Karabük Eflani

Karabük Eflani

Aslında: Eflani: sanırım Ankara-Safranbolu-Bartın-Amasra yol güzergahı üzerinde olsaydı, mutlaka bir şekilde turizmden bir şeyler elde edebilirdi? Soru işareti koydum çünki, bundan tam olarak da emin değilim.

Çünkü: Eflani, tarihi ve doğal özellikleri olan bir yer değil. Bu şirin ilçemizde, DSİ tarafından yapılmış üç suni gölet ve yeşillik bir ortam, seven-beğenen ve tercih edenler için var.

Karabük Eflani

ULAŞIM

Eflani, bağlı bulunduğu il merkezi olan Karabük’e 42 km. uzaklıktadır. Eflani-Safranbolu arasındaki uzaklık: 34 km. Ama: ince bir ayrıntı var. Ankara-Safranbolu-Bartın yol güzergahı, Eflani’den geçmiyor. Eflani, daha içeride yani bu yola 24 km. içeride kalıyor.  Eflani-Bartın arasındaki uzaklık: 86 km. Eflani-Amasra arasındaki uzaklık: 90 km. Eflani-Kastamonu arasındaki uzaklık: 136 km.

Karabük Eflani

TARİH

Yöredeki ilk yerleşimcilerin, Hititler olduğu bilinmektedir. Hitit metinlerinde, Eflani yöresinden, Halanu (Yün) olarak göz edildiği bilinmektedir. Helenistik krallıklar döneminde ise, yine Eflani yöresinde yerleşimler görülür. Helenistik krallıklardan, Bitinler: Romalıların, Batı Karadeniz bölgesini ele geçirmelerini önlemek için, Eflani de üs görevi üstlenmişlerdir.

Eflaninin, tarihte bilinen ikinci adı, Bitinya kralı Nikomedes’in oğlunun ismine izafeten “Phylomenes Yurdu” olarak geçmektedir.

1084 yılına gelindiğinde ise, Kastamonu ve Sinop yöresini ele geçiren Kara Tigin Bey: burayı da hakimiyeti altına alır. Daha sonra Bizans görülse de, 1213 yılından sonra yöre tamamen Türklerin egemenliği altına girer.

Cumhuriyet döneminde, Eflani, Safranbolu’ya bağlı bir ilçe olarak görülüyor. 1953 yılında ise İlçe olur. 1995 yılında ise, Karabük il olunca, Eflani Karabük iline bağlanır.

Karabük Eflani Leylekler

GENEL

Bölge, genellikle küçük düzlük ve tepeliklerden oluşmaktadır. Orta kısımda, DSİ tarafından yapılan ve turizm amaçlı olarak kullanılan 3 adet suni gölet bulunmaktadır. Tepelerde ise, sert ve kayalık arazi görülür.

Yörede: genellikle karasal iklim hüküm sürer. Buna bağlı olarak yazları sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve bol kar yağışlı geçer. Ancak ova köylerinde, iklim biraz daha ılımandır.

Ancak, yöreye özgü en büyük özellik, yoğun sistir ve bazen bu yoğun sis, görüş mesafesini 5 metreye kadar indirmektedir.

Eflani bölgesinde: iklim her mevsim yağışlı olduğundan, bölge tamamen ormanlarla kaplıdır. Ancak bölgenin çok soğuk olması ve don tehlikesi nedeniyle: sebze ve meyve yetişmez. Buğday ve arpada ise verim çok düşüktür.

Eflani de yerleşik insanların büyük bölümü: Karabük Demir-Çelik Fabrikası emeklilerinden oluşmaktadır. Ayrıca: İstanbul’da çalışan fırıncı-pastacıların büyük bölümü de: Eflani yöresindendir. Çünkü: Eflani yöresi, dışarıya sürekli göç vermektedir.

 

NE YENİR

Eflani yöresine yolunuz düşerse, tatmanızı önereceğim yerel lezzetler: hindi eti, bandırma, çökelek gözlemesi, mantar gözlemesi olabilir. Bandırma: tavuk veya hindi eti suyuna banılarak yenilen bir tür yemektir.

Eskiden sabah saatlerinde yenen yemek, günümüzde soğuk kış akşamlarında yeniliyor. Ancak her zaman yapılmaz, sadece özel günlerde yapılıyor.

Özellikle: mevsimine göre ve emin olduğunuz takdirde, kanlıca mantarının çok lezzetli olduğu bu yörede, bu mantar türünü tadabilirsiniz. Tatlı derseniz, buraya has ve muhteşem bir lezzet Miyana helvasıdır, unutmayınız.

 

GEZİLECEK YERLER

Karabük Eflani Kürei Hadit Camii

KÜREİ HADİT CAMİİ

İlçe merkezine bağlı Demirciler (eski ismi Küre-i Hadid köyü) köyünde İncüvez mevkiindedir. İlçe merkezine 15 km uzaklıktadır. 

Giriş kapısındaki kitabeye göre, cami 1453 yılında Candaroğlu İsmail Bey tarafından yaptırılmıştır. Peki neden buraya bu camiyi yaptırmıştır? Çünkü, o dönemlerde buradan önemli bir maden olan demir çıkmaktadır. 

1888 yılında ise Kastamonu Valisi Abdurrahman Paşa tarafından restore ettirilmiştir. Cami halk arasında “Direkli cami” olarak da bilinir. Cami beylikler dönemi sanatını yansıtmaktadır. Cami: Orta Asya ve Türkistan geleneğini Anadolu’da yaşatan kökü süslü ahşap çadır direklerine dayanan eserlerdendir.

Caminin ustası bilinmemektedir. Candaroğlu döneminde, ustası bilinmeyen bu tipteki camiler genellikle Ankaralı ustalar tarafından yapılıyordu. Bu nedenle, bu caminin de Ankaralı ustalar tarafından yapıldığı düşünülmektedir. 

Dış kısmı moloz taştan işlenmiş, taş araları sıvanmıştır. Yani dıştan oldukça sadedir. Duvarlarda dolgu duvar tekniği kullanılırken, mihrapta ise kalıplama tekniği kullanılmıştır. Dikdörtgen planlıdır.

Üzeri, iki ahşap direğin desteklediği, ahşap bir tavanla örtülmüştür. Tavan sistemi, Kastamonu Kasaba köyünde bulunan hiçbir metal kullanılmadan yapılan Mahmut Bey Camii tavanı gibi, bindirme tekniğiyle yapılmıştır. İçi tamamen ahşap olan camide, Selçuklu oyma sanatı hakimdir. 

Harimin kuzeyinde, kadınlar mahfili ve mahfilin altında ise 8 tane zikir hücresi vardır. Yapıda en süslemeli yer mihraptır.

Mihrapta alçı ve kalem işi süslemeler vardır. Yöre halkı süslemelerin son zamanlarda yapıldığını belirtir. Ayrıca, ana kirişi taşıyan sütunlar üzerine, lale devrine ait olan oldukça basit bitki motifleri süslemeleri yapılmıştır.  

Caminin doğu bitişiğinde bir türbe vardır. Bu türbede iki sanduka vardır. Yöre halkının söylediklerine göre bu sandukalar Şeyh Mahmut ve eşine aittir.

Bu bilgi kanıtlı değildir ancak camide bulunan 1890 yılına ait iki pirinç şamdan üzerinde “Şeyh Mahmut’un dergahı” yazısı, bu tahmini güçlendirmektedir. 

Üst tarafta ise mezarlık bulunmaktadır. Bunlara bakarak köyün eskiden burada kurulu olduğu daha sonra ise biraz daha yukarıya taşındığı anlaşılmaktadır. 

 

BOSTANCILAR GÖLETİ

İlçe merkezine, 3 km. uzaklıkta, Soğucak yolu üzerindedir. Merkeze yakın olması nedeniyle tercih edilmektedir. Gölün ebatları: genişliği 1 km. ve derinliği: 20-25 metre civarındadır. Gölde olta balıkçılığı yapılır.

Buranın bir özelliği var. Burada gölet yapılmadan önce bir ilkokul binası bulunuyormuş ve okul sular altında kaldıktan sonra uzun süre, okulun çatısı gözükmüş ve halk buraya “Okullu gölet” ismini vermiş. 

Karabük Eflani Esencik-Kulüp Köyü Göleti

ESENCİK-KULÜP KÖYÜ GÖLETİ

İlçe merkezine 11 km uzaklıkta, Pınarbaşı-Azdavay yolu üzerindedir. Yolu asfalttır. Gölün boyutları: genişliği 2.5 km. ve derinliği ise, 40-50 metredir. Gölet bölgesinde piknik yapmak için gerekli alt yapı bulunuyor. Piknik masaları ve tuvalet mevcut.

Karabük Eflani Bostancı-Ortakçılar göleti

BOSTANCI-ORTAKÇILAR GÖLETİ

İlçe merkezine 3 km. uzaklıkta, Daday yolu üzerindedir. İlçe merkezine 3 km uzaklıktadır. Göletin ebatları: genişliği 1.2 km. ve derinliği: 25-30 metredir. Gölet ormanlık iki bölgenin arasındadır ve doğal güzellik sergilemektedir. Burada da, piknik yapmak için alt yapı tamamlanmıştır. Yörenin en çok tercih edilen göletlerindendir.

 

ULU YAYLA

İlçe merkezine 20 km. uzaklıktadır. Bu yolun büyük kısmı asfalt, kalanı ise stabilizedir. Yaylanın genişliği 3 km. olup, burada: her yıl 8 Ağustos tarihinde yayla şenlikleri düzenlenmektedir.

 

BEDİL YAYLASI

İlçe merkezine 10 km. uzaklıktadır. Yolun büyük kısmı asfalttır. Yaylanın kuzeyinde: 70-100 metre arasında değişen yüksekliklere sahip, kaya bloklar bulunmaktadır. Bu kaya üzerinden, tüm ova köyleri kuşbakışı görülebilmektedir.

Zaten, kaya blok üzerinden görülen bu manzara, büyüleyicidir. Buranın bir diğer özelliği: özellikle sonbahar aylarında mantar toplamaya gelen yerliler tarafından yoğun olarak tercih edilmesidir. Çünkü, yöreye özgü, muhteşem lezzetli bir “kanlıca mantarı” türü bulunuyor.

Karabük Eflani Cinoğlu Mağarası-Kaya Tüneli

CİNOĞLU MAĞARASI-KAYA TÜNELİ

İlçe merkezine bağlı Acıağaç köyünün 4 km kuzey batısındadır. Tamamen el yapımı olan mağara 2.5 metre yükseklikte ve 2.5 metre genişliktedir. At nalı şeklinde ve üstü tonozlu mağaranın ağzı, at nalı şeklindedir. Mağaraya girdikten sonra çoğu kazılarak tahrip edilmiş 130 basamaklı bir merdiven ve ardından temiz bir su çıkmaktadır, daha ileri gidilemiyor. 

 

ULUGEÇİT MAĞARASI

Ulugeçit köyünün 500 metre uzağındadır. Mağaranın girişi 1 metre ve yüksekliği 70 cm dir. Kapıdan içeriye girildiğinde ise, yükseklik 3 metreye çıkar, genişlik ise 4 metredir. 1945 yılında, 2’nci Dünya Savaşı sırasında, mağara sığınak olarak kullanılmak için yöre halkı tarafından temizlenmiştir.

Mağaranın 500 metre batısında, oval biçimde bir kaya tüneli vardır. Yine oldukça dar (75 cm yükseklik ve 60 cm genişlik) olan bu tünel de, 5 metre gidildikten sonra çökmeler nedeniyle daralır ve daha ileri gidilemez, nereye gittiği bilinmemektedir. 

 

Sinop Boyabat

Sinop Boyabat

Pirincinin nefaseti ile öne çıkan bu küçük İlçe’de: tarih meraklıları için, üzerinde bulunduğu kaya blokunun bir yeraltı şehri olarak kullanıldığı kalesi görülmeye değer

Sinop Boyabat

Boyabat: Sinop’un içi kısımlarında kalıyor. Nüfusunun büyük bölümü dışarıda yaşamaktadır. Yine de, Sinop ilinin en kalabalık ilçesidir.

 

PİRİNÇ

Boyabat’ın pirinci çok meşhur. Yol boyunca satılıyor, satın alabilirsiniz. Eylül ve Ekim ayları geldi mi: buraları pirinç telaşı sarıyor.

Tarladan ham şekilde toplanan çeltik (kabuğundan ayrılmamış pirinç): dövülerek, pirinç haline gelir ve tezgahlarda yerini alır. Mısır ve buğdaydan sonra, dünyada en fazla ekimi yapılan bir bitki.

Dünya nüfusunun yarısından fazlası için, beslenmede büyük önem taşıyor. Osmancık, baldo ve riba gibi çeşitleri var. Ama en meşhuru: kara kılçık. Verimi düşük olduğu için, bu türün ekimi az.

PANAYIR

Her yıl, Ekim ayının, ikinci Çarşambasında, bir hafta süre ile, panayır düzenlenir. Bu panayıra: çevreden birçok insan gelir.

Panayırın: 100 yıldan fazla mazisi olduğu söyleniyor. Uzun yıllardan bu yana: Şamlıların arazilerinde kuruluyor.

Boyabat ve çevresi için, ayrı bir anlam taşıyor. Çeltik hasadı yapılıp, ambara konulduktan sonra, köylüleri büyük bir sevinç kaplıyor.

Bu sevinçle, kasabaya indiklerinde, pazara gidenler, ekonomik güçleri oranında: alış-veriş yapıyorlar. Panayırda: pehlivan güreşleri başta olmak üzere, çeşitli oyun ve eğlenceler düzenleniyor.

Yakın köylüler: ailece şehre iner, hep beraber panayır yerine gider eğlenirler. Genelde: erkekler, alım-satım yaparlar. İşi olmayan kadınlar ve çocuklar ise, panayır alanına yakın yamaçlarda toplanırlar, kebap ve üzün yerler. Bu yamaçlar, panayır alanını seyretmek için ideal yerlerdir.

Ancak: günümüzde, panayıra, yerli halkın katılımı, her geçen gün azalıyormuş. Çünkü: ilçe, Büyükşehirlere göç veriyormuş.

YEMEKLER

SIRIK KEBABI

Bütün olarak kesilen kuzunun derisi yüzülür ve içi temizlenir. Uzunca bir sırığa, tam ortadan geçirilerek, özel olarak hazırlanmış, çöplerle kuzunun karnı dikilir. Ocakta yakılan ateşin başında çevrilerek pişirilir. Pişirilirken akan yağı bir kapta toplanır. Buna: serit adı verilir.

TARHANA

Bildiğiniz tarhana çorbası, ancak burada yapılanın lezzeti muhteşem.

PİLAV

Elbette, buranın pirinci çok meşhur. Bu meşhur pirinçten yapılan pilavı da mutlaka tatmalısınız.

ALIŞVERİŞ

Alışveriş düşünürseniz, Boyabat’tan ya pirinç yada el dokuması Boyabat Çemberi almanız gerek.

TARİHİ

Boyabat ve çevresi, eski bir yerleşim yeri olup: MÖ.600 yıllarında kurulmuş olup, şehrin eski adı: Germanipolis.

Boyabat yöresi: Danişment hükümdarı Gümüş Tekin tarafından Bizanslılardan alınıp, 1175 yılında, Selçukluların eline geçmiştir. Selçuklulardan da, 1309 yılında, Candaroğlu Süleyman Paşa alır.

Daha sonraki süreçte, Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılan Boyabat, Ankara Savaşından sonra, tekrar Candaroğullarının eline geçer. 1461 yılında, Fatih Sultan Mehmet, yöreyi yine ele geçirir.

İLÇENİN ADI

Boy: uzunluk, Abat: ova, anlamına gelir.

GEZİLECEK YERLER

Sinop Boyabat Kaya Mezarları

KAYA MEZARI

Boyabat-Kastamonu karayolunun 15. km. deki Salar Köyünün güneydoğusundadır. Kaya mezarına ulaşmak için, karayolundan ayrılarak, köy yoluna girilmesi ve bir süre ilerlenmesi gerekir. Yani: kaya mezarının bulunduğu alana, doğrudan ulaşan bir yol yok. Tarlalar içinden geçilerek yamaç yukarı yaya yolundan kısa bir yürüyüşle ulaşılıyor.

Köyün doğusunda ve yüksekçe bir kalker kayanın üzerinde bulunan Mezar: Gökırmak ovasına hakim bir tepededir. Köye adını veren “Salar” kelimesinin, “saray” kelimesinden geldiği ve sonra “salar” şekline dönüştüğü anlatılır.

Bu mezar: yaklaşık 200 metre yüksekliğindeki, kalker kayalara, oyularak yapılmış ve oldukça büyük. Ancak: büyük hasar görmüş durumda. Günümüzde ise, köy muhtarının sorumluluğuna verilmiş. Gittiğinizde: Salar köyünün muhtarından izin almanız gerek, yoksa mezarın bulunduğu yere çıkamazsınız.

Sinop Boyabat Kaya Mezarları

Kaya mezarının dış kısmı: dikdörtgen şeklinde. Boyu: 10 metre, yüksekliği 5 metre. Cephede: 3 sütun var. Boyabat çevresi ve tarih kitabında, bu sütunlardan dolayı “Direkli Kaya Mezarı” da deniliyor. Sütunlar: kare bir ayak üzerine oturuyor.

Sütunlar, alttan yukarı doğru daralan, silindirik bir yapıya sahip. Ayrıca: sütunların alt ve üst kısımlarında, iki kuşak var.

Her üç sütunun üzerinde: kabartmalar var. Bu kabartmalardaki, hayvan heykelleri diz çökmüş durumda. Bunlar: boynuz ve kulakları bakımından boğa hissi veriyorsa da, burun ve yüzlerine bakınca, bundan şüphe ediliyor.

Özellikle, burunda açılan oluk, beklide hiddet ve heybet ifadesi olarak yapılmış. Enli ve uzun kulakları, yandan yukarı kaldırılmış.

Bakana göre sağdaki hayvanın boynuzu kalkmış, diğeri bilinmeyecek hale gelmiş. Arkadan bakınca: kuyruklarının baş tarafının, alttan bacaklarının arasına sokulduğu görülüyor.

Mezarın üst kısmında: üçgen bir alınlık var. Üçgenin tepe noktasında: bir kartal kabartması bulunuyor. Ama bu parça, bulunduğu yerden kopmuş ve yere düşmüş durumda. Yerde bulunan bu kaya parçasının üstünde; kanatlarını açmış bir kartal ve aslan başı kabartması açıkça görülüyor.

Üçgenin sağ alt köşesinde: nöbet bekleyen bir aslan ve köşeler arasında ise, koşan bir aslan kabartması var.

Buradaki kabartmaların anlamları şöyledir: Aslanlar: Frigya’da olduğu gibi, mezar bekçisi olarak konulmuşlardır.

Yani: ölüye dışarıdan gelecek herhangi bir fenalığın defedilmesi için düşünülmüştür. Kartal: ruh kuşu olarak alınır. Mücadele sahnesi: dini bir anlam taşır. Bu konu da Ön Asya’da çok yaygındır.

Mezar odası kapısının: kapatma oyukları hala görülüyor ve kapının sol üst kısmında, mezara bakan bir ışıklık penceresi var.

Mezarın dışında bulunan alanlarda: kayalara oyulmuş basamaklar ve çeşitli kaya şekilleri var. Ayrıca, mezarın bulunduğu kaya blokunda: üstten girilen ve biraz aşağıya doğru ilerledikten sonra çıkılan basamaklı bir kaya tüneli var.

Kaya bloğunun bir kısmının ayrılması ile, tünelin bir kısmı açığa çıkmış durumda. Hala özelliğini koruyan bu yere, çevre köylüleri “şeytan basamakları” ismini vermişler.

Ayrıca: kaya mezarının bulunduğu kaya blokunun önünde, ovaya doğru çıkıntı yapan son bir tepe var. Bu tepenin üstünde, yöre insanlarınca “dilek ağacı” olarak isimlendirilen bir ağaç var. Ağaç, tepenin en üst noktasında.

Ağacın bulunduğu yerden, ovayı seyretmeye doyamazsınız. İnsana büyük zevk veriyor. Ancak: define avcıları: ağacın kökleri arasında define ararken, köklerin bir kısmına zarar vermişler.

Mezar anıtının: MÖ.7’nci yüzyılda, Paflagonya’lılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır.

Sinop Boyabat Kale ve Yeraltı Şehri

KALE VE YER ALTI ŞEHRİ 

Gökırmak vadisinde, karşılıklı, sarp iki kayalık tepeden biri üzerinde kuruludur. Kayaların doğal yapısına uygun olarak inşa edilmiştir. Aslında, kalenin bulunduğu tepenin çok ilginç. Çünkü: bu tepe, aslında bir yer altı şehrinin dış çeperleri.

Kalenin hemen batısından: nehir geçiyor. Bu nehir üzerinde: birbirine 70 metre mesafede, iki köprü var. Köprüden geçtikten sonra, köprülerin bulunduğu kısımdan kaleye çıkmayı denerseniz, dıştaki korkuluklardan belli bir kısma kadar çıkabilirsiniz, ondan sonrası hayır. Çünkü: kapalı.

Kaleye: bir de üstten giriş mümkün. Güneydoğu köşesinden, büyük yuvarlak kulenin yanındaki, küçük bir kapıdan sağlanır. Kale içinde gezinti tehlikeli, korumalıklara sıkı sıkıya tutunmayı sakın ihmal etmeyin. Evet: kalenin altı tam bir yer altı şehri. Toprakla dolu olan tüneller: Belediyenin katkıları ile temizlenip açılmış, ışıklandırılmış ve korkuluklar ilave edilmiş.

Sinop Boyabat Kale ve Yeraltı Şehri

Geç Roma, Erken Bizans dönemlerinde ait buluntular da, burada sergileniyor. Bugünkü haliyle. Osmanlı kalesi özelliklerini gösteriyor.

Ancak: eski kalenin temelleri, MÖ.6. yüzyılın başlarında, Paflagonyalılar zamanında atılmıştır. Eski temellerde, kale iç duvarının bir kısmında: Roma ve Bizans eserleri var. Yeni kalenin, bugünkü halinin, Osmanoğulları zamanında yapıldığı kesin. Ancak: kalenin kitabesi bulunmaması nedeniyle, yapılış tarihi kesin olarak bilinmiyor.

KIRKKIZLAR KAYASI

Kalenin karşısında bulunan “kırkkızlar kayası” ile ilgili bir efsane var. Kale ve Kırkkızlar kayası: önceleri bitişik ve büyücek bir kaya imiş. Bu kayanın üzerine: Boyabat kalesi yapılmış.

Günlerden bir gün: kalede yaşayanların düşmanları, kaleye saldırmışlar. Kalenin komutanı: kadın-kız, herkesi: kaleyi korumak için çağırmış.

Kaledekiler: topluca, kale çevresinde, düşmana karşı koymuşlar. Ancak: Kırkkızlar kayasının yönü; düşmanın kaleye girmesine daha uygun imiş.

Kale komutanı: düşmanın sayısının çokluğunu görünce: kalenin korunamayacağını anlamış.

Saldırıyı önlemek için: hemen kılıcını çekmiş ve kırkkızlar kaya kütlesine, tüm gücüyle vurmuş. Kaya: bir anda, ikiye bölünmüş.

Yarılan kaya arasından: bir çay akmaya başlamış. Ancak: kayanın karşı parçasında: 40 kız kendi başlarına kalakalmış ve ağlamaya başlamışlar.

Önlerinde düşman, arkalarında dik ve yüksek bir uçurum. Kızlar: kurtuluş ümidi kalmayınca: Allah’a yalvarmaya başlamışlar. “Allah’ım, bizi ya taş yap, ya kuş yap, kurtar”

Allah: dileklerini kabul etmiş ve kızlar, bir anda, orada taş oluvermişler. Bu nedenle, bu kayaya “kırkkızlar kayası” ismi verilmiş.

Sinop Boyabat Evleri

BOYABAT EVLERİ

Osmanlı dönemi, sivil mimarisi eserleridir. Ahşap malzeme ağırlıklı olarak kullanılmıştır. Ayrıca: Bağdati tekniği kullanılarak, dolgulu bir tür tuğla malzeme ile inşa edilmişlerdir. Bol miktarda pencere, ön cephede iki çıkma arasında ve üçgen alınlıkla son bulan kapı girintisi, ortak cephe özelliklerini oluşturmaktadır. Odalar: genel olarak oturma, yatma, yıkanma ve yeme-içme ihtiyaçlarına cevap vermek üzere tasarlandığı için, dolaplar ve ocaklar var.

BAZALT KAYA SÜTUNLARI

Sinop Boyabat Bazalt Kaya Sütunları

İlçe merkezine, 15 km. uzaklıkta, Kurusaray köyü civarında, Fındıklı mevkiindedir. 3 vadide bulunan Bazalt Kayalardan oluşan sütunların özelliği: 4,5 ve 6 köşeli oluşlarıdır. Yükseklikleri ise: 30-40 metre civarındadır. Yapılan araştırmalar sonucu: bu oluşumların, yaklaşık 3-5 milyon yıllık bir geçmişe sahip oldukları tespit edilmiştir.

Ankara Cepa Alışveriş Merkezi

Ankara Cepa Alışveriş Merkezi

Eskişehir yönünden, Ankara’ya gelen ziyaretçilerin, hemen şehre girişte, sol yanda dikkatlerini çekecek ölçüde büyük bir yapı var.

İşte, burası “Cepa” isimli alışveriş merkezi. İsim neden Cepa: bu ismin verilme sebebini 1 ay önce öğrendim, hem de bizzat isim sahibinden, Cepa ismi, soy isimden “Celepçioğlu” türetilmiş, bu güzel, çağdaş ve özellikle ziyaretçilerinin kalitesiyle yoğunlaşan alışveriş merkezini, gerçekten tam bir beyefendi insan yaptırmış.

Evet: burası, bence, Ankara’nın bugün için, en güzel alışveriş merkezlerinden biri, hatta en iyisi diyebilirim ve inanın tamamen tarafsız bir yorum, çünkü diğerlerini de çok iyi biliyorum, gezdim, gördüm.

Özellikle değerlendirmelerimi, dünya üzerinde 5 kıtada birçok ülke gezmiş, bu ülkelerdeki alışveriş merkezlerini de görmüş, gezmiş biri olarak aşağıda bulabilirsiniz.

Ankara Cepa Alışveriş Merkezi

ULAŞIM

Ankara-Eskişehir yolu üzerinde, 7’nci km. de bulunuyor. ODTÜ nün karşısında. Konum itibarıyla, çok kolay ulaşım imkanı var. ODTÜ ve Bilkent kavşakları arasında bulunan alışveriş merkezine, özel araçlarla rahatlıkla ulaşılabileceği gibi, civar bölgelerden toplu taşıma araçları ile maksimum 10 dakikada gelinebiliyor. Ama en büyük sorun: Eskişehir istikametinden Ankara’ya gelirken, Cepanın bulunduğu bölüme geçme sıkıntısı.

Ankara Cepa Alışveriş Merkezi

Toplu ulaşım araçlarını kullanacaksanız: Cepanın önünden yaklaşık 200 metre ilerleyerek üst geçidin bulunduğu yere gitmeniz gerekiyor. Oradan karşıya geçip; Kızılay istikametine giden dolmuşlara binebilirsiniz. Fazla beklemek istemiyorsanız, ODTÜ’nün önüne kadar yürüyüp, buradan daha bol ulaşım aracı bulabilirsiniz.

Özel aracınız ile gidecekseniz: Cepa’nın gerek önünde ve gerekse arkasında ve de kapalı bölümde otoparkları bulunuyor. Ön bölümden girerseniz: buradaki otoparkta yer bulamasanız, binanın sol yanından, arka bölüme ve kapalı otopark bölümüne ulaşabilirsiniz.

Aslına bakarsanız: otopark açısından pek sıkıntılı değil, yani yer bol. Özellikle: hafta içinde, kesinlikle otopark sıkıntısı yaşamıyorsunuz. Bu arada: kapalı otoparkın bir özelliği var. Her araç park yeri üzerinde, kırmızı ve yeşil küçük ışıklar var.

Bunlar: uzaktan bakıldığında, boş otopark yeri bulmanız açısından büyük imkan yaratıyorlar. Yani: ışık, altındaki otopark alanı boş ise, yeşil yanıyor, dolu ise kırmızı yanmakta. Uzaktan, yeşil ışıkları arayarak, boş otopark yeri bulmanız mümkün.

Ancak: kapalı otoparkta bir sıkıntı var. Çok miktarda, “Çıkış” tabelası kullanılmış, bu tabelaları karıştırdığınızda, dışarı çıkabilmek için uzun süre dolaşmanız gerekiyor. Son bir not, kapalı otoparkta, aracınızı bıraktığınızda, otopark bölüm numarasını mutlaka kafanıza bir yere yazın, yoksa dönüşte, uzun süre aracınızı bıraktığınız yeri aramak zorunda kalabilirsiniz.

Cepaya özel aracınız ile gelirken: Eskişehir yolundan ilerleyip, binanın ön bölümünden otopark alanına girebilirsiniz. Ama: size daha rahat bir ulaşım istikameti belirtmek istiyorum. Şöyle ki: Eskişehir yolunda ilerlerken, benzinlikleri geçtiğinizde, İstanbul istikametine sapıp, yaklaşık 300 metre sonraki ışıklardan, sola döndüğünüzde, Cepanın arka bölümüne, Bauhaus market önüne çıkacaksınız. Buradan, Cepaya ulaşmak daha rahat ve otopark bulmak daha kolay.

GENEL ÖZELLİKLERİ

Evet: Cepa: Celebcioğlu Şirketler Gurubuna ait bir yapı. 53 bin m. karelik arsa üzerine kurulmuş. İnşaata Kasım 2005 tarihinde başlanmış ve 22 aylık bir süre sonunda, tamamlanarak, 24 Ağustos 2007 tarihinde hizmete açılmış. Yatırım maliyeti: 148 milyon dolar.

Ankara Cepa Alışveriş Merkezi

Alışveriş merkezinin aydınlatılmasında: gün ışığından yararlanılması esas alınmış. Yani: bol miktarda cam ile kaplanmış açık alan var. Bu da elbette, mekana ferah bir hava vermiş. Ayrıca: burada, Türkiye’nin ilk renkli spektrumlu dış cephesi var.

Ön cephenin hava karardığında değişmeye başlayan renkleri, kafelerin bulunduğu en üst katın kubbemsi tavanına da yansıyor. Ara ara konuşlandırılmış küçük ışıklar da, eş zamanlı olarak renkleniyor.

Yapı: yatay dikdörtgen prizma şeklinde yapılmıştır. Birinci kat ve ikinci katlarda, ana giriş yönünde mağazalar, arka bölümde ise, iki kat yüksekliğinde hipermarket var. Üçüncü katta: hazır yemek üniteleri ve restoranlar ile eğlence bölümü ve sinemalar tasarlanmıştır.

Ankara Cepa Alışveriş Merkezi

Mimari çizgisiyle yeni bir kentsel simge oluşturmak ve iç mekan zenginliği ile rahat ve keyifli vakit geçirilebilecek bir merkez yaratılması amaçlanmıştır.

Ferah bir yer. İnsanlar içeride daralıp bunalmıyor. İçeri girdiğinizde: kafanızı kaldırıp tavana bakarsanız, içinizde garip bir duygu oluşuyor. Sanki; devasa bir cami ve kubbesi gibi bir görüntü var. Yani: muhteşem yüksek ve kubbemsi bir iç tavan görüntüsü yaratılmış.

Bu giriş bölümünde: zaman zaman sergiler yapılıyor. ( örneğin: ayakkabılar sergisi, oyuncak arabalar sergisi, resim sergileri gibi) Bu sergiler: insanlar tarafından genellikle ilgi çekici oluyor. Yani: yalnızca bir alışveriş merkezi olmanın yanında, bu tür sosyal faaliyetlerin yapılması da olumlu.

Ankara Cepa Alışveriş Merkezi

Mağaza çeşitliliği ve konumlandırılması mükemmel. Örneğin: ayakkabıcıların çoğu, yan yana konumlandırılmış. Bir de alanlar oldukça geniş ve yüksek tavanlı olduğu için, kalabalık pek fazla algılanmıyor.

Evet: en alt kattan, zemin kata ulaşan yürüyen merdivenler; basamaklı değil. Diğer katlar arasında ise, basamaklı yürüyen merdivenler var. Bunların avantajı: aynı hizada olması. Yani: yürümeden, aynı bölümdeki yürüyen merdivenleri kullanarak, en üst kata kadar ulaşabiliyorsunuz.

Diğer alışveriş merkezlerinde, insanların mağazalar arasında dolaşmalarının sağlanması için, yürüyen merdivenler, birbirinden farklı bölümlere konulmuş ve bir üst kata çıkmak için, alışveriş merkezi içinde bir hayli yürümek gerekirken, burada böyle bir sıkıntı yok. Asansörler ve yürüyen merdivenler, aynı bölümde bulunuyor.

Ancak: yürüyen merdivenlerin, yan bölümlerinde ve aşağıda, her hangi bir koruma önlemi yok. Sakın aşağıya bakmayın, uzay mekiğine asansörle çıkar gibi hissedebiliyorsunuz.

Evet, en üst kata çıktınız: muhteşem bir teras sizi bekliyor. Belki de, Ankara sınırları içinde görebileceğiniz en mükemmel manzaralardan biri (ODTÜ ormanları ve Bilkent manzaralı) ile karşılaşacaksınız. Yemek bölümü ve sinemaların bulunduğu bu bölümde: bir balkon olması çok güzel.

Ancak, bu güzel balkonun yarısının, bir kafe tarafından işgal edilmiş olması da o ölçüde saçma. Yine de: bu balkonda, mutlaka manzara seyretmenin keyfini yaşayın, olmasa bir sıcak çikolata içmeyi de deneyin.

 

ALIŞVERİŞ

Cepada: bir hipermarket (Carrefour Sa: Ankara’nın en büyük ve Türkiye’nin ilk, iki katlı Carrefour marketi.

14 bin metre karelik alanda, 500 personel, 46 kasa ile hizmet veren markette, 50 binden fazla ürün çeşidi bulunuyor. ), 1 yapı market (Bauhaus: 15 bin metre karelik alanda, Ankara’nın ilk Bauhaus marketi ), 11 Büyük Mağaza zinciri halkası (Boyner, D-R, Esse, Joker, Koton, LcWaikiki, Mango, Mudo, Nezih, Teknosa), birçok Bay-Bayan giyimi mağazası, 5 spor giyim (Adidas, Billabong, Fenerimu, İntersport, Nike).

Bunların dışında: Bebe-Çocuk giyimi, İç giyim, mayo, Optik, Saat, Takı, Aksesuar, Kuyum, Mücevherat, Elektronik ve İletişim alanında, birçok mağaza bulunuyor.

Ayrıca: 4 banka (Akbank, Garanti bankası, İş bankası, Ziraat bankası) şubesi ve birçok bankanın ATM bulunuyor.

Ankara Cepa Alışveriş Merkezi

YEMEK BÖLÜMÜ

Alışveriş merkezinin en üst katındaki yemek katı: gerçekten Ankara’daki alışveriş merkezleri arasında, en iyisi.

Toplam: 12 tane firma tarafından: fast food hizmeti verilmekte. Yiyeceklerde, çeşitlilik yaratılmış olup; gerek pizza, gerek hamburger ve gerekse diğer lezzet çeşitleri var. Bunun dışında: 17 tane restoran faaliyette bulunuyor. Ayrıca: kafeler var. Yani: her türlü damak zevkine uygun yiyecek ve içecek bir şeyler bulmak mümkün.

Özellikle: bazı restoranların ikinci katlarının bulunması, yanınızdan geçip giden insanlar olmadan, sakin bir şekilde yemek yemeniz için olanak sağlıyor.

SİNEMA

Alışveriş merkezinin en üst katında: AFM Sinemaları bulunuyor. Sinemaları: konforlu salonları, görüntü ve ses kalitesini garanti altına alan ileri teknoloji olanakları sunuyor.

10 salon ve 1889 koltuk var. Sinemalar: Autoban tarafından dizayn edilmiş. Şık fuayesi ve son teknoloji ürünlerle donatılmış salonlar cidden çok güzel. Salonlara, en kaliteli ve etkili ses ve görüntü standardı olan: THX sistemi konulmuş.

Ünlü sinema ustası George Lucas’ın geliştirdiği; görüntü ve ses kalitesini garanti altına alan bu teknoloji sayesinde, izleyiciler filmi, yönetmenin tasarladığı şekliyle izleyebiliyorlar. THX donanımlı salonlar, Türkiye’de yalnızca AFM sinemalarında var.

SONUÇ

Cepa; ulaşımın kolay olduğu, park yeri probleminin bulunmadığı bir yer olması nedeniyle avantajlı. Buraya gittiğinizde: aradığınız her türlü objeyi bir çatı altında bulabilmenin rahatlığını yaşayacaksınız.

Özellikle: Bauhaus bölümünden yapıya girip, burayı da gezdikten sonra, üst katlara çıkabilirsiniz. Üst katlarda: mekan o kadar ferah ki, gerçekten sıkılıp bunalmadan gezinme şansınız var. Koridorların arasında: gerek kafeler ve gerekse yapıya ait oturma yerleri oluşturulmuş.

Yorgunluk gidermek için birebir. Her katta, bol miktarda ve temiz tuvaletler bulunuyor. Yürüyen merdivenler ve asansörün aynı bölümde bulunması avantaj. En üst kata çıktığınızda:yemek bölümünün kalitesi ve çeşitliliği ve yerleşimi çok güzel. Terasta; şehir manzarası harika. Evet, tüm güzellikleri bir arada bulabileceğiniz bir yer.

Son olarak: Cepa’ya mutlaka gidin, hoş ve güzel zaman geçireceğiniz kesin. Burası: sizi, bir tam gün veya en azından yarım gün rahatlıkla meşgul edebilir.

Cepa’nın hemen yanında yapılan “Kentpark” ve birkaç kilometre ilerideki “Gordion” ve diğer yapılmakta olan alışveriş merkezleri açıldıktan sonra da, Cepa’nın tercih edilirliği azalmadı, hala yoğun ve özellikle yakın çevrede oturanlar tarafından tercih ediliyor.