Adana Ceyhan

Adana Ceyhan

 

Adana il merkezine, 43 km. uzaklıktadır. Otoban bağlantısı ile yaklaşık 20 dakikada Adana il merkezine ulaşılır.

Akdeniz’e ise: 30 km. uzaklıktadır. Avrupa’yı Asya’ya bağlayan E-5 Karayolu, Ceyhan’dan geçmektedir. Yine Pozantı-Mersin-Gaziantep otoyolu da, Ceyhan’ın güneyinden geçmektedir. Ceyhan: Adana hava alanına da 45 km. uzaklıktadır. Deniz ulaşımı için de, Yumurtalık ve İskenderun Limanlarına yakındır.

Adana Ceyhan

GENEL

Ceyhan, Türkiye’nin ekonomik olarak en gelişmiş ilçelerinden biridir. Konum olarak Çukurova’nın tam ortasındadır. Bulunduğu ovaya ismini vermiştir. 

Ortadoğu petrolleri ve Orta Asya enerji kaynaklarının dünyaya açılmasında, ana kapı görevi görmektedir. Son 20 yılda, bir enerji şehri konumuna gelmiştir. 

Ceyhan nehri kıyısında kurulmuştur. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen ilçenin iklimi, Akdeniz iklimidir.

Adana Ceyhan

CEYHAN NEHRİ

Akdeniz bölgesinin en uzun akarsuyudur, uzunluğu 509 km. dir. Nehrin ilk kaynak yerleri, Elbistan ovasını çevreleyen dağlardır. Orta Torosların Nur Hak dağından Söğütlü deresi adı ile çıkar.

Elbistan’ın 3 km kuzeyindeki gür kaynaklarla beslenerek büyür. Hurman ve Göksun çaylarının birleşmesinden sonra Ceyhan adını alır.

Adana Ceyhan

TARİH

MÖ 1500’lü yıllarda, bölgede Arvaza Krallığı hakimdir. Bunlar, Hititlerden ayrı, doğu kökenli bir guruptur. Hititler bunları yener ve bölgede Hitit hakimiyeti görülür. Anadolu’da 700 yıl egemenlik kuran Hititler, Çukurova’yı Uri Adania bölgesi olarak tanımlar ve Hititler döneminde, bölge zamanın şartlarına göre çok gelişir.

Özellikle Ceyhan yöresinde, Hitit Kralı Muvattali’nin, Mısır seferi sırasında, Ceyhan nehrini geçtiği yere dikilen kaya rölyefi günümüze kadar gelmiştir.

Hitit devletinin yıkılmasının ardından, MÖ 750 yıllarında bölgede Asur hakimiyeti görülür. Asurlular, Çukurova’yı 50 yıl egemenlikleri altında tutarlar. Asur devletinin yıkılmasıyla birlikte, bölgede MÖ 612 yılında Kilikya krallığı kurulur.

Ancak, MÖ 401 yılında, Kunaska savaşını kazanan Persler, bölgede görülür. MÖ 334 yılında, Büyük İskender, Issos civarında Pers ordusuyla karşılaşır ve savaşı kazanır. Çukurova tamamen Makedonyalıların hakimiyetine geçer.

MÖ 11 ile MS 395 yılları arasında Çukurova’da Romalılar vardır. Roma döneminde bölge çok imar görmüştür. İlçe sınırları içinde birçok kale ve höyük, Romalılardan kalmıştır.

MS 395-638 yılları arasında, Çukurova Bizans hakimiyetine girer.

MS 704 yılında, Müslüman Araplar bölgede görülür ve Halife Abdülmelik oğlu Abdullah, Misis yöresinde ilk camiyi yaptırır ve Çukurova’da Müslüman Emevi dönemi başlar.

1352 yılında, Oğuz Türklerinden Ramazan Bey, Ramazanoğulları Beyliğini kurar ve beylik, 1516 yılında Osmanlı imparatorluğuna bağlanır.

Mondros mütarekesinden sonra, İngilizler Ceyhan’ı işgal ederler. Ancak, Fransızlarla anlaşarak, Ceyhan’ı Fransızlara devrederler. Bu dönemde, ilçede, Fransızlardan güç alan Ermeni vahşeti görülür.

Ankara Anlaşmasından sonra 23 Ekim 1921 günü, Ceyhan’a Türk bayrağı çekildi. Ceyhan’ın kurtuluş günü olarak 6 Ocak 1922 tarihi kabul edilir.

İlçenin tarihi geçmişinde hoş bir olay var bundan söz etmeden olmaz. Türk Hava Kurumu, kuruluşunda ilk teyyare alınması için para bulamadığından, bir kampanya başlatılır ve 10 bin Lira toplayıp gönderen şehir, köy ve kasabaya, alınacak uçakların isimlerinin verileceği söylenir.

Bunun üzerine, Türkiye’de ilk para Ceyhan’dan toplanır ve gönderilir, ilk teyyare alınır ve “Ceyhan” ismi verilir. İtalyan malı olan bu uçak, daha sonra teşekkür için, Ceyhan ilçesine gelir ve havada tur atarak ilçe halkına teşekkür edilir.

Ayrıca, Ceyhan, gerek 1998 Adana depremi ve gerekse 1999 Gölcük depreminde etkilenmiş ve hasar görmüştür. Ceyhan depreminde yıkılan evlerin yerine genelde parklar yapılmış ve şehir içi arazi kullanımı da değiştirilmiştir.

Ulus Mahallesinin batısında İnönü Bulvarında Ceyhan Depremi Anıt Parkı vardır.

Adana Ceyhan Yemek Kültürü

YEMEK KÜLTÜRÜ

Ceyhan mutfağı denilince, akla: yeşil burma, yağlı yavan, kömbe, sarımsaklı köfte, patlıcan güveç, mercimekli ıspanak başı, nohutlu bamya, çürük et, erişte, bumbar, babaganuş, şırdan dolması, humus, içli köfte, kısır, yüzük çorbası, döğme pilavı gelmektedir.

Diğer bir önemli özelliği ise: Türkiye’nin en klas kebapçılarına sahip olmasıdır. Adana kebabı denilince, artık Ceyhanlı ustalar akla geliyor.

Ceyhan’da bulunduğunuz sürede, mutlaka Adana Kebabını tatmalısınız.

Adana Ceyhan İncirlik Tesisleri

İNCİRLİK TESİSLERİ


Ceyhan denilince, bölgede bulunan İncirlik Tesislerinden söz etmemek imkansızdır. İncirlik kasabası, Ceyhan’a 20 km. uzaklıkta, deniz kıyısında kurulmuş, güzel bir kasabadır. Bütün Türkiye’nin tanıdığı BOTAŞ Tesisleri, bu kasabadadır.

Burası: her ne kadar tam olarak tanıtım ve yatırım faaliyetleri içine alınmasa da: masmavi denizi ve altın sarısı kumsalı ile, iç turizme hizmet etmekte ve yaz aylarında yerli turistlerle dolup taşmaktadır.

İncirlik kasabasında: konaklama tesisi bulunmamaktadır. Yalnızca: balık lokantaları görülür. Güneyin en meşhur balıklarından olan “Lagos” avcılığı, bu sahillerde yapılmaktadır.

Yine bu sahillerde kurulu balık lokantalarının ustaları tarafından hazırlanarak meraklılarına ikram edilmektedir.

İncirlikte tatil yapanlar, genellikle buraları bilen insanlardır. Biraz önce de söylediğim gibi, konaklama tesisi yok. Tatilciler, burada, genelde çadırlarda konaklıyorlar.

Adana Ceyhan İncirlik Hava Üssü

İNCİRLİK HAVA ÜSSÜ


Adananın doğusunda, İncirlik yakınlarındaki hava üssü: 1954 yılında: Türkiye ile ABD arasında yapılan özel bir antlaşma ile kurulmuştur.

Amaç: Türkiye’nin ortak savunma önlemlerine katılması için: Amerika Birleşik Devletleri Hükümetine izin verdiği kuruluşlardan biridir. 

Hava üssü: Yumurtalık akaryakıt kuruluşunu hava üssüne bağlayan boru hattını, İskenderun limanındaki kolaylıkları, Adana su kuyusu ve bunu İncirlik Hava Üssüne bağlayan boru hattını, İncirlik Hava Üssü ve Ceyhan Irmağı arasındaki kanalizasyon sistemini içeriyor.

Personel için, gerekli bütün toplumsal kurumlar çalışma halindedir.

Adana Ceyhan Mercimek Harası

MERCİMEK HARASI

İşletmenin sahip olduğu arazi, 1898 yılına kadar göçer aşiretlerin ve civar köylerin merası olarak kullanılıyordu. Bu alana ilk yerleşenler ise, 1889 yılında birkaç yüz çadırlık Bozdoğan aşireti oldu.

Daha sonra ise, Kırım Savaşından sonra, Kırım bölgesinden, Türkistan ve Kafkaslardan gelen Müslüman muhacirler buraya yerleştiler ve günümüzde Ceyhan’ın bulunduğu yerde Yarsuvat Kasabasını kurdular. Bir kısım muhacir ise, Mercimek ve Mangıt yörelerine yerleştiler.

Burada bulunan işletme 1898 yılında, Sultan II. Abdülhamit’in emriyle “Anavarza Çiflikatı Hümayun Askerisi” adı altında kurulmuştur.

Bu çiftlik kurulduğunda, Saimbeyli ve Kozan’da yoğun ermeni nüfus vardı. Bunların, Ceyhan ve Misis ovalarına inmeye başlaması karşısında, bu çiftlik bir sivil askeri üs olarak ermeni ilerleyişini durdurması amaçlanmıştır.

İşletmenin kurulmasının ardından, burada ordunun ihtiyaç duyduğu atların yetiştirilmesine karar verildi ve iyi yetiştirilmiş 2 tabur asker gönderildi. Askerler sivildi ve başındaki subaylarda tecrübeli ve tarımı iyi bilen insanlardı.

Çiftlik kurulduktan sonra, burada damızlık aygır ihtiyacını karşılamak için aygır çiftliği kuruldu. 1895 yılında, hara merkezine idari merkez yapıldı. Haranın işletmesi bu şekilde Meşrutiyete kadar devam etti. Meşrutiyetle birlikte, hara kapatılır ve hayvanlar satıldı. 1903 yılında ise 75 yıllığına Fransızlara kiralandı.

Ancak çevredeki köyler ayaklandı ve Fransızların buraya yerleşmesine izin vermediler. Boşluktan istifade eden köylüler, hara arazisini ekip biçiyorlardı. 1929 yılına gelindiğinde ise Mercimek Aygır Deposu tesis edildi ve Atatürk’ün hediye ettiği 2 aygır ile depo faaliyete başladı.

1930 yılında, fazla arazilerin komisyon kurularak köylülere dağıtılmasına karar verildi. 1983 yılında ise, Devlet Üretme Çiftlikleri hara ve inek hanelerinin birleşmesi sonucu, TİGEM’e bağlı ÇUKUROVA Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü adı altında birleşerek, tohumluk ve damızlık üretimine başlandı.

Adana Ceyhan Şahmeran Efsanesi

ŞAHMERAN EFSANESİ

Şahmaran Farsça kökenli bir kelimedir. Yılanların şahı anlamına gelir. Başı insan, gövdesi yılan olarak tasvir edilmiştir. Efsanenin özünü oluşturan yılan: derin anlamlar içeren bir semboldür. Bir tarafı kadın, bir tarafı yılan şeklindedir.

Yani bir tarafı iyi, bir tarafı kötü, bir tarafı gece, bir tarafı gündüzü, bir tarafı çirkinliği, bir tarafı güzelliği temsil eder. 

Farklı kültürlerden, değişik şeyler anlatır. Ya bilgelikten söz eder ya da şifadan. Şahmeran güzeldir, büyüleyicidir, simsiyah saçları, başında görkemli tacı ve bereket timsali durumu vardır. Rengarenk boyanır, doğanın tüm gizemini, sırlarını kollar.

Efsane-1

Efsanenin: Yılan Kale de geçtiği söylenir. Evet, günümüzden binlerce yıl önce, Yılan Kale’de: yerin 7 kat dibindeki mağaralarda yaşayan yılanlar varmış. Meran adı verilen bu yılanlar: çok akıllı ve iyi yürekliymişler. Arkadaşlığa, dostluğa, sevgiye büyük önem vererek, barış içinde ve mutlu bir hayat sürerlermiş.

Meranların başında: Şahmeran denilen, eceleri varmış. Genç ve güzel bir kadın olan Şahmeran, hiç yaşlanmaz, öldüğü zamanda ruhu, kızının vücuduna geçermiş.

Efsaneye göre: Yoksul bir ailenin oğlu olan Camsab isimli kişi, bir gün Şahmeran ile karşılaşır. Bir gün: Camsab, arkadaşları tarafından; içinde bal dolu olan bir kuyuya bırakılır. Genç; kuyudan çıkamaz ve cebindeki çakıya, kuyuda gördüğü bir deliği genişletip büyüterek, başka bir yere geçer ve burada uyuyakalır. Uyandığında: çevresinin yılan ve ejderhalarla dolu olduğunu görür.

O sırada, yarı insan yarı yılan olan Şahmeran yanına gelir ve konuşur. Camsab, arkadaşları tarafından kendisine yapılan ihaneti ona anlatır. Bunu dinleyen Şahmeran, onu kuyudan çıkaracağını söyler. Fakat geçen ömrü boyunca, asla yerini söylemeyeceğine dair söz vermesini ister. Camsab, Şahmeran’a söz verir ve Şahmeran onu kuyudan çıkarır.

Camsab, köyüne döner. Ülkesinin hasta hükümdarının iyileşebilmesi için, Şahmeran’ın etinin önerildiğini duyar ama ses çıkarmaz. Çünkü; Şahmeran’a söz vermiştir. Ancak, bir gün arkadaşları ile sohbet ederken, Şahmeran’ı gördüğünü ağzından kaçırır.

Arkadaşları, bu durumu, hemen Padişaha bildirirler. Padişah, Camsab’ı huzura çağırır, Şahmeran’ın yerini göstermesini ister.

Fakat :Camsab, bir türlü Şahmeran’ın yerini söylemez. Kendisine altınlar ve vezirlik unvanı verileceğini duyan Camsab, Şahmeran’ın yerini Padişah’ın vezirine gösterir. Vezir, bazı sihirli kelimeler söyleyerek, Şahmeran’ı altın bir tepsi içinde, kuyunun dışına çıkarır.

Vezirin adamları, Şahmeran’ı öldürür ve onun etini Padişaha yedirirler. Padişah sağlığına kavuşur. Efsanenin özünde: Şahmeran’ın insanoğluna olan sadakati ve iyi niyetine karşılık, gördüğü ihanet anlatır. Bir rivayete göre de, yılanlar, hala, Şahmeran’ı yaşıyor biliyorlarmış.

Efsane-2

Efsane: iyilik yapanın iyilik, kötülük yapanın kötülük bulacağı konusunda ders verir.

Bilge Danyal öleceğini anladığı zaman oğlu Danyal’a; ömür boyunca yazdığı 5 bin sayfalık külliyatını, oğluna miras bırakmak ister. Ama bunun çok fazla olduğunu düşünerek, 5 sayfalık bir özet haline getirir.

Bunu da özetler ve 1 sayfaya düşürür. Bu 1 sayfanın içindeki şifreyi çözebilirse, dünyanın en bilge insanlarından biri olacağını ifade eder.

Efsane-3

Şahmeran, Adana Misis’e yakın Yılanlı Kale’de yaşıyormuş. Burası Şahmeran’ın ülkesiymiş ve ne Misis’te yaşayan insanlar kaleye çıkarmış, ne de kaleye yaşayan yılanlar aşağıya inermiş.

Günün birinde bir insan, yılanların ülkesine gitmiş, diğer yılanlar onu öldürmek üzere iken, Şahmeran, oraya gitmeye cesaret eden ilk insan olduğu için onu affetmiş ve bir daha gelmemesi şartıyla onu geri göndermiş. Bu arada Şahmeran’ın arada sırada Taç hamamda yıkandığını öğrenmiş.

Günün birinde Misis beylerinden biri amansız bir hastalığa yakalanmış ve doktor tek çarenin Şahmeran’ın gözleri olduğunu söylemiş. Bey her tarafa haber salarak, Şahmeran’ı getirene veya yerini bildirene servet vaat etmiş.

Bunu öğrenen Şahmeran’ın ülkesine giden kişi, Şahmeran’ın arada sırada taç hamamda yıkandığını söylemiş. Böylelikle Şahmeran yakalanmış ve öldürülerek gözleri Misis Beyine verilmiş. Bu gözleri yiyen bey şifa bulmuş. Günümüzde bu söylentiye inananlar, bir gün Şahmeran’ın intikamını alacağından korkuyorlar.

GEZİLECEK YERLER

Adana Ceyhan Abdulkadir Ağa Camii-Ulu cami

ABDULKADİR AĞA CAMİİ-ULU CAMİ

Bu cami, 1868 yılında Ceyhan’a ilk yerleşen Nogaylardan Abdulkadir Ağa tarafından yaptırılmıştır. İlk yapıldığında, kıble duvarına paralel, üç sıra halinde, beşerden on beş kubbeli tuğla bir yapıdır.

Ancak zamanla ihtiyaca yetmez ve 1946 yılında, camiye minare eklenir ve kıble yönünde genişletilerek, iki sıra kubbe daha ilave edilir. 

Cami “Ulu cami” olarak da bilinir. Kubbeler içte kürevidir, ancak dıştan hafif sivriltilmiş ve önceden kiremitle kaplıdır. 27 Haziran 1998 tarihindeki Adana depreminde hasar görmüştür ve onarımı halen devam etmektedir.

Caminin çevresinde apartman yığınlarından başka bir şey görülmemektedir.

Adana Ceyhan Durhasan Dede Türbesi

DURHASAN DEDE TÜRBESİ

Türbenin bulunduğu yerde Türkmen Bektaşilerinin yaşadığı bir köy var. Adana iline 53 ve Ceyhan iline ise 18 km uzaklıktadır.

Durhasan dedenin diğer ismi de Yanyatır’dır. Kendisi Sultan 4’ncü Murat’ın şeyhlerindendir. 4’ncü Murat, Bağdat seferine çıktığında, Durhasan dede, Misis Havraniye bölgesinde otağ kurduğu zaman, Durhasan dede padişahı görmüş, ona seferinde başarılı olması için dua etmiştir.

Türbe, alevi ve Bektaşilerin ziyaret yeridir. Kesin yapılış tarihi bilinmemektedir, muhtemelen 18’nci yüzyılın ilk çeyreğinde yapıldığı düşünülüyor.

Gelelim rivayete: Durhasan Dede, şimdiki köyüne yerleşmiş, köyü sevmiş, köyün ismi “Evci köyü” imiş. Durhasan dede, Misis çevresinde insanları iyiliğe çağırmış ve Misis’te ölmüş.

Vasiyeti gereği, Evci köyüne (bugünkü Durhasan Dede köyü) getirip gömmüşler. Cenazeyi getirenler gömülecek yeri şaşırmışlar, bir ara bir ses “durrr” diye bağırmış, bunun üzerine köyün adı “Durhasan Dede” olmuş.

Türbede Selçuklu mimari tarzı görülür, kare planlı, küçük, kagir ve tek kubbeli bir binadır. Türbenin duvarları, oturduğu yuvarlak ve çok estetik pencerelerle süslenmiştir.

Kapı sundurmasının ilk giriş merdiveninde; Türk aşiret boylarının simgesi olan bir mermerde, bir çizinin sonunda, kaz ayağı şeklindeki üç ayaklı bir sembolü bulunmaktadır. Bu kaz ayağı, Yanyatır Tahtacılarının damgasıymış.

Kubbenin tam ortasına rastlayan sandukanın boyu oldukça büyüktür. Günümüz insan boyunun iki katı uzunluğundadır.

Demir bir koruma ile çevrili olan sandukanın üstünde bayraklar, ayetlerin işlendiği yeşil seccadeler vardır. İçeride, dilek sahiplerinin yaktıkları mumları koydukları taşlar, şamdanlar ayrı bir mistik hava katar.

Onun mezarının ayak ucunda, sandukada, bir insan elinin (40-50 cm kadar) girebileceği bir delik vardır. O delikten, dilek dileyen insanların elini uzatarak toprak alması gerekir. Aldığı toprağı hastalıklı yere sarması gerekirmiş.

Türbenin ana kapısı üzerindeki kitabede, 1871 yılında Abidin Efendi tarafından tamir edildiği yazıyor.

Adana Ceyhan Tumlu-Dumlu Kalesi
Adana Ceyhan Tumlu-Dumlu Kalesi

 

TUMLU-DUMLU KALESİ

İlçe merkezine 17 km uzaklıkta Dumlu köyünün eteğinde bulunduğu bir tepe üzerinde kuruludur. Dumlu köyünün hemen batısında ve 75 metre kadar yükseklikteki sert kalkerli bir tepe üzerindedir. Kalenin 25 km kuzeyinde Anavarza kalesi, 20 km güneyinde ise Yılankale vardır.

12’nci yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Asur, Pers ve Romalılar tarafından kullanılmıştır. Dumlu kalesinin hemen güneyinden Ceyhan nehrinin kolları geçer. Kalenin çevrisi 800 metredir ve sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. 

Kalenin 8 burcu ve doğuya açılan tek kapısı vardır. Kuzey tarafta, kayalar düzeltilerek merdiven yapılmış olup izleri yer yer hala görülmektedir. Kalenin kuzeyinde yarım haç şeklinde birçok mezar vardır.

Bu mezarlar genelde küçük el yapımı mağaralar şeklindedir. Kuzeybatısında mozaikler bulunan kalede, yakın zamanda bir mağara mezar ve bir toplu mezar ortaya çıkmıştır. Köylülerin anlatımlarına göre, kalenin tarihi dokusu 1989 yılında Amerikalıların petrol arama çalışmaları sırasında bozulmuştur.

Havalandırma pencereleri olan bir tünel, tuvalet çukuru olarak kullanılmış sonradan kapatılmıştır.

Gözetleme kulesi ovaya bakar, ayrıca savunma surları ve hendekleri bulunur. Kale içinde ise bazı yapı kalıntıları görülür. Özellikle 3 su sarnıcı dikkat çeker. Tepenin çevresinde ise kaya mezarları vardır.

Adana Ceyhan Kurtkulağı Kervansarayı
Adana Ceyhan Kurtkulağı Kervansarayı

 

KURTKULAĞI KERVANSARAYI

İskenderun yolunda, eski Halep kervan yolu olarak bilinen Kurtkulağı beldesindedir. Ceyhan ilçesine 30 km uzaklıktadır.

Kervansaray, coğrafi konumu nedeniyle bir zamanlar çevresi surlarla çevrili bir menzil yerleşmesiyken, zamanla tarihi dokusunu kısmen kaybetmiş, günümüze sadece cami, kervansaray ve çeşmesi ulaşmıştır.

Adana Müzesinde bulunan kitabesine göre, yapı 1659 yılında Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Mehmet Ağa’dır.

Klasik kervansaray mimarilerinden farklı özellikler gösterir. Doğu cephede, kervansarayın beden duvarlarından ileri çıkıntı yapan cümle kapısı ile buradaki iki yerde bulunan müstakil bey odaları, ayrı bir özellik taşır.

Birer kapı ile giriş eyvanına açılan bu odaların müstakil ocakları, dolapları ve hatta helaları olması, önemlerini gösterir ve mutlaka beylere ve ileri gelenlere tahsis edilmiştir.

Kervansarayın bir diğer özelliği: sağ kanadında bu odaların bir yeraltı dehlizine planıdır. Muhtemelen bu dehliz, kervansaray hücuma uğradığında buradan çıkabilmek için yapılmıştır.

Kervansaray: iç beden duvarlarının üst kısımlarında açılmış olan içte geniş, dışta dar olan mazgal pencerelerinden ışık almakta ve bu yüzden loş ve karanlık kısımlar kalıyordu. Bütünüyle çok değişik bir kervansaray olarak karşımıza çıkan Kurtkulağı Kervansarayı özgün bir mimariye sahiptir.

Ancak süsleme açısından son derece sade olan yapıda fonksiyonellik ön plana çıkmaktadır. Yapının sadece ana mekana açılan kapısı ile giriş eyvanının sağında ve solunda yer alan kapıların üzerinde, yuvarlak kemerler oturtulmuş taş süslemeler ve silmeler görülmeye değerdir. Günümüzde burada çeşitli Etnografik eserler sergileniyor.

Adana Ceyhan Kurtkulağı Camisi

Kurtkulağı Camisi

Kervansarayın yanında, kitabesine göre: 1601 yılında Haydar Ağa tarafından yaptırılan ilginç mimarisi olan tarihi bir cami var. Bu cami Osmanlı mimarisinin güzel bir örneğidir. 1659 yılında onarım görmüştür. Bu onarımın mimarı Mimar Mehmet Ağa’dır. 

Yapının biri kuzeydoğuda ve diğeri kuzeybatıda olmak üzere iki minaresi vardır. Kuzeydoğudaki minaresi ilk inşa döneminden kalmadır.

Çok küçük boyutta olup, avlu giriş kapısının solundadır. Minarenin şerefesi, beden duvarı hizasında kalır. Çok kısa olarak yapılan petek kısmı, biraz daha incedir ve konik bir külahla sonlandırılır.

Adana Ceyhan Kazankaya Kalesi

KAZANKAYA KALESİ

Kurtkulağı köyü yakınlarındadır. Kale: Asur, Pers ve Roma döneminde kullanılmıştır. Halep kervan yolunu korumak için yaptırılmıştır.

Kalenin kuzeydoğu eteklerinde, Abbasilerden kalma kaya mezar kalıntıları ve çeşmeler vardır. Kalenin bulunduğu yer, günümüzde yeşil alan olarak düzenlenmiş ve mesire yeri olmuştur.

Kurtuluş Savaşı sırasında bölgenin Fransız işgalinde, burası Fransız karargahı olarak kullanılmıştır. Buradaki kaya mezarları ise, halk tarafından ziyaretgah olarak kullanılmaktadır.

Adana Ceyhan Yılan Kale-Yılanlıkale-Şahmeran Kalesi
Adana Ceyhan Yılan Kale-Şahmeran Kalesi
Adana Ceyhan Yılan Kale-Şahmeran Kalesi

 

YILAN KALE (YILANLIKALE-ŞAHMERAN KALESİ)

Ceyhan nehri kıyısında Adana’dan Ceyhan’a giderken karayolu üzerindedir. Misis tepelerinin uzantısı olan Yılankale Tepesi üzerindedir.

Adana il merkezine 30 km uzaklıktadır. Ceyhan ilçe merkezine 13 km uzaklıktadır. E-5 karayoluna 3 km uzaklıktadır.

Belirli bir mesafeye kadar araçla gidebilirsiniz. Sonra aracınızı park yerine bırakın ve yürümeye başlayın, yol gittikçe dik ve kötüdür. Çocuklu aileler gidemez. Ayrıca kesinlikle spor ayakkabınız olmalıdır.

Evet burası Çukurova’nın efsane kalelerinden birisidir. Toros dağlarını aşarak Antakya’ya giden tarihi İpek yolu üzerindedir.

Yılan kale, Ortaçağ’da Çukurova’nın Haçlı işgali döneminde, 12’nci yüzyılda Ceyhan Nehri kenarındaki hakim tepeye yapılmıştır. Hem ovayı hem de tarihi ipek yolunu kontrol etmiştir. Kalenin hemen doğusundan Ceyhan nehri geçer.

Tarihi 11’nci yüzyıla kadar uzanır. Kilikya Ermeni krallığı döneminde Kral I. Levon tarafından yaptırılmıştır. Boyutları ve karmaşık tasarımı ile, Ortaçağ döneminin en etkileyici askeri yapıları arasındadır.

Çok sarp bir tepe üzerinde, alınması olanaksız bir kale gibidir. Korunması kolay, alınması çok güç bir kaledir.

Son derece zeki biçimde tasarlanan ve yerleştirilen sağlam surları, burçları, kale meydanına üç kapıdan sonra ulaşılması ve kapıları birbirine bağlayan portatif merdivenleriyle fethedilmesi zor bir kale olmuştur. 

4 cepheli çevresi 700 metredir. Araları mazgallı 2 katlı, ovadaki diğer kaleleri görüş alanı içine alan ikişer katlı 8 burcu vardır. 

Burçlar ve araları, tamamen mazgallıdır, bu mazgalların ortaları ateş etmek için delikli bırakılmıştır. Kalenin güneye bakan, demir bir kapısı vardır. Kalenin beden duvarları, adeta dantel gibi işlenmiştir.

Kale planı, 3 avlulu olarak yapılmıştır. En alt kısımda bulunan 2 avlu: güneydoğudaki kanadı korumak içindir. Avluların her birinin, tek bir giriş kapısı vardır. Üstte, zeminden daha yüksek, korunaklı bölüme: her yönden birer merdivenle ulaşılır ve böylece her yöne gidiş geliş kolaydır.

Bu kısım en yoğun şekilde savunulan ve garnizona ev sahipliği yapan yerdir. Kalenin güneye bakan, demir bir kapısı vardır. Buradan girilince, kalenin içinde iç içe 3 giriş bulunur. Bu girişler arasında portatif merdivenler bulunur. 

Birinci kapıdan girildikten sonra, çok rahat tuzaklanacak şekilde inşa edilmiştir. İkinci kapı girişi daha da sağlamdır, bugün kapı bağlantı delikleri görülmektedir. Üçüncü kapıda, üst kısımda bir kabartma görülür.

Bu kabartmada: eli açık bir şekilde tahta oturmuş kralın, her iki yanında aslan motifleri görülür. Kapının iç kısmına girilince, tepede haç vardır. Avlu kısmına ilerlendiğinde ise, havalandırma penceresi bulunur.

Bu pencerenin açıldığı bölüme inildiğinde ise, oldukça serin yüksek bir duvarlı oda vardır. Burası muhtemelen erzak depo edilen yerdir. Su kaynağı olmayan kalede, yağmur sularını biriktirmek için sarnıçlar ve bir şapel vardır. Kalenin teraslarına taş merdivenlerle çıkılır.

Kale, 1357 yılında Ramazanoğulları Beyliği döneminde terk edilmiştir.

Evliya Çelebi

Evliya Çelebi, 1671 yılında buradan geçerken kaleyi “şahmeran” kalesi olarak yazmıştır. Çünkü Seyahatnamesinde, burada ensesi tüylü ve boynuzlu yılanların yaşadığını yazmıştır. Ünlü şahmeran hikayesinin kaynağı da bu kaledir. Daha önce kalenin ismi “Govara” kalesiymiş.

Birçok efsane var. Bazı söylentilere göre, bu kalede yılanları eğiten Şeyh Meram isimli birisi varmış. Bir başka söylentiye göre, kalenin surları yılan gibi kıvrımlı imiş. Ağırlıklı söylentiye göre: vücudunun yarısı yılan, yarısı kadın olan ve Lokman Hekim’e ölümsüzlük iksirini veren mitolojik varlık Şahmeran’ın yaşadığı yer olması nedeniyle, kalenin “Yılan kalesi” olarak isimlendirildiğidir. 

Öte yandan, burada zemin serin taşlardan oluşur ve bahar dönemlerinde yılanlar bu taşları mesken edinir, böylece yılanlarla ilgili rivayetlerin gerçek olduğu anlaşılır.

Adana Ceyhan Sirkeli Höyüğü ve Sirkeli Muvattali Kabartması
Adana Ceyhan Sirkeli Höyüğü ve Sirkeli Muvattali Kabartması

   

SİRKELİ HÖYÜĞÜ VE SİRKELİ MUVATTALİ KABARTMASI

İlçe merkezine 3 km uzaklıkta, eski Misis-Ceyhan karayolu üzerindeki Sirkeli köyünde, Ceyhan nehri kıyısında Sirkeli höyüğü ve Hititlerden kalma bir rölyef vardır.

Sirkeli höyüğü; 300 x 400 metre boyutlarında ve 30 metre yüksekliktedir.

Buradaki yerleşimin MÖ 3000-1200 yıllarından Roma dönemine kadar yani MS 100’lü yıllara kadar devam ettiği tahmin ediliyor. Hatta höyüğün bulunduğu bu yerleşimin antik kaynaklarda sözü geçen ticaret ve kült merkezi Lawazantiya şehri olduğuna inanılıyor. Lawazantiya şehri: Pudhepa’nın doğup büyüdüğü yerdir.

Puduhepa: Mısır Firavunu II. Ramses ile dünyadaki ilk barış anlaşması olan Kadeş Anlaşmasına imza atan Hitit İmparatoru II. Hattuşili’nin karısı ve aynı zamanda Aşk Tanrıçası ve Sawuska rahibinin kızıdır. Sirkeli höyüğü, 2006 yılından bu yana yabancı bir kazı heyeti tarafından, İsviçre Bern Üniversitesinden Prof Dr Miroslav Novak başkanlığında kazılmaktadır.

Kazılarda bulunan çanak-çömlek buluntuları, bu yerleşimin çevre bölgelerden etkilendiği ve ticari ilişkiler içinde bulunduğunu gösterir. Buluntular arasında: Orta Tunç çağı çanak çömlekleri, gaga ağızlı Hitit kapları ve Kıbrıs malları bulunmuştur.

Ayrıca Demir çağına tarihlenen çift duvarlı bir sur savunma sistemi ortaya çıkarılmıştır. İç sur duvarının iç kısmında, birçok yerleşime ait evler mevcuttur. Dış sur duvarının üzerinde ise, birtakım izler bulunur. Bu izler askerlerin ellerindeki mızraklarla sur duvarına nasıl saldırdığını gösterir.

Yapılan incelemelere göre bu sur duvarının MÖ 9’ncu yüzyıla tarihlenmektedir. Kapının dış cephesindeki izler, muhtemelen Asur Kralı Şalmanes III (MÖ 858-824) tarafından yapılmış kuşatmanın izleridir. Bu durum, MÖ 835 yılında kalenin ayakta olduğunu gösterir. Surlar daha eski zamanda yapılmış, küçük çaplı bir kale üzerine inşa edilmiştir.

Yine burada kazılarda bulunan bir amulet yani muska üzerinde Hitit hiyeroglif ve çivi yazısı ile “Lawazantiyanın Beyi” yazılıdır. Çukurova yöresinin antik dönemdeki ismi “Kizuvatna” dır.

Kizuvatna bölgesinin iki önemli dinsel merkezi vardır. Bunlardan biri Lawazantiya ve diğeri ise Kummanni’dir.

Birçok bilim insanı Kummani’nin Sirkeli ve Lawazantiya’nın ise Tatarlı olduğunu iddia ederler. Ancak burada bulunan amulet nedeniyle, ya burası Lawazantiya ya da oradan gelen birisi, amuleti burada düşürmüş olmalıdır. Sonuç olarak buranın hangi din merkezi olduğu hakkındaki araştırmalar devam etmektedir.

Orta Anadolu’yu, Kilikya kapıları yani Gülek boğazı üstünden, Suriye’ye bağlayan tarihi yol üzerindedir. Yerleşimin güneybatıdan kuzeydoğuya devam eden bölümünde bir kayalık vardır ve bu kayalığın üzerinde ise kayaya işlenmiş bir rölyef bulunur.

Bu rölyef, Anadolu’daki en eski Hitit kaya kabartmasıdır.

Bu rölyef: Hitit İmparatoru Muvatalli, Mısır Firavunu Ramses ile yaptığı Kadeş savaşına giderken buraya uğramış ve buradan Ceyhan nehrini geçmiştir. Rölyefte Hitit İmparatoru II. Mutavalli (MÖ 1290-1272) görülmektedir.

Kabartmaların üzerinde, atalarına ithafen saygı ifadeleri vardır. Bu olaydan sonra, Hititler tarafından buranın kutsallığına inanılmıştır.

 

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Ulaşımın kolaylığı, uygun iklim koşulları, tarihi zenginlikler, doğal güzellikler ve pırıl pırıl kumsalı ile, masmavi denizi, yaz tatilini geçirmek isteyen turistler için, bulunmak imkanlar yaratan avantajlardır.

ULAŞIM

İstanbul iline 90 km. ve Tekirdağ iline ise, 38 km. uzaklıktadır. Çorlu’ya ise, 28 km. uzaklıkta. Silivri’ye ise: 35 km. uzaklıkta.

Marmara Ereğlisi’ne: İstanbul ve Tekirdağ’dan, E-5 ve E-25 karayollarını kullanarak, kısa sürede ulaşmak mümkün. Tekirdağ yolunu takip ederek, 1 saat 15 dakika gibi kısa bir sürede, Gümüşyaka ve Botaş’ı geçtikten sonra, Marmara Ereğlisi sapağından girebilirsiniz.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

NE YENİR, NE İÇİLİR

Marmara Ereğlisi sahilleri, balık türleri bakımından oldukça zengin. Karadeniz, Boğazlar, Marmara ve Ege balıklarının göç yolları üzerinde bulunan kıyılarda: tekir, uskumru, sinarit, levrek, sardalya, lüfer, çinekop, fener, mezgit, dil balığı gibi balıklar bulunuyor. Sahil bandı üzerinde bulunan balıkçı lokantalarında: balık çeşitleri yanı sıra: kalamar, midye tava ve deniz ürünü çorbaları deneyebilirsiniz.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Balık sevmeyenler ise, Tekirdağ’ın ünlü köftesini tercih edebilirler. Ayrıca: yanında piyaz öneririm.

GENEL

Marmara Ereğlisi, Trakya kıyılarında, Marmara’nın içine doğru uzanan bir burnun ucundadır. Daha ilk bakışta, göze çarpan iki önemli özelliği vardır. Bunlardan ilki: doğusunda yer alan ve çapı 1600 metreye yaklaşan ve daireye yakın, güzel tabii bir koydur. Öteki kıyıları, sellerin ve akarsuların taşıdığı topraklar ile yüzyıllar boyunca sığlaşmıştır. Kıyı boyunca, genellikle doğal kumsallar bulunuyor. Kıyı çizgisinden sonra, 20 metreye kadar yükselen, iki kıyı taraçası var. Daha geride ise, 100-150 metre yüksekliklere ulaşılıyor.

Evet, Şarköy’de olduğu gibi, burası da Marmara denizindeki deprem fay hattının çok yakınında. Bu nedenle: depreme hassas bir bölge. Özellikle, Marmara Denizinin batı kısmında, Tekirdağ ve Marmara Adası arasındaki “Batı Marmara çukuru” diye adlandırılan bölgede meydana gelen depremler, buradan hissedilmekte. Çünkü: bu bölge, yani deprem bölgesi, Marmara Ereğlisi’ne, yalnızca 24 km. uzaklıkta. Bu nedenle, buraya gidecek ziyaretçilerin, depreme karşı her zaman bilinçli ve tedbirli olmaları gerekiyor.

Marmara Ereğlisi gezinizde: bölgeden satın alabileceğiniz ürünlerin başında: Tekirdağ rakısı, bölgeye özgü ve mevsiminde ancak bulabileceğiniz: Barbaros, Hasanbey ve Kırkağaç karpuzu en başta gelir. Bundan başka, Haziran ayının ilk haftasında yapılan kiraz festivalinde, görücüye çıkan kirazları ve süt ürünlerini de unutmamak gerekir.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Kumbağ-Barbaros arasındaki alanda yetişen karpuza, Türkiye’de, yalnızca burada rastlanılıyor. Arazinin meyilli olması nedeniyle, ovada yetişen karpuz, içi aşırı su depolayan tatsız, et karpuzu olmuyor. Barbaros karpuzu olarak da anılan bu tür karpuzu, meraklıları, ticari kaygıdan uzak, tat için yetiştiriyorlar. Tam küresel şekilli, dış kabuğu koyu yeşil damarlı, ince beyaz iç çeperli, yenen kısmının bayrak kırmızısı renginde, yeterince olgunlaşınca bıçağa dokunur dokunmaz kendisi patlıyor.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Toplam 32 km. sahil şeridi vardır. Plaj niteliğindeki kumsal yapısı, kısmen de yar niteliğinde sahil yükseltileri mevcuttur. Bu sahil şeridinde: birçok otel, lokantalar, bar, kafeteryalar, diskotek, kamping yerleri, halk plajları bulunuyor.

Şehir merkezinde mevcut 3 iskele ve liman tesisinde, yük gemileri için yeterli hizmet veriliyor. Liman tesislerine; orta ve daha büyük ölçekli, çeşitli yük gemileri yanaşıp yükleme ve boşaltma yapabiliyorlar. İskele, daha çok akaryakıt yükleme ve boşaltma işlemleri yapılıyor.

Marmara Ereğli’sinde, Belediye Eğitim ve Dinlenme Tesisleri ve bunun yanında, birçok otel ve pansiyon, konaklamak için uygundur. Ayrıca: burada, Askeri bir kamp da bulunmakta. Elbette, yalnızca askeri şahıslar ve yakınlarının girebiliyor olduğunu sanırım söylememe gerek yok.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

Marmara Ereğlisi’nde, 2005 yılından bu yana, her yıl kutlanan ilçe kurtuluş şenliklerine ilaveten: her yıl Ağustos ayında “Karpuz Festivali” de düzenleniyor.

TARİHİ

İlçenin tarihi, Bizans’a dayanır. Eski adı: Perinthos’tur. MÖ.600 yılında, Samos’lu kolonistler tarafından kurulmuştur. Ayrıca: deniz kenarında; MS.3’ncü yüzyıla ait, kaya mezarları bulunmaktadır. Perinthos adı, tarihi süreç içinde, Heraklia olarak değiştirilmiştir. Osmanlı Türkleri, Heraklia’ya, Ereğli demişlerdir. Diğerleriyle karışmaması için de, Marmara Ereğlisi olarak isimlendirilmeye başlanır. Bildiğiniz gibi, ülkemizde: bundan başka yani Marmara Ereğlisi yanında, Karadeniz Ereğlisi ve Konya Ereğlisi de bulunuyor.

Fatih Sultan Mehmet, Ereğli’nin gelirini, İstanbul’daki imarethaneye vakfetmiştir. Cedid Ali Paşa, fırtınadan kurtularak geldiği Ereğli’ye, bir cami yaptırır ve çok beğendiği bu yere, gelip yerleşecek olanlara da kolaylık sağlanacağını duyurur. Böylece: ilk Ereğli halkı oluşmaya başlar.

GEZİLECEK YERLER

Tekirdağ Marmara Ereğlisi Sahilde açık hava müzesi

Tekirdağ Marmara Ereğlisi Sahilde açık hava müzesi

 

Tekirdağ Marmara Ereğlisi Sahilde açık hava müzesi

SAHİLDE AÇIK HAVA MÜZESİ

Marmara Ereğlisi şehir merkezine girdikten sonra, sağ taraftaki yollardan sahile çıkın. Daha sonra, aracınızla 200 metre sonra sola doğru sahilden gidin. Gideceğiniz yolun, ne yazık ki yola benzer tarafı yok. Çünkü, yol, inşaat artıkları, molozlar ve her türlü yıkıntıyla kaplı, ama yılmayın, yola devam edin. Eğer doğa oluşumlarına meraklı iseniz, bana hak vereceksiniz. Bir süre sonra, aracınızı park edeceksiniz. Sonra kıyıdan yürüyüşe başlayın. Kısa süre sonra, eşini çok az yerde görebileceğiniz kayalarla karşı karşıya geleceksiniz.

Sahil şeridinde meydana gelen enteresan kaya yapısı, kendinizi uzayda, başka bir gezegende hissetmenize neden olacak. Evet, bu kaya yapısı, sahilde, binlerce yıldır meydana gelen dalgaların yarattığı değişik ve orijinal şekilli kayalar.

Açık hava müzesi görünümündeki bölgede, bu şekilli kayalara: halk arasında, “Kına Taşı” deniliyor. Ördek kafası, köpek, kaplumbağa veya tekerlek şekilli taşların yanında, güngörmez mağarasında görülebilen dehliz ve galeriler, dikkati çekiyor. Sanki, başka dünyadan bir kısım varlıkların, gelip de buralarda bir şeyler yaptıklarını düşünmemek elde değil. Ancak, başta da söylediğim gibi, buraya ulaşım biraz zorlu. Özellikle, yanınızda mutlaka yürüyüş için uygun ayakkabı bulundurmayı unutmayın. Çünkü, Marmara Ereğlisi Belediyesi, burayı turistik hedefli olarak düzeltip insanlara göstermek yerine, hiçbir çalışma yapmamayı tercih ediyor. Sanki, bu yüzden de, her şey doğallığı ile duruyor.

Ama, buraya geliş-gidişi belirleyen bir tabela konsa, sahil bir miktar düzeltilse, küçük şirin çay bahçeleri yapılsa, Marmara Ereğlisi’ne, gerek Türkiye’den ve gerekse yurt dışından gelen turistlerin sayısı hızla artabilir.
Ancak, Belediye, hem antik kentin üstüne her türlü yükseklikte evlerin yapılması için imar izni vererek, buraları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Öyle bir yer ki, Marmara Ereğlisi’nde, neresi kazılsa, altından tarihi eser çıkıyor. Marmara Ereğlisi’nin altında çok büyük bir tarih hazinesi şehrin kalıntılarının bulunduğu kesin.

DENİZE GİRİLEBİLECEK YERLER

Ne yazık ki, Marmara Ereğlisi kıyı hattı, neredeyse, kesintisiz yazlıklar ve sitelerce kuşatılmış durumda. Otel, motel ve pansiyonları ile seçenekler olsa da, denize girecek yerler ne yazık ki kısıtlı. Kıyılar; yerleşim yerleri tarafından kuşatılmış. Marmara Ereğlisi askeri kampında yer alan plaj ise, yalnızca ordu mensupları tarafından tercih edilmekte ve kullanılmakta. Zaten: askeri şahıs ve yakınlarının dışında buraya girilmesi de mümkün değil. Bu seçenek azlığına rağmen, civarda yaşayanlar, Tekirdağ’a doğru uzanan kıyı boyunca, tabiri caizse, denize girebilecek yer buldukları noktadan, fırsatı değerlendirmeyi tercih ediyorlar.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi Yeni Çiftlik

YENİ ÇİFTLİK

Yoğun yazlık sitelerin dar kıyı çizgisinin; hemen ardına. Denize girmek için kısıtlı olanaklar sunuyor, ama yine de, özellikle hafta sonları yoğun kalabalıklar birikiyor. Belli zamanlarda yoğunlaşan insan baskısının yanı sıra, alt yapısı oturmamış. Bu sebeple, deniz bir çok noktada istenilen düzeyde temiz değil.
Zaten: 2009 yılında, Tekirdağ kıyıları boyunca yoğunlukla görülen “zehirli deniz anaları” sebebiyle, 2009 Haziran’ından bu yana, tatilciler, denize pek rahat giremiyorlar.

PERİNTHOS ANTİK KENTİ

Tarihi Marmara Ereğlisi’nin üstünde bulunduğu antik kentteki kazı çalışmalarında: mermer mezar taşları, kilise kalıntıları, hipodrom yeri ve dehlizler görülebilir. Ancak, günümüzde, burası yabani otlarla kaplı, bu manzara otlar arasından zorlukla görülebiliyor.

Tarihi, İstanbul kadar eski olan Perinthos antik kentindeki kazı çalışmalarında, henüz yüzeysel temizlik çalışmaları yapılmış olmasına rağmen, toprak altında Efes antik kenti kadar önemli kalıntıların olduğu belirtiliyor. Umarım, bu tarih hazinesine gerekli önem verilir, definecilerden önce, gerekli yasal kazılar yapılır ve çıkarılan eserler, Müzelerde tüm insanların ziyaretine açılır.

Tekirdağ Marmara Ereğlisi

SONUÇ

İstanbul’a yakın. Ulaşımı kolay. Hafta sonu için uygun. Özellikle: İstanbul ve çevresinde yaşayanlar için, sakin bir tatil yeri. Her ne kadar kalabalık olsa da, yakın çevrede, zaten bir anlamda kalabalık olmaması, sakin kalması imkansız bir yer, tüm tatil yerleri gibi, yoğun yazlık konut ve tatil siteleri var. Yine de, söylediğim gibi: kısa süreli tatillerde, İstanbullular için bir değişiklik, değişik bir hava almak için, uygun ve rahatlıkla gidilebilecek bir yer. İyi tatiller.

Çankırı

Çankırı: Ankara’ya yakın olması büyük avantaj, Ankara-Kastamonu karayolu üzerinde. Tarihi ve turistik özellikleri çok fazla öne çıkmayan ve hatta, Müzesi, ziyaretçi azlığı nedeniyle ücretsiz gezilebilen şirin bir ilimiz.

ULAŞIM

Çankırı-Kastamonu arasındaki uzaklık: 114 km. Çankırı-İnebolu arasındaki uzaklık: 151 km. Çankırı-Karabük arasındaki uzaklık: 195 km. Çankırı-Ankara arasındaki uzaklık: 131 km. Çankırı-İstanbul arasındaki uzaklık: 497 km.

TARİH

Yörede yaşayan ilk yerleşimciler: Hititler, Luvile ve Arzavılilardır.

MS.5.yüzyılda, Gangra ismiyle bilinen Çankırı yöresi: Roma’nın Galatya vilayetine bağlanır. Galatya vilayetinin kralı: Deitaros. Deitaros: Roma imparatoru Sezar’ın öldürülmesi olayına karıştıktan sonra, MS.41 yılında, bölgeye döner ve Anadolu toprakları üzerindeki Roma egemenliğinin önemli bir şahsiyeti olmuştur.

Çünkü, hakimiyet kurduğu bu topraklarda, kent yapılaşması ve tarımın gelişmesinde önemli katkıları olmuştur.

Daha sonra, bölgede Bizans hakimiyeti görülür. 1082 yılında ise, Türkler, bölgeye gelmeye başlarlar. 1082 yılında, Emir Karatekin, Çankırı yöresini, Bizanslılardan ele geçirir. Bölgede uzun süre egemenlik sürdüren Emir Karatekin’in türbesi, günümüzde Çankırı şehrindedir.

1471 yılında, Fatih Sultan Mehmet, Candaroğulları Beyliğini ortadan kaldırarak, yöreyi, Osmanlı topraklarına katar.

Evet, tarihi süreç, özetle böyle. Malum, bizim amacımız Çankırı’nın gezilecek yerlerini anlatmak.

Çankırı

GENEL

İl merkezinin, denizden yüksekliği: 720 metredir. Yöre; yüzde 60 oranında dağlık ve yüksek tepelerden oluşan bir coğrafya üzerinde kurulmuştur.

Yörede: karasal iklim şartları hüküm sürmektedir. Kışlar serin, yazlar ılık geçmektedir.

İl’in ekonomik yapısı: tarım, hayvancılık ve madencilik sektörüne dayanmaktadır.

NE YENİR

Çankırı il merkezi ve çevresinde yemenizi önereceğim yöresel tatlar: yaren güveci, mantı, yağlı gözleme olabilir.

GEZİLECEK YERLER

Çankırı

ÇANKIRI MÜZESİ

Müze: şehir merkezinde, Atatürk Bulvarında, Kültür Merkezindedir. Müze, Ağustos 1981 tarihinden bu yana, kültür merkezinin ikinci katında bulunmakta olup 2 teşhir salonu, depo ve bürolardan oluşmaktadır.

Müzede, Arkeolojik ve Etnografik eserler, birlikte sergileniyor. Toplamda, çeşitli dönemlere ait, 19.000 civarında eser bulunduğu ve bu eserlerin 2.000 kadarının arkeolojik ve 1.200 kadarının Etnografik ve 16.000 kadarının ise sikkelerden oluştuğu biliniyor.

Arkeolojik eserler: Bu bölümde: Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli eserler ve sikkeler sergileniyor. Sergilenen eserler arasında bulunanlar: cam, boncuk, bronz aletler, süs eşyaları, cam gözyaşı şişeleri, koku şişeleri, tıp aletleri, kandiller, iğneler, yüzükler, çeşitli heykel parçacıkları var.

Etnografik eserler ise, Çankırı ve çevresinden toplanan çeşitli dokumalar, el işlemeleri, hat sanatına ait eserler, baskı kalıpları, çeşitli kıyafetler, silahlar, süs eşyaları ve günlük hayatta kullanılmış eserler.

Salonun orta bölümünde: Kurtuluş savaşında, cephane taşıyan tarihi bir kağnı var. Binanın dış cephesindeki boşluklarda ise, Hitit dönemine ait aslan heykelleri, Roma dönemine ait aslan heykeli, mezar stelleri, mil taşları, sütun kaideleri ve başlıkları bulunuyor.

Fosiller: Çorakyerler mevkiinde yapılan kazılar sonucu, 8 milyon yıl öncesine ait fosiller bulunmuştur. Fil, gergedan, koyun, keçi, domuz, geyik, zürafa fosilleri: Çankırı Müzesinde özel bir bölümde sergileniyor.

Çankırı

TAŞ MESCİT

İl merkezinde, Selçuklulardan kalma en önemli yapıdır. Yapı: iki ayrı kısımdan oluşmaktadır. Şifahane denilen kısım: Çankırı Atabeyi Cemaletten Ferruh tarafından, 1235 yılında yapılmıştır. Daha sonra, buraya, 1242 yılında, başka bir kısım ilave edilmiştir.

Yapıda en göze batan ve dikkat çeken özellik: yapının üzerinde bulunan iki figür.

Birinci figür: 100 x 25 cm. ölçülerinde olup gövdeleri birbirine dolanan, iki ejder/yılan motifi var. Bu motifin: günümüzde kullanılan “Tıp Sembolü” olduğu biliniyor.

Ancak, ne yazık ki bu sembolün orijinali kaybolmuş veya daha açık bir ifade ile çalınmış ve yerine, aslına uygun olarak günümüzde yenisi yapılmıştır.

İkinci figür: bu, yöre halkı tarafından “su içen yılan” olarak da biliniyor. Bu figür: bir heykel görünümünde. Gözenekli taştan yapılmış olan parça: kupa şeklindedir. Gövdesine bir yılan sarılıyor ve üst kısmında uzantı yaparak sonuçlanıyor.

Bu motif ise, günümüzde “Eczacılık Sembolü” olarak kullanılıyor ve orijinali, halen Çankırı Müzesinde sergileniyor.

İMARET CAMİSİ

İl merkezindedir.

Kitabesinde, Candaroğlu Kasım Bey tarafından, 1397 yılında yaptırıldığı bilinmektedir.

Yapı: moloz taştan yapılmış olup, mimari olarak, yüksek değer taşımıyor. Minaresi, yıkılma tehlikesi göstermesi üzerine, yakın zaman önce sökülmüş.

ÇANKIRI KALESİ

Şehir merkezinin kuzeyinde, küçük bir tepe üzerindedir. 100 x 200 metre ölçülerindeki kale, yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. 1830 yılına kadar işlevini sürdürmüş ve 1847 yılında yine kalabalık bir yerleşim yeri olarak bilinmekte ise de, aynı yıl ortaya çıkan kolera salgını nedeniyle, halk, kale bölgesini terk etmiştir. Daha sonra, kale, sürekli olarak  tahribata uğramıştır.

İlk olarak Hititler döneminde: MÖ.1200 yıllarında, Mitridadet tarafından yaptırıldığı tahmin edilen kale yapısından, günümüze sadece birkaç sur kalıntısı ayakta olarak gelebilmiştir. Bu surlar: moloz taş ve tuğla karışımı olarak örülmüştür. Kapısı: doğu yönündedir. Kaleye ulaşım: doğu ve kuzey yönlerindendir.

Kalenin bulunduğu yerin yüksekliği: yaklaşık 150 metre civarındadır. Kale bölgesi geçmiş  dönemlerde ağaçlandırılmış ve günümüzde bir mesire yeri olarak da kullanılmaktadır.

Ancak, tarihi kalıntı görmek isterseniz, kale kapısı tarafındaki duvar kalıntısı, kale içinde: kaya mezar, iskan kalıntıları ve pişmiş toprak kap parçaları ve Çankırı Fatihi Emir Karatekin Bey’in türbesi var. Kendisinin, 1106 yılındaki Haçlı seferlerinde öldüğü sanılıyor.

Türbe: Danışmentliler döneminden yani 14.yüzyıldan günümüze kalmıştır. İçinde, 4 adet sanduka görülüyor. Bunlar: kendisiyle birlikte eşi ve iki çocuğudur. Türbe yapısının mimari özelliği önemli  değil, ancak Karatekin Bey’in Çankırı fatihi olması önem kazanıyor.

Ayrıca, Çankırı yöresinde, günümüze kadar gelebilen tek Danışmentli eseri olmasıyla da önem kazanıyor.

Tüm bunların yanında, kale içinde, aşağıya doğru inen 45 metrelik bir dehliz var. Dehlizin sonu, toprak ve molozlarla dolduğundan, tam olarak nereye gittiği bilinmiyor.

ORMAN FİDANLIĞI MESİRE YERİ

İl merkezine 5 km. uzaklıkta, Çankırı-Kastamonu karayolu üzerindedir.

Burada daha önce bataklık olarak bulunan alan üzerinde: çeşitli tesisler yapılmış olup, mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Çevrede ise, özellikle çam olmak üzere, birçok ağaç ve süs bitkileri var.

Ayrıca, dört adet suni göl var. Bu göllerde: sazan balığı yetiştiriliyor. Yani, olta balıkçılığı yapmak mümkün. Ayrıca: mesire yerinde, karaca, kurt, tavşan, pekin ördeği, kaz ve benzeri küçük hayvanlar yetiştiriliyor.

Çankırı

BEŞDUT KAYA MEZARLARI

İl merkezine bağlı, Beşdut köyündedir. Derenin iki yanındaki kayalara oyulmuştur. Bu iki kaya mezarından, bir tanesi sütunlu, diğeriyse sütunsuzdur. Yan yana bulunan bu iki mezar yapısının, MÖ.6’ncı yüzyıldan kaldığı düşünülmektedir.

Sütunlu mezar: 10 metre genişliğinde, 2 metre yüksekliğindedir. Yuvarlak sütunlar, kaidesizdir. Duvarlar ve tavan düzdür.

Sütunsuz mezar: 8 x 10 metre ölçülerindedir. Girişten, doğruca mezar odasına geçilmektedir. Duvarlar ve tavan düzdür.

Kastamonu tanıtımı.

İnebolu tanıtımı.

Karabük tanıtımı.