Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Ulaşımın kolaylığı, uygun iklim koşulları, tarihi zenginlikler, doğal güzellikler ve pırıl pırıl kumsalı ile, masmavi denizi, yaz tatilini geçirmek isteyen turistler için, bulunmak imkanlar yaratan avantajlardır.

ULAŞIM

İstanbul iline 90 km. ve Tekirdağ iline ise, 38 km. uzaklıktadır. Çorlu’ya ise, 28 km. uzaklıkta. Silivri’ye ise: 35 km. uzaklıkta.

Marmara Ereğlisi’ne: İstanbul ve Tekirdağ’dan, E-5 ve E-25 karayollarını kullanarak, kısa sürede ulaşmak mümkün. Tekirdağ yolunu takip ederek, 1 saat 15 dakika gibi kısa bir sürede, Gümüşyaka ve Botaş’ı geçtikten sonra, Marmara Ereğlisi sapağından girebilirsiniz.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

NE YENİR, NE İÇİLİR

Marmara Ereğlisi sahilleri, balık türleri bakımından oldukça zengin. Karadeniz, Boğazlar, Marmara ve Ege balıklarının göç yolları üzerinde bulunan kıyılarda: tekir, uskumru, sinarit, levrek, sardalya, lüfer, çinekop, fener, mezgit, dil balığı gibi balıklar bulunuyor. Sahil bandı üzerinde bulunan balıkçı lokantalarında: balık çeşitleri yanı sıra: kalamar, midye tava ve deniz ürünü çorbaları deneyebilirsiniz.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Balık sevmeyenler ise, Tekirdağ’ın ünlü köftesini tercih edebilirler. Ayrıca: yanında piyaz öneririm.

GENEL

Marmara Ereğlisi, Trakya kıyılarında, Marmara’nın içine doğru uzanan bir burnun ucundadır. Daha ilk bakışta, göze çarpan iki önemli özelliği vardır. Bunlardan ilki: doğusunda yer alan ve çapı 1600 metreye yaklaşan ve daireye yakın, güzel tabii bir koydur. Öteki kıyıları, sellerin ve akarsuların taşıdığı topraklar ile yüzyıllar boyunca sığlaşmıştır. Kıyı boyunca, genellikle doğal kumsallar bulunuyor. Kıyı çizgisinden sonra, 20 metreye kadar yükselen, iki kıyı taraçası var. Daha geride ise, 100-150 metre yüksekliklere ulaşılıyor.

Evet, Şarköy’de olduğu gibi, burası da Marmara denizindeki deprem fay hattının çok yakınında. Bu nedenle: depreme hassas bir bölge. Özellikle, Marmara Denizinin batı kısmında, Tekirdağ ve Marmara Adası arasındaki “Batı Marmara çukuru” diye adlandırılan bölgede meydana gelen depremler, buradan hissedilmekte. Çünkü: bu bölge, yani deprem bölgesi, Marmara Ereğlisi’ne, yalnızca 24 km. uzaklıkta. Bu nedenle, buraya gidecek ziyaretçilerin, depreme karşı her zaman bilinçli ve tedbirli olmaları gerekiyor.

Marmara Ereğlisi gezinizde: bölgeden satın alabileceğiniz ürünlerin başında: Tekirdağ rakısı, bölgeye özgü ve mevsiminde ancak bulabileceğiniz: Barbaros, Hasanbey ve Kırkağaç karpuzu en başta gelir. Bundan başka, Haziran ayının ilk haftasında yapılan kiraz festivalinde, görücüye çıkan kirazları ve süt ürünlerini de unutmamak gerekir.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Kumbağ-Barbaros arasındaki alanda yetişen karpuza, Türkiye’de, yalnızca burada rastlanılıyor. Arazinin meyilli olması nedeniyle, ovada yetişen karpuz, içi aşırı su depolayan tatsız, et karpuzu olmuyor. Barbaros karpuzu olarak da anılan bu tür karpuzu, meraklıları, ticari kaygıdan uzak, tat için yetiştiriyorlar. Tam küresel şekilli, dış kabuğu koyu yeşil damarlı, ince beyaz iç çeperli, yenen kısmının bayrak kırmızısı renginde, yeterince olgunlaşınca bıçağa dokunur dokunmaz kendisi patlıyor.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Toplam 32 km. sahil şeridi vardır. Plaj niteliğindeki kumsal yapısı, kısmen de yar niteliğinde sahil yükseltileri mevcuttur. Bu sahil şeridinde: birçok otel, lokantalar, bar, kafeteryalar, diskotek, kamping yerleri, halk plajları bulunuyor.

Şehir merkezinde mevcut 3 iskele ve liman tesisinde, yük gemileri için yeterli hizmet veriliyor. Liman tesislerine; orta ve daha büyük ölçekli, çeşitli yük gemileri yanaşıp yükleme ve boşaltma yapabiliyorlar. İskele, daha çok akaryakıt yükleme ve boşaltma işlemleri yapılıyor.

Marmara Ereğli’sinde, Belediye Eğitim ve Dinlenme Tesisleri ve bunun yanında, birçok otel ve pansiyon, konaklamak için uygundur. Ayrıca: burada, Askeri bir kamp da bulunmakta. Elbette, yalnızca askeri şahıslar ve yakınlarının girebiliyor olduğunu sanırım söylememe gerek yok.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Marmara Ereğlisi’nde, 2005 yılından bu yana, her yıl kutlanan ilçe kurtuluş şenliklerine ilaveten: her yıl Ağustos ayında “Karpuz Festivali” de düzenleniyor.

TARİHİ

İlçenin tarihi, Bizans’a dayanır. Eski adı: Perinthos’tur. MÖ.600 yılında, Samos’lu kolonistler tarafından kurulmuştur. Ayrıca: deniz kenarında; MS.3’ncü yüzyıla ait, kaya mezarları bulunmaktadır. Perinthos adı, tarihi süreç içinde, Heraklia olarak değiştirilmiştir. Osmanlı Türkleri, Heraklia’ya, Ereğli demişlerdir. Diğerleriyle karışmaması için de, Marmara Ereğlisi olarak isimlendirilmeye başlanır. Bildiğiniz gibi, ülkemizde: bundan başka yani Marmara Ereğlisi yanında, Karadeniz Ereğlisi ve Konya Ereğlisi de bulunuyor.

Fatih Sultan Mehmet, Ereğli’nin gelirini, İstanbul’daki imarethaneye vakfetmiştir. Cedid Ali Paşa, fırtınadan kurtularak geldiği Ereğli’ye, bir cami yaptırır ve çok beğendiği bu yere, gelip yerleşecek olanlara da kolaylık sağlanacağını duyurur. Böylece: ilk Ereğli halkı oluşmaya başlar.

GEZİLECEK YERLER

Tekirdağ Marmara Ereğlisi Sahilde açık hava müzesi
Tekirdağ Marmara Ereğlisi Sahilde açık hava müzesi

 

Tekirdağ Marmara Ereğlisi Sahilde açık hava müzesi

SAHİLDE AÇIK HAVA MÜZESİ

Marmara Ereğlisi şehir merkezine girdikten sonra, sağ taraftaki yollardan sahile çıkın. Daha sonra, aracınızla 200 metre sonra sola doğru sahilden gidin. Gideceğiniz yolun, ne yazık ki yola benzer tarafı yok. Çünkü, yol, inşaat artıkları, molozlar ve her türlü yıkıntıyla kaplı, ama yılmayın, yola devam edin. Eğer doğa oluşumlarına meraklı iseniz, bana hak vereceksiniz. Bir süre sonra, aracınızı park edeceksiniz. Sonra kıyıdan yürüyüşe başlayın. Kısa süre sonra, eşini çok az yerde görebileceğiniz kayalarla karşı karşıya geleceksiniz.

Sahil şeridinde meydana gelen enteresan kaya yapısı, kendinizi uzayda, başka bir gezegende hissetmenize neden olacak. Evet, bu kaya yapısı, sahilde, binlerce yıldır meydana gelen dalgaların yarattığı değişik ve orijinal şekilli kayalar.

Açık hava müzesi görünümündeki bölgede, bu şekilli kayalara: halk arasında, “Kına Taşı” deniliyor. Ördek kafası, köpek, kaplumbağa veya tekerlek şekilli taşların yanında, güngörmez mağarasında görülebilen dehliz ve galeriler, dikkati çekiyor. Sanki, başka dünyadan bir kısım varlıkların, gelip de buralarda bir şeyler yaptıklarını düşünmemek elde değil. Ancak, başta da söylediğim gibi, buraya ulaşım biraz zorlu. Özellikle, yanınızda mutlaka yürüyüş için uygun ayakkabı bulundurmayı unutmayın. Çünkü, Marmara Ereğlisi Belediyesi, burayı turistik hedefli olarak düzeltip insanlara göstermek yerine, hiçbir çalışma yapmamayı tercih ediyor. Sanki, bu yüzden de, her şey doğallığı ile duruyor.

Ama, buraya geliş-gidişi belirleyen bir tabela konsa, sahil bir miktar düzeltilse, küçük şirin çay bahçeleri yapılsa, Marmara Ereğlisi’ne, gerek Türkiye’den ve gerekse yurt dışından gelen turistlerin sayısı hızla artabilir.
Ancak, Belediye, hem antik kentin üstüne her türlü yükseklikte evlerin yapılması için imar izni vererek, buraları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Öyle bir yer ki, Marmara Ereğlisi’nde, neresi kazılsa, altından tarihi eser çıkıyor. Marmara Ereğlisi’nin altında çok büyük bir tarih hazinesi şehrin kalıntılarının bulunduğu kesin.

DENİZE GİRİLEBİLECEK YERLER

Ne yazık ki, Marmara Ereğlisi kıyı hattı, neredeyse, kesintisiz yazlıklar ve sitelerce kuşatılmış durumda. Otel, motel ve pansiyonları ile seçenekler olsa da, denize girecek yerler ne yazık ki kısıtlı. Kıyılar; yerleşim yerleri tarafından kuşatılmış. Marmara Ereğlisi askeri kampında yer alan plaj ise, yalnızca ordu mensupları tarafından tercih edilmekte ve kullanılmakta. Zaten: askeri şahıs ve yakınlarının dışında buraya girilmesi de mümkün değil. Bu seçenek azlığına rağmen, civarda yaşayanlar, Tekirdağ’a doğru uzanan kıyı boyunca, tabiri caizse, denize girebilecek yer buldukları noktadan, fırsatı değerlendirmeyi tercih ediyorlar.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi Yeni Çiftlik

YENİ ÇİFTLİK

Yoğun yazlık sitelerin dar kıyı çizgisinin; hemen ardına. Denize girmek için kısıtlı olanaklar sunuyor, ama yine de, özellikle hafta sonları yoğun kalabalıklar birikiyor. Belli zamanlarda yoğunlaşan insan baskısının yanı sıra, alt yapısı oturmamış. Bu sebeple, deniz bir çok noktada istenilen düzeyde temiz değil.
Zaten: 2009 yılında, Tekirdağ kıyıları boyunca yoğunlukla görülen “zehirli deniz anaları” sebebiyle, 2009 Haziran’ından bu yana, tatilciler, denize pek rahat giremiyorlar.

PERİNTHOS ANTİK KENTİ

Tarihi Marmara Ereğlisi’nin üstünde bulunduğu antik kentteki kazı çalışmalarında: mermer mezar taşları, kilise kalıntıları, hipodrom yeri ve dehlizler görülebilir. Ancak, günümüzde, burası yabani otlarla kaplı, bu manzara otlar arasından zorlukla görülebiliyor.

Tarihi, İstanbul kadar eski olan Perinthos antik kentindeki kazı çalışmalarında, henüz yüzeysel temizlik çalışmaları yapılmış olmasına rağmen, toprak altında Efes antik kenti kadar önemli kalıntıların olduğu belirtiliyor. Umarım, bu tarih hazinesine gerekli önem verilir, definecilerden önce, gerekli yasal kazılar yapılır ve çıkarılan eserler, Müzelerde tüm insanların ziyaretine açılır.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

SONUÇ

İstanbul’a yakın. Ulaşımı kolay. Hafta sonu için uygun. Özellikle: İstanbul ve çevresinde yaşayanlar için, sakin bir tatil yeri. Her ne kadar kalabalık olsa da, yakın çevrede, zaten bir anlamda kalabalık olmaması, sakin kalması imkansız bir yer, tüm tatil yerleri gibi, yoğun yazlık konut ve tatil siteleri var. Yine de, söylediğim gibi: kısa süreli tatillerde, İstanbullular için bir değişiklik, değişik bir hava almak için, uygun ve rahatlıkla gidilebilecek bir yer. İyi tatiller.

Çankırı

Çankırı: Ankara’ya yakın olması büyük avantaj, Ankara-Kastamonu karayolu üzerinde. Tarihi ve turistik özellikleri çok fazla öne çıkmayan ve hatta, Müzesi, ziyaretçi azlığı nedeniyle ücretsiz gezilebilen şirin bir ilimiz.

ULAŞIM

Çankırı-Kastamonu arasındaki uzaklık: 114 km. Çankırı-İnebolu arasındaki uzaklık: 151 km. Çankırı-Karabük arasındaki uzaklık: 195 km. Çankırı-Ankara arasındaki uzaklık: 131 km. Çankırı-İstanbul arasındaki uzaklık: 497 km.

TARİH

Yörede yaşayan ilk yerleşimciler: Hititler, Luvile ve Arzavılilardır.

MS.5.yüzyılda, Gangra ismiyle bilinen Çankırı yöresi: Roma’nın Galatya vilayetine bağlanır. Galatya vilayetinin kralı: Deitaros. Deitaros: Roma imparatoru Sezar’ın öldürülmesi olayına karıştıktan sonra, MS.41 yılında, bölgeye döner ve Anadolu toprakları üzerindeki Roma egemenliğinin önemli bir şahsiyeti olmuştur.

Çünkü, hakimiyet kurduğu bu topraklarda, kent yapılaşması ve tarımın gelişmesinde önemli katkıları olmuştur.

Daha sonra, bölgede Bizans hakimiyeti görülür. 1082 yılında ise, Türkler, bölgeye gelmeye başlarlar. 1082 yılında, Emir Karatekin, Çankırı yöresini, Bizanslılardan ele geçirir. Bölgede uzun süre egemenlik sürdüren Emir Karatekin’in türbesi, günümüzde Çankırı şehrindedir.

1471 yılında, Fatih Sultan Mehmet, Candaroğulları Beyliğini ortadan kaldırarak, yöreyi, Osmanlı topraklarına katar.

Evet, tarihi süreç, özetle böyle. Malum, bizim amacımız Çankırı’nın gezilecek yerlerini anlatmak.

Çankırı

GENEL

İl merkezinin, denizden yüksekliği: 720 metredir. Yöre; yüzde 60 oranında dağlık ve yüksek tepelerden oluşan bir coğrafya üzerinde kurulmuştur.

Yörede: karasal iklim şartları hüküm sürmektedir. Kışlar serin, yazlar ılık geçmektedir.

İl’in ekonomik yapısı: tarım, hayvancılık ve madencilik sektörüne dayanmaktadır.

NE YENİR

Çankırı il merkezi ve çevresinde yemenizi önereceğim yöresel tatlar: yaren güveci, mantı, yağlı gözleme olabilir.

GEZİLECEK YERLER

Çankırı

ÇANKIRI MÜZESİ

Müze: şehir merkezinde, Atatürk Bulvarında, Kültür Merkezindedir. Müze, Ağustos 1981 tarihinden bu yana, kültür merkezinin ikinci katında bulunmakta olup 2 teşhir salonu, depo ve bürolardan oluşmaktadır.

Müzede, Arkeolojik ve Etnografik eserler, birlikte sergileniyor. Toplamda, çeşitli dönemlere ait, 19.000 civarında eser bulunduğu ve bu eserlerin 2.000 kadarının arkeolojik ve 1.200 kadarının Etnografik ve 16.000 kadarının ise sikkelerden oluştuğu biliniyor.

Arkeolojik eserler: Bu bölümde: Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli eserler ve sikkeler sergileniyor. Sergilenen eserler arasında bulunanlar: cam, boncuk, bronz aletler, süs eşyaları, cam gözyaşı şişeleri, koku şişeleri, tıp aletleri, kandiller, iğneler, yüzükler, çeşitli heykel parçacıkları var.

Etnografik eserler ise, Çankırı ve çevresinden toplanan çeşitli dokumalar, el işlemeleri, hat sanatına ait eserler, baskı kalıpları, çeşitli kıyafetler, silahlar, süs eşyaları ve günlük hayatta kullanılmış eserler.

Salonun orta bölümünde: Kurtuluş savaşında, cephane taşıyan tarihi bir kağnı var. Binanın dış cephesindeki boşluklarda ise, Hitit dönemine ait aslan heykelleri, Roma dönemine ait aslan heykeli, mezar stelleri, mil taşları, sütun kaideleri ve başlıkları bulunuyor.

Fosiller: Çorakyerler mevkiinde yapılan kazılar sonucu, 8 milyon yıl öncesine ait fosiller bulunmuştur. Fil, gergedan, koyun, keçi, domuz, geyik, zürafa fosilleri: Çankırı Müzesinde özel bir bölümde sergileniyor.

Çankırı

TAŞ MESCİT

İl merkezinde, Selçuklulardan kalma en önemli yapıdır. Yapı: iki ayrı kısımdan oluşmaktadır. Şifahane denilen kısım: Çankırı Atabeyi Cemaletten Ferruh tarafından, 1235 yılında yapılmıştır. Daha sonra, buraya, 1242 yılında, başka bir kısım ilave edilmiştir.

Yapıda en göze batan ve dikkat çeken özellik: yapının üzerinde bulunan iki figür.

Birinci figür: 100 x 25 cm. ölçülerinde olup gövdeleri birbirine dolanan, iki ejder/yılan motifi var. Bu motifin: günümüzde kullanılan “Tıp Sembolü” olduğu biliniyor.

Ancak, ne yazık ki bu sembolün orijinali kaybolmuş veya daha açık bir ifade ile çalınmış ve yerine, aslına uygun olarak günümüzde yenisi yapılmıştır.

İkinci figür: bu, yöre halkı tarafından “su içen yılan” olarak da biliniyor. Bu figür: bir heykel görünümünde. Gözenekli taştan yapılmış olan parça: kupa şeklindedir. Gövdesine bir yılan sarılıyor ve üst kısmında uzantı yaparak sonuçlanıyor.

Bu motif ise, günümüzde “Eczacılık Sembolü” olarak kullanılıyor ve orijinali, halen Çankırı Müzesinde sergileniyor.

İMARET CAMİSİ

İl merkezindedir.

Kitabesinde, Candaroğlu Kasım Bey tarafından, 1397 yılında yaptırıldığı bilinmektedir.

Yapı: moloz taştan yapılmış olup, mimari olarak, yüksek değer taşımıyor. Minaresi, yıkılma tehlikesi göstermesi üzerine, yakın zaman önce sökülmüş.

ÇANKIRI KALESİ

Şehir merkezinin kuzeyinde, küçük bir tepe üzerindedir. 100 x 200 metre ölçülerindeki kale, yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. 1830 yılına kadar işlevini sürdürmüş ve 1847 yılında yine kalabalık bir yerleşim yeri olarak bilinmekte ise de, aynı yıl ortaya çıkan kolera salgını nedeniyle, halk, kale bölgesini terk etmiştir. Daha sonra, kale, sürekli olarak  tahribata uğramıştır.

İlk olarak Hititler döneminde: MÖ.1200 yıllarında, Mitridadet tarafından yaptırıldığı tahmin edilen kale yapısından, günümüze sadece birkaç sur kalıntısı ayakta olarak gelebilmiştir. Bu surlar: moloz taş ve tuğla karışımı olarak örülmüştür. Kapısı: doğu yönündedir. Kaleye ulaşım: doğu ve kuzey yönlerindendir.

Kalenin bulunduğu yerin yüksekliği: yaklaşık 150 metre civarındadır. Kale bölgesi geçmiş  dönemlerde ağaçlandırılmış ve günümüzde bir mesire yeri olarak da kullanılmaktadır.

Ancak, tarihi kalıntı görmek isterseniz, kale kapısı tarafındaki duvar kalıntısı, kale içinde: kaya mezar, iskan kalıntıları ve pişmiş toprak kap parçaları ve Çankırı Fatihi Emir Karatekin Bey’in türbesi var. Kendisinin, 1106 yılındaki Haçlı seferlerinde öldüğü sanılıyor.

Türbe: Danışmentliler döneminden yani 14.yüzyıldan günümüze kalmıştır. İçinde, 4 adet sanduka görülüyor. Bunlar: kendisiyle birlikte eşi ve iki çocuğudur. Türbe yapısının mimari özelliği önemli  değil, ancak Karatekin Bey’in Çankırı fatihi olması önem kazanıyor.

Ayrıca, Çankırı yöresinde, günümüze kadar gelebilen tek Danışmentli eseri olmasıyla da önem kazanıyor.

Tüm bunların yanında, kale içinde, aşağıya doğru inen 45 metrelik bir dehliz var. Dehlizin sonu, toprak ve molozlarla dolduğundan, tam olarak nereye gittiği bilinmiyor.

ORMAN FİDANLIĞI MESİRE YERİ

İl merkezine 5 km. uzaklıkta, Çankırı-Kastamonu karayolu üzerindedir.

Burada daha önce bataklık olarak bulunan alan üzerinde: çeşitli tesisler yapılmış olup, mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Çevrede ise, özellikle çam olmak üzere, birçok ağaç ve süs bitkileri var.

Ayrıca, dört adet suni göl var. Bu göllerde: sazan balığı yetiştiriliyor. Yani, olta balıkçılığı yapmak mümkün. Ayrıca: mesire yerinde, karaca, kurt, tavşan, pekin ördeği, kaz ve benzeri küçük hayvanlar yetiştiriliyor.

Çankırı

BEŞDUT KAYA MEZARLARI

İl merkezine bağlı, Beşdut köyündedir. Derenin iki yanındaki kayalara oyulmuştur. Bu iki kaya mezarından, bir tanesi sütunlu, diğeriyse sütunsuzdur. Yan yana bulunan bu iki mezar yapısının, MÖ.6’ncı yüzyıldan kaldığı düşünülmektedir.

Sütunlu mezar: 10 metre genişliğinde, 2 metre yüksekliğindedir. Yuvarlak sütunlar, kaidesizdir. Duvarlar ve tavan düzdür.

Sütunsuz mezar: 8 x 10 metre ölçülerindedir. Girişten, doğruca mezar odasına geçilmektedir. Duvarlar ve tavan düzdür.

Kastamonu tanıtımı.

İnebolu tanıtımı.

Karabük tanıtımı.

 

Çankırı Atkaracalar

Çankırı Atkaracalar

Sanırım ülkemizdeki ilginç yerlere meraklı olan duymuşlardır; “asker balıklar” burada, ayni Atkaracalar ilçemizde. İlginç özellikleriyle öne çıkan bu balıkları, mutlaka görmelisiniz. Yakınlardan yolunuz düşerse, mutlaka zaman ayırın, gerek doğal güzellik ve gerekse balıkların ilginç özellikleri, kısa da olsa zaman ayırmanız gerek.

ULAŞIM

Atkaracalar ilçesine ulaşım zor değil. Çünkü: İstanbul-Tahran bağlantısını sağlayan E-80 karayolu, Çerkeş ilçesi ve takiben Atkaracalar ilçesinin hemen kıyısından geçerek ilerliyor.

Ayrıca: Zonguldak-Çankırı demiryolu da ilçe merkezi yakınlarından geçmektedir.

İlçenin, il merkezi olan Çankırı’ya olan uzaklığı: 105 km. dir. Atkaracalar-Kurşunlu arası uzaklık: 18 km. Atkaracalar-Çerkeş arası uzaklık: 16 km. Atkaracalar-Kızılcahamam arası uzaklık: 70 km. Atkaracalar-Ilgaz arasında uzaklık: 53 km.

TARİH

Atkaracalar isminin ortaya çıkışı: Sultan IV. Murat, Bağdat seferinden İstanbul’a  dönerken: Çorak ovasında karargah kurulur. Bunu duyan yöre halkı: süvari askerleri öncülüğünde, padişahın bulunduğu yere giderler. Padişah IV. Murat, süvarileri görünce, “burada asker mi var” diye sorar.

Bunun üzerine, yöre halkı “hayır, burada asker yok, burada Karaca halkı yaşıyor, ama burada çok iyi at yetiştirilir”  derler. Sultan IV. Murat: “bundan böyle buranın adı Atkaracalar” olsun, bundan böyle sefere giderken, atlarımızı burada değiştirelim” der.

Evet, Atkaracalar, 1927 yılına gelindiğinde, Belediye statüsüne kavuşur. Sonuç olarak: bölgenin tarihi çok eskilere dayanmıyor.

GENEL

Atkaracalar ilçesinin bugün bulunduğu yer, önceden boş bir araziymiş. Ancak, bu boş arazinin çeşitli yerlerinde, mezra şeklinde yerleşimler varmış. Bu mezralarda yaşayanlar, zaman geçtikçe, güvenlik, korunma ve diğer bir kısım ihtiyaçlarını gidermek için, bu boş arazinin tam ortasında, bugünkü ilçenin kurulu bulunduğu yerde, sık sık toplanırlarmış. Hatta, bu insanların, Türklerin “Karaca” boyundan geldikleri söylenir. Boş arazinin ortasında kurulan yeni yerleşim yerine de, bu nedenle “Atkaracalar” ismi verilir.

İlçenin doğu-batı yönünde uzunluğu: 7 km. ve kuzey-güney yönündeki uzunluğu ise, 16 km. dir. Denizden yüksekliği: 1270 metredir.

Yörede: karasal iklim hüküm sürmektedir. Buna bağlı olarak, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve karlı geçer.

İlçe halkının geçim kaynağı: tarım ve hayvancılıktır. Özellikle: büyük baş hayvancılığı ve koyun besiciliği öne çıkmaktadır. Ancak, her şeye rağmen tarım olanakları çok yeterli değil ve buna bağlı olarak köylerden başka yerlere yoğun göç yaşanmaktadır.

NE YENİR

Atkaracalar yöresine yolunuz düşerse, buraya has bir lezzet olan: keşkek, hamurlu (mayalı hamurdan yapılan bir çeşit ekmek), yağlı gözleme, mıhlama ve höşmerim yemelisiniz.

GEZİLECEK YERLER

Çankırı Atkaracalar

HOŞİSLAMLAR TÜRBESİ

İlçe merkezine 3 km. uzaklıkta, Dumanlı dağı eteklerindedir. Türbeye gitmek isterseniz: ilçenin tren istasyonunun bulunduğu yere yönelin. Türbe: hemen tren istasyonunun bulunduğu yerin, çaprazındaki yeşillik alan üzerindedir.

Burada: türbe, cami, misafirhane, yemekhane ve çeşme var. Ancak, bu yapılan yeni. Yani, mimari bir özellik yok.

Türbede: Pir Hamza Sultan gömülü. Bu şahıs: Fatih Sultan Mehmet döneminde, Horasan bölgesinden gelmiş ve yöredeki Müslümanlar için, bir Cuma mescidi yaptırarak, dağınık ahalinin bir araya toplanmasını sağlamıştır.

Ama, bu Cuma mescidi, zamanla, Atkaracalar ilçe merkezinin tam ortasında kalmış ve yıkılmış, ilçe halkı daha sonra bu mescidin bulunduğu yere bir cami yaptırmış. Evet, Pir Hamza Sultan Türbesi, özellikle yaz aylarında yoğun ziyaretçi çekmektedir.

Çankırı Atkaracalar

BALIKLI GÖL

İlçe merkezine 3 km. uzaklıktaki bir göl. Dumanlı dağının, ilçe merkezinin güneyinde, Ilıpınar köyündedir. Buraya ulaşmak için: Çerkeş istikametinden gelirken, Atkaracalar ilçe merkezi girişini geçin ve ilk sağ yola sapın. Bu yolu doğruca takip ettiğinizde, Ilıpınar köyüne ulaşıyorsunuz. Yol düzgün, sıkıntılı bir yol değil. Eğer önce Hoş İslamlar türbesine gittiyseniz, bu türbeden kuzeye doğru ilerleyen yoldan gidin ve ilk sağa dönün, yine Ilıpınar köyüne ulaşırsınız.

Çankırı Atkaracalar

Balıkların bulunduğu havuz, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Havuzun bulunduğu yerin deniz seviyesinden yüksekliği: 1000 metredir. Havuzun iç kısımları, taş duvarla çevrilmiştir. Su derinliği: 70 cm. ve havuzun büyüklüğü ise: 14×12 metre ebatlarındadır.

Küçük havuz ise: 14×6 metre büyüklüğündedir. Her iki havuzun yüz ölçümü ise: yaklaşık 300 metre karedir. Her iki havuz arasında, altta küçük bir kanal var. Su akışı ve balıkların her iki havuz arasındaki hareketleri, bu küçük kanaldan sağlanıyor.

Havuz suyu: sedef ve mantar hastalığına, el ve kol ağrılarına iyi gelmektedir. Saçlara sürüldüğünde ise parlaklık vermektedir. Havuzun hemen kıyısında: bir kır kahvesi görülüyor. Burada, küçük bir mola vererek, yorgunluk atabilirsiniz.

Havuz, iki kısımdır ve bu iki kısımlı havuzda, iki çeşit balık bulunuyor. Bunların bir çeşidi, yeşil ve diğer çeşidi ise, siyah renktedir. Bu balıkların buraya nereden geldikleri bilinmiyor. Ancak, yapılan tahminlere göre, uzun yıllardır burada bulundukları ve yerin çok çok derinlerinden geldikleri tahmin ediliyor.

Ama, bu balıkların en büyük özellikleri: gerek Çanakkale savaşlarında ve gerekse 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatında, havuzdaki bu balıkların sayısında, önemli ölçüde düşüş yani azalma yaşandığının bizzat buranın halkı  tarafından görülmüş olmasıdır. Hatta: Çanakkale savaşı sonunda, havuzdaki balıkların bir kısmının vücutlarının çeşitli yerlerinde yaralar bulunduğu görülmüştür. Evet, bunları bir söylenti olarak düşünebilirsiniz.

Ancak, gerçekten buradaki balıklar, Şanlıurfa’daki havuzda bulunan balıklar gibi değerlendiriliyor. Yani: hiç kimse bunları tutmuyor, tutmaya çalışmıyor, yemeye çalışmıyor, yılda havuz içinde ölen birkaç balık, çevrede toprağa gömülüyor. Yöre insanı, bu balıkların yenilmesine karşı, yenildiği takdirde sıkıntıların olacağına inanıyorlar.

Ama kesin olan şu ki, havuzun bulunduğu yer çok güzel, tam bir mesire yeri. Buralardan yolunuz geçerse, bence bu yöreyi ve asker balıkları mutlaka ziyaret etmelisiniz. Balıkların sırtlarındaki beyaz yara/lekeleri görmelisiniz.

Çankırı Atkaracalar

MAĞARALAR

Ilıpınar köyüne, yaklaşık bir saatlik yürüyüş uzaklığında: mağaralar var. Bu mağaralar: Dumanlı yaylasındadır ve henüz tam olarak açılmamıştır. Yani, buraya gitmeyi düşünürseniz, mağaraları doğal haliyle görebilirsiniz, herhangi bir resmi çalışma yapılmamış.

Ancak, açık olan mağaraların boyutlarının: 15×5 metre civarında olduğu tahmin ediliyor. Ama söylediğim gibi, şu an için bu mağaralarda görebileceğiniz çok özel bir şeyler yok.

Kurşunlu tanıtımı.

Çerkeş tanıtımı.

Kızılcahamam tanıtımı.

Çankırı tanıtımı.

Ilgaz tanıtımı.