Yozgat Sorgun

Yozgat Sorgun

Ülkemizde, 3 tane Sorgun var. Yozgat-Sorgun, Tatvan-Sorgun ve Manavgat-Sorgun. Burası: Yozgat ilinin Sorgun kazası, hatta bazı söylenenlere göre il merkezinden daha yoğun, kalabalık ve geniş bir yer.

1980’li yılların başında, yaşantımın dört yılı burada geçti. Sorgun’da ilk uyandığım sabah, Cumhuriyet Caddesi üzerinde at ile dörtnala ilerleyen birini görünce şok olmuştum.

Daha sonra: Ankara’ya yakın olması nedeniyle, özellikle Ankara’ya gitmenin bu kadar kolay olması nedeniyle, burada yaşamanın zorluklarını kısa sürede giderdim.

Yurt  dışında çalışan birçok Sorgunlu: yaz geldiğinde, buraya izinli döndüğünde, Sorgun sokaklarının ve köylerinin, tam bir Avrupai görüntüye büründüğüne şahit oldum.

Evet, belki de, en büyük ve keyfi anım: nikahım burada kıyıldı. O yıllarda, Belediye Su İşleri Memuru tarafından, Belediye’deki küçük bir odada.

Yemyeşil Sorgun’da, derelerde balık tuttum.

Spor alanında (İmam Hatip Lisesi önündeki) : tüm Sorgunlular tarafından aşırı sevgi duyulan futbol oynamanın, Kaymakamlık Futbol Turnuvalarına katılmanın keyfini yaşadım. (Bu arada, hala düzenleniyor mu bilmem, ama, Sorgun Kaymakamlık Futbol Turnuvalarının, ikinci kupası, bir zamanlar tarafımdan kurulan “Askarşıyaka” futbol takımı ile  kazanıldı ve hala evimin en güzel köşesinde saklanıyor, bu vesile ile “Karşıyaka Mahallesi” oturanlarına, özellikle, 1980’li yılların başında, futbol aşığı dostlarıma selamlar)

Sorgun kaplıcalarında, gerçekten tüm sıkıntıları ve stresi üzerimden atıp rahatladığım anları yaşadım.

Arabaşı yemeye çalıştım, beceremedim, çorbasını kaşıkladım.

Evet, aklıma gelenler bunlar. Bunun dışında, elbette Sorgun ile ilgili bilgilerden oluşan, bir demet, aşağıda sizlerle birlikte olacak.

Tarihi, antik yerlere merakı olan ziyaretçilerim için: Sorgun’da bulunan “Kerkenes” harabelerinin mutlaka ziyaret edilmesini öneririm.

Son olarak: ülkemizde 3 tane Sorgun isimli yerleşim yeri var. Bunlar: Yozgat-Sorgun, Tatvan-Sorgun ve Manavgat-Sorgun. Umarım Sorgun diye arattırdığınızda: şu an aradığınız Sorgun sayfasındasınızdır.

ULAŞIM

İl merkezine, 33 km. uzaklıktadır. Sorgun-Sarıkaya arası uzaklık: 37 km.

TARİHİ

İlçede bulunan  Alişar höyüğünde yapılan kazılarda, bu bölgede, MÖ.3000 yıllarından itibaren yerleşim bulunduğunu ortaya koymuştur.

Bunun dışında: 1071 Malazgirt Savaşından sonra, bölgenin Türkler tarafından ele geçirildiği görülmektedir.

1905 yılında, Belediye hüviyetini kazanır.

1926 yılında ise İlçe olur. 1928 yılında “Köhne-i Kebir” (Büyük Köhne) olan ismi; “Sorgun” olarak değiştirilir.

GENEL

İl merkezinin doğusunda, E-88 kara yolu üzerinde kurulmuştur. Deniz seviyesinden, 950 metre yüksekliktedir.

İklim: karasal iklim hakim olup, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve sert geçer. İlçe merkezi özellikle lodos ve  poyraz rüzgarlarına tamamen açıktır.

İlçenin ortasından geçen “Eğriöz” ve “Delibaş” dereleri, ilçeyi ikiye böler.

İlçe ekonomisi: tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Ayrıca, ilçe toprakları, tuğla yapımına elverişli olduğundan, son yıllarda briket ve tuğla imalat sanayi işletmelerinin sayısı artmıştır. İlçedeki en önde gelen sanayi kuruluşu ise, Yozgat-Sorgun Şeker Fabrikasıdır.

Tüm bunların yanında: Sorgun denilince, Linyit kömürü yer altı kaynakları da öne çıkmaktadır. Özellikle: kaplıca bölümünde, yani Yozgat il merkezinden gelişte, şehir çıkışında, sağ yanda, büyük linyit kömür ocakları görülebilmektedir.

Bu ocaklarda, üç özel kömür işletmesi tarafından, linyit kömürü üretimi yapılmaktadır.

Evet, Sorgun’a yolunuz düşerse (aslına bakarsanız: Ankara ve batıdan, Sivas yani doğu istikametine gidenler, mutlaka Sorgun’dan geçiyorlar) veya buradan geçerseniz: kısa bir süre ayırıp, bu şirin yöremizi gezebilirsiniz. Tarih meraklısı iseniz: Kerkenez Harabelerine ve Alişar Höyüğüne zaman ayırın.

Yorgunluğunuzu: kaplıca tesislerinde giderebilirsiniz. İlçe merkezinde: arabaşı yemeği tadabilirsiniz. Her ne kadar tamamen bir söylentiden ibaret olduğunu  düşünsem de, Yozgat şehir merkezi uzun süre gelişemez iken, Yozgat’ın ilçeleri olan Sorgun ve Yerköy; hızla gelişmiş.

Özellikle: Sorgun benim yaşadığım dönemden sonra: yeni kurulan Şeker Fabrikası, Devlet Hastanesi, yenilenen Kaplıca tesisleri gibi yerleri ile, iyice ileri gitmiş.

Bu arada: değerli Sorgun insanının birçoğu hala dış ülkelerde ve özellikle Almanya’da. Ama büyük bir kısmının da kesin dönüş yaptığını ve Sorgun’da, kendilerine sakin ve rahat bir hayat seçtiklerini öğrendim.

Elbette, yılların yorgunluğunu atmak, toprakla uğraşmak için Sorgun ideal bir yer. Gezginler yani ziyaretçiler için ise: yukarıda sözünü ettiğim gibi, Sorgun’un güzel yerleri var.

MEHTERAN BÖLÜĞÜ

Sorgun Belediyesi bünyesinde, Mehteran Bölüğü kurulmuş. Burada görev yapan 49 kişinin tümü, Belediye personeli. Çevre il ve ilçelerinde, sürekli konserler vermeye başlayan Mehter bölüğü, halkın yoğun ilgisini çekmiştir. Türk kültürüne katkı sağlaması açısından, güzel bir oluşum.

NE YENİR.NE İÇİLİR

Sorgun bölgesinde, tatmanızı önereceğim, başlıca mahalli yemek: arabaşı. Her ne kadar yenilmesi biraz maharet istese de, mahalli yemek düşüncesindeki ziyaretçiler için, buraya has bir yemek olması nedeniyle, mutlaka tadılması gerek.

GEZİLECEK YERLERİ

SORGUN KAPLICALARI

Kaplıca sularında: klorlu sülfat, sodyum klorür, sodyum sülfat bulunmaktadır. Sıcaklığı ise: 50-61 derece arasındadır. Kaplıca sularının şifalı geldiği hastalıklar şunlardır: kronik iltihaplı hastalıklar, spazm benzeri hastalıklar, kırık-çıkık sekelleri, ağrılı kadın hastalıkları, romatizmal ağrılar.

Kaplıca bölgesinde konaklama tesisi var.

Yozgat Sorgun Alişar Höyüğü

ALİŞAR HÖYÜĞÜ

Sorgun-Sarıkaya yolu üzerinde, sol yanda kalmaktadır. Karayolu üzerindedir.

1990’lı yıllarda: her ne kadar kara yolunun kenarında denilse de, kara yolundan biraz içeride bulunan bu höyüğün bulunduğu yere gittim. Araba ile gittiğimde, höyüğün tam ortadan ikiye bölünecek şekilde kazıldığı, bunun dışında, yer yer birçok küçük kazıların bulunduğunu gördüm.

Yani, defineciler buraları haddinden fazla kazmış ve sanırım bir şeyler bulmuş ve götürmüşler.

Yani, şu an için, Alişar Höyüğü anlatacağım sizlere ama, bu höyükte şu an için görülecek bir şey yok. Yalnızca: biraz önce söylediğim çukurların yarattığı rezillikleri görüp, benim gibi, bu duruma müsaade edenler hakkında kötü şeyler düşünüp, bölgeden ayrılırsınız.

Bunun dışında, görülecek bir şey yok, ama yinede, ilk yerleşimin binlerce yıl önce söz konusu olduğu bu topraklarda dolaşmak, aynı havayı teneffüs etmek isterseniz, elbette höyüğün bulunduğu yere gitmek size keyif verecektir, gidin, yol sıkıntılı değil.

MÖ.3000 yıllarında, Alişar’ın surlarla çevrili bir kent haline geldiği görülüyor. Daha sonra ise: güneyindeki Kaniş (Kültepe) şehri gibi, Asurlu tüccarların geldiği bir ticaret merkezi haline gelmiş. Sonra ise, Hitit kralı Anitta tarafından, şehir yok ediliyor.

Hititler, daha sonraki dönemde, kuzeyde bulunan “Hattuşaş”ı, başkent yaparlar. Bu dönemde: Alişan höyüğünün bulunduğu yerde, “Ankuwa” isimli, küçük bir Hitit kasabası vardı.

Daha sonra, Frigler burayı ele geçirdiler.

Evet, höyük bir çukura kurulmuş. Ölçüleri ise, 520 x 350 metredir. Yüksekliği: 30 metredir. Bu bölge: 1927 yılında, Alman Wonder Osten tarafından kazılmış ve merkeze yakın yerde, Alişar höyük meydana çıkarılmıştır.

Höyüğün ilk kuruluşundaki halinde, bir kısım evler görülüyor. Bu evler: dörtgen planlı, kerpiç duvarlı, düz damlı, basit köy evi.

Daha sonraki devirde: şehrin iç kalesi olduğu, evlerin belli bir  plana göre yapıldığı ve bazılarında, duvarların içten ve dıştan sıvandığı görülüyor.

Bu devirde, şehir, surla çevrilmiş. Üçüncü devirde: iç ve dış kale kuvvetlendirilmiş, iç kalenin alanı genişletilmiştir. Bu devir: Hitit çağına kadar sürer. Dördüncü devir: gelişmeler iyice seçilir.

MÖ.2000-1500 yılları arasına denk gelen bu dönemde: Alişar, büyük bir şehir hüviyetine kavuşur. Hititler: alt şehri yurtlanırlar.

Ayrıca, buraya, yani alt şehre, büyük bir sur yaptırırlar. Şehir: geniş planlı kale kapıları, yer altı yolları ve yer yer kulelerle kuvvetlendirilerek, savunmalı hale getirilir.

Büyük Hitit çağı bitince, şehir yine önemini kaybeder ve küçük bir yerleşim yeri haline gelir.

Beşinci devir: bu devirde, bölgede Hitit-Frig kültürü görülüyor. Bu dönemde: alt şehir, yani Hititlilerce yerleşilen alt şehir önemini kaybeder.

Bu dönemde, şehirde, daha çok Frig eserleri ortaya çıkar. İç kale, eski temelleri üzerine yeniden inşa edilir. Frig döneminden sonra: Alişar önemini iyice kaybeder.

Med, Pers, Helenistik dönem, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde de, şehirde yerleşim görülür. Ancak, bu yerleşim dönemlerindeki egemen kültürlere ait herhangi bir kalıntı yoktur.

Burada yapılan kazılarda: kalkolitik döneme ait küplere gömülmüş iskeletler, pişmiş topraktan yapılmış çanak-çömlekler, mühürler, taş ve kemik üzerine işlenmiş insan ve hayvan figürleri bulunmuştur. Buluntular, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Yozgat Sorgun Çadır Höyük

ÇADIR HÖYÜK

Peyniryemek köyünün, yaklaşık 2 km. güneyinde, Esenli-Gelingüllü Baraj havzasında bulunmaktadır. Höyük: 32 metre yüksekliğinde ve 220 metre çapındadır.

Bölgede, 1994 yılından bu yana arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Bu kazılarda: burada, Hitit, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşimlerin bulunduğu tespit edilmiştir. Araç ile ulaşmak mümkün. Merakı olanların görmesini öneririm.

Yozgat Sorgun Kerkenes Harabeleri

KERKENES (KESKAVUS) HARABELERİ

İlçe merkezine, yaklaşık 10 km. uzaklıkta, Şahmuratlı köyü sınırları içindedir. Şahmuratlı köyüne ise, 5 km. uzaklıktadır.

Bölge hakkında yazılı kaynaklardaki ilk bilgiler: Heredot tarafından işlenmiştir. Şöyle ki: Heredot’un anlattıklarına göre: MÖ.600 yıllarında, Perslerin bir kolu olan Medler, Batıya doğru büyük bir sefer başlatırlar.

Bu bölgeye geldiklerinde: Friglere ait şehrin surlarını aşmakta büyük zorluk çekseler de, sonuçta kanlı savaşı kazanırlar ve bölgeyi ele geçirirler.

Daha sonra, burada, yani Kerkenes dağı ve çevresinde: biraz önce söylediğim gibi, MÖ.600 yılında, Medler tarafından, bir şehir kurulur. Şehrin ismi hakkında ilk anda “Kerkenes” ismi kullanılır.

Üzerinde kurulduğu dağa verilen isim: Kerk/Enes.

Tam olarak bilinmemekle birlikte:; Kerk=baş, Enes= insan anlamını taşır. Yani: Kerkenes; insan başı veya baş insan anlamına gelmektedir.

Bu şehir: önceleri bu isimle anılmasa da, daha sonra Med İmparatorluğunun başkenti Piterya olarak isimlendirilir.

Uzun yıllar kayıp olarak değerlendirilen, Piterya şehrinin, burada bulunduğu konusunda, son yıllardaki kazılarda, büyük deliller ortaya çıkmıştır.

Evet: burası, Helenistik dönemden önce, Anadolu platosunda kurulmuş, en büyük “Demirçağ” kenti olarak öne çıkar.

Şehrin kurucuları; burayı, savunma ve yol güzergahı olması açısından önemli olacağını düşünerek seçmişlerdir. Şehrin kuruluş amacının çok farklı olduğu düşünülmektedir.

Çünkü: planı, mimarisi, büyüklüğü ve benzersiz kültürü ile çok farklı bir şehir oluşturulmaya çalışılmış.

Bu şehir belki bir üniversite şehri, belki bir insanlık akademisi, belki çok renkli bir evrensel kent, bilim, sanat ve felsefenin ölümsüz zenginliklerin yolunda kurulmuş bir kent.

Yozgat Sorgun

Şehirdeki: idari, dini ve askeri yapıların büyüklüğü ve gösterişleri, şehrin geçici amaçla değil, sürekli ikamet için kurulduğunu ortaya koyar.

Tamamen sıfırdan, yepyeni bir şehir kurarlar. Şehrin planı: insan silüetinde oluşturulmuştur.

Bunun nedenini, günümüzde anlamak mümkün değil, insan modelli bir şehir planının sembolik anlamı ve mesajı ne olabilirdi?

Diğer özelliklerinin çoğunda olduğu gibi, bu da şehrin gizemlerinden biridir. Ama büyük olasılıkla, kentin biraz önce söz ettiğim isim anlamında, belki bir yaklaşım bulunabilir.

Yozgat Sorgun Kerkenes Harabeleri
Yerleşim alanının tamamı: kamu yapıları ve sivil yapılarla, bir yönetim planı oluşturacak şekilde düzenlenmiştir.

Şehir: düzenli bir şekilde planlanır ve inşa edilir. Denizden 1500 metre yükseklikte, geniş bir granit dağ kütlesinin üzerine kurulmuştur.

Özellikle: saray yapısı gurubu içinde, İran’da rastlanan bir yapı tipi olan “dikmeli bir salon” bulunmuştur.

Bu da, Heredot tarafından sözü edilen Piterya isimli kentin, burası olduğunun en büyük kanıtlarından biridir. Diğer bir kanıt ise: bölgede, bronz bir plaka bulunması olmuştur.

Bu bronz plaka üzerinde, Medler tarafından yoğun olarak kullanılan keçi ve geyik resimleri görülür. Ayrıca: bu bölgede yapılan kazılarda bulunan, benzersiz fildişi bir plaka, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Bu muhteşem şehri çevreleyen surlar; 7.5  km. dir. Estetik yapıları ile büyüleyici nitelikteki bu surların genişlikleri ise: 5 metredir. Bu surların, 7 giriş kapısı bulunmaktadır.

MÖ.650 yıllarında, Med ve Babil birliktelikleri sonucu, Asur imparatorluğu yıkılır ve dengeler bozulur. MÖ.590 yılında ise: Medler ve Lidyalılar arasında, 6 yıl süren bir savaş başlar.

Bu savaş; MÖ.585 yılına gelindiğinde, sürmeye devam ederken: bir gün, savaş sırasında, güneş tutulması yaşanır.

Medler ve Lidyalılar, güpegündüz savaşırken, savaş alanı birden gece karanlığına bürünür.

Her iki tarafta, bunun üzerine “Tanrı savaşmamızı istemiyor” diyerek, savaşa son verirler.

Piterya şehrinin dünyaca tanınmasında, bu güneş tutulması olayı ve savaşın bitirilmesinin de büyük önemi vardır.

Zaten: Anadolu’da, havadaki nem oranının en  düşük olduğu yer olması nedeniyle: gündoğumu, günbatımı ve tam güneş tutulması, buradan gayet net şekilde görülmektedir.

Zaten: 2006 yılındaki güneş tutulması, ilgili uzman topluluğu tarafından, burada izlenmiştir. Tüm bunların yanında, dünya tarihinde, savaş karşıtı olarak kimlik bulan bir şehir, ilk barış kalesi.

Yozgat Sorgun Kerkenes Harabeleri
Derken barış dönemi başlar.

Bu dönemde ise: Medler ve Lidyalılar arasında, dostluk gelişir. Lidya kralı Alyettesin kızı Aryenis, Med kralı Kyarsarın oğlu Astyag ile evlenir ve akrabalık ilişkileri geliştirilir.

Piterya şehri: kuruluşundan yalnızca 50 yıl sonra, Lidya kralı Krezüs tarafından yağmalandıktan sonra ateşe verilir ve yakılarak yok edilir.

Şehir halkı, Lidyalılar tarafından köleleştirilir. 5 metre genişliğindeki benzersiz estetik anlayışı bulunan büyüleyici surlar, tamamen tahrip edilir.

Evet, Pitere şehri hiçbir zaman tamamlanamamıştır. Yakılarak yok edildiğinde, şehir surlarının şehirdeki önemli yapı guruplarının temellerinin, büyük kısmı yapılmış olsa da bitirilmediği görülmektedir.

Zaten o dönemde, mevcut binaların çoğunun iç bölümlerinde ahşap kullanılmış ve yangın sırasında, bu durum yangının kısa sürede büyüyerek yayılmasını ve tüm kentin yanmasını sağlamıştır.

Daha sonraki dönemlerde, burada herhangi bir yerleşim söz konusu olmamıştır. Zaten bu nedenle, mevcut Med kültürünün ayak izleri günümüze kadar ulaşmıştır.

Yozgat Sorgun Kerkenes

SONUÇ

Evet, bu şehir: adı ister Kerkenes ve isterse Piterya: yapıldığı dönemde, dünyanın en büyük kalesi olarak öne çıkıyor.

Surlarının uzunluğu nedeniyle, dünyanın en uzun ikinci surlarına sahip. Tüm bunların yanında: medeniyetin, Yunandan önce, Anadolu’da başladığının en büyük kanıtlarından biri.

Türklerin bir kolu olan Medlerin ve dolayısıyla Türklerin Anadolu’ya ilk gelişleri olarak MÖ.585 yılı ele alınabiliyor.

Zaten, bu tez, Atatürk tarafından ortaya atılmıştır.

KAZI ÇALIŞMALARI

Evet, yanmış ve terk edilmiş, bu Demirçağ kentinde, uzun süredir kazı çalışmaları sürdürülüyor. Kapalı ve açık alanları dolduran, erozyon ve tünel kazan hayvanların yok edemediği, yanmış döküntüler arasında: keramik kaplar, aletler, süs objeleri, yiyecekler, hayvan yemleri, pire, kene ve böcek kalıntıları bulunuyor.

Hafif eğimli arazi üzerinde, tam orta yerde “Sülüklü Göl”(Büyük Göl) olarak anılan yerde, yaklaşık çapı 20 metre olan su birikintisi bulunuyor.

Araziyi saran sur kalıntıları, batıda yaklaşık 4 metrelik bir boşluk bırakmaktadır ve burada sur kapısı bulunduğu düşünülmektedir.

Kerkenes bölgesine gittiğimde, ilk dikkatimi çeken, düz bir ovada, dik bir tepe. Birkaç kişi, bu tepeye, tamamen tırmanarak, büyük zorlukla çıktık.

Bayağı yüksek bir eğim vardı.

Tepeye çıktığımızda ise, burada, şehrin kral sarayının bulunduğunu öğrendik.

Ama, tepeden baktığınızda, aşağıda yani ovada, muhteşem bir şehir manzarası ortaya çıkıyor.

Şöyle ki, aşağıda, ızgara planlı, yalnızca temel yerleri belli, ama yüksekten baktığınız için, cadde ve sokak düzeni ve evlerin durumu sezilebilen, harika bir görüntü vardı.

Ayrıca: bu görüntünün çevresinde, üst üstü bulunan taşları devrilmiş olsa  da, muhteşem bir duvar kalıntısı.

Biraz daha ileri de, bir göl ve ileriye doğru uzayan ova. Tepeden bakıldığında gerçekten bu muhteşem manzaranın tadına doyum mümkün değil.

HAPİS BOĞAZI (KARAKIZ HİTİT HEYKEL ATÖLYESİ)

İlçenin, Karakız Beldesi sınırları içindedir. Araplı ve Ahmetfakıllı beldeleri arasındadır. Ahmetfakıllıya, yaklaşık 2.5 km. uzaklıktadır.

Burası: Hitit döneminde (MÖ.1800-1200) granit yapı malzemeleri ve plastik eserlerin imal edildiği bir taş ocağı ve heykel atölyesidir. Bu taş ocağından elde edilen yapı taşları: Hitit başkenti Hattuşaş ve Alacahöyük kentlerindeki ihtişamlı yapılarda, yapı taşı olarak kullanılır.

Burada: günümüzde, yarı işlenmiş haldeki aslan kabartmaları, köylülerce kazankaya olarak bilinen sarnıç ve yakınındaki dev ibrik görülüyor.

Özellikle: kazankaya olarak isimlendirilen sarnıç: 2 metre iç çapı, 4.5 metre dış çapı

İle, tek parça granitten yontulmuş, muhteşem bir eser olarak karşınıza çıkıyor. Yani, kayaların en sertinden, hangi teknoloji kullanılarak, bu kadar kusursuzca oyulmuş, büyüleyici bir kazan ortaya çıkarılabilir. Düşünün ki, binlerce yıl önce.

Kazanın hemen yanındaki ibrik ise daha muhteşem. Kazandan daha büyük, tek parça.

Bu kadar büyük granit kayalarının, tek parça olarak bu denli muhteşem işlenmesi, gerçekten gözlerinize inanamayacaksınız.

Ankara Polatlı Temelli

Ankara Polatlı Temelli

Ankara’nın açılım noktası. Ankara büyüdükçe sanırım bu istikamete açılacak, günümüzde Temelli gerçekten Ankara’ya uzak değil, sonuçta büyük şehirde yaşıyoruz ve Temelli, halen Ankara Büyük Şehir Belediyesinin mücavir alan sınırları içine alınmış durumda.

İleri de, sanırım çok daha büyüyüp gelişecek.

ULAŞIM

Temelli-Ankara arası: 57 km. Nereden itibaren?

Armadanın önünden itibaren uzaklık bu. Gerek toplu taşım araçları ve gerekse özel aracınız ile gidebilirsiniz. Yakın olması büyük avantaj. Ama kendi özel aracınız ile gidecekseniz, sakın hız yapmayın, öncelikle bilin ki, trafik ekipleri, bu yolda mutlaka ve mutlaka radar ile kontrol yapıyorlar, yoksa pikniğe giderken, bankaya uğrayıp, yüksek bir meblağ ceza ödemek zorunda kalmayın, yavaş gidin lütfen.

GENEL

Temelli, hiç akla gelmeyecek özellikleri olan bir yer. Ankaralılar, güney ve batıya olan seyahatlerinde, hep bu şirin ilçenin içinden geçerler ve hızla geçilen bu süreçte, buranın özellikleri kimsenin aklına gelmez.

Kısaca, anlatmak istiyorum. Şöyle ki: 1928-1935 yılları arasında, Atatürk, Bulgaristan’dan gelen muhacir Türklerinin buraya yerleşmelerini sağlamıştır. İlk yapılan evler: gökyüzünden bakılınca, “ay-yıldız” şeklindedir. Türkiye’nin ilk düzenli köyü, Temellidir.

Tüm bunların yanında: hani bizim için gezginlerin düşünceleri önemli diyoruz. Temelli’de, Ankaralılara biraz göl havası tattıracak, büyükçe bir su kaynağı var. Evet: Temelli Göleti.

GÖLET

Hafta sonunu değerlendirmek ve şehir hayatının stresinden uzaklaşmak isteyen Ankaralılar için, gerek yakın ve gerekse büyük bir alan kapsaması bakımından çok uygun. Göletin ve rekreasyon alanının yapım çalışmalarına: 2000 yılında başlanmıştır.

Toplam kapsadığı alan: 1800 dönüm. İçinde bulunan su ise: 500 bin metre küp. Armutçu çayından, gölete; saniyede: 2 metreküp can suyu veriliyor. Çevresine: 40 bin ağaç dikilmiş. Göl: kara yolunun her iki yanında olmak üzere, iki parça halinde.

Türkiye’nin ilk yapay göleti olma özelliği var. 120 bin kişiyi ağırlayacak şekilde planlanan rekreasyon alanlarıyla da, vatandaşlardan yoğun ilgi görüyor. Hiçbir ücret ödemeden girmek mümkün. Yaklaşık 1500 kişilik piknik alanı var.

Çocuklar için oyun guruplarının da yer aldığı gölet çevresinde, basketbol, voleybol, tenis sahaları, 1 km. lik koşu ve yürüyüş yolları da mevcut. Bunların yanında: 50 adet kamelya, 144 adet barbekü bulunmakta.

Tabii gölet denilince akla hemen balık avı geliyor. Göl’de balık avı yasak mı-serbest mi? Tam doğru bilgiye ulaşmak mümkün değil. Ama, en son olarak Ankara’ya dönerken baktım, gölün kıyısında, çok miktarda olta başında bekleyen vardı.

Sanırım: avlanmak serbest. Gölün, bir tanesinde balık avlamak yasak iken, diğer gölet bölümünde balık avlamak serbest olabilir. Ama: balık avlamayı düşünenler, tuttukları balık boy limitlerine lütfen dikkat etsinler ve belli ölçülerin altında balık tuttuklarında, yine göle bıraksınlar.

Gölde: balık türü olarak kadife ve özellikle de sazan bolca bulunuyor. Ayrıca: birçok kuş türü de bulunmakta. Bunlar: Leylek, Angıt, Yeşilbaş, Bozkaz, Ördek, Kuğu ve adı bilinmeyen bir çok kuşun bu alanda barındığı, göl suyu kıyılarında kamış, saz, peygamber çiçeği ve ılgın bitkilerinin görüldüğü anlatılmakta.

Gölette: tavşandan pekin ördeğine kadar, çeşitli evcil hayvanlarda bulunuyor.

Bu arada, son olarak: belki inanmayacaksınız ama haberlerde izlemiş olanlarınız hatırlayabilirler, bazen bu gölete uçan arabalar var. Maalesef, o kadar hızlı gidiliyor ki, o hızla, zor olanı başarıp, bu gölete uçan ve içindeki insanların ölümü ile sonuçlanan trafik kazaları olabilmekte.

SONUÇ

Ankara’ya yakın olması büyük avantaj. Hani, Mogan gölü var ya, inanın, Temelli gölü, Mogan gölünden daha güzel. Ancak: buranın çevresinde Mogan’da olduğu gibi tesis yani restoran, kafeterya benzeri tesisler yok. Buraya giderken, yanınızda mutlaka yiyeceklerinizi hazır götürmeniz gerek.

Kamelyalar ve barbeküleri kullanarak, güzel bir mangal keyfi yapabilirsiniz. Göl suyunun ve havanın serinliğini hissedebilirsiniz. Mutlaka zaman ayırın. Bir gün gidip, bu güzelliği bir denemenizi öneriyorum. Balık avı merakınız varsa, gerekli teçhizatı yanınızda götürmeyi unutmayın, deneme fırsatınız olabilir.

Ankaralılar, bir tatil gününüzde: güzel bir göl kıyısında, güzel ve düzenli yerleşim yerleri olan bir yerde: piknik yapmak, temiz hava almak, değişik bir ortamda bir süre yaşamak isterseniz, işte sizin için ideal güzellikte bir yer.

Gidin Temelli’ye, göl kıyısında, rekreasyon alanında, kamelyalarda oturun, mangal yakın, çayınızı yudumlayın, bir şeyler atıştırın, o güzel manzarayı seyredin, inanın güzel bir gün geçireceksiniz.

 

Sivas

aksu parkı.1
Sivas


Futbol gerçekten: büyük kitleleri peşinden sürükleyen, muhteşem bir olay. Sivas ve bu şehrin futbol takımı, bir yıl içinde zirve yaptı ve büyük kitleler tarafından, şehir bir anda büyük bir ilgi ve cazibe merkezi haline geldi. Elbette: Sivas denilince yalnız futbol akla gelmiyor, Sivas’ın bir çok özellikleri ve güzellikleri var. Buyurun: kışları karlı ve soğuk geçen, bu güzel ilimizi, birlikte gezelim.

hava alanı.1
Sivas

ULAŞIM

Hava yolu ile ulaşmak mümkün. THY ve bir özel firmanın: Sivas’a hava yolu ulaşımı var. Hava meydanı: sivil askeri kategoride olup, 1957 yılına hizmete girmiştir. Şehre uzaklığı: 23 km. dir. 33 araçlık otoparkı vardır. Şehir merkezine ulaşım: otobüs, servis ve taksilerle sağlanmaktadır.

Otobüs terminali: il merkezinde olup, münibüs ve belediye otobüsleriyle ulaşım sağlanmaktadır. Sivas’ın bazı merkezlere uzaklıkları şöyledir. Sivas-Ankara arası uzaklık: 442 km. Sivas-İstanbul arası uzaklık: 893 km. Sivas-İzmir arası uzaklık: 1021 km. Sivas-Yozgat arası uzaklık: 224 km. Sivas-Erzurum arası uzaklık: 435 km. Sivas-Kayseri arası uzaklık: 195 km. Sivas-Trabzon arası uzaklık: 423 km. dir.

Sivas’a demir yolu ile de rahatlıkla ulaşmak mümkündür. Özellikle yakında bağlanacak hızlı tren ile ulaşım gayet kolay olacaktır.

arkeoloji müzesi.2
Sivas

TARİHİ

İL ADININ TARİHÇESİ

Sivas’ta farklı dönemlerde hakim olan devletler: şehre, kendilerine özgü isimler vermişlerdir. Bunlar: Sebaste, Sipas, Megalopolis, Kabira, Diaspolis, Talaurs, Danişment ili, Eyalet-i Rum, Eyalet-i Sivas ve Sivas.

Bugün kullanılan Sivas isim kaynağı hakkında ise, farklı görüşler bulunmaktadır.
Bunların içindeki Sebaste: eski Pontus kralı Polemon’un karısı Pitodoris tarafından verilmiştir ve eski Yunancada “August şehri” olarak geçer.

İkinci bir varsayım: Romalılar: şehri ele geçirdiklerinde, şehrin idaresini “Pont krallığı”na bırakırlar. Pont kralının hanımı: Roma kralı August’un sevgisini kazanmak ve ona bir şükran ve sadakat ifadesi olarak: şehre, Yunancada “Ogüst şehri” anlamına gelen “Sebaste” ismini verir.

Sebaste isminin, zamanla “Sivas”a dönüştüğü düşünülmektedir.
En son olarak: şu görüşte önü sürülmektedir. Şehrin ilk kurulduğu yıllarda: bugünkü şehrin merkezinin bulunduğu yerde, büyük çınar ağaçlarının altında: 3 adet su kaynağının bulunduğu söylenir. Bu kaynaklardan: bir tanesi “Allaha şükür”, ikincisi “ana ve babaya saygı”, üçüncüsü ise “küçüklere sevgi” ifade edermiş.

Bu bölgede yaşayan insanlar, zamanla bu özelliklerini koruyamayınca, bu üç 3 kaynak kurur. Şehrin isminin de “3 göze/kaynak” anlamına gelen “Sipas” tan geldiği ve zamanla bu gün kullandığımız “Sivas” a dönüştüğü ileri sürülmektedir.

kongre binası.2. içi
Sivas

 

TARİHÇE

Sivas: eski bir yerleşim yeri olmasına rağmen, ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu hakkında kesin bilgiler yoktur. Asur hükümdarı Sargon: MÖ.710 yılında, Anadolu içlerine yaptığı bir akında: Sivas içlerine kadar gelmiştir. Kapadokya bölgesinde: Asurlara karşı, direnecek güç kalmayınca, Medler ve Lidyalılar; MÖ. 585 tarihinde, Kızılırmak sınır olarak kalmak üzere anlaşırlar.

Ancak: MÖ. 550 yılında, Persler, Med egemenliğine son vererek, Sivas ve yöresini ele geçirirler. MÖ.332 yılında, Büyük İskender, bölgedeki Pers egemenliğine son verir. Sivas; bir süre: Makedon komutanlardan “Sabistes” yönetiminde kalır.

Daha sonra ise: MS. 17 yılında, Roma imparatoru Tiperius, Sivas ve çevresini ele geçirmiştir. Böylece, Sivas Roma imparatorluğu egemenliğine girer ve “Eyalet-i Rum” olarak isimlendirilir.

1075 yılında, Sivas’ta Danişmentli Beyliği kurulur. 1175 yılında ise; II. Kılıç Arslan, Sivas’ı Selçuklulara bağlar. 1220 yılında, Moğol istilası korkusu ile, şehrin çevresi surlarla çevrilir. 1243 yılında, Kösedağ savaşını kazanan Moğollar; Sivas’ı işgal ederler.

1322 yılında, İlhanlılar, Sivas’ın da içinde bulunduğu bölgede bağımsızlıklarını ilan ederler. 1398 yılında: Sivas’ta, kentin ileri gelenlerinin isteğiyle, Osmanlı egemenliği tanınır.

1400 yılında, Anadolu’ya giren Timur: az sayıdaki Osmanlı askeriyle savunulan Sivas’ı uzun bir kuşatmadan sonra alarak; yakıp yıkar ve geri çekilir. 1408 yılında, Yıldırım Beyazıt’ın oğullarından Çelebi Mehmet, Sivas’ı ele geçirerek Osmanlı topraklarına katar.

Osmanlı egemenliğinde, eyalet merkezi haline getirilen Sivas: Amasya, Çorum, Tokat şehirler ile Malatya ve Kayseri illerinin bir kısımları, kendisine bağlanan bir sancak haline gelir. Evliya Çelebinin de belirttiği gibi: Sivas, zamanın en önemli eyaletlerinden biridir.

genel.2
Sivas

GENEL

Türkiye’nin en uzun nehri: Kızılırmak, Sivas-Kızıldağ (Zara ilçesi sınırları içinde)dan doğmaktadır.

TEDAŞ’ın 2003 yılı raporlarına göre, Sivas: tüm Türkiye genelinde, Kütahya’dan sonra, en az kaçak elektrik kullanılan 2. şehir olmuştur. Ne mutlu, kaçak elektrik kullanan hırsızlara duyurulur.

Sivas: çok sert bir karasal iklime sahiptir. Kışları: çok soğuk ve sert geçer. Kış aylarında: bol kar yağışı görülür ve bölge; ortalama 4-5 ay karla örtülüdür. Yazları: sıcak, kurak ve kısa süreli; ilkbahar ve sonbahar yağmurları ile geçer.

Evet: Sivas’ta mükemmel düzenlenmiş ve hala da düzenlemesi devam eden: merkez de, yerleşim birimleri ve merkezin içinden geçen “Kızılırmak” etrafında yapılan çevre düzenlemesini göreceksiniz.

Ayrıca: muhteşem soğuk ve kurak olan bölgede, yetişen ağaçları göreceksiniz. Türkiye’nin çoğu yerinde göremeyeceğiniz ölçüde, büyük genişlikte caddeler ve sokaklar göreceksiniz.

aşık veysel.2

AŞIK VEYSEL

Aşık Veysel: 1894 yılında, Şarkışla İlçesinin Sivrialan köyünde doğmuştur. Çocukluğu ve gençliği köyde geçmiştir. İki gözü de görmeyen aşık: günlerini babasının Ortaköy’deki Mustafa Abdal tekkesinde, kendisine aldığı, üç teli kırık saz ile geçirmeye başlar.

Yirmi yaşlarına geldiğinde: artık iyi saz çalan ve iyi şiir okuyan bir halk sanatçısı olur. Gözünün kör olması, şiirlerindeki tabii söyleyiş ve ezgilerinin orijinal oluşu, seçtiği konular ve sentezci yapısı Veysel’in şöhret kazanmasını sağlayan en önemli faktörlerdir.

Yıllarca çeşitli nedenlerle, yurdun değişik yörelerinde düzenlenen programlara katılan Veysel, son konserini 15 Ağustos 1971 tarihinde Hacıbektaş’ta verir ve 21 Mart 1973 tarihinde vefat eder.

Usta ozanın ölüm yıl dönümü olan: 9-11 Temmuz tarihlerinde, Sivas’ta ve Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde, anma törenleri ve festivaller düzenlenmektedir.

atatürk.1

SİVAS KONGRESİ

Mustafa Kemal Paşa: 2 Eylül 1919 tarihinde: Sivas’a gelir. Sivas halkı: şehre 5 km. uzaklıkta, çadırlar kurarak ve büyük bir coşkuyla Atatürk’ü karşılarlar. 4 Eylül 1919 günü: Sivas kongresi, Mekteb-i Sultani önünde toplanır, çarşıda dükkanını kapayan, daireden ayrılan, işini gücünü bırakan tüm Sivaslılar, sel halinde bu mahşeri kalabalığa katılırlar ve Mustafa Kemal Paşa’yı, coşkun tezahüratlarla karşılayıp, bağırlarına basarlar.

Evet: Sivas kongresi, yaklaşık 10 gün kadar sürmüştür. Ben bu kongre ile ilgili ayrıntılı bilgi vererek, tarihi sürece girmek istemiyorum. Ama: elbette bu kongre, Türk siyasi tarihi açısından büyük önem arz etmektedir.

Şöyle ki: Atatürk’ün, 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’da Anadolu’ya ayak basmasını takip eden süreçte, Sivas ile birlikte, ok yaydan çıkmış ve Padişah hükümeti ile şiddetli bir çatışmaya girilmiştir. Yani: Sivas kongresi: Atatürk’ün kendisinin de ifade ettiği gibi: Cumhuriyetin temelini teşkil eder. Bu temelde: Sivaslıların şeref payı büyüktür.

cumhuriyet üniversitesi.1
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi

CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ

Türkiye Cumhuriyetinin 14. üniversitesi olan Cumhuriyet Üniversitesi; 1974 yılında, il merkezinin 7 km. güneyinde, Kızılırmak kıyısında, Kayseri yolu üzerinde kurulmuştur. İlk kurulduğu zamanlar: Anadolu’daki dört üniversiteden biriydi.

Üniversite bünyesinde: 9 fakülte, 3 enstitü, 12 meslek yüksek okulu ve 3 yüksek okul bulunmaktadır. Öğrenim gören öğrenci sayısı: 18.118’dir. Akademik personel sayısı ise: 1297’dir.
Üniversite yerleşkesinde ve şehir merkezindeki yurtlarda: 1648 kız ve 1152 erkek olmak üzere, toplam 2790 yatak kapasitesi bulunmaktadır.

Fakülte ve yüksek okullar bünyesinde: 50 eğitim ve araştırma laboratuvarı ile malzeme üretimi ve bakım-onarım atölyeleri bulunmaktadır. Kültür Merkezi içinde ise: 500 kişilik, ana konferans salonu, 2 toplantı salonu ve sanat galerisi var.

kangal köpeği.2

KANGAL KÖPEĞİ

Kangal çoban köpekleri: çok cesur, gayet hızlı ve çeviktirler. Kadın ve çocuklara karşı gayet muhlis, kötü ve kötü niyetli kişilere karşı: son derece caydırıcı bir silahtırlar. Ayrıca: çok zeki, önsezileri kuvvetli ve sahiplerine aşırı bağlıdırlar.

Sahibi tarafından azarlandığı zaman: suçlu bir çocuk gibi, başını öne eğer, sahibinin gözlerine mahsun mahsun bakarak af edilmesini bekler. Hislerini yalnız: hal, hareket, mimik ve jestlerinde değil, çıkardıkları çeşitli tonlardaki havlamaları ile belli ederler.

Evet: kangal köpeklerinin diğer özelliklerinden de söz etmek istiyorum. Görevlerine çok sadıktırlar. En büyük özelliklerinden biri de: kurt boğmalarıdır. Bu özellikleriyle, diğer köpekler arasında ön plana çıkarlar. Kan asaletine çok bağlıdırlar. Serbestken bile: başka bir köpekle çiftleşmezler.

Vücut rengi: bozdan, çelik rengine kadar olabilir. Kısa ve yoğun bir tüy yapısı vardır. Ağırlık: erkeklerde: 50-60 kg. ve dişilerde ise 41-59 kg. arasındadır.

Sivas’ta bulunduğunuz sürede: kangal köpeklerinin üretildiği bir yer görmek isterseniz: Meraküm Tepesindeki kangal üretim çiftliğini gezebilirsiniz. Hatta, merakınız varsa, buradan kangal köpeği yavrusu satın alabilirsiniz. Meraküm Tepe: 1600 metre yükseklikte bir yer.

Yoğun kar yağışı ve soğuk hava etkili olduğunda: burada, kar kalınlığı zaman zaman bir metreyi geçiyor. Ama yine de, tepedeki merkezde üretilen köpekler, özellikleri gereği soğuk hava ve kardan olumsuz etkilenmeden yaşamlarını sürdürüyorlar.

madımak oteli.1
Sivas Madımak Oteli

MADIMAK OTELİ

Her ne kadar Sivas denilince, Madımak Oteli, turistik bir tercih değilse de, maalesef Sivas’ın içinde bir otel var, adı: Madımak oteli ve bu otelde; yakın geçmişte, hazin bir olay cereyan etti. Fazla uzak değil, yalnızca 16 yıl önce, 2 Temmuz 1993 tarihinde, bu otelin içinde barınan, 2’si otel görevlisi ve 33’ü konuk: 35 insan yanarak ya da dumandan boğularak hayatlarını kaybettiler.

Bunların: kim oldukları, ne iş yaptıkları, isimlerini yazmıyorum, çünkü önemli olan bunların insan olmaları, evet 35 insan öldürüldü ve 51 insan ise, yaralı olarak kurtarıldı.

16 Haziran 2000 tarihinde, bu olaydan yargılanan 33 sanık: Devlet Güvenlik Mahkemesince idam cezasına çarptırıldı. Ancak: 2000 yılında, idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla, idam cezaları infaz edilmeyip müebbet hapse çevrildi.

Sivas Davası: İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk dava olarak, tarihteki yerini almıştır.

yemekler.fırın katmesi

NE YENİR

Sivas halk mutfağında: yemekte, çorbalar ön sırada yer alır. Sivas’ta bulunduğunuz sürede: tandır ekmeğinin kokusunu metrelerce uzaktan duyabileceksiniz. Ardından: fırın yakınlarından geçerken: mutlaka ve mutlaka, tandır çöreği alın ve tadına bakın.

Bu aperatifler yanında: bir lokantaya oturduğunuzda ise: Sivas kebabı deneyebilirsiniz. Bu arada: içli köfteyi, Sivas’ta olmaz diye düşünmeyin, isteyin ve deneyin, beğeneceksiniz.

Yiyecek yerleri olarak: yaygın tatlardan; hani belki reklama girecek ama, Kirli Ahmet’in köftesini, Kirli Mehmet’in dönerini yemenizi öneririm. Bunlar hoşunuza gitmedi ise: etli pide deneyebilirsiniz. Bunun dışında: Sivas’ın geleneksel tatlarının ayrıntıları şöyle:

PESKÜTAN

Kış çorbalarının başında gelir. Un ve yoğurdun pişirilmesiyle yapılır. Kış günlerinin lezzetli ve besleyici bir yemeğidir.

FIRIN KATMERİ

Her zaman yapılabilecek ve yolluk olarak hazırlanan bir yiyecektir. Çarşı fırınlarında, hazır kat-mer ve çörekler satılmaktadır.

NE SATIN ALINIR

Alışveriş yerleri: Şifaiye, Buruciye, Selçuklu Parkı. Bunun dışında: şehirde alışveriş yapılabilecek başlıca merkez: İstasyon Caddesi ve Atatürk Caddeleri. Bilemiyorum; aslında burada yazmak istiyordum ama Sivas’ta bulunduğum sürede, buraya özgü, alacak herhangi bir şey bulamadım, Sivas’ta, buraya özgü, hediyelik eşya yok.

genel.1
Sivas

GEZİLECEK YERLER

etnografya müzesi.1
Sivas Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi

ATATÜRK KONGRE VE ETNOGRAFYA MÜZESİ

Sivas kongresinin toplandığı binadır. Sivas valisi Memduh Paşa tarafından; 1892 yılında, o zamanki adıyla “Mülki İdadi” olarak hizmete açılmıştır. Binanın ön cephesi; 1930 yılında yapılan büyük onarım ile, yeni açılan İstasyon Caddesine çevrilmiş ve bir giriş kapısı yapılmıştır. Bina: 1924 yılında “Sivas Lisesi” adını almıştır.
Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsilinin, 3.5 ay süre ile karargah olarak kullandıkları ve o tarihlerde Sultani olan binanın, toplantı salonunda: 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında, Sivas Kongresinin oturumları yapılmıştır.

kongre binası.1
Sivas Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi

 

Tarihi kongre salonu ve Mustafa Kemal Paşa’ya ait: çalışma ve yatak odası: kongrenin yapıldığı günlerdeki hali ile muhafaza ediliyor. Üst katta: Sivas kongresi öncesindeki olayların, Mustafa Kemal Paşa’nın kongre hazırlığı ile ilgili tamimlerinin ve bildirilerinin sergilendiği salon, o zamanki haberleşmenin temelini oluşturan telgraf odası, Sivas kongresi ile ilgili tutanakların yer aldığı salon, merkezi Sivas’ta bulunan “Anadolu kadınları Müdafa-i Vatan Cemiyeti” ne ait bildirileri ve haberleri içeren belgeler ve irade-i Milliye Gazetesinin basıldığı matbaa ve gazeteye ait nüshaların sergilendiği salonlar var.

Bu binanın: zemin katının tamamı, Etnografya Bölümü olarak düzenlenmiştir. Bu bölümde: silahlar seksiyonu, Hacı Beslen odası, Halı seksiyonu, Sivas Baş odası, Bakır eserler, Tekke eşyaları, Giysi-El işlemeleri, Gömme vitrinler, kilim seksiyonu var.

arkeoloji müzesi.1
Sivas Arkeoloji Müzesi

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Sivas’ta bulunduğum sürede henüz açılmamıştı. Ancak: hizmete girdiğinde, Orta Anadolu’nun en büyük Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vereceği söyleniyordu. Çevre düzenlemesi çalışmaları yapılıyordu. Sivas Endüstri Meslek Lisesi bahçesinde bulunuyor. Sivas’ta bulunduğunuz sürede: 29 Nisan 2009 tarihinde açılan bu müzeyi, mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

5965 metrekarelik bir alan üzerine kurulan müzede: 2487 arkeolojik eser, 5805 sikke bulunuyor. Bunlar: kronolojik bir sıraya göre sergileniyorlar. Bunun yanında: kum havuzu, iki tablet çalışması, resim çalışmaları, arkeolojik kazı alanları gibi, çocuk eğitimine yönelik stantlarda yapılmış. Bu müzede: yalnızca burada sergilenen: Osman Gazi büstü var.

arkeoloji müzesi.içi.1
Sivas Arkeoloji Müzesi

 

Bunun dışında müzede sergilenen eserler: Sarissa kazı buluntuları, Hitit dönemine ait: sunak, tablet ve çeşitli toprak kaplar. Helenistik döneme ait eserler. Demir çağ dönemine ait eserler. 10 milyon yıl önceki fosil buluntuları. Asur dönemine ait eserler. Roma ve Bizans dönemine ait eserler. Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eserler.

şi.
Sivas Şifaiye Medresesi

ŞİFAİYE MEDRESESİ

Selçuklu Parkı içinde, Çifte minareli medresenin hemen karşısındadır. 1217 yılında, Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu Tıp Okullarının ve hastanelerinin en eski ve en büyüklerindendir. Hastane: 50 x 70 metre ölçülerinde olup, iç avlusu: 22 x 32 metre ölçülerindedir.

Binada: taş ve tuğla malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi: taç kapısı süslemelerine önem verilmiştir. Dışarıya doğru taşıntılı taç kapı alınlığının: sağında ve solunda, aslan ve boğa kabartmaları yapılmıştır. Gerek taç kapı cephesi, gerekse pencereler, gerekse ana eyvan cephesi: iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle kaplıdır.

1220 yılında: genç yaşta vefat eden I. İzzettin Keykavus; vasiyeti üzerine, çok sevdiği Sivas’taki Şifaiye Medresesinin güney bölümündeki eyvanda bulunan türbesinde, ailesiyle birlikte yapmaktadır. Türbe cephesi: Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Süslemelerde: geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazıları, mavi-lacivert-firuze-beyaz renkler kullanılmıştır.

Bu durumuyla türbe: şifahanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Bu çini süslemeleri yapanın Ahmet Bekirül Marendi olduğu, sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılıdır.

Üstteki büyük çini kabartma kitabede: muhteşem bir yazı var, umarım bu satırları okuyan çok olur ve bu yazının yaşamımızdaki önemini anlar: “ BİZ GENİŞ SARAYLARDAN DAR KABİRLERE ÇIKARILDIK. MALIM-MÜLKÜM BANA FAYDA VERMEDİ. SALTANATIM MAHVOLDU”

gök medresi.1
Sivas Gök Medrese

GÖK MEDRESE

Selçuklu veziri Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından, 1271 yılında yaptırılmıştır. Mimarı ise: Konyalı Kaluyan’dır.

Gök medrese: açık avlulu, dört eyvanlı planın uygulandığı ve iki katlı olduğu iddia edilen bir medresedir.

Taç kapı üzerinde yükselen tuğla örtülü iki minaresindeki mavi çinileri nedeniyle: Gök medrese adını almıştır. Plastik sanatların şaheserlerinden olan taç kapıda: mermer malzeme kullanılmış olup, taç kapının üst iki köşesinde, iç içe girmiş, hayvan başları var.

Koç, domuz, aslan, yılan, ejder başlarının tanındığı bu kompozisyonun: burç işaretlerini kastettiği öne sürülmektedir. Türklerin, 12 hayvanlı takvimlerinde de, bu hayvanların bir kısmı görülmektedir. Türk takviminin hayvanları şunlardır: fare, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek, domuz.

12.hayvanlı takvim.1
Sivas Gök Medrese

 

Medreseye girişte: sağda mescit, solda ise Dar-ül Hadis bölümleri görülüyor. Mihrabın büyük kısmı: günümüze kadar gelebilmiştir. Mihrap: çini ile kaplı olup, üzerinde Ayet-el kürsi yazılıdır. Üçgenler ile, kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve etekleri de, çini bezemelidir.

Girişin solunda bulunan: Dar-ül Hadis bölümünün ise: duvarları sıvanmıştır. Üzeri açık dikdörtgen planlı, iç avlunun ortasında bir havuzu olması gerekir. Bugün yapının içinde, bu havuzun mermer taşları görülüyor. Anadolu’da bilinen en büyük Selçuklu havuzudur. 22 köşeli, poligonal bir plana sahiptir.

Avlunun: kuzey ve güneyinde, altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı bulunur. Bu revakların gerisinde, küçük kapılardan hücrelere girilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış, yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneydeki eyvanın içi: çini teyzinatla süslüdür.

Bu medresenin diğer öne çıkan bölümü şudur. Cephenin solunda bulunan çeşmenin: üç dilimli kemer, iki satırlık kitabe ve üç yönü dolaşan geometrik bordürü bulunmaktadır.

çifte
Sivas Çifte Minareli Medrese

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE

İlhanlı veziri Şemsettin Mehmet Cüveyni tarafından, 1271 yılında yaptırılmıştır. 17. yüzyılın ikinci yarısında: bölgede meydana getirilen ; Gök medrese ve çifte minareli medrese gibi: taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu’daki önemli yapıtlarından biridir.

Günümüzde: doğu yönünde bulunan medrese girişinin dış süslemeli cephesi: büyük boyutları ve tuğla-çini örgülü iki minaresi görülüyor. Bu durumu ile: Gök medrese ve Erzurum Çifte Minareli Medrese ile benzerlik gösteriyor. Ön yüz: ortada iki minareli taç kapı, iki yanındaki pencere ve köşe kuleleri ile oluşturulmuş. Ön yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken: simetri aranmamış.

Cephedeki taş süslemelerde: tekrarlardan kaçınılan bir anlayış hakim. Bunun sonucunda: daha canlı, hareketli ve ışık-gölge oyunlarının kuvvetlice hissedildiği bir cephe elde edilmiş.

Minareler: taşın yanı sıra, tuğla ve çinilerle bezenmiştir. Taç kapının solunda: 3 dilimli küçük bir niş içinde, bugün okunmayacak kadar tahrip olunmuş bir yazı görülüyor. Bu yazıda: mimarın isminin yazılı olduğu düşünülüyor. Kesin olmamakla birlikte: Konyalı Kaluyan veya Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.

burucu
Sivas Buruciye Medresesi

BURUCİYE MEDRESESİ

1271 yılında, Anadolu Selçuklu Sultanlarından III. Gıyasettin Keyhusrev tarafından yaptırılmıştır. İlmiye çalışmaları için medrese olarak yaptırılan yapıda, dönemin pozitif ilimleri, uzun yıllar boyunca okutulmuştur.

Sarımtırak renkli taşlardan oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe: devrin Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Yapı: kareye yakın, dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu çevresindeki sütunlu revaklar ve bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır.

Giriş kapısının sol yanında: mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede: medrese binasını yaptıran Burucerdioğlu Muzaffer Beyin ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır.

Taş işlemeciliğinde ağırlığın: taç kapıda bulunduğu görülüyor. Yıldız, rumi ve geometrik motifler, yüzeysel olarak bir dantel gibi işlenmiştir.

kale
Sivas Kalesi

SİVAS KALESİ

Ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki kısımdan oluşur. Aşağı kalenin çevresi: 7500 metre ve yüksekliği: 25 metredir. Kalede: kesme taştan yapılan sur duvarları, kuleleri ve Kayserikapı, Palaş, Tokmakkapı, Cancun, Salpur gibi şehre giren; demir kapıları görülebilir.

Yukarı kale ise: şimdiki Kale Park diye bilinen yerdedir. Çelebi Sultan Mehmet tarafından, büyük çapta onarılan kalede: günümüzde; sur duvarları, iki kapı, üzerinde bir cami, zahire ambarları, sarnıç ve cephaneliği bulunmaktadır. Bunun dışında: herhangi bir kalıntı bulunmamaktadır.

kale camisi.1
Sivas Kale Camii

KALE CAMİ

Selçuk Parkı içindedir. III. Sultan Murat’ın vezirlerinden Sivas Valisi Mahmut Paşa tarafından, 1580 yılında yaptırılmıştır. Sivas’ta bulunan Osmanlı camilerinin en güzeli olmasıdır.
Asıl ibadet alanı: kare planlı, üzeri yüksek bir kurşun kaplı, tek bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarları: kesme taştan inşa edilen caminin, kuzeybatı köşesinde yer alan tuğla örgülü minaresi, altıgendir.

Mihrap ve minberi: mermerdir. Caminin her iki yanında bulunan ve örneği az görülen: 2 taş dikkati çekmektedir. Taşlardan birinin içi oyuktur. Yapıldığı dönemlerde: yardımlaşmanın önemini gösteren bu taşlara: sadaka ve yitik taşı deniliyor.

Sadaka taşı: cami minaresinin altında, oyuk şeklindedir. O dönemde: sadaka vermek isteyenler, sadakalarını bu taşın içine yerleştirirlerdi. Sadakaların yerleştirilmesinde, özellikle gece yarısı zamanları seçilirdi. İhtiyaç sahipleri de, bu taşın içinden, yalnızca ihtiyaçları bulunduğu kadarını alırlardı.

Yitik taşı: cami avlusunun doğusundadır. Kaybolan eşyalar: bu taşın üzerinde teşhir edilir ve kaybedenlerin, kayıp eşyalarını bulmaları sağlanırdı.
Okudukça şaşırıyorsunuz, evet, gerçekten bizim insanlık anlayışımız işte bu, muhteşem bir karakter yapımız, uzun geçmişten geliyor.

paşa camisi.1
Sivas Paşa Camii

PAŞA CAMİ

Çarşı içinde, Nalbantlarbaşı caddesindedir. Süleyman Bey, 1421 tarihinde küçük bir mescit yaptırmıştır. Süleyman Beyin soyundan gelen ve Sultan I. Abdülhamit’in damadı, Sivas valisi Alettin Paşa; 1805 yılında bu mescidi yıktırarak, daha büyük bir cami yaptırmıştır. Bu nedenle: camiye, bu isim verilmiştir.

Cami: sarı kesme taştan, dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. 19.yüzyıl, batı etkisindeki Osmanlı camilerinin bir örneğidir. İbadet bölümünü: dört payenin yuvarlak kemerlerle birbirine bağlandığı, merkezi bir kubbe örtüyor. Bu kubbe: yüksek bir kasnak üzerinde olup, dört yandan, çeyrek kubbelerle destekleniyor. Mihrap, içten yuvarlak niş şeklinde olup, devrinin kalem işleriyle bezenmiş.

İbadet bölümü: 3 sıra halinde pencereler ile aydınlatılıyor. Bunlardan alt sıra pencereler: dikdörtgen, üst sıradakiler ise yuvarlak kemerli. Minaresi: 1950 yılında, tek şerefeli ve taştan yapılmış. Daha sonraki yıllarda, caminin yanına ikinci bir minare daha eklenmiş. Minareler taş kaide üzerine, yuvarlak gövdeli ve ikişer şerefelidir.

ulu cami.1
Sivas Ulu Cami

ULU CAMİİ

Kitabesi: Sivas Müzesinde bulunmaktadır. Buna göre: 1196-1197 yıllarında, Kızıl Arslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. Ulu cami mahallesindedir. Anadolu’nun en eski camilerinden biridir. 1212 yılında, I. İzzettin Keykavus döneminde onarılmıştır.

Dikdörtgen planlı caminin üst örtüsü: düz dam şeklindedir. Silindirik gövdeli minaresine: 116 basamakla çıkılmaktadır. Sekizgen kaidesi: firuze renkli sırlı tuğladandır. Kaide: gövde ve şerefe altı: firuze renkli çinilerle süslenmiştir.
Minare: 13’ncü yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiştir. Caminin güneydoğu köşesinde, yaklaşık 3 metre uzaklıktadır. Minare kaidesi, tuğla örgülü, sekizgen kaidelidir.

taşhan
Sivas Taş Han

TAŞ HAN

Atatürk Bulvarı ile Dörtyol mevkiinin kesiştiği noktadadır. Kaynaklardan: 19. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı anlaşılmaktadır. Han içinde: güzel bir çeşme var, aslanlı çeşme. Bir taş havuza akıyor. İki katlı hanın, üst katında: nargile keyfi yaparak, şehri izleyebilirsiniz.

aksu parkı.2
Sivas Aksu Parkı

AKSU PARKI 

2007 yılında, Aksu çayı ıslah edilerek bu park yapıldı. Şehrin simgesi gibi bir park. Güzel bir yaz akşamında mutlaka zaman ayrılması ve gidilmesi gerek. Yaz aylarında: cıvıl cıvıl ve her yandan müzik sesleri gelen bir yer. Burada bir amfi tiyatro var, zaman zaman güzel gösteriler düzenleniyor.

paşabahçe.1
Sivas Paşabahçe

PAŞABAHÇE

Paşabahçe mesire alanı: şu anda 160 dönüm arazi üzerine kurulmuş bir alanı kapsıyor. 105 dönüm daha eklenecekmiş. Yapılacak yeni sosyal tesisler: düğün salonu ve diğer açık alan düzenlemeleriyle birlikte, toplam 265 dönüm olarak park bütünlenecekmiş. Bu ölçüsü ile: Orta Anadolu’nun en büyük mesire alanı olacak.

paşabahçe.4
Sivas Paşabahçe

 

Sivas Belediyesi: bir zamanlar şehre elektrik veren, şelalesi olan, doğal güzelliği ile göz kamaştıran Paşa Bahçeyi, tekrar eski günlerine çevirmek ve günümüz insanının doğa ihtiyacını karşılamak için; modern bir piknik alanı yapmış. Alanda: 300 tane kameriye bulunuyor.

Kangal tanıtımı.

Divriği tanıtımı.

Zara tanıtımı.

Yıldızeli tanıtımı.