Düzce Akçakoca

Düzce Akçakoca

Ankara’dan çıkışta, İstanbul yönünde, gerek otobandan ve gerekse E-5 kara yolundan ilerlediğinizde, Düzce’ye varmadan hemen önce Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. Ankara-Düzce: 236 km. İstanbul istikametinden gelirken, yine gerek otobandan ve gerekse E-5 kara yolu üzerinden ilerlediğinizde, Düzce’den Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. İstanbul-Düzce: 217 km. İstanbul’dan gelenler için Karadeniz sahil yolundan da gelmek mümkün ama o yol pek rahat bir yol değil. Otoyolu tercih etmenizi öneririm.

Evet, Düzce’ye ulaştınız. Daha sonra, Akçakoca için 37 km. yolunuz var. Yalnız, bu yol yemyeşil alanlar içinde ilerlerken, hızlı gitmeye pek uygun olmayan, inişli-çıkışlı bir yol. Zaten bu yol sadece Akçakoca değil, bu yol aynı zamanda Ereğli, Zonguldak için de kullanılıyor, yani yoğun bir trafik var.

Özellikle; yazın turistik sezonda araç trafiği yoğun ve bir de kamyonlar eklenince, yoğunluk iyice artıyor. Kamyonların arkasında, bazen kuyruklar oluşuyor. Sonuçta, bu aradaki mesafe, özellikle yağış varsa mutlaka yavaş ve dikkatli gidilmesi gereken bir mesafe haline geliyor. Bu arada: Düzce-Akçakoca arasındaki yolda; sol yanınıza bakarak ilerleyin.

Çünkü; hemen yol üzerinde, bir mesire yeri var. Adı: Şifalı Su Orman İçi Dinlenme yeri. Buradaki suyun, bazı hastalıklara iyi geldiği söyleniyor. Su; kaynağından çıktıktan sonra, hiç hava ile temas etmeden, buraya kadar geliyor. Hava almadığı için, bakteri barındırmıyor.

Isısı; yaz ve kış aynı. Burada küçük bir mola ve su içmeyi sakın unutmayın. Hatta, giderken arabanızın bagajına birkaç küçük su bidonu koymanızı tavsiye ediyorum. Burayı, Akçakoca’ya giderken değil, dönüş yolunda hemen yolun kıyısında görebilirsiniz, zaten önündeki kalabalıktan hemen görebilirsiniz.

20170702_155503
Düzce Akçakoca

TARİHİ

Akçakoca’nın tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Ancak; MÖ. 1200’lü yıllarda, bölgeye ilk gelenlerin, Track ve Frig’ler olduğu sanılıyor. Özellikle: Frigler, uzun süre egemenlik kurmuşlar. Ancak; MÖ. 650 yıllarında, Lidyalıların güçlenmesiyle, bölge onların egemenliği altına girmiş. Lidyalılar merkeze yerleşerek, burada “Dia” isimli bir kent kurmuşlar.

Dia, parlak anlamına geliyor. Uzun süre, buradaki yerleşim, Dia olarak anılmış. Daha sonra, bölgede Bizanslıların egemenliği görülür. Poly (şehir) anlamına gelen, sözcük eklenerek, şehrin adı “Diapolis” olur. Yani. parlak şehir.

1204 yılında, 4’ncü Haçlı Ordusunun, İstanbul’u işgal ederek yerleşmesi, Latin Devletinin kurulmasını sağlar. Bu sırada, Ceneviz’liler Karadeniz kıyılarına yerleşirler. Buralarda, daha önceden kurulmuş olan diğer şehirler gibi, Diapolis’de onların egemenlikleri altına girer. Şehirde; ticaret ve deniz sitesi kurarlar. Mevcut kaleyi onarırlar.

1261 yılında, Bizanslılar bölgede, yine hakimiyeti ele geçirirler. Ancak, aynı dönemde, Anadolu’nun birçok yerinde Türk akınları etkili olmaktadır. Bizanslıların Türk akınlarını durduracak güçleri kalmaz. 1319 yılında, Diapolis şehri, Orhan Gazi tarafından ele geçirilerek Osmanlı Beyliğine katılır. (Akçakoca’nın hemen merkezinde Orhangazi anıtını göreceksiniz) Osmanlı imparatorluğu döneminde, bölge, Osman Gazi’nin silah arkadaşı Akçakoca Bey tarafından idare edilir.

Bizanslıların verdikleri isim “Akçaşar” olarak değiştirilir. Daha sonra ise, “Akçaşehir” kullanılmaya başlanır. 1923 yılında ise, Cumhuriyetin ilanıyla “Akçaşehir” nahiye olur. Akçaşehir anlamı; kayaların güneş ışığında parlamasını ifade etmektedir. 1934 tarihinde ise, ismi, burayı fetih eden Akçakoca Bey’in ismine izafeten “Akçakoca” olarak değiştirilir.

20170702_160536
Düzce Akçakoca
20170702_192419
Düzce Akçakoca
20170702_193305
Düzce Akçakoca

GENEL

Akçakoca’da tarihin gizemini keşfedebilirsiniz. Doğanın muhteşem manzaralarını görebilirsiniz. 35 km. lik bir kumsalda, tertemiz bir deniz ve tane tane kum bulacaksınız. Burada: güneş denizden doğar, denizde batar. Zaten buranın eski ismi, biraz önce de söyledik, parlayan şehir.

Akçakoca denilince, buraya gelenlerin aklına fındık gelir veya gelmelidir. Çünkü: burada fındık, yaşamın bir parçası. Ama, önemli bir parçası. Yağış miktarının çok fazla olması fındığın yetişmesi için elverişli ortam yaratıyor. Şöyle ki, fındık 700 ml. yağış isterken, buradaki yağış ortalaması 1000 ml. Baharla birlikte yeşeren fındık dallarında, Ağustos ayında Akçakoca’ya gelirseniz, fındığı dalından koparıp yeme zevkini tadarsınız.

Bu arada; burası elbette sahil yeri. Doğal olarak balıkçılık da önem kazanıyor. Deniz balıklarından; istavrit, lüfer, çinekop, palamut, mezgit, hamsi, zargana, kalkan, barbunya, kefal, levrek gibi her türlüsünü bulmak mümkündür. Ayrıca; çeşitli otel ve restoranlarda, bu balıkları taze taze yeme şansınızda var. (Özellikle mezgit öneriyorum)

Öte yandan; hani burası fındık diyarı, bol bol fındık alırım diye düşünmeyin, fındığın kilosu, Akçakoca merkezindeki bu konu ile ilgili bir resmi satış yerinde 60 TL kadar çıkıyor, elbette kimse buraya gelip te fındık satın alamıyor, balık derseniz, o da zor, çünkü özellikle balık yasağı sezonunda yani yaz aylarında, buraya gelip balık yemek isterseniz, kesinlikle ya çiftlik balığı ya da buzhane balığı yiyeceksiniz yani taze balık yeme şansınız yok, çünkü balık yasağı söz konusudur.

Akçakoca’da kültürel etkinlikler de yaygın. Her yılın Temmuz ayının, üçüncü Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerine rastlayan tarihlerde, burada, Akçakoca Uluslar arası Turizm Kültür ve Fındık Festivali yapılıyor. Bu festivalde, İlçenin kültürel zenginlikleriyle ilgili çeşitli sergi, panel ve konferanslar ile folklor gösterileri yapılmakta. Ayrıca, müzik şölenleri var.

Bu yoğun turist akımını barındırmak için, İlçede 1680 resmi yatak kapasiteli otel, motel ve pansiyon var. Her yıl, yaklaşık 150 bin yerli-yabancı turist burayı ziyaret ediyor. Ayrıca, ilçede, 500 civarında yazlık konut var. Bu yazlıkçıların da gelmesiyle, yazın ilçe nüfusu yoğunlaşıyor. Bir otel veya motel seçmeden önce, birkaç yere sormanızı öneririm, fiyatlar ilk söylenenden çok daha uygun olabiliyor.

AKÇAKOCA’DA NE YENİR

İskelenin hemen ucunda ve diğer birçok yerde restoranlarda; mezgit ve istavritten oluşan balık menüsü yiyebilirsiniz. Biraz daha pahalı bir menü; kalkan balığı olabilir. Yöreye özgü otların kullanıldığı Akçakoca Salatasını tatmayı unutmayın. Hepsinin üzerine ise, fındıklı tahin helvası. Biraz önce söylediğim gibi, balık yasağı döneminde yani yaz aylarında elbette taze balık yeme şansınız yok, ayrıca yine balık yasağı döneminde yenen balıklar için büyük ücret ödemek de söz konusu oluyor.

AKÇAKOCA’DAN NE SATIN ALINIR

Akçakoca’ya gittiğinizde, mutlaka fındık satın alın. Özellikle; normalden daha küçük boyutlu ama daha lezzetli olan dağ fındığı bulabilirseniz, hiç kaçırmayın. Fiyatı aşırı yüksekti, ben satın almadım. Mevsimine göre; kendinize veya çevrenizdekilere hediyelik yaş veya kuru fındık alabilirsiniz.

Ayrıca: yine burada, Yukarı Mahalle denilen yerde, yöre kadınları tarafından kurulan pazar yerini ziyaret edebilirsiniz. Bu pazar yerinde: genellikle ev yapımı gıda ürünleri ve el işleri satılıyor. Gıda ürünleri arasında: elma sirkesi, çeşitli reçeller, hamur işleri yaygındır.

Ayrıca, ahşaptan yani ağaçtan yapılan çeşitli ürünler de bulunuyor ama burada fazla zamanınız yoksa, buraya çıkmanızı önermem, çünkü bayağı zaman alıyor ve büyük ihtimalle aradıklarınızı bulamayacaksınız. Sadece zamanınız olursa çıkın.

20170702_193308
Düzce Akçakoca

GEZİ PLANI

Aslında gezi planı hakkında bilgi vermeden önce sanırım otopark yani aracınızı park edebileceğiniz yerle ilgili bilgi vermek uygun olur, çünkü birçok ziyaretçi buraya kendi özel aracı ile geliyor. Siz de kendi özel aracınız ile burayı ziyaret ederseniz, otopark ile ilgili birkaç alternatif olabilir, ancak özellikle yaz döneminde aracınızı park edecek otopark ve hatta çok küçücük bir yer dahi bulmanız büyük sorun olacaktır.

Bu durumda: bende tam merkezden geçen caddenin üzerindeki birkaç otopark (caminin önündeki alanda) denendikten sonra, bu yolun devamında, yani merkeze uzak bölümlerde araç park yeri bulabilirsiniz.

Evet: aracı park ettikten sonra, Akçakoca da nereler gezilir. Akçakoca ya geldiğinizde, hemen girişte, kara yolu doğu ve batı yönü olarak ikiye ayrılıyor.

Doğu yönü: Karadeniz Ereğlisi, Kozluk, Zonguldak istikametine gidiyor. Akçakoca merkezi için, Batı yönünde ilerlemek gerekiyor.

Merkeze geldiğinizde, meydanda bir cami göreceksiniz. Akçakoca Merkez Camii. Görkemli bu yapının çevresi, alışveriş merkezi olarak ilçenin en canlı bölgesi. Çevre düzenlemeleri, yeşil saha ve park alanları, dikkati çekiyor. Ayrıca, Atatürk heykeli, bir saat kulesi ve Akçakoca Bey heykelleri bulunuyor.

Ancak daha önceki ziyaretlerimde genellikle batı bölümü gezerken, bu kere doğu bölümü de gezme fırsatım oldu.

Kesinlikle, sizler de şehrin doğu bölümüne yürüyün, bu bölümde güzel plajlar var.

Çarşı var, yürüyüş yolları var. Yani: buraya turla toplu giderseniz, büyük olasılıkla merkezde, cami önünde sizi serbest bırakacaklardır. Burada: cami, anıtlar, sahil gezilebilir, ama denize girmek için, ilçenin doğu yönünde kıyıdan bir süre yürümek gerekiyor ki, muhteşem plajlara ulaşabilirsiniz.

Plajlarla ilgili bir husustan söz etmek istiyorum. İlçenin batısında bulunan Ceneviz kalesinin doğusunda, ormanlık araziden gelerek denize karışan bir  dere var, bu dere özellikle yağışlı günlerde denize tamamen çamur akıtıyor, yani derenin aktığı yer veya akış süresine bağlı olarak denizin büyük bölümü, burada kirli bir görüntü alıyor.

Deniz sanki çamurlanmış gibi oluyor ve denize girmeyi engelliyor, malum burada Akçakoca’nın en güzel plajlarından bir tanesi var, siz de eğer burada plajın hemen önünde ve yakınlarında denizde değişik bir renk görürseniz, anlayın ki, dereden denize çamur akmıştır.

Düzce Akçakoca Merkez Camii

AKÇAKOCA MERKEZ CAMİİ

İlçenin ta merkezindedir, hemen önünde liman var, yani şehirdeki hayat burada canlıdır. Camiye gelince: çatısı, Selçuklu tarzında, sekizgen. Yapımında: Türk otağı ve modern mimari harmanlanmış.

Farklı yapısı ile ünü Pakistan’daki camiden sonra geliyor. Mimarı: Ergun Subaşı. İnşaat halkın büyük maddi katkılarıyla yapılmış. Deprem tehlikesine karşı, 160 beton kazığın üstüne inşa edilmiş. Kubbesi 31 m. ve minaresi (çift minare var) 58 m. yüksekliğinde.

Kubbenin üzeri 32 ton bakır levha ile kaplanmış. İki minareli caminin, içindeki avizelerin ağırlığı ise 1 ton civarında. Güzelliği ve modern mimarisi nedeniyle, ilçeye gelen turistlerin ilgisini çeken bir yapı. Ama, caminin mimarisi yanında, asma kattaki şadırvanlı havuz, daha da ilginç bir görüntü oluşturuyor. Suyun gücü ile dönen koca mermer küre, adeta dünyanın dönüşünü anımsatıyor.

Meydandaki kafelerde bir şeyler içebilirsiniz, fiyatlar uygun, bence değerlendirin, hatta dondurma ve haşlanmış mısır da bulmak mümkündür. Meydandan sonra, sahil boyunca ilerleyin. Sahil boyunca uzanan bir cadde var. Burada: restoranlar, kafeler var. Asırlık çınar ağaçları var.

Yazın turistler yoğunlaşınca, bu cadde araç trafiğine kapatılıyor. Bu yürüyüş sırasında, cadde üzerindeki banklara oturun, balıkçı barınağını, denizi izleyin. Veya dalgakıran üzerine kadar yürüyün, buradan merkez camii silüeti de görülen Akçakoca’yı denizden görün.

Düzce Akçakoca Balıkçı Barınağı

BALIKÇI BARINAĞI

Kumsalın kıyısına set çekilerek iskeleye dönüştürülmüş. Burası; Karadeniz balıkçılarının canlı renklere olan düşkünlüğünü yansıtıyor. Akşama doğru, irili-ufaklı renk renk teknelerle doluyor. Burada, ağlarını tamir eden balıkçıları görebilirsiniz. Merakınız varsa, olta ile balık tutabilirsiniz. Zaten açık deniz olmadığından deniz oldukça sakin, oltanız varsa denize atın ve bekleyin.

Evet; Akçakoca’da denize girmek isterseniz, ilçe merkezinde plajlar var. Gerek şehrin batısı (Ceneviz kalesine giden yolda, sağ yanda) ve gerekse şehrin doğusunda güzel plajlar var. Merkezden denize girmek mümkün değil. Tercihinize göre, seçim yapabilirsiniz. Plajlardan söz etmeden önce denizden söz etmek gerekiyor.

Burası, malum Karadeniz kıyısı ve Karadeniz genellikle yüzerken boğulanlarla anılmaktadır. Hatta “TERS AKINTI VARDIR” diye pek çok yerde uyarıca tabela göreceksiniz ve ters akıntıda nasıl hareket edilmesi gerektiği anlatılıyor. Önce bu tabelalar korkutucu olsa da, aslında okumak ve bilgilenmek gereklidir.

Unutmamak gerekir ki, bütün plajlarda, kıyıya paralel ve tehlikeli olabilecek yerlerde şamandıra bulunuyor, yani denize girenlerin bu şamandıraları kesinlikle geçmemeleri gerekir.

Çünkü denizde zaman zaman gel-git akıntıları ve buna bağlı anaforlar oluşuyor ve Akçakocalıların söylediklerine göre, bunu bilen yerliler asla denizde belli bir mesafeden uzağa açılmazlar, zaten boğulanların hep yabancı yani dışarıdan gelenler olduğu söyleniyor.

Sonuç olarak: denizde yani plajlarda kesinlikle şamandıralarla-iplerle ayrılmış bölümlerin dışına çıkmayınız ve uyarılara riayet ediniz.

20170702_175412
Düzce Akçakoca Çuhallı Plajı

ÇUHALLI PLAJI

Akçakoca’nın girişinde, sahil yolunun yanında, merkeze çok yakın. Uzun ve geniş bir kumsalı var. Turistlerin ilgisini çekiyor. Kafeteryalar, büfeler, barlar ve sahil önlerinde bulunan şezlong, şemsiye, yiyecek ve içecekler ile tatilcilere, çok uygun fiyatlar sunulmakta. Bu alanda bir park var. Özellikle, Ankara’dan gidenlerin ilgisini çekecektir.

Çünkü: kapısında, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmış ibaresi görülüyor. Ne alaka diyeceksiniz. Evet, burayı Ankara Büyükşehir Belediyesi yaptırmış. Parkın içindeki: banklar, kondisyon aletleri, çöp kutuları, maket keçiler, oyun gurupları, hepsi Belediyenin kamyonları ile getirilip, buraya monte edilmiş.

Ankaralılar için, kendilerini bölgeye yabancı hissetmesinler diye mi yaptırılmış? Sanmıyorum. Hadi bakalım, sizler tahmin edin. Neyse, sonuçta burası, 750 metrelik yürüyüş parkuru, oyun alanları ve oturma gurupları olan bir yer. Bahçe düzenlemesi de, çok güzel. Maliyet ise, boş verin, veren vermiş.

Düzce Akçakoca Çınar Plajı

ÇINAR PLAJI

İlçe merkezinde. Çay bahçeleri ve her türlü ihtiyacı karşılayacak otel işletmelerinin yanında. Yaz aylarında oldukça kalabalık.

Düzce Akçakoca Değirmenağzı Plajı

DEĞİRMENAĞZI PLAJI

İlçe merkezinin hemen bitişiğinde bulunan bir plajdır. Evet; Akçakoca denilince, akla ilk gelen yerlerden biri de, Ceneviz kalesi. Buraya gitmeyi sakın ihmal etmeyin. Özellikle; bu kaleye giderken, yanınızda deniz malzemelerinizi ve arzu ederseniz piknik malzemelerinizi de alın. Çok hoş ve güzel bir gün geçireceğiniz kesin. Önce, öğlen bir mangal sefası yapabilir, takiben aşağıda denize girebilirsiniz. Veya, tam tersi de olabilir. Tercih sizin.

CENEVİZ KALESİ

Merkeze 3 km. uzaklıkta, batıda. Fındık bahçeleri ve orman eteğinde. 1226 yılında, ticaret gemilerine yol göstermek için Cenevizliler tarafından kurulduğu sanılıyor. Ama; Cenevizlilerden öncede bu kalenin burada olduğu hakkında kesin kanıtlar bulunmuş.

Kale, denizden 100 m. yükseklikte bir falez üzerine yapılmış. Kartal yuvası gibi. Sur duvarları: moloz taş ve tuğlalar inşa edilmiş. Ancak; çevresindeki ağaçlar o derece büyümüş ki, kaleyi uzaktan tam olarak seçmek pek mümkün olmuyor. Deniz kenarındaki surlar, zaten yıkılmış. Kalenin yarım yuvarlak çıkıntıları ve yüksek bir kulesi var.

İç avlusunda ise: 5.30×5.30 m. ebatlarında bir su sarnıcı var. Ayrıca; büyük dilek kuyusu hemen dikkati çekiyor. Kuyunun yanındaki, tabelada, dilek kuyusu anlatılıyor. Aslında, bir zamanlar, kale müdürü tarafından çöpler atılsın diye kullanılan bu kuyu, zamanla dilek kuyusu olarak halk tarafından kullanılmaya başlanmış. Şimdi, hem temiz kalıyor ve hem de atılan paralar ile, kaleye gelir sağlanmış oluyor.

Osmanlılar zamanında, kale, karakol olarak kullanılmış.

Evet, kaleye kara tarafındaki giriş kapısından giriyorsunuz. Özel aracınız ile geldiğinizde, hemen giriş önünde büyükçe bir otopark var, yani park sorunu yok. Girişin hemen yanında ise, büyük bir kule var. Günümüzde Akçakoca Belediyesi tarafından işletilen, 5000 kişiye hizmet verebilecek bir günübirlik piknik yeri olarak kullanılıyor. Yaz aylarında buraya gelmek büyük keyiftir.

Kalenin manzarası, hem yaz ve hem de kışın mükemmel. Akçakoca’nın falezlerini ya da diğer adıyla beyaz kayaları buradan görmek mümkün. Ayrıca: denizi ve plajları tepeden görebiliyorsunuz. Bir tür seyir terası gibi. Çeşitli kademelere yerleştirilmiş olan tahta masalara, küçük patikalarla ulaşılıyor. Yalnız; burada küçük çocuğu olanlar dikkat. Çünkü; bu patikaların bitiminde, denize doğru uçurum var, yani biraz tehlikeli.

Ön cephe tamamen denize doğru açık. Buraya geldiğinizde, kalenin tepesinde iki bayrak göreceksiniz. Biri; malum şanlı bayrağımız, diğeri ise mavi bayrak. Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEEE) tarafından, 1997 yılında bu yöreye mavi bayrak verilmiş. Yani; mavi bayrak kriterleri yerine getirilmiş. Bunun en başlıca kriteri ise, temizlik. Evet; tertemiz bir deniz var burada. Karadeniz bölgesinde, mavi bayrağa sahip tek yer.

Kalenin, doğusunda ve batısında iki koy var. Bunlar: yalıyarlar ve fok plajlarının bulunduğu koylar. Bu koyların eşsiz kumsalı ve berrak denizi var. Bu koylara inmek, sahile ulaşmak için, üç yol var. Birisi: eski toprak yol. Diğeri, Belediyenin düzelttiği, kale içine girmeden önceki yol.

Son olarak ise, kale içinden merdivenle inilen yol. Denize indiniz, denize girerken kıyıdaki taşlık alanları birazcık geçmeniz gerekiyor, sonra yumuşak kuma ulaşıyorsunuz. Ama; burada tek bir gerçek var.

Karadeniz’in dalgası başka yerin dalgasına benzemez. Özellikle; denizde ilerlerken, bulunduğunuz yerin sığ olması, sizi asla yanıltmasın, bir adım daha attığınızda, kendinizi büyük ve dipsiz bir boşlukta bulmanız mümkün.

YALIYARLAR PLAJI

Dışarıdan rahatça görülemediği için, kadınlara ayrılmış. Sadece bayanlara ayrılması nedeniyle, buraya yerli halk kadınlar plajı da diyor. Denize doğru çıkıntılı halde bulunan kayaların bir adı da fok kayaları. Burası: baklava misali kat kat dizilmiş kaya oluşumları ile dikkat çekiyor.

KONURALP PLAJI:

Kalenin diğer tarafında. Kumsalı daha uzun. Buraya gelenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak bir takım üniteler var. Ceneviz kalesine varmadan hemen önceki bu plaja giriş 5 TL dir. Güzel bir plaj ve kalabalık, yukarıda söz ettiğim gibi, uyarılara ve şamandıraları geçmemeye dikkat etmek gerekir.

Düzce Akçakoca Çeşme

ÇEŞME

Osmaniye Mahallesi, Başar sokaktadır. Tek mekanlı çeşme, Ankara Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından, 1995 yılında tescil edilmiştir. 20’nci yüzyıla ait çeşmenin ön cephesinin yanlarında, birer sütunce, sütunce başlıklarında ikişer lale motifi bulunur.

Tek kurnalı çeşmenin alınlığındaki kitabede “Sahibül hayrat vel hasenat İslahiyeli Hacı Ahmet bin merhum Hacı Ahmet İskender Hayratıdır. Sene 1327” yazılıdır.

Düzce Akçakoca Tarihi Orhangazi İlköğretim Okulu

TARİHİ ORHANGAZİ İLKÖĞRETİM OKULU

Akçakoca ilçesinin sivil mimari örneklerinin yoğun olduğu Orhangazi Mahallesindedir. 1928 yılında yapılan Tarihi Orhangazi İlköğretim Okulu, devlet eliyle yapılmış ilk okullardandır. Restorasyonu yapılan okulda, ünlü yazar Rıfat Ilgaz’da öğretmenlik yapmış olup “Karadeniz’in Kıyıcığı” eserini bu dönemde yazmıştır. Halen eğitim-öğretim faaliyetlerinin devam ettiği okul güzel mimarisiyle dikkat çeker.

Düzce Akçakoca Cumayanı Piknik ve Mesire Alanı

CUMAYANI PİKNİK VE MESİRE ALANI

İlçe merkezinin 3 km güneybatısındadır. Göktepe köyü sınırları içindedir. Asırlık ulu çınar ağaçları ve yanı başındaki akarsuyu ile dinlenme yeridir. Piknik ve mesire alanı olarak düzenlenen bölge, aynı zamanda Selçuklulardan kalma tarihi hamam kalıntısı, tarihi Evliya camisi ve Evliya Ahmet Dede Türbesiyle dikkat çeker. Bölge doğa yürüyüşü ve fotoğraf çekimi için uygun olup alabalık ve yöresel yemek tercih edenler için de bir restoran bulundurur.

Düzce Akçakoca Aktaş Şelalesi
Düzce Akçakoca Aktaş Şelalesi

  

AKTAŞ ŞELALESİ

İstanbul ve Ankara’nın sahille kesiştiği noktada bulunan Akçakoca ilçesinin Aktaş köyü sınırındadır. Düzce il merkezine 55 km, Akçakoca ilçe merkezine 11 km uzaklıktadır. Şelale: doğası ve çevresindeki zengin bitki örtüsü ile Akçakoca’nın görülmeye değer doğal güzelliklerindendir.

Bölgeye deniz turizmi için gelen turistlerin önemli keşif noktalarından biri olan Aktaş Şelalesi, 50 metre yüksekten düşen suyun sesi ve etrafını saran yeşillikler arasında trekking, foto safari gibi doğa sporlarına oldukça uygundur.

Aktaş Şelalesi aynı zamanda, Akçakoca’nın önemli yürüyüş parkurlarından birine sahiptir. Akçakoca çevre yolu Göktepe köyü ayrımından yürüyüşe geçilen parkur, 10 km. dir. Çoğunlukla dere kenarını takip eden orta zorlukta bir parkurdur. Aktaş vadisiyle devam ederek şelaleye ulaşılmasıyla son bulunur.

Düzce Akçakoca Hemşin Camisi

HEMŞİN CAMİSİ

Çantı tipi camilere en iyi örnek, Akçakoca ilçe merkezine 15 km uzaklıkta bulunan ve 1877 yılında Osmanlı-Rus Savaşı ardından, Artvin’den gelen Hemşinlilerin kurduğu ve Hemşin köyünde bulunan Tarihi Hemşin Köyü Camisidir.

Birinci katında: taş işçiliği örneği, ikinci katında ise: çantı tekniği kullanılarak inşa edilen cami, 150 yıla yaklaşan bir geçmişe sahiptir. Minaresinin de ahşap olduğu Hemşin Camisi, mihrap ve minberi, tavan işçiliği ile dikkat çekmektedir.

Düzce Akçakoca Uğurlu köyü Yeni Meze Camisi

UĞURLU KÖYÜ YENİ MEZE CAMİSİ

Tarihi cami, Akçakoca ilçe merkezine 16 km uzaklıkta bulunan Uğurlu Köyündedir. Taş işçiliğinin güzel bir örneği olan cami, 1885 yılında yapılmıştır. İçinde Osmanlılardan kalma yazıtların bulunduğu cami, önemli bir değerdir. Bahçesinde bir de su kuyusu bulunan cami çevre düzenlemesiyle de huzurlu bir ortam sunmaktadır.

Düzce Akçakoca

SONUÇ

Evet; Akçakoca’da güzel zaman geçirebilirsiniz. Buraya; günübirlik gelirseniz, bence sabah ilçe merkezinde, gerek biraz doğuya ve gerekse biraz batıya doğru, bir süre dolaştıktan sonra doğruca Ceneviz kalesine gitmeniz. Akçakoca size ne sunacak. Eğer Ceneviz kalesi, şu sıralar olduğu gibi kapalı ise: bence gündüz Ceneviz kalesinin hemen girişindeki veya diğer plajları değerlendirerek denize girebilirsiniz.

Deniz istemezseniz: çok güzel deniz manzaraları kafeler var, Ceneviz kalesine giden yol üzerinde, tamamen denize hakim kafelerde çay içmenizi öneririm. Ayrıca, buralara kadar gelip balık yemeden olur mu diye düşünenler için, burada birçok balık restoranı var, fiyatları sorarak girmenizi öneririm, çünkü sonradan aşırı hesapla karşılaşmak mümkündür.

Balık yemek isteyenler, balık sezonunda düşünsünler, balık sezonu dışında balık var ama fiyatlar aşırı pahalıdır. Balık sevmeyenler için: Akçakoca’da kapalı Karadeniz pidesi yapılıyor, bu da çok güzeldir.

Şöyle ki:

Sessizlik, sakinlik, güzel kumsal ve temiz deniz, Ceneviz kalesinde tarihi atmosfer, yemyeşil bir doğa ve mavinin birleştiği bir manzara ve bolca yağmur, özellikle yazın belli ayları hariç, diğer aylar sürekli olarak karanlık bir gökyüzü ve yağmur olabilecektir.

Ama, bunun da keyfini çıkarmak gerek. Çünkü; Akçakoca; uzun yıllardır Ankara’nın, Ankaralıların denize açılım noktası, denizi özelliğini taşımış bir yer.

Günümüzde de öyle, çünkü, Ankara’dan bu kadar yakın bir deniz yok. Sonuçta; yola çıktınız mı, en fazla 3-3.5 saat sonra denizde, Akçakoca’da olma şansınız var.

İyi tatiller.

Amasya Merzifon

Amasya Merzifon

Eşek mi, keşkek mi? Ben Merzifon’da eşek görmedim, sadece sanayi de bir fabrika bahçesinde eşek anıtı vardı. Ama, burada, keşkek bol. Zaten, mutlaka bulun ve “keşkek” yiyin.

Peki, Merzifon denilince, “eşek” bu kadar ünlü de, nerede bu eşekler. Bir kısım diyor ki, “ İlçenin kurulduğu dağdan, ilçenin görünümü eşek gibiymiş”, diğer bir kısım ise şöyle diyor “Osmanlı Padişahlarından birine, bu bölgeden biri tarafından eşek armağan edilmiş”.

Bir başka kısım ise şöyle diyor “Osmanlı döneminde, yörede meşhur cirit oyunu, Amasya-Merzifon arasında oynanırmış ve eşek, Merzifon bölgesinin bir simgesi olarak kullanılırmış”. Artık hangisine inanırsınız bilmiyorum ama tek bir gerçek, Merzifon’da eşek yok.

Ancak; göremeyeceğiniz bu eşek ile ilgili olarak, bazı bilgiler mevcut. Merzifon eşeğinin semerinin, özellikle Çorum-İskilip bölgesinde yapıldığı bildiriliyor. Merzifon eşeklerinin, nispeten yüksek  rakımda bulunmaları nedeniyle, sert sesle anırdıkları ve bu şekilde meşhur oldukları da bildiriliyor.

Amasya Merzifon

ULAŞIM

Merzifon: Samsun-Ankara karayolu üzerindedir. Merzifon-Samsun arası uzaklık: 109 km. Merzifon-Çorum arasındaki uzaklık; 61 km. Merzifon-Amasya arasındaki uzaklık: 45 km. Merzifon-Ankara arasındaki uzaklık: 311 km. Merzifon-İstanbul arasındaki uzaklık: 600 km.

Amasya Merzifon

TARİHİ

MÖ.700 yıllarında, bugünkü yerleşim yerinin 4 km. doğusunda, günümüzde “Marınca” diye bilinen köyün bulunduğu yerde, bu bölgede vali olarak görev yapan Barseviç tarafından, kendi adını taşıyan yeni bir yerleşim yeri yaptırılır. Bu yerleşim yerinin “Marseviç” olan ismi, zamanla değişerek, günümüze “Mersuvan” ve “Merzifon” olarak gelmiştir.

Tarihi süreç içinde, Karadeniz sahiline ve Orta Anadolu’ya giden yollar, Merzifon’da kesişmektedir. Bu yüzden, ünlü coğrafyacı yazar Strabon, yazılarında, bu bölgeyi “Bin köy” bölgesi olarak tanımlamıştır.

Zaten, yakın zamanlarda yapılan arkeolojik araştırmalarda, bölgede yüzlerce höyük ve yerleşim yeri bulunmuştur. Bu höyüklerde elde edilen bulgulara göre, Merzifon bölgesindeki ilk yerleşimin, MÖ.5500 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir.

Takip eden dönemde, bölgedeki “Oymaağaç” köyü, önemli bir Hitit yerleşimi olarak öne çıkıyor. Bu dönemde: Merzifon şehrinin ilk yerleşimi olan, bir kale inşa edilmiştir. Daha sonra ise, Frigler, yine Hititler tarafından yapılan bu kaleyi onararak, bölgede yerleşmişlerdir.

MÖ.6. ve 4. yüzyıllarda ise,

Pers hakimiyeti görülüyor. MÖ.333 yılında ise, Pers hakimiyeti biter. Başkenti Amasya olan Pontos devleti döneminde ise, Merzifon önemli bir ticaret merkezi olarak öne çıkıyor. MÖ.47 yılında ise, Romalılar, bölgede egemenliği ele geçirirler.

Roma döneminde: günümüzdeki “Karşıyaka” köyünde “Zeus Stratios” adına bir tapınak inşa ettirilir. Bu tapınağa ait: sütun başlıkları ve sunak yazıtı, halen Amasya Müzesinde sergileniyor. Roma’nın devamında, Bizans döneminde de, bölge önemli bir kültür merkezi olmuştur. 8.yüzyıldan sonra ise, bölgede Arap akınları görülmeye başlanır.

11.yüzyılda: Danişmentliler, bölgede hakimiyeti ele geçirirler. Şehrin, İslam hakimiyetine girmesiyle, burada bulunan bir kısım Bizans eserleri de, cami ve medreseye dönüştürülür. 12-14.yüzyıllar arasında, bölgede, İlhanlılar hakim olurlar. 1353-1396 yılları arasında ise, Türkmen Beylerinden Taşanoğulları, hakimiyeti ele geçirirler. 1393 yılında ise, Yıldırım Beyazıt ile birlikte, bölgede, Osmanlı hakimiyeti başlar.

1919 yılında, Merzifon, İngilizler tarafından işgal edilir. Aynı yılın sonlarında, yaklaşık 6 aylık bir süre sonunda, işgalci birlikler, Merzifon’dan çekilirler.

Amasya Merzifon

Tarih denilince,

Merzifon Amerikan Kolejlinden söz etmeden olmaz. 1876 yılında kurulan okul; ilçe merkezinin kuzeyinde ve en yüksek noktasında, yaklaşık 30-40 dekarlık bir alan üzerinde bulunan irili-ufaklı bir kısım yapıdan oluşmuştur. Amerikan Misyoner Cemiyeti tarafından kurulan okulda: bir hastane, kız ve erkeklere ait okul, zengin kütüphane, müze, eczane, laboratuvar, marangoz atölyesi, sinema ve rasathane bulunuyormuş.

1904 yılında, Merzifon Amerikan Kolejlinde, gizli olarak Rumlar tarafından “Pontus Cemiyeti” kurulur. 1921 yılında yapılan baskında, Pontusçuluk Teşkilatına ait, birçok gizli ve zararlı belge ele geçirilir. Takip eden dönemde, İstiklal Savaşı sonrasında: burası, yalnız kız öğrencilere yönelik, ilkokul düzeyinde ve  sınırlı kadro ile eğitim verilen bir yer olarak öne çıkmıştır.

Ancak, 1938 yılında, tüm binalar, Devlet tarafından satın alınarak, Milli Savunma Bakanlığı emrine tahsis edilmiştir. Bu yapılar: bir süre, 8. Kolordu Karargah merkezi ve bir süre de, Kara Astsubay Okulu olarak kullanılmıştır.

Amasya Merzifon
Amasya Merzifon
Amasya Merzifon

 

GENEL

Merzifon denilince, ülkemizdeki insanların genelinin bildiği üzere, burada “eşek” meşhur. Ama, bu sözüme bakıp ta, buraya yolunuz düşerse “eşek” aramayın, bulamazsınız. Ama: İlçeyi bir baştan bir başa geçen “Cumhuriyet Caddesi” mutlaka karşınıza çıkacaktır. Çünkü: şehrin tüm yerleşik halkı, burada bir aşağı-bir yukarı, zaman geçiriyorlar. Hatta, bu cadde, o kadar  kalabalık ki, rahat yürümek bile mümkün olmaz.

Yörede: yazlar kurak ve kışlar yağışlı geçen bir iklim hakimdir. Kışları çok soğuktur.

İlçe topraklarının: % 51’i tarım arazisidir ve bunun tamamında tarla bitkileri ekilidir. Arazinin, % 23’lük bölümü ise, orman arazisidir. İlçe merkezinin ortalama rakımı: 700 metredir.

Halkın geçim kaynağı: tarım. Özellikle: soğan üretimi başta geliyor.

İlçe merkezinde: Polis Eğitim Merkezi bulunuyor. POMEM ismi ile hizmet verilen merkez; 2006 yılında kurulmuştur. Burada, Üniversite mezunları, polislik eğitimi almaktadırlar.

Amasya Merzifon Merzifonlu Kara Mustafa Paşa

MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA

Bu Osmanlı devlet adamı: Osmanlı Padişahı Avcı Mehmet zamanında, 1676-1683 yılları arasındaki, 7 yıllık sürede, Sadrazamlık yapmıştır. Bu dönemde, kendisinin tarih sayfalarına yazılmasına neden olan olay ise: II. Viyana kuşatmasıdır. Ancak, kuşatmanın hüsranla sonuçlanması üzerine, idam edilmiştir.

Ancak: 173.000 kişilik bir orduyu, İstanbul’dan alıp, Viyana şehri önlerine kadar götürmek ve şehri  kuşatmak, aslında bir güçtür. Daha önce, I. Viyana kuşatmasını yapan, Kanuni Sultan Süleyman’da, başarılı olamamıştır.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın en büyük suçu: şehri kuşatmış ve saldırıda gecikmiş olmasıdır. Çünkü: şehrin teslim olmasını ve böylece, şehrin hazinelerinin devlet eline geçmesini beklemiştir. Şehre saldırıp, ele geçirseydi, şehrin hazineleri, yeniçeriler tarafından yağma edilecekti.

Amasya Merzifon Gül Baba

GÜL BABA

Bu satırları okuyan siz okuyucularım arasında, Macaristan-Budapeşte şehrine gidenler varsa, burada, mutlaka “Gül Baba” isimli şahsın türbesini ve heykelini görmüşlerdir. Evet, Gül Baba isimli o şahıs Merzifonludur.

Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte, Avrupa fetihlerine katılan Gül Baba, bir elinde “gül” ve diğer elinde “tahta kılıcı” eksik olmamış, ancak, Budapeşte’nin fethinde ölmüş ve türbesi ile heykeli, günümüzde, şehirde bulunmaktadır.

MERZİFON HAVA ALANI

İlçe merkezine, 6 km. uzaklıktadır. Yıllık; 120.000 yolcu kapasitelidir.

Burası, 2008 yılında, sivil hava trafiğine açılmış, aslında askeri amaçlar için yapılmış bir havaalanıdır. Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı 5.Ana Jet Üs Komutanlığı burada konuşludur. Dolayısıyla, Merzifon merkezinde, çok sayıda askeri personel de bulunmaktadır. Ayrıca: Askeri Hastane de bulunuyor.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Merzifon’da, mutlaka “keşkek” yemelisiniz. Ayrıca: haşhaşlı çörek ve kuşburnu marmelatı da önerebilirim.

Amasya Merzifon

GEZİLECEK YERLER

Amasya Merzifon Paşa Hamamı

PAŞA HAMAMI

İlçe merkezindedir. Kitabesine göre, Sadrazam Kara Mustafa Paşa tarafından, 1678 yılında yaptırılmıştır. Güzel ve değişik bir mimari tarzı var. Osmanlı mimari özelliklerini taşıyor. Kubbeli soyunmalığı, uzun-dikdörtgen soğukluğu ve kubbe ile örtülü sıcaklığı bulunuyor. 1971 yılında, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarım görmüştür. Yapının duvarlarında: düzgün kesme ve kaba yontu taş ve tuğla malzeme kullanılmıştır.

Amasya Merzifon Bedesten

BEDESTEN

Bedesten yapısı: Merzifon’un Osmanlı dönemindeki en önemli yapılarından biridir. Günümüze gelirken, uzun süre, dokuma atölyesi olarak kullanılmıştır. Ancak, bu dönemde, bedesten, önemli tahribata uğramıştır. Yapının, orijinalliği bozulmuş. Daha sonra ise, yapı, uzun süre, Tekel deposu olarak kullanılmış.

2000 yılında ise, iç kısımda, onarım çalışmaları yapılmış ve zemin düzeltilerek, halı dokuma tezgahları yerleştirilmiştir. Ancak, takip eden süreçte, bina, özel bir tekstil firması tarafından üretim yeri olarak kullanılmaya başlanmıştır. 2006 yılında, yine bir restorasyon çalışması yapılır. Ancak, bu sefer, yapı, orijinaline uygun olarak restorasyona sokulur.

Evet, bedesten yapısı: 30 x 28 metre boyutlarında, dikdörtgen şekildedir. İçten dükkan bölüntüsü bulunmamaktadır ve dıştan dükkanlıdır.

Amasya Merzifon Taşhan

TAŞHAN

İlçe merkezinde; Kara Mustafa Paşa Camisi yanındadır.

17.yüzyılda inşa edilmiştir. Dikdörtgen planlı ve iki katlıdır. İç kısmı, kesme taşlardan yapılmıştır. Kubbeli odalar bulunmaktadır. Kitabesi bulunmadığından, kim tarafından ve hangi yıl yaptırıldığı belli değildir.

Han: dikdörtgen planlıdır. Güney cephesinde, yarım kemerli, büyük bir kapısı vardır. İki katlı olan yapının alt katında: dükkanlar sıralanır. Birinci katı oluşturan dükkanların üzerindeki duvarlar, üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taş kullanılarak yapılmıştır. İç orta kısımda, avlu var. Kuzey cephesinde, revakların önüne yapılmış, iki çeşme bulunuyor.

Amasya Merzifon Abide Hatun Camisi

ABİDE HATUN CAMİSİ

Narince köyündedir. Sadrazam Merfizonlu Kara Mustafa Paşa’nın annesi, Abide Hatun tarafından, 1680 yılında  yaptırılmıştır.

Ahşap üzerine, kalem işi tekniğiyle yapılmış uygulamalar muhteşem, görülmeye değer. Sade olmasına rağmen, eğimli bir tepe üzerinde bulunmasından dolayı, heybetli bir görünüme sahiptir. Ancak, yapı, geçirdiği depremler sonrasındaki onarımlarda, esas planını bozmayacak şekilde değişimlere uğramıştır. Cami, günümüzde halen kullanıma açıktır.

Amasya Merzifon Kara Mustafa Paşa Camisi

KARA MUSTAFA PAŞA CAMİSİ

1666 yılında yapılmış olan cami, Gazi Manbup Mahallesindedir. Dış cephe, kesme taştan yapılmıştır. İbadet mekanının üstü, büyük ve tek bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin şadırvanının, 1900’lü yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. Şadırvandaki kalem süslemeleri, Zileli Emin tarafından yapılmış, süslemelerde eski İstanbul tanımlanmıştır.

Amasya Merzifon Çelebi Mehmet Medresesi ve Saat Kulesi

ÇELEBİ MEHMET MEDRESESİ VE SAAT KULESİ

1414 yılında, Yıldırım Beyazıt’ın oğlu, Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Mimari yapı: Selçuklu tarzıdır. Giriş kapısı üzerindeki “Saat Kulesi” ise, Amasya Valisi Ziya Paşa tarafından, 1865 yılında ilave edilmiştir. Aslında: burası bir minare.

Biraz önce söylediğim gibi, yapıldığı yıllarda: Sultan Abdülmecit tarafından, her ile, bir saat kulesi kazandırılması fermanı doğrultusunda, ilçenin merkezi yerine, bu minareye, köşeleri prizma şeklinde olduğu için, her bir yüzüne, birer saat yerleştirilmiştir. Kule yapısı: yakın zamana kadar öğrenci yurdu olarak kullanılıyor iken, günümüzde, burada bir kafeterya var ve bu kafeterya da, eski Merzifon resimleri yoğunlukta bulunuyor.

Adana Feke

Adana Feke


Adana’nın en eski ilçelerinden biridir. Gerek tarih ve gerekse tabiat ve doğa severler için uygun yerler bulunur, buranın toprakları Karadeniz bölgesine benzer, her yan yemyeşildir.

ULAŞIM

Feke, Adana il merkezine 122 km. uzaklıktadır. Feke-Kayseri arası 230 km ve Feke-Kozan arası ise 48 km uzaklıktadır.

Adana Feke

GENEL

Feke, yurdumuzun güneyinde İç Toroslara doğru uzantısı olan bir bölgede kurulmuştur. İlçe engebeli bir arazidedir. Sarp dağlar çoğunluktadır, geniş bir ormanlık alan vardır. İlçe merkezinin denizden yüksekliği 620 metredir.

Karasal iklim görülür, kışlar yağışlı, yazları yarı kurak ve serin geçer. Akşamları serindir, bu yüzden Adanalılar sıcak yaz günlerinde burayı tercih ederler.

Feke, Adana’nın en eski ve turizme açık ilçelerinden birisidir. Seyhan nehrini oluşturan kolları tarafından yarılmış derin vadilere sahiptir.

Adana Feke


Rafting için ülkemizin en elverişli ırmaklarından olan, Göksu, bu ilçededir. Rafting sporuna gönül verenler, burada, bu sporu yapabiliyorlar.

NE YENİR

Feke’de başlıca yöresel lezzetler, şunlardır: Kabak Yaprağı ve Çiçek Dolması, Toparlan (Ekşili Köfte) çorbası, Dövmeli Kızılkabak Yemeği, Menengiç (Çıtımık) çorbası sayılabilir.
Bunun dışında: yörede, çok sayıda alabalık tesisi bulunmakta. Severseniz, alabalık yemek de mümkündür.

Adana Feke

TARİHÇE

Feke, ilk çağlardan günümüze kadar, birçok kavim ve devletlere yerleşim alanı olmuştur. İlçenin, tarihi süreçte: MÖ.16’ncı yüzyılda, Hititlerin hakim olduğu bir federasyon bölgesinde kurulduğu rivayet edilmektedir.

Feke: MÖ.6’ncı yüzyılda Perslere, MÖ.333 yılında ise Persleri yenen Büyük İskender’in eline geçmiştir. İskender’den sonra, MÖ.1’nci yüzyıl sonlarına doğru, Roma imparatorluğuna ve daha sonra ise Bizanslıların ellerine geçmiştir. 1097 yılında, Ruben’in oğlu Konstantin I, Feke kale şehrini Bizanslılardan alır ve Ermeni krallığının başkenti yapar. Ardından Toros I, 1111 yılında kaleyi geliştirerek saray, 1173 yılında Sis şehrine taşınacak olan piskoposluk merkezini ve yeni binaları inşa eder. I. Toros’un Kapadokya bölgesinden elde ettiği ganimetleri, Feke’de sakladığı bilinmektedir.

1375 yılında, Mısır Memluklarının işgali ile, Ermeni hakimiyetine son verilir. 1517 yılında ise, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı devleti tarafından fethedilir. Sonraki yıllarda, Yüreğil, Türkmen Beylerinden Ramazanoğlu ailesinin idaresine girer.

I. Dünya Savaşı sırasında, Fransızların Maraş-Antep ve Adana’yı işgalini fırsat bilen, Haçin ve Feke Ermenileri, buralarda bulunan Türklere, Fransızların tahrikiyle, akla hayale gelmedik işkenceler yaparlar. Ermenilerin bu hareketlerini önlemek için Kaymakam Şeref Bey, şehir halkını silahlandırarak bunlarla mücadele başlatır. 1920 yılının Mart ayında, Arap Ali komutasındaki kuvvetler tarafından Feke kurtarılır.

Adana Feke Karacaoğlan Kültür ve Sanat Şenliği

Fekeliler, her yıl 22 Mart tarihini kurtuluş günü olarak kutlar. İlçe merkezi Eski Feke’den 1943 yılında bugünkü yerine nakledilir. Feke, Ermeniler tarafından Vahga, Bizanslılar tarafından Baka, Araplar tarafından ise Bahgai olarak isimlendirilir. Feke Belediyesi 1895 yılında kurulmuştur. İlçede 28.03.1980 tarihinde büyük bir sel felaketi yaşanır.

Adana Feke Karacaoğlan Kültür ve Sanat Şenliği

KARACAOĞLAN KÜLTÜR VE SANAT ŞENLİĞİ

Karacaoğlan, Feke ilçesine bağlı Gökçeli’de 1606 yılında doğmuştur. Asıl adı Hasan’dır. Çok esmer olduğu için ona Karacaoğlan denmiştir. Feke çayının tek geçit verdiği Kanlıgeçit’ten geçerek Feke’yi terk eder ve Kozan’a gider. Orada Sis valisi tarafından beğenilen, düğünlerin ve şenliklerin söz ve saz ustası kabul edilen ozan, valinin eşinin tehdidi sonucu oradan Maraş’a gider, bir zaman sonra memleketine dönerek yavuklusu Zeynep ile evlenir. Kozanoğlu Beyinin konağında türkü söylemiştir. Eşiyle ve Kozanoğlu Beyi ile yaşananlar yüzünden, bir daha dönmemek üzere Feke’den ayrılır. Ancak şiirlerinde doğduğu yerlerden, özlemlerinden sıkça söz etmiştir.

Her yıl 15 Ekim tarihinde Feke’de uluslararası düzeyde Karacaoğlan Kültür ve Sanat Haftası kutlamaları yapılır. İlk Karacaoğlan festivali, 1974 yılında yapılmıştır. 1990 yılında ise uluslararası düzeyde festival yapılır. Bu festivaller Kültür Bakanlığı kanalı ile düzenlenir. İlçe merkezinde bulunan Karacaoğlan heykeli de Kültür Bakanlığı tarafından 5 Kasım 1993 tarihinde dikilmiştir. İlçede birçok tesise Karacaoğlan ismi verilmiştir. Sosyal ve kültürel etkinlikler ve yarışmalar, Karacaoğlan adı ile düzenlenir. Karacaoğlan festivali, ilçede İndere Yaylasında yapılmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

İlçe sınırları içinde, 6 kale ve 15 kilise kalıntısı vardır.

Adana Feke Kalesi

FEKE KALESİ

İlçe merkezine 6 km uzaklıkta Eski Feke bölgesindedir.

Buradan geçen kervan yolunu kontrol etmek için, 12’nci yüzyılda 315 metre yüksekliğe yapılmıştır. Ermeni kaleleri genelde yükseklere yapılmıştır. Bunun sebebi: düşmanın kuşatma sırasında lağım atmasını önlemek ve savunmayı kolaylaştırmaktır. Kayadan oluşturulmuş duvarlar, uçurumlar ve dağ sırtları savunma aracı olarak kullanılmıştır. Bu yüzden hendeğe ihtiyaç duyulmamıştır.

Feke kalesi, Kilikya Ermeni krallığının ilk kalelerinden biridir. Hatta Ermeni krallığının kurulduğu yer ve Ermenilerin en erken tarihli askeri yapısı olarak kabul edilir. Kalede kim tarafından ve ne zaman yapıldığına dair bir yazıt yoktur, ayrıca Ermeni kaynaklarında da bir tarih ve kimin yaptırdığı hakkında kayıt yoktur. Ancak yapılan incelemeler sonucuna göre, kalenin dört dönemde yapıldığı düşünülür.

Adana Feke Kalesi
Adana Feke Kalesi

  
Binli yıllarda ise, Kilikya Ermenistan’ın da yer almış ve son 150 yıla kadar yerleşim görmüştür. Kale, 1270 metre yükseklikteki bir tepe üzerindedir. Diğer Ermeni kalelerinden farklı olarak, iki mimari uygulamasıyla dikkat çeker.

Birincisi: giriş kapısından hemen sonra başlayan ve yılan gibi kıvrılan kalenin içine ulaşan tonoz örtülü, merdivenli tüneldir.

İkincisi ise: Ermeni kalelerinin hepsinde bulunan şapelin Feke kalesinde bulunmamasıdır.

Feke kalesinin tarihindeki en önemli olay, 1138 yılında Bizanslılar tarafından kuşatılmasıdır. Feke kalesi, ovadaki kaleler gibi çabuk teslim olmamış, üç hafta süren kuşatma sonuç vermemiştir. Bunun üzerine, iki tarafın en iyi iki savaşçısının galibinin sonucu belirlemesine karar verilmiştir. Kale, bu iki savaşçının mücadelesinde Bizanslının üstün gelmesi sonucu, Bizanslılara teslim edilmiştir. Bir-iki yıl sonra, Danişmend Beyi Muhammed bin Gazi, kaleyi Bizanslılardan almıştır.

1145 yılında ise, Levon oğlu II. Toros, kaleyi Danişmentlilerden geri almıştır. II. Toros, Feke’yi atalarının yaptığı gibi aşağı Kilikyanın fethinde merkez üs olarak kullanmıştır. 1275 yılında Sis (Kozan) Patriği, Memlük saldırılarından korunmak için Feke’ye sığınır. Ermeniler 1920’lere kadar bu bölgede yaşamlarını sürdürmüştür. Evet kalenin tarihi geçmişi hakkında bilgi verdikten sonra, şimdi mimari özelliklerine bakalım.

Adana Feke Kalesi

  

Mimari özellikleri

2 katlı kale mimari olarak inanılmaz teknik özellikler kullanılmıştır. 8 burcu ve 1 gözetleme kulesi vardır. Günümüzde bu burçların yarıdan fazlası toprağa gömülü durumdadır. Feke kalesi, tepede kuzey-güney doğrultusunda yılan gibi kıvrılan beden duvarlarıyla kendini gösterir. Ulaşılması güç olan kalenin beden duvarları, genellikle istinat duvarına benzer. Doğu beden duvarının altındaki uçurumun derinliği 18-60 metre arasındadır. Güneye doğru gittikçe uçurumun derinliği azalır. Güneybatı bölümde girişin bulunduğu bölüme ulaşılır. Kalenin girişine ulaşmak için yapılmış merdivenin, kalenin dışındaki bölümü, kuzey-güney doğrultusundadır. Merdiven beden duvarı ile korunur durumdadır. Sonrasında sert bir dönüş yaparak giriş bölümüne yönelir. En yaygın düzenlemelerden birisi, doğru yolu bulmak için 90 derecelik dönüşler gerektiren dönemeçli olanıdır. Bu tür girişler: Anavarza, Yılanlı, Tamrun, gibi kalelerde de görülür. Buradaki kalede ise, dönemeçli düzenlemenin ucuna, yılankavi, tonozlu merdiven eklenerek girişler daha da karmaşık hale getirilmiştir. Evet, giriş bölümü içinde de devam eden merdiven, daha sonra iyi korunmuş tonozlu bir tünel içinde kıvrılarak, yukarıya kalenin içine ulaşır.

Giriş kulesinden sonra, kalenin en önemli savunma bölümü olan batı beden duvarına ulaşılır. Tepenin kuzey ucunda, büyük boyutlu ve yuvarlak planlı burç, kalenin en etkili ve güçlü savunma elemanıdır. Kalenin uçurumların, kayaların üstüne inşa edilmiş olan doğu beden duvarının çok küçük bir bölümü, parçalar halinde günümüze gelmiştir. Güney uçtaki burç ve onun devamı olan yaklaşık 27 metrelik bölüm görülür. Diğer bölüm ise, güneyde kayaya oyularak yapılmış giriş bölümü merdivenlerinin bittiği yerdedir. Kalenin duvarları moloz taş olup, dıştan ve içten kesme taşlarla kaplanmıştır. Taş işçiliği muazzam güzeldir. Kalenin güney kısmının bir bölümü yıkılmış, batı kısmında ise yuvarlak kulelerden bir tanesi, yıldırım düşmesi sonucu tahrip olmuştur. Günümüzde kale burçlarının bir kısmı toprağa gömülü durumdadır.

Adana Feke Kalesi

 

Kalenin içi

Kalenin giriş kısmı güneybatıdan olup, yuvarlak kemerli kapıdandır. Giriş kısmının büyük bölümü tahrip olmuş, diğer kale duvarları yer yer sağlam ve ayakta kalabilmiştir. Kalenin orta kısmı geniş, kuzey ve güney kısımları ise dardır. Kalenin iç kısmında tahrip olmuş bina komplekslerinin duvarları bulunmaktadır. Kalenin içinde en önemli eleman olan büyük boyutlu bir sarnıç bulunur. Sarnıç derinliği 8 metredir. Kısmen kayaya oyulmuş sarnıç, itinalı bir işçilikle yapılmıştır. Tepesindeki tonozun üstünde 7 tane havalandırma deliği vardır. Ayrıca çeşitli işlevler için planlanmış mekanlar bulunur. Ancak, diğer Ermeni kalelerinden ayrı olarak burada şapel yoktur. Bu durum, kaleye 1 km uzaklıktaki sağlam Bizans kilisesinin kullanılmış olduğunu akla getirir.

Evet, kalenin gerek insan ve gerekse tabiat olayları ile daha fazla tahrip olmaması için onarılarak koruma altına alınmasında yarar vardır. Siz bu yöreye yolunuz düşerse, mutlaka gidip Feke kalesini gezin görün, özellikle giriş kısmındaki merdivenleri özellikle inceleyin, sarnıcı görün, ilginç bir kale, gezilmeye görülmeye değerdir.

Adana Feke Kara Kilise-Manastır-Surp Nişan Ermeni Kilisesi
Adana Feke Kara Kilise-Manastır-Surp Nişan Ermeni Kilisesi

 

KARA KİLİSE-MANASTIR-SURP NİŞAN ERMENİ KİLİSESİ

Feke-Saimbeyli karayolunun solunda, eski Feke yerleşim alanı içinde, Feke kalesinin güneyinde, Feke kalesine çıkan yol üstündedir.

Manastırın hemen kuzeyinde tarım yapılıyor. Köy yerleşimiyle iç içe olması nedeniyle taşları kullanılmış, kaçak kazılarla yapı tahrip edilmiştir. Manastırın Geç Roma veya Erken Bizans döneminde (5 veya 6’ncı yüzyıllarda) inşa edildiği düşünülüyor. Ancak bazı kaynaklarda, 11 ve 12’nci yüzyıllara ait Ermeni kaynaklarında, burada Feke kalesinin hemen yakınında Kastalawn veya Vakha isimli bir manastır olduğu ve Kilikya Ermeni Krallığının önemli bir dini merkezi Anazarbos (Anavarza) Piskoposunun bu manastırda ikamet ettiği belirtilmektedir.

Adana Feke Kara Kilise-Manastır-Surp Nişan Ermeni Kilisesi

 

Yapıldığı dönemde 14 kilisenin buraya bağlı olduğu söyleniyor. Evet, manastırın dış duvarlarından kuzey yönündeki ayaktadır. Ayrıca manastır müştemilatı olduğu ve kapı üstünde kitabesi bulunan kapalı ve yer altında mekanları bulunmaktadır. Manastırın kilisesinin apsisi yıkılmış, ancak sağ ve sol duvarlar ayakta durmaktadır. Yapı kesme taştan, bindirme tekniğiyle yapılmıştır. Ancak geç devirde onarılarak kullanıldığını belgeleyen moloz ve yer yer poligonal örgüler vardır. Kilisenin içinde manastır dış duvarında insan eliyle yapılmış büyük tahribat vardır.

Adana Feke Uğurlubağ (Hefkereyebakan) Kalesi

UĞURLUBAĞ (HEFKEREYEBAKAN) KALESİ

İlçe merkezinin güneydoğusunda bulunan Uğurlubağ köyündedir. Uğurlubağ köyü, kalenin batısında yer alır. Ortaçağ döneminden kalmadır. Çevredeki yolların kontrolü için yapılmıştır. Yani jeopolitik açıdan oldukça önemli bir konumdadır. 1012 metre rakımlı tepede, yoldan yüksekte, sarp ve dik uçurumlarla çevrili bir kaledir. Kuzeyinde ve doğusunda yüksek uçurumlar bulunur. Taş işçiliği Kozan kalesindeki işçiliğe benzer. Horasan harçlı, kesme ve moloz taş örgülü savunma duvarlarına sahip küçük hacimli bir kaledir. Girişi güney yönündedir.  Batı yönünde, üzeri kemerli 6 adet, bir üst kademede ise 3 adet mazgal açıklığı bulunur. Kalenin uçuruma bakan doğu kısmında, duvar izi kalıntıları yer alır. Kuzey-güney uzunluğu 25 metre, doğu batı uzunluğu 27 metredir. İç mekandaki kod farkından dolayı plan veren bir yapı kalıntısı izine rastlanmamıştır.

Adana Feke Maran Kalesi

 

MARAN KALESİ

Feke-Mansurluköyü karayolunun 21’nci kilometresindedir. İlçe merkezine 16 km uzaklıktadır. Kalede herhangi bir kitabe olmadığından, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

Ulaşılması hayli zor, Maran yaylasında 1410 rakımlı bir tepenin üzerine inşa edilmiştir. Bulunduğu tepenin şekline uydurularak, kuzey-güney doğrultusunda uzunlamasına bir plan gösterir. Kalenin dört bir tarafı çam ormanlarıyla kaplı ve vadilerle çevrilidir. Kale; Feke’den gelip İnderesi ve Yahyalı üzerinden Kayseri’ye ulaşan eski kervan yolunu kontrol ediyordu. Ayrıca: Feke kalesiyle arasında bulunan 22 kilometrelik mesafenin büyük bölümünü koruyordu. Kalenin erişilmesi güç doğu tarafında: sadece ulaşılmaya müsait kısımlar ve kayalıkların araları sur duvarı ile örtülmüştür. Saldırıya açık batı tarafı ise, tamamıyla sur duvarıyla örtülmüş, kulelerle çevrilmiştir. Dar olan kuzey ve güney tarafları ise, sadece savunma ve gözetleme amaçlı kulelerle tahkim edilmiştir. Kalenin uzunluğu 205 metre, genişliği ise en geniş yerde 48 metredir. En dar noktada ise 8 metredir. Batı sur duvarlarının yüksekliği 5 ile 7 metredir. İç tarafta ise en yüksek noktada sur duvarı yüksekliği 3 metredir. Girişi güneybatı yönündedir. Kesme ve moloz taş örgüsüne sahip olan kale yapısında Horasan harcı kullanılmıştır. Kalede kullanılan taşlar tamamen bulunduğu kalker tepeden sağlanmıştır.

Kalenin içindeki bütün mekanlar, 48 metre genişlikte olan güney kısımda yoğunlaşmıştır. Burada askeri amaçlı mekanlar bulunur. Ayrıca su sarnıcı ve şapel vardır. Su sarnıcı, giriş kapısının bitişiğinde, kule burcu şeklinde dışarıya çıkıntılı olarak doğal kayalara oyularak inşa edilmiştir. Sarnıcın üstü sivri bir tonozla örtülüdür. Tonoz örtünün bacasının da bulunduğu batı uç tarafı, kısmen yıkılmıştır. 6 metre derinliğindeki sarnıcın uzunluğu 14.30 metredir. Kalın ve özel bir sıva ile kaplanan iç taraf, inşa edildiği kayalığın şeklini aldığından simetrik değildir. Şapel kalıntısı, doğu batı yönündedir. Su sarnıcının güneydoğusunda birbiriyle bağlantılı iki odadan oluşan, üzerleri tonoz örtülü mekanlar bulunur. Günümüzde büyük oranda yıkılmış olan şapelden, geriye yüksekliği 1.40 metreyi geçmeyen duvarlar ve apsis kısmı kalmıştır. Kale içinde, bağımsız bir mekan olarak inşa edilen şapel, 8 x 4.5 metre ölçülerinde ve doğu-batı doğrultusunda inşa edilmiştir. Şapelin sadece giriş kapıları ve nişlerinde düzgün kesme taş kullanılmışken, diğer yerlerinde kaba yontma taş kullanılmıştır. Şapelde 1.10 metre kalınlığındaki duvar, harçla yoğrulmuş moloz taş dolguludur. Kalan izlerden şapelin iki kapısı olduğu anlaşılır. Batı ve güneyde yer alan kapılardan, güney kapısı tamamıyla tahrip olmuşken, batı kapısı kısmen ayaktadır. Kalan izler, batı kapısının düzgün kesme taşlardan ve 1.30 metre genişlikte inşa edildiği anlaşılmaktadır. Kapının günümüzdeki yüksekliği ise 0.90 metre olarak ölçülür. Şapelin iç tarafında yer alan birkaç nişten, sadece kuzey duvarındaki niş sağlam olarak günümüze gelmiştir. Yuvarlak kemerli niş, düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Kalan izler, şapelin apsisinde bir mazgal penceresinin bulunduğunu kanıtlar. Şapelin apsis kısmının kuzey ve güneyinden başlayan duvarlar, her iki tarafta da kayalıklarda son bulur.

Kalenin dış duvarları üzerinde 9 adet irili ufaklı burç vardır. Batı yönünde, kalenin oturduğu tepe boyunca devam eden güçlü duvarlar, doğu yönündeki kayalıktan yararlanarak sadece birkaç noktada kullanılmıştır. İç mekanlar oldukça iyi korunmuş, ancak define kazıları sonucu bazı yerler tahrip olmuştur. Kalenin doğusunda bulunan uzun vadide, moloz yığınları ve temel izlerine bakılarak sivil bir yerleşim bulunduğu tahmin edilmektedir.

Adana Feke Kaleyüzü Gözetleme Kulesi

 

KALEYÜZÜ GÖZETLEME KULESİ

Feke ilçe merkezinin batısında, Feke-Mansurlu karayolu üzerindedir.

Ortaçağ kalesidir. Duvarları, Horasan harçlı moloztaş örgülü, kaba yontulu kesme taş kaplamalıdır. Tamamen ayakta kalmış olan asıl burç, tepenin güney yönündedir. Yuvarlak planlı ve kubbe örtülüdür. Bu mekanın girişi, yine güney yönünden, dışarıdan dikdörtgen, içten kemerli bir kapıdır. Burcun güneybatısından bağlayan dış sur izleri, batı yönünden güneye kadar inerek doğu yönündeki doğal kayalığa kadar ilerler. Surların bittiği bu noktada, dörtgen planlı bir yapı izi vardır.

Güney yönündeki burçtan kuzeye doğru yaklaştıkça 3.40 metre eninde bir moloz taş örgü duvarla, 6.5 metre çapında önemli bir bölümü yıkılmış, sadece temel seviyesinde görülebilen ve arazinin kuzey, doğu ve batısına hakim bir yapı kalıntısı daha vardır. Gözetleme kulesi olarak adlandırılan bu yapıda, yoğun ortaçağ seramik buluntusu bulunmuştur.

Adana Feke Sülemişli Şapeli

   

SÜLEMİŞLİ ŞAPELİ

İlçe merkezine bağlı Sülemişli mevkiindedir.

Meskun mahalden çıkıp, ormanlık alan ile birleştiği yerde, yerleşim yerine hakim bir konumdadır. Yolun yaklaşık 20 metre güneyinde, bir adet betonarme su deposu, su deposunun da 15 metre güneyinde, yola 35 metre mesafede, bir yapı kalıntısı görülür. Bu yapı kalıntısı: yaklaşık 10 metre boyunda, 6 metre eninde bir alana oturan, üst örtüsü yıkılmış, tek mekanlı, dikdörtgen bir yapı kalıntısıdır. Doğu batı uzantılı yapı, dıştan dikdörtgen bir yapıya sahiptir. İçeriden bakıldığında, doğu duvarının içten yarım dairesel bir yapıda olduğu görülür. Bu haliyle bir şapel kalıntısı olduğu anlaşılmıştır. Küçük ölçekli kilise (İslam mimarisindeki karşılığı mescit) olarak tanımlanabilen şapellerde nef-narteks-transept gibi kilise mimarisinin ayırtedici özellikleri bulunmaz.

Moloz taş malzeme ile kireç harç kullanılarak inşa edildiği anlaşılan şapelin giriş kapısının, güney duvarında yer aldığı ve kemerli bir formda olduğu anlaşılmıştır. Yapı kalıntısının batı duvarı, tamamen yıkılmış olup, diğer duvarları kısmen ayaktadır. Ancak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı belli değildir.

Adana Feke Süphandede Köyü Türbesi

SÜPHANDEDE KÖYÜ TÜRBESİ

İlçe merkezine yaklaşık 25 km uzaklıktaki Süphandede köyünde Feke çayı kenarındadır.

12-14’ncü yüzyıl erken dönem yapısıdır. Bu döneme ait Anadolu mimarisiyle oldukça benzerlik taşır. Türbenin giriş bölümü, basık sivri kemerli bir açıklıktan oluşur. Enine dikdörtgen planlı yapı, kubbe tonozla örtülüdür. Yapı içinde, kapağı bulunmayan bir taş sanduka bulunur. Üst örtü biçimi, Kozan kalesi kulelerinde görülen kubbe tonozlarla oldukça benzer özellikler taşır. Basık sivri kemerli bölümünde kireç taşından kaba yontu, düzgün kesme taş, cephelerde granit doğal taşlar kullanılmıştır. Kubbe oldukça tahrip olmuş duvarlarla çevrilidir. Dikdörtgene yakın plan yapısı sergileyen duvarlar yer yer 2 metreye yakın yükseklik sergilemektedir. Türbenin ön kapısı açık olup bu kısmın güneyinde de bir mezar yer alır. Ayrıca ön kısmında bir de kuyu bulunmaktadır. Hayatı hakkında fazla bir bilgiye sahip olunmayan Süphan Dede’nin yaşadığı dönem hakkında da bilgi yoktur. Sadece başı; kesilen yerden yuvarlanarak bugün türbenin bulunduğu yere geldiği rivayet edilmektedir. Türbenin önünde bulunan kuyudaki suyun tuzlu buharının akıl hastalığına iyi geldiği rivayet edilir. Halk; Süphan Dede’ye akıl ve ruh hastalıklarından medet ummak amacıyla gelmektedir. Türbenin yanından çıkan suyun buharından teneffüs eden akıl hastalarının şifa bulacağına inanılır. Süphandede olarak bilinen yerin, eskiden kervanların geçiş yaptığı bir bölge olduğu, Süphan Dede adındaki şahsında bir kervanının olduğu, yine başında bulunduğu kervanla bölgeden geçerken kervanını eşkıyaların çevirdiğini, eşkıyalara direnen Süphan Dede’nin başının onlardan birinin kılıç darbesiyle kesildiği, kesilen başın “Süphanallah Süphanallah” diyerek mezarın olduğu yere kadar yuvarlanarak geldiği ve kesik başın durduğu yere bir türbe yapıldığı rivayet edilmektedir.

Adana Feke Güzpınarı-Kisenit Kalesi

GÜZPINARI-KİSENİT KALESİ

İlçe merkezinin Güzpınarı mahallesindedir.

Kale, köy mezarlığının da yer aldığı doğal tepelik bir alan üzerindedir. Bu tepelik, ayrıca iki tane çayın birleşiminden önceki kayalık yapının üzerinde oturmaktadır. Her tarafı yüksek dağlarla çevrili bölgede, oldukça alçak bir kotta yer alan kalenin yapılış amacının akarsular boyunca yer aldığı anlaşılan güzergahı kontrol etmek içindir. Kareye yakın bir formda inşa edilmiş olan kalenin her köşesinde dairesel burçların varlığı görülür. Kalenin duvar uzunlukları sırasıyla 10-14.5-9,5-12.5 metredir. Yapının dört köşesinde dairesel burçlar vardır. Güney cephesinde ise kaleye girişi sağlayan kapıya ait olabilecek bir örgü izi görülür. Ayrıca güneydoğu burcuna bitişik dış yüzeyde, yine bir dönem eski olan ikinci bir yarım dairesel mekan görülür. Yapının inşa malzemesi olarak yer yer kesme ve moloz taş kullanılmıştır. Kesme taş duvarın içerisinde moloz taş dolgu yapıldığı ve bağlayıcı malzeme olarak da kireç bazlı bir harç kullanıldığı görülmüştür. Duvar kalınlığı ortalama 140 cm dir. Kalenin güney cephesini oluşturan duvar, diğer duvarlara göre daha iyi korunmuştur. Kalenin içerisinde çevredeki bahçelerin su ihtiyacının karşılanmasında kullanıldığı anlaşılan 4 metre çapında bir havuz bulunmaktadır. Kalenin içerisinde ve yakın çevresinde yapılan yüzey gözlemlerinde çok miktarda pişmiş toprak seramik parçası bulunmuştur. Bunların tamamı sırsız parçalardır. Seramik parçalarının çoğu büyük pithos ağız ve gövde kısımlarına ait olabilecek türdendir. Alanda sadece bir parça sırlı seramik görülmüştür. Sık dokulu ve açık nerkli hamur üzerine yeşil sır çekilmiş bir parça, herhangi bir bezeme öğesine sahip değildir.

Güzpınarı camisinin duvarında kaleden söküldüğü anlaşılan taşların bulunması ve caminin 16’ncı yüzyıla tarihlenmesi, caminin inşası sırasında kalenin işlevsiz kaldığı ve yıkılmaya yüz tuttuğunu gösterir. Bu durumla beraber alanda bulunan seramik parçaları göz önüne alındığında kalenin 11’nci yüzyıl ile en geç 14’ncü yüzyıl arasına tarihlenmesi mümkündür.

Adana Feke Göksu Irmağı

GÖKSU IRMAĞI

Seyhan Nehrinin en gür kollarından biridir. Kaynağını: Tufanbeyli dolaylarında, Tahtalı dağlarından alır. Sarız Çayı ile birleşerek, Saimbeyli sınırından Feke ilçesi sınırlarına giren Seyhan Nehrinin kolu olan Göksu ırmağı, Feke’de uzun seyreden akarsudur.
Her mevsim, bol sulu olan debisi fazladır. İlçeyi, dar ve derin vadilerle geçerek, Karsantı (Aladağ) ilçesi yakınlarında, Zamantı Suyu ile birleşerek, Seyhan Nehrini oluşturur. Irmak üzerinde, rafting sporu yapılabilmektedir.

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.