa arası 320 km. dir.

Afyonkarahisar Sandıklı
 

 

GENEL

Ege bölgesinin İç Batı Anadolu bölümünde, Antalya-Ankara kara yolu üzerindedir. İlçenin dört bir tarafı dağlarla çevrilidir. İlçe merkezinde rakım 1070 metredir, ama güneybatıya gidildikçe rakım düşer.

Sandıklı ekonomisinde “haşhaş” üretiminin önemli bir yeri vardır. Haşhaş kültürü, Sandıklı insanının günlük yaşamında çok yoğun yerini alır, hamur işlerinden başka kullanılan sıvı yağa kadar, haşhaş yaşamın değişmez bir parçası olmuştur.

Sandıklı’nın ortasından geçen ve halen üstü kapalı olan çayın kenarında, bir zamanlar 7 tane tabakhane bulunuyormuş. Çevre illerden toplanan deriler bu tabakhanelerde işlenip, ihtiyaç fazlası yurt dışına ihraç ediliyormuş.

 

TARİHİ

Sandıklı ismi nereden gelir? İlçe düz bir ovada, çevresi dağlarla çevrili ve kısmen çukur bir yerde kurulmuş olduğundan, bu durum sandık manzarası gösterir ve bu yüzden ilçeye “Sandıklı” ismi verilmiştir.

Ancak bir diğer bilgiye göre, Hititler bu yöreye “Samuka” adını verirler ve kelime anlamı “Sanduk” dur. Sonradan bölge İyonların saldırısına uğrar ve Samuka şehri “Kutsal Sandık” anlamında “Apamiyakivatos” ismini alır.

Son bir rivayet: Selçuklu komutanlarından Emir Sanduk Bey tarafından, bölge 1072 yılında fetih edilmiştir ve buraya Emir Sanduk ismine atfen “Sandıklı” ismi verilmiştir.

Evet gelelim ilçenin tarihi geçmişine. Yörenin ilk kuruluş tarihi ve kimler tarafından kurulduğu bilinmez. Ancak ilçe merkezine 13 km uzaklıktaki Kusura Kasabasında: Hitit imparatorluğu zamanında Kussar (Kursora) krallığının hüküm sürdüğü bilinir.

Daha sonra Frig hakimiyeti görülür. Frigya arazisinde bölgenin ismi “Pentapolis” dir ve bölgenin 5 büyük şehrinden biri olduğu, şehir adına sikke basıldığı bilinir.

1071 Malazgirt zaferi sonrasında, Emir Sanduk adındaki bir bey, Afyon ve civarını fetih eder. Yörenin tarihi geçmişi hakkında ilginç bir hikaye var. Germiyanoğullarından Sabibataoğulları,

Sandıklının Bizanslıların elinde bulunduğu sırada, muhtemelen 1115 yılında, Bizans beylerinden birinin oğlunun düğününe katılır ve düğüne giderken, beraberinde hediye süsü verilmiş, 80 sandık yüklü 40 deve götürür. Ancak develerde bulunan sandıklarda askerler gizlidir ve bu askerler bir ara sandıklardan çıkar, ufak bir çatışma ile Sandıklı’yı ele geçirirler. Bu nedenle, buraya Sandıklı ismi verilir.

Sandıklı Kurtuluş savaşında önemli bir merkezdir. Kurtuluş savaşı esnasında, ilçe Yunanlılar tarafından birkaç defa işgal edilir, sonra geri alınır. Son yani kesin kurtuluş tarihi, 12 Eylül 1921 günüdür.

Büyük Taarruzun ünlü komutanlarından Miralay Reşat Bey, vefatının ardından Sandıklı Şehir Mezarlığına defnedilmiş ve adına bir anıt mezar yaptırılmıştır. Ancak takip eden süreçte, naaşı Ankara Devlet Mezarlığına nakledilmiş, ancak anıt mezar yerinde muhafaza edilmiştir.

Atatürk, 13 Mart 1930 tarihinde, Antalya’dan Ankara’ya dönerken Sandıklı’ya uğramış ve bir müddet kalmıştır.

1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesinin ardından, 1935 yılında yapılan ilk belediye başkanlığı seçiminde, Sandıklı’da Cemile Yaman isimli bir bayan Belediye Meclis Azası olarak seçilerek belediye meclisine girer.

1924 yılında ilçe olur.

Sandıklı Leblebi
 

 

NE SATIN ALINIR

Sandıklının nesi meşhur denildiğinde ilk akla gelen “leblebi” dir. Evliya Çelebi, Sandıklı’dan söz ederken “Sandıklı’da 40 leblebici dükkanı bulunduğunu yazar” Ancak bu dükkanlardan günümüze sadece birkaç tanesi gelmiş olsa da, modern imalathanelerde üretim yapan leblebiciler, Sandıklı’da oldukça meşhurdur. Evet Sandıklı’dan leblebi satın alabilirsiniz.

Sandıklı Meslek Yüksek Okulu
 

 

SANDIKLI MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 1993-1994 öğretim yılında, Turizm ve Otel İşletmeciliği ve İşletme programları ile öğretime başlamıştır. 1994-1995 yıllarında, kendi binasına taşınmıştır. Son olarak, 7 normal öğretim programı ve 5 ikinci öğretim programı olmak üzere 12 programda öğretim yapılmaktadır.

 

SANJET

Sandıklı Hüdai kaplıcalarında ve diğer açılmış kuyulardan sıcak su rezervleri, İlçe merkezinde bulunan iki ana eşanjör sistemine su basılır ve normal şebeke suyu ısıtılır. Isıtılan su, sıcak su hattına sevk edilir ve böylece binaların ısıtılması sağlanır. İlçe merkezindeki konutların yüzde 85’i ısıtılmaktadır. Ayrıca Hüdai kaplıcalarının ısıtılması ve termal kullanımı için jeotermal su kullanıma hazır hale getirilmektedir. 

 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Yöreye özgü yemeklerde genellikle haşhaş ve patates bolca kullanılır. Buraya yolunuz düşerse “ekşili kabak yemeği” tatmalısınız. Ayrıca “toyga çorbası” denemelisiniz. Kaymak, Sandıklı mutfağının vazgeçilmezleri arasındadır. Tatlı olarak kaymaklı ekmek kadayıfı önerilir.

Afyonkarahisar Sandıklı
 

 

GEZİLECEK YERLER

Sandıklı Ulu Camii
 

 

ULU CAMİ

İlçe merkezinde Cuma mahallesi, Yukarı Pazar Meydanındadır. Sandıklı’nın en büyük camisidir. 

Cami, 1379 yılında Germiyanoğulları döneminde ünlü beylerden Alaeddin Keykubat’ın oğlu Bahauddin Ömer tarafından yaptırılmıştır. 

Caminin mimarı hakkında bilgi yoktur. Muhtemelen Sandıklı Kadısı Abdullah oğlu Aydemir olduğu düşünülmektedir.  

Bir belgede, burada mezarlık içinde bulunan bir kilise yıkılarak üstüne bu caminin yapıldığı yazılıdır. İç kapı sağında dokuz satırlık Arapça kitabe vardır.

Önceleri tek kubbeli bir mescit olarak yapılmıştır.

16’ncı yüzyılda onarım sırasında pencereler seviyesinden yeniden inşa edilmiş, 20’nci yüzyılda kapalı bir son cemaat yeri ve avlusuna bir şadırvan ilave edilmiştir.

Sandıklı Ulu Camii
 

Cami, günümüzde kubbe ile örtülmüştür.

Kare planlı bir harim, harimin kuzeyinin bütünü ve batı cephesini içine alan bir son cemaat yeri, son cemaat yerinin bittiği noktada, batı cephesinin ortasında yer alan bir minareden oluşur.

Sandıklı Ulu Camii
 

Yapının pencerelerinin üst kesimlerinden itibaren, 19’ncu yüzyılda yapılan onarımla yenilenmiştir.

Çünkü malzeme ve inşa tekniği değişmektedir.

Belli bir seviyeye kadar duvar kaba yontu ve moloz taşla, aralarına yer yer tuğla kullanılarak, yığma duvar tekniğiyle inşa edilmiştir.

Belirtilen seviyenin yukarısında ise tek sıra kesme taş, beş sıra tuğla almaşık düzendedir.

Sandıklı Ulu Camii
 

Kubbe, dışarıdan altıgen bir kasnak üzerine oturtulmuştur.

Süslemenin en yoğun ve en dikkat çekici yüzeyi olan kubbe, Arapça yazılar, cami tasvirleri ve bitkisel süslemelerle göze çarpar.

Kubbenin göbeğinde dev bir madalyon ve dışını çevreleyen çelenk motifi ile gırland motifli şeritler vardır.

Madalyonun merkezinde “Mührü Süleyman” olarak bilinen altı kollu yıldız ve bu yıldızı çevreleyen sülüs yazısı görülür.

Siyah zemin üzerine yerleştirilen motifin çevresinde ince dört şerit sıralanır.

İçten dışa doğru olarak sırasıyla, ilk şeritte kıvrım dallar ve bu dallardan çıkan tohumlar, ikinci şeritte yan yana dizilmiş bir kompozisyonda yaprak ve çiçek motifleri, üçüncü ve dördüncü şeritte ise alçı kabartma girland motifleri bulunur.

Sandıklı Ulu Camii
 

Kubbenin alt kısmında, kuşatma kemerinin üstünde ve mihrap ile aynı eksene denk gelen, caminin en dikkat çeken süslemelerinden olan iki cami tasviri görülür.

Sağ taraftaki tasvirin hemen yanında “Resmi Sultan Ahmet Camii Şerifi”, sol taraftakinin altında “Resmi Tophanei Amire Camii Şerifi” yazmaktadır.

Yazıların altında ise, 1870 tarihi bulunur. Mimari tasvirler, dönemin diğer cami tasvirlerinden farklı olarak bir çerçeve içine alınmadan ya da bir doğa ile iç içe tasvir edilmemiş, bundan ziyade bağımsız, havada uçarmış gibi tasvir edilmiştir.

Renk olarak gri ve mavi tonları kullanan sanatçı, iki boyutlu perspektif algısı yaratmıştır. İki camide de iki cephe tasvir edilirken yine iki caminin ön ce sağ cepheleri gösterilmiştir.

Sandıklı Ulu Camii
 

Pencere alınlıklarında ise genel olarak geometrik ve bitkisel süslemeler yer alır.

Alt seviyede bulunan mazgal pencere alınlıklarında iç içe geçmiş palmetlerin, rumilerle sonlandığı kıvrım dalların ve merkezinden kübik bir form hissi veren vazodan çıkan çiçek motifinin bulunduğu kompozisyonlar tasvir edilmiştir.

Sandıklı Tarihi Hisar Kalesi
 

 

TARİHİ HİSAR KALESİ-SANDIKLI KALESİ

1325 yılında, Germiyan sultanı Çelebi Hüsamettin Yakup Bin Umur Bey tarafından, Mimar Çoban’a yaptırılmıştır.

Kale, yığma topraktan oluşan bir höyük üstündedir. 3 kat surla çevrilmiştir.

Güneye bakan dış kale kapısı üzerindeki, iki büyük parça mermerden oluşan kitabe, önemli bir tarihi belgedir.

Bu kitabe, kale zamanla yıkılınca, bulunduğu yerden alınmış Çavuş Camii yanına getirilerek, buradaki cami çeşmesinin yan dikmelerine konulmuştur.

Kale kitabesinde bir sıfat “Büyük Çelebi” sözü dikkat çeker.

Çelebi, Mevlana Celaleddin Rumi’nin evlatlarına verilen bir sıfattır.

Mevlana’nın torunu Mutahhare hanımın oğlu olduğu kesin olarak bilinen Hüsameddin Çelebi I, Yakup Bey’in bu kitabede Çelebi Azam sıfatını kullanmasının anlamı budur.

Büyük Çelebi Hüsameddin Yakup bin Umur’un ismi Sandıklı kale yazıtında geçmesine rağmen, türbesi Şuhut ilçesi Seydisultan (Ulupınar) dadır.

Ancak günümüzde, kalenin sadece 10 metrelik bir bölümü ayakta kalmıştır.

Sandıklı Ali Çavuş Çeşmesi
 

 

ALİ ÇAVUŞ ÇEŞMESİ

Hisar mahallesinde, Çavuş camisine bitişik bir Osmanlı dönemi çeşmesidir.

Kesme taş kaplama olup, her iki kemer ayağındaki mermer yazıtlar, Sandıklı kalesinin Germiyanoğlu Yakup tarafından günümüzde Hisar denilen höyük üzerine kale yapıldığını gösteren kale yapım yazıtlarıdır.

Çeşme, 19’ncu yüzyılda yapılmıştır ve yapım kitabesi, kemer iç yüzeyine yerleştirilmiştir.

Sandıklı Miralay Reşat Bey Mezar Anıtı
 

 

MİRALAY REŞAT BEY MEZAR ANITI

27 Ağustos 1922 günü Çiğiltepe’yi ele geçirmekle görevlendirilen 57’nci Tümen Komutanı Miralay Reşat Bey, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’e tepeyi yarım saat içinde ele geçirmek için söz vermiştir.

Ancak sözünü yerine getiremez ve tabancası ile intihar eder.

Ne var ki, bu kahramanın intiharının ardından kısa bir süre sonra Çiğiltepe, Türk askerleri tarafından ele geçirilir.

Sandıklı Miralay Reşat Bey Mezar Anıtı
 

Büyük Taarruzun ünlü komutanlarından Miralay Reşat Bey, vefatının ardından Sandıklı Şehir Mezarlığına defnedilmiş ve adına bir anıt mezar yaptırılmıştır.

Ancak takip eden süreçte, naaşı Ankara Devlet Mezarlığına nakledilmiş, ancak anıt mezar yerinde muhafaza edilmiştir.

Sandıklı Yunus Emre Mezarı
 

 

YUNUS EMRE MEZARI

1985 yılında İlçeye bağlı Yeniçay köyünün ismi “Yunus Emre Mahallesi” olarak değiştirilmiştir.

Bu mahallede Çanlı ve Sel isimli iki çay bulunmakta ve bu çayların birleştiği noktada bir mezarlık vardır.

Sandıklı Yunus Emre Mezarı
 

Bu mezarlığın içinde “Yunus Emre” nin mezarının bulunduğu iddia edilir.

Önceleri bir taş yığını olan mezar, sonradan yaptırılmıştır.

Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, malum Anadolu’da bir çok yerde Yunus Emre’nin mezarı olduğu iddia edilen yerler var, ama unutmamak gerekir ki, hepsi iddia, burası da iddia.

Sandıklı Taptuk Emre Türbesi
 

 

TABTUK EMRE TÜRBESİ

Türbe, bir çıkmaz sokağın arasında kalmıştır. Yunus Emre ve Tabtuk Emre Türbelerinin arası 100 metredir.

Sandıklı Tabtuk Emre Türbesi
 

Yunus Emre’nin hocasıdır. Daha doğrusu Yunus Emre, Tapduk Baba’nın dervişidir.

Horasan erlerinden olan Taptuk Emre, Cengiz Han’ın baskıları nedeniyle Anadolu’ya göç etmiştir.

Türbe, önceleri kesme taştan yapılmış bir mezar iken, sonra üstü betonarme bir çatı ile örülerek türbe haline getirilmiştir.

Sandıklı Kültür ve Sanat Evi
 

 

SANDIKLI KÜLTÜR VE SANAT EVİ

Bu bina; 1932 yılında inşa edilmiştir. Erken Cumhuriyet dönemi mimari özelliklerini taşır.

Ahşap ve kerpiç malzeme kullanılarak yapılmıştır.

Bina 2006 yılında Karagözler sülalesinden satın alınmıştır.

Her türlü kültürel ve sanatsal faaliyetlerde kullanılmak üzere, üst katta ayrıntılı tadilat yapıldı.

Binanın giriş ve orta katı, kıraathane olarak kullanılıyor.

Ayrıca halk oyunları ve Türk halk müziği ve benzeri kurslar açılıyor.

Sandıklı Hıristiyanlık Devri Yazıtı
 

 

HIRİSTİYANLIK DEVRİ YAZITI

Phrygia bölgesindeki Sandıklı Ovası: Helenistik ve Roma dönemlerinde Eukarpitikon Perion ovası olarak adlandırılmakta ve burada Eukarpia (bugünkü Emirhisar), Brouzos (Karasandıklı), Hieropolis (Koçhisar), Otrous (Yanıkören ya da Otluk) ve Stektorion (Menteş) adında, 5 şehir bulunuyordu. 

Bu şehirler, Bizans döneminde birlik oluşturmuş ve yöreye Pentapolis (Beş Şehir) ismi verilmiştir. 

Pentapolis’e üye olan Koçhisar’da bulunan bir mezar yazıtı parçası, sadece Anadolu’da eren Hıristiyanlık dönemine ait bilgileri arttırmakla kalmaz, aynı zamanda kilise kayıtlarına göre MS II yüzyılda, bu yörede yaşamış olduğu söylenip yazılan Aberkios (Latince Abercius, Avircius, Avercius) adındaki bir Hıristiyan Azizi ile ilgili kuşku ve tartışmalara da son vermiştir. 

Aziz Aberkios’un hayat hikayesi kadar, Hıristiyan yazıtlarının kraliçesi diye nitelenen bu yazıtın bulunuş öyküsü de son derece ilginçtir. 

Yazıtın bulunuş hikayesi:

IV Yüzyılda yaşayan, bir Hierapolis’li Roma İmparatorlarından Marcus Aurelius devrinde (MS 161-180) Phrygi’daki Hierapolis kentinin piskoposu olan Aberkios adındaki bir Hıristiyan Azizin hayat hikayesini ve onun yarattığı mucizeleri ayrıntılarıyla kaleme almıştır. 

Latince olarak Vita Abercii (Aberkios’un Hayatı) adı ile bilinen bu metin sayesinde büyük bir ün kazanan Aberkios, Kilise tarafından her yılın Ekim ayının 19’ncu gününde anılır ve hatta Havari Paul ile bir tutulur olmuştur. 

Vita Abercii adlı eserde, Aberkios hakkında şu bilgiler yer almaktadır. “Üzerine ellerine meşaleler alan kızgın bir kalabalık Aberkios’un evine yönelirler. Amaçları evi yakıp yıkmak ve Aberkios’u öldürmektir. Aberkios yanına müritlerini alıp pazar yerine (Agora) götürür ve orada vaaz vermeye başlar. Oraya ulaşan kalabalık tam piskoposa saldıracak iken, bir rastlantı sonucu, üç kişiye sara (epilepsi) nöbeti gelir ve Aberkios onları oracıkta iyileştirir. Bunun üzerine saldırganların tümü Hıristiyanlığı kabul eder ve ertesi günü en az 500 kadar kişinin vaftiz töreni yapılır. Bu olayı izleyen günlerde Aberkios’un evi sadece Büyük Phrygia’dan değil, aynı zamanda Asia, Lydia ve Karia eyaletlerinden gelen inançlı ziyaretçilerin hücumuna uğrar. 

Birkaç gün sonra Aberkios’un vaazını dinlemek üzere kör bir zengin kadın gelir. Bu kadın, İmparatorun dostu olan ve onunla önemli konularda sık sık yazışan, nüfuslu ve saygın kişi Euxeinianus Pollio’nun annesi Phrygella’dır. Phrygella, Hıristiyanlığa geçtiğini açıklar açıklamaz gözleri görmeye başlar. 

Aberkios ve müritleri, Hierapolis’in civarındaki köy ve çiftlikleri ziyaret ederler. Bir hamamları olmadığı için, köylülerin sağlık durumu içler acısıdır. Suyu bol bir nehir olan Kludros’un (günümüzdeki Karadirek ya da Hamam Çayı) yanında Agros adlı yere geldiklerinde, Aberkios diz çöküp burada bir sıcak su fışkırsın diye dua eder. Ardından bir gök gürlemesi ile birlikte, onun diz çöktüğü yerin hemen az ilerisinde, yerden sıcak su yükselmeye başlar. Yöre halkı daha sonra burada yıkanabilmesi için derin havuzlar inşa eder.

Bir gün bir cin, Aberkios’a güzel bir kadın kılığında görünür ve Aberkios’a Roma’da görüşeceklerini söyler ve ortadan kaybolur. Bu cin Roma’ya uçar ve Marcus Aurelius’un 16 yaşındaki kızı Lucilla’yı ele geçirir ve onu çıldırtır. O sırada Lucilla, Marcus Aurelius’un taht ortağı Lucius Verus’la evlenmek üzeredir. Bu arada Marcus Aurelius, Verus’u Parthlarla savaşmak üzere doğuya göndermiştir. Yapılan plana göre, Marcus Aurelius ve nişanlıların belli bir tarihte Ephesos’daki Artemis Tapınağında buluşup düğün yapacaklardır. Ama bu plan suya düşer, çünkü Marcus Aurelius, Verus’a bir mektup yazarak Germanların Ren nehrini geçtiklerini ve Romalıların kent ve köylerine saldırılar düzenlediklerini, bu nedenle kendisinin doğuya yolculuk etmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle düğünün ertesi yıla ertelenmesi gerektiğini belirtir. Bu mesaj Verus’a Ephesos’a doğru yaptığı gemi yolculuğu sırasında ulaşır. Buna biraz kızar yine de kışı geçirmek üzere Antiokheia’ya gider. 

Evet bu anılar, bu yazılar böyle devam eder.

19’ncu yüzyılın bazı bilim adamları, Aberkios’un Hayat Hikayesinden (Vita Abercii) ve onun mezar taşına ilişkin söylemlerin doğruluğundan kuşku duyuyorlardı. Çünkü Aberkios’un biyografisi sonraki bir devirde, yani onun ölümünden en az 200 yıl sonra yazılmıştı.

Eğer İskoçyalı Profesör W.M. Ramsay’ın 19’ncu yüzyıl sonlarında Phrygia bölgesinde yaptığı devrim niteliğindeki keşif ve saptamaları olmasaydı, Aberkios’un gerçekten tarihi bir kimlik olup olmadığı konusunda kuşkular sürecekti.

Bu bilim adamı, Sandıklı ovasının kuzeyinde bulunan Kılandıras (Karadirek) köyündeki caminin önünde, MS 215-216 yıllarına tarihlenen ve Antonius oğlu Aleksandros adındaki bir Hıristiyana ait olan ve Hieropolis kentinin adını kaydeden bir mezar yazıtı buldu. 

“Seçilmiş bir kentin vatandaşı olarak, bedenim için bir istirahatgah olsun diye, bu mezarı sağlığımda yaptırdım. Ben Aleksandros: Antonius’un oğlu ve Aziz Çoban’ın bir öğrencisi. Ama kemse benim mezarımın üzerine bir başka ölü gömmesin. Bunun aksine davranan kişi, Romalıların hazinesine 2000, sevgili vatanım Hieropolis’e de 1000 altın sikke ödesin. Bu yazı, 300 yılının, 6 ayında, benim sağlığında yazıldı. Gelip geçene ve bizi hatırlayana huzur dilerim.”

Ramsay, efsanevi Aberkios’un mezarını bulmak için, 1883 yılında Sterrett ile birlikte tekrar Sandıklı yöresine geldi. 

Ramsay ve Sterret, bugünkü Hüdai kaplıcalarında, erkekler hamamının girişindeki duvarda kullanılmış iki mermer yazıt parçası buldular. Bu iki parçayı bir araya getirdiklerinde bunların Phrygia’da çok yaygın olarak görülen formdaki bir mezar altarına ait olduğunu anladılar. Aleksandros’un mezar şiirindeki alıntılardan, Vita Abercii’den ve yeni bulunmuş olan bu iki yazıt parçasından hareketle Aberkios’un mezar şiirinin tam bir metnini elde etmek mümkün oldu. Aberkios’un 22 mısralık şiirinin düzyazı olarak çevirisi şöyledir.

“Seçilmiş bir kentin vatandaşı olarak bedinim için bir istirahatgah olsun diye, bu mezarı sağlığımda yaptırdım. Adım Aberkios. Ve ben Aziz Çoban’ın bir öğrencisiyim. ………………………  Ben Aberkios, bunların taşa yazılmasını bizzat kendim emrettim. Doğrusu, bu sırada 72 yaşındaydım. Bunları anlayan ve inancı olan herkes Aberkios için dua etsin.”

Sonuç olarak, günümüz Hıristiyanlık dünyası tarafından Aziz olarak anılan ve kimi zaman İsa’nın Dört Havarisi ile eşdeğer görülen Aberkios, hiç kuşku yok ki günümüz Sandıklısı’nın yanıbaşındaki Koçhisar’da (Hieropolis) yaşamış, burada piskopos olarak görev yapmış ve yine burada gömülmüştür. 

Sandıklı’da Hüdai Kaplıcaları bölgesinde, 1892 yılında bulunan Aziz Abercius’a ait bir kitabe, o zamanın padişahı Sultan II. Abdülhamit tarafından Vatikan’a hediye edilmiştir.

Vatikan’a hediye edilen bu kitabe, Aziz Abercius’un mezarının Sandıklı’da bulunduğunu gösterir ve Hıristiyanlık tarihi açısından son derece önemlidir.

Hatta, Hıristiyanlık Devri Yazıtlarının Kraliçesi” olarak değerlendirilir.

Sandıklı Vita Abercil Kitabı
 

 

Vita Abercil Kitabı

Aziz Abercius, Hüdai kaplıcalarının yakınında bulunan Hieropolis (günümüzdeki Koçhisar) şehrinde yaşamış ve 1600 yıl önce yazdığı kitabında hayatını anlatmıştır.

Bu kitabın Türkçeye çevrilmesi ve kaplıca tarihine ışık tutması bekleniyor.

Kitaptan anlaşıldığı üzere: kaplıca sıcak sularının doğal yollarla çıktığı yerler Dümbültek tepe mevkiidir.

Buradan çıkan suların biriktiği, dağıtımlarında kullanılan taşlar ve oyulmuş havuzlar bulunmuştur.

Bu mevkide, kuyu benzeri bir yerden köpürerek, fokurdayarak çıkan sular kaynadığı için “Dümbüldek” ismi verilmiştir.

Yine bu kitapta yazan bir olay var.

Roma İmparatoru Marcus Aurellius’un 16 yaşındaki kızı hasta olur.

Kızının tedavisi için, iki adamını Sandıklı’ya gönderir.

Aziz Abercius’u Roma’ya davet eder.

Bu davet üzerine Roma’ya giden Aziz Abercius, imparatorun kızı Lucilla’yı tedavi eder.

Roma imparatorunun annesi Faustina, Abercius’un bu iyiliğine karşılık, Hüdai kaplıcalarına bir mimar gönderip hamam yaptırır.

Bu hamam günümüzde yoktur.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

 

HÜDAİ KAPLICALARI

Kaplıcalar ilçe merkezine yaklaşık 8 km uzaklıktadır.

İl merkezine ise 70 km uzaklıktadır. Afyonkarahisar-Antalya karayolunun 65’nci kilometresinde, güney batı yönündedir.

Kaplıcaların 20 km ilerisinde Akdağ Tabiat Parkı vardır.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

Önce biraz bölgenin tarihinden söz edelim.

Çünkü Sandıklı’nın şifalı sularının tarihi çok eski dönemlere kadar gider.

Hatta şifa dağıtan çamur banyolarının ünü Frigyalılara kadar uzanır.

Frigya arazisinde bulunan Sandıklı, o dönemde “Pentapolis” olarak biliniyordu.

Hz İsa’nın 12 havarisinden biri olan Paulus, bu yörede piskoposluk yapmıştır.

Yahudiliğin tarihçesini anlatan Talmud’un 315’nci sayfasında, Frigler döneminde, bu yörenin şarap ve hamamlarının meşhur olduğu yazılıdır.

Frigler ve sonraki dönemde buraya Frigya Salutaris (Şifalı Frigya) denilmiştir.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

Latincede “dertlerden kurtulma” anlamına gelen “salut” sözcüğü yerine günümüzde “Allah korusun, şifa versin” anlamına gelen “Hudai” kelimesi kullanılmaktadır.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

Kaplıcaların bulunduğu alan, bir termal tatil köyüdür.

Burada: doğal saunalar, kardelen çamur banyoları, umumi ve saatlik havuzlar, apart ve kür merkezleri vardır.

Kaplıcalarda bulunan termal su, yer altından 72 derece sıcaklıkta çıkar.

Çamur banyoları

Hüdai kaplıcalarını, diğer kaplıcalardan ayıran en önemli özellik, ünü tüm dünyaya yayılmış olan çamur banyolarıdır.

Bu mucizevi çamur banyoları 500 metre devam eden jeolojik bir çatlağın, farklı yerlerinde kaynayıp 68 derecelik sıcaklığa ulaşan şifalı su ile özel şekilde hazırlanan toprağın karışımından oluşur.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

Toprak, 68 derece sıcaklıktaki şifalı su ile karıştırılınca 40-45 derece sıcaklıkta bir çamur oluşur.

Bu toprak, kaplıca yakınlarından sağlanan, çok az kumlu kızıl bir kildir.

Çamur banyosu küvetini 30 cm kalınlığında dolduran kil, üzerinden geçirilen sıcak kaplıca suyu ile çamur haline getirilir.

Sıcak kaplıca suyu, çamurun üzerinde 3-5 cm kalınlığında bir süre bekletildikten sonra kesilerek küvetten tamamen akıtılır.

Sonra kürekle açılan çamurun içine, hasta başı dışarıda kalacak şekilde uzanır, üstü çamur ile örtülür.

Belirli bir süre çamurun içinde kalan hasta için günde bir defa bu işlem uygulanmalıdır.

Bu çamur banyosunun: nevrit, nevralji, kırık-çıkık tedavileri, her türlü romatizmal hastalıklar, çocuk felci ve kadın hastalıklarında yararlı olduğu onaylanmıştır.

Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı
 

 

AKDAĞ TABİAT PARKI

İlçe merkezine bağlı Sorkun köyünden 10 km sonra, köy meydanında yönlendirme tabelaları bulunuyor.

Milli parka ulaşım yolu oldukça zorlu, virajlı ve dar parke bir yolla buraya ulaşılıyor.

Tabiat Parkı, Türkiye’nin 49’ncu Milli Parkı olarak ilan edilmiştir. 

Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı
 

Buraya giriş ücretlidir.

Göl kenarında oldukça fazla piknik yeri ve içme suyu vardır. Ayrıca, küçük stantlarda gözleme, katmer, ayran, ızgara köfte ve çay satılıyor.

Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı
 

Park alanında 124’Ü endemik olmak üzere 1058 bitki türü bulunmaktadır. Ayrıca bölge yabani hayvan hayatı açısından da oldukça zengindir. Burada Yılkı atları ile geyikleri görmek mümkündür. Yine kara akbaba, kızıl akbaba, sakallı akbaba ve küçük kartal gibi yırtıcı kuşlar da bulunuyor. 

Burada: patika yollar, atlı gezi yolları, bisiklet parkurları, yaban hayatı izleme noktaları, gölet, gölcükler ile günübirlikçiler ve kampçılar için yapılmış sosyal tesisler ve bungalovlar bulunuyor.

Bungalov evler de buranın canlanması için güzel bir girişim olmuştur. 

Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı
 

Yürüyüş yapmak isteyenler, yaklaşık 20 km uzunluğundaki kanyona girebilirler ve özellikle kanyonda Çivril gölüne dökülen Akçay görülmelidir. Kanyon boyunca trekking yapılıyor.

Sandıklı Tokalı Kanyonu

TOKALI KANYONU:

Akdağ Tabiat Parkındadır. 

Büyük iki kaya arasına sıkışmış bir başka kayadan dolayı, bu kanyona Tokalı Kanyon denilmiştir. Bu sıkışmış kanyon, yani toka, kanyonun son bölümünde bulunuyor. 

Evet burayı geçmek için, özel kıyafetler giymek gerekiyor. Tahminen 20 km uzunluğundadır. Yürüyüş yaklaşık 7-8 saat sürmektedir. 

Kanyonun içinden Çivril gölüne dökülen Akçay geçmektedir. 

Kanyonun genişliği 10-15 metreden 1-1.5 metreye kadar daralıyor. 

Kanyonu geçerken bazen yüzmek, bazen de tırmanmak gerekiyor. 

Gerekli emniyet tedbirleri alınmadan kanyonu geçmek mümkün değil.

Bu nedenle mutlaka uzman kişilerle birlikte, onların nezaretinde kanyon geçilmelidir. 

Kanyon boyunca önünüze çıkan kayalara inip çıkmak yorucu olsa da sonuna ulaşıp Tokalıyı görünce yorgunluğunuz geçecektir. 

 

Sandıklı Kusura Höyük

 

KUSURA HÖYÜĞÜ:

Kusura höyük, İlçe merkezinin 12 km güneyinde, Kusura köyünün batısındadır. Kusura Kasabasında, başkenti Kusura olan Hitit İmparatorluğunun bir bağlısı Kussar krallığı hüküm sürmüştür. 

Kusura höyük, Anadolu’da Cumhuriyet döneminde kazısı yapılan ilk örneklerden birisidir. Kusura kazısı, 1935-1937 tarihleri arasında Amerika Cambridge Üniversitesi adına arkeolog Winifred Lamb tarafından yapılmıştır. Kazı sonucunda: MÖ 3000-1500 yılları arasına tarihlenen üç kültür katı ortaya çıkarılmıştır. 

Tepenin çapı 400 metre, yüksekliği ise 14 metredir. 

En yoğun yerleşme: B katındadır. (Eski Tunç Çağı Ö 2500-2000) 

Burada bazı sokaklar çevresinde yan yana dizilmiş evler, odalar bulunmuştur. Birbirine bitişik küçük odalardan oluşan dikdörtgen evlere, uzun duvarların ortasından açılan kapılardan girilmektedir. Odaların temelleri taştan, onun üstündeki duvarları kerpiçten yapılmıştır. Odalarda fırın ve onun yanında ocak bulunmaktadır. Oda zemini sıkıştırılmış topraktan, tavanı, direklerin taşıdığı atkılar üzerine dizilen kalasların ve merteklerin üzerine sıvanan çamur ve toprak tabakasıyla örtülmektedir. 

Kusura B yerleşmesi, Orta ve Geç Tunç Çağına (MÖ 2000-1500), yani Asur Ticaret Kolonileri ile Eski Hitit devleti zamanlarını göstermektedir. Bu dönemde şehrin etrafında oldukça kalın ve düzgün bir surla çevrilmiş, daha büyük ve sağlam binalar inşa edilmiştir. 

Buradan çıkarılan eserler, Afyonkarahisar Müzesindedir ve Bakır Çağını yansıtır. 

Sandıklı Kusura İdolü

Son bir not: Christies müzayede şirketi, 2014 yılında TC Kültür Bakanlığının kanıt niteliğinde sunduğu bütün belgelere rağmen, Kusura höyükte bulunan 4700 yıllık “Kusura İdolünü” satışa koymuş ve 43.750 sterline satmıştır. 13.4 cm yüksekliğindeki mermer idolün tanıtımında, Kusura kökenli olduğu da yazılmıştır. 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Düzce Yığılca

Düzce Yığılca

Düzce il merkezine 38 km. Adapazarı’na 100 km. Ankara’ya 276 km ve İstanbul’a 234 km uzaklıktadır.

Yığılca, Düzce ilinin doğusunda, Kızıltepe’nin güneybatı eteklerinde, Melen nehri kıyısında kurulmuştur.

İlçe toprakları genel olarak dağlıktır. Deniz seviyesinden yüksekliği: 350 metredir.

Düzce Yığılca

En önemli akarsu: Melen ırmağıdır. Irmak Yığılca ilçesi içinden geçer ve Hasanlar Barajına dökülür.

Dağlar sık ormanlarla kaplıdır. Karadeniz iklimine uygun olarak sık ve yeşil orman türleri hakimdir.

Yedigöller Milli Parkı, ilçe merkezine 38 km uzaklıktadır, ancak bu yol stabilizedir ve çok bozuktur.

Düzce Yığılca

TARİHÇE

Bölge 1321-1323 yılları arasında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Orhan Gazi’nin komutanlarından biri, bölgede yığınak yapmış ve İlçenin ismi buradan gelmektedir.

Yörede: Orhan ismini taşıyan bir dağ, bir cami ve ayrıca Redifler isimli bir köyün varlığı, bu tahmini doğrulamaktadır.

Çünkü, Orhan Gazi’nin küçük ordu kuvvetlerine “Redif” ismi verilirdi.

Yığılca 1904 yılında bucak olarak Düzce’ye bağlanır. 1954 yılında ise müstakil ilçe olur. 1999 yılında Düzce ilinin ilçesi olur.

Düzce Yığılca

YIĞILCA ARISI VE BALI

Ülkemizde 56 farklı lokasyondan örnek alınarak yapılan araştırmada: Yığılca arası: vücut iriliği ve organlarının uzunluğu bakımından, diğer illerin arı popülasyonundan farklı bulunmuştur.

Daha sonra sürdürülen araştırma sonuçlarına göre, Yığılca arı ekotipinin genetik ve morfolojik bakımdan farklılığı ortaya koyulmuştur.

Literatüre giren Yığılca ekotipi yüksek bal verimi, çalışkan, kışa dayanıklı ve bölgesine iyi adapte olmuştur.

Yapılan araştırmalara göre: Yığılca’da aracılar dışarıdan ana arı satın almamışlar, 20-30 yıllık bir zaman diliminde atadan, dededen kalma kolonilerin devamlılığı sağlanmıştır.

Yani dışarıdan göç alınmamıştır ve Yığılca’da coğrafi izolasyona bağlı olarak arılar bulunduğu çevreye ve floraya adapte olmuştur.

Yığılca Arıcılık Meslek Yüksek Okulu

YIĞILCA ARICILIK MESLEK YÜKSEK OKULU

Yığılca Tıraşlar Merkez Mahallesindedir.

Düzce Üniversitesi bünyesindedir. Arıcılık alanında eğitim ve araştırma faaliyetleri yürütmektedir. Okul, arıcılık sektörünün gelişimine katkı sağlamayı hedeflemektedir ve bu alanda nitelikli eleman yetiştirmektedir. 

 

GEZİLECEK YERLER

Yığılca Orhangazi Cuma Camii

 

Yığılca Orhangazi Cuma Camii

ORHANGAZİ CUMA CAMİİ

İlçe merkezine bağlı Gaziler Köyü mezarlığı yakınındadır. 

300 yıllık olduğu tahmin edilen cami, ahşap kütüklerin birbirine kertilmesiyle, iki katlı olarak yapılmıştır. 

Temeli yatay ahşap kütükler üzerine oturtulmuştur. 

Kare planlı yapı, tek bir ibadet mahallinden oluşmaktadır. 

Caminin son cemaat mahallindeki kapı yüzeyinde, kök boyadan yapılmış kiremit renginde çiçek ve çarkıfelek betimlemeleri bulunur. 

Çarkıfelek arasında oyma tekniğiyle simetrik ay şeklinde süsleme vardır. 

İbadet mahallinde bulunan ve ikinci katı taşıyan, 8 ahşap direk, minber, yer döşemeleri ve pencere söveleri özgündür.

Minaresi bulunmayan caminin geometrik şekilde biçimlendirilmiş ahşap tavan göbeği bulunmaktadır. 

Kırma çatılıdır. Cami bahçesinde “Şıh İsmail Türbesi” olarak bilinen türbe bulunmaktadır. Bu kişinin caminin buraya yapılmasına vesile olduğu düşünülür.

Ayrıca bölgede isim yapmış kişiler ve mollaların mezarları da vardır.

Eski adı Şıhlar şimdiki adı Aydınyayla Köyünde yaşayıp burada türbesi bulunan Köse İsmail’in Osmanlının kurtuluş yıllarından sora Bekirler Köyündeki Bekir Dede, Aksaklar köyündeki Aksak Dede ile birlikte ilçeye gelen öncü Anadolu erenleri olduğu düşünülmektedir.

Onun için Gaziler köyünün eski adı Şıhlar’a bağlı Köseler Mahallesidir.

1991 yılında Gaziler köyü olup Aydınyayla’dan ayrılmıştır.

Köy muhtarları ve köylüler, Köse İsmail Türbesine sahip çıkıp yeniden yaptırmışlardır. 

Caminin restorasyonu, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılmıştır. 

 

 

Yığılca Paşabükü Dişbudak Ağacı Tabiat Anıtı

PAŞABÜKÜ DİŞBUDAK AĞACI TABİAT ANITI

Kırık köyü, Paşabükü mevkiinde ormanlık alandadır.

Dışbudak ağacı, 110 yaşındadır.

Boyu 46 metre, çapı 1 metre ve çevre genişliği 3 metredir.

Dışbudak ağacı, bulunduğu bölgede bir ekosistem merkezi gibi işliyor. Derin kökleriyle toprağı besliyor, gövdesiyle barınak sağlıyor ve  dallarıyla gölge sunuyor. Onu diğer ağaçlardan ayıran en büyük özelliği ise, doğayla kurduğu uyumlu ilişki. Her bir yaprağında, geçen on yılların izlerini, mevsimlerin döngüsünü ve insan eliyle şekillenen çevresel etkileri görmek mümkündür. 

1000 metre karelik alan Tabiat Anıtı olarak 6 Eylül 2002 tarihinde tescil edilmiştir.

Yığılca Kayadibi Porsuk Ağacı Tabiat Anıtı

KAYADİBİ PORSUK AĞACI TABİAT ANITI

Gökçeağaç köyü, Kayadibi mevkiinde ormanlık alanda yer almaktadır.

Porsuk ağacı: 800 yaşındadır. Boyu 27.5 metre, çapı 1.90 metre, çevre genişliği 4.80 metredir.

1000 metre karelik alan, 2002 yılında Tabiat Anıtı olarak tescil edilmiştir.

Yığılca Sırık yayla göknarı Tabiat Anıtı

SIRIKYAYLA GÖKNARI TABİAT ANITI

Merkez ile Çınardüzü Köyü Odayeri bölgesi Sırıkyayla Mevkiinde ormanlık alanda yer almaktadır. 

Göknar ağacı türü 300 yaşlarında, 70 metre boy, 1.36 metre çap ve 6 metre çevre genişliğine sahiptir. 

1000 metre karelik alan, Tabiat Anıtı olarak 2002 yılında tescil edilmiştir. 

 

 

Yığılca Samandere Şelalesi

SAMANDERE ŞELALESİ

Bulunduğu köye adını veren şelale, tabiat olaylarının meydana getirdiği özellikleri sebebiyle “Tabiat Anıtı” olarak tescil edilmiştir. 

Samandere şelalesinin de bulunduğu 500 m dere boyunca, anıt ağaçlar, üç adet şelale ve bir de cadı kazanı adı verilen derin bölümde tescillidir ve oldukça ilginçtir.

Şelalenin kaynak değeri oluşturmasının yanı sıra oldukça dik kayalık alana sahip alanda karayemiş, şimşir, ıhlamur, adi gürgen, çınar yapraklı akçaağaç, doğu kayını üvez, dağ karaağacı, mor çiçekli orman gülü, ateş dikeni gibi ağaç ve çalı formundaki türlerimizi bakir bir şekilde görmek mümkündür.

Özellikle sonbahar mevsiminde yeşil tonlarıyla şelalenin buluşması, fotoğrafçılar için muhteşem bir manzara sunar. 

Tabiat Anıtı girişinde, giriş kontrol noktası, büfe, manzara seyir noktaları, şelale yürüyüş yolu yer almaktadır. Tabiat anıtı dışında kalan bölümde otopark, çocuk oyun alanı, kır lokantası, tuvalet bulunmaktadır. Alan günübirlik ziyaret edilebilir. 

 

 

Yığılca Saklıkent Şelalesi

SAKLIKENT ŞELALESİ:

İlçe merkezine bağlı Melen Kıyısı Yağcılar Mahallesindedir. Yedigöller yolu güzergahında, Düzce il merkezine 40 km ve Yığılca ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Yeni keşfedilen doğa güzelliklerinden olan Saklıkent şelalesi, trekking ve foto-safari yapmak isteyenler için oldukça uygundur.

Şelale 100 metre yükseklikten dökülür. Çevresi kayın, meşe ve fındık ağaçlarıyla kaplıdır. Böylece doğanın her tonunu görebilirsiniz. Yazın bile suyu soğuk olur. 

Yığılca Saklıkent Şelalesi

Yığılca-Hebeler-Yağcılar-Saklıkent Şelalesi arasında 7 km yürüyüş parkuru vardır.

Orta zorlukta bir parkur olup, dört mevsim yürünebilir.

İyi kondisyona sahip, uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanlar için uygundur.

Yığılca-Yedigöller yolu üzerinde Hebeler köyü sapağından yürüyüşe geçilir. Yer yer çam ve kayın ağaçları ve bağ bahçe arasında geçen bir parkurdur.

Yığılca Saklıkent Şelalesi Peyzaj Projesiyle, gerekli düzenlemeler yapılarak bölgenin piknik ve mesire alanı olarak hareketlenmesi sağlanmıştır. Bölgede bir de alabalık tesisi var. 

 

Yığılca Yoğunpelit Şelalesi

YOĞUNPELİT ŞELALESİ

Yoğunpelit köyündedir. İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır. Yoğunpelit köyü yolu, şelaleye ulaşacak kadar stabilize edilmiştir. 

Şelale: Düzce il merkezine 56 km ve Yığılca ilçe merkezine 20 km uzaklıktadır. Bulunduğu konum, Yığılca’nın genel doğa turizmi güzergahındaki diğer öğelerle (Saklıkent, Hasanlar Baraj gölü, Sarıkaya Mağarası) sinerjik bir ağ oluşturur. 

Fiziki konumu açısından dağ içi şelale tipiyle tanımlanabilecek bir jeomorfolojik özelliğe sahiptir. Şelale, yüksek eğimli ormanlık bir vadinin iç kısmında, doğal kayalıkların arasından dökülen bir su akışı şeklinde oluşmuştur. Her ne kadar şelalenin düşüş yüksekliği resmi kaynaklarda kesin olarak belirtilmemiş olsa da görsel verilere göre yaklaşık 8-12 metre arasında bir kot farkı bulunmaktadır. 

Şelalenin su akışı, yıl boyunca değişiklik göstermekte olup özellikle ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde maksimum debisine ulaşmaktadır. Karasal ve nemli iklim geçişinin etkili olduğu bölgede, şelalenin beslenme kaynağı dağ içi yeraltı sızıntıları, mevsimlik dereler ve kar erimesiyle artan yüzey akışlarıdır. Bu kaynaklar sayesinde şelale, yılın büyük bir bölümünde aktif akış gösterir ve kurak yaz aylarında dahi tamamen kurumaz.

Doğal taş basamaklar, çevredeki sık orman dokusunun açtığı aralıklarla birlikte şelaleye ulaşımı adeta bir keşif yürüyüşüne dönüştürmektedir. Bu da mekanın sadece bir rekreasyon alanı değil aynı zamanda doğa ile bütünleşmiş bir gözlem alanı olarak kullanılmasını mümkün kılmaktadır. 

 

Bölge doğal güzellikleri açısından zengin bir yapıya sahip olup, trekking, foto-safari, piknik gibi aktiviteler için oldukça uygundur.

Ayrıca: bölge doğal güzellikleri yanında eko-köy potansiyeline sahiptir.

Yığılca Ağlayan Şelale

YILANÇATI KANYONU TABİAT PARKI-GEYİKBELİ KANYONU 

Yığılca ilçesinin Karakaş ve Hoca köyü sınırında, Düzce il merkezine 55 km uzaklıktadır. İlçe merkezine ise 14 km uzaklıktadır. 

Kanyonun olduğu bölge, Yedigöller Milli Parkı ulaşım yolu güzergahında olup, bu güzergahı kullanan ziyaretçilerin kolaylıkla ulaşabileceği ve tercih edeceği bir konumdadır.

Yığılca Yılançatı Kanyonu Tabiat Parkı

2666 dekar büyüklüğündeki kanyon boyunca: ormanlık alan, göknar, kayın, karaçam ve meşe ağaçları, irili ufaklı bir çok gölcük ve şelale ile süslenmiş, seyir noktaları, dinlenme alanlarıyla doğal bitki örtüsü ve berrak akan suları oldukça dikkat çekicidir.

Sahada doğa yürüyüşü, foto safari, günübirlik piknik, olta balıkçılığı, kanyon tırmanışı ve bisiklet gezisi yapmak mümkündür. Keşfedilen 10 adet ağlayan şelale ziyaretçileri bekliyor.

Yığılca Ağlayan Şelale

Ağlayan Şelale:

Yılançatı kanyonunda 7 km uzunluğundaki arazi üzerinde, en yükseği 10 metreden dökülen 10 ayrı ağlayan şelale vardır. 

En büyük şelale, 10 metreden aşağıya süzülüp göz damlası şeklinde akar ve görenleri hayrete düşürür. 

7 km uzunluğundaki arazinin içinde bulunan yirmiye yakın doğal göletler de şelalelere ayrı bir güzellik katıyor. 

Özellikle sonbahar aylarında gezilmeye değer bir cennet niteliği taşımaktadır. 

 

Yığılca Hasanlar Baraj Gölü

HASANLAR BARAJ GÖLÜ

Küçük Melen Çayı üzerinde, 425 Hektar alana kurulmuş olan baraj gölü, Düzce il merkezine 20 km ve Yığılca ilçe merkezine 16 km uzaklıktadır.

Sulama ve taşkın kontrolü amacıyla 1965-1972 yılları arasında kurulmuştur. 

İlçe merkezine girmeden hayranlık uyandıran güzellikteki Hasanlar Barajı, göze sığmayan büyüklükte ve güzellikteki her kıvrımından ve her yüksekliğinden tüm coşku ve güzelliğiyle insanı cezp ediyor.

Alternatif su sporlarının yanı sıra, her yıl geleneksel olarak düzenlenen yelken yarışları, zengin balık kaynakları ile sportif amaçlı olta balıkçılığına müsait kıyıları ile dikkat çekiyor. Kano, yelken, kürek sporları, su bisikleti ve olta balıkçılığı yapılabilir. 

Hasanlar Baraj gölü su sporları festivali:

Her yıl Haziran ayının ikinci haftası düzenlenir. Gerçekleşen aktiviteler şunlardır: Su sporları etkinlikleri, yöresel halk oyunları ve yöresel yemek ikramı.

 

Yığılca Hasanlar Baraj Gölü

Hasanlar köyü-Hasanlar Barajı arasındaki yürüyüş yolu 4 km dir.

Orta zorlukta olup, su içinden geçmek gerekebilir.

Boğazlı yürüyüş ayakkabısı ile dört mevsim yürünebilir.

Sağlıklı her insanın yürüyebileceği bir parkurdur, Düzce-Yığılca yolu üzerinde Hasanlar köyü Orhangazi camisi önünden yürüyüşe başlanır.

Kayın ağaçları arasında yürürken Hasanlar Baraj Gölü’nün muhteşem manzarasını izleyebilir, parkur boyunca karşılaşılan vadi ve kayalıklarda kaya tırmanışı yapabilirsiniz.

Yığılca Sarıkaya Mağarası

SARIKAYA MAĞARASI

Yığılca ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Sarıkaya köyünün 1.5 km kuzeydoğusundadır.

İçeriye indiğinizde uzun bir merdiven ile tüm mağarası gezebilirsiniz.

Mağara, Batı Karadeniz Bölgesinin en büyük mağarasıdır. İçinde şelaleler ve göletler vardır.

Toplam uzunluğu 717 metredir. Ana galeri uzunluğu 510 metre, genişliği 80 metre, boyu 75 metre, tavan yüksekliği 15-40 metre arasındadır.

Salonda: iki gelişim dönemine ait fosil ve genç damlataş şekilleri bulunmaktadır.

Salonun ortasında, Aksu çayından gelen derenin oluşturduğu küçük bir şelale ve ikinci evreye ait bir kanyon-vadi bulunmaktadır ve ilk oluştuğu bölümden 17 metre ve gittikçe artan bir derinliktedir.

Mağara, yakın çevresinin yüzey sularını toplayarak Aksu Mağarası ile Melen Çayı’na boşaltır.

Yığılca Sarıkaya Mağarası

Birinci derece doğal sit alanıdır. 2021 yılında tescil edilmiştir. 

Kireçtaşından ve kumtaşlarından derine doğru kazılma ile oluşan Sarıkaya mağarası aynı zamanda bir su geçiş yoludur.

Sarkıt, dikit ve odaları bulunan mağaranın girişi sarmaşıklarla kaplıdır. Kaya tırmanışı, çadır kampı için uygundur.

Yığılca Sarıkaya Mağarası

Yığılca-Sarıkaya mağarası arasındaki yürüyüş yolu 12 km dir. Yığılca’nın Gökçeağaç köyünden yürüyüşe geçilir. Yer yer çam ağaçları ve bağ bahçe arasında geçen bir parkurdur.

Kolay bir parkur olup iyi kondisyona sahip, uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanlar yürümelidir.

Parkur üzerinde mutlaka görülmesi gereken Sarıkaya Mağarası vardır.

Yığılca Bacaklı Yaylası Gümele Porsuk Ağacı

BACAKLI YAYLASI;

Yığılca ve Alaplı ilçeleri sınırında olan ve ortak kullanılan Bacaklı Yaylası, 4115 yaşında olan Türkiye’nin en yaşlı ağacı Gümele Porsuğuna ev sahipliği yapıyor. Yaylada rakım 1680 metredir. 

 

 

 

Düzce Akçakoca hakkındaki gezi yazım için Akçakoca

Düzce Gümüşova

 

Düzce Gümüşova

D-100 karayolu üzerinde bulunmaktadır.

Düzce il merkezinin güneybatısında bulunan ilçe, batıda Sakarya, güneybatıda Bolu, güneyde Gölyaka, doğuda Çilimli ve kuzeyde Cumayeri ilçeleriyle komşudur.

İlçenin büyük bölümü ormanlık alandır. Düzce il merkezine 20 km mesafededir.

En önemli turizm potansiyeli Çaybükü köyünde bulunan Dedekoru piknik ve mesire alanıdır.

Düzce Gümüşova

Tarihi

Gümüşova ilçesi, 1321 tarihinde Osman Bey’in silah arkadaşı Konuralp Gazi tarafından, Düzce ve Üskübü ile birlikte fethedilmiştir.

Bu bölge yerleşim yeri olarak Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren kullanılmaya başlanır.

Daha sonra, bölge, büyük askeri yararlılıklar gösteren Davut Paşa’ya tımar olarak verilir.

Osmanlı ordusunda bulunan hayvanların kışlaklayacağı ahırların Gümüşova’da yapılması sebebiyle bölge “Kışla” adını alır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Kışla işgale uğrar. Milli Mücadele döneminde cereyan eden Düzce isyanları, yoğunlukla bu bölgede etkisini gösterir.

Daha sonra bu isyanlar: Ali Fuat Cebesoy ile Meraşal Fevzi Çakmak tarafından önlenmiştir.

Kışla 1927 yılında nahiye olur. 1963 yılında Belediye teşkilatı kurulur.

1987 yılında Cumayeri ile birleşerek Cumaova isimin alır.

1993 yılında Cumayeri’nden ayrılarak Gümüşova adı altında yeni ve müstakil bir ilçe olur.

Gümüşova, Aralık 1999 tarihinde Düzce’nin il olmasıyla Düzce’ye bağlanır.

Gümüşovalılar genellikle tarımla uğraşıyorlar ve halk geçimini fındıktan sağlıyor.

Bu yüzden, çevre fındık bahçeleriyle doludur, buradan fındık satın almanızı öneririm.

 

GEZİLECEK YERLER;

 

Düzce Gümüşova

Saat Kulesi

Gümüşova Belediyesi tarafından, Kültür Mahallesi, Cumhuriyet Caddesinde, Halk tarafından Beşyol Ağzı diye tabir edilen yere saat kuleli havuz yaptırılmıştır.

Saat kulesinin yüksekliği 8.5 metredir. Havuz gece aydınlatılarak daha güzel bir görüntü sağlamaktadır. Saat kulesi ay-yıldız temalıdır.

2021 yılında restorasyon yapılmıştır. 

Gümüşova Dedekoru Mesire Alanı

DEDEKORU MESİRE ALANI (ÇAYBÜKÜ KÖYÜ)

İlçenin en önemli turizm potansiyeline sahip alanlarından biridir. 

Çaybükü köyü sınırları içinde yer alan piknik/mesire için doğal ortamdır. Doğa içinde vakit geçirmek isteyenler için uygun bir tercihtir. 

Gümüşova Koru dede türbesi

Piknik ve mesire alanı içerisinde Çaybükü camii arkasında Dede Koru Türbesi bulunmaktadır. Türbenin çevresine bırakılan bez parçaları, adak mumları ve dualar, halkın maneviyatla iç içe yaşadığının göstergesidir. Dede Koru, sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda sosyal bir buluşma noktasıdır. Bayram sabahları, piknikler ve köy etkinlikleri bu türbenin etrafında şekilleniyor. 

 

Gümüşova Dereköy Mesire Alanı ve Doğa Yürüyüş Rotaları

DEREKÖY PİKNİK VE MESİRE ALANI VE YÜRÜYÜŞ ROTALARI

İlçede doğa yürüyüşü etkinlikleri düzenlenmektedir. 

Örneğin: Dereköy ve Yeşilyayla köyleri arasında doğa yürüyüşü yapılmaktadır. Bu tarz etkinlikler doğa severler için ilçe çerçevesinde bir alternatif oluşturmaktadır. 

 

Gümüşova Selamlar köyü
 

Selamlar Köyü

Selamlar köyü, Gümüşova ilçe merkezine 1 km uzaklıktadır. Selamlar köyü, Gümüşova’nın en büyük köyüdür. Köy Balkan göçmenlerinden oluşmaktadır. 93 Harbinden sonra buraya göç etmişlerdir. 

18 Temmuz 1934 tarihinde, Mustafa Kemal Atatürk: Ankara’dan yola çıkıp İstanbul’a 2 araçla giderken: Gümüova ilçesindeki Selamlar Köyü (eski adı İbrahimağa köyü) den geçecekti.

Güzergahta bulunan bütün il, ilçe ve köy halkı, heyecanla Atatürk’ü misafir etmek istiyordu.

Cumhuriyet döneminin ilk öğretmenlerinden Çorlulu Hafız Dayı olarak bilinen Ahmet Altan’ın girişimleriyle, Atatürk o dönem 90 kişinin yaşadığı Selamlar köyüne gelmeye karar verdi.

Atatürk köye geldiğinde onu karşılayan Hafız Dayı, köylü kadın ve erkekler ile çocukların gözlerinden sevinç gözyaşları akıyordu.

Osmanlı döneminden kalan köyün 200 yıllık çeşmesinin önünde oturan Atatürk, önce dertleri ve sorunları dinledi, sonra Hafız Dayı’ya “Bu köyün ismi bundan sonra Selamlar olsun” dedi.

Ardından kendi gibi mavi gözlü olan 13 yaşındaki Fatma ile konuşmaya başladı.

Elinde tepsi, yayıktan yapılan soğuk köpüklü ayranlarla Atatürk’ün karşısına gelen Fatma, ayranları ikram etti,

Atatürk ayranı içti ve köylüyle sohbet ettikten sonra, yola devam ettiler.

Gümüşova Selamlar Köyü Çeşmesi

Selamlar köyü sakinleri: Osmanlı döneminde yapılan ve Anıtlar Kurulu tarafından koruma altına alınan tarihi çeşmeden, Atatürk’ün ziyaret ettiği 18 Temmuz 1934 tarihinden bu yana, her yıl bir günlüğüne ayran akıtıyor.

18 Temmuz’u bir festival havasında kutlayan Selamlar Köyünde, o gün yer yerinden oynuyor.

Köylü kadınları yemek pişiriyor, yürüyüş kortejleri, protokol konuşmaları ve festival düzenleniyor.

 

Atatürk Müzesi

Tarihi çeşmenin hemen yanında, bir de “Atatürk Müzesi” bulunuyor.

Müzenin içinde, Atatürk’e ayran yapılan ahşaptan yayık sergileniyor. Ayrıca Atatürk’ün eşyaları ve fotoğrafları sergileniyor. Dönemin Başbakanı Turgut Özal da köyü ziyaret etmiştir.

 

 

 Düzce Akçakoca hakkındaki gezi yazım için  Akçakoca